6 Mayıs 2026
Dün açıklanan bir karar var. Şaban Yasak kararı. Bu karar son derece önemli ve uzun süredir bekleniyordu. AİHM Büyük Daire sonunda açıkladı, Türkiye’deki hukuksuzluğu apaçık bir şekilde gösterdi. Defalarca Türkiye yargısı ile ilgili ağır ihlal kararları veriyor AİHM ve Türkiye iktidarı bunları uygulamamakta diretiyor çünkü yargıyı da denetim altında bulunduruyor ancak bu son karar çok net bir karar; Şaban Yasak KHK’lı bir kişi ve “terör örgütüne üye” diye mahkum edilmiş, ihraç edilmiş ve sonunda AİHM’e başvuru gitmiş. AİHM, 7. maddeden ihlal ver. “Kanunsuz suç ve ceza olmaz. Zamanında suç olmayan hususları yaptı diye bir kişiyi terörist ilan edemezsiniz. Bir bankaya para yaptırmak, derneğe üye olmak, çocuğunu bir okula göndermek gibi fiiller zamanında suç olarak gösterilmiyorsa siz bunu terörist olarak gösteremezsiniz. Kanunsuz suç ve ceza olmaz. Böyle yargı olmaz.” dedi. İkinci olarak madde 3 kötü muamele işkence yasağından ihlal verdi ve tazminat ödenmesine karar verdi. Bu da cezaevlerinde kalırken bu kişinin çok ağır koşullarda CPT standartlarının üstünde bu cezaevlerinde kaldığı ve ağır insan hakları ihlalleri olduğu yönündeki iddiasının Türkiye yargısınca göz ardı edilmesi sonucunda AİHM’in verdiği ihlal kararıydı. Güya Anayasa Madde 90 var diyorsunuz; “Biz uyarız AİHM kararlarına Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi’ni kabul etmişiz.” diyorsunuz. Hiç utanmadan, yüzünüz kızarmadan bütün bu maddeleri ihlal ediyorsunuz. En sonunda AİHM’e gidiliyor ve AİHM sizi tazminat ve ihlal kararlarına mahkum ediyor. Hem ihlal veriyor hem de tazminat ödenmesine karar veriyor kişiye. Yargı giderlerinin ödenmesinden karar veriyor. Bu konuda daha kaçıncı karar olacak. Bakın AİHM’in kararı ortada. Türkçesi de burada. Herkesin okumasını isterim. Türkiye’de nasıl bir yargı olduğunun net delili! Sayın Selahattin Demirtaş, Osman Kavala ve Yüksel Yalçınkaya’dan sonra Şaban Yasak kararı da Türkiye iktidarına bir ders niteliğinde. Tabii iktidar öyle hukuk mu, hukuk anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi tanımıyor. Öyle şeylerle alakası yok. Ceberrut bir yönetimle yoluna devam ediyorum. Biz burada eleştirilerimizi yaparken kimi zannediyor ki muhalefet olduğumuz için eleştiri yapıyoruz. Hayır, objektif bağımsız Avrupa kurumları da haklı olduğumuzu burada net bir şekilde belgeliyor. Ben burada binlerce defa cezaevi ihllalerinden bahsetmişimdir. Ne kadar haklı olduğumu aslında Şaban Yasak kararı da belgeliyor çünkü Avrupa standartlarının üstünde insanları mahpus olarak zorla, zorbalıkla yaşatıyorsunuz o cezaevlerinde ve bunun hukukta da iptal kararları geliyor. Bir an evvel hukuka dönülmesi gerektiğini söylüyoruz. Bütün bunların müsebbibi aslında 15 Temmuz darbe girişimi sonrası meselelerin etraflı bir şekilde araştırılmaması. Bu meclis 15 Temmuz’da ne oldu konusunda bir komisyon oluşturmasına karar verdi. Bu komisyon bir rapor oluşturacak. Peki soruyorum, bu rapor nerede? Bütün bu ihlal kararlarının alınmasına neden olan, hukuksuzlukların nedeni olan 15 Temmuz darbe girişiminin aslı esası nedir? Yüz binlerce kişi KHK ile ihraç edilmiş, zindanlara atılmış, insanların aileleri dağıtılmış, boşanma vakaları pik yapmış, intiharlar, aile felaketleri, yurt dışına çıkmak zorunda kalan insanlar, aç susuz süründürülen, ağaç kökü yemeğe zorlanan insanlar, bu ağır tasfiye ve gaddarlığın vicdansızlığın en başlangıcı olan 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili gerçekler neden ortaya çıkarılmıyor? İşte ben Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’a soruyorum değerli basın mensupları. Bu tarihi bir sorudur. Sayın Numan Kurtulmuş; Neden cevap vermiyorsun? 15 Temmuz Meclis Araştırma Komisyonu raporu nerede? 10 yıl geçmiş kardeşim. Bu rapor nerede? Böyle bir meclis olur mu? Önceki meclis başkanlarına da sordum. Defalarca sordum. Ya bir meclis var. Mecliste bir komisyon kuruluyor. Günlerce, aylarca insanlar araştırma yapıyor. En sonunda bir rapor çıkıyor. Raporu da Reşat Petek dönemin komisyon başkanı, AK Partili Burdur Milletvekili gidip Meclis Başkanlığı’na sunuyor. Daha sonra rapor ne oluyor? Sümenaltı ediliyor, iç ediliyor, yok ediliyor. Nerede bu rapor kardeşim? Sayın Numan Kurtulmuş; Nerede bu rapor? Bari sen cevap ver. Senden önceki meclis başkanları ısrarla, İsmail Kahraman, Mustafa Şentop hiçbiriniz cevap vermedi. “Talimat yukarıdan geliyor.” ondan sonra raporlar iç ediliyor. Bu komisyona kim gelmedi? Dönemin Genelkurmay Başkanı Sayın Hulusi Akar, Sayın Hakan Fidan, o dönem MİT Başkanıydı. Niye gelmediniz bu komisyona? Niye ifade vermediniz? Uyduruktan bir yazılı beyanat gönderiyor, ondan sonra binlerce sözel soruyu cevapsız bırakıyor. Öyle şey mi olur? İşte bundan dolayı, değerli basın mensupları, çok önemli bir açıklama yapıyorum. Meclis Başkanlığı’na bir soru önergesi veriyorum. Sayın Numan Kurtuluş, lütfen cevaplayın. 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu’nun raporu nerede? Bakın ben 24 soru hazırladım arkadaşlar. Nerede bu rapor diye soruyorum. Bu 24 soruyla Sayın Numan Kurtulmuş’a soruyorum. Nerede bu rapor? Meclis’in mahzenlerinde mi kayboldu? Sayın Reşat Petek’e sordum; “Ömer Bey ben onu meclis başkanlığına sundum. Onlar ne yapmışsa söylesinler.” Komisyon başkanı bunu söylüyor olsun. Peki rapor tekemmül etmemiş değil. Rapor tamamen her şeyiyle toparlanmış, Meclis Başkanlığı’na sunulmuş. Genel Kurul’a niye indirmediniz? Zamanın meclis başkanlığına soruyorum. Zamanın Meclis Başkanı İsmail Kahraman ortada olmayabilir. Sayın Numan Kurtuluş’a soruyorum. Kurumsal bir durum var. Meclis Başkanı kendisi şu anda. Nerede bu meclis araştırma komisyonunu raporu? Bakın şu anda meclis başkanlığı kayıtlarında mevcut mu? Birinci sorum. İkincisi; Sunulmadığı iddia ediliyorsa, komisyon başkanı ve üyeleri tarafından hazırlandığı belirtilen raporun TBMM’ye teslim sürecine ilişkin tüm yazışmalar nelerdir? Meclis Başkanlığı TBMM Başkanlığı, söz konusu raporun kamuoyuna açıklanmamasının gerekçesini hangi hukuki ve idari dayanaklara bağlamaktadır? Raporun “tekemmül etmediği” veya “hukuken rapor niteliği taşımadığı” belirtilmiş Meclis Başkanlığı tarafından öncesinde. Bu değerlendirme hangi belge, tutanak, yazışma ve kararlar esas alınarak yapılmıştır? Dönemin Meclis Başkanı İsmail Kahraman sen böyle demişsin. Dönemin Komisyon Başkanı Reşat Petek diyor ki: “Tekemmül ettirerek ben Meclis Başkanlığı’na verdim kardeşim.” Hanginiz doğru söylüyor, hanginiz yalan söylüyor bir anlayalım ya. Çıksın bu rapor ortaya. Allah aşkına bakın 24 tane soru sormuşum. Net sorular bunlar. Hadi bakalım cevaplayın. Ben bu Meclis’in milletvekili olarak Meclis Başkanlığı’na soruyorum ya. Nerede bu rapor kardeşim? 