5 Eylül 2022
Herkese merhaba ÖFG TV’den yine bir yayın ile karşınızdayız. Her hafta Salı günü saat 21.00’de haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile sizlere sunduğumuz programımıza başlıyoruz.
Bugün iki önemli konumuz olacak. İlki yarın görülecek olan çok önemli bir duruşma, Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Sn. Selçuk Kozağaçlı ve arkadaşları Barkın Timtik, Oya Aslan ve tutuksuz sanıkları ile birlikte 22 yargılanan kişi ile ilgili Sn. Av. Oğuzhan Topalkara ile konuşacağız Çağdaş Hukukçular Derneği’nden kendisi. Konu son derece önemli, son derece büyük bir mağduriyet var, büyük bir zulüm var, büyük bir haksızlık var. Siyasi bir yargılama var. Konunun ayrıntılarını etraflıca konuşacağız.
İkinci bölümümüzde biliyorsunuz 6-7 Eylül olayları bizim Türkiye tarihinde unutamayacağımız bir pogromdur. Çok vahşi bir olaydır, inanılmayacak vahşet görüntülerine sahne olmuştur. Bu konu ve nefret söylemi, linç kültürü ve arkasındaki etkenler vatandaşlık tanımı, tüm bunları ayrıntılı bir şekilde Prof. Dr. Baskın Oran hoca ile konuşacağız. Kendisi çok değerli bir bilim insanı, bize çok önemli bilgiler verecek bugün.
Çağdaş Hukukçular Derneği’nden Sn. Av. Oğuzhan Topalkara ekranlarımızda. Yarınki çok önemli duruşmaya geçelim. 7 Eylül Çarşamba günü Silivri Duruşma Salonlarında yine çok önemli bir duruşma olacak. İnanılmaz delillerle devam eden ve hukuken nasıl olur da devam eder dediğimiz bir yargılama var karşımızda. Biz konunun ayrıntılarını sizden alalım, söz sizde. Özellikle konu hakkında siz derin bilgi sahibisiniz konu hakkında hiçbir bilgisi olmayan izleyenlerimizi dikkate alarak konuyu baştan özetleyerek ele alalım.
Oğuzhan Topalkara: Öncelikle bu davamız İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava, 2013 yılında başladı. 2013 yılında Çağdaş Hukukçular Derneği ve Halkın Hukuk Bürosu mensubu avukatların evlerine, ofislerine ve dernek binalarına yapılan bir operasyon ile başladı ve kamuoyunun gündemine girdi Ocak 2013 yılında. 9 yıl geçti, 9 yıllık bir dava sürecinde, 22 sanığın olduğu bir dava sürecinde 3 tutuklu sanığımız var. Genel Başkanımız Selçuk Kozağaçlı, Oya Aslan ve Barkın Timtik. Selçuk beyin tutukluluğu 6 yılı aşmış durumda, Barkın 5 yılı aşkmış durumda, Oya hanımın 3 yılı aşmış durumda tutukluluğu söz konusu. Esasen davanın konusu özüne bakarsak; Çağdaş Hukukçular Derneği’nin ve Halkın Hukuk Bürosu’nun 40 yılı aşkın avukatlık faaliyetleri. Ezilenlerin, sosyalistlerin, öğrencilerin, gecekondu mahallesi insanların, yani hakkı yenen, mağdur edilen ya da mağduriyete maruz bırakılan, hakkına musallat olunan tüm vatandaşların, Kürt halkına yönelikte avukatlığını yapan avukatlar bunlar ve bugüne kadar 9 yıllık dava sürecinde avukatlık faaliyetlerinin yargılanması dışında bir şey göremedik! Elbette savcılığın bazı delilleri var, bu delillerden bahsetmek lazım. Bu deliller; takip ettiği dosyalar meslektaşlarımızın. Buna ilişkin Soma Davası, Şemdinli Katliam Davası, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın yargılanması var ve onlarca örnek var, hepsi kamuoyunun gündeminde olan, ülkenin gündemine son derece etki etmiş siyasi dava örnekleri. Bu dava adına yapılan savunmalar, bu davaların savunmalarını üstlenmek esas dava konusu. Meslektaşlarımız hem takip ettiği işler hem de müvekkillerinin işlediği iddia edilen suçlarla ikinci kez yargılanıyorlar! İki ayrı delil grubundan bahsedebiliriz savcının öne sürdüğü bir tanık meselesi var. Az buz değil, savcılığın 13 tanığı var. Bunlar gizli tanık, itirafçı tanık diye bildiğimiz ya örgüt üyesi olduğunu ve örgütten ayrıldığını söyleyen tanıklar ya da gizli ne olduğunu bilmediğimiz tanıklar. Davadan bugüne 9 yıl geçti, geçen 9 yıla karşılık bir tanık bile mahkeme huzurunda dinlenip beyanda bulunmadı. Öyle ki; kaç celsedir, benden önce takip eden arkadaşlarım da söyledi, 9 yıldır biz bu tanıkların aleyhimize konuşmalarına rağmen gelip dinlenmesini istiyoruz mahkeme huzurunda, açıkçası arkadaşlarımız hakkında müdafiliğini yaptığımız sanıklar hakkında bir ifade verilmesini istiyoruz, aleyhimize konuşmalarına rağmen savcılık tanıklarını mahkemeye getirmediği gibi artık tanıklar hakkında açıklama da yapmıyor. “Getiririz, getirmeyiz, vazgeçtik, getireceğiz.” Gibi kesinlikle ölü