28 Nisan 2022
Değerli basın mensupları bu haftaki basın toplantımıza başlıyoruz. Basın toplantımızda yine önemli hak ihlalleri var. Bunlar konusunda bir milletvekili olarak ilgili makamlara yaptığım başvurulardan sonra basın toplantımda da yapılması gereken baskıyı yapacağım ve ihlallerin düzeltilmesini isteyeceğim. Bunu neden yapıyoruz, çünkü Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Cumhur İttifakı’nın denetimi altında ve insan hakları ihlallerini etkin, adil bir şekilde araştırmıyor. Sadece kağıt üzerinde birtakım evrak gidiş gelişleri oluyor. Etkin bir sonuç alınmıyor ve bu yüzden hak ihlalleri konusundaki başvurular maalesef sonuçsuz kalıyor. Biz bu sonuçsuzluğu bitirmek için elimizden gelen tüm gayretle çalışmaya devam edeceğiz.
Değerli basın mensupları;
Bu hafta sonu Şanlıurfa’ya bir ziyaret yaptık ve Şanlıurfa’da önemli temaslarda bulunduk. Şanlıurfa Barosu’nun düzenlediği İnsan Hakları İhlalleri konulu bir toplantıda konuşmacıydım ve Urfa medyasını, esnafını, STK’larını, siyaset kuruluşlarını dolaşarak halkımız ile sohbet ettik. Çok önemli sorunlar gördük. Basın mensuplarıyla yaptığım toplantılarda da bunları söyledim. Partimizdeki toplantılarda yaptığımız istişareler sonucunda önemli sonuçlara vardık. İlk olarak şu anda bölge şehirlerinde maalesef Türkiye’nin birçok yerinde devam eden bir kuraklık var. İnsanlar yağmur dualarına çıkıyor. Yağmur için Rabbimizden talepte bulunuyorlar. Tabi ki bu talepler yapılmalı ama öncesinde de insanların gereken tedbirleri alması lazım. Biz Hilvan’a gittiğimizde Hilvan halkının Atatürk Barajı, Fırat’ın sularına çok yakın olmalarına rağmen sulama kanalları konusunda çok önemli yetersizlikler yaşadıklarını ve topraklarını yeterli sulayamadıkları bilgisini aldık. Düşünün ilinizde büyük bir su deryası var ama kendi topraklarınızda sulama konusunda büyük sıkıntılar yaşanıyor. Aynı zamanda bir DEDAŞ sıkıntısı olduğunu gördük. Urfalılar, İllallah etmiş durumdalar DEDAŞ’tan. DEDAŞ halkı inim inim inletiyor. Sırtını iktidara dayamış olan kurum, vatandaşın elektriğini olur olmaz zamanlarda keserek vatandaşı mahvediyor. Çok büyük şikâyet ver DEDAŞ’tan. DEDAŞ konusunda neden bir şey yapılmıyor? Demek ki DEDAŞ sırtını iktidara dayamış. Bu da birtakım açık veriler ile ortada. Bu konuda çok önemli eleştiriler var. DEDAŞ’ın bu anlamsız elektrik kesintilerinden dolayı çiftçiler çok büyük bir ıstırap içerisindeler. Sulama noktasındaki sıkıntılardan dolayı çiftçilik gerçekten çok zor durumda. Çiftçiler artan elektrik paraları, mazot paraları, DEDAŞ’ın elektrik kesintileri, su yetersizliği ve maalesef ki son haftalarda üzerine eklenen kuraklık nedeniyle çok sıkıntıdalar. Birçok çiftçi ile konuştuk. Artık gayretlerinin boşuna olduğunu, bu toprakları bırakıp gideceklerini ve boş yere kürek çektiklerini, anlamlı olmadığını, her şeyin çok pahalı olduğunu, gübrenin korkunç bir şekilde arttığını, mazotun müthiş bir şekilde arttığını, elektrik-su konusunda faturaların çok ağır bir şekilde geldiğini ve DEDAŞ’ın sık sık kesintileriyle perişan olduklarını söylüyorlar. Urfa halkı feryat ediyor. Bunun duyulması gerekiyor. Urfa’da tarım, çok bereketli topraklara sahip olmasına rağmen çok kötü bir duruma doğru gidiyor. Urfa’da betonlaşma var. Urfa’nın o çok bereketli toprakları maalesef ki imara açılmadan dolayı betonlar ile doluyor. Aslında eğer imara açacaksan sarp dağlık arazileri imara açmalısın, yoksa Urfa’nın o her yerde bulunmayan o çok mümbit topraklarında imar izni verilmesi çok büyük bir hatadır. Bundan dolayı şehrin görünümü değişiyor. Şehrin görünümü ve tarım ağırlıklı yönü değişiyor ve betonlaşma olduğunu görüyoruz. Tüm bunlardan dolayı Antep fıstığı ağaçlarının kesildiği haberleri geliyor. Geçtiğimiz gün Karaköprü’de bir imara açılan alanda fıstık ağaçlarının yoğun bir şekilde kesildiğini üzüntüyle gördük. Biz ağaçları yaşatmaya çalışırken, o mümbit arazilerine boş yere verilen imar izinleri ile fıstık ağaçlarının o uzun yıllar boyunca ancak verimli bir hale gelene kadar bekletilen o fıstık ağaçlarının kesildiğini, o mümbit topraklarda betonların oluştuğunu görmeye başladık ve bu noktada Şanlıurfa Valiliği ve Şanlıurfa Belediyesi’ni uyarıyorum. Biz bunları takip ediyoruz. İmara, ranta dayalı bu anlayışı kınıyorum. Urfa’da isot son derece önemli bir besindir. Tüm yemeklerde kullanılır. Urfa’nın milli besinidir ve fiyatının müthiş bir şekilde arttığını gördük. Esnafla oturduk, konuştuk. Halkımız ile konuştuğumuz zaman ekonomik sıkıntılarının tavan yaptığını gördük, insanlar inim inim inliyorlar. Bir işçi kardeşimiz ile konuştuğumuz zaman asgari ücretteki artışın hiçbir anlamının olmadığını, çünkü enflasyonun yoğun bir şekilde arttığını gördük. Balıklıgöl civarındaki esnaf ile ve binlerce esnafı dinlediğimiz zaman da Urfa’nın sahipsiz olduğu gerçeğinin yoğun bir şekilde vatandaşlarca altının çizildiğini gördük. Urfa’da kasaplar ile görüştüğümüz zaman hayvancılığın bitmiş olduğunu gördük. Bir kuyruk yağının bile ciğer fiyatlarını aştığını, 120 TL’yi bulduğunu, ciğerin kilosunun 100 TL iken, kuyruk yağının kilosunun 120 TL’yi bulmasının da bölge ekonomisini etkilediğini çünkü turistik bir alanda, yemek kültürünün olduğu bir alanda bu fiyatların yükselmesinin hem üretici hem tüketici açısından çok önemli zararlara yol açtığını da gördük. Her kesimden insanlarımız ile konuştuk. Esnafla, çiftçiyle, çalışanla, üretenle, tüketenle, herkesle konuştuğumuzda iş yerlerini kapatma hazırlığı içerisinde olan esnafları gördük. Artık çiftçiliği bırakacağım, diyen çiftçileri gördük. Umutsuz olan gençleri gördük. Maalesef gençler ülkenin birçok tarafında olduğu gibi yurt dışına gitme hayaliyle yanıp tutuşuyorlar. Üniversiteyi bitirdiği halde boş gezen maalesef üniversite mezunu gencecik arkadaşlarımızı gördük. Esnafın durumu ile ilgili hem Urfa’da, Hem Hilvan’da esnaf ile konuştum. Esnafın önemli şikâyetlerinin olduğunu dinledik. Bu arada Urfa halkının da bizi sevgiyle saygıyla kucakladığını da gördük. Bunun için teşekkür ederim tüm Urfa halkına. Hilvan’da yaptığımız temaslarda sadece tarım yapma imkânları olan bir ilçenin aslında bu imkânlarının da elinden alındığını, gittikçe fakirleştiğini ve işsizlik oranlarının da tavan yaptığını da üzülerek gördük. Urfa’nın tarihi Gümrük Hanı’nı gezdik. Urfa’nın aslında tarihi ve turistik yönleriyle muazzam bir şekilde 5-6 milyon kişiye her yıl ev sahipliği yapacak bir kapasitede bir şehir. Turizm altyapısı çok yetersiz ve kamu görevlilerinin bu meseleye bakış açılarının eksikliği söz konusudur. Urfa bu nedenlerle turizmde olması gereken noktanın çok uzağındadır. Aslında Urfa için birçok dezavantajlı durum olmasına rağmen, yüksek nüfus, kentte ayrıca 1 milyona yakın Suriyeli vardır, turizm gelirleriyle iyi bir yere gelebileceğini düşünüyorum. Şanlıurfa Barosu’nun ev sahipliğinde yaptığımız konuşmada da ağır insan hakları ihlallerinden bahsettik. Şanlıurfa Barosuna da buradan bu vesile ile teşekkür ederim. Birçok medya kuruluşunu gezerek Urfa temaslarımız hakkında bilgiler verdik. Görüyorsunuz, imara açılan yerlerdeki rant anlayışından dolayı kesilen fıstık ağaçlarını