10 yıldır binlerce kişi soruyor! 86 milyondan gizlenen bir rapor olabilir mi arkadaşlar ya? Meclis başkanlığı raporu mu gizliyor ya? 24 sorum var, cevaplasınlar, buyursunlar. Türkiye tarihinin en ağır darbe girişimlerinden birine ilişkin Meclis araştırmasının sonuçsuz kalmasının siyasi ve idari sorumluluğu kimlerdedir? İlk oturumun basına açık yapılması yönündeki talep neden reddedilmiştir? Siyasilerin ByLock kayıtlarının araştırılması yönündeki talep hangi gerekçeyle reddedilmiştir? Bu konuda TBMM Başkanlığına, Komisyon Başkanlığına veya ilgili kurumlara ulaşmış herhangi bir bilgi, belge ya da yazışma var mıdır?” diye soruyoruz. Sevgili arkadaşlar 24 Soruyu burada okuyamayacağım. Zaman müsait değil ama bunu yarın kamuoyuna da sunacağım 24 Soruyla. Meclis Başkanlığı “Yok cevapsız bırakıyoruz.” demesin. Sonuna kadar da bunun peşindeyim. 15 Temmuz 2026’ya kadar özellikle peşindeyim. O zaman kalkıp hamaset yapıp ona buna küfredip vatan haini ilan edip “Çok iyi yaptık, iyi ki ihraç ettik.” diyeceksiniz, biliyorum ama bir meclis komisyonu raporunu açıklayamadınız hala. Ben 15 Temmuz’a kadar da onun peşindeyim. Sonrasında da peşindeyim. Hadi bakalım Sayın Numan Kurtulmuş cevapla bu 24 tane soruyu. Sana buradan hodri meydan diyorum. Bir milletvekili olarak bu milletin meclis başkanına buyur on yıldır böyle sümenaltlarına ittiğiniz o rapor çıksın ortaya diyorum. Ya siz milletten rapor mu gizliyorsunuz ya Sayın Numan Kurtulmuş? Böyle bir şey olabilir mi ya? Bu millet bir meclis oluşturmuş. O milletin vekilleri oturmuş aylarca bir rapor oluşturmuş. Ondan sonra Meclis Başkanlığı böyle bir yerlere sıkıştırmış saklamış. Böyle bir şeyi kabul etmiyorum ve bir an evvel bunun ortaya çıkması gerektiğini söylüyorum.
Sevgili arkadaşlar, memlekette rezalet ve felaket bitmiyor. Bakın, şu anda İstanbul’da Saha Expo Fuarı düzenleniyor. 5-9 Mayıs’ta İstanbul’da yapılıyor. Saha Expo Savunma Fuarı’na İsrail ve ABD’nin tescilli silah tüccarları katılıyor. Repkon, BAE Systems, Leonardo. Kardeşim, hani siz İsrail’e karşıydınız? İsrail’de bomba, uçak, silah teçhizatı sağlayan firmalar bugün İstanbul’da bir fuarda kendilerini temsil ediyor, satış yapıyorlar. Ya bu rezaleti görüyor musunuz arkadaşlar? Hiç utanmıyor musunuz ya Sayın Tayyip Erdoğan? “One minute” deyip duruyordun. Bizim memleketimizde İstanbul’da Saha Expo fuarında İsrail’e silah satışı yapan firmalar stant açmış. Bakın, onların arasında Repkon, İsrail’in MK-80 tiği sığınak delici bombalar üreten mühimmat tecarikçisidir. Bu firma nerede şimdi? İstanbul’da, Saha Expo fuarında arkadaşlar. BAE Systems İsrail’in soykırımdaki en büyük silahı olan F-35 ve F-16 uçaklarının üreticilerinden biri, İsrail’le ortaklığı ortadadır. Nerede bu firma şu anda? İstanbul’da Saha Expo Fuarı’nda kendini temsil etmekte. Peki, Leonardo, İsrail’in uçak ve savunma sistemleri için teknoloji sağlamakta ve teçhizat üretmekte. Birleşmiş Millet raporlarında bile soykırım tedarikçisi olarak anılmakta. Bu firma nerede şimdi? Saha Expo Fuarı’nda. Peki, çok net bir soru soruyorum. Leonardo silah firmasının ortağı kimdir arkadaşlar? Haydi bakalım. Kimdir biliyor musunuz? Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar ve bu ispatlıdır, belgelidir. Peki, bu firma ne yapıyor? İsrail’e teçhizat, yardımı yapıyor. Peki, bu firma şu anda nerede? Saha Expo fuarında Ya utanın ya! Utanın! Utanın diyorum, utanın! Kızaracak yüzünüz varsa utanın! Nasıl olur ya? Bu firmanın ne işi var ya, Allah aşkına? Soykırımcı, bu firmaların ne işi var?
Bakın, Filistin konusunda BM özel raportörü Francesca Albanese kendisini saygıyla, sevgiyle anıyor. Çok namuslu, ilkeli, dürüst, vicdanlı bir raportör kendisi. 40’a yakın, İsrail’e silah satan firmanın durumunu Birleşmiş Milletler raporuna geçirdi. Onlar, bu firmalar işte. Bu firmaların soykırım tedarikçisi olduğunu açıkladı ve bunun üzerine İsrail ve ABD tarafından sivil ölüme mahkum edildi. Ne yapıldı? Kredi kartları bloke edildi. Çocuğuna noel hediyesi alması bile engellendi kredi kartları, tüm sağlıkla ilgili işlemleri iptal edildi. Türkiye’de KHK’lıların başına gelenlerin aynısı sırf soykırıma karşı çıktığı için BM Özel Filistin raportörü Francesca Albanese’nin de başına geldi. Şu hale bakın ya, şu rezalete bakın. Francesca Albanese; “Repkon, BAE Systems, Leonardo, soykırım tedarikçisidir.” dedi. Onlar da emretti, İsrail ve ABD bu temsilcinin adeta canını okuyor. Onu yaşayamaz bir hale getiriyorlar. Kredi kartlarını iptal ediyorlar, tamamen sıfırlamaya çalışıyorlar. Peki bunun karşılığında Türkiye ne yapıyor? Gıkı çıkmıyor ve adeta destekler bir şekilde bu firmalara Saha Expo’da. Bakın göstereyim arkadaşlar. Bu rezaleti burada ifşa ediyorum. Saha Expo’da bu firmalara fuar açıyor Böyle bir rezalet olamaz. Bu bir an evvel bitmeliydi. Bunu çok net bir şekilde söylüyoruz arkadaşlar. Ben bunu kabul etmiyorum ve ifşa etmeye devam edeceğim. Sayın Numan Kurtulmuş, defalarca size bu mecliste kalıcı bir Filistin komisyonu olsun çünkü Filistin ile ilgili meseleler bitmiyor. Soykırım devam ediyor. Öyle bir günlük bir tezkere çıkarıp da “Bu işlerin hakkından geldik, görevimizi yaptık.” diyemezsiniz. “Kalıcı bir komisyon oluşturun.” dedim. “İnşallah Ömer Bey inşallah inşallah.” Diye bir cevap verdiniz. Şu anda ne yapıyor sizin iktidarınız? Bağlı bulunduğunuz parti? Soykırımcı firmalara fuar açıyor. Ben boşuna mı mecliste bir araştırma komisyonu kurulsun dedim. Boşuna mı beni oyaladınız Sayın Numan Kurtuluş? “Sus Ömer Bey, oyalayacağım seni tavrı.” gösterdin ve oyaladınız. İşte mesele ortada arkadaşlar görüyorsunuz. Biz bunu kabul etmiyoruz. Bu vicdansızlıkları ifşa etmeye arkadaşlar devam edeceğiz. Francesca Albanese’yı sevgiyle, saygıyla anıyorum. Çok onurlu dürüst ve vicdanlı bir duruş sergiledi.