taklidi yapıyor! Biz tanıklarımızı arıyoruz, bizim hakkımızda meslektaşlar hakkında aleyhine ifade veren 13 tanığı arıyoruz savcılık bir tanık bile hazırlamıyor. Bu tanıklar ne söylüyor derseniz; bu şahıslar avukat yaparlar ama örgüt üyelerini motive ederler avukatlığı ile örgüt üyelerinin haklarını fazla savunurlar, bu avukatlık sanki meslek sınırlarında değil daha örgüt faaliyeti gibi tanımlanıyor! Mesleğe sınır koydurmayız Türkiye Avukatlık gereği olarak! Bu tanıkların da beyanları aslında bizim meslektaşlarımızın ne kadar iyi avukatlar olduğundan başka bir anlama gelmiyor lakin bunu bile söylemelerini isterdik 9 yıldır böyle bir tanık ile karşılaşmadık! Dijital materyal iddiası var. Bu materyal 99 yılında Hollanda- Belçika ülkelerinde bulunduğu söyleniyor, söylendiğine göre DHKP-C örgütü hakkında yazışmalar bulunan materyalmiş. 2005 yılında iddiaya göre Türkiye’ye getirilmiş. 17 yıl oluyor! Meslektaşlarımızın davası 9 yıllık ama başka vatandaşlar adına 17 yıl oluyor! 17 yılda defalarca hem başka dosyalarda ve bu davada 9 yıl boyunca defalarca dosyaya bu dijitallerin getirilmesi ve aleyhimize delillerin önümüze konmasını istedik. Burada tüm sanıkların, Selçuk Kozağaçlı, Oya Aslan, Barkın Timtik’in ve diğer sanıkların örgütsel işlerine dair bir şeyler yazdığı söyleniyor iddia bu yönde. Biz de dedik ki; bunları getirin! Mahkeme 9 yıldır bu delilleri bulamadı, ta ki geçen yılın başındaki ocak ayına kadar. Ocak ayında dedi ki mahkeme başkanı: “Biz bunu bulduk, delilleri bulduk getirdik ve adli tıpa göndereceğiz.” Dedi. Adli tıp 6 ay bir şey söyleyemedi, 6 ay sonra 9 sayfadan ibaret rapor gönderdiler elimize. Bu rapor açıkçası komik bir rapordu çünkü iddia edilen şu bu dijital belgenin içindeki şeyler; Word bölgeleri, birtakım yazışma ve cevapları içermesi gerekiyor lakin bu dijitallerin, müdahale edilmediği söylenen, polisin usulüne uygun şekilde alındığı söylenen materyallerin içinden fotoğraflar, görüntü kayıtları ve ses kayıtları çıkmış! Hiçbir şey olmasa bile o iddia edilen gerçekten şeyler olsa bile içinde bunun ki yok onun da olmadığını, polis iddiasının yalnız %20’si dijitallerin içinden çıkıyor, %80’lik kayıp var, bu kayba rağmen delillerin yanında ses kayıtları, fotoğraflar, polis eklemeleri var! Bu bile tek başına bizi bu dijitallerin bir delil olmadığına polisin bir delil çuvalı oluşturduğuna dalalet. Baktığımızda dijitalleri ele geçirenlerin sicillerine baktığımızda hepsi bu dosyanın iddianame savcısı olmak üzere hepsi sahte delil ima etmekten hükümlü, aranır ya da firari kişiler! Hepsi hakkında bir yargılama ve suçlama var bazıları hüküm giydi, hükümleri kesinleşti, bazıları ise ağırlaştırılmış müebbet kadar ciddi mahkumiyet talepleri ile aranmakta. Polis şefleri ve savcılar bu kişilerin bize şöyle açıklama yapılıyor mahkeme tarafından; “Evet bu kişiler delil ima eden kişiler, bunları biz de biliyoruz ama sizin hakkınızda yapmamışlardır.” Diyor! Yapmadıkları şeyin içinden yazılı evrak bulunması gereken şeyin içinden ses kayıtları ve fotoğraflar çıkıyor ve %80’i kayıp. Açık bir şekilde bizim için bu delil grubunun çöp olduğu açık, ceza hukuku anlamında delil durumunun işe yaramayacağı açık lakin mahkemenin tavrı elbette yarın göreceğiz, buna önceden çok konuşmamak lazım belki ama mahkemenin bugüne kadar tavrından bu adli tıp sürecinin, bu dijital delilin incelenmesi sürecinin formaliteden olduğu mahkemenin zaten bu delillere dayanarak 6 yıl tutuklu tuttuğu Selçuk Kozağaçlı’yı, 5 yıl tutuklu tuttuğu Barkın Timtik’i, hızlıca bir karara gitme niyetinde olduğunu görüyoruz. Yarın göreceğiz ki elindeki çarpık olan anlam ifade etmeyen raporla hükme gitme niyetinde. Özellikle Türkiye’deki buna da uyulması noktasında aleyhe çok örnek var ama 7 yıllık azami tutukluluk süresi düşünülünce hızlıca yargılamak mahkemenin önceliği niyeti olarak görünüyor.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Özellikle Sn. Selçuk Kozağaçlı Genel Başkan çok nitelikli bir hukukçu biliyoruz, onun özellikle uzun süredir tutuklu olması, sanırım çok önemli müdahilliklerini engelleme anlamında bir çalışma gibi görünüyor çünkü birçok davada çok önemli girişimleri olduğunu biliyoruz ve özellikle bir inatla tutuklu yargılama olduğunu görüyoruz. Ne dersiniz bu hususa Sn. Topalkara?
