30 Mayıs 2024
Gergerlioğlu: “
Birçok hak ihlali yanında son günlerde medyada ve Meclis’te tartışılan çok önemli iddiaları gündeme getirmek istiyorum. Gazeteci Timur Soykan bir TV kanalında özetledi Tolga Şardan ve diğer tüm gazeteciler aylardır yazıyorlar!
Ankara Emniyeti hiç bu kadar suçlanmamıştı, hiç bu kadar kirli olduğu iddiaları yapılmamıştı çünkü çok vahim hadiseler var. Bakın bu işin başındaki kişi yıllardır İçişleri Bakanlığı yapmış kişi Süleyman Soylu’nun yaptıklarına bir bakın! 15 Temmuz darbe girişimi yapıldığında, bir suç örgütü mafya lideri Ayhan Bora Kaplan’ı yeğeni Sadık Soylu’nun telefonundan arayarak “TRT önüne gel” dediği iddia ediliyor ve TRT önüne gelen Ayhan Bora Kaplan ve adamlarının silahları ile kaleşnikof tüfekleri ile ortada durduğu ve görüntü verdiği çok iyi biliniyor!
Daha sonra İçişleri Bakanlığı yapmış Süleyman Soylu’nun bir mafya liderini telefon ile çağırarak “Gel bize yardımcı ol.” Demesi telefon tapelerinde kayıtlı olan bu konuşmaların hiçbir şekilde sorgulanmaması olacak iş mi arkadaşlar?
Balık baştan kokmuş, devlette büyük bir çürüme var! Ayhan Bora Kaplan isimli bir mafya liderinin yıllardır yaptıklarına sessiz kalan bir Ankara Emniyeti var, Ankara Valiliği var, İçişleri Bakanlığı var! Olacak iş mi bunlar? Bu nasıl bir rezalettir! En sonunda Ayhan Bora Kaplan ve adamları gözaltına alınıyor daha sonra gözaltına alınan polisler gözaltına alınıyor tutuklanıyor! Neler dönüyor? Aylardır soruyoruz; ne dolaplar dönüyor anlamak mümkün değil!
Bakın Ayhan Bora Kaplan AK Parti’nin eski İl Başkan Yardımcısı Barış Kurt ile yanında çalışan Erkan Doğan ile husumet yaşıyor. Belli ki Barış Kurt Ayhan Bora Kaplan’a bu kişiyi şikayet ediyor. İddia bu yönde! Erkan Doğan’ı Ayhan Bora Kaplan ve adamları alıyor, bir yere götürüyor ve orada dövüyorlar. İnanılmaz bir şekilde dişlerini kırana kadar dövüyorlar ve ardından bu kişi kaçıyor, karakola sığınıyor. Karakolda bakıyor ki; polis ve savcı Ayhan Bora Kaplan’ın tarafını tutuyor! Olacak iş mi arkadaşlar? Şu rezalete bakın! “Bana bu kadar işkence yaptılar.” Diyor. Polis: “Sen Ayhan Bora Kaplan abimizden şikayetçi misin?” diyor. Savcı bu kişinin ifadelerini kayda almıyor! Şu rezalete bakın!
Ayhan Bora Kaplan’ın gece kulübüne girmek isteyen bir kişi Mahfuz Tatar, Ayhan Bora Kaplan’ın adamları tarafından öldürüldüğü iddia ediliyor daha sonra bunlar ispatlandığı için bu kişi içeri giriyor. Ayhan Bora Kaplan, Serdar Sertçelik, Muhammed Kaplan isimli kişiler cezaevine giriyor sonrasında normalde müebbet yatarsın bir insanı öldürdüğün için 3-4 yılda kurtulup çıkıyorlar cezaevinden! Olacak iş mi? Ama Türkiye’de oluyor ve Ankara Emniyeti, Ankara Valiliği, İçişleri Bakanlığı bunları seyrediyor!
Daha da fazlası var! Skandal bitmedi! Ardından Ayhan Bora Kaplan ve adamları Muhammed Sağ isimli bir kişinin şirketine çöktüğü iddia ediliyor ve 32 tane çökülmüş şirket var ve bu kişiyi tehdit ediyorlar. Çocuğunun kamera görüntülerini gösteriyorlar, Ankara’da onu kaçırıyorlar ve çöktükleri şirket için birçok bankadan kredi alıyorlar! 1 Milyar 300 Milyon TL kredi alıyorlar! O dönemin parası ve Muhammed Sağ’a çökenlerden birinin kardeşi kredi aldığı bankanın da müdürü! İşe bakın! Adamın şirketine çökmüş, bir taraftan da banka müdürü ile işi hallediyor! Tam bir soygun var ortalıkta ama ne oluyor? Ankara Emniyeti, İçişleri Bakanlığı olayı seyrediyor. Adalet Bakanlığı ne yapıyor? Sayın Bekir Bozdağ ne yapıyor? Bütün bunlar karşısında olayı seyreden o dönemin Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Yüksel Kocaman’ı alıyor Yargıtay üyeliğine getiriyor, HSK Başkanı, dönemin Adalet Bakanı Sn. Bekir Bozdağ! Peki bu Yüksel Kocaman için Ayhan Bora Kaplan ne diyor? O dönemin Ankara Cumhuriyet Başsavcısı, bu kadar pislik dönüyor ortada kirlilik var. Peki Başkent’in Cumhuriyet Başsavcısı yok mu? Var ama Ayhan Bora Kaplan diyor ki: “Ben Yüksel Kocaman’a villa aldım. Araba aldım. Evini döşettim. Her şeyi yaptım.” Diyor adam bunu söylüyor ve sonra bakıyorsunuz Yüksel Kocaman Saray’da Erdoğan’ın yanına gidiyor düğünden sonra poz veriyor. Ardından da Yargıtay üyeliğine seçiliyor! Hiç kimse de bu konuda bir açıklama yapmıyor! Bu nasıl bir rezalet? Bu nasıl bir skandal anlamak mümkün değil! Şu hale bakın! Pislik böyle oluk oluk akıyor paçalarından ve kimse konuşmuyor. Burada bu gerçekler nasıl ortaya çıkıyor? Ayhan Bora Kaplan’ın adamı Serdar Sertçelik daha sonra itirafçı oluyor, birçok şeyi anlatıyor mesela! Çorap söküğü gibi ardından geliyor bu işler. Serdar Sertçelik söylüyor! Diyor ki: “Biz Yüksel Kocaman’a mobilyaların yenilenmesini sağladık, mobilyacının ismini vereyim. Araba aldık.” Şu hale bakın! Birçok yolsuzluk iddiası üstünde olan Yüksel Kocaman Kadoil cinayet soruşturması üstünde olan ve bir şekilde bununla ilgili düzgün bir soruşturma yapmayan Yüksel Kocaman şu anda Yargıtay üyesi! Yüz binlerce insanın cezası hakkında karar veren bir insan durumunda! Değerli arkadaşlar, bu şaibeler aydınlığa çıkmadan, bu iddialar doğru mudur değil midir? Bakın bunlar ortaya çıkmadan bu devlet hukuk devleti olabilir mi? Olacak bir şey mi? Mümkün mü? Şu rezalete bakın! Şunun karşısında susmak mümkün mü arkadaşlar?