Bakın Fevziye Şenoğlu bir edebiyat öğretmeni. Kendisi günlerdir, yüzlerce gündür, 250 güne yakındır. Ne yapıyor? Adana’da İncirlik Hava Üssü’nde soykırıma destek veren ABD’nin üssünün kapatılması gerektiğini söylüyor ve Filistin’deki soykırımı lanetliyor. Peki bu eylemci aktivistin kendisine ve arkadaşlarına ne yapılıyor? Oradaki görevli memurlar, polis memurları, açıklama yaptığı cihaza, bluetooth cihazıyla girerek, soykırım, parçalanmış bebekler, vahşi cinayetler serisi hakkında açıklama yapan bu insanın cihazına girerek, oyun havaları, müstehcen şarkılar açmış. Arkadaşlar, bakın kulaklarınızainanamıyorsunuz değil mi? Bu ülkede soykırımı lanetlemeyen kimse yoktur ama bu ülkenin birtakım polis memurları bu vicdansızlığı yapmış. O kadınla orada dalga geçmek için onun cihazına girip oyun havaları ve müstehcen şarkılar açıyor ki onun moralini bozsun sustursun. Gerçekten bunu anlayamıyorum. Sayın Bakan Yardımcısı Ali Çelik Bey ile de görüştüm. Böyle bir rezaleti kabul etmiyorum. Bu polis memurlarının bir an evvel görevden alınması gerekiyor. Güya siz İsrail’i kınıyorsunuz, mecliste oturumlar yapıyorsunuz Sayın Numan Kurtulmuş, siz de duyun ama Adana’da ne oluyor biliyor musunuz? Filistin aktivisti, bir hak aktivisti hanımefendi Fevziye Şenoğlu’nun açıklaması sabote edilmeye çalışıyor. Bu rezaletler yaşanıyor arkadaşlar bu memlekette ve dalga geçiyor polis memurları müstehcen şarkıları devreye koyarak, cihazdan bu şarkı sesleri yükselerek bu kadınla dalga geçiyor. Bu nasıl bir ahlaksızlıktır? Anlamak mümkün değil arkadaşlar. Ben İçişleri Bakanlığı’nın bir an evvel gereken soruşturmayı başlatmasını ve bu vicdansız fiilleri yapanları görevden alması gerektiğini söylüyorum.
KHK zulmü devam ediyor arkadaşlar. Bakın her gün neredeyse bir KHK’lı genç yaşta vefat ediyor. Bir polis memuru KHK ile ihraç edilmiş; ismi Ünsalan Özkan. Kendisi ihraçtan sonra çok zorluklar yaşamış ki nasıl ihraç edilmiş bakın son derece ilginç bir hikayesi var. Ankara Emniyeti’nde nöbetçi kulübesinde 15 Temmuz akşamı nöbet tutarken uçakla bombalanmış kulübe. Kendisi de yaralanmış ve sabaha kadar darbeye karşı mücadele vermiş ve sonunda ne olmuş biliyor musunuz? KHK ile ihraç edilmiş. ““Sen darbecisin.” diye ihraç ediliyorsun kardeşin.” Denilmiş be ardından da sivil ölüme mahkum edilmiş. Yakınlarıyla konuştum, simit satmış, halı yıkamada çalışmış. Bir sürü stres, sıkıntı yaşamış maddi manevi. En sonunda ne olmuş? Bir kalp rahatsızlığı geçirmiş. Üç tane stent takılmış. Tabii bu kadar derde, sıkıntıya kim dayanır? Bir de üstüne “Al sana cezaevi” denilmiş cezaevine atılmış. Daha sonra çıkmış ama tekrar ceza onanmış. Bir daha girmiş. Adamın son 10 yılını mahvetmişsiniz. Evli, üç çocuklu bir baba ve bu kişi cezaevindeyken maalesef geçtiğimiz günlerde hayatını kaybetti. 54 yaşında hayatını kaybetti.. Gencecik yaşta üç çocuk babası bir insan resmen hayatı kaydırıldı ve ailesi felaketlere uğratıldı, her türlü zulme uğradı, zindanlara atıldı, haksızlığa uğradı, sivil ölüme uğratıldı ve en sonunda hayatını kaydı. Biz neredeyse her gün bir KHK’lının ölüm haberini veriyoruz arkadaşlar. Bu böyle olmaz. Böyle bir ortamda hala 15 Temmuz Meclis Araştırma Komisyonu raporunu açıklamıyorlar. Büyük şaibeler var. Büyük soru işaretleri var. Bir sürü subay asker bu konuda Hulusi Akar ve Hakan Fidan’ı itham eden cümleler sarf ediyor ve onlar konuşmuyor. Çıtları çıkmıyor. Komisyonlara gidip hiçbir ifade vermediler. Bu kabul edilecek bir durum değil arkadaşlar. Bununla ilgili çalışmalarımıza devam edeceğiz ve gerçekleri ifşa etmeye devam edeceğiz. Bunu da herkes bilsin sevgili arkadaşlar.
Cezaevleri ile ilgili çok başvuru geliyor ve diğer birçok başvuru var bana. Bodrum Açık Cezaevi’nden çok ağır ihlal iddiaları geliyor. Memurların baskısı ve zulmü var. Memurlar çiftlik kurmuşlar, insana değer yok, tuvaletlerde mahkumların üstüne lağım akıyor, 7 aydır yapılmamış, şikayet edilince psikolojik baskı yapılıyor. İnsan hakları ihlalleri var, tel örgülerinin içine insan hakları ve demokrasi girmemiş. Burada hukuk askıya alınmış, liyakat tasfiye edilmiş. Yemek dağıtımı insanca olsun. Banyo olarak 200 kişiye 2 kabin var. Biri bozuk yapmıyorlar. Şu hale bakın. İnsan hakları ve demokrasi mahkum kabulden içeri geçiniyor. Mahkuma bağırıp çağırıyorlar. Mahkum yanlış yaparsa yasal işlem yapılır ama kötü muamele yapıyorlar.” Diyor bir mahpus.
Musa Bakır İstanbul’da yaşıyormuş. Gözlerinde görme engeli var. Gen testi yapılmıyormuş devlet hastanesinde özel hastaneye 100 bin tl istiyor ve çözüm noktasında Sağlık Bakanı neler yapabilir? Çam Sakura’da yapılmadığı söylenmiş. Genetik bölümüyle görüşülmüş. Çapa’da da yapılmadığı söylenmiş. İnsanlar ne yapsın arkadaş? Gidip 100 bin lira mı versin? Kamusal bir sağlık hizmetini niye doğru düzgün sunmuyorsunuz? Bu testin Musa Bakır için bir an evvel sağlanmasını Sayın Sağlık Bakanı’ndan istiyorum sevgili arkadaşlar.
Yakup Çavuş; “2016 yılında şu an kamuoyunda Daltonlar isimli olan çetenin lideri Beratcan Gökdemir ile işbirliği yapan iki polisin iftirası sonucu yıllarca cezaevinde kaldım.” Diyor kendi ifadesinde. “Küçük yaşta çocuklara Uyuşturucu sattırdığı için karşı çıktığımızdan dolayı komşusu olan polislerden yardım isteyerek üzerime suç atarak beni cezaevine attılar ve ceza almamı sağladılar. Beni tanımadıklarını ve korsan taksici olduğumu söylemelerine rağmen açılan davalardan 1 tanesinden ceza almadığım halde aynı mahkemeden farklı dosyadan cezalandırıldım. Nişanlandım ve 4 yıldır evlenemiyorum artık intihar eşiğine geldim.” diyor. Adil yargılanmadığı yönünde bize başvurmuş.