Oğuzhan Topalkara:Kesinlikle zaten arkaşlarımızın ilk tutuklama, ilk ev arama ve tutuklama kararlarında şöyle bir şey vardı; arama kararları kısa olur, iki paragraflık neden bu adamları kadınları alıyoruz şeklindedir. Orada şöyle bir şey gördük; “Soma Davası’nın, Nuriye Gülmez, Semih Özakça davasının savunmalarını yaptıkları için toplumda infial yaratma ihtimalleri olduğu” meslektaşlarımızın Selçuk Kozağaçlı başta olmak üzere tutuklama sebepleri doğrudan bu davaları takip etme üzerine gösterildi, bu bizim iddiamız değil, savcılıkta bunu söylüyor! Delillere göre örgüt tarafından provoke edilen davalarmış, provoke edilen dava Soma Davası, 300 madencinin katledildiği dava, Nuriye Gülmen ve Semih Akça ile cisimleşen KHK Davaları, yüz binlerce KHK’lıların mağduriyetini ifade eden davalar, bu davaların takip edilmemesi siyasi iktidarın hukuk dışında bu davanın niyetini açıkça ortaya koyan bir mesele. Bu nedenlerden Selçuk Kozağaçlı Soma Davası kritik bir örnektir. Selçuk Kozağaçlı tutuklandı ve bu davayı takip edemedi, Can Atalay davanın avukatı tutuklandı ve bu dosya Soma Davası Yargıtay incelemesine gönderildiğinde, 5. Ceza Dairesi’nde değişim oldu, Yargıtay üyeleri ve karar değiştirildi, çok daha yüksek ceza isterken Yargıtay bir anda karar değişikliği ile şu an tahliye olacak noktaya geldi o davanın sanığı. Dolayısıyla bu davalara nasıl müdahilliğini hem hakimler bazında hem de avukatları ve kamuoyu bazında nasıl müdahale edildiği noktasında açık bir örnek Soma Davası bizim için çok kıymetlidir. Selçuk beyin her zaman içerideyken de tutukluyken de bu davalarda elinden geldiğince hem hukuki kısmını hem de Soma Ailelerine çok selam götürdük. Defalarca duruşmalarımızı takip ettik Soma’lı aileler, dolayısıyla bu davalar, Kürdistan’daki katliamlara dair davalar, Soma Davası, Nuriye Gülmen, Semih Özakça gibi birçok dava, faili meçhul davaları, bu avukatların Selçuk bey başta olmak üzere her zaman takip ettiği davalar. Bu davaları takip etmesinler diye tutuklandığını çok iyi biliyoruz. Bunu defalarca tanıklar ağzıyla, savcılar ağzıyla duyduk. Dediğimiz gibi bu davalar engellenmesidir aslında bu tutuklamaların sebebi.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Yarın duruşmaya önemli bir katılım olacağı gözleniyor. Birçok entelektüel, gazetecilerin, yerli yabancı gözlemcilerin, hukukçuların, siyasetçilerin önemli katılımı bekleniyor ve biz de bu konudaki duyarlılığı artırmak için program ile destek vermeye çalışıyoruz. Ne bekleniyor? Yarınki duruşmada bir karara gidileceği noktasında tahmininiz var, normalde hukuken olması gereken nedir? Mahkemenin yönelişi nedir? Biraz da bu analizleri yapar mısınız?
Oğuzhan Topalkara: Öncelikle şöyle bir meselemiz var; Tahliye zaruri bir hale gelmesine rağmen, 18. A.C.M. özellikli olmayan bir mahkeme, adli suçlara bakıyor. İnsan öldürme dosyaları dahil 18. A.C.M.’de bu kadar uzun tutukluluk içermiyor. Bu davada biliyorsunuz tutukluluk inceleme celse aralarında tutukluluk incelemeye dair kararlar söz konusu oluyor. Yaz tatilinde, adli tatil döneminde 2 ayrı heyet baktı, mahkeme heyeti yokken başka heyetler nöbetçi olarak baktı 9 ayrı hakim tutukluluk konusunda karar verdi kağıt üstünde, 9 ayrı hakim tutukluluk gerekçesini bir virgül değiştirmiş değil. Aynı gerekçe, kopyala yapıştır bir paragraf gerekçe 9 ayrı hakim tarafından ay ay aralıklarla imzalayıp önümüze konuluyor! Bu gerekçeler ne? Tutuklama sebeplerinin varlığı, kaçma şüphesi, mevcut delil durumu. Hiçbir 6 yıl gibi tutukluluğu aşmış davada, hiçbir özel gerekçe, bu insanın neden kaçacağına dair, Selçuk Kozağaçlı’nın neden kaçacağına, Barkın Timtik’in hangi delilleri imha edebileceğine dair tek bir gerekçe yok. Dolayısıyla hukuken olması gereken tutukluluğun sona ermesi gerektiğini söylüyoruz ama hem gördüklerimiz hem de mahkeme başkanının tavrı tutukluluk konusunda lakaytlığı tutuklamayı düşündüğünü ve karar arası verildiğinde müzakereyi düşündüğünü, olması gereken tahliye kararı çok açık ama mahkemenin bu yargılamayı bu şekilde bitirmek konusundaki ısrarı bir gerçek. Davanın sefahatine dair ise; bize taleplerin sunulması ve biz davanın esasına dair taleplerde bulunduk, suni talepler bunlar. Bir meslektaşımızın 2016 yılında Çorum’a gidip bir iş yaptığı söyleniyor ve biz şunu ispatlıyoruz; o meslektaşımız o tarihte Çorum’da değiliz, bunu hem tanıkla hem HTS kayıtları ile ispatlıyoruz hem de emniyetin bizzat devletin tuttuğu kayıtlarla ispatlıyoruz. Biz dedik ki; “Bunu ispatlayacağız getirin bu kayıtları.” Lakin bu kadar somut meseleye dair onlarca talebimiz reddedildi, mahkemenin talepler konusunda ve dijital meselede talepler konusunda son derece umursamaz olacağını biliyoruz ve göreceğiz. Yine hızlı bir şekilde taleplerimizi alıp toplu bir şekilde ve gerekçesiz, mahkemenin hiçbir kararında gerekçeye rastlamış değiliz. Yine gerekçesiz bir şekilde reddedilip hızlı bir şekilde bir son savunma alma çabası olacağı