tespit ettik. Urfa’nın ağır sorunları olarak işin doğrusu Suriyelilerin yoğun bir şekilde bölgede bulunmasının getirdiği bazı yükler ve sorunlar var. Suriye’den Türkiye’ye akın eden mülteciler, göçmenler birtakım illerde toplanmış durumdalar. Adana, Hayat, Kilis, Antep ve en başta da Urfa olmak üzere son derece yoğun bir şekilde bölge illerinde Suriyeliler bulunmaktadır. Bu bölgedeki yoğun yığılımı azalmak gerekmektedir. Çok yüksek kapasite üstü bir yığılma var. Bu yığılımı dağıtmak gerekmektedir. Bir göç politikasının oluşturulması gerekmektedir. Günlük bir politika ile iktidar, yerine göre bu Suriyelileri şantaj malzemesi olarak Pazarkule’den “Salarım haa bak onları.” diyerek Batı ülkelerinin gözünü korkutan bir araç olarak görüyor. Bazı zamanlarda ise, “Onlar bizim muhacir kardeşlerimizdir.” diyor. Bu politikalardan vazgeçerek kalıcı bir göç politikasının oluşturulması lazım. Bir Göç Bakanlığı’nın kurulması gerekmektedir. Çünkü bu çok büyük bir yüktür. Tabi ki bu politikaların olmamasından, bölgeye aşırı bir yığılmadan dolayı ve birtakım da şehir efsanelerinden dolayı, bu şehir efsaneleri nelerdir, AB ülkelerinin Suriyelilere destek verdiği ortada ancak bunları tamamen Türkiye Cumhuriyetinin yardımlarıymış gibi görmek eğilimi söz konusudur sivil toplumda ve Urfa halkında. Bütün bunlar Urfalılar ile Suriyelileri karşı karşıya getirmektedir. Suriyelilerin istenmeme oranları artmaktadır. Yalnız bu mesele, istemiyoruz, gitsinler, demekle çözülecek bir mesele değildir. Bu tür tavırlar ulusal ve uluslararası hukuka aykırıdır. Birtakım siyasetçilerin oy rantı için, Suriyelileri alıp, torbaya koyup göndereceğiz, demekle bu mesele çözülmez. Bu mesele uluslararası hukukun konusudur. Öyle popülist söylemlerle kimse bir yere varamaz. Bu konuda iktidar, etkin çözümleri bulmak zorundadır. Bu insanlar bir nefret objesi olarak görülmemelidir. Çözüm, hukuka uygun bir çözüm olmalıdır. Urfa’da artan bir gerginlik olduğunu gördük. Eğer iktidar gereken göç politikalarını yürürlüğe koymazsa bu gerginlik patlamalara yol açabilir. Buradan da bu uyarıyı yapmış olalım. İktidar, Suriyelileri ülkeye kabul ettikten sonra düzgün bir göç politikası oluşturmayıp halkla Suriyelileri karşı karşıya getirirse bunun faturasının mazlum insanlar ödeyecektir. Bu sıkıntılar olduğu zaman, iktidarın bu yanlış politikaları daha bir ortaya çıkacaktır. Zarara uğrayanlar maalesef zarara uğramış olacaktır. Yine Urfa’da tarım arazilerinde çalışacak göçmen işçilerin sorunları son derece önemlidir. On binlerce kişi tarım arazilerinde çalışmak üzere başka illere gidiyorlar, geliyorlar, bu gidiş gelişler nedeniyle bu işçilerin çocukları yeterli eğitim alamıyorlar. Bu noktada oldukça önemli sıkıntılar var. On binlerce kişinin durumu böyle. Mevsimsel tarım işçilerinden bahsediyoruz. Gittikleri illerde de açıkçası otomasyona geçildiği için insan gücüne olan ihtiyaç azalıyor. Bu nedenlerle bu insanların da işsiz kalma ihtimalleri yükseliyor. Böyle bir gerçeklik te vardır. Bunun da altını çizmiş olalım. Urfa’da biz önemli bir sahipsizlik sorunu olduğunu gördük. İktidara en çok oy veren illerden birisi de Şanlıurfa’dır. Buna rağmen halkın sorunlarıyla ilgilenilmeyen, tepeden bakılan bir şehir. Maalesef Urfa siyaseti, Ankara’dan yönetilmektedir. İnsanların Urfa’dan seçip Ankara’ya gönderdiği iktidar vekillerinin maalesef hiç etkin olmadıklarını, Urfa sorunlarıyla ilgilenmedikleri konusunda son derece önemli şikâyetler aldım. İktidar maalesef Urfa’ya bir oy deposu olarak bakıyorlar. Bölgedeki feodal anlayışlar, demokratik bilincin yükselmemesi, demokratik katılımın artmaması dolayısıyla da halkın bu iktidar ve siyasetçilerin yanlış anlayışlarına yönelik etkin eleştirileri mevzu bahis olmuyor. Urfa ziyaretlerimiz için söyleyeceklerimiz bunlardır. İleride de Urfa ile ilgili söyleyecek çok şeylerimiz olacaktır. Ben aynı zamanda bir Urfa milletvekiliyim ve Urfa siyasetini takip ettiğimde çok önemli bir siyasetsizlik, tepeden inme emirlerin vuku bulduğu bir şehir gördüm. Tüm bunlara karşı ve haksızlıkların giderilmesine karşı mücadele vereceğiz.
Ramazan Ayını bitirmek üzereyiz. Aziz mübarek Ramazan Ayı bitmek üzere ve Ramazan Bayramı geliyor ve insanlar memleketlerine gidecekler. Ancak benzin ve mazot fiyatlarındaki korkunç artışlardan dolayı şehirlerarası yolculuklardaki fiyat artışları had safhadadır. Ankara-İstanbul arası otobüs bileti 350 TL olmuş durumdadır. Diğer mesafelerde de astronomik artışlar söz konusudur. Neredeyse otobüs fiyatları, uçak fiyatlarını geçmiş durumdadır. Vatandaş ne yapacağını şaşırmış durumdadır. Kimisi bayrama gitmeyeyim, diyor. İktidarın vatandaşı düşürdüğü hal budur. Bunu çok net görmek gerekiyor. İktidarın kötü ekonomi politikaları zembereği bozmuştur. İş çığırından çıktı. Düzeltilecek bir hal kalmadı. Neresinden toparlamaya çalışsanız orası elinizde kalıyor. Nereye bir destek vermeye çalışsanız o dayanak noktası elinizde kalıyor. Ekonomik çöküntü maalesef engellenemez bir haldedir. Herkes bu durumdan şikâyetçi. İşin doğrusu bu durumları gidermek adına iktidar 500 TL’lik banknot basımı hazırlığına girişmiş durumdadır. 500 TL’lik banknot ta bassanız 1000 TL’lik te banknot bassanız bugün uyguladığınız ekonomi politikalarının neticelerini önleyemezsiniz. 500 TL’lik banknot basacaksanız, benim önerim, banknotun üzerinde Recep Tayyip ERDOĞAN’ın resmini yapıştırmanız olacaktır. Çünkü, ekonominin kitabını yazan birisi olarak 500 TL’lik banknotta da fotoğrafı bulunması gereken en birinci kişi Recep Tayyip ERDOĞAN’dır. Bunu da kendisine söylemiş olalım. Sırası geldiğinde, ben ekonominin kitabını yazdım, diyor ama vatandaşlar inim inim inliyor.
Biz hem Urfa’da, hem Türkiye’nin dört bir tarafında üniversite mezunu işsizleri görüyoruz. Geçtiğimiz gün sosyal medyadan bir öğretmenimiz bana başvurdu. Uzun süredir iş bulamamış, atanamamış, KPSS’de istenilen puanlar çok yüksek olduğu için özelde çalışmak zorunda kalmış fakat özel kurslarda günde 12 saat çalışma teklif edilmiş, 4000 TL ücret ve 11 aydan sonra SGK kaydının kesilmesi yönünde birtakım şartlar sunulmuş kendisine. Resmen kölelik şartları bunlar. Başka bir şey değildir. Tüm masrafın kendisinden gideceği, çok az bir ücretin verildiği ve aşırı çalışma saatlerinin olduğu bir ortamda maalesef üniversite öğrencileri bu hallere muhtaç hale gelmiş oluyorlar. Ekonominin içine düştüğü hal budur.
Biz cezaevine hamile bir şekilde girmiş kadınların sorunlarını gündem ediyoruz. Biz bu kadınların bırakılmaları gerektiğini söylüyoruz. Türkiye’nin dört bir tarafında bu tip ihlaller ile uğraşıyoruz. Türkiye’yi dolaştığımız zaman da bu ihlallere karşı mücadele ederken mağdur olmuş insanlarla karşılaşıyoruz. Bizim müdahilliklerimiz sonucunda bu mağduriyetlerden kurtulduklarını öğreniyoruz. Urfa’da hamile iken cezaevine konulan ve büyük zorluklar çeken bir hanımefendiye rastladık ve kendisi yardımlarımızdan dolayı cezaevinden kurtulduğunu söyleyerek bize teşekkür etti. Bunlar da bizim için mutluluk verici hadiselerdir. Bir gayretin sonucu daha sonra gülen bir yüzle, somut bir fotoğraf ile görmek benim için çok büyük bir mutluluktur.
