17.08.2021
Her hafta salı günü saat 21.00’da yayınlanan ÖFG TV 118. Bölüm’de gündem değerlendirmesi ve hak ihlallerinden söz ettim.
Herkese iyi akşamlar. ÖFG TV başlıyor! Her hafta Salı günü saat 21.00’de sizlere sunduğumuz ÖFG TV programı bugün yine başlıyor. Değerli izleyenler önemli gelişmeler yaşanıyor. İlk önce dünyadan tabi ki son 2-3 gündür tüm dünya Afganistan’ı konuşuyor. Çok dehşet veren, çarpıcı görüntüler geliyor. Gerçekten çok üzücü! Uçakların kanatlarına tutunmaya çalışan ve daha sonra uçak havalandığında yere düşen insanlar perişan bir şekilde uçaklara doluşmaya çalışan insanlar. Büyük bir trajedi, büyük bir sefalet görüntüsü var. Bunun üstünde biraz durmak lazım. Afganistan yıllardır çok büyük zorluklar, sıkıntılar, işgaller yaşayan ve maalesef gelişemeyen, kendini geliştiremeyen ülke. En başta insani, islami anlayışını geliştiremeyen, ırkçılık birtakım gelenekler, feodel anlayış, islamin kabuğunda kalma gibi hastalıklar ile muzdarip bir ülke olduğunu görüyoruz! İşin doğrusu insanoğlu kendisini geliştiremeyince maalesef başkalarının kulu, kölesi ve kuklası oluyor. İşte Afganistan maalesef bunun acı bir örneği olarak bunun önümüzde. Hem insani olarak kendisini geliştiremeyen bir toplum, hem islami olarak islamın özünü anlayamayan, kabuğunda kalan bir anlayışa teslim olmuş durumda. Taliban denen anlayış tamamen bundan belki 1000 yıl önceki fıkıh anlayışının formel yapısı içinde uygulanmasını islam zanneden bir anlayış ve bu da tabiki günümüze uymuyor ve islamın hakikati, özü anlaşılmadığı içinde bu tür bir şekilcilikte kalınarak çok büyük yanlışlıklara imza atılmış oluyor. Aynı zamanda Afganistan’da feodel bir yapı var, ırkçılık, kavmiyetçilik had safhada, biz Afganistan’ı uzun süredir takip ediyoruz aslında. Afganistan uzun yıllar boyunca Rus istilası altında kalmış. Daha sonra Ruslara karşı çarpışmış, galibiyet elde etmiş, daha sonra Amerikalılara karşı mücadele vermiş bir ülke ama sadece anti emperyalist olmak yetmiyor açıkçası. Siz kendi anlayışınızı değiştiremediğiniz, insani anlayışınızı gereken yere getiremediğiniz için, islami açıdan birtakım gelenekleri din zannederek uygulamalar yaptığınız müddetçe aslında her çağda değişmesi gereken islamın şekilsel unsurları olan fıkhı bin yıl önceki haliyle anlayarak, bunu her türlü şekil ve şemalde islam zannederek yürüdüğünüz zaman hem kendiniz büyük yanlışlara düşüyorsunuz hem de islam adına kadınlara zulmedebiliyorsunuz, çocuklara zulmedebiliyorsunuz, insanlara zulmedebiliyorsunuz ve çağa aykırı bir anlayışı islam diye insanlara sunabiliyorsunuz ve sonrasında da geldiğimiz nokta maalesef ki büyük bir çöküş görüntüsü. Taliban bundan önce de iktidara gelmişti ve yine böyle şu an Türkiye’deki bazı tarikatların yaptığı gibi islamın birtakım fıkhı unsurlarını din diye kabul edip, onları çok büyük bir önemle dayatma hadisesini gündeme getirmişti ve bundan dolayı da büyük tepki çekmişti. Kadınları eve hapsetme, sosyal hayata çıkarmama, hayatın dışına itme tavrı kabul edilecek bir tavır değil. İslamda tesettür var ama bu kadını hayatın dışına itecek bir tarzda değil kesinlikle. Taliban kendisi islamı yanlış uyguladığı gibi insanları da islamdan soğutan ve nefret ettiren bir anlayış oldu işin doğrusu. Bununla tüm islam dünyası