ortada. Belki son savunmaları zorlama noktasında olacağı ortada çünkü bizim bu davamız 9 yıllık bir dava, 16 yıllık bir soruşturma ciddi bir savunma süresi istiyor, mahkemeye baktığımızda 1 ay sonra vereceği duruşma ile hüküm açıklanmak isteyecek ve bizi zorlayacak. Beklentimiz mahkemenin bir şekilde bizim taleplerimizi reddedip, ne kadar önemli şeyler söylesekte reddedip hızlı bir şekilde hükme gitmesi, beklediğimiz ve olacak olan bu. Şaşırmak isteriz ama bu durumu beklemiyoruz, sürpriz olur bize bu durum. Dolayısıyla beklentimiz tüm taleplerin reddedilmesi ve hızlı bir şekilde hükme gitmek için bir yol izlenmesi olarak görüyoruz. Tutukluluk konusunda herhangi bir inceleme yapılacağını düşünmüyoruz, tahliye talebinde bulunacağız ama sanık meslektaşlarımız tahliye talebinde bulunmuyorlar mahkemeye olan inançsızlıklarından dolayı, biz talepte bulunacağız ve pozitif gelişmeler olacağına dair ümidimiz yok.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Kamuoyu bu duruşmayı bekliyor ve umut edilen bu hukuksuzluğa son verilmesi ve halk için hukuk arayan bu değerli avukatların bir an evvel serbest bırakılması, bu yargısız infazın bitmesi, bu siyasi yargılamanın bitmesi. Dikkatle takip edeceğiz, duyarlılık ile takip edeceğiz, her hafta zaten biliyorsunuz periyodik olarak Selçuk Kozağaçlı’nın ve arkadaşlarının uğradığı bu mağduriyeti gündem ediyoruz, zulmen bir tutukluluk olduğunu, siyasi bir yargılama olduğunun altını çiziyoruz ve çok önemli fedakarca yapılan bu farklı birçok davaya olan müdahillik konusunda iktidarın alerjisi sonucu oluşmuş bu tutuklama ve dava sürecini kabul etmediğimizi söylüyoruz. Sn. Topalkara son olarak eklemek istediğiniz bir husus varsa onu da alalım.
Oğuzhan Topalkara:Kamuoyu desteğini istemek ile birlikte bu davanın başından beri kamuoyu bizden meslektaşlarımızdan desteğini hiç çekmedi. Bu dava 10 bin avukat ile takip edilen bir dava, bu dava bin avukatın duruşma salonunda hazır olduğu bir dava ve yurt dışından bugüne kadar yüzlerce avukatın katıldığı bir dava. Avukatlar dışında ailelerden, Soma’lı ailelerden, mağdur edilmiş her kesimden çok büyük teveccüh gören bir dava, meslektaşlarımız hiçbir zaman kendilerini yalnız hissetmediler, yalnız hissetmeyeceklerine inanıyoruz. Kamuoyuna davetimiz her zaman baki, her zaman bu davaya, bu duruşmaya bekleriz. Siz de birçok vekilimiz, birçok meslektaşımız, kamuoyunun birçok kısmı her zaman bu davaya ilgisini gösterdi, bu dava ile bekliyoruz zira ancak biz hiçbir şekilde hukuktan, siyasetten beklentimiz yok. Beklentimiz bu davada halkın kendi avukatlarını kendi savunmalarını halkın kendi elleri ile içeriden çıkaracağı, özgürlüklerini kendi elleri ile vereceği düşüncesindeyiz. Başından beri hiç eksik olmayan meslektaşlarım adına bana izin verirlerse başlarından beri eksik olmayan kamuoyu desteği için hem teşekkür eder hem de devamını göreceğimizi biliyoruz. Hiç yalnız kalmadık, sizlerle birçok kamuoyu desteği ile yalnız kalmayacağımızı umuyoruz. Meslektaşlarımız da tahliye olduklarında benzer savunma faaliyetlerine devam edip halk için mücadeleye devam edecekler, çok teşekkür ediyoruz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Çok teşekkür ederiz, yarın size başarılar ve adaletin tecelli edeceği bir duruşma temenni ediyoruz. Değerli izleyenler konuğumuza teşekkür edip yayınımıza devam ediyoruz. Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı, Av. Barkın Timtik ve Av. Oya Aslan’ın tutuklu olduğu ve toplamda 22 sanığın yargılandığı bir dosya, yıllardır süren ve siyasi olduğu çok açık olan bir yargılama süreci, dikkatle takip edeceğiz. Bu konudaki hassasiyetimiz ortada. Günün ikinci konuğu ise Prof. Dr. Baskın Oran hocamız olacak. Çok değerli bir bilim insanı. Çok kıymetli, çok üretken bir bilim insanı. Yıllardır mücadele ediyor, kimi zaman ihraç edildi işinden, yılmadı mücadele etti. İşine geri döndü, yıllarca üretti, yazdı, şu anda emekli ancak hayatı bırakmıyor, yazmayı bırakmıyor, her hafta yazıyor, üretiyor, dikkatle takip ediyor, basın yayın organlarında görüşlerini söylüyor ve Türkiye tarihine not düşüyor. Eserler üretiyor, kitaplar yazıyor, duayen bir siyasi bilimci ve üzerinde durduğu çok önemli bir konu var, çalışma alanı var. Azınlıklar, azınlıkların durumu ile ilgili çok önemli araştırmalar yapmış durumda hocamız. Rumlar, Ermeniler, Kürtler ve diğer tüm azınlıklar, tüm ayrımcılığa uğrayan insanlar Baskın Oran hocamızın özel dikkati altında yıllardır bu konuları çalışıyor, üretiyor ve bu çok unutulmuş, çok ihlaller yaşamış, çok nefretlere uğramış, çok linçler yaşamış toplulukların hakkını, hukukunu savunuyor ve bu konuda, konuşuyor, kendisi de mağdur oluyor, hazırladıkları raporlar yırtılıp atılıyor, hazırladıkları çalışmalar baltalanıyor, tüm bunlara rağmen Baskın Oran hoca yoluna devam ediyor. Çok değerli, vicdanlı bir aydın kendisi, kendisiyle iftihar ediyoruz, ülkenin yetiştirdiği nadide isimlerden birisi Baskın Oran hoca.