Kütahya T Tipi Cezaevi’nde Nihat Balaman ağır bir hastalık geçiriyor. CRP’si 185’e çıkmış çok ağır bir rakam bu. Sepsis yani mikropların vücutta istila etmesi, bütün organ sistemlerinin çökmesi anlamına geliyor. Çok ağır bir durum. Mesela CRP, trombosit, GGT, AST ve ALP değerleri çok ağır, kötü oranlarda seyrediyor. Bu hasta mahpus için durum nedir? 1 aydır ağır enfeksiyon var ve hastane sevki yapılmamış diye iddialar var. Bu konuda Kütahya Cezaevi’nden bilgi bekliyoruz. Adalet Bakanlığı bu konuda bize bilgi versin.
IBAN mağdurları. 12. Yargı kapsamına girmek için büyük bir mücadele veriyorlar. Bu sosyal yaranın bir an evvel bitirilmesi lazım. İnsanlar hatalar işleyebilir ama bir şekilde bir çözüm bulunması lazım. Umarım 12. Yargı paketine girer cezaevleri dolmuş durumda ve “Dolandırıcılık kastımız olmadan güven ilişkisiyle veya yasal vaatlerle hesaplarımız kullanıldı ancak asıl failler bulunamıyor sadece hesap sahipleri cezalandırılıyor.” diyerek bize başvuruyorlar. Mesela onlardan birisi Deniz Selçuk Ben Marmara 4 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalmaktaymış. Bu da TCK 158 nedeniyle 4 yıldan fazla hapis cezasına mahkum edilmiş durumda. 11. Yargı paketinde olmadı 12’den beklenti çok fazla var arkadaşlar.
Faruk Kabadayı; “Bir sürü delil sundum ama cezalandırıldım.” diyor. “Sadece 2000 lira hesabıma para geldi diye mahkemelerde derdimi anlatamadım.” diyor.
İtalyan Lisesi velisinden bilgilendirme notu gelmiş. “Çocuğu özel İtalyan Lisesi’nde eğitim gören ve Şubat ayının başından bu yana devam eden grev süreci nedeniyle evladının eğitim hayatı felç olmuş bir veliyim.” diyor. Öğretmenleri ve idareyi eleştiriyor. Anayasal eğitim hakkı hiçe sayılmaktadır. “Milli Eğitim Bakanlığı çözümleri ve psikolojik baskı. Maaşlara dört yıldır zam yapılmadığı söylemi ve gerçekler farklı. Çalışma barışı ve eğitim iklimi kaygısı. Ben bir veli olarak grev hakkına saygı duymakla birlikte hiçbir sendikal faaliyetin öğrencilerin anayasal eğitim hakkını ellerinden almaması gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda meclis olarak bir şeyler yapın.” diye bize başvurmuş vatandaş.
Sümeyye Nur Ekinci ameliyat sonrası başlayan yüksek ateşi varmış. Irak Rusafa’da tutukluymuş. Ailesi bize başvurdu. Oldukça ağır bir hastalık geçiriyor. Ciğer zarlarında iltihap birikmiş. Bu konuda bir çözüm bekliyorlar. Bakalım ne olacak? Biz Dışişleri Bakanlığı’nı aradık. Yetkili bulamıyoruz. Bu konuda soru önergesi verdik. Umarım kişi ölmeden bir çare bulunur. Bu kişinin Türkiye’ye getirilerek doğru düzgün bir şekilde tedavi edilmesi lazım. Ambulans, uçak veya uygun bir nakil vasıtasıyla Türkiye’ye getirilebilir. Bu insanın hayatından Irak makamları sorumlu olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu için Türkiye iktidarı da sorumludur.
Şırnak Cizre’de öğrenci servisleriyle ilgili önemli bir mesele olduğu konusunda öğrenci velileri bize başvuruyorlar. “Çok erken saatlerde çocuklarımız alınıyor. Okulda bir güvenlik olmadan bir saatten fazla bekliyorlar. Çok endişeleniyoruz. Bütün öğrenciler endişeleniyor. Sadece kendi kızım için değil bu servis düzenlemesi yapılsın.” diyorlar.
Emirhan Çakır isimli bir kişi bize başvurmuş. Newroz’da Selahattin Demirtaş posteriyle bir fotoğraf çekilmiş ve ondan sonra başına gelmeyen kalmamış. İşinden çıkarılmış Nevco Holding bünyesinde olan Nevada Coffee Sefaköy şubesinden çıkarılmış. “Bazı paylaşımlarından dolayı seni çıkardık.” demişler. “Bir Türk’üm, Kürt de değilim ama Kürt kardeşlerimin ayrımcılığa uğramasına karşı çıktığım için başıma gelen bu.” Diyor ve bize de bunu iletmiş.
Hayvan hakları ile ilgili bize çok başvuru geliyor. Yurdun değişik yerlerinde hayvanların çok ağır ihlallere uğradığı yönünde bildirimler var. Bunlarla da ilgili belediyelerin hepsini uyarmış olalım.
“Türkiye’deki sağlık yönetimi bölümü lisans mezunları olarak yıllardır devam eden eşitsizliğe karşı ya bize yardımcı olun.” diyor sağlık yönetimi mezunları. “Mesleki tanımsızlık ve kadro yokluğu var. Eğitim ve nitelik inkarı var. İhtiyaç istihdam çelişkisi var. Acil ve kitlesel istihdam sağlanmalı. Yasal düzenleme sağlanmalı. KPSS’de adil bir kontenjan sağlanmalı. Mezun olduk, işsiz kaldık. Bu talebimizi görün.” diyorlar.
Yasin Türk Maltepe Açık Cezaevi’nde kalmakta ve kapalıda kalmış, sonra açık cezaevine gönderilmiş. Disiplin cezası almamış, kurallara uyan bir kişi olduğunu söylüyor. “Zaten iş yerinden alınırken cezaevine götürülürken işyeri komşuları açısından itibar kaybına uğradı ve oğlumun dosyasında adil yargılama olmadı.” diye bize başvurusu var ve “Dertli bir anne olarak zor bir dönemden geçiyoruz oğlum için. 12. Yargı paketinde uzlaşma kapsamına alınmasını.” TCK 158’den girmiş. Bu konuda gündem edilmesini istiyor.
Osman Oral bize başvurmuş. 672 KHK ile Yozgat Bozok Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde yardımcı doçent olarak çalışıyorken atılmış. Yozgat Adliyesi’ne çağrılmış ve ardından savcı bile demiş ki: “Ya bu iddialardan bir şey çıkmaz.” sonra onun iddiasına göre Bekir Bozdağ adliyeye gelmiş; “Bu hocaları boşuna mı attık hepsine ceza verin.” demiş. İki iddianame hazırlanmış. “Bankasya’da hesabın var.” diye üyelikten ceza vermişler ve Yargıtay bunu bozmuş. Mahkeme hala devam ediyormuş. “Şu anda Kayseri’de peynircilik yapıyorum. Zulme karşı bizim yanımızda olanlara teşekkür ediyorum.” diyor. Doçentliğe müracaat etmiş. “KHK’lı diye hocalar telefonla arıyorlar. Bahane bulup onaylamıyorlar.” diyor. 100’den fazla akademik kitap ve makale çalışması var ve “Hakaretlere uğruyorum, mobbinge ve sosyal dışlamaya uğruyorum.” diyerek bize başvurmuş. Maalesef KHK’lılar hayatın her alanında bu durumda arkadaşlar.
Serkan Gülgün Tekirdağ’da yaşadığını söylüyor ve orada bir doktordan şikayetçi Hüseyin Tahsin Gülseven, isimli doktorun iyi muayene etmediğini ve “Belden aşağısı uyuşuk, hissiz, güçsüz, küçük, büyük tuvalete çıkamıyorum ve bu kişi beni iyi muayene etmedi. CİMER’e şikayet ettim, Sağlık Bakanlığı’na şikayet ettim, Tabipler Odası’na şikayet ettim ve çok kötü durumdayım. Bu doktorla ilgili gereken işlemler yapılsın.” diyor.