Hak ihlallerine devam ediyoruz. Yine önemli bir dosya var. Daha öncesinde yıllardır gündeme getirdiğim bir dosya. Kaçırılan, işkence edilen bir kişinin dosyası. Bize müracaat edilen bir dosya. 2017 yılında kaçırılan ve 108 gün boyunca bilinmeyen bir yerde tutulan, işkence edilen, daha sonra Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne bırakılan bir kişi. Zabit KİŞİ isimli bir şahıs. Bize başvurdu. Bütün bu süreçler içerisinde kaçırılıp işkenceye uğradığını belirterek, yurtdışından getirildiği esnada yaşadığı ihlallere ilişkin başvurularda bulunmuş. Mahkemede, yurtdışından kaçırılarak getirildiğini söylemesine rağmen, yurtdışından iade edildim, şeklinde mahkeme zabıtlarına geçmiş. Bütün bu sahte işlemlere karşı hakim ve savcı hakkında işlemlere başvurmuş ancak sonuçsuz kalmış, suç duyurularında bulunmuş, sonuçsuz kalmış, HSK’ya başvurmuş, ret cevabı almış. Geçtiğimiz ay, 18 martta 4-5 senedir süren mücadelesi maalesef olumsuz şekilde sonuçlanmış ve HSK, hakim ve savcıların incelenmesi konusunda kesin ret kararı vermiş. Düşünün ağır bir işkenceye uğruyorsunuz, kaçırılıyorsunuz ve tüm bunları Mahkemede anlatıp suç duyurusunda bulunuyorsunuz, gereken işlemleri yapmayan hakim ve savcıları ardından şikayet ediyorsunuz ancak sonuçsuz kalıyor. Ne demek, bu ülkede hukukun h si yoktur, zerresi yoktur, anlamına gelmektedir. Zabit KİŞİ, şu anda Birleşmiş Milletlere başvuracak ve Birleşmiş Milletler İşkenceyi Önleme Komitesi’ne başvuracak. Biz de bu başvuruları takip ediyoruz bir insan hakları savunucusu olarak, bana tüm safahati anlatmış ağır sağlık sorunları ile boğuşan öncesinde ağır işkencelere uğrayan ve 30 kilo kaybeden bu kişi şu anda da yargının kendisini ağır ihlallere uğrattığını söyleyerek bize başvuruyor, konuyu takip edeceğiz.
Yine Osman Karakaya isimli bir profesör doktor bize başvurdu kendisi de yine evraklarında Kosova’dan kaçırılarak Türkiye’ye getirildiğini, herhangi somut ve hukuki bir suç bulunamamasına rağmen ağır bir şekilde cezalandırıldığını söyleyerek hukukun geri gelmesi talebinde bulunuyor ve çok ağır mağduriyetler yaşamış, A’dan Z’ye Zabit Kişi’nin yaşadıklarından ayrı bir olay değil, son zamanlarda kaçırılma ve işkence olayları Türkiye’de arttı bunlar aleni fütursuz bir şekilde yapılıyor. Yurt dışından insanlar kaçırılıp Türkiye’ye getiriliyor, terörist ilan ediliyor, somut bir delil olmamasına rağmen ağır bir şekilde cezalandırılıyor, tüm başvuruların yolu kapatılıyor, tüm hukuksuzluklara rağmen maalesef ki bu alanda hiçbir işlem yapılmıyor, mutlaka Türkiye’ye bir gün adalet gelecek, ağır yerel mahkeme kararlarından sonra ya Anayasa Mahkemesi ya da AİHM’de adaletin sağlanacağına inanıyorum. Tüm bu Zabit Kişi ve Osman Karakaya gibi ağır ihlallerle dolu başvurularda adaletin tecelli etmesi çağrısında bulunuyorum ve bunları bu şekilde gündem etmiş oluyoruz.
Hak ihlalleri maalesef ki devam ediyor. İnanılmaz olaylar yaşanıyor Türkiye cezaevlerinde Afyon 1 No’lu Cezaevi hele ki bunlardan bizim gözümüzde en sabıkalı olanlardan birisi mahpuslara denetimli serbestlik ve koşullu salıverilme vermeme üzerine çalışan cezaevlerinden birisi maalesef. A. K. İsimli bir mahpus denetimli serbestliği geliyor vermiyorlar, koşullu salıverilmesi geliyor bu konuda gözlem kurulu kararı olumsuz bir şekilde karar veriliyor fakat infaz hakimliğine başvuruyor mahpus. İnfaz hakimliği: “Evet gözlem kurulu kararı haksızdır.” Diyor ve koşullu salıverilmeye izin veriyor. İtiraz ediyor savcı ağır cezaya gidiyor, ağır cezada mahpus lehine karar veriyor, “Artık tahliye edilmelidir.” Diyor, bakın çok ilginç gelişmeler oluyor ve bu sırada tekrar koşullu salıverilmeler iptal ediliyor. Ağır ceza. Düşünün mahpus lehine karar verdiği halde Afyon Cezaevi Gözlem Kurulu tekrar toplanıp tekrar koşullu salıverilme iptal kararı veriyor. Bunlar çok ağır ihlaller, gerçekten Türkiye’de hukuk yollarının adeta boşuna takip edildiğine dair örnekler çok ciddi örnekler bunlar. Maalesef ki bu böyle devam ediyor.
Diyarbakır Cezaevi’nden ağır hak ihlaller var. Mahpusların kimisi açlık grevlerine girmiş durumda ve maalesef idare çok önemli ihlal dayatmalarında bulunuyor.
Yine Rasim Eşref Çıtak Düzce Çilimli Cezaevi’nden bize başvurmuş; “Adli mahpuslara görüntülü görüşme hakkı verilirken bize bu hak verilmiyor.” Diyor. Yurdun dört bir tarafında cezaevlerindeki siyasi mahpuslar bu haksızlığa karşı bize başvuruyorlar. Düşünün adli mahpuslara görüntülü görüşme hakkı verilirken hatta görüşlere gelemeyen yakınları için artı olarak birtakım haklar verilirken siyasi mahpuslara görüntülü görüşme hakkı tanınmıyor ve 20 dakikalık telefon görüşmesi 10 dakikaya düşürülmüş durumda, çok ağır haksızlıklar, hukuksuzluklar ile maalesef ki karşı karşıya.
Ali İlhan Bayar Tekirdağ 1 No’lu Cezaevi’nde sağlık hakkı ihlali yaşanmış, yakınları çok zayıf olarak görmüşler.
Bir koşullu salıverilme başvurusu. Bu sefer Manisa T Tipi Cezaevi’nde; her cezaevi maalesef bu dayatmaları yapıyor, denetimli serbestliğini vermiyor, koşullu salıverilme tarihi geliyor onu vermiyor. Gözlem kurulunun koşullu salıverilme vermemesi üzerine infaz hakimliğinin mahpusu haklı bulan kararından sonra savcının itirazı ve ağır ceza mahkemesinin yine mahpusu haklı kılan kararı 14 Nisan’da verilmiş fakat tam 14 Nisan’da cezaevi gözlem kurulu tekrar toplanıp iyi halli değildir koşullu salıverilmeye çıkamaz diye bir karar vermiş. Düşünün ağır cezanın kararı karşısında sizi tekrar mağdur eden bir idare var, hukuku zerre kadar tanımadıklarını söylüyorlar. Hukuku tanımadıkları her yerde belli ve insanların sadece kendi başına geldiği zaman şikayet edeceği şey değil hukuk ihlalleri, herkesin başına gelenlerle takip etmeleri gerekiyor.
Geçtiğimiz günlerde maalesef ki Osman Kavala kararı ve Gezi Davası kararı açıklandı. Osman Kavala ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edildi ve 7 kişi de 18 yıllık cezalara çarptırıldı, bunlar çok ağır cezalar, gerçekten toplumun vicdanının isyan ettiği kararlar, yıllardır takip ettiğimiz bir dava ve çok abartılı siyasi bir şekilde başlatılmış bir dava süreci olduğunu hep söyledik ve maalesef nasıl siyasi başlamışsa sonu da siyasi bitti ve gelinen noktada maalesef ki çok ağır haksız kararlarla karşı karşıya kaldık ama burada altını çizmek gerekiyor ki; mahkeme kararlarını kimliğe göre ayırt etmemek gerekiyor, kimliklere tavırlar takınmak, bir kimliğe yapılan haksızlığı görmedikten sonra kendisine yapılan haksızlık konusunda feryat etmek bunlar doğru şeyler değil. Her haksızlığa karşı mücadele ettiğiniz zaman kendinize yapılan haksızlığın da zaten bittiğini göreceksiniz, işin zehirli formülü burada.
Hak ihlalleri devam ediyor. Ziyaettin Keskin kaldığı Tekirdağ 2 No’lu Kapalı Cezaevi’nde İstanbul Kartal Maltepe Cezaevleri’ne nakil istemiş ve maalesef insanların çok zor şartlar olduğu için istediği nakiller maalesef ki yerine getirilmiyor.
Diyarbakır Cezaevinde tecrit içinde tecritteyiz diyor bir mahpus 62 yaşında 27 senedir mahpus olan bir kişi, koğuş basmalar keyfi koğuş değiştirmeler ve bir hakkın kısıtlanması, özel eşya ve radyoların toplanması gibi durumları gündeme getirmiş, “Tecrit içinde tecrit yaşıyoruz.” Diyor mahpus Memduh Savaş’ın yakınları bize başvurarak bu ihlalleri gündem ediyorlar.
Denizli T Tipi Kapalı Cezaevi’nde denetimli serbestlilerin verilmediğine dair çok yoğun başvurular alıyoruz. Gözlem kurullarının ikinci mahkeme gibi tavırlar takınarak kişileri tekrar ikinci defa yargıladığını görüyoruz bunlar yoğun hak ihlallerine neden oluyor.