Bakın Ayhan Bora Kaplan 2007-2008’lerden itibaren Ankara’da bir mafya babası olarak yapmadığını bırakmıyor. Yetkililer görmezden geliyor. 2018’de nihayet hakkında bir soruşturma açılıyor ama soruşturma sümenaltı ediliyor! Şu hale bak. Adam 2023’te gözaltına alınıp tutuklanıyor daha sonra da onu gözaltına alıp tutuklayanlar da tutuklanıyor. Biz neye güveneceğiz arkadaşlar? Tuz kokmuş ve olacak bir iş değil! Hakkında bir sürü suçlama var ve hepsi sümenaltı edilmiş.
Polis fezlekesi gelmeden dosya kapatılmış! Olacak iş mi? Hukukçular bunu kabul edebilir mi? Sayın Bekir Bozdağ’a buradan sesleniyorum; bu denli üstünde şaibesi olan bir kişiyi nasıl Yargıtay üyesi atadınız Sayın Bekir Bozdağ? Bana cevap verin lütfen! Bu Meclis’in Başkanvekilisin! Dönemin Adalet Bakanısın! Sana çok kez zulümat bakanı dedim ve çok haklıydım. Bakın birçok zulümlere imza attığınız gibi, dönemin Ankara Cumhuriyet Başsavcısı’nı da Yargıtay üyesi atayarak büyük bir zulme imza attığınız ortaya çıkıyor. Bunlara niye cevap vermiyorsunuz? Niye susuyorsunuz Sayın Bekir Bozdağ ve iktidarın tüm yetkililerini bu konuda açıklama yapmaya davet ediyorum! Şu hale bakın!
2020’den itibaren Ayhan Bora Kaplan suç örgütünün gelirleri zirveye çıkmış. Şimdi de memur emekli asgari ücretli diyor ki: “Biz niye geçinemiyoruz?” memlekette yağma talan var. Adamlar 2020’de artık zirve yapmış! Emekli memur asgari ücretli inim inim inlesin! Niye sebebini sormuyorsunuz? Hem inim inim inliyor hem de Ayhan Bora Kaplan gibi bir mafya liderinin örtbas eden bir sistemi kuranlara oy üstüne oy yağdırıyor olacak iş mi bu? Biz boşuna mı sorguluyoruz bunları! Kabul etmiyoruz, Allah’ta kabul etmesin bu toplum da kabul etmez! Böyle rezalet olmaz! Bu kadar ağır iddialar hiçbir zaman Ankara Emniyeti’nin üstünde olmamıştır! Ankara Valisi de buna cevap vermeli! İçişleri Bakanı da şu anda cevap vermeli! Bu ne kirliliktir anlamak mümkün değil ama yaşanan hal bu maalesef! Olacak bir şey değil! Bütün bunlar yaşanıyor ve Meclis’te doğru düzgün bir cevap veren yok!
Bütün bunlar yaşanırken hapishanelerde yüz binlerce insan yatıyor, adil olmayan yargılamalarla damgalanarak “terörist” ilan edilen yüz binlerce insan yargılanıyor ve zindanlara atılıyor! Ağır cezalara çarptırıyorlar! Haksız, hukuksuz ağır cezalara çarptırılıyorlar. Onlardan bazıları; Kobani Davası mahpusları ve diğer mahpusları geçtiğimiz günlerde Kocaeli Kandıra F1 Cezaevi’nde ziyaret ettim. Sayın Figen Yüksekdağ ile görüştüm ve kendisine verilen cezaların tamamen siyasi cezalar olduğunu, ülkede doğru düzgün bir yargı temyizi olsa bu cezaların kesinlikle bozulacağını ama siyasi ceza olduğu için apaçık bir şekilde siyasi olarakta temyizde değerlendirileceğini düşündüğünü söyledi. Adaletin olmadığı bir ülkeden bahsetti.
Eski Vekilimiz Semra Güzel’i ziyaret ettim. Kendisi; “Ben bir fotoğraf yüzünden linç edildim ama o fotoğraf ile ilgili örgüt propagandası davası açamadılar çünkü benim paylaştığım bir fotoğraf yok ortada. Peki 20 aydır beni içeride tutuyorlar neden yargılayacaklarını da bilemiyorlar. “Propagandadan olmadı örgütten bir şeyler yapıştırmaya çalışalım.” Diye gizli tanıklar getiriyorlar, onlar aleyhime delil lehime konuşuyor ve hala beni çıkartmıyorlar. 1 Temmuz’da duruşması olacak eski vekilimiz Sn. Semra Güzel’in bir an evvel tahliye olmasını bekliyoruz.