Yiğit Aras Morkoç, Maltepe L2 Cezaevi’nde akran zorbalığına uğratılmış. “Koğuş değiştirilip üstü kapandı. Benim çocuğum zaten yedi dayağı ama başka çocuklar yemesin. Böyle bir akran zorbalığı cezaevinde olmasın.” diyor.
Erzurum H Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde İbrahim Cengiz’in maruz kaldığı hak ihlalleriyle ilgili bir başvuru geldi. Haksız hücre ve koğuş değişikliği, sağlık hakkı ve beslenme sorunu ile ilgili biz Adalet Bakanlığına da başvuruyoruz. “Maruz kaldığı mobbing ve kötü muamelenin durdurulması için ivedilikle idari soruşturma başlatılmasını istiyorum.” diyor.
Mehmet Nasih Araz ‘ın denetimli serbestliğini kardeşinin hastalığından dolayı çiğnemesi nedeniyle cezalandırıp cezaevine atılmasından dolayı ailenin çok zor durumda olduğu yönünde bir başvuru var ve annesi kalp krizi geçirmiş ve çok zorda olduklarını belirtiyor ve “Denetim serbestliğinde üç imza hakkı olmasına rağmen tek bir imza ile bu hakkın elinden alınmasını istemiyoruz.” diyor. Burada adil bir karar verilmediğini ve kendilerine yardımcı olunması gerektiğini söylüyor. Cezaevinde kötü bir ortamda tutulduğunu da ekliyor.
Zorla emekli edilenler bize başvurmuşlar. Diyorlar ki: “Hizmet süremiz dolmadan emeklilik planlarımızı yapmadan sosyal ve ekonomik hazırlıklarımız tamamlanmadan görevden uzaklaştırıldık. Zorla emekli edildik ve bu mağduriyetin giderilmesi için ilgili kurumları, yasama organlarını ve kamuoyunu göreve davet ediyoruz.” diyorlar.
Halil Şık Ödemiş M Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda kalmaktayken ve kronik hastalıkları için Adli Tıp Kurumu’na başvurmuş. Koluna kelepçe takılırken morartılmış ve infaz kurumunda kalmaktayken 2023 yılında İzmir Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi’ne sevk edilerek hayatını kaybetmiş. Gidene kadar da bir sürü çile çekmiş. “Biz ölüme giden ihlaller için şikayette bulunduk.” diyor. Diyaliz tedavisinin yetersiz ve düzensiz uygulanması, hayati önemdeki kardiyolojik kontrollerin yapılmaması ve başka birçok neden bunları bize başvurucu iletmiş ayrıntılar var. Biz de Sağlık Bakanlığı’na iletiyoruz. Halil Şık’ın ölümündeki karanlığı kaldırın diyoruz Sağlık Bakanlığı’na. Bu konuda bir soruşturma yaptınız mı? Soru önergesi verdik Sayın Kemal Memişoğlu. Bu konuda sizden bir cevap bekliyorum. Ağır bir iddia var ortada. Çok ihmaller olduğuna dair bir başvuru aldım.
Bir öğretmen; KHK ile kapatılan özel okullarda öğretmenlik yapmış ve öğretmenlik lisansı iptal edilmiş ve çok zorda olan bir öğretmen başvurdu. “Sigortam düzenli olmadığı için kontrollerine de gidemiyorum.” Diyor, kronik hastalığı varmış, “Yuvam dağılmak üzere. Artık Allah için bana ve benim gibi olanlara yönelik kapsamlı çözüm üretilsin. Ülkemi, milletimi seviyorum ama kimsenin umurunda değil. Herkese sesleniyorum, kimse duymuyor ve bize uygulanan bu zulüm devam ediyor.” diyor.
Önceki günlerde de söylemiştim, yine söylüyorum. Alisher Sahatov ve Abdulla Orusov Türkmen aktivistler Türkiye’de kaçırıldı. Geri gönderme merkezinden çıktıktan sonra ne olduğu belli değil. Yaşıyor mu, öldüler mi, Türkmenistan’a gönderildiler mi hiç belli değil. Bakanlığa soruyoruz, soru önergelerimize cevap vermiyorlar. Ben de İçişleri Bakanlığı önünde ve Türkmenistan Büyükelçiliği önünde açıklama yaptım. Yine cevap yok. Yine bir açıklama yok. Adamı Sinop’tan alıp Ankara’ya getirip oradan Edirne geri gönderme merkezine gönderiyorsun ey İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi. Ardından ne oluyor? 24 Temmuz 2025’te diyorsun ki: “Tamam Anayasa Mahkemesi’nin senin hakkında bir ihlal kararı var. Seni bırakıyorum.” Adamın kapının önünde bırakıyorsun. Adam yok oluyor aniden. Ya kapı önündeki kamera kayıtlarını verin diyoruz. Vermiyorlar. Ne oldu anlayalım diyoruz. Ne oldu kardeşim? Adamların ilk yapacakları iş ailelerini aramak ve ailelerine dönmek olacaktı. Yapamadılar bunu. Bu adamlar herhalde kaçırıldı veyahut da kaçırıldıktan sonra Türkmenistan’a iade edildi. Ne oldu bu insanlara diye soruyoruz. Tek kelime cevap yok. Bu konunun peşini bırakmayacağım Sayın İçişleri Bakanlığı. Bu olacak bir şey değil. Bu insanlar TC vatandaşı olmayabilir ama onlar insan, Türkmen vatandaşı, Türkmenistanlı insanlar, hak aktivistleri sırf ülkelerindeki ceberrut yönetimi eleştirdikleri için şu anda aileleri perişan durumda ve kendilerinden haber alınamıyor.
Cezaevlerinden gelen mektuplar var. Onları burada analım. Yusuf Kenan Dinçer Van Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nden yazmış; “Biz Size üç aylık raporumuzu gönderiyoruz. Tedavi hakkımız engelleniyor. Arkadaşımız on aydır tek kişilik hücrelerde tutuluyor. Kitap yayın hakkımız gasp ediliyor. Sohbet hakkı tam olarak uygulanmıyor. Disiplin cezaları yoğun bir şekilde veriliyor ve pek çok hak ihlali devam ediyor maalesef.” diyor.
Sema Şener Gebze Cezaevi’nden yazmış; “ Kıymetli Ömer Bey… Malumunuz burası cezaevi. Dostoyevski’nin ifadesiyle ölüler evi! Buradaki yaşam bambaşka. Doğup büyüdüğün yaşamın dışında, hiçbir yerdekine benzemeyen bir dünya. Kendine has kuralları, adetleri, yaklaşımı ve rengi olan bir dünya. Burası; hep aynı güne uyanıp, aynı rutinlerin tekrarından ibaret bir yaşamda yılların, ayların, günlerin sayıldığı bir dünya. İnsanın ruhunu hırpalayan, zayıflatan ve sindiren. Bu dünyada, bu sebeple hürriyet; hayatta olduğundan daha geniş gözüküyor. Bizim için daha derin anlamlar taşıyor… Hürriyet, yeni hayat, yeniden doğuş ne zaman?” diye soruyor.
Selim Demiray, Çorum Kapalı Cezaevi’nden yazıyor çok zor durumda biz de ailesi ile görüşeceğiz. Bu konuda ailesinin mağdur kalmasıyla ilgili de bir gayretimiz olacak. Selim Demiray bana defalarca mektup gönderdi son mektubunda diyor ki: “ Bana haksızlık edenlere çok kırgınım ve hakkımı helal etmiyorum. Karda kışta tuttuğum nöbetleri, masumiyetime atılan iftiraları düşündükçe hakkımı helal etmiyorum. Sesimi niye duymuyorlar? ‘Biz bilmiyorduk’ diyerek kimse kurtulamayacak.” diyor. Çorum Cezaevi’ni ziyaret ederek de bu mağdur mahpus erle de konuşacağım.
