10 Mayıs 2022
Herkese merhaba, ÖFG TV’nin yeni bir yayını ile birlikteyiz. Her hafta Salı günü saat 21.00’de haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile sizlere sunduğumuz programımıza bugün yine başlıyoruz.
Bugün programımızda önemli bir konu ve konuk var. Milyonlarca kişinin müzdarip olduğu bir hal engellilik. Engellilik ile ilgili 10-16 Mayıs günleri engelliler haftası ve bununla ilgili çok konu var. Çok büyük mağduriyetler var. Engelliler çok önemli mağduriyetler yaşıyor, ne kadar feryat etseler yeterince işitilmiyor. Hayatın her alanında bu sıkıntıları yaşıyorlar. Engellinin yaşadığı bu sıkıntıları, kendisi de bir engelli olan HDP İstanbul Milletvekilimiz Musa Piroğlu ile konuşacağız. Musa Piroğlu vekilimiz uzun yıllardır maalesef bir engellilik hali yaşıyor ve vekil olduğu dönemlerde de belki hayatı boyunca mağduriyet yaşadığı engellilik halinin bir benzerini devamını vekilliğinde de yaşadı. Biz belki engelli olmayan vekillerin yaşamadığı hadiseleri yaşadı, tekerlekli sandalyesinden kimi zaman düşürüldü, hasmane tavırlarla bu yapıldı, zalimce, vicdansızca bunlar yapıldı ve o halen bir hak savunucusu ve engellilerin sorunlarını en iyi bir şekilde gündem etmeye çalışan vekillerimizden birisi. Bugün de genel kurulda konuşmalar yaptı ve biz kendisini o konuşmalarda söyleyemediği, ayrıntılı hususlarda kamuoyunu bilgilendirmek üzere programımıza davet ettik ve kendisini ekranlarımıza alıyoruz. Söyleyeceğiniz çok şeyler var biliyorum. İlk önce Engelliler Haftası nedir? Bu konuda bilgi verir misiniz? Neler yapılıyor? Yeterli çalışmalar yapılıyor mu? Önerileriniz nelerdir?
Musa Piroğlu:10-16 Mayıs tarihleri arası engelliler haftası olarak çeşitli etkinliklere sahne oluyor ve bir farkındalığın, engellilerin yaşadığı sorunların gündeme getirmesi, toplumun, iktidarın, devletin buna farkına varması. Birtakım etkinliklerin olduğu bir dönem. Tıpkı Aralık ayında Dünya Engelliler Günü’nün benzer şekilde etkinliklere sahne olması gibi. Bugün 10 Mayıs Engelliler Haftası’nın başlangıcı, ben Meclis’e gelmeden önce görme engelli derneklerinin yaptığı bir basın açıklamasına, etkinliğe gittim. Noterler Birliği önünde yaptılar. Engellilerin yaşadığı durumların anlaşılması açısından çok ilginç bir durum söz konusu. Noterler Birliği yayınladığı bir genelge ile; görme engellilerin imza yetkisini elinden aldı. Bu yetki eskiden kanunla kaldırılmıştı daha sonra kanunda düzenlemeyle görme engellilerin herhangi bir şahite ihtiyaç duymadan noterde imza atma hakkı tanınmıştı, yasada bu var. Bu bir genelge ile yasaya rağmen Noterler Birliği görme engellileri şahit olmadan imzasını kabul etmeyeceğini açıkladı. Aslında bir birey olarak onları muhatap almadığını, kendi kaderleri hakkında kendi hayatları üzerinde söz sahibi olmadıklarını söylediler. Buna gerekçe olarakta okuma yazma bilip bilmedikleri meselesi tartışılıyor, okuyamadıkları iddia ediliyor. Açıklamaya gelenler ise; çok sayıda baro geldi. Barolar’ın engelli komisyonlarının yöneticileri geldi, avukatlar çok sayıda vardır, öğretmenler ciddi oranda vardı ve dernek yöneticileri ve değişik alanlarda faaliyet yürüten çok sayıda engelli o açıklamaya geldi. Bu insanlar normal koşullarını hayatlarına olduğu gibi devam ettiriyorlar ve birçok yerde imza atıyorlar. Konuşma yapan bir noter tarafından imza yetkisi tanınmayan avukat; “Ben İzmir Barosu’nda görevli avukatım. Milyarlık davalarda imza atıyorum, arabuluculuyum, çeşitli sorunların çözümüne imza atıyorum, hukuk fakültesini okudum, benzer fakülteleri okudum, diplomamı aldım, avukatlık yetkim var, haklarım var ama noterde vekalet çıkarma hakkım tanınmıyor. Beni kişi olarak muhatap almıyor.” Dedi. Benzerini öğretmen olurken yaşadım! 1988 yılında kaza geçirdim, eğitim fakültesine girdim, girdiğim sene eğitim fakültesi kitapçığında herhangi bir ayrım yok, tüm herkes girebiliyordu. Şöyle bir şerh yoktu; “Falanca engelli olanlar eğitim fakültesine giremez.” Gibi bir şerh yoktu, girdim. İkinci sınıfta kaza geçirdim, kazadan sonra okulumu bitirdim ve müracaat ettim Milli Eğitim Bakanlığı’na. Milli Eğitim Bakanlığı’na müracaat edince benden sağlık raporu istediler, öğretmen olabilir raporu. İlginç olan bu! Eğitim fakültesini bitiriyorum ama öğretmen olabilir raporunu hastane veriyor! Doktorun karşısına çıktım başhekim yardımcısıydı, bana baktı ve dedi ki: “Sen öğretmen olamazsın.” Ben doğal olarak şaşırdım “Niye?” dedim. “Tahtayı nasıl kullanacaksınız?” dedi. “İzin ver de onu ben düşüneyim.” Dedim, bana rapor vermedi, daha sonra başka hastaneye gittim raporu aldım. 