Barış Aydın Adana Kürkçüler Cezaevi’nden bize başvurmuş. Çıplak aramaya uğradığını günlük ihtiyaçları için 50 litre su ancak alabildiklerini ve kitap haklarının 2 ile sınırlandırıldığını söyleyerek psikolojik baskıları anlatmış ve işkencelere uğradıklarını söylemiş, onun da buradan sesi olmaya çalışıyoruz.
Yine Abdulbaki Harmancı 70 yaşında Erzurum Cezaevi’nde kalmakta. Böyle gizli tanıklar yolu ile hukuksuz, somut delilsiz bir şekilde insanların mağduriyetleri ile ilgili önemli bir örnek Abdulbaki Harmancı 70 yaşında mahpus, yaşlı bir hasta fakat afaki şikayetlerle mağdur edilip tutuklanmış, çok zor günler yaşıyor, yakınları bize başvurdular, Erzurum’dan İstanbul’a hastaneye sevk edilmiş, hiçbir sonuç alamamış, sağlığı daha da kötüye gidiyor yarın öbür gün ölüm haberini verdiğimiz zaman; “Ne yapalım herkes ölecek.” Diye kimse cevap vermesin, ağır ihlaller yaşayan insanlar ister istemez cezaevinde sağlıkları daha da bozularak ölüme daha da yaklaşıyorlar maalesef.
Elektrik paraları cezaevlerinde mahpusları çok zor durumda bırakıyor, gerçekten Aycan Çiçek Kocaeli F Tipi Cezaevi’nde 250 TL elektrik parası gelmiş. İşyeri statüsünde mahpuslara faturalar kesiliyor, orada sanki ticari bir müessese var, cezaevi idaresi ticari bir üretim varmış gibi mahpuslardan elektrik faturası kesiyor, mesken faturasına geçilmesi lazım ve aşırı artışlar zaten geliri olmayan mahpusları ağır bir şekilde mağdur ediyor bunu da Adalet Bakanlığı’na söyleyelim, defalarca söylüyoruz umurlarında değil. Yeri gelince Sn. Bakan Bekir Bozdağ “Hiçbir kötü muamele, işkence yoktur.” Diyor biz binlercesine sayıyoruz burada kendisine ve çıkıyor, böyle lüks otellerdeki iftarlarda karnını doyurduktan sonra gevrek gevrek “Efendim kötü muamele işkence yoktur.”diyor, biz sana binlercesini sayıyoruz Sayın Bakan duy bunları, cezaevi idarelerinin uydurdukları raporlarla cezaevlerimizde hiçbir şey yoktur deme, bir gün bir baskın yap cezaevine git bir mahpusları dinle bak bakalım neymiş. Hiç bunu yapmayı denemiyor musun? Benim sana tavsiyem bu, git bir cezaevine aniden bir ziyaret yap, o mahpusları bir dinle, oturun “Kardeşim nedir mesele?” de. Cezaevi idaresini dışarı çıkar, onları bir dinle bak bakalım ne anlatıyorlar. Biz öyle yapıyoruz; Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu olarak cezaevlerini ziyaret ettiğimizde cezaevi idaresini dışarı çıkartarak mahpusları dinliyoruz ve bu konuda raporlar oluşturuluyor ki iktidarın baskısı altında bu raporlar olsa bile ağır insan hakları ihlalleri bu raporlara giriyor, peki Adalet Bakanı sen bu raporları da mı görmüyor musun? Kafandan konuşuyorsun, Meclis’te tüm parti vekillerinin katıldığı Meclis cezaevleri raporları düzenleniyor, sen dönüp bunlara da mı bakmıyorsun? Biz bu raporları Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü yetkililerine de sunuyoruz, düzeltilmesini istiyoruz gerçi hiçbir düzeltme yapmıyorlar ve bunlardan da haberi yok. Sonradan tutup “Efendim teröristler cezaevinde kötü muamele varmış diyorlar.” Gibi afaki laflar ederek kendini gülünç duruma sokuyorsun maalesef.
Bakın mahpuslarla ilgili ağır ihlallerden birisi maalesef vefat eden Mehmet Sevinç’in vefat esnasında yaşandı. Mehmet Sevinç Akhisar Cezaevi’ndeydi ve vefat ettikten sonra cenazesi Kocaeli’ye getirildi, Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan itibaren binlerce polis, iki helikopter ağır baskılar altında cenaze takip edildi, imam cenaze namazını başta kılmak istemedi, cenazeyi yıkamadı, fahri imam yıkadı, imam cenaze namazı sonrasında baskılar nedeniyle ancak kıldırdı cenaze mezarlığa gittiğinde imam cenazeye katılmadı, fahri imam dini görevlilere yaparak toprağa verdi, bunlar çok ağır hak ihlalleridir, kızı ile konuştuğumda bu kadar ağır hak ihlalleri ve baskılara uğrayıp bunaltılmasaydım “Keşke bu bunaltma ve ağır ihlaller bizi düşman gibi görme hadiselerini göreceğimize babamı Sabiha Gökçen Havalimanı’nda aldığımda cesedini yakıp bir kavanoza küllerini koyup evime getirseydim de benim ailem üzerinde bu kadar baskılar, zulümler olmasaydı:” dedi. bir mahpusun ağır ihlallerle ve şüpheli bir ölümle ölen bir mahpusun kızına söylettiğiniz cümle bu oluyor Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yetkilileri duyun bunu. Bu insanlara zulmetmeye hakkınız yok! Bir milletvekili olarak size buradan net bir şekilde söyleyeyim; vatandaşı bu kadar öfke ve hüzün içinde bırakmaya kesinlikle hakkınız yok. Siz bu insanlara hizmet etmek durumundasınız, birilerini mimleyerek onları bu şekilde hayatın dışına atma, vatandaşlığın dışına atma girişiminiz kesinlikle kabul edilemez.
Türkiye’de tüm mahkemelerde ağır hak ihlalleri oluyor. Onlardan birisi de Adnan Oktar ve arkadaşlarının yargılandığı davadadır. Birilerini itham ederek gözaltına alıp, tutukluyorsunuz fakat hukuksuz deliller, gizli tanıklar, müphem işlerle dolu bir dava süreci görüyoruz. Hukuk dışı deliller, sahte müştekiler, sahte itirafçılar, baskı ve tehdit ile elde edilmiş sahte beyanlar ve buna benzer iddialar ile oluşturulmuş iddianameler, bir dava süreci görüyorsunuz ve sonuçta bir ceza veriliyor ve İstinaf’ta bu karar bozuluyor çünkü çok hukuksuz, normalde İstinaf mahkemeleri noter gibi tasdik makamıdır, noter gibi olan İstinaf mahkemeleri bile bu hukuksuz kararlar karşısında şaşırıyor ve tutuklamaları, kararı bozuyor. Bütün bunların karşısında biraz hukuk var denilecek aşamada aniden bakıyoruz, bir diğer mahkeme buna iptal kararı vermiş, savcının itirazı ve diğer mahkemenin iptal kararı ile insanlar tekrar tutuklanıyor, böyle garip hadiseler oluyor ve bakıyorsunuz savunanların da hakkı çiğneniyor, avukatlar gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. Bunlar inanılacak hadiseler değil, müvekkili ile konuşması ve ona hukuk dairesi içinde birtakım mesajlar iletmesi suç olarak görülüyor, avukatları ile bir sanığın görüşmesi en doğal hakkıdır, savunma hakkıdır bu ve buna dokunulamaz ama bakıyorsunuz Av. Sinem Mollahasanoğlu tutuklanıyor. Davanın içeriğinden bağımsız olarak bu tür usulsüzlükler, hukuksuzluklar yapılmasını kesinlikle kabul etmiyorum, kişi ya da kişiler ithamlarla yargılanabilir ama adil yargılanmalıdır. Afaki, hukuksuz, gizli tanıklar ve itirafçılık müessesi kurarak bir yargılama olamaz ve en sonunda da kişilerin avukatlarını da tutuklayarak ne kadar siyasi bir baskı yapıldığını da maalesef ortaya çıkarmış olursunuz ve tüm kamuoyuna göstermiş olursunuz. Biz kimlik ayrımı yapmıyoruz, her farklı kimlikten kim olursa olsun adil bir şekilde yargılanması gerektiğini söylüyoruz, insanların suçu varsa adil bir şekilde yargılanır, cezalandırılır ama adil olmayan yargılamalarla masumiyet karinesi çiğnenerek yapılan yargılamaları kime yapılırsa yapılsın kabul etmiyoruz.
Ağır baskılar devam ediyor, adil olmayan yargılamalar bir kişi bize başvurmuş Selman Saltuk ve Kocaeli’nde kendisine adli kontrol kararı verilmişken Ankara’da ev hapsi verilmesi karşısında yaşadığı sıkıntıları anlatıyor, eşi de hamile olduğu için ev hapsi yaşarken eşinin hamilelik ile ilgili sıkıntısı olması halinde çok büyük mağduriyet yaşayacağını, çok büyük sıkıntılar yaşadığını söylüyor. İnsanları böyle özgürlüğünü kısıtlayarak yargılamaya çalışmamalı mahkemeler özgürlük esas olmalı, adli kontrol verilerekte bu insanı Türkiye’de tutabilirsiniz, yurt dışı yasağı koyarsınız ama nedir bu? Evin geçimini sağlayacak, hamile eşine bakacak bir insanı ev hapsine tabi tuttuğunuz zaman o evi felç etmiş olursunuz. Hakimlerin insaflı, adli kontrol kararları vermesi gerektiğini söylüyorum. Karşısındakinin bir insan olduğu bilincinden hiçbir zaman uzaklaşmamalı.