Tahsin Sağaltıcı açlık grevini bitirdi. Bu önemli bir haber. Açlık grevi devam ederken bana mektuplar yazıyordu. Yine açlık grevi devam eden bir mahpus; 98. Günde Tuğçenur Özbay oldukça zor durumda ve kendisi bize başvuru yaptı. Kendisiyle de cezaevinde görüştüm. Oldukça zor durumda olan bir insan Tuğçenur Özbay, kendisine yönelik Şakran Cezaevi’nin ağır bir mobbingi var ve o da daha sonradan icat edilmiş bu mobbinglere karşı bir mücadele veriyor. “Ben terörist değilim beni terörist ilan ediyorlar adil yargılanmadım ve bu yüzden direniyorum.” diyor Tuğçe Nur Özbay. Kendisi bana gönderdiği mektubunda diyor ki: “Bana dayattıkları kimlik kartını kabul etmiyorum çünkü ben suçu kabul etmiyorum. Açlık grevindeyim. Milletvekilinden başka kimseyle görüştürülmüyorum. Oldukça zor durumdayım.” Sayın Adalet Bakanı bu durumu biliyor musunuz? Tuğçe Nur Özbay 40 kilolara düştü ve oldukça kötü durumda. Genç bir kadının ölmesini mi bekliyorsunuz Sayın Adalet Bakanı? Size soruyorum. Şakran kadın Cezaevi ile ilgili çok vahim durumları size iletmiştim. Müdür Aysun Güner tamamen derebeyi gibi davranıyor bu cezaevinde. Kabul edilecek bir durum değil. İnsanları cezalandırıp cezaevine koyabilirsiniz ancak onlara zulmetme hakkınız yok. Haksızlık yapma hakkınız yok arkadaşlar.
Ünsal Canboğa, Antalya S Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ Ağırlaştırılmış müebbetlerin çok sorunu var ve yeniden infaz yasasının bazı maddelerinde değerlendirme yapılması gerekiyor. Cezaevi idaresine bırakılan hususların aslında yasalaştırılması gerekiyor. Adli-siyasi ayrımının da kaldırılması gerekiyor.” diyor.
Zabit Kişi; bu kişi çok önemli şeyler söylüyor bakın oldukça ağır bir şekilde mağdur edilmiş bir insandan bahsediyoruz. Zabit Kişi 108 gün boyunca kaçırılmış işkence edilmiş bir insandan bahsediyoruz sevgili arkadaşlar ve bu insan derdini yıllardır anlatamıyor. 10 Yıla yakındır cezaevlerinde Zabit Kişi ve Zabit Kişi’nin bakın şurada mektubunu da size göstereyim; “2017’dse 108 gün boyunca kaçırılarak işkence gördüm. 30 Kilo zayıfladım. Sanki ben teslim olmuşum gibi Ankara savcılığına teslim ettiler beni. Ayaklarıma basılarak tırnaklarımın kopmasına neden olan işkenceleri tırnağımı adli makamlara sunmak suretiyle ispat ettim. Savcılık takipsizlik verdi. En sonunda Anayasa Mahkemesi 190 bin lira kötü muamele ihlalinden dolayı tazminat ödenmesine karar verdi. Ankara savcılığı bu kez bir yıl boyunca araştırmadı. En sonunda ısrarlı takibimin nedeniyle savcılık dosyayı açtı. Ancak eksik yetersiz inceleme ve delilleri göz ardı ederek tekrar takipsizlik verdi.” Ey Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı bu ne haldir? Bakın Anayasa Mahkemesi ihlal veriyor 190 bin lira tazminat ödenmesine karar veriyor ve Ankara Başsavcılığı tekrar işi örtbas ediyor. Sayın Ankara Cumhuriyet Başsavcısı’na buradan sesleniyorum. Bu ne haldir? Bakın bu yapılan iş suçtur. Görevi kötüye kullanmaktır. Anayasa Mahkemesi’nin ağır ihlal verdiği bu durum karşısında Ankara Başsavcılığı ikinci değerlendirmede de olayı örtbas ediyor. “Tekrar sulh cezaya itiraz ettim, işkenceler hakkında. Takibimi sürdüreceğim, adalet bekliyorum.” diyor. İşkence zamanaşımı içermez arkadaşlar. İşkence bir insanlık suçudur. Biz işkence vakalarını söylediğimizde AK Parti yetkilileri diyor ki; “Artık işkence bitmiştir Türkiye’de.” Kardeşim işkence var işte. Belgesi burada. Nasıl örtbas edildiğini de buradan anlatıyorum Sayın Adalet Bakanı. Sayın Ankara Valiliği, Sayın Ankara Cumhuriyet Başsavcısı duyun sesi mi ya! Şu hale bakın yani. Bu memleketin Anayasa Mahkemesi yıllardır kişinin yargı mücadelesi sonucunda ihlal kararı veriyor hakkındaki kararlar hakkında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tekrar doğru düzgün araştırmadan hemen takipsizlik veriyor. Böyle bir şey olabilir mi ya? Birileri işkence yapmış, birileri de onu örtbas etme peşinde mi? Bu ne haldir? Bunları kabul etmiyorum ve peşindeyim. Bunu da buradan söylemiş olayım arkadaşlar.
Bakın cezaevlerinde biz bunları anlatıyoruz. Yaşanmış hadiseler. Cezaevine gitmekte olan kadınların, küçük çocukları da ellerini uzatarak kendisine kelepçe takılmasını istiyor. Bu memlekette bunlar yaşanıyor. Böyle içsızlatıcı görüntüler yaşanıyor. Çocuk olduğu için tabii kelepçenin bir oyun olduğunu zannediyor ve bunlar yaşanıyor. Veyahutta koğuşuna gelen çocuğun cansız mı, canlı mı bebek ne olduğunu anlamak için ona dokunarak bunu anlamaya çalışan bebekler var Türkiye cezaevlerinde arkadaşlar.
Hastane yönetimi bölümleri bize başvuruyor ve diyorlar ki: “Hastane yönetiminden biz sorumluyuz. Tıbbi sekreterlere bu işi niye veriyorlar?”
Saadet Kayan diyor ki: “Evime hırsız girdi karakola gittim polisler şikayetimi kabul etmedi beni bir de üstüne darp ettiler copla dövdüler hastaneye gidip rapor aldım eşyalarım çalındı dayak yedim yaşlı bir kadınım bana yardımcı olun.” Diyor. Şu memleketin haline bakın. Evin soyuluyor karakola gidiyorsun bir de üstüne dayak yiyorsun. “Dışarıda kalıyorum her şeyim elimden alındı bana yardımcı olun.” Diyor. Saadet Kayan Diyarbakır’da bu kişiyi de valiliğe bildireceğim.
Avukat Lezgin Olcan Kocaeli 1 No’lu ve Kocaeli 2 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumlarındaki gözlemlerini bize aktarmış. Bu cezaevlerinde İlke TV verilmiyor. Niye verilmiyor kardeşim? Bir sürü televizyon veriliyor. İlke TV niye verilmiyor? Bir. İkincisi. Kocaeli Şehir Hastanesi’ndeki hasta kabul üniteleri çok sorunluymuş, pismiş, kötüymüş. Bunu da Kocaeli Şehir Hastanesi ile konuşacağız. Orayı arayacağız ve bunu soracağız. Yoğun şeyler var. Oradaki hizmetler konusunda şikayetler var arkadaşlar.
Eylem Yılmaz: “Bir şehit kardeşim. İçişleri Bakanlığı’nda kamu personeli olarak 10 yıllık hizmetim var. Oğlumun özel beslenme gereksinimi nedeniyle mücbir sebeple istifa ettim. Dilekçe verdim. Hepsinden ret aldım. Dönme hakkım var ama kurumun inisiyatımda. Kurum ise nedense bana inisiyatif olarak sürekli ret verdi.” diyor.
Kürt kökenli İranlı mülteci kardeşim Alireza Naserıpour şu an Ağrı Geri Gönderme Merkezi’nde eğer İran’a iade edilirse öldürülebilir. Kürt etnik kimliği ve siyasi görüşleri nedeniyle İran devrim muhafızları istihbarat biriminin doğrudan hedefindedir ve iade edilmemesi gerekir.” diyor. Bunu da İçişleri Bakanlığı’na bildirelim. Bu kişinin iade edilmesi durumunda böyle bir ölüm tehlikesi var arkadaşlar.