1994’te yaşadım bunu. Bugün Noterin yaptığı geldiğimiz nokta hiçbir yol yürümediğimizi gösteriyor. Değişen hiçbir şey yok. Engellilerin yetenekleri yapabilirlikleri ya da yapamayacaklarını saptama yetkisi değişik kurumlara verilmiş ve bu kişiler benim hayatım üstünde inisiyatif kullanabiliyorlar. Ben 15 yıl öğretmenlik yaptım. Parti yöneticiliği yaptım. HDP’de MYK üyesiyim ve milletvekiliyim. Ben milletvekili olabiliyorum, görme engellilerin hepsi milletvekili, bakan olabiliyor. Bunlarda engel yok ama noterde imza atamıyor! Görme engelli bir arkadaş Meclis’te ülkenin kaderini belirleyen bir oylamada parmak kaldırabiliyor ya da önündeki evet hayıra tuşlayıp onu kullanabiliyor, oy verebiliyor ama basit bir imzayı atma yetkisini noter onun elinden alıyor! Bizi hayrete düşüren mesele bu ama bu bir tek burada olan bir şey değil! Bu ayrımcılık meselesi yukarıdan aşağı toptan kurulmuş durumda! Geçtiğimiz haftalarda Çağlayan Adliyesi’ne gittim, bir avukat üstelik yıllardır avukatlık yapan bir avukat. Çocuğu ile tanıştım o da avukattı. Savcıya bir dilekçe vermeye gidiyor, savcı dilekçeyi kabul etmiyor. “Sen göremezsin, okuyamazsın.” Diyor. Herkeste bir gariplik olmaya başlıyor! Engellilerin ötekileştirilmesi, ötelenmesi ayrımcılık meselesi yukarıdan aşağı devletin bütün kurumlarına, bürokratlarına sirayet etmiş durumda. Siz bu engelleri aşamıyorsunuz. Bizim yaşadığımız sorunlar aslında bir boyutu bu! Ayrımcılık meselesi! Bu tüm aşamalarında var, tamamına sirayet etmiş durumda. Bu bakış açısını yaratansa üretim tarzının kendisi. Sağlam ideoloji deniyor bu bakış açısına; kendi başına hayatını sürdüremeyen bağımlı kişi olarak görüyor engellileri. Sağlam olmayan kişilerin toplumun dışına iteklenmesi gibi engellileri de toplumun dışına atıyor ve aslında toplumsal hayatın içinde bir ayak bağı olarak görüyor ve toplumsal hayatın bir parçası, toplumsal yaşamın içinde bir eşit özne olarak kabul etmiyor! Kendisinin baktığı, bakmakla yükümlü olduğu ve bakabildiği kadar baktığı bir birey olarak görüyor. Devlette toplum da böyle bakmaya başlıyor, yardımla hayatını sürdüren insan olarak görüyor ama bunu yaratan aslında bire bir üretim karakteri yapısı çünkü sermaye engelli emeğini üretimin dışına düşmüş emek olarak görüyor! Üretici olarak görmeyen emek olarak görmediği için doğrudan üretimin dışına atıyor, siz üretimin dışına attığınız kişiyi toplumun dışına da atıyorsunuz doğal olarak devlet engelliyi bir yük olarak görüyor! Hazineye mali bir yük olarak görüyor ve doğal olarakta hayatın dışına izole edilmiş kişi burada yaşıyor ve ilginç olanı; ben Avrupa’da da buna tanık oldum, benzer şeyler işliyor! Bir farkla benzer şeyler işliyor. Avrupa’da ekonomik kaynaklarını yaratıyor kişinin, bakım hizmetlerini, her şeyleri üstleniyor ama eve hapsediyor, toplumsal ve sosyal hayatın dışına atıyor ve aslında insanlığından çıkarmak üzere oturtuyor, sosyal hayatın dışına atıyor, sosyal hayatın dışına atılmış kişi aslında insanlığın da dışına atılmış oluyor. İnsan sosyal çevre ile insan haline geliyor. Biz de ekonomik anlamda da engelliler en dibe atılıyor. Bu yüzden baktığımda bu haftayı tartıştığımızda birkaç temel başlığı tartışmak gerekiyor. Ayrımcılık meselesini tartışmak gerekiyor. Engellinin ne olduğunu tarif etmemiz gerekiyor. Engelli yoksulluğu ve yaşanan çok kritik acı birtakım sorunlar var, bunları da başlık başlık ortaya koymak ve buna çözüm aramak gerekiyor ama beni bütün izleyenlerden temel ricalarım var. Bunlar bizim için aslında bir kavram dünyası değil, hayata bakış ile ilgili herkes engelli adayıdır gibi kavramlarla durumu izah etmesin, böyle bir şeyle engelliliğe yaklaşılmasın, engellilik sevgi yürek meselesi değil. Engellilik; toplumsal bir mesele. Beni engelli kılan inşaattan düşüp omurilik zedesi yaşamamın nedeni ile ayaklarımı kullanamamam değil, göründüğü gibi aslında bu sorunu açtığımda ben hayata gelebiliyorum. Sosyal faaliyetin içine giriyorum, milletvekili oldum ve pek çok eyleme, etkinliğe de çok rahat katılabiliyorum çünkü engellilik toplumsal hayatın benim yeti kaybıma rağmen katılmamı sağlayacak imkanları yaratmamış olması! Yollar, binalar, imkanlar, elbette ki çeşitli destek aparatlarına ulaşma koşulları yani erişim meselesi! Erişim bizim için bir yerden bir yere gitmek değil, erişim; bizim için hayatın içine girme meselesi ne yazık ki bu sorun ağır bir sorun olarak Türkiye’de engellilerin önünde duran bir engellilik toplumun yarattığı bir sorundur. Bizim fiziksel sorunlarımızla ilgili mesele değil, hastalık değil ama toplumun bireyin sürece katılacağı imkanları yaratmaması ile alakalıdır. Bunlar yaratıldığında engelli bireyler kendi birikimlerini çok rahat toplumun hizmetine sunabilmekte, çok rahat yetkin bir şekilde kullanabilmekteler.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Kişi engelli olabilir ama asıl engelliliği engelleyen husus karşısındaki bireyin beynindeki o engellemelerdir diyorsunuz.