Baskın Oran:Söylediklerine layık olmayı arzuluyorum.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Çok değerli bir bilim insanısınız, sizinle iftihar ediyoruz. Malum bugün 6 Eylül, 6 Eylül denilince aklımıza ister istemez 6-7 Eylül geliyor. 6-7 Eylül maalesef bu ülkenin utanç günlerinden iki gün! Çok üzücü hadiseler yaşandı, inanılmaz bir nefret, inanılmaz bir linç yaşatıldı. Belki hiç hatırlamak istemediğimiz ama tam tersine aslında çok hatırlamamız gerekenler var, neden yaşandı? Bunları bugün sizinle konuşacağız. 6-7 Eylül bu toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından bilinmiyor. Siz bilim insanı olarak bu konuları yakından araştırmış bir insan olarak bu konuyu çok yakinen biliyorsunuz ancak bu toplumun çok önemli bir kısmı için hiç bilinmeyen, unutulan veyahut bilinse bile es geçilen önemsiz görünen bir konu. Ne yaşandı? 6-7 Eylül’de neler oldu? Bunun nedenleri nedir? Biz buna da dikkat çekmenizi istiyoruz. Özellikle bu ülkedeki vatandaşlar gerçekten vatandaş olarak mı görünüyor yoksa bazı askeri rütbeli kişilerin söylediği gibi; sözde vatandaşlar mı var? O yüzden mi başlarına bu işler geliyor? Nedir hocam? Neden yaşanıyor bunlar? 6-7 Eylül’de neler oldu?
Baskın Oran: 67 yıl olmuş. 6-7 Eylül pogromu! Pogrom ne demek? Çoğunluğun azınlığa devlet desteğiyle saldırması demek pogrom. 6-7 Eylül Pogromundan bu yana 67 yıl geçmiş. Ben o zamanlar 10 yaşındaydım. Neler gördüğümü ve yaşadığımı anlatacağım ama daha önce çok kısa bir biçimde 6-7 Eylül pogromu nasıl ortaya çıktı ve neler oldu onu özetlemek istiyorum. Kıbrıs’ta Rumlar bağımsız olmak istedi, o sırada Kıbrıs İngiltere’nin bir sömürgesiydi. 29 Ağustos 1955 tarihinde İngiltere Londra’da bir konferans düzenledi, amacı Kıbrıs Rumlarının bağımsızlık taleplerini Türkiye’yi yanına çekmekti. Dışişleri Bakanı Zorlu katıldı buna, Londra’dan Başbakan Menderes’e telgraf çekti. Kamuoyunun arkamızda olduğunu göstermeliyiz. Bu mealde bir telgraf! Devlet radyosu 6 Eylül günü saat 13.00’dan itibaren haberlere başladı. Atatürk’ün Selanik’te doğduğu ev ile Türk konsolosluğu arasında bahçede bir bomba patladı, patlama sonrası evin ve konsolosluğun camları hasara uğradı diye ve haber bir akşam gazetesi olan İstanbul Ekspresi’nin saat 16.00’da yapılan ikinci baskısında yer aldı! Taksim’de toplanan her biri 20-30 kişilik gruplar, önceden işaretlenen binaları veya gayrimüslimlere ait olduklarını düşündükleri binalara saldırdılar, polis müdahale etmedi hatta yol gösterdi. Muhasebe yaptım, İstanbul’da 4214 mağaza dükkan, bunlar tahrip edilenler! 1004 ev, 73 kilise, 26 gayrimüslim okulu, 1 havra, 8 ayazma, 2 manastır, 1 mezarlık, 5 dernek binası, 21 fabrika, 14 imalathane, 1 laboratuvar, 26 eczane, 11 muayenehane, 12 otel pansiyon, 18 fırın, 91 lokanta ve gazino, 19 pastane, 1 hamam, 2 garaj, 3 benzin istasyonu, 23 depo, 2 sinema, 10 kuyumcu, 11 otomobil ve kamyonet, 14 çeşitli iş yerleri saldırıya uğradı. Bunları Askeri Yargıtay Başkanı Fahri Çoker arşivinden biliyoruz. Bu arşiv fotoğraflar halinde bu saldırıların en yoğun biçimde olduğu Beyoğlu’nda sergilendi, ve ülkücüler o fotoğraflara saldırarak bir kısmını tahrip etmeye başladı, bu tahribatın yanı sıra çeşitli kaynakların söylediklerine göre; 3 ila 15 ölü, 300 ila 600 yaralı, 40 ila 220 Rum Kadınının tecavüze uğraması. Polis seyretti, hatta yol gösterdi dedim ya; şu yeter olayın ne olduğunu anlatmak için; o dönemde özel harp dairesinin öncesi olarak bilinen seferberlik tetkik kurulu vardı. Orada görev yapan orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu sonradan verdiği mülakatta şöyle dedi, sonra