Yine bakın Kocaeli’nden aldığımız bir başvuruda özel sektörde çalışan bir kişi H.Ç. isimli kişi Kocaeli Valiliği tarafından limana giriş kartı iptal edildiği için büyük zorluklar yaşıyor. HAGB almış mahkemeden ve çalışmak istiyor bu insan bir teknisyen ama Valilik Gümrük Bölgesi olduğu için giriş çıkış kartını iptal etmiş. ““Çalışamazsınız.” dediler. Biz bu vatan için nöbet tutarken birden terörist ilan edildik. Bu artık ağır geliyor bize, bakmakla yükümlü olduğumuz iki çocuğumuz var eşim işsiz kalınca biz onlara maddi manevi nasıl yardımcı olacağız?” diyor başvurucu maalesef bu tür ağır başvuruları gündem etmek durumundayız çünkü İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bunlara çözüm bulmuyor.
Yargıtay’ın çok uzun süreli beklettiği dosyalar ile ilgili mağduriyetler devam ediyor. Onlardan birisi Mustafa Koçyiğit Sivas Kapalı Cezaevi’nde yatarı dolmuş, Yargıtay hala karar vermiyor, Yargıtay’a buradan bunu hatırlatmış olalım.
Nefret saiki ile işlenen suçlar artıyor. KHK’lı olduğu için Emine Özdemir Eskişehir’de mahallelinin saldırısına uğradı, linçine uğradı, komşusunun tacizine uğradı ve biz de bu konuda bir soru önergesi vererek müdahil olduk, basına yansımasını sağladık. Alman Nazi uygulamalarında rastladığımız kişileri fişleme, linç etme tavırlarının bir benzerini maalesef 21. Y.Y.’da 2022’de Türkiye’de görüyoruz, insanlar devlet tarafından fişlendiği, ihraç edildiği, mimlendiği için komşuları tarafından da linç edilmeye çalışılıyor. Bu da iktidar uygulamalarının halka doğru gittiği zaman daha da büyüyerek daha büyük ihlallere yol açtığını göstermesi açısından son derece vahim.
Bir başka vahim ve üzücü bir başvuruyu Diyarbakır’dan aldık, Deniz Yıldırım 23 yaşında Diyarbakır’da öldürülmüş 20 yıl önce, 20 yılı aşkın zamandır öldürülmüş ve katil zanlısı, soruşturmalarda çok net bir şekilde ortaya çıkmasına rağmen 20 yıldır firar ve elini kolunu sallayarak dolaşıyor, Hani Belediye Başkanı’nın nüfusunu kullandığı iddiaları var, maktulün yakınları kamu görevlileri ve iktidar görevlileri tarafından katilin korunduğu yönünde çok ciddi iddialar var. İçişleri Bakanlığı’nı göreve davet ediyoruz, bu nasıl bir cinayettir. Bir cinayet sonrası 20 yıldır elini kolunu sallayarak dolaşan zanlılar olabilir mi bu ülkede ve bu koruma iddiaları nedir bu konuda bir açıklama yapılması gerekir!
Hüdai Morsümbül Kürtçe seçmeli ders verdiği için engellenen bir öğretmen ve sürgün edilmiş, bize başvurdu. Türkiye’de Kürt meselesinin son görüntülerinden birisi; Hüdai Morsümbül hocanın uğradığı sürgün mağduriyetinde yatıyor. Kürtçeyi anadilde eğitimde olarak vermediğiniz müddetçe bu sorunlar çözülmez, seçmeli ders ile çözülebilecek hiçbir sorun yok, talepleri azaltırsınız, talep olsa bile öğretmen olmaz ve Kürtçe konusunda hassas olan öğretmenlerde maalesef ki burada mimlenmiş ve hedef durumuna düşürülmüş, sürgüne gönderilmiş hale gelirler.
Abdulkadir Kuday 8 yıldır Tekirdağ Cezaevi’nde hasta bir mahpus, oldukça ağır hastalıkları var, teşhis ve tedavi gecikmeleri var. Amyotrofik lateral skleroz dediğimiz ağır bir hastalık, felce götüren bir hastalıkla hasta ve Metris Cezaevi’ne nakledilmiş. Tekirdağ Cezaevi’ne geri dönmemesi gerekiyor, mahpus yakınları bize başvurdu. Metris Cezaevi’nde tedavisinin devam etmesi gerekiyor, bunun altını çizelim. Aslında bu tür ağır hastaların bir an evvel tahliye edilmesi gerekiyor, yokuşa sürmeden bu tahliye işlemlerinin yapılması gerektiğinin altını çiziyoruz.
Samsun T Tipi Kapalı Cezaevi girişlerinde çıplak arama taciz eden aramalar hem kadınları hem bebekleri mağdur ediyor. Kadın başvurucu bize başvurusunda iç çamaşırlarının arandığını, bebeğinin bezinin açıldığını hatta sünnetli olup olmadığı konusunda yorumlar yapıldığını, kendisinin tacize uğradığını söylüyor, kendisinin ve bebeğinin bundan son derece rahatsızlık duyduğunu anlatıyor.
İktidar kurumlarının hukuksuzluğu Anayasa Mahkemesi kararlarını çiğnemekle devam ediyor. Anayasa Mahkemesi’nin kararını çiğnemeyi bırakın, Anayasa Mahkemesi’ni kapatmayı teklif eden iktidar ortaklarının olduğu bir Türkiye’de yaşanan vahim bir olaydan örnek vereceğim. Ömer Bildik PTT Kurumuna atanıyor, güvenlik soruşturması yapılıyor ve olumsuz geldiği söyleniyor. Kişi: “Benim hiçbir suçum yok.”diyor ve babasından dolayı suçlanıyor. “Senin babanın siyasi faaliyetleri varmış, senin PTT’ye girmeni engelliyoruz.” deniliyor idare mahkemesinde de. Bununla ilgili Anayasa Mahkemesi’ne başvuruyor. Düşünün idare mahkemesi, Bölge İdare Mahkemesi, kişinin kendisi ile ilgili değil, babasının siyasi faaliyetlerinden dolayı ret kararı veriyor. Anayasa Mahkemesi’ne başvuruyor kişi Anayasa Mahkemesi tabi ki bunun büyük bir ihlal olduğuna karar veriyor, tekrar kuruma gidiyor, o zaman beni işe alın diyor tekrar işi yokuşa sürülüyor. “Güvenlik soruşturması yönetmeliği yok.” diyor. “ O zaman çıkarın.” Diyor. Cumhurbaşkanı’nın çıkarması gerekiyormuş, o da çıkarılmıyor ve tekrar Anayasa Mahkemesi’nden ihlal almış mağdur bir kişi girmesi gereken yere aylardır giremiyor, çok büyük mağduriyetler yaşanıyor. Maalesef ki hukuk devletinin olmadığı yerdeki uygulamalara bir başka örnek çok üzücü bir şekilde görüyoruz.
Mehmet Salih Filiz’in abisi başvurmuş kendisi Ödemiş Cezaevi’nde hasta bir mahpus, kalın bağırsak kanseri. Ödemiş Cezaevi’nden Bodrum Cezaevi’ne nakledilmiş. Bodrum Cezaevi’ndeki durumunu sormak için cezaevini aradığımızda bir cevapsızlıkla karşılaştık, telefonlara çıkmayan idareciler ile karşılaştık bu telefonlara çıkmama adeti maalesef ki birçok cezaevinde yaşanıyor, böyle bir şey olamaz, bu olacak bir şey değil fakat bu hala devam ediyor. Kabul edilecek bir durum değil, idarecilerin kamu görevlilerinin böyle kendilerini milletten üstün görerek yaptıkları tavırlar mutlaka yarın öbür gün soruşturma konusu olacak ve yargılanacaklardır. Kimse kendisini yargıdan bağımsız görmesin, bütün bu yaptıkları bir yerlere kaydediliyor ve yarın hukuk önünde bunların hesabının sorulacağı bir gün gelecektir diyorum.
Bu hafta iş cinayetlerini hayatını kaybedenleri anma ve yas günü ile ilgili teklifimizi Meclis’e sunduğumuz hafta. 28 Nisan günü iş cinayetleri ile ilgili bir duyarlılığın oluşması gereken bir gün, biz iş cinayetlerinde hayatını kaybedenleri anma ve yas günü ilan edilme kanun teklifimizi verdik. Türkiye maalesef Avrupa’da 1. Dünyada 2. Durumda iş cinayetlerinde ve maalesef ki bu durumunu koruyor. Biz bununla ilgili verdiğimiz yasa teklifinin bir an evvel yasalaşması gerektiğinin altını çizerek bu duyarlılığı ve farkındalığın altını çizmeye çalıştık. Bununla ilgili de Meclis’te bir araştırma yapılmasını araştırma önergesi vererek sağlamaya çalışıyoruz.
Ağır hak ihlallleri devam ediyor maalesef. Şu gördüğünüz kadın Mehtap Şentürk halen adli tıp kurumundan sonuç bekleniyor kendisi hakkında, MS ve epilepsi hastası %85 engelli ağır bir hasta Sincan Cezaevi hastanesinde yatıyor, başında annesi, cezaevinde kalacak bir insan değil. Bunu defalarca, aylardır söylüyoruz. Bu insanın bir an evvel tahliye olması gerekiyor, inatla onu halen cezaevinde tutuyorlar, hem kendisi hem annesi mağdur. Eşi de bize cezaevinden gönderdiği mektupta kendisinin bir mahpus olduğunu ama eşinin hasta bir kişi olduğu için hasta mahpus olarak cezaevinde olmaması gerektiğinin altını çizdi ve bunu da biz kamuoyuna deklare ettik, bir an evvel hasta mahpus Mehtap Şentürk tahliye edilmelidir.