Musa Piroğlu:Tabi ki. Ben otobüse binemiyorsam, ulaşıma engelli hale geliyorum. Ben herhangi bir binaya giremiyorsam barınma hakkıma engelli hale geliyorum. Ben işe alınmıyorsam bunlar benim için engel haline geliyor. Bunların hepsi çözülebilecek şeyler.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Aslında ona göre bir hayat dizayn edilmediği için engelliler daha da hayatın dışında kalıyorlar. Bu konuda yıllardır bir farkındalık var, ilerlemeler yok değil, birtakım önlemler alınıyor, Engelliler Haftası, Engelliler Günü, engellilere yönelik ulaşım araçlarında birtakım önlemler deniliyor ama topyekün hayatımızda yetersizlikler olduğunu söylüyorsunuz. Demek ki çok çok geriden başlanmış değil mi Musa vekilim? İnanılmaz bir eksiklik var ki demek ki bir şeyler yapılmaya çalışılsa da yapılanlar yine son derece ağır bir şekilde eksik kalıyor gibi ne dersiniz?
Musa Piroğlu:Şöyle düşünün; 10 milyon engelli var bu ülkede. Devletin elinde engellilere ait kesin rakam yok, kayıt yok! Bunun yaklaşık 6 milyonu fiziksel ya da zihinsel engelli bireylerden oluşuyor. Sokaklara bakıldığında kaç kişinin sokakta olduğuna baktığınızda; engellilerin hayata ne kadar katılabildiğini çok rahat görebilirsiniz. Birtakım tedbirlerin alınıyor olması önemli ama pek çoğu çok göstermelik tedbirler! Son dönemde engelli rampaları yapılıyor binalara, mimar yasal zorunluluğu. Göstermelik bir çukurlar yapılıyor. Ben şahsen birçoğunu kullanamıyorum. Devlet kurumlarında bir kısmına bile benim girebilme, oradan yararlanabilme şansım neredeyse yok gibi.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Bu söylediğiniz çok önemli sorduğunuz zaman “Efendim biz engellileri düşünüyoruz, her şey onlar için yapılıyor deniliyor ama pratikte ben ve milyonlarca engelli bunları kullanmakta çok zorlanıyoruz.” Biraz daha açar mısınız?
Musa Piroğlu:Mesela Ankara Adalet Sarayı ben milletvekiliyim, milletvekili olmama da gerek yok herhangi bir dava ya da dava izlemek için gitsem o adalet sarayında ne yazık ki birçok mahkemeye ulaşma imkansız. Merdivenler, ara geçişler ve asansör sisteminin dağınıklığı nedeniyle kesinlikle engelliler düşünülmemiş durumda. Hapishaneler çok daha kötü erişim açısından. Ben hapishanelere ziyarete gidemiyorum. Güvenlik tedbirleri öyle yapılmış ki; engellileri oraya gidip yakını görme şansına sahip değil, bu hak elimizden alınmış, biz hapishanelere giremiyoruz. Devlet kurumlarının çoğunda somut örnekler var. Binaların dizaynı yapılış şekli, kapıdan giriyorsunuz buna özel sektörü ve binaları hiç katmıyorum. Asansör sistemleri çok korkunç daralmış, çoğu göstermelik tedbirler, imar izni almak için yapılmış, belediyeler özen göstermemiş, bir dizi sorun yaşanmaya devam ediyor. Ankara’da ulaşım, İstanbul’da, İzmir’de belli oranda aşılmış durumda ama Ankara’da engellilerin ulaşım sorunu olduğu gibi devam ediyor. Bunlar büyükşehirler. Taşraya doğru kaydığını düşündüğünüzde genel kentlere doğru kaydığını düşündüğünüzde sorun daha da ağırlaştığını görebiliyorsunuz. Bu ulaşım boyutu. Engelliler işe giremiyor. Engelliler işe girememesi demek engellilerin hayattan kopması demektir çünkü insanların hayatını sürdürebilmesi için çalışması gerekiyor. Çalışma meselesi bizi sadece sosyal anlamda değil biz kendi yaşamımızı sürdürdüğümüz, bağımlılık ilişkisinden kurtulduğumuz alan oluyor. Siz engellileri istihdam dışına attığınız andan itibaren ki çok azı çalışıyor engellilerin otomatikmen yaşamdan koparmak anlamına getiriyorsunuz. Çalışırken de şöyle bir sorun yaşıyorlar; birikimlerini, kariyelerini, diplomaları iş yerlerinde istihdam edilmiyorlar. Mühendisler, ekonomistler, iktisatçılar, birçoğu danışman oluyor, genel işlerde göstermelik olarak tutulmaya çalışıyorlar. Engelliyi bir yük olarak görme algısı bütün toplumun işleyişine siniyor ve bunun aşılması gerekiyor, bunun aşılması erişim imkanlarını yaratılması. Bağımlı olmadan hareket