kitap olarak yayınlandı; “ 6- 7 Eylül’de bir özel harp işidir ve muhteşem bir örgütlenmeydi amacına da ulaştı, sorarım size bu muhteşem bir örgütlenme değil miydi?” şimdi bu girişi yaptıktan sonra ben o zamanlar 6 Eylül 1955’te 10 yaşındaydım. O akşam küçük abim Taşkın ki şu anda 92 yaşında 5 kardeşin hayatta kalanı o ve ben varız ve büyük ablam Nesrin. Beni Alsancak Gündoğdu’da Ünüvar açık hava sineması vardı o zamanlar oraya götürmüşlerdi, o zamanlar Alsancak’ta sürü ile açık hava sineması vardı çünkü boş arsalar vardı. O gece hiç unutmuyorum oynayan film de Kahraman Şerif Gary Cooper’ın. Filmin sonuna doğru dışarıdan bağırışlar gelmeye başladı. Kalabalıklardan yükseliyora benzeyen. Meraktan çıkıp gidenler oldu. Biz üçümüz filmin sonuna kadar kaldık, film bitti, Ünüvar sineması Kordon’daki Yunan Başkonsolosluğu’na 150 metre, baktık ki konsolosluk yıkılıyor ve talan ediliyor. Meğer o sırada bilmiyoruz, fuar açık, fuardaki Yunan Bayrağı’na da saldırmışlar. Bizim sınıftan bir çocuk vardı, onu tutmuşlar hadi diyerek direğe tırmandırmışlar, yunan bayrağını indirmişler. Benim ödüm koptu, ne oluyoruz abla, abi dedim. Ablam ile abim hemen yan sokaklardan eve gidiyoruz dediler. Yan sokaklardan evimize koştuk, ev hınca hınç girmek mümkün değil, kımıldayacak santim yer yok. Alsancak zaten gayrimüslim mahallesiydi, ne kadar gayrimüslim komşu varsa bizim eve doluşmuşlar çünkü mahalleli için babam yaşlı, çok ciddi, çok sert, eski CHP milletvekili 1943-1950 arasında yapmış, kapımızda da avukat levhası. Zangır zangır titriyordu içerideki komşular ve bu arada evleri yağmalanıyor, yıkılıyor ve kalabalığın sesi bizim eve doğru geliyordu. Sonunda da dayandılar kapıya. Elebaşları olduğu anlaşılan biri kapıya vurdu. Evin arka taraflarına kaçışmış vaziyette ben çok korktuğum halde, meraklı olduğum için kapının yanındayım. Babam demir kapıyı tutup açtı, bağırdı adama “Ne var? Nedir bu rezalet? Ne istiyorsun?” diye. Elebaşı olan herif: “Gavurlar bu eve gelmişler, onları istiyoruz.” Dedi. Hiç unutmuyorum, babam: “Defolun, derhal defolun buradan. Burası Türk evi diyerek kükredi.” Hayrettir ama “Peki amca.” Dedi herif aldı, arkasındakileri çekip gittiler. Yandaki evleri yağmalamaya, aynen böyle oldu! Peki babam nasıl bu kadar sert davranabildi? Çetin tabiatta bir adam olduğunu söylemiştim, ayrıca zihninde şöyle bir şey var; o yaşta o heyecanla sanki kalabalığın sesi çok yaklaştığında bizim eve babam yatak odasına çıkıp Meclis’ten kalma beylik tabancasını aldı çekmeceden, pijamasının cebine koydu. 10 yaşındaydım ve o sabah kalktığımda yatağım ıslaktı. Müslüman Türk çocuğu olduğum halde, artık düşünün gayrimüslim komşularımızın halini düşünün! Yan komşumuz iki yaşlı kız kardeş vardı, titriyorlardı. Bu nedenle İzmir’de 6 Eylül’de oldu. İstanbul’da 6 ve 7 Eylül’de oldu. Onun içindir ki; Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük yüzkarasıdır diyorum 6-7 Eylül. Yeter mi?
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Peki yüzleşildi mi hocam? 6-7 Eylül 1955 ile yüzleşme yaşandı mı? Siz bunu en utanç verici, yüzkarası bir gün diyorsunuz. Siyasetçiler nasıl karşıladı? Ne oldu? Nasıl yorumlandı? Bunun yorumu izahı var mıydı? Yüzleşildi mi?
Baskın Oran:Tam yüzleşildiğini söyleyemem. Yassıada mahkemelerinde bir dava konusu oldu fakat orada gençiştirildi çünkü bu “Milli meseleydi” maalesef böyle. Batı Trakyalı bir genç sonradan vali de oldu, bu geçiştirildi. Bu konuda daha fazla konuşmak istemiyorum, isteyen araştırabilir.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki 6-7 Eylül’ü tezgahlayanlar amacına ulaştı mı hocam?