yüzleşmeli, islam dünyasındaki bu trajedi sadece Afganistan’da değil dünyanın birçok yerinde, islam dünyası yeni bir anlayış devrimi, yeni bir rönesans gerçekleştirmediği müddetçe daha yıllarca bu büyük sıkıntıları bu utanç verici halleri, ülkesinden kaçan kuşaklara tutunmaya çalışan görüntüsünü izler maalesef. Bunlarla yüzleşmek zorunda müslümanlar. Neden müslümanlar başka bir müslüman ülkeye doğru kaçmıyor da batıya kaçıyor? O sürekli kafir dediği müslüman değil dediği diyerek aşağıladığı batı ülkelerine kaçıyor bunları da sorgulamalı işin doğrusu! Kimsenin islam anlayışını ırkçılıkla, feodallikle, şekilcilikle izah etme hakkı yoktur! Buna tüm müslümanların da itiraz etmesi gerekir. Biz islamın özünün hak ve adalet olduğunu iyi biliyoruz. Bu şekilde dinin özünü, sarık, cübbe, urka, misvak gibi birtakım şekillere, birtakım yobazlıklara bağlayarak hiç kimse bir yere varamaz, bu dünyada insanların hakka, adalete, vicdana çok ihtiyacı var ve bunlar da bu dinin özünde var aslında ama kafası geri kalmış bir anlayış olursa fıkhi birtakım kurallar aslında bu fıkhi kurallar her an değişebilir! Önemli olan bu fıkhi kurallarla islamın özünün anlaşılması ve yaşanmasıdır mesele budur ama işte çoğunlukla insanlar cahili bir anlayış ile şekli özden daha ön planda görebilmektedirler!!!
Değerli arkadaşlar öncelikle 1-2 haftadır yapmış olduğum ziyaretler ile ilgili bilgiler vererek; konuları açmaya çalışalım. Milletvekilliğine tekrar başladıktan sonra birçok il ziyaretinde bulundum. Diyarbakır’da katıldığım bir barış toplantısında, barışa yeniden mümkün olabileceğini konuştuk, bunu sürekli konuşmaya devam etmemiz gerekiyor. Diyarbakır’da birçok kişi ile tekrar muhabbet ettik, tanıştık, Türkiye’nin dünyanın sorunlarını tekrar konuştuk. Sürekli konuşmak gerekiyor. Konuştukça bir yere varacağız, konuşmadan olmaz çözümsüzlüğü çözüm gibi kabul ederek bir yere varamayız mutlaka konuşa konuşa bir yerlere varacağız. Bunu hepimizin zorlaması lazım. Yurdun dört bir tarafına gittik. Ayvalık, Adıyaman, Gölbaşı’nda toplantıdaydık. İstanbul’da bir temaslarımız oldu, Bursa’da, Konya’da ve yurdun birçok ilçesi, köyünde temaslarımız oldu. İnsanlarımızı tedirgin gördük. Türkiye nereye gidiyor? Umutusuz ve karamsar gördük ama biz umudu, iyimserliği, mücadeleyi, aktivizmi önermeye çalıştık. Kürt meselesinde çok konuştuk, Türkiye’nin en ağır sorunu, onlardan birisi ve en derini Kürt meselesi ve bu konuda çok konuştuk. KHK’lılara yapılan zulmü çok konuştuk. Bursa, İzmir, Konya, Diyarbakır, Adıyaman Gölbaşı’nda, Kocaeli’nde KHK Platformları ile birçok toplantılar yaptık ve konuşmalar yaptık. Mücadeleye devam edilmesi lazım. Şu anda KHK Platformları önemli mücadeleler sergiliyor ama maalesef KHK’lıların %95’i mücadeleden uzak duruyor ama böyle olmamalı. Birileri yapsın biz ödüle nail olalım. Biz hiç terlemeden bir şeyleri hak edelim anlayışı kesinlikle doğru değil. Hayatta mücadele edecekseniz bazı riskleri de alacaksınız, terlemeyi de gayreti de her türlü zorluğu da göze alacaksınız ve başarı böyle gelecek. Bunları unutmamak lazım! Bu noktalarda sıkıntılar vardı. Biz bunları tekrar hatırlatmış olalım ama şunu gördük biz; yurdun dört bir tarafında illerde, ilçelerde, köylerde sessiz ve çoğunlukta olan bir büyük KHK’lı kitlesi var, her