edebilme kabiliyetinin sağlanması gerekiyor. Erişim araçlarına; medikal araçlara ve çeşitli yan aparatlara, medikal hizmetlerinin ücretsiz ve rahat ulaşması gerekiyor. Bizim temel sorunlarımızdan birisi de burada başlıyor. Engellilik bir yolsuzluk sorunu olarak karşımıza çıkıyor çünkü erişim dediğimiz şey; eğer mali imkanlarınız güçlüyse kendiniz uygun bir ev bulabiliyorsunuz, mali imkanlarınız güçlüyse araç edinebiliyorsunuz, mali imkanlarınız güçlüyse tekerlikli sandalyeye aparatlar alıyorsunuz ama ülkenin yoksullaştığı süreçte bize ulaşan en büyük tepkilerden biri şu; alt bezi denilen bir kavram var, yetişkin ve engellilerde yaygın kullanılıyor, devletin verdiği ücret düşük, fiyatlar çok arttı, insanlar alamıyor. Artık çok fazla sağlıksız kullanıyorlar, maliyeti karşılayamıyorlar, sokağa çıkıp gelmek çok zor. Özel okullara yönlendiriliyor otizmli bireyler, eğitim alamadığı için insanların hayatı kararıyor. Eğitim alabilseler, eğitim süreci üzerinden hayata dahil olacaklar, kendi yaşamlarını sürdürecek konuma gelecekler ama bu verilmediği için küçük yaştan itibaren yetişkin otistik bireylerin ne olacağına dair hiçbir şey yok. Somut örnek olarak; İstanbul’da Sinan diye bir arkadaş var yetişkin otistik birey. Ağır sorunlar yaşıyor hastanede bakım evine göndermişti. Genellikle erkekler çocukları bırakıp gidiyorlar ve yok sayıyorlar tüm yük anneye kalıyor. Anne çocuğuna bakamıyor. Parmaklık yaptırıp evin içinde barındırmaya çalıştı, yine hastaneye kaldırıldı. Sonradan anneye bilgi verilmiyor, ne olduğuna dair bilgi verilmiyor. Çocuğu hakkında bilgi alamıyor. Birçok otizmli çocuğundan aile kendilerinden sonra çocuklarına ne olacağı konusunda en ufak umuda sahip değiller. Birçoğu çocuklarının kendilerinden önce hayatını kaybetmesini bekliyor çünkü tecrübe ile biliyorlar ki çocuk ortada kalacak. Vicdani bir mesele değil aslında, bire bir toplumun aslında zayıf, yaralı ya da kötü duruma kendi açısından toplumsal faaliyetin dışına atan bireyler ile ilgili. Ben bazen birçok belgeseli izliyorum, inanın sanki geldiğimiz yer terse doğru gidiyor. Çok vahşi yaşıyoruz bu konuda çünkü toplumda güçlünün ayakta kaldığı toplum, zayıfı dışına atıyor. Engelliler aparatlarına erişemiyorlar, işitme cihazı, tekerlekli sandalye vb. aparatların hiçbirine erişemiyor, bunların hepsi yurt dışından dövizle geliyor parası yetmiyor insanların. Ben bunu çok sıcak sıcak yaşadım geçmişte o yüzden engellilere eğer engelli meselesini tartışacaksak tartışmamız gereken engelin nasıl ortadan kaldırılacağı meselesidir.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Burada ilk olarak hayatta engellilerin karşılaştığı sorunları anlattınız. Fizyolojik, psikolojik, sosyolojik engellerle karşılaşıyorlar ve bunların aşılması noktasında oldukça önemli bir yetersizlik var diyorsunuz. Yapılması gereken çok şey var diyorsunuz. İkinci husus olarakta engellinin engelinin nasıl giderileceği konusu son derece önemli. Rehabilite çalışmaları, engelle ilgili aparatlar ve benzeri çalışmalar için dev bir konu diyorsunuz. Bu konuyu biraz daha açar mısınız?
Musa Piroğlu:Bakın aslında çözümün çok pratik yöntemleri var. Engellilere dair tüm hizmetler, medikal, eğitim sağlık tamamı ücretsiz hale getirmek zorunda. Bu doğrudan devlet tarafından karşılanmak zorunda. Bu hizmetlerin neredeyse tamamı yerel yönetimlerce ödenmek zorunda çünkü Hakkari’de bir sorun yaşadığınızda Ankara’da çözüyorsunuz, Edirne’de yaşadığınız sorunu Ankara’da çözmeye çalışıyorsunuz korkunç bir bürokrasi. Ankara Edirne’de ne olup bittiğinin farkında değil o yüzden yerel yönetimlerin sürece katılmasını hızlandıran bir araç imkanı sağlanması gerekiyor. O yüzden tüm medikal malzemelerin ve destek, eğitim kurumlarının devlet tarafından finanse edilmesi ve ciddi şekilde profesyonel hale getirilmesi gerekiyor. Ne yazık ki kamuda özelleştirme politikaları bunu tamamlayamıyor. Engelli okulları