Baskın Oran:Ulaştılar. Onlar gayrimüslimlerin Türkiye’den temizlenmesini, sadece Müslüman Türklerin kalmasını istiyorlardı, 6-7 Eylül olayında sadece Rumlar değil, aynı zamanda tüm gayrimüslimler perişan edildi! Hem kendileri hem malları! Bu olaydan sonra çok ilginçtir; gayrimüslimler Türkiye’yi bırakıp gitmedi, ne zaman gittiler biliyor musun? 1964 yılında Türkiye vatandaşı olmayan Rumlar ki bunlar yüz yıllardır İstanbul’da yaşıyorlar! Bu insanların Türkiye’den sürülüp atılmasına ilişkin bir karar alındı, buna 1964 sürgünü diyoruz. Ondan sonra artık İstanbul’daki 130 bin Rum’un sayısı bugün 2000’e indi ve bunların çoğu yaşlı! Amaçlarına ulaşmış oldular! İstanbul’dan gayrimüslimleri temizlediler yerlerine Anadolu’nun işsizleri geldi yerleştirildi! Bu bir gayrimüslim karşıtı hareketti, aynı zamanda bir sınıf olayıydı.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Kışkırtılmış lümpen kitlelerin kıskandıkları varlıklı azınlık mensuplarına yönelik bir hasmane bir tavrı diyorsunuz. Sizin çok çalışma yaptığınız bir husus; bu insanlar neden bu muameleye uğradı? Neden bir provokasyon tezgahlandı? Neden kovalandılar? Vatandaş olarak görülmüyorlar mıydı? Vatandaşlık birilerini kapsamıyor mu?
Baskın Oran: Türkiye’de makbul vatandaş Hanefi, Sünni Müslüman Türk, bunun dışındakiler makbul vatandaş değildir! Biz onlara vatandaş deriz; gayrimüslim vatandaşlar denir! Gayrimüslim vatandaşların kısaltılmışı vatandaştır! Dolayısıyla bizim ülkemizde bu insanlar istenmedi! Bu insanlar gitsin sadece biz kalalım ev sahibi olarak dedik! Olay bundan ibaret! Bu çoğulculuğun, çoğunlukçuluk tarafından sıfırlanması demektir!
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Anayasa 66. maddesi halen tartışılıyor! Böyle bir anayasa maddesi var fakat Türkiye’de birçok sorun bu yüzden çıkıyor! Bu konuda ne dersiniz? Hala bu maddenin bir kapsayıcılık içerdiğine dair iddialar var ama buna karşı bir taraftan azınlıkları ülkeden kovma, istenmeyen Kürtleri asimile etme gibi tavırlar var! Ne olacak hocam bu vatandaşlık tanımını biz ne zaman düzelteceğiz? Buradan kaynaklanan bir sıkıntı var, bu konuda sizlerin çok önemli şeyler söylemeniz lazım. Cumhuriyetin yüzüncü yılına giriyoruz hala bu etnik tanımlı vatandaşlık tanımı bu ülke insanını gördüğümüz kadarıyla mutsuz ediyor! Önerileriniz nedir? Eleştirileriniz nedir?
Baskın Oran:Anayasa Madde 66’yı okuduğunuz zaman adeta doğru bir madde gibi gelir! Aynen şöyle diyor; “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” Çok güzel! Peki Türk nedir? Türk; Hanefi Sünni Müslüman Türktür! Hanefi derken Kürtler Şafii’dir, Sünni derken Aleviler vardır, Müslüman derken gayrimüslimler vardır, Türk derken Kürtler vardır, Romanlar vardır, herkesi Türk ilan etmek Türkiye Cumhuriyeti’ni demokratik değil çoğunlukçu, çoğunluğun diktesi altına koymak demektir! Biz Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür diyemeyiz, Türkiyelidir dememiz lazım! İşte bunu 74 yılındaki azınlık hakları ve kültürel haklar raporunda yazdık, Başbakanlığa bağlık bir danışma kuruluydu o. Sonrasında birtakım adamlar kürsüde yırttılar o raporu! Türkiyeli demek bu memlekette vatandaş olan ırk veya din açısından herkesi içine alan bir kavram demek Türkiyeli ve unutmayalım Gazi Mustafa Kemal 1919’dan 1924’e kadar Türkiyeli kavramını kullandı. Türkiye gençleri, Türkiye kadınları, Türkiye ordusu dedi! Sonra 1923’te Lozan yapılıp devlet kurulunca ve 3 ay sonra da 29 Ekim’de Cumhuriyet kurulunca artık Türkiye kelimesini bıraktı, Türk demeye başladı! İşte bu çok tatsız oldu! Türkiye’yi çok olumsuz bir yere götürdü. Bunu da bilmemiz lazım! Önce gayrimüslimleri sonrasında da Kürtleri dışladı.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Bu dışlama sonrası çok önemli sıkıntılar başladı ve bir türlü giderilmek istenmedi. Bu ayrımcılığa uğrayanlar çok önemli itirazlarını yükseltti fakat bu durum devlet tarafından değiştirilmek istenmedi, bu inat neden? Neden o şemsiyenin altına azınlıklar, Kürtler, Aleviler giremiyor? Bu şemsiye niye bu kadar dar hocam?
Baskın Oran:Hanefi, Sünni, Müslüman Türkler kendilerini ev sahibi, diğerlerini kiracı sayıyor da ondan! Kiracıyı her an “Almanya’dan oğlum gelecek.” Deyip çıkartılacak bir kiracı olarak sayıyor onun için. Bu bölücülüktür! Tipik bölücülüktür bu!