Maalesef ki ağır mağduriyet yaşayanlardan bir başkası kanser hastası Yusuf Özmen, bakın onu da aylardır, yıllardır gündem ediyoruz. Eşi bu konuda sosyal medyada büyük bir gayret sarf ediyor. Kanser hastası Yusuf Özmen raporlara rağmen, 4. Evre kanser hastası hala cezaevinde tutuluyor. “Akciğerinde metastas olan eşim 2. Defa tutuklandı bu onu bile bile ölüme götürmek eşimin acilen tahliye edilmesi gerekiyor.” Diyor.
Bizim burada haftalardır, aylardır gündeme getirdiğimiz hasta mahpus Ahmet Dizlek ile ilgili Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü açıklaması. Biz onun 83 defa cezaevinden hastaneye götürülmesine rağmen sağlık hakkı ihlalleri yaşadığını söyledik çünkü dosyayı inceledik boş yere cezaevinden hastaneye götürülüp getirildiğini ve yapılması gereken işlemlere, kemoterapi veya cerrahi işlemlere 2 yıl boyunca ulaşamadığını bizim baskımız sonucunda ameliyatın olduğunu defalarca söyledik, bakanlık bir açıklama yapmış. Yine yalan yanlış bir açıklama yapmış, biz dosyayı çok iyi biliyoruz. Şu kadar hastayı hastaneye götürdük demekle kurtulamazsınız, etkin bir götürme olmadı, etkin bir sağlık hizmeti alamadı, boş yere götürüp getirip eziyet ettiniz bu kişiye ve en sonunda da 2 yıl sonra benim devreye girip ameliyatını yaptırmam sonucunda sonrasında da devam eden hak ihlalleri var. Böyle yalan dolan açıklamalar ile işin üstünü örtemezsiniz çünkü biz dosyaları takip ederek bu ihlalleri gündem ediyoruz, boş yere gündem ettiğimiz ihlaller değil, bunu da net bir şekilde söylemiş olalım.
Ferhan Yılmaz Sincan 5 No’lu Cezaevi’nde vefat etti, bununla ilgili birtakım açıklamalar yapıldı. Yok kalp krizinden öldü, hastane raporuna göre bulaşıcı hastalıktan öldü. Sonuçta Ferhan Yılmaz öldü, neden öldüğü halen doğru dürüst açıklanmıyor. Doğru bir açıklama yapılmıyor, yalan dolan açıklamalarda ısrar ediliyor. Birtakım mahpuslarda başka cezaevlerine nakledildi. Biz Ferhan Yılmaz’ın ölümünü gündem etmeye devam edeceğiz. Yoğun bakımda darp edilmiş hali ile görüntülerine rastladık ve düzgün bir açıklama yapılmıyor. Aynı cezaevinde bulunan ve başka cezaevine nakledilen Halil Kasal’ın annesi ile de konuştuk, çocuğunu diğer cezaevinde ziyaret ettiğinde maddi ve manevi çok ağır darplara uğradığını, adeta kendinden geçmiş bir çocuk gördüğünü çok ağır ihlallere uğramış, vücudunda yara, bere, kesi izleri olan oğlunu gördüğünü söylüyor bu anne ve bu konuda halen doğru dürüst bir açıklama yok. Biz gözümüze mi inanalım Adalet Bakanlığı’nın laflarına yalanlarına mı inanalım? Buradan tekrar söylüyoruz, bu insanlar çocuklarını görüp darp izleri gördüğünü ve infaz koruma memurları tarafından mahpusların darp edildiğine dair anlatımları bize aktarıyorlar. Bakıyorsunuz Adalet Bakanlığı’nın açıklaması güllük gülistanlık bir cezaevini anlatıyor, olacak işler değil bunlar. Bakın artık bunlar birtakım gazetelerdeki karikatürlere de yansıdı ve bu açıklamaların kamu vicdanı tarafından doğru kabul edilmediği de apaçık bir şekilde ortaya çıkıyor.
Sibel Balaç, Gökhan Yıldırım ölüm orucunda. Biz Sibel Balaç ve Gökhan Yıldırım’ın durumunu takip ediyoruz, mahpuslar yazdıkları mektuplarda bana bu konuyu gündem ediyorlar. Sibel Balaç’ın annesini geçtiğimiz gün Sincan Kadın Cezaevi önünde Kobani Davası’nı takip ederken de kendisi ile karşılaştık, gördük, kızını ziyaretten dönüyormuş. Açlık grevi ölüm orucundan sonra en az 25 kilo kaybetmiş, Sibel Balaç bana da gönderdiği mektubunda çok ağır hak ihlallerinden dolayı ölüm orucuna başladığını ve bitirmeyeceğini söyledi. Bitirmezse bu kadın ölür, Adalet Bakanlığı yetkililerinin umurunda değil, ölüm orucu devam ediyor ve kendisine yönelik ihlaller ile ilgili Adalet Bakanlığı’nın attığı tek bir adım bile yok, Sibel Balaç ve Gökhan Yıldırım yaşasın, adalet geri gelsin, hukuk geri gelsin, ihlaller bitsin diyoruz ama bu insanların ölüm oruçlarını benim bir insan hakları savunucusu olarak tasvip etmem mümkün değil, ölüm oruçları doğru işler değil, kişinin canına kast etmesi doğru bir şey değil fakat bir feryattır bir tepkidir Adalet Bakanlığı yetkililerinin bu feryata insani, vicdani bir karşılık vermesi gerekir diyorum.
Çiğdem Çelik Sivas Cezaevi’nden bize yazmış, biz de diyoruz ki: “Yok mu bu feryadı duyan.” “Çocuklarım Nazilli’de ben ve eşim Sivas Cezaevi’ndeyiz. Maddi ve manevi sıkıntılardan 22 aydır kızlarım gelemiyordu, kızım telefonda annesini göreceğim için çok heyecanlıyım, gerçek yüzünü unuttum. Bu nasıl bir acı?” diyerek bize bir mektup yazmış biz de onu kuyuların dibindeki, zindanlardaki annenin sesi oluyoruz.
Başka annelerin de sesi oluyoruz. Aslı Ünlü 20 gündür Edirne Cezaevi’nde mahpus, tutuksuz yargılanabilir bu kadın çünkü 6 aylık hamile, 4 yaşında çocuğu var, çocuğu yanında değil babasında. Çocuk psikolojik sorunlar yaşıyor annesizlikten dolayı, kadın hamile hamiliyle cezaevinde kendine bakamıyor, koğuştaki insanlar onlara bakıyor, çok zor durumda, yakından takip ediyorum, bu kadının bebeği düşebilir, 40 yaşında riskli bir hamilelik var, 35 yaş üstü hamilelikler risklidir sağlık açısından. 40 yaşında hamile ve mahpus zor koşullarda ve bütün bunlara rağmen mahpusluk devam ediyor, bir an evvel tahliyesi sağlanmalı, mahkumlara sağlanan gebeyken cezaevinde olmama hali tutuklular için de sağlanmalı. Cezası kesinleşmiş olanlar için hamileysen cezaevinde kalmamalısın yasası tutuklular için geçerli değil ki tutuklunun cezası da kesinleşmiş değil, kesinleşen bir şey yok. Belki yarın öbür gün beraat edecek o yüzden bunlar bir zalimliktir ve vicdansızlıktır, bizim vicdanımız bunu kabul etmiyor, olacak şey değil!
Geçtiğimiz haftalarda yaşanmıştı; Şervan Can Güder Van F Tipi Cezaevi’nde 20 yaşında kalp krizi geçirdi, biz 20 yaşında kalp krizi geçirecek neler yaşadı diye soruyoruz, 15 yaşında girip 4 yıl 7 ay kaldığı bu cezaevinde kalp krizi sonucu hayatını kaybetti denildi herkes bir şekilde ölecek ama onu ölüme sürükleyen, intiharlara, kalp krizlerine sürükleyen sebepler nedir bunu kamuoyuna sunuyoruz ve duyarlılık bekliyoruz. Sizin de başınıza gelebilir, başkasının başına geldiği bu anlarda duyarsızlık göstermeyin diyoruz.
Leyla Güven tutukluyken milletvekili seçilmesine rağmen tahliye edilmemesine Anayasa Mahkemesi hak ihlali kararı verdi, Leyla Güven tutukluyken milletvekili seçilmişti ve tahliye edilmemişti, biz o zaman bunun hak ihlali olduğunu söyledik ve idare dayattıkça dayattı sonrasında yıllar geçti Anayasa Mahkemesi hak ihlali kararı olduğuna en sonunda karar verdi, Leyla Güven’in bir an evvel cezaevinden çıkması ve aktif siyasete girmesi gerekiyor.
14 yaşındayken kullandığı ankesörlü telefon görüşmesi yüzünden 18 yaşına gelince gencecik insanlar mağdur ediliyor. “Sayın vekilim müvekkilim 20 yaşında tıp fakültesi öğrencisi 14 yaşındayken iki defa ankesörlüden arandığı iddiasıyla tutuklandı. Şu anda da karantina için tekli hücreye konuldu, 14 yaşında çocuk bakkaldan sigara dahi alamaz ne terör örgütü?” demiş avukatı bana gönderdiği iletide, maalesef ki böyle binlerce insan var. 13-14 yaşındaki ithamlarından dolayı 18 yaşında mağdur edilen, tutuklanan cezalara çarptırılan insanlarla dolu bir ülkeden bahsediyoruz bunu da tüm dünya görsün duysun.