Doğukan Bozkurt, İstanbul Marmara 5 No’lu L Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda kalmakta. Adli bir olaya karışmış ve adil yargılanmadığı yönündeki şikayetleriyle bize başvurusu var. Bunu da soru önergesiyle değerlendiriyoruz.
İstanbul Üsküdar İcadiye Mahallesi’nde babamdan kalan evde tek başına emekli maaşıyla yaşayan kız kardeşim Sevda Kutlu’nun oturduğu apartman kentsel dönüşüme alındı. Kendisine eksik ödemeler yapıldı. Üsküdar Belediyesi’nden yardım istenmiş. 10 Bin liralık yardım verilmiş. Devlet neden engelli, emekli vatandaşının kentsel dönüşüme giren evi için yardım etmiyor.” diye bize başvurmuş. “Sokakta mı kalacak? %65 Fiziksel engelli. Buna da bir çözüm bulunmalı.” diyor.
İdris Ekinci, Sakarya 1 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalıyor. Cezaevi müdürünü arıyoruz. Bunu Sayın Genel Müdür Çelebi Bey’e de söyledim ve cezaevi müdürü ısrarla telefonlarımıza çıkmıyor. Bu cezaevin müdürünü nasıl görevde tutuyorsunuz kardeşim? Eski bakanlar milletvekilinin telefonuna çıkmayan müdürü görevden alıyorlardı. Şu anda iyice bir pervasızlık ve fütursuzluk var ve bu müdür bizim telefonumuza çıkmıyor. Bu konuda Sayın Adalet Bakanı’na da söylüyorum. Cezaevleri bu kadar mı başıboşluk içinde? Müdürler bir sağlık sorunu için aradığımız cezaevinin telefonuna niye çıkmazlar? Bu kadar mı siz keyfine bıraktınız, başıboş bıraktınız, derebeylik ve laçkalık mı var bu cezaevlerinde diye soruyorum. Çelebi Bey ile konuştum. Sayın Bakan’a da bunu iletiyorum. Böyle bir rezalet olmaz. Biz insanların yaşamı, sağlığı için mücadele ederken birileri de telefona çıkmamak için kırk takla atıyor. Biz bunun peşini bırakmayacağız. Oradaki müdür bey de bunu bilsin. Sonuna kadar takipçisi olacağım ve kendisi hakkında şikayetlerime devam edeceğim.
Fatma Kaya, Konya’da bulunan Necmeddin Erbakan Üniversitesi öğrencisi; “Rektörden, yönetim kurulundan ve dekanlıktan şikayetçi oldum. Cezam kesinleşti, kınama cezası verildi. Dört kere sınıftan kovulmama rağmen sustum. Halen zorunlu derslerimi bile seçemedim. Yönetim hocayı koruyor.” diyor.
Zeki Çulha, Kocaeli 1 Nolu Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi’nde kalmakta ve 1 ay Elazığ’da kalmış, ardından başka cezaevlerine gönderilmiş. Elazığ’dan Bayburt ve Van’a gönderilmiş. Tekrar Elazığ’a gönderilmiş ve iyi sağlık takibi yapılmamış. Çenesi kırılmış, doğru düzgün bakılmamış ve kırık şekilde çene kaynamış ve demişler ki: “Daha biz bir şey yapamayız.” “9/3 var. Firar etti.” demişler ve firar cezası verirsin ayrı da yani adamın sağlığını niye böyle bu kadar berbat ediyorsunuz bunu anlamak mümkün değil.
Değerli arkadaşlar yine Marmara 3 No’lu Kapalı Cezaevi’nde. Daha öncesinde de gündeme getirdim. Çok ciddi iddialar var. Rüşvet iddiaları var. Birtakım mahpusların cezaevi gözlem kurulundan geçmesi için birtakım memurlara rüşvet verdiği yönünde birtakım iddialar var. Onların rüşvet aldığı yönünde isimlerini burada anmıyorum ama bu konudaki şikayetlerinden dolayı Salih Furkan Aydoğan’ın mobbing’e uğradığını söylüyor. Biz bu konuyu cezaevinde arayarak, genel müdürü de arayarak soracağız arkadaşlar çünkü son derece önemli bir konu ve defalarca kişi bize başvuru yaptı eğer ki böyle bir şey doğruysa olacak bir iş değil. Para iddiaları dönüyor ortalıkta. Ben kesin doğrudur demiyorum ama ağır iddialar dönüyor. Bu konuda bakanlık gereken soruşturmayı başlatmış mıdır diye soruyorum.
Adana Suluca L Tipi Cezaevi’nde Seyitcan Erkuvan zihinsel engelli Adana Kürkçüler 2 No’lu T Tipi’nde kalmakta olan eşim Can Erkuvan’ın oğlumun eşimin yanına geçmesini, babasının yanında olmasını istiyorum.” Diyor ve geçirmiyorlar. En azından baba oğlu bir arada kalabilir. Bunun sağlanması gerekli arkadaşlar.
İzzettin Taşdemir bize başvurmuş; “İzmir Bayraklı Nüfus Müdürlüğü’ndeki görevli şef Semin Saba Çelik görevini yapmıyor. MHP işareti yaparak beni tehdit, aşağılama ve hakaret ederek beni kovmuştur.” diyor. Böyle bir iddiası var. Bu iddiadır, doğru yanlış bilemem ancak bu konunun araştırılması lazım. İlgili birimler en azından bu konuda bir araştırma başlatmalı.
“İzmir Aliağa Şakran Cezaevi’nde bulunan %69 engelli çocuğum Gökhan Yıldırım’ın 5 yıllık mahkumiyeti var. Raporlu ilaçlarını düzenli alması gerekirken alamıyor. Çok şikayetleri var. “Memurlar telefonları yüzüme kapatıyorlar. Gergerlioğlu’nu arayıp seni kurtarsın diyerek alay ediyorlar benimle ve oğlumla. Engelli ve kanser hastası olduğu halde çok zulüm görüyor. Ben bir anneyim yalvarırım size bu konuda bana oğluma acil dönüş yapın.” Diyor ve ağır iddialarda bulunuyor. Bu konularda da bakanlığa soruyoruz. Memurların bu tür lakayt tavırları var mıdır? Araştırdınız mı Sayın Bakanlık? Size soruyoruz.
İran’da okuyan yaklaşık bin Türk öğrencinin velileri bize ulaştı. “ 65 gündür süren savaş nedeniyle çocuklarımız büyük bir belirsizlik içinde ve eğitimleri ciddi şekilde aksıyor. Defalarca başvuru yaptık ve bir çözüm bulunmuyor.” diyor.
Serdar Aslan; “Babam Mustafa Aslan’ın tedavi sürecinde yaşamış olduğumuz ciddi ihlaller için size başvurdum. Babam kanser hastasıydı ve uzun süre kemoterapi ile radyoterapi tedavisi görmesine rağmen hastalığı ilerledi. Keytruda isimli ilacın kullanması gerektiği tarafımıza bildirildi. SGK tarafından karşılanmadığı için kendi imkanlarımla temin etmek zorunda kaldım. Hastane eczasına teslim ettim ve toplam dört kez ilacı eczaneden satın alarak hastaneye teslim ettim ve uygulanmasını sağladım. Kaçak bir adreste ele geçirildiğini öğrendim daha sonra bu ilacın. Bize yok deniliyordu. Sonra böyle öğrendik.” Diyor. Kaçak bir depoda ele geçirilmiş. Vatandaşa bu ilaç yok deniliyor. Gidip özelden alıyor. Daha sonra kaçak depolar da ortaya çıkıyor. “Bu nedir diye bu ne iştir? Büyük maddi zorluklarla babamın yaşamını sürdürebilmesi için kendi imkanlarımla temin ettiğim bu hayati ilacın hastanede uygulanmamasını kabul edemiyorum.” diyor.
Gebze Kadın Cezaevi’nde Özlem Aydın’ın infazı yandıktan sonra disiplin cezası art arda verildiği iddialar ile bize başvuruyor ve yemek parası ödemesi gerektiği kendisine iletilmiş ve bunların ağır cezalar olduğunu söylüyor.