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Sizce Anayasa 66 yerine vatandaşlık tanımı nasıl olmalıdır? Öneriniz nedir? Herkesi kuşatan bir tanım olarak önerinizi tekrar vurgular mısınız?
Baskın Oran:Anayasa 66 şöyle olması gerekir: “Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türkiyelidir.” Böyle olması gerekir ama Hanefi, Sünni, Müslüman Türk kendisini ta yukarıdaki pozisyondan eşitlik pozisyonuna getirmek istemiyor! İstemediği sürece de bu memleket huzur bulamıyor! Bu kadar basit!
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Türk tanımı içinde gördüğümüz kadarıyla o şemsiyenin altında Türk soylu tanımı üzerinde konuşursak, Türk soylu tanımı da anayasada geçen hususlardan bu tanım diğer bazı etnisiteler üstü bir anlam içeriyor. Ne dersiniz?
Baskın Oran:Ben etnik olarak Türküm diyenlere hayret ediyorum çünkü Osmanlı’nın daha imparatorluk kurmadan önce Orhan Bey döneminde hep gayrimüslim kadınlarla evlendiklerini biliyoruz. Fatih Sultan Mehmet’in annesi Rumdu. Bugün bütün kiliseleri, çok şükür cami yaptık Ayasofya başta olmak üzere, Topkapı Sarayı’nın sınırları içinde bir kilise vardır! O kilise hala kilise olmaya devam eder, adı Aya İrini Kilisesi. Bunun sebebi de Fatih’in annesinin özel kilisesi olmasıdır! Biz ne etnik bakımdan Türk olmaktan bahsediyoruz? Buraya birkaç bin kişi gelip 1071 yılında bugün 85 milyon olan insanların burada kendilerinden önce yaşamakta olan insanlar ile karışmadan 85 milyon olmaları mümkün mü? Türkler buraya 1071 yılında geldiklerinde Anadolu’da otokton olarak yani burada doğmuş burada yaşamakta olan halklar vardı. Ermeniler, Rumlar, Kürtler, Araplar, Süryaniler bütün bunlarla karıştı. Osmanlı İmparatorluğu ile bugünün 85 Milyonuna geldi! Ne etnisite bakımından Türkten bahsediyoruz?
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Asimile olmayı kabul edenler mutlu, belki Türk olmayıpta dışarıdan gelen ve bahsedilen Anayasa 66’daki Türklük tanımı üzerinden bir tanımı kabul edip asimilasyonu kabul edenler son derece mutlu! Bir de mutsuzlar var.
Baskın Oran:Asimile olmak, bir haktır! Eğer bir birey asimile olmak istiyorsa, bu kendi bileceği iştir bu bir haktır fakat asimilasyon politikasını gütmek bir suçtur! Devlet asimilasyon politikası güdüyorsa suç işlemektedir. Birey kendisi asimile olabilir, asimilasyon kavramına girmek istemiyorum, çeşitli asimilasyonlar var. Doğal asimilasyon, mecburi asimilasyon gibi. Çok kısa olarak biraz önce söylediğim geçerli! Birey asimile olmak istiyorsa olur fakat devlet asimile ediyorsa, etmeye çalışıyorsa bu suçtur!
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Umut vaat etmiyor, zor bir ülkedeyiz, egemen olanlar ev sahibi olarak kendisini görenler çok mutlu, kiracı olarak görülenler son derece mutsuz, sorunlu, itiraz ediyorlar, dışlanıyorlar, ötekileştiriliyorlar. Ne olacak? Bu böyle mi devam edecek? Nasıl olması gerekiyor? Ne öneriyorsunuz? Ne yapmamız gerekiyor?
Baskın Oran:Türkiye Cumhuriyeti böyle devam edemez! İki tür vatandaş vardır; 1) Mecburi vatandaş, 2) Gönüllü vatandaş. Mecburi vatandaş şu anda devletin kendi istediği gibi olsun dediği vatandaştır. Böyle vatandaşa güvenemezsin! Gönüllü vatandaşa güvenebilirsin sadece! Gönüllü vatandaşta kendi kimliği inkar edilmeyen vatandaştır! Bir bağımsız devlet söz konusudur, o bağımsız devlet tek parçadır, parçalanmaz bir olaydır fakat vatandaşların gönüllü olarak bunu istemesi gerekir! Zorunlu olarak değil. Zorunlu vatandaşa arkanı dönemezsin, güvenemezsin. Devletin bunu anlaması gerekir! Vatandaşın gönüllü olabilmesi için de biraz önce söylediğim gibi kimliğinin tanınması, reddedilmemesi gerekir. Olay bundan ibarettir.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Hocam çok teşekkür ederiz. Önemli konulardı, utanç verici günlerdeyiz, biz 6-7 Eylül 1955’i unutmayacağız, unutturmayacağız çünkü bunu unutursak bu patolojiler ortaya çıkmayacak, bu hastalıklar, bu ağır suçlar ortaya çıkmayacak çok ciddi değişimler yapılması lazım. Dediğiniz gibi bu ülke böyle devam etmez, programımıza katıldığınız için çok teşekkür ederiz.
Baskın Oran:Bir zamanlar bu türden devletler bir düşman bulmak zorundadırlar hakimiyetlerini devam ettirmek için, bunlar bir zamanlar gayrimüslimlerdi şimdi de Kürtler!
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Değerli izleyenler bugün de programımızı burada bitiriyoruz herkese hayırlı akşamlar, haftaya buluşana kadar.




























Yorumlar