Mehmet Doğru bize Sivas Cezaevi’nden yazmış. “Biz anne baba mahpusuz, Sivas’tan Tokat’a nakil konusunda Kamu Denetçiliği Kurumu bile uygunluk verdi, buna rağmen Adalet Bakanlığı yerine getirmedi, anne baba mahpusluğumuzun bir katını da 9 yaşındaki kızımıza çektiriyorlar.” Diyor.
Bir başka ilginç vahim ihlal; bakın İsmail Saymaz yazmış bunu: “Enver Altaylı’nın Almanya Büyükelçisi ile cezaevinde yaptığı görüşme yasa dışı dinlenmiş.” Bunu da ağır hak ihlalleri konusundan birisi olarak kayda düşmüş olalım. Cezaevi idaresi böyle bir dinlenmenin olmadığı açıklama yapmasına rağmen bu daha sonra ortaya çıkmış. Ceza Tevkifevleri’nin yeni bir yalan açıklaması olarak bunu da belgeleri ile buradan gösteriyoruz. Tüm bunlar bu dinlemelerin olduğunu, idarenin reddettiğini ama sonra gerçeklerin ortaya çıktığını, güneşin balçıkla sıvanamayacağını gösteriyor.
Kocaeli’nde Safiport ÇED toplantısına geçtiğimiz günlerde katılmıştık ve Safiport şirketinin Derince Limanı’nı genişletmeye yönelik hamlelerinin doğru olmadığını, yeni kimyasal tankların yerleştirilmesi ve limanının genişletilmesi çabalarını deniz, hava, çevre kirliliğine yol açacağını söylemiştik. ÇED Toplantısı iptal edilmişti, tutanağa doğru ifadeler yazılmamıştı. Tutanağa şerhimiz kayda alınmamıştı, bütün bu hukuksuzluklar sonrasında şu anda Kocaeli’nde denizde yeniden müsilajın arttığı haberleri geriyor, zaten bir müsilaj felaketi yaşamışız, bu sene de tekrar müsilaj tehlikesi ortaya çıkacak çünkü denizlerimiz çok kirli ve siz sahilleri yine doldurmaya çalışıyorsunuz, rant ittifakıyla verdiğiniz ihaleler sonrası birtakım şirketler denizi kirletme çabaları yapıyorlar. Bütün bunlar kabul edilecek hadiseler değil. Bunu da tekrar vurgulamak durumundayız.
KHK Mağdurları her yerde her zaman feryat ediyorlar. Çok ağır mağduriyetler yaşanıyor, işin doğrusu bunlar birtakım çalışmalarla kayıtlara alınıyor. Mesela şu KHK’lı Mehmet Temizel anlatımında diyor ki: “Bu topraklarda insan kalmak isteyenlerin bedel ödediğini görüyoruz, bütün çevremi, ailemi bu mağduriyete dahil etti.” Diyor.
Cemile Vurgun: “Parkta 5 yaşındaki bir çocuğa 7 yaşındaki bir çocuk saldırdı vatan haini diyerek. “Annesine nasıl çocuk yetiştiriyorsunuz.” dedim. “Yapmasalardı.” demiş çocuğuna izin veren kadın.
Mehtap Tosun adliye memuru diyor ki: “Babam bu konuda sürecin başından itibaren beni sahiplenmedi çevremdeki arkadaşlarım iletişimini kesti! En çok gücüme giden bir kadın infaz koruma memuru tarafından çıplak aramaya maruz bırakılmamdı. 12 gün boyunca başörtümüzü bize vermediler.” Diyor.
Ramazan Beşkat (Şanlıurfa Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdür Yardımcısı) diyor ki: “Kimisi evladından oldu kimisi annesinden babasından oldu, kimisi de kendi canından oldu.”
Osman Kısaoğlu (Öğretmen) diyor ki: Şu kadar insan ihraç olmuş ama yetmez demişti 30 yıllık bir arkadaşım benim en çok o zoruma gitmişti! “Enişte sana bir şey demiyorum ama zulüm mulüm yok az yapıyorlar.” size diyor bacanağım bana! Annem Alzheimer hastası beni hatırlamıyor. Helalleşmek için memlekete gitmek istedim abimler telefonu açmadı. Yeğenimi aradım “Dayı buraya gelme.” dedi. “Gece gelirim kimseye gözükmem.” dedim. Gittim kapıyı çaldım kapıyı açmadılar.” Diyor Osman Kısaoğlu. Bu tür büyük zulümlerin yaşandığı bir ülkeden bahsediyoruz.
Februniye Akyol Akay (Mardin Büyükşehir Belediyesi Eş Genel Başkanı): “Benim şu an yargılandığım suçum Eşbaşkan olmaktı. Bundan dolayı KHK ile ihraç edildik.” Diyor.
Cemal Bilgin: “Bağırmamız lazım çağırmamız lazım hak hukuk dememiz lazım. Yozgat’taki Diyarbakır’dakinin gözyaşı nasıl aynıysa alın teri de aynıdır.” Diyor.
Bayram Erzurumluoğlu : “Siz sessiz kaldıkça otorite daha çok üzerinize gelecek, daha çok yok sayılacaksınız, daha çok ezileceksiniz!” diyor.
Veli Saçılık (Sosyolog) – “İşimizi geri istiyoruz eylemine katıldım arkadaşlarımla bolca gaz bolca polis şiddetiyle karşılaştım.” Diyor.
Geçtiğimiz hafta HDP vekilleri olarak Roman Dilleri ve yaşayan diller ve lehçeler kapsamında neden öğrencilerin seçebileceği bir ders olarak görülmemiştir? 8 Nisan Dünya Romanlar Günü vesilesiyle 37 milletvekilimiz Romanların sorunlarını ve taleplerini Meclis’e taşıdık. Roman kardeşlerimiz çok ağır hak ihlallerine uğruyor, dışlanan, ötekileştirilen bir kesim oluyorlar sürekli. Onların sorunlarına sahip çıkmak son derece önemli biz herkes için istediğimizi romanlar için de isteyerek yaşayan diller ve lehçeler kapsamında öğrencilerin seçebileceği bir ders olması gerektiğini söyledik.
İşyeri doktorlarına adli süreç engelleri devam ediyor, bu ihlaller konusunda yoğun başvurular almaya devam ediyoruz, işyeri hekimliği sınavını kazanıyorsunuz ve ardından işyeri hekimliği belgesi verilmiyor, olacak bir şey değil, kabul edilecek bir şey değil, maalesef daha sonuçlanmayan mahkemeler gerekçe olarak gösteriliyor, masumiyet karinesi çiğneniyor. Düşünün hakkınızda uyduruk bir ithamla bir mahkeme açılmış, bu mahkeme gerekçe gösterilerek kazandığınız bir imtihanın belgesi size verilmiyor ve çalışamıyorsunuz. Bu kadar ağır hak ihlallerinin olduğu bir ülkeden bahsediyoruz. Kesinleşmiş bir yargı kararının olup olmaması kimsenin umurunda değil maalesef böylesine hukuksuz bir ülkeden bahsediyoruz.
Ankara Barosu örtbas ettiği işkence raporunu halen açıklamıyor. Eski başkan Kemal Koranel’in istifasına yol açmıştı ve yeni başkan da Ankara Barosu’nun İnsan Hakları Merkezi’nin hazırladığı ama baro yönetimince baskı ile açıklatılmayan bu raporu kamuoyuna halen sunmuyor, bu skandal halen devam ediyor, biz her gün bu skandal konusunda hatırlatmada bulunuyoruz, bulunmaya da devam ediyoruz böyle bir skandalı kesinlikle kabul etmediğimizi söylemiş olalım.
Garibe Gezer ile ilgili sorduğumuz sorulara vefat öncesinde de sonrasında da 5 aydır cevap verilmiyor fakat bunun peşini bırakmıyoruz, Garibe Gezer vefat ettiği zaman bu konuyu gündeme getirip sonradan unutanlardan değiliz olayı fikri takiple takip edenlerdeniz ve bu meselenin peşini bırakmayacağımızı da buradan Adalet Bakanlığı yetkililerine hatırlatıyoruz.
Beyaz plastik sandalyede vefat eden Mustafa Kabakçıoğlu’nun ölümünü de kesinlikle unutmayacağımızı konuyu tüm örtbas çabalarına rağmen takip edeceğimizi söylüyoruz.
Yine 4 yıldır üstü kapatılmış Nesrin Gençosman isimli hasta mahpusun ölümü konusundaki açıklama yapılmamasını da protesto edeceğimizi ve açıklamaya davet edeceğimizi söylüyoruz.
17 yaşında tutuklandığı için girdiği cezaevinde 1.5 saat sonra intihar ederek protesto gerçekleştiren Umut Bulut’un hakkının aranmasına da devam edeceğimizi söylüyoruz.
Ağır hak ihlalleri maalesef ki devam ediyor. Suudi Arabistan Büyükelçiliği’nde öldürülen Cemal Kaşıkçı’nın davasının Suudi Arabistan’a nakledilmesi skandalının peşini bırakmayacağımızı, bunu sürekli anacağımızı da buradan deklare ediyoruz. Bu rezaletin üstünün örtülmesine fırsat vermeyeceğiz, ben bunu genel kurulda rezalet olarak tanımladım. Ak Parti’dekiler itiraz ettiler, o kadar vicdansızlar ki bu kadar ağır bir hukuk ihlali karşısında bile hala itiraz edebiliyorlar, hiç yüzleri yok, kızarmıyor, nasıl insanlar anlamak mümkün değil.