kapatılmaya başladı, özel rehabilitasyon merkezleri adı altında, çalışanlar ağır sömürüye tabi tutuluyor, kaynak aktarımına tabi tutuluyor, enflasyon yükselmeyle beraber engellilerin gündelik hayatı için acil olan, kaçınılmaz olan ihtiyaç malzemelerini alamaz hale geliyor. Kentlerin yeniden dizayn edilmesi gerekiyor. Basit yöntemlerle geliştirilebilir, büyük tadilatlara gerek görülmeden engelliler sosyal hayatın tamamına katılabilirler ve devletin yukarıdan aşağı ayrımcılığa karşı mücadele ile girilmesi gerekiyor. Bir sorun vardı, ben gittim. Engelli arkadaşların bir kısmı ana kapıda bir kısmı arka kapıdaydı, gerilmeyi yaratan polis ben kapıdaki arkadaşlara karşı sürekli olarak onları öbür tarafa sürmek için uğraşıyorum ve ben gittiğim halde polisler hoyrat tavırlarını devam ettirdiler. Devlet yukarıdan aşağı engellilere engelli bireylere hoyrat davrandığında engelliler de şiddete açık hale geliyor. Bu da engellilik meselesinde görülmeyen durum olarak görüyor. Engelli kadınların yaşadığı sorunlarsa inanın toplumun tümünde olduğu gibi burada da toplumsal tüm alanlarda olduğu gibi burada da ikinci bir ağır sorun olarak karşımızda duruyor. Engellilerin eğitime, öğretime katılma imkanları yaratılmak zorunda. Bu da devletin yapacağı işler. Engellilerin kendi yeteneklerini imkanlarını kullanacağı alanlar yaratmak zorunda. Engellilerin özellikle yetişkin engellilerin aileye bağımlılığının da azaltıldığı, izolasyondan kurtulduğu imkanlar yaratılmak zorunda. Bunlar çok rahat sağlanabilir ama bu konuda şöyle bir sıkıntımız da var; bu sadece iktidarın ve devletin boş bıraktığı bir alan değil, görmezden geldiği bir alan değil, toplumsal muhalefette de benzer sorun yaşıyoruz. Engellilere yönelik ayrımcılık siyaseti tüm topluma işlemiş durumda. Sendikalar, kitle örgütleri, sosyal tesisler, sanat dünyası bunların hepsi engelliye dışarıdan bakan bir yerde duruyorlar. Binalar erişime uygun değil, faaliyetler erişime uygun değil, sanatsal etkinliklere uygun değil ve daha da kötüsü engellilerin temsiliyeti neredeyse hiç yok! Sendikalarda çalışıyorlar, işçi sendikalarında üyeler, sendikaların üyeleri faaliyet yürütüyorlar, kitle örgütleri, demokrasi mücadelesinin içindeler ama yönetsel kurul organlara baktığınızda çok çok az bir yerde görüyorsunuz. Devlette toplumda engellileri hapsediyor, izolasyon içinde birbirini idare eder hale getirmeye çalışıyor ve yürüyor. Bunu aşmak gerekiyor burada da engelli mücadelesinin yükselmesi gerekiyor. Çok kalabalık, çok coşkulu bir grup gelmişti ülkenin her yerinden ve çok kararlıydılar bu kararlılıkla bu coşku ve irade adım attırır! Ricacı bir mücadeleden mücadeleci bir hakka geçmek engellilerin kazanımlarını sağlayacak gibi durur.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Peki engelliler engellilik raporlarını tespit eden raporlar alıyor. Bu raporları alırken karşılaştıkları sorunlar neler oluyor?
Musa Piroğlu:Ben otomobil alabilmek için hastaneye gittim, milletvekiliyim, salgın döneminde gittim, salgının en güçlü dönemiydi. Ehliyeti yenilemek için 1.5 ay uğraştım. Kendi raporumu 3 ayda aldım, milletvekili olduğum halde 3 ayda alabildim. Korkunç bir bürokrasi işliyor! Hastane başka hastanelerin raporlarını kabul etmiyor, başka hastanelerin MR görüntülerini, tahlillerini kabul etmiyor. Doktor doktor geziyorsunuz ve sorun şu; her doktor için ayrı randevu alıyorsunuz. Her biri 2-3 hafta sonraya veriyor. Siz sürekli rapor peşinde koşturmaya devam ediyorsunuz. Hükümet sürekli rapor oranları ile oynuyor, %90 engelli birine 2 ay sonra %40 rapor veriyorlar! Bir anda maaşınız kesiliyor, emekli maaşınız kesiliyor, emekliliğiniz iptal ediliyor, bütün haklarınızdan yok sayılıyorsunuz hatta borçlandırılıyorsunuz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Son zamanlarda oran düşürme meselesi çok önemli tartışma konusu oldu. Size gelen başvurular da var nedir yaşananlar?