6 Şubat saldırılarından sonra hukuk bürosundan derdest edilip ortada hiçbir belge, delil, somut bir şey olmadan tutuklanan Av. Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı’yı ziyaret ettim. O da adil olmayan bir yargılama olduğunu ve adalet beklediklerini söyledi.
Yıllardır burada söylerim; mide kanseri olduktan sonra 2 yıl tıbbi işlem yapılmayan bir mahpus var bu ülkede biliyor musunuz? 2 yıl sonra ancak bizim araya girmemiz ile mide kanseri ameliyatı yapılabilen bir hasta Kandıra F1 Cezaevi’nde yatıyor. Birçok fizik tedavi sorunu ile boğuşuyor ve hasta mahpusların dramları ülkede bitmiyor arkadaşlar.
Muhammed İnal; Kandıra F1 Cezaevi’nde sağlık sevklerinde önemli gecikmeler olduğunu ve kelepçeli muayene yaptırmak istedikleri vb. birçok hak ihlalinin yaşandığını bana aktardı, bunları da kamuoyuna aktarıyoruz değerli arkadaşlar.
Cüneyt Öztürk; 30 yaşında! Düşünün sözleşmeli er olarak askeriyede çalışıyorsunuz. Bir gece hayatınızı karartacak bir hadise oluyor. İstihkam bölüğündesiniz, bahçede bahçıvanlık yapıyorsunuz. Albay akşam geliyor diyor ki: “Sen, sen askerler gelin bir yere gideceğiz.” “iyi gidelim.” Diyorsunuz. Er albaya karşı çıkabilir mi arkadaşlar? Otobüse binip bir yere gidiyorlar. Ne olduğunu bilmiyor er! Gidiyorlar ki Atatürk Havaalanı’na herkes üstüne saldırıyor ve onları linç etmeye çalışıyor. Neye uğradıklarını şaşırıyor. Askerler; “Ne oluyor? Ne bitiyor? Biz buraya terör kalkışması var diye geldik.” Diyorlar ve ardından bu 52 er bir şekilde tek bir kurşun sıkmadan, silahları teslim ediyor ve olay bitiyor. Ardından görevlerine de devam ediyorlar. 2016’da bu olay oluyor, 2019’a kadar “Tamam siz görevinize devam edin. Darbeci değilsiniz.” 2019’da birileri; “Bunlar da darbecidir.” Diyor haklarında dava açılıyor 12.5 yıl ceza yiyorlar. “Herhalde Yargıtay’da bozulur.” Diye yurt dışına çıkma işine de girişmiyor. Yargıtay da onuyor, giriyor içeri. Gariban bir sözleşmeli er, bir şeyden habersiz. Askeriyede istihkam bölüğünde bahçıvanlık yapan bir eri darbeci diye 12.5 yıl cezalandırıyorsun kimisine de müebbet veriyorsun. Bu ne iştir? Bu nasıl bir insafsızlıktır? Bu nasıl bir zalimliktir anlamak mümkün değil. Kendisini dinledim, çok üzgün depresyon hapı kullanıyor 3.5 yaşında çocuğu var maddi manevi perişan olmuş yıkılmış bir aile. O binlerce aileden sadece biri. Binlerce böyle insan var, büyük bir zulüm var, haksızlık var. Bir tarafta Ayhan Bora Kaplan yıllardır her türlü haydutluğu yapsın, mafya liderliğini yapsın, yaptıkları bizzat emniyet, adliye tarafından, Adalet Bakanlığı tarafından görmez gelinsin. Öbür tarafta da sözleşmeli er, hiçbir şeyden habersiz komutanının, albayının emrine uydu, gece yarısı otobüse binip bir yere gitti diye ve ardından darbe olduğunu görüp silahını teslim etti diye darbeci ilan ediliyor 12.5 yıl ceza veriliyor. Bu hak mıdır? Bu ülkede vicdanların susması mümkün mü arkadaşlar? Bu nasıl bir zalimliktir? Şu adaletsizliğe bakın nasıl biz burada feryat etmeyiz?
Bir baba bize başvurmuş diyor ki; “ Oğlum Seyit Alp Herdem, Tekirdağ Yüksek Güvenlikli 2 No’lu Cezaevi’nde. Oğlum Hava Harp Okulu 2. sınıf öğrencisiydi. Yalova’da kamptaydılar darbe gecesi. Onlara; “Binin şu otobüse gidin.” dediler ve hiçbir şeyden habersiz bu öğrenciler de darbeci ilan edildiler. 7 yıl Silivri’de kaldı şimdi Tekirdağ’da bir sürü ihlal yaşadı. Cezaevinin fiziki imkanları iyi değil, kendisinin mental olarak iyi değil psikolojisi iyi değil etkilenmiş durumda. Cezaevinin fiziki durumları iyi değil. Mutfak lavabosu yok ve diğer bir sürü sorun var. Her ay nakil için dilekçe veriyor, her ay dilekçesine ret cevabı geliyor. Düşünün zulüm üstüne zulüm yaşıyor bu insanlar. Haksız yere hayatını 15 Temmuz gecesi Yalova’da bulundukları askeri kamplarından tatbikat adı altında çıkarılarak Boğaziçi köprüsüne götürülmüştür. Darbe suçundan yargılanarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmiştir cezası Anayasa Mahkemesi tarafından onanmıştır. 7 yıl Silivri cezaevinde kaldı. Sonrasında cezası onandığı için Tekirdağ Yüksek Güvenlikli 2 Nolu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna nakledilerek hücreye alınmıştır. 6 aydır Tekirdağ cezaevinde hücrede yalnız kalmaktadır. Kaldığı 2 No’lu da çamaşır yıkama hizmeti, berber hizmeti, terzi hizmeti, sıcak su kotasının çok sınırlı olması temel haklarından yoksundur. Normal hayatın olağanındaki birçok imkan yoktur. Cezaevinin fiziki imkanları da iyi değildir. Mutfak lavabosunun olmaması gibi. Kaldığı yerin insanı yıpratma payının çok yüksek olduğunu, insanın enerjisini emdiğini, orada 6 ay geçirmesine rağmen hala alışamadığını belirtmektedir. Görüşe gittiğimde kendisinin mental olarak iyi olmadığını da görüyorum. Çocuğumun psikolojik anlamda kötü etkilenmesinden endişeliyim. Birçok kez Çorlu’ya nakil başvurusunda bulunmamıza rağmen hiçbir şekilde cevap alamadık. Aradığımız başvurduğumuz her kapıdan elimiz boş döndük. Ayrıca oğlumda içeriden her ay nakil için dilekçe vermiştir. Fakat her ay dilekçesine ret cevabı geliyor. Düşünün zulüm üstüne zulüm yaşıyor bu insanlar. Haksız yere hayatı karartılmış bir de ailesinden uzak bir yere sürülmüş. “Seni süründürerek öldüreceğiz.” Demek istiyorlar olay bu arkadaşlar.