Hakan Ataman bize başvurmuş. Annesi Binnaz Ataman için 17 Nisan 2026’da Ankara Etlik Şehir Hastanesi Genel Hastane Binası’ndaki işlemlere başlamış ve orada göğüs hastalıkları birimine gitmiş. Doktor Yusuf Ziya Özçelik muayenesine gitmiş ve orada “Muayene saati bitti. Saat 15.00’dan sonra muayene edilmiyor.” denilince bir tartışma yaşanmış aralarında ve kişi de; “Ya annemin işini görün en azından kalmasın. Tekrar önümüzdeki haftaya kalır.” demesine rağmen onun ifadesine göre; “Son derece kaba jest ve mimiklerle sözel şiddetine maruz kaldım paternalistik hasta doktor ilişkisini tercih eden bu genç doktor bununla da kalmayıp iletişim kurduğu kişiye siz yerine sen dedi şikayet edeceğim deyince git istediğin yere şikayet et diye bir pervasızlık sergiledi.” diyor. Sayın Kemal Memişoğlu, Sağlık Bakanı hastanelerde böyle bir keyfilik mi vardır? Nedir yani? Saat 17’de mesai bitiyor. “ 15.00’dan n sonra sana bakmam, etmem.” bu afra tafralar nedir? Bu konuda bize bir cevap verin. Biz soru önergesiyle de soruyoruz. Vatandaş sağlık hizmeti alamamış.
“%49 Engelli babam Adnan Almacı 13 Mayıs tarihinde Ankara Sincan Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan çalıştığı fabrikada asansör kazasında emanetini teslim etti.” Diyor. Bu asansörün mahiyeti neden bu kaza olduğu ile ilgili doğru düzgün bir araştırma yapılmamış. Bilirkişilerin yanlı olduğunu söylüyor. Biz bununla da ilgili bu şirketin ve bilirkişilerin iktidara yakın, yanlı olduğu yönünde ağır iddialar var. Bu konuda biz soru önergemizle de bu durumu soruyoruz. Ayrıntılı olarak da cevap bekliyoruz Bakanlıktan sevgili arkadaşlar.
İrfan Yılmaz Marmara Kapalı Hapishanesi’nden bize mektup göndermiş; “Adli tıp kurumunun hapishanede kalamaz raporunu yok saymak için Sarıyer ilçe emniyet müdürlüğünün tahliye olması toplum güvenliği için sakıncalıdır. Beyanı gerekçe gösterilerek içeride tutuluyorum. Yaşadığım eziyet şimdilik böyle duyarlılığınıza güveniyoruz.” diyor.
Mithat Öztürk, Sincan Hapishanesi’nden yazmış; “Kuyu tipi hapishaneler yeni değil. Osmanlı’da kuyucu Murat Paşa vardı. Kürt halkını asit kuyularında katlettiler. Şimdi de devrimcileri kuyularda ölü haline getirmek için uğraşıyorlar. Ancak bizi teslim alamayacaklar.” diyor.
Aytaç Ünsal, Edirne F Tipi Cezaevi’nden yazmış; “Mektuplarımızdan sonra kitaplarımıza da ambargo uyguluyorlar. Yargı kararlarına rağmen kitaplarımızı göndermemize müsaade etmiyorlar. Yargıyı çiğneyerek yeniden kararlar alıyorlar. İnanılmaz bir idari keyfilik var.” diyor. Hakikaten biz cezaevini arıyoruz. Müdür telefonumuza çıkmıyor arkadaşlar. Mahpus’un söyledikleri yalan değil. Hakikaten Edirne Cezaevi F müdürü telefonlarımıza çıkmamakta inat ediyor.
Cengiz Cihan Kırıkkale Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “Haksızca müebbete çarptırıldım. Cezaevindeyken annem rahmetli oldu. Cenazesine gitmeyi istememe rağmen gidemedim. 26 Yaşında girdim. 36 Yaşındayım artık. İçeride “Kurşun Kalemimin Keskin Ucu” isimli bir şiir kitabı yazdım. Bunu duyurun.” diyor. Ben de duyurdum. Herkesin duyarlılığına güveniyoruz.
Dilek Öz Bakırköy Kadın Cezaevi’nden yazmış; “30 yılımı bitirdiğim halde yine Haziran’a yine ertelendim. Bu ne biçim süreç? Hukuk dışı uygulamayla hayatımdan yıllar çalınmaya devam ediyor. Umarım bu yanlış bir an evvel düzeltilir.” diyor.
Oktay Kelebek Silivri 1 No’lu Hapishanesi’nden yazmış; “Neymiş büyük suçum? Uyuşturucuya karşı olmak, kumara karşı olmak, fuhuşa karşı olmak, çeteleşmeye karşı olmak. 27 yıl ceza verildi. Gerekçe bir iftira ile dövenlerin arasında benim de olduğum beyanı. Duyarlılığınıza güveniyoruz.” diyor.
Remziye Meral Turmuş Bakırköy Kadın Cezaevi’nden yazmış; “12 kişilik koğuşta tam 47 kişiyiz. Yaşam alanımız çok kısıtlandı. Tiyatrocu, gazeteci, sanatçı ve görüşleri nedeniyle neden tutuklanılırın cevabı sanırım ülkenin durumunu gösteriyor.” diyor.
Erol Şengök’ü görüyorsunuz. Yapay zeka ile yaptık ama cezaevinde benim görüşümde böyleydi. 89 Yaşında bir mahpus “Bankasya’da hesabın var, işte bir derneğe üye olmuşsun.” denilerek cezaevinde tutuluyor yürüyemiyor bile tekerlekli sandalyede kendisiyle görüşümüz böyle oldu çok zor durumda ve gözyaşlarıyla bana çok üzücü şeyler anlattı ve “Bir an evvel ben buradan çıkmazsam buradan tabutla cenazem çıkar.” dedi. Türkiye cezaevlerinde durum böyle.
Az evvel bahsettim Tuğçenur Özbay 98. Gününde açlık grevinde ve oldukça zor durumda. Cezaevinde ölsün mü diye soruyorum Adalet Bakanlığı’na.
Patnos cezaevinden Çağla Çağlın Kış mektup yazmış; “Tutsaklığımın üçüncü cezaevindeyim. Nereye gitsem manzara değişmiyor. Hep aynı ve yine tutuklu çocuklar. Eşimin kaldığı koğuştaki babalarını ziyarete gelen çocukların açık görüşteki hallerini hiçbir sözcük anlatmaya yetmez. Tutsak bir kadere mahkum edilişimin 885. günündeyim ve çocuğum bir kez daha “Anne babamla ne zaman geleceksiniz?” diye sordu.” diyor.
Cezaevlerindeki durum bu arkadaşlar. 1 Nisan itibariyle cezaevi istatistikleri açıklandı. Tam 414 bin kişi var. Bunun 391 bini erkek, geri kalanı kadın. 4000’den fazla çocuk mahpus var. Bebek ve çocukların sayısı belirtilmemiş. O da en az bine yakındır diye tahmin ediyorum.
Halit Aydın, Erzurum Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “Kuyu tipi cezaevleri adım adım bizi ölüme sürüklüyor. 12 Metreyi bulan yüksek duvarlarıyla üç kat üst üste yığılmış, yılın 365 günü asla güneş görmeyen kör hücreleriyle az da olsa dışarıdan hava alınan tek yer olan pencereyle konulan ki kanunsuzca bu, serçe parmağının dahi geçmediği genişlikte aralıklara sahip kafes telleriyle tecrit altındayız. Buralar insanı çürütme öldürme merkezidir.” Diyor.
Burak Bayrak Samsun Cezaevi’nden yazmış; “Kararda adamın birlikte anıldığı aynı rütbe ve statüki kişiye beraat verildi. Bana ise müebbet mahkeme aynı mahkeme dosya, aynı dosya gerekçeli kararda aynı cümle içinde iki sanık için aynı eylem birlikte isnat ediliyor. Birisi beraat, diğeri müebbet. Bu adalet mi?” diye soruyor.























Yorumlar