Musa Piroğlu:Devlet sürekli olarak yoğun bir baskı kurdu hastane idareleri üstünde ve sürekli yeni genelgeler yayınlayarak bu süreci kilitledi ve engellilikten emekli olanlar dahil hepsinde bir güncelleme talep etti, sürekli engellilik raporları var. Ben 1988’de kaza geçirdim, 1991 gibi sürekli engelli raporu aldım, iyileşemez demektir. Ben ne zaman bir iş yapmaya kalksam benden engelli raporu istiyor ve her rapor için cebelleşiyorum hem hastane idaresiyle, hastane bürokrasisi ile hem de her gittiğimde bu raporun oranı değişiyor. Çoğunu artık neredeyse rapor alamaz hale getirdiler insanların ilaç tedavisinden gündelik ihtiyaçlarına kadar bu rapor güncelleme işi salgında biraz baktı ki erteledi ama insanların hayatını çok etkileyen bir yere gelmiş durumda. Çok ilginç gelişmeler oluyor. Çocukluktan beri engelli olan insanların raporu bir anda değişiyor ve çok düşük raporlar veriliyor. Hastane hastane değişebiliyor ve itiraz etmezsen bunların hepsi bir ağır dram haline geliyor çünkü bu rapor peşinde koşanlar %90’a yakını yoksul engelliler! Bir hastaneden hastaneye gitmek onlar için korkunç bir yük, otobüsle gidip geliyorlar, toplu ulaşım kullanmak zorundalar ve birçok yerde yetmiyor. Minibüsten indirilenleri tanıdım. Ben kendim yaşadım, minibüse binemedim. Engelli olduğum dönemde hastaneye gideceksiniz minibüse binemiyorsunuz, ambulans gelmiyor, kendi imkanlarınızla gitmeniz gerekiyor taksi bulamıyorsunuz taksi almıyor, paranız yetmiyor. Korkunç bir girdapın içine atılıyor engelliler ve kendi başının çaresine bakmaya zorlanıyor aile ve kendisi ama kendi başının çaresine bakması gereken insanın imkanları da elinden alınıyor. Devlet neredeyse gerçekten bir yük olarak görme olgusunu arttırmış durumda, yük oranı da hem mali hem bürokrasi olarak yük görüyor. Somut bir örnek vereyim; ben öğretmenim hakkımı aldım, gittim okula müdürün ilk lafı şuydu: “Seni başka okula yollayalım.” Bana bakıyor ve buna dair düzenleme yapmam lazım diyor. KHK’lı 2000’den fazla engelli var. Engelli KHK ile işten atmak demek ölüme terk etmek demektir ve bunlar geri dönemiyor, geri dönenler sürgün yiyor. Devletin vicdanı denen şey; aslında bu KHK’lılar meselesinde tüm boyutlarıyla açığa çıkıyor! Engelliyi komple hayattan atıyorsunuz. KHK’lılara bir zulüm yapıyor, engelli KHK’lılara bu zulmü 2-3 kere katlayarak yapıyor ve halen çoğu KHK’lı.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:2000 KHK’lı engelli var ve düşünün işe girmesi zorken bir şekilde işe girdikten sonra sudan nedenlerle işten atılan binlerce insan oluşturduğu büyük sosyolojik facialar ve ben bunu şöyle daha da kötü hali anlatıyorum; kişinin engelli olması çok zor bir şey KHK’lı ihraç edilmesi çok zor bir şey bir de bunların üstüne maalesef cezaevine de girebiliyor. Hem engelli, hem KHK’lı hem de cezaevine giriyor. Bu korkunç bir şey haline dönüyor. Kimse bu kişilerin yaşadığı sıkıntıyı anlamıyor! Zaten bedensel engeli var, cebinde parası yok, bir de cezaevindeki o engellilere uygun olmayan yapıların içine giriyor! Ne diyorsunuz Musa vekilim?
Musa Piroğlu:Devlet Metris’te bir rehabilitasyon hapishanesi açtı. Somut örnek vereyim. Biri tekerlikli sandalyede biri boyundan aşağı felçli ve bu insanları aynı koğuşa koyuyor birbirinize bakın diyor. Bunlar daha önce başka koğuşlarda kaldığı için koğuş dayanışması ile yaşayabiliyorlardı. Bu yapılanı izah edecek herhangi bir sözcük bulamıyoruz, bu sadece fiziksel, ortopedik insanlar ama bir de hapishanelerde ciddi ağır hastalar var! Bu ağır hastaların hemen hepsi kendi hayatlarını sürdürme şansına sahip değiller. Engel budur, engellilik budur. İnsanların kendi hayatlarını sürdüremez hale getirilmiş olmasıdır. Devlet bunları hapishanede tutarak bir çeşit ölüme terk ediyor! Hasta tutsakların peş peşe ölüm haberlerinin geliyor olması aslında birçoğunun yıllardır yaşadığı sağlık sorununun artık onların taşınamaz hale geldiği döneme geldiğimizi gösteriyor, durduramazsak bu ölüm sayılarının artacağını baştan görmemiz gerekiyor. Ağır kanser hastaları var, tekerlekli sandalyede yaşıyorlar, ağır zihinsel sorunlar yaşayan sorunlar var, ne olup bittiğini bilmiyorlar, konuşmayı unutmuş, konuşmayı bilmeyen insanlar var. 80-82 yaşında insanlar var. Daha bugün 80 yaşında bir nineyi tutukladılar yardım ve yataklıktan. Eşini tutukladılar aynı yaşta!
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Makbule Özer.
Musa Piroğlu:İnsanın aklı almıyor! Devlet neredeyse engellileri toplumun dışına attı yetmiyor bir de hapishanelerde engelli ve hasta tutsaklara karşı neredeyse toplumu cezalandırmak için vahşi bir politikada yol buluyor. Hastaneye gidemiyorlar. KHK’lılar meselesinde şuna değinmek lazım işten atıldıklarında; engelliler sürekli olarak sağlık sisteminden yararlanmak zorundalar. KHK’lı engellilere sağlık hakkı ellerinden alınıyor. Devletin normal bireyi; hangi vatandaşı sağlık hizmetini ücretsiz ve insanca karşılaması gerekirken engelli bireyi işten atıp sağlık hakkını elinden alarak emeklilik hakkı var, sağlık hakkını da elinden alarak gerçek anlamda bir eziyet etme, kasıtlı bir eziyet var burada. Vicdanla açıklanacak değil! Bildiğimiz bir kötülük yapma uygulaması söz konusu. Hapishanelerde KHK’lıların yaşadığı ne yazık ki bu. Burada temel soruna dönüyoruz! Toplum ne yapıyor? Sorusuna geliyoruz çünkü iktidardan beklemeyeceksek vicdanı sorun bize kalıyor! Baktığımızda bir bütün olarak ne yazık ki üstümüze düşeni ne yazık ki yaptığımızı söylemek mümkün olmuyor.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Takip ettiğimiz hastalar var. %85 engelli MS hastası Mehtap Şentürk çok zor durumda. Sincan Kadın Hapishane Hastanesi’nde. R Tipi Cezaevi’nde kalabilir dendi, R Tipi’ne de gönderemiyorlar. Cezaevi hastanesinde annesi başında, bu kişi hala maalesef ki adli tıptan bir tahliye kararı alamıyor, büyük bir çile çekiyor, yakınları bize ulaştı, korkunç bir çile çekiyor. Elini ayağını oynatamayan, ileri derecede bir MS hastası. Bakım hastası ve maalesef ki en son alınan kararla da adli tıp yapılan itirazı reddetti ve R Tipi Cezaevi’nde “Hele bir kalsın bakalım. Orada bir görülsün. Sonra bir daha bakarız.” Dedi. Resmen ölüme gönderiyor! Yine %89 engelli bir başka kadın hasta MS sonrası geçirdiği bir beyin felci sonrası sol tarafında yaşadığı felçten dolayı maalesef şu anda Edirne Cezaevi’nde ve orada da sıkıntıları devam ediyor, bunun gibi bahsettiğiniz gibi kanser hastaları, kronik hastalıklar bunlar da ağır engellilik oranı oluşturuyor ve sanırım siz de çok net görüyorsunuz. En ağır vicdan sızlatan engellilik ihlalleri bunlar değil mi?