Ağır bir hastalığa duçar olmuşsanız işiniz çok kötü bu ülkede çünkü alacağınız pahalı bir ilaç olabilir ve bu ilacın ödemesini SGK yapmıyor çoğunlukla çok yokuşa sürülüyor. Mahkemeler açıyorsunuz, SGK bu parayı öde diyorsunuz en sonunda mahkemeyi kazanıyorsunuz ama aylar yıllar geçiyor hastalığınızın tedavi şansı bitiyor. Boş yere sonunda hakkınızı alıyorsunuz ama iş işten geçmiş oluyor. Bu sıkıntının giderilmesi gerekiyor. SGK’ya mahkeme açmadan hakkınızı alamıyorsunuz ama zaman hastanın aleyhine gittiği için hastalar zararlı çıkıyor.
Vicdani ret Türkiye’de de bir hak olmalı, Avrupa’da bir hak. Yakup Yiğit bize başvurmuş, vicdani reddini ilan etmiş. Erzurum Karaçoban doğumluymuş. “Zorunlu askerliği vicdanen reddediyorum. savaşmak öldürmek ahlakımda yok. Vicdani retçiyim.” Diyor.
Batman T Tipi Kapalı Cezaevi’nde Mehmet Emin Çam 72 yaşında bir mahpus. Düşünün kimileri böyle dışarıda istediği gibi esip gürlerken gariban, yaşlı, hasta insanlar cezaevlerinde inim inim inliyor. 72 yaşında hasta bir mahpus, beyninde ur var, böbreğinde kist var, prostatı var. Tam bir eziyet çekiyor! Zaten dışarıda olsa bile hasta bir kişi. Günde 10 defa tuvalete çıkmak zorunda olan bir kişi hapishanede resmen eziyet çekiyor. Nörolojik sorunları var. cezaevinde kalmaması gerekiyor aslında. Hastaneye gidişi sıkıntılı. Düşünün birçok hastalığınız var hastaneye gitmek istiyorsunuz; “Ağız içi arama ve çıplak arama yapacağız sana.” Diyorlar, adam; “Bu onursuzluğa katlanamayacağım için hasta olduğum halde hastaneye gidemiyorum.” Diyor. 72 yaşında bir insan düşünün. Şu ne rezalettir! Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Tunç, senin cezaevlerinde bunlar yaşanıyor biliyor musun? Hasta mahpuslara çıplak arama! Ağız içi arama onursuzluğu dayatılmaya çalışılıyor. Anjiyo yapılmış bu kişiye, hastanelerde! Ölünce mi aklınız başınıza gelecek ki ölen mahpusları da az sonra size anlatacağız. Bu kadar kötü şartlar altında insanın fizyoloji ve psikolojisinin bozulmaması mümkün değil.
Bir başka mahpus abisi için yazmış diyor ki; “ Enver Kanmaz Şanlıurfa T Tipi Cezaevi’nde siyasi tutsaktır. İletişim kuramıyoruz. Sürgün edildiği söylendi nereye gittiği söylenmedi.” Diyor. Düşünün mahpusu bir başka cezaevine gönderiyorlar nereye gittiği bile söylenmemiş. Bir müddet böyle mahpus yakınları mağdur kalmış.
Bir başka hasta mahpus; kulaklarınıza inanamayacaksanız ama Türkiye Cezaevleri böyle! Nail Tiren 82 yaşında Erzurum Dumlu 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde birçok kronik hastalığı vardır kalp yetmezliği, hipertansiyon, prostat bir kulakta işitme kaybı, damar tıkanıklığı. Birçok hasta mahpus 28 Şubat davalarından tahliye olurken ki onlar hastaysa tahliye olsun olmasın demiyorum bu kişi de bu kadar ağır hasta o olamıyor! Adalet bu mudur arkadaşlar? Hasta mahpuslar inim inim inliyor Türkiye’de.
Şevket Yirik Akdeniz Üniversitesinde doktor öğretim görevlisiymiş ve 12 yıl ceza almış 8 yıldır cezaevinde bir doktor olarak ve şu anda 10 yıl üstü ceza alanlara Kocaeli 1 No’lu T Tipi ve diğer Kocaeli Kandıra cezaevlerinde denetimli serbestlik verilmiyormuş. Böyle bir şey olabilir mi? Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a soruyorum; böyle bir kriter olabilir mi? Birçok mahpus yakını bunu bize söylüyor arkadaşlar. Denetimli serbestlikte şu kadar yıl üstü ceza almışsın senin denetimli serbestliğini vermiyorum.” Demek mümkün mü ya? Ama birçok mahpus yakını bunu söylüyor bize. Mahpuslardan da dinledim geçtiğimiz gün Kandıra Cezaevi ziyaretimde. Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç bu konuda bir açıklama yapın lütfen çünkü insanların adalete güveni kalmamış durumda. “Kızımız babasıyla yaşayamadı bir yaşam bilmiyor doğal olarak ben özellikle babasıyla uyuma hayalleri kuran kızım için denetimli konusunda sesimizi duyurmanızı istiyorum. Denetimli serbestliğimizi vermeyecekler herhalde! 30 Temmuz’da vaktimiz geliyor.” Diyor. İnsanlar büyük bir tedirginlik yaşıyor. Maddi manevi perişan etmişsiniz, aileleri çökertmişsiniz, boşanmalar, psikolojik sorun yaşayan çocuklar gırla. Çok büyük bir sıkıntı yaşanıyor.