kesimden. Küçük bir ilçede bile 100-150 kişi KHK’lı olduğunu duyuyorsunuz, görüyorsunuz. İlçe merkezlerinde dolaştığınız zaman insanlar sizi tanıyor ve oturup konuşuyorsunuz ve buradan anlaşılıyor ki yurdun dört bir tarafında çok büyük haksızlığa uğramış ama sesini hiç çıkarmayan büyük bir topluluk var. Anadolunun birçok yerinden feryatlar yükseliyor ama çok sessiz mücadeleyi çok fazla tercih etmeyen, bekleyen risk almak istemeyen bir topluluk böyle olmaz sonuçta eğer bir haksızlığa uğramışsanız bu konuda gayret sarfetmeniz gerekiyor. Gayret sarfeden arkadaşlarımız KHK Platformları Türkiye’nin 40’a varan ilinde varlar, gayret ediyorlar ve bazen insanlar çok az olarak bu mücadeleleri sergiliyor bazen daha fazlalaşabiliyor, bir kişi bile arttığı zaman mücadelenin rengi, kalitesi değişiyor. İşte bu Pazar günü İstanbul’da Sezgin Tanrıkulu vekilimiz ile Fethi Paşa Koru’sunda KHK’lı arkadaşlar ile saatler süren bir toplantı yaptık, dertleştik, birçok konu gündem oldu. Bunları yapmaya devam etmek lazım. Konuştukça bu meseleler çözülmeye başlayacak. Bunları unutmayalım ve bu toplantılara devam etmek gerektiğinin de altını çizmiş olalım.
Şu anda cezaevlerinde denetimli serbestlik meselesi çok ağır bir konu olarak bizde. Belki önümüzdeki hafta konuk edeceğiz, çok ağır sıkıntıda olan, kanser hastası olan kişiler oluyor ve eşleri denetimli serbestlik verilmeyen kişiler oluyor. Düşünün çok zor durumdasınız, kanser hastasınız, eşinizin süresi geldiği halde cezaevinden çıkış izni verilmiyor. Maddi manevi sıkıntılar yaşasanızda verilmiyor. Maalesef denetimli serbestlik verilmemesi, koşullu salıverilme uygulanmaması son derece zalimce ve vicdansızca uygulamalar. Kabul edilecek şeyler değil. İnsanları cezaevinden çıkarmamak için kırk takla olarak yorumluyorum. Biz bu konuda önümüzdeki günlerde çok daha ciddi çalışmalar, ataklar yapacağız. Bunu kabullenmeyeceğiz en başta söyleyelim. Çok vicdansızca işler. Tanık olduğumuz örnekler gerçekten bu tür uygulamaların nasıl vicdansız olduğuna dair çok çarpıcı örnekleri gösteriyor. Tabi biz olumsuz örnekler de görüyoruz, olumlu örneklerde görüyoruz. İzmir’de bir ziyaretimizde geçen sene uğraşdığımız vakada başarıya ulaştığımızı gördük. Gürbüz Dönmez ve eşi hanımefendi bir dönem vefatlarından sonra evlerini bir derneğe bağışlamışlar, dernekte KHK ile kapatılınca bağışlanan ev devletin eline geçmiş oluyor ve devlette o dernek KHK ile kapatıldığına göre siz de onu bağışladığınıza göre bu evden çıkmanız gerekir diyor. Evin beyi hapiste 81 yaşında, hanımefendi 75 yaşında dışarıda ama kimi kimsesi yok ve devlette bu eve el koymaya çalışıyor kadını huzur evine göndermeye çalışıyor. Biz o dönem müdahil olmuştuk ve baskımız neticesinde bu evin aileden alınmasını engellemiştik, toplumsal bir baskı ile hepimiz bunu başarmıştık ve sonrasında 6 ay daha mesele uzatılmıştı, şu anda teyze evden çıkmadı, eve bir miktar kira ödeyerek bir uzlaşma yolu sağlanmış oldu şimdilik mesele böyle götürülüyor, en azından o yaşta 50-60 yıllık evinden çıkmamasını sağlamış olduk. Bu da bizim için sevindirici husustu. Bu ülkede bunlar yaşanıyor. Hayır olsun diye bir derneğe evinizi bağışlıyorsunuz daha sonra evsiz kalabiliyorsunuz! Devlet gelip size yıllarca çık bu evden demeye başlayabiliyor!