Musa Piroğlu:Hapishaneler bir cehennem! Bir de engelliler bunun içinde cehennemi fazlasıyla yaşar duruma gelmiş durumdalar. Hayatlarını idame ettirme koşullarına engellenmiş durumda. Ülkenin kendisi ağır bir yoksulluk ve cehennemi hayat yaşıyor. Engelliler bunun içinde yine aynı şeyi katlanarak yaşıyor. Engellilere baktığımızda mazlum, mağdur olan, haksızlığa uğrayan herkes engellilere bu haksızlığı ve mağduriyeti kaç kat fazlasıyla yaşadığını bilmek zorunda. Çok fazlasıyla yaşıyor. Engelliler hayatlara nasıl tutunacak sorusu halen karşımızda duruyor! Toplumsal dayanışmanın üst düzeye çıkması gerekiyor. Gerçek anlamda ciddi bir engelli mücadelesi ve engelli hareketinin ortaya çıkması gerekiyor. Engellilik sorunu sadece engellilerin sorunu değil, engellilik sorunu tüm toplumsal muhalefetin sorunu çünkü engellilik devletin ve iktidarın tüm üretimin yukarından aşağı topluma nasıl baktığı ile alakalı bir mesele. Biz toplumun devletin engelli yaklaşımını değiştiremediğimiz sürece bunu değiştirme şansımız yok. Bugün konuştular iktidar vekilleri engelliler haftası dolayısıyla. Ne kadar büyük işler yaptıklarını anlattılar 20 yılda ama geldiğimiz noktada yaşanan sorunlar; şu insanlar alt bezi alamayacak duruma düştü, otomobil alma hayalleri çoktan bitti, ulaşım imkanları korkunç, insanlar hayatlarını sürdüremez hale geldi. Meclis’te söyledim, iktidar sadakayla geçinen, bağımlı ve izole edilmiş insanlar topluluğu istiyor ve buradan bir siyasal prim elde etme derdinde. Kendilerini bunun üstüne kurguladılar. Sermaye de bunu istiyor. Bizse engellerin kaldırıldığı, engelsiz bir dünya, engellilerin toplumsal hayatta üretime, eğitime, siyasal yaşama, eşit yurttaşlar olarak katılabildiği bir dünya istiyoruz. Bunun içinse mücadele etmek zorundayız. Her çeşit ayrımcılığın sona ermesi, her çeşit baskının sona ermesi gerekiyor bunun için de mücadele etmek zorundayız bu mücadeleyi ortak yapmak zorundayız. Engellilik sorunu artık işçi sendikaların engellilik sorunu kamu sendikaların, tabip odalarının, baroların ve toplumsal muhalefeti temsil eden siyasal partilerinin ana gündemlerinden biri olmak zorunda. Bunu başaramadığımız sürece ne yazık ki bu sistemin kendisini aşma şansımız kalmayacak! Ülkenin refah düzeyini de demokrasi düzeyi de engelliler dipte yaşıyorlar!
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Maalesef öyle. Peki yapılması gerekenler noktasında önerileriniz nelerdir? Onları da alalım. Hayatın her alanındaki engelliler. Normal yaşamda engellerle karşılananlar, işe girmek, rapor almakta, cezalandırıldığı zaman cezaevinde yaşadığı sorunlarla tüm engelliler için neler yapılmalı?