9. yargı paketi daha gelmedi ama tartışılıyor. Aslında birçok yargısal sorun varken etki ajanı olarak damgalayıp mahkum etmeye çalışan bir etki ajanlığı yasa maddesi getirilmeye çalışılıyor. Toplum buna tepki gösteriyor böyle bir rezalet olamaz. Sivil toplumu tamamen çökertmek isteyen bir anlayış ile karşı karşıyayız. Medyayı da çökertmeye çalışıyorlar. Muhalif hiçbir sesi görmek istemiyorlar. Devlet Bahçeli’nin ağzında birçok laflar var. Belli ki bir polis devleti iyice kurmak istiyorlar ve muhalif her sese “ajan, vatan haini, terörist damgası” vurarak dışlamaya çalışacaklar! LGBTİ+ bireyler de; “Bundan zarar görebiliriz.” Diyorlar. Hem bu bireyler hem de onların bağlı olduğu dernekler, anneleri, babaları bu konuda oldukça müzdaripler.
Viranşehir’den başvurular bize. Viranşehir halkımız aylardır elektrik kesintileri yüzünden çok büyük sıkıntı yaşıyor. Kısa değil uzun süreli buzdolabındaki yiyeceklerin bozulmasına varacak kadar uzun süreli elektrik kesintileri yaşanıyor. Hele yazın sıcağında Viranşehir halkı ne yapacak? Bu elektrik meselesine bir çözüm bulun Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’a sesleniyorum!
Viranşehir’de hayvanlar susuz. Tarım arazileri kuruyor! Bu zulüm nedir? Adeta Şanlıurfa’ya savaş açmışlar tüm kırsal mahalleleri işgal ettiler paneller ile.” Diyor. Her tarafa panel kuruyorlarmış bu da hayvanlığı olumsuz etkiliyor. Güneş enerjisi iyi bir şey ama bu sefer hayvancılık ölüyor çünkü hayvanların otlaması ile ilgili sıkıntılar oluyor ve bu panellerin döşenmesi ile ilgili yabancı sermayenin buradan nemalandığı yönünde bölge halkının bize şikayetleri var. halk fakirleşecek zenginler daha zengin olacak patronlar buradan elde edilen enerji ile köşeyi dönecek ama biz tarım ve hayvancılığımızı yapamayacağız. Bu iş iyiye gitmiyor.” Diyorlar.
Geçtiğimiz gün bu gencecik insan hayatını kaybetti. Iğdır S Tipi Cezaevi intihar ederek öldüğünü açıkladı. Acaba hakikaten öyle mi? Ailesi, böyle olmadığını düşünüyor! Cezaevi yönetimi ile tartışmalı olduğunu, darp edildiğini ve intihar değil büyük önemli bir şüpheli ölüm karşısında olduğunu söylüyor. Biz konuyu kamuoyuna ilk duyurduk. Babası Ahmet Çakar ile 5 gün öncesinde görüşmüş ölümünden. ““Bana burada iyi davranmıyorlar.” Demiş. 10 gün boyunca açlık grevine başlamış ve 4 gün sonra ölüm haberi gelmiş. Böyle bir durumda siz konuyu araştırmaz mısınız arkadaşlar? Ortada çok şüpheli bir durum var. Gelen otopsi sonucunda intihara kalkıştı denildi ama Ercan Çakar’ın boğazında herhangi bir iz veya darbe bulunmuyor, gözle bakıldığında sırtında darbe izi ve karnında morluklar bacaklarında şişkinlik gözükmektedir.” Diyorlar. Çok önemli bir vaka, biz bu konuyu Adalet Bakanlığı’na verdiğimiz soru önergesi ile de takip ediyoruz. Sn. Yılmaz Tunç ve CTE Genel Müdürü Sn. Enis Yavuz Yıldırım bey susarak bu işi geçiştirmeyin! Lütfen bir an evvel açıklama yapın. Genç bir insanın ölümü mevzu bahistir. 30 yaşında bir insanın ölümü mevzu bahis. Cezaevleriniz böyle mi? İnsanları psikolojik olarak çökertip intihara yol açan cezaevleriniz mi var diye soruyoruz! Şüpheli ölüm olmayabilir, intihar da etmiş olabilir ama 30 yaşında bir insan durup dururken neden intihar eder? “Bana baskılar yapılıyor burada çok sıkıntıdayım.” Diyen bir insan intihar etmişse bu olayın faili kimdir? Sayın Yılmaz Tunç sana soruyorum! İşiniz gücünüz sen ve diğer Adalet Bakanları, tüm cezaevindeki şüpheli ölüm dosyalarını örtbas ettiniz, sümenaltı ettiniz yıllardır bunu takip ediyorum, hepsini yorumluyorum. Hepsinin tanığıyım, takipçisiyim, isim isim biliyorum. İsim isim burada sordum ve hiçbirinde doğru düzgün bir cevap vermediniz. İnsan hayatı çok değerlidir, kutsaldır ama “Ölen öldü kalanlar onlar ile beraber yaşarız.” diyen umursamaz bir zihniyet var.
Adil olmayan yargılamalar ile bir şekilde cezalandırılıp hapis yattıktan sonra doktorlar bir daha mesleklerini yapamıyor. 1928’lerde çıkmış bir yasa var. Adamı bir şekilde cezalandırmışsın, diplomasını niye gasp ediyorsun? Niye adama doktorluk yaptırmıyorsun? Bu yasa bir an evvel iptal edilmeli, yeni bir yasa çıkmalı arkadaşlar. Bu olacak bir iş değil. Bu konuda Meclis Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı Vedat Bilgin ile de görüşeceğiz. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya buradan sesleniyoruz; iktidar ve muhalefet çehrelerine de sesleniyoruz; ülkede doktor kalmazken var olan doktorlara doktorluk yaptırmamak olur mu? 1928’lerde çıkmış bu yasayı değiştirelim ve bir şekilde diploması olan insanlara doktorluk yaptıralım.