Yine maalesef cezaevlerinde çok üzücü hadiseler olmaya devam ediyor! Hasta mahpuslar var ve ileri derecede hastalıkları olmasına rağmen; Mesela Aydın Cezaevi’nde Kadir Biricik, Kandıra Cezaevi’nde Ahmet Dizlek isimli mahpuslar 4. Evre ileri derecede kanser olmalarına rağmen halen tahliye edilmiş değiller infaz erteleme almış değiller maalesef tedavilerinde önemli gelişmeler yaşanıyor, zaten 4. Evre kanser olmuşsunuz metastazlar tüm vücudu sarmış ve bakıyorsunuz ki Kandıra Cezaevi’nde bunu rastladık, Ocak ayında en son hastaneye götürülen hastanın 8 ay boyunca tekrar hastaneye götürülmediğini tespit ettik. Olacak şey mi arkadaşlar? Bu nasıl bir iştir anlamak mümkün değil. Bu nasıl safsaklamaktır, işini yapmama halidir anlaşılacak işler değil. Biz A’dan Z’ye tüm bu ihmallerin hesabını soruyoruz. Soru önergelerimizle bu hesapları soruyoruz. Kamu görevlilerinin böyle kendilerine mecbur durumda olan mahpusları hizmetsiz bırakması kabul edilecek bir hadise değil. Sonuçta o kamu görevlileri yaptıkları işten maaş alıyorlar ve mahpusta olsa o insanlara hizmet etmek zorundalar ama Türkiye’de bunlara çoğunlukla dikkat edilmiyor!
Cezaevlerinde hasta mahpusların yanı sıra hamile mahpuslarla ilgili de büyük sıkıntılar devam ediyor. Haftalardır konu edindiğimiz Konya E Tipi Cezaevi’nde Huriye Acun’un çilesi devam ediyor. Geçen hafta sizlerle bir program yapmıştık ve o programa Huriye Acun’un eşi Uğur Acun’u da konuk etmiştik. Uğur bey izleyenlere Huriye Acun’un o perişan halini anlatmıştı, düşünün 1-2 hafta sonra doğum yapacaksınız büyük sıkıntılar içindesiniz Yargıtay kararı onasa da onamasa da infaz erteleme alarak dışarı çıkma şansınız var %100 olarak çıkacaksınız karar onasa da onanmasa da ama buna rağmen hala bu kadın cezaevinde, çok büyük bir zalimlik, umursamazlık, Yargıtay’ı buradan tekrar uyarıyoruz bakın bu vebal çok ağır bir vebaldir o anne ve bebeğine bir şey olursa bu dünyada belki kurtulursunuz, dünya için bir şey demiyorum çünkü hani çok rahat bir şekilde siyasilerden etkilenerek kararlar alabiliyorsunuz ve sizi koruyup kollayabiliyorlar ama öte dünyası da var o işin, iyi ki öte dünya var açıkçası bu dünyada birçok hususta adalet sağlanmıyor.
Yine Kayseri Bünyan Cezaevi’nde Arzu Nur Özkan geçen basın toplantımda işledim, bana Kayseri Bünyan Cezaevi’nden mektup göndermiş, fareler ve böceklerle kaldığı odadan sonra şu anda 6 arkadaşı ile başka odada, ailesine bile anlatmaktan çekindiği sıkıntılarını mektupta bize anlatmış biz de kamuoyuna bildirdik çok üzücü bunlar. Bu kadınlar cezaevi dışında yargılanabilirler, başka formüller bulunabilir, defalarca bunu söyledik, çocuklu anneler eşleri de cezaevinde olduğu halde cezaevinde tutuluyor, bu konuda bir değişiklik yapılacaktı ama ben cezaevindeyken bunu izledim, Adalet Bakanı’na bu konuda çok baskı yapmıştım ve yaptığım baskılar sonucunda bir gelişme olacağı sevinci ile cezaevinde olayı takip ederken son anda bu yasayı getiren AK Parti iktidarının kendisinin o maddeyi iptal ettiğini gördük. Yeter ki birileri faydalanmasın, yeter ki kendi ideolojilerine zarar gelmesin, akılları sıra böyle düşünüyorlar. Çocuklu bir annenin kocası da cezaevindeyken cezaevinde olmaması gerektiğini istememiz sanki kötü bir şey, bunu yapmaya da devam ettiler. Böyle bir yasa değişikliği olmadı, büyük bir zalimlikti ve maalesef bu zalimliğe devam ettirdiler. Başka zalimliklere de devam ediyorlar sadece cezaevinde değil.
