01.04.2021
Tekman Post | Prof. Dr. Ümit Yazıcıoğlu
Milletvekilliğinin düşmesine Anayasa’nın 84’üncü maddenin birinci, üçüncü veya dördüncü fıkralarına göre karar verilmiş olması hallerinde, Meclis Genel Kurulu kararının alındığı tarihten başlayarak yedi gün içerisinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın, Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini on beş gün içerisinde kesin karara bağlar.
Her ne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi kararları, kural olarak, herhangi bir yargısal denetime tabi değilse de. Bunun sebebi, Türkiye Büyük Millet Meclisi kararlarının birey hak ve özgürlüklerine ilişkin olmaması ve yasama organı ile yürütme ve yargı organları arasındaki ilişkiyi düzenlemesidir. Doğal olarak, bu durum hukuk devleti ilkesini ihlal etmez. Bununla birlikte, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin karar olan işlemlerinden kendi içtüzüğü, milletvekilliğinin düşmesi kararı vermesi durumunda bu karar ve yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararı Anayasa Mahkemesi’nin denetimine tabidir. Bununla birlikte, yasama faaliyetinin sağlıklı olarak yerine getirilebilmesi ve özellikle Meclis’teki çoğunluk partisinin muhalefeti ortadan kaldırmasını engellemek açısından TBMM İçtüzüğü, yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararı ve milletvekilliğinin Meclis kararı ile düşmesi halleri Anayasa Mahkemesi’nin denetimine tabidir.
Milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ve böylece yargılanmalarına imkân sağlayan düzenleme bir Anayasa değişikliği şeklinde 20 Mayıs 2016 tarihinde 6718 sayılı Kanun’la yapılmıştı. Bu Kanun’la Anayasaya geçici 20. madde eklenmiş ve bekleyen dokunulmazlık dosyalarının tamamının kaldırıldığı hükme bağlanmıştır.
Yüzyılların ortaya çıkardığı bir müessese Dokunulmazlıktır. Bu müesseseyi, “kaldırdım” demek olmaz. Geçici 20. madde ile yapılan hukuki hatanın arkasına sığınmıyorum, sadece diyorum ki, politikacılar ikide bir hukukla oynamasın.
Ülkemiz toplumunda siyasetin yargıya müdahale ettiği konuşuluyor, doğru veya değil, bu algı var. Bunları iktidarın sonlandırmamız lazım. Herkes adalet istiyor. Bu mümkün mü? Herkesi memnun etmek elbette işin doğasına aykırı. Zira herkesi memnun etmek ancak Doğal/Tabii Hukukta mümkün olabilir, Pozitif, yani Yürüyen Hukukta olmaz. Birisi haklı ise diğeri haksızdır. Dolayısıyla önemli olan adalet terazisinin meseleleri tarafsız tartmasıdır. Zaten adalet terazisi doğru tartıyorsa sorun çıkmaz, önemli olan bu noktayı doğru tespit etmek, kuralları doğru dürüst koyup uygulamak ve bunu yaparken hukukun evrensel ilke ve esaslarını unutmamaktır.
Ülkemizde son yıllarda toplumun gündemine yaygın ve yoğun olarak yerleşen bir gelişme göz ardı edilemeyecek ölçüde herkesi etkilemekte ve ilgilendirmektedir. Klasik demokrasilerde makul ve sıradan bir asayiş/ güvenlik uygulaması dahi ülkemizde maalesef adeta bir tür endişe ve korku kaynağı olarak değerlendirilmektedir. Dün Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulu, Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, milletvekilliğinin düşürülmesinin iptali istemiyle yaptığı başvuruyu oy birliğiyle reddetti. Gerekçe olarak: Anayasa’nın 84. maddesinin, „kesin hüküm giyme veya kısıtlanma sebebiyle milletvekilliğinin düşmesini“ düzenleyen ikinci fıkrası yönünden Anayasa Mahkemesi’ne müracaat imkânı tanınmadığı, bu nedenle başvurunun yetkisizlik nedeniyle reddedildiğini‘ duyurdu. Anayasa Mahkemesi bu şekilde bir karar vermiş, bu sevimsiz karara karşı, sadece sessiz kalamam, hukuken eleştiririm. Eğer Gergerlioğlu, kararla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurursa bu karar AİHM’den geri döner. Gergerlioğlu’nun milletvekilliği sıfatını tekrar kazanması hukuken mümkündür.
Genel nitelikli bir tedbir olarak TBMM Başkanlığının AYM’ye bireysel başvuru yapıldığı durumlarda kesinleşmiş mahkûmiyet kararlarının TBMM Genel Kuruluna bildirilmemesine dair bir tutum değişikliğine gitmesi ve İçtüzüğe açık bir hüküm konulması yerinde bir çözüm olacaktır. Gergerlioğlu ’nün TBMM tarafından milletvekilliğinin düşürülmesi bir yargılama sonucunda verildiği için ihlal kararına konu olan kararın bu bakımından da etki doğurması gerektiği kuşkusuzdur. Anayasa uyarınca söz konusu vekil için “dokunulmazlığının kaldırılmış muamelesi” yapılamayacağına, fezleke okunması yerine öncelikle TBMM’nin dokunulmazlıkları kaldırma sürecini işletmesi gerekirdi. Bu yolun işlevsiz bırakılması ’Anayasa’ya aykırıdır, millet iradesine darbe yapılmıştır.
Bu yanlışın düzeltilmesi için TBMM Başkanlığınca resen işlem yapılması halen mümkündür. Görüleceği üzere, TBMM içtüzüğü, milletvekilliğinin düşmesi ve yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararları Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kendi iç işleyişine ve çalışma düzenine ilişkin olmasına rağmen, önemine binaen bu kararların denetimi mümkün kılınmıştır. Bu kararlar, Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran siyasi parti veya partilerin, bu avantajı kullanarak muhalefeti ortadan kaldırma ihtimali vermesi sebebiyle önemlidir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, bu üç tür kararı denetlemektedir. Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi’nin işlemin nitelemesiyle bağlı olmadığı yönünde eylemli içtüzük değişikliği içtihadı bulunmaktadır. Bu içtihat, Anayasa Mahkemesi’nin denetim yetkisini Anayasa’da öngörülenden daha geniş yorumlaması olarak belirtilebilir.

























Yorumlar