Nihat Yumuk 7,5 sene ceza almış. Siirt Cezaevi’nde 22 ay yatmış, Yargıtay dosyasını onamış 76 yaşında hasta bir mahpus. Prostat, anjiyo oldu, kansızlık var. Düşünün böyle mahpuslar içeride Ayhan Bora Kaplan’lar müebbetlik cezaları için 2-3 sene yatıp çıkıyor. Maşallah! Bu ülkede adalet var, Adalet Bakanlığı var diyorlar! Adalet Bakanlığı nerede var? Adalet Bakanlığı’nın önünde iki anne her gün oturuyor, adalet nerede diye haykırıyor! Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Tunç, Adalet Bakanlığı için büyük bir utançtır. Bir çözüm yok! Asker aileleri, Emine Şenyaşar, Adalet Bakanlığı önünde adalet adalet diye haykırıyor ama gören yok duyan yok ama ülkenin durumu da bu! Adaletsiz ülkede artık halk Adalet Bakanlığı’nın önüne yığılmış durumda.
Düzce’den Fatma Sevinç hanımefendi maddi durumu iyi olmayan bir kişi bize başvurmuş. Depremde evi hasar almış, küçük bir yer yapmışlar. “82 yaşında kayınvalidesi ve iki çocuğu ile yaşayan AFAD kredi verecekmiş yıllardır vermemiş! Aksatıyorlarmış! Kalça protezi olmuş, koltuk değnekleri ile yürüyen gariban bir kişi. Düşünün böyle insanlara kredi vermiyorlar da Ayhan Bora Kaplan ve adamlarına 1 Milyar 300 Milyon TL kredi verilmiş! Nasıl veriliyor? Bir adamın şirketine çökmüşler o şirket gitmiş bankadan kredi almış. Soygun üstüne soygun, yağma üstüne yağma arkadaşlar! Öbür tarafta da garibanlar inim inim inlesin. Ülkenin hali bu! Daha sonra böyle mafya liderlerini koruyup kollayanları da Sayın Bekir Bozdağ alıp taltif ediyor! Maşallah ve çıtları da çıkmıyor. Kim sana bunu emretti? Sn. Bekir Bozdağ sana böyle mi yap denildi yoksa sen bütün rezaleti gördüğün halde “Ben onu terfi ettiriyorum.” Mu dedin? Yüksel Kocaman çıkıp niye ifade vermiyor? Nasıl bir rezalettir bu? Güya suçlu ilan edilenler hakkında son kararı verecek kişi çok büyük bir şaibe altında ve ülkede herkes susuyor. Böyle bir rezalet olabilir mi arkadaşlar? İsyan ediyorum! Vicdanım kabul etmiyor böyle bir şeyi. Hani nerede açıklama? Villa almış mı almamış mı kardeşim Yüksel Kocaman konuşsun. Arabası yenilenmemiş mi? Evi en son süper Fransız mobilyaları ile döşenmemiş mi? Açıklama yapsın buyurun!
Bir anne bize başvurmuş; “Cihangir Çenteli 15 temmuz 2016’da Hava Harp Akademilerinde 1. Sınıfta öğrenci subaydı. Sonra darbecisin diye Silivri Cezaevi’ne gönderildi. Ne ile tutuklandığını suçlandığını mahkeme sonuçlandıktan sonra öğrendik.” Diyor. ““Suçumuz nedir söyleyin.” Dedik mahkemelerde onu bile anlatmadılar bize. Oğlum bu süre zarfında birçok hak ihlaline maruz kaldı ve hiç umudunu yitirmeden hakkını aradı aramaya devam etti” Birleşmiş Milletler Haksız Tutukluluk Çalışma Grubu’na başvurmuş. Mart ayında BM Tutukluluk Çalışma Grubu dünya çapında değeri olan bir karar vermiş arkadaşlar Mart 2024’te. Türkiye’de ben zulmediyorum, kimse sesini çıkartamaz, istediğimi dayatırım.” Yok öyle. Uluslararası mekanizmalar var. Birleşmiş Milletler vermiş kararı. Cihangir Çenteli kararı! Sayın Kurtuluş Baştimar avukatıymış ve gitmiş çatır çatır bu kararı çıkartmış oradan. Askerler, Askeri öğrenciler, Askeri personel ve tüm haksız yere tutuklanıp ceza alanları kapsayacak şekilde son 8 yılın en güçlü kararı çıkmış Türkiye aleyhinde. Birleşmiş Milletler hükümete soru yöneltmiş; “Cihangir Çenteli senin hakkında böyle diyor. Cevap ver.” Demiş. Ne olmuş biliyor musunuz? İktidar Birleşmiş Milletler’e cevap bile verememiş. Neden? Suçlu zaten. “Ne cevap vereyim.” Diyor. Cevap veremediği için hükümetin suçlu olduğuna ve hak ihlali kararı vermiş. İnsanların bunlardan haberi var mı? Yok ama ülke böyle bir halde. İstediğin gibi yağma talan yap sonra buralarda ulusalda üstünü ört, uluslararası mekanizmalara gittiği zaman da “Efendim cevap veremiyoruz.” Sonra da bassınlar sana cezayı, tazminatlar öde. O tazminatlar da 85 milyonun cebinden çıksın. Ülkenin hali bu arkadaşlar niye itiraz etmiyorsunuz bu hale?
Sokak köpekleri ile yasa çok tartışılıyor, sokak köpekleri milyonlarca var ama yıllardır bu konu çözümsüz bırakıldığı için yeterli kısırlaştırma yapılmadığı için herkes kendi belediyesini, kendi köpeklerini toplayıp başka belediye sınırlarına, ormanlara, dağ başlarına attığı için sorun büyüdü en sonunda diyorlar ki; “Bu köpekleri öldürelim.” Olacak iş mi bu? Hepsi bir can taşıyor. Köpek katliamı yapan bir ülke mi olacağız? Olacak bir iş değil! Buna böyle çözüm bulunmaz arkadaşlar!