Şenyaşar ailesinin durumu ortada. Urfa Adliyesi önünde günlerdir, aylardır bir anne adalet nöbeti tutuyor. Yakınları hastanede apaçık katledildi, büyük bir katliam yaşatıldı ve bu anne yıllardır iki gözü iki çeşme, gözyaşları bitmiyor, onu görenin yüreği yanıyor ama bu anneyi dinleyen yok. Mahkeme adil bir karar vermedi, adaletsiz bir karar var ortada ve buna rağmen Şenyaşar ailesinin adalet nöbeti halen devam ediyor. Anne bıkmadan, usanmadan nöbetine devam ediyor ve biz de onun yanındayız sonuna kadar bu nöbette Şenyaşar ailesinin yanında olduğumuzu tekrar deklare etmiş olalım.
Bunların dışında bugün geçtiğimiz günlerde Altındağ’da yaşanan linç olayı ile ilgili bir ziyaret gerçekleştirdik. Ankara’da bir semtte bulunan saldırıya uğramış Suriyeli ailenin ikamet ettiği yere gittik, aslında ikamet ettiği yer kendi evi değil bir arkadaşının evi. Ankara Altındağ’da evinde hani bu aile otururken hiçbir şeyden haberi yokken sırf sokağındaki bir gencin Suriyeli’ler tarafından bıçaklanmasından dolayı nefret kendilerine yönelmiş ve ailenin evi darp edilmeye, taşlanmaya ve bölünmeye başlanmış. 4 küçük çocuğu olan bir aile; kadın iş yerinden kocağını çağırmış ve karı koca ne yapacaklarını şaşırmışlar, çocuklarını güç bela arabaya sokarken öfkeli kalabalık linç ederek bunların üzerine yürümüş, tekmeler, tokatlar, taşlar arabanın camları tuzla buz olmuş çocuklar ağlıyor, korku içinde 1 aylık çocuk annenin kucağında 4-5 yaşındaki çocuk babanın kucağında, taşlar yağıyor, yumruklar geliyor, böyle bir esnada tabi iki taş küçük İbrahim’in kafasına gelmiş ve kanlar akmaya başlamış! Kalabalık bütün bunlara rağmen daha da fazlasını yapmaya çalışıyormuş o sırada aileyi arabadan çıkarıp orada linç etmeye, öldürmeye çalışıyormuş, aile arabadan çıkmamak için büyük bir gayret sarf etmiş iyi ki çıkmadık diyor ve araba sonunda hareket ederek kaçmışlar, tabi hastaneye gitmişler. Hastanede küçük İbrahim’in kafasına dikiş atılmış ama tabi polis ne bir şikayet almış ne bir tutanak tutulmuş hiçbir şey yok. Bu aile bu kadar ağır bir saldırıya uğruyor ama ailenin yapacağı hiçbir suç duyurusu yok çünkü ondan şikayet alan yok! Bakın ülkenin haline bakın! Bugün biz oraya gittiğimizde insan hakları derneği de oradaaydı ve aile ile beraber suç duyurusunda bulunma hazırlıkları içindeydi. Maalesef mültecilik, göçmenlik çok zor bir iş, hiç kimseniz olmuyor ve çok gariban bir halde kalıyorsunuz. Çok ağır sıkıntılar çekiyorsunuz ve yanınızda hiç kimse olmayabiliyor. İşte bu aile de bunu yaşamış! Baba bizimle konuştu bir tercüman kanalıyla ama yapacağımız çekime katılmak istemedi çünkü korkuyordu, daha fazlasını yaparlar, gelip beni öldürürler diye korkuyordu. Çocuklarından korkuyordu, çünkü evinden atılmıştı, işinden atılmıştı, hele ki bu olaylardan sonra hepten işten bulamıyordu! Eskiden %70 iş bulamıyorsak şimdi %100 iş bulamıyoruz diyordu baba, ne yapacağını bilemez bir haldeydi. Sağ olsun yardım sever insanlar bizi aradılar, bu aile için ne yapabiliriz diye elimizden gelen rehberliği yapmaya çalıştık, umarım iş bulunur, bu çocuklar bu travmayı atlatır, bu çocukların psikolojik desteğe ihtiyacı var, korkunç hadise yaşamışlar, canlarını zor kurtarmışlar. 