Bakın bunlar da Iğdır Kayyımının yolları, bunu da sosyal medyada yayınlamıştım, tekrar söylüyorum; kayyımlar geldikleri yerlerde maalesef ki çok büyük yağma ve talanlara yol açıyorlar ve onların savunucusu da Ak Parti İlçe Teşkilatı görevlileri oluyor demek ki bu haksızlığın hukuksuzluğun faili de kendileri bunu da itiraf etmiş oluyorlar.
Kocaeli’ndeki çevre sorunlarının da takibini yapıyoruz ve komşu ilimizdeki Sakarya Sapanca’daki çöplük alanını yerinde tespit ederek Sakarya Büyükşehir Belediyesi yetkililerini uyardık bunlar kabul edilecek hadiseler değil, çöplük arazileri oluşturulmuş, keyfi olarak çöpleri atılıyor, kimsenin müdahale ettiği yok belediye oraya bir tabela asarak işi geçiştiriyor bir şey yapmış gibi görünüyor ama o çevre kirliliği maalesef ki devam ediyor. Biz bölgeye gittik, tabelanın olduğu yeri fotoğraflarını çektik ve orada bir basın açıklaması yaptık.
Aynı zamanda Kocaeli’ndeki atık işçilerini ziyaret ettik. Şanlıurfa Siverek’li bu işçiler, oradan memleketlerinden ailelerini bırakıp, 3-5 kuruş para kazanmak için gelmişler fakat atık geri dönüşüm işçiliği yaparken çok önemli engellemeler ile karşılaşıyorlar, “İkametgah getir. 1 sene kalma mecburiyetini yerine getir.” Deniliyor, bu insanlar helalinden para kazanmak istiyorlar ve onların işi yokuşa sürülüyor, Başiskele Kaymakamlığı ile görüştüm, bu yokuşa sürmelerin bitmesi gerektiğini söyledim ve sonucu bekliyorum bu insanlar mağdur ve sonucu bekliyoruz. Bu insanlar mağdur, Urfa’dan İzmit’e gelmişler, çalışıp para kazanmak istiyorlar, başka bir dertleri yok ve yaptıkları işte son derece çevreye, topluma faydali bir iş atık ayrıştırılması, geri dönüşüm işçiliği son derece önemli ve çevre kirliliğini azaltan, ekonomiye katkı sağlayan bir iş fakat onlar engelleniyorlar, Başiskele Kaymakamlığı’nı, Kocaeli Valiliği’ni tekrar göreve çağırarak bu masum vatandaşların çalışma haklarının ellerinden alınmaması gerektiğinin altını çiziyorum.
Kocaeli’nde muhtar arkadaşlarımızı da ziyaret ettik, Kocaeli il ve ilçelerimizde muhtarlarımızı ziyaret ettik ve onlar için yaptığımız çok önemli bir yasa teklifini hatırlattık, kendilerine gelen ve kendilerine büyük bir yük oluşturmaya başlayan resmi tebligatların E- Devlet, SMS yolu ile gitmesi haliyle bu yükten kurtulabileceklerini ve bu yasa teklifinin yasalaşması gerektiğini orada da anlattık. Meclis’i de bu konuda göreve çağırıyoruz, muhtarları iş yükünden kurtaracak masrafları azaltacak, herkesi rahatlatacak bu yasa teklifimizi lütfen işleme koyun ve yasalaştırın diye meclise çağrımız var!
Kocaeli Gebze Çayırova, Darıca’da vatanadaşlarımzı ziyaret ederek birçok temaslarda bulunduk ve halkın yurdun dört bir tarafında ekonomik sıkıntılarla baş başa olduğumuzu maalesef ki gördük, kime dokunsak bin ah işitiyoruz.
Askeri öğrenciler kursiyer teğmen velileri her hafta cumartesi günü açıklama yapıyorlar, ilk hafta açıklamasına katıldım, engellemeler ile karşılaştılar fakat haklarını aramaya devam ediyorlar, edecekler çünkü çok haklılar çocukları 6 yıldır bomboş nedenlerle darbeci ilan edilerek müebbet hapislere mahkum edildiler.
Benimle konuştuğu için mağdur edilen vatandaş polis tarafından alınıp götürülen vatandaşın sesi olmaya çalıştık ve kendisini sokakta bizimle konuşturulmayan Fuat Zengin isimli kardeşimizi Meclis’te ağırlayarak ne demek istediğini dinlemeye çalıştık. Kamuoyunda büyük yankı uyandıran, Türkiye’nin maalesef olumsuz fotoğrafını çeken bir milletvekili ile konuşmaya çalışan vatandaşın uzaklaştırılma görüntüleri ile tanınan Fuat Zengin bize oğlunun uğradığı mağduriyetleri ayrıntılı bir şekilde anlattı, tüm bunlar kamuoyuna da yansıdı ve birçok televizyonda bu konuda açıklamalar yaptık.
Kocaeli’nde pazarlarda dolaştığımız zaman vatandaşın çok büyük mağduriyetler yaşadığını gördük, fakir halk bize boş poşetlerle pazardan çıktıklarını, alım güçlerinin azaldığını, fiyatların çok arttığını ve çok mağdur olduğunu ayrıntılı bir şekilde anlattılar, satıcılar da haksız değiller, onlarda maliyetlerin girdilerin çok yükseldiğini, hem aldıkları malların çok arttığını hem de masrafların çok arttığını. Vatandaşın da kendilerinin de haklı olduğunu anlatmaya çalıştılar. Haklılar.
Biz Osman Kavala’yı hatırlatıyoruz. Aylardır, yıllardır hatırlatıyoruz. 5 yılı buldu, halen mahpus, şu anda yerel mahkeme ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi, biz her hafta onu hatırlatıyoruz. Bu kararı da kabul etmiyoruz, Osman Kavala ağır bir şekilde haksız bir kararla mahkum edilmeye çalışılıyor, siyasi bir karar olduğu apaçık belli Sn. Cumhurbaşkanı da yaptığı açıklamalarda ki tavırları ile karara müdahil olduğunu gösterdi. Osman Kavala günah keçisi olarak seçildi ve bütün iktidar hışımı üzerine çeken bir insan olarak haksız hukuksuz bir şekilde 5 yıldır cezaevinde olmasına rağmen ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edildi, kendisi ve 18 yıl cezaya çarptırılmış 7 arkadaşının haklarını savunmaya devam edeceğiz.
Şerif Mesutoğlu müebbet hapse mahkum edilmiş bir yargı mağduru. Anayasa Mahkemesi’nin bir an evvel karar vererek bu insanın karartılmış hayatını aydınlatması gerekiyor.
Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’nın mağduriyeti de devam ediyor. Memlekette kime dokunsanız bin ah işitiyorsunuz, her mahkeme safahatı ve sonucu maalesef büyük hukuksuzluklarla bitiyor çünkü iktidar yargıya hukuksuzluk yap benim istediğim kararları ver talimatları veriyor.
Biz Urfa’da Şenyaşar ailesini de ziyaret ettik, 420 güne yakındır adliye önünde adalet nöbeti tutan bir anne destansı bir direniş sergiliyor biz de kendisini ziyaret ettik, elini öptük ve kendisine desteğimizi bildirdik. Tam da o gün Yıldız ailesinden 4 tutuklama kararı çıktığı haberini aldık, düşünün 4 yıl boyunca bir anne adalet diyor adalet ortaya çıkmıyor ve en sonunda kendi büyük direnişi ile adliye önündeki direnişi ile sonunda 4 tutuklama kararı çıkabiliyor, ülkedeki hukukun faili bu. 4 yıl sonra zerre miktarında gelen bir karar, ne kadar üyük hukuksuzluklarla yaşatılıyor. Burada Emine Şenyaşar anneyi tebrik etmek gerekiyor destansı bir adalet nöbeti tutuyor en baştan itibaren kendisinin yanındaydık hepte yanında olmaya devam edeceğiz.
Yusuf Bilge Tunç 2.5 yılı geçti halen kaçırılmış, nerede olduğu bilinmeyen, ne dirisi ne ölüsü bulunan bir insan, kabul edilecek bir durum değil. Ağır bir yaşam hakkı ihlali en önemli hak ihlalidir o yüzden bunu yoğun bir şekilde gündeme getiriyoruz.
Yasin Ugan ve Gökhan Türkmen’in de : “Biz kaçırıldık, işkence edildik ve bize zorla ifadeler imza atıldı.” İfadelerini de unutmadan söyleyelim. Bunlar da kabul edilecek haller değil ve Türkiye’de ağır hak ihlallerini biz kimse görmese de gündem etmeye devam edeceğiz.
Gülistan Doku’nun maalesef bulunamama hali devam ediyor, ailenin büyük dramı devam ediyor, hiçbir gelişme yok aile feryat ediyor, Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulması girişimi maalesef kabul edilmiyor,
Hürmüz Diril eşi Şimoni Diril’in katledilmesi sonrası hala bulunamayan bir kişi biz bu kayıp kaçırılma hadiselerini her hafta anmaya devam ettik devam ediyoruz çünkü bir insanın canı mevzu bahis. Hürmüz Diril nerede yetkililere tekrar sormuş oluyoruz. Bugün de basın toplantımızı burada bitiyor hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
























Yorumlar