Şirin Vali Karakeçili: “ Asılsız iddialar ile adil olmayan bir şekilde yargılanıyorum. Şu an İstinaf Mahkemesi’nde bu ülkede adalet bekliyorum.” Diyor.
“Düzce T Tipi Kapalı Cezaevinde bulunan Sinan Tutmaz’ın babasıyım. Benim oğlum hasta daha öncede size birkaç sefer yazmıştık el bileği kopuk ampute hipertansiyon hastası yüz felci geçirmiş kulak zarı patlak kişisel bakımını arkadaşları sayesinde yapıyor. 13 yıldır içerde normal cezası bitti tahliye olmasını beklerken yine ceza verdiler.” Diyor. Zaten hasta bir mahpus bir ton hastalığı var, onu daha da yatırmak için ceza üstüne ceza veriliyor. “Falanca infaz yasası var seni çıkartamayız.” Denilmiş. İnsanların tahliye olmasını o kadar yokuşa süren bir infaz yasası ve yönetmeliği çıkarttılar ki arkadaşlar burada dilimiz kurudu ya yıllardır bunları eleştirmek ama gerçekten o kadar zorlaştırıyorlar bunu yakinen biliyorum! Böyle bir yasa olmaz, bu yasanın değişmesi lazım arkadaşlar. İnsanları yatırdınız yatırdınız kardeşim! Bu işi bu kadar yokuşa sürmenin ne anlamı var! Hastası var, aile sorunu yaşayan var maddi manevi sorunlar yaşayanlar var bu kadar insanlara zulmetmeyi bırakın Sayın Yılmaz Tunç, bir yasa maddesi çıkartın bu konuda artık!
Cezaevindeki mahpuslar, konu ile yakından ilgilenen milletvekili olarak bana çok başvuruyorlar. Dertlerini sıkıntılarını en çok bildirdikleri vekil olarak ben de basın toplantılarımda onların sayfalarca mektuplarını size özetleyerek anlatmaya çalışıyorum. Hiçbir ayrım da yapmıyorum. Şu’cu, bu’cu demiyorum! İhlale uğramışsa o mağdurun yanında oluyorum arkadaşlar.
Ali Durmuş, Diyarbakır 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nden bize mektup yazmış. Diyor ki; “ “Revire çıkış dilekçemde ‘arz ederim’ yazmadığım için revire çıkarılmadım.” Bakın bunu Adalet Bakanlığı’na da bildirdim. Şu rezaleti iyi dinleyin! Dilekçe’de arz ederim yazmamış o yüzden revire çıkartılmamış. Bu kişi hasta mahpus. “TİHEK’e başvurdum.” Diyor hani şu “Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu” diye bir kurum var ya, hani orada insan hakları işine bakıyorlar! “Cezaevi demiş ki: “dilekçe vermedi” diye TİHEK’e savunma yapmış. Ardından koğuşumda arama yaparak dilekçemi aldılar.” Şu hale bakın! Adamın verdiği dilekçeyi arama adı altında kaybetmişler! Kim yapıyor bunu? Diyarbakır 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi! Şu rezalete bakın! Kamu görevlileri neler yapıyor? Adalet Bakanlığı’na da bildirdim bunu! “Suç duyurusu yaptım. Suç duyurusunu size göndermem engellendi.” Bana göndermesi engellenmiş! Burada gündem edeceğim ya! Şu rezaletler zinciri devam ediyor bakın! “Sakıncalı mektup diye engellendi. En ufak bir yalanım yok. Hukukun üstün olduğu bir ülkeyi özlüyorum.” Şu hale bakın ya! Dere beylik midir Diyarbakır 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi ? Sayın Bakan Yılmaz Tunç bu cezaevi sizin denetiminiz altında değil mi? Adamın mektubunu, dilekçesini iç etmişler. Şu hale bakın! Daha sonra çıkıp Avrupa da diyorlar ki: “Türkiye cezaevlerinde ihlal yok. Başvuru var mı? Bakın dilekçe var mı?” dilekçeyi kendin iç etmişsin, saklamışsın, mektubun bana gönderilmesini engellemesin sonra utanmadan Avrupa’da diyor ki: “Hak ihlali başvurusu yok. Dilekçeleri iç edersen başvuru mu görünür? Şu hale bakın arkadaşlar. Ben bunları nasıl söylemem!
Behruz Sucayı, Burdur Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; “Hastaneye giderken ağız içi araması yaptırmadığım için, sanki rutin güvenlik araması yaptırmamışım gibi, hakkımda disiplin cezası verilip görüşlerim engellendi. Aylardır hastaneye gidemiyoruz. Genel aramaya karşı değiliz. Ama ağız içi arama dayatmasına ve onursuzluğuna boyun eğmeyiz. Bu hukuksuzlukları paylaşın. 17 yıllık hapis hayatımda böyle bir şey görmedim.” İnsanları arıyorsunuz kardeşim “Aç ağzını.” Nedir? Şerefini onurunu ayaklar altını almak için ağzının içine, mahrem yerlerine bakıyor. Bu adam hasta hastaneye gidecek. “Tamam gitmiyorum. Bu kadar onursuzluğu bana dayatıyorsun.” Diyor. Şu rezaletler bu ülkenin cezaevinde yaşanıyor Sayın Yılmaz Tunç haberin yok mu? Haberin varsa haberin olduğu halde bunlara göz mü yumuyorsun bir cevap ver Allah aşkına! Sana soruyoruz burada. Önceki Adalet Bakanlarına da sorduk hepsi göz yumdular, önlerine baktılar, zulme rıza gösterdiler. Ben de onlara o yüzden zulümat bakanı dedim. Şimdi de sana soruyorum! Şu hale, ülkenin haline bakın!