5-6 yaşındaki çocuk olarak kafanıza büyük taşın geldiğini, kafanızın yarıldığını, vahşi insanların etrafınızda ölüm dansı yaptığını, sizi öldürmek için büyük bir çaba sarf ettiklerini görüyorsunuz ve bunu unutmanız mümkün değil. Ülkemizde göçmen sorunu böyle çözülmez. İktidar sırf batıya şantaj yapmak için göçmenleri ülkeye kabul ediyor, hiçbir çözüm bulmuyor, arenada adeta aslanların önüne atar gibi Türkiye toplumunun önüne atıyor göçmenleri ve Türkiye toplumu da nefret etmeye başlıyor göçmenlerden. Aslında çok kötü koşullarda, en ucuz işçiliği yaparak, en kötü mahallelerde, en sefalet dolu mahallelerde yaşayan insanlar genel olarak ama böyle bir ırkçılık nefret üzerlerine çökmüş durumda. Maalesef toplumun genel bakışı bu toplum gitsinler diyor ama gidemiyorlar. Sonuçta gitsinler demek kolay ama gidemiyorlar, gitmiyorlar. Gidecek bir yer de yok. Batıya da gidemiyorlar, ülkeye de dönemiyorlar savaş var, burada durmak zorundalar, işin realitesi var. Çoğu da dönemeyecek. Suriye 100 yıl belini doğrultamayacak belki, hayali laflarla vakit geçirmeye gerek yok çözüm bulmak lazım, hamasi laflara sığınacak insanlar değiliz, topluma da bunu hatırlatıyorum, afaki, hamasi lafların anlamı olmayan lafların sonu maalesef ki böyle linçlerdir. Bu insanlar linç edilir yarın öbür gün daha da fazlası yapılır, nefret daha da artıyor. Göçmenleri ülkeye biz davet etmedik. Kendileri iç savaşlardan kaçarak geldiler ama gelmişlerse de onlara insan muamelesi yapmak zorundayız. Hayvan muamelesi yapamayız, bunlar bir insan, çocukları var, bu çocuklar bir insan, çocuk bunlar. Bu çocuklara vicdan ve merhametle yaklaşmak zorundayız. Kadınları fuhuşa sevk etmemeliyiz, erkeklerini ucuz işçilikle çalıştırmamalıyız, ülkende bulunduruyorsun ama babayla konuştuk 2500 lira ile sabah 06.30’da işe başlayıp akşam 20.30’da bitirdiği işine rağmen zor bela hayatını devam ettiren bir insan. Buna rağmen toplum buna defol git diyor, dayak atıyor, mahallesinden kovuyor, bunlar olacak şeyler değil. Bunlar insanlığa sığmaz. Herkesin de bu konuda özeleştiri yapması lazım. Toplumun %92’si maalesef göçmenlere karşı ayrımcı duygularla dolu! Gitsinler deniliyor. Gitsinler demekle bir yere varılmıyor, gitmiyorlar, gidecek yerleri yok, dönecek yerleri de yok burada bizimle yaşıyorlar. Yapacak bir şey yok bu noktada! İktidarın da böyle bir niyeti yok! Herhangi bir çözüm bulayım geri göndereyim niyeti de yok peki faturayı niye bu halk ödüyor! Eğer ki göçmenlerden çok rahatsızsa AK Parti MHP’liler gitsinler iktidara sorsunlar niye bu göçmenler bu haldeler diye, kendi iktidarlarına da sormuyorlar, böyle devam ediyor. Muhalefet beter durumda. Bolu Belediye Başkanı göçmenlerden 10 kat fazla elektrik su faturası alacağım diyerek onları kovalamaya çalışıyor aklı sıra, istediğiniz kadar ülkede göçmenlerle ilgili siyasi bir sorun olsun biz insan hakları savunucuları böylesi ayrımcı, insanlık dışı tutumları kabul