Musa Piroğlu:Çok basit. Engellilerin toplumsal hayata katılmasının önündeki çeşitli ve fiziksel sorunlar çözülmelidir. Engellilerin medikal aparatlar devlet tarafından karşılanmalıdır. Ulaşım imkanı rahatlatılmalıdır. Bürokratik düzenlemeler, engellilerin hayatını kolaylaştıracak şekilde yeniden organize edilmelidir. Ayrımcılığa karşı keskin bir mücadele yürütülmelidir. Engellilere yönelik her çeşit şiddet çok ağır şekilde cezalandırılmalıdır ve doğal olarakta geldiğimiz noktada engellilerin eğitim ve istihdamda eşit yurttaş olarak yararlanması koşuluyla da yaratılmalıdır. Son olarak; tabi ki engelli ve hasta tutsaklar derhal serbest bırakılmalıdır ki toplumun vicdanı da belli oranda rahatlamış olsun. Bunların hepsi çok kolay şeyler. Tekrar söylüyorum; engellilerin hayatını kolaylaştıracak bir şey için yasaya, kanuna gerek yok. Basit genelgelerle iktidar cephesi bir gecede bunları yazıp nasıl bir gecede KHK ile 100 bine yakın insanı işten atabiliyorsa, nasıl bir gecede insanların hayatını cehenneme çevirebiliyorlarsa aynı hayatlarını 1 günde de yaşanabilir hale getirebilirler. Bu yetkileri, güçleri, imkanları da, parasal imkanları da var. Bir sürü yere harcayacak kısmın çok az kısmını engellilere ayırabilseler, engellilerin yaşamını dizayn edebilseler, engelliler bu ülkede çok büyük işler yapacak, birikimlerini ortaya koyacak. Hem üretim, hem siyaset, hem sanat dünyasına ciddi katkı vereceklerdir bunu o zaman da toplumun yararlanması açısından ciddi yol alabilecek yola geleceksek bir günlük, bir gecelik mesai ile sorunların büyük kısmı çözülebilir, geri kalan için ise süreç işler ama burada tekrar son olarak söylüyorum; bizim engelli yapıların, örgütlerin çok uzunca bir süredir AKP iktidarı döneminde, son 10 yılda içine girdikleri ricacı konumdan çıkmaları, talepleri için mücadeleyi yükseltmeli, muhalefeti de sendikaları da, iktidarı da bu taleplerin gerçekleşmesi için zorlamaları gerekiyor. Bunu yapmadığımız sürece ne yazık ki biz birilerinin bizi görmesini hakkımızı vermesini beklemek zorunda kalacağız. Bu bekleyiş naif bir bekleyiş olacak.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Engelli dernekleri, STK’ları, siyasetten yeteri kadarını alamıyor mu? Aktiviteleri bu noktada sınırlı mı kalıyor?
Musa Piroğlu:Engelli STK’ları, engelli kitle örgütleri, derneklerinin yaptıkları mücadeleci dinamizmi yitirdiler. Daha çok iktidardan rica eden bir anlayışa girdi, bu onları bağımlı hale getiriyor. Bakanlara, bakanlıklara valiliklere ya da belediyelere bağımlı hale getiriyor ve bu bağımlılık ilişkisinde özgür davranma kabiliyetlerini yitiriyorlar. O zaman da kendi kaderlerini kendi hayatlarını bu iktidar önünde tutanların, belediye başkanların, bakanların ya da hükümetin iki dudağına teslim ediyorlar. Oysa çok daha mücadeleci gelenekten gelen gerçekler haklar için mücadeleci hak temelli mücadele yükseltmek gerekiyor. Engellilik meselesinin siyaset üstü olduğu söyleniyor. Bugün polisin biri aynısını söyledi. Burada siyaset yapıyorsunuz dedi. Engelli politikasını söylüyorduk, engellilik sorunu tamamen siyasi bir sorun, iktidarla ilgili bir sorun engelli siyaseti yürütmek gerekiyor. Siyasal uslüpla denilen şey; aslında bütün toplumsal muhalefetin ortaklaşması gereken bir mücadele alanı olduğu ama engellilik durumları artık kendi durdukları yerde iktidara kim varsa belediye ve buna karşı mücadele eden bir yere talepleri için ayak direten bir yere gelmek zorundalar ve bunu başarırsak ben yol alacağımıza inanıyorum çünkü farkına varması için toplum bunları farkına varabilecekleri bir yere getirmemiz gerekiyor. Bunu sağlarsak olur. Son örnek veriyorum kendi hayatımdan. Ben öğretmenliğe başladım 1. Ayımda okulda bir engelli öğretmen yoktu öğrencilerin kafasında. Bir öğretmen vardı! Sever ya da sevmez, iyi ya da kötü bir öğretmen vardı. Öğrenci kısa sürede çocuk ona uyum sağlamıştı. Bizim hayata girebildiğimiz oranda bunu sağlayacağız yeter ki hayata girmemizin önündeki engeller ortadan kaldırılsın.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Demek ki mücadele bireysel ve toplumsal, STK’larla olan mücadele esas, kimsenin insafına kendini bırakmamak, iktidardan bir şeyler talep etme yerine mücadelenin çok önemli olduğunun altını çiziyorsunuz çünkü çok önemli bir anlayış eksikliği var, hem devlette hem toplumda maalesef bunu aşmak için daha çok fırın ekmek yememiz gerekiyor herhalde.
Musa Piroğlu:Biraz öyle olacak. İnsan hakları mücadelesinin yükselmesine paralel bir süreçten söz ediyoruz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Aynen öyle değişen bir şey yok. Her alanda mücadeleden başka bir çare yok! Çok teşekkür ederiz. Umarım tüm engelli bireyler için verdiğiniz önemli mücadele önemli başarılar kateder.
Değerli izleyenler çok önemli bir konu, milyonlarca kişinin müzdarip olduğu bir konu. Bebeği ile çocuğu ile, yetişkiniyle her kesimden insanın yaşadığı bir hal aslında. Çeşitli şekillerde hayatımızda engellilik yaşayabiliyoruz, fizyolojik, psikolojik, sosyolojik anlamda engellilik yaşıyabiliyoruz. Bütün bunların toplamında çoğunlukla göz ardı edilen bir grup oluşuyor engelliler ve vekilimizin de anlattığı gibi kafalardaki engeller maalesef engellilerin işini daha da zorlaştırıyor ve içinden çıkılmaz bir hayat oluşuyor. Ara sıra böyle haftalarda anılıyorlar ve daha sonra tekrar unutuluyorlar. Yapılması gereken ciddi çalışmalar modern bir demokratik hukuk devletinde tüm vatandaşların alması gereken hakların onlara verilmesi. Haftaya Salı günü tekrar buluşacağız, hepinize hayırlı akşamlar. Hoşça kalın!




























Yorumlar