Ceylan Gürbüz, Kocaeli 2 Nolu F Tipi Cezaevi; “Diyetisyen raporlu diyet yemeklerim verilmiyor. İnfaz hakimliği ve ağır ceza bu hukuksuzluğu onaylıyor.” Kadının raporu var diyet ile ilgili buna uygun yemek verilmiyor! “Resmen canıma kast ediliyor. Bu bir suikasttır. Yemek alamıyorum. Tutanak bile tutmuyorlar.” Kocaeli 2 Nolu F Tipi Cezaevi’nde yaşanıyormuş. Kocaeli 2 Nolu F Tipi Cezaevi benim nezdimde oldukça sabıkalı çünkü mahpuslara sürekli çıplak arama yapan, hukuku ayaklar altına alan pervasız derebeyi gibi bir cezaevi burası. Sayın Bakan Yılmaz Tunç’a da söyledim, Ramazan Can’a da söylüyorum; Kocaeli 2 Nolu F Tipi Cezaevi’nin hali nedir ya? Mahpus kitap yazmış, başka bütün cezaevlerine giriyor, kamuoyunda satılıyor kitap bir tek yazarın olduğu cezaevine giremiyor! Yazarın kendisi kendi yazdığı kitabı alamıyor! Neden? Kocaeli 2 Nolu F Tipi Cezaevi yönetimi var! Şu rezalete bakın! Kardeşim Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Benim denetimimde değil.” Diyorsan ilan et. “Kocaeli 2 Nolu F Tipi Cezaevi benim denetimimde değil Ömer Bey.” De anlayalım o zaman tamam derim! Orayı kendi haline bırakmışsın derim! Onu da söylemiyorsun. Olacak iş değil bunlar.
Kemal Gün, Sincan 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış. “78 yaşındayım, hastayım. Prostat kanseriyim. Haksız yere tutuklandım. Ağırlaştırılmış müebbetlerin konulduğu hücrelere konulduk.” Tutukluyum diyor ağırlaştırılmış müebbet mahkumun konulduğu yere konulmuş hasta bir mahpus olarak! “Suçum yok, zulüm görüyorum. Havalandırması olmayan bir hücredeyim. Boğulacağım. Bu hukuksuzluğu, zulmü duyunuz, duyurunuz.” O kuyuların dibindeki cezaevlerinden bu sesler yükseliyor arkadaşlar duyun burada! Tüm kamuoyu duysun böyle bir rezalet olur mu ya! Adamı cezaevine atabilirsin, atamazsın demiyorum bir şekilde atmışsın nedir bu kadar ağır insan haklarına aykırı zindanların dibine atıyorsun! Hepiniz de girebilirsiniz yarın öbür gün bir trafik kazası yaparsın tutuklanırsın cezaevine girersin ve dersin ki: “Ömer Faruk Gergerlioğlu çok doğru söylemiş.” Bakın böyle bir gazeteci var. zamanında bir programda bana itiraz etmişti. Dedi ki: “Gergerlioğlu sen de böyle teröristleri savunuyorsun.” Dedi daha sonra iktidarın kumpası ile adamı Sincan Cezaevi’ne aldılar. Cezaevinden çıkışta dedi ki: “ Gelin görün şu cezaevlerini. Ne ihlaller yaşanıyor. Adamı cezaevine girdiğin gibi dövüyorlar, ne ihlaller yaşanıyor kimsenin umurunda değil.” Ben de ona dedim ki “Günaydın sayın gazeteci bey. Biz bunları gündeme getirirken “Sen teröristlerin hakkını gündeme getiriyorsun.” Diyordun bak cezaevine girdin aynısı senin başına geldi günaydın gazeteci bey! Bu işler böyledir arkadaşlar, yarın öbür gün herkesin başına gelir. “Ömer bey gündeme getirdiği zaten teröristtir” diyorlar. Bizim hiçbir ayrımımız yok her kesimden insan bize başvuruyor ama cezaevlerinin hali bu!
Av. Aytaç Ünsal Edirne F Tipi Cezaevi’nde mahpus bize mektup göndermiş; “Mehmet Güvel’in bize yolladığı kitap, idarenin engeline rağmen infaz hakimliği ve ağır ceza tarafından bize verildi. Adalet Bakanlığı savcının isteğiyle Yargıtay’dan yine yasak kararı çıkardı. Ve kitabı alamadık.” Bir kitabı vermemek için Adalet Bakanlığı da çırpınıyor maşallah! Kitapta ne var? İnfaz hakimliği ve ağır ceza gözlem kuruluna demiş ki; “Böyle karar mı olur? Verin kitabı.” Yukarılardan bir karar daha gelmiş, yine kitap verilmemiş. “Yasakladıkları yayınlardan çok daha fazlasını elleriyle tutsaklara verdiklerinin farkında mıdırlar? Çünkü kitapları yazan hayattır ve hayat her gün direnenlerin onurunu yazıyor.” Diyor Aytaç Ünsal. “İstediğin kadar sen bunları gizle ama içinde yaşadığımız hayat bunları anlatıyor.” Diyor mahpus.
Deniz Aldemir, Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nden bana yazmış; “Auerbach’ın Pascal’a yazdığı mektupta ‘Gücü olmayan adalet aciz, adaleti olmayan güç ise zalimdir, demek ki adalet ile gücü bir araya getirmek gerek. Adil olanın güçlü, güçlü olanın da adil olması gerekir. Haklı olanı güçlü kılamadığımız için de güçlü olanı haklı kıldık.’ diyor. Değişen bir şey yok zaman ve mekan değişse de yüz yıllar önceki düşünürlerin düşüncesi şu anda da geçerli.” Diyor maalesef
Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden açlık grevi yapan Halil Yakut bize yazmış; “Tek başına ağırlaştırılmış müebbet hücresindeyim ancak tutukluyum.” Düşünün ancak ağır cezadan kesin hüküm giymiş yere hakkında iddianame bile olmayan tutukluyu atıyor. Her türlü zulmü de yapıyorlar. Bu insanlar açlık grevine giriyor. Diyorlar ki