etmeyiz. CHP’nin de Tanju Özcan’a karşı net bir tavır alması gerekiyor. Biz defalarca Tanju Özcan’ın yaptığının bir ırkçılık, ayrımcılık, faşizm olduğunu net bir şekilde söyledik ama partiler hakkaniyete bakmıyor! Toplumda %92 göçmenler gitsin deniliyorsa eyvah bu noktada biz bir şey söylemeyelim, oy kaybederiz, bizim kriterimiz oy değil, hak hukuk neyse onu söylemeye çalışıyoruz. Kürt meselesinde de böyle yaptık. Din, devlet ilişkileri meselesinde de zamanında başörtülüler yerden yere vurulurken defolsunlar gitsinler İran’a denilirken biz hayır kimse bir yere defolmaz, bu iş bu sınırlarda çözülecek, Kürt meselesi de bu sınırlarda çözülecek göçmen meselesi de insani çerçevede çözülecek dedik; insan hakları gibi çok evrensel ve çok değerli bir kavram şemsiyesi altında sorunları çözmeye çalıştık ve buna da devam edeceğiz inşallah. Bugünkü ziyaretimiz böyleydi, biz bu ziyaretle ilgili önemli bir hususu daha söyleyeyim. Altındağ’da linç olayının olacağı belliydi, göz göre göre geldi. Polis gereken önlemi almadı. Daha öncesinde en ufak bir basın açıklamasında göstericilere atmadığı dayağı bırakmayan, yapmadığı zorbalığı bırakmayan polis Altındağ’da çok azdı, müdahale edemedi kalabalıkta istediğini yaptı ve bu 5 yaşındaki İbrahim feci bir şekilde taşlandı ve kanlar içinde kaldı. Dehşet bir görüntü yapıldı, biz bu çocuğun fotoğrafını paylaştığımızda çok ilginç ve üzücü bir olay yaşandı. Birtakım troller bu vicdan sızlatan, merhamet duygularını açığa çıkartan bu görüntü karşısında göçmenlere yönelik eleştirileri engellemek için, birileri bir şey yapmış, bu çocuğu sanki Filistin’de darpa uğrayan bir çocuk olarak lanse etmeye çalışmış, fotoşop çalışmaları yapmışlar. Arap siteleri, Suriye’de, Filistin’de bir yerlerde güya bu çocuğun kafası kırılmış, fotoşop çalışmaları ile bizi yalanlamaya çalıştılar, biz de tweeti sildik şüpheli bir paylaşım yapmayalım diye ama yaptığımız paylaşım doğruymuş meğerse biz o gün fotoğrafını paylaştık bugün de canlısını paylaştık, şüpheli bir şey varsa onu paylaşmam ama bu kadar gayri ahlaki tavırlarla insanı çok üzüyor. Yaralanmış bir çocuğun fotoğrafını boşa çıkarmak için birtakım fotoşop çalışmaları ile bu çocuğun Filistin’de olduğunu söylemek gayreti ırkçılığın ne kadar yalanlaşacağını, ne kadar haksızlaşacağını göstermesi açısından manidardı ama güneş balçıkla sıvanmaz. Biz bugün gittik yavrumuzu evinde gördük mazlum, mağdur bir çocuktu sesi çıkmıyordu ve ne olup bittiğinden haberi yoktu. Biz onun başını okşadık ve bunun yapılması gerektiğini, o çocuğun duygularını empati yapmamız gerektiğini düşündük ve Allah’a şükür ki iyi ki de bunları yaptık. İnsani vazifemizi yaparak o çocuğu bu travmalardan kurtarmaya çalıştık ve sonuçtada yaptığımız paylaşımların da doğru olduğu da ortaya çıktı. Tekrar bu sahtekarlığı yapanlara güneş balçıkla sıvanmaz boş yere bu masum çocuklara yapılan saldırıları örtbas etmekten vazgeçin diyorum bunlarla hiçbir yere varamazsınız. Hem bu vahşice saldırılar hem de örtbas girişimleri kabul edilecek davranışlar değil. Bunu da bilelim!
Son olarak bugün basın toplantısı yaptık. Bugün 17 Ağustos 2021; 17 Ağustos Kocaeli Gölcük depreminin 22. Yılı. 22 yıl önce bu gece saat 03.00’de çok korkunç bir deprem yaşandı. 18 bine yakın insan hayatını kaybetti. Yüzbinlerce ev yıkıldı, yüzbinlerce yaralı vardı. Kocaeli çevresi, İstanbul, Yalova büyük bir şok yaşandı. Ben de o dönem İstanbul’da oturuyordum daha sonra Kocaeli’ne tayin olarak gittim, hem İstanbul hem de Kocaeli’nde depremin izlerini uzun yıllar yaşayarak gördüm, insanların nasıl depresyona girdiğini ne kadar sıkıntılar yaşadığını, maddi, manevi ne büyük kayıplar yaşadığını gördük ama bugün yangınların, sellerin, heyelanların, tsunamilerin olduğu bugünlerde maalesef depremler konusunda gereken hassasiyetin yapılmadığını çok iyi biliyoruz. Bina envanterlerinin yapılmadığını, binaların en az yarısının İstanbul’da mühendissiz, ruhsatsız yapıldığını, bina envanteri noktasında çok çok geride olduğumuzu, yeni bir deprem olacağı zaman çok büyük sıkıntıların yaşanacağını biliyoruz! 2020 yılında maalesef dünyada ölümlü depremler alanında 1. Olmuşuz! Afetler alanında ise en kötü durumda olan 4 ülke arasındayız! Çok üzücü örnekler var, deprem toplanma alanları maalesef yetersiz o alanlar çoğunlukla ranta çevrilip, gökdelenlere dönüşmüş durumda. Kanal İstanbul peşinde koşulan rant peşinde koşulan bir Türkiye’de maalesef depremle ilgili hazırlıklar çok geride kalmış durumda ama deprem gerçek. Allah korusun diyoruz ama mutlaka depremsiz bir zaman dilimi de olmuyor mu? Yerin altı kaygan, faylar ileri geri gidip duruyor aniden kırılabiliyor ve bu durumda kaçınılmaz bir deprem bizi bekliyor. Önlem olursa Japonya’daki gibi 8-9 derecedeki depremde hayat kaybı yaşanmayabilir ama önlem alınmadığı taktirde binalar çürük olduğu taktirde gereken özen gösterildiği taktirde büyük ölüm oranları maalesef devam edecek gibi görünüyor.
Bugünkü programımızı yavaş yavaş bitirebiliriz. Umarım insan hakları alanında daha iyi yerlere geliriz, daha iyi konuları konuşuruz bunları konuşarak ancak bir araya gelebileceğiz. Ne kadar olumsuzluk olsa da biz insan hakları alanındaki eksiklikleri konuşmak baskı yapmak zorundayız tüm kamuoyuna da bunu hatırlatmış olalım, susmakla oturmakla hiçbir yere varamayız. Elinizden gelen her türlü yolla gayret etmek çırpınmak zorundayız, bunu yaptığımız taktirde sanırım olabilecek en iyi yere bu ülkeyi getirebiliriz, bu toprakları getirebiliriz, ayrımcı saldırıları getirebiliriz, her gün bir ayrımcı saldırı yaşanıyor. Antalya Kepez’de bir Kürt vatandaşa saldırı olduğunu biliyoruz defolun denerek bu şahıs darp edilmiş. Bunun gibi birçok ırkçı saldırı Türkiye’de maalesef olabiliyor. Irkçı saldırıları etnisiteye göre bölmüyoruz. Hangi etnisitede olursa olsun bu tür bir saldırı görme hakkı yok! Böyle bir şeyi kabul etmiyoruz ve biz bunlara karşı çıkmaya da devam edeceğiz! Bu akşam programımızı burada bitiriyoruz, haftaya tekrar buluşana kadar Salı günü Saat 21.00’de buluşana kadar hepinize hayırlı akşamlar diliyorum efendim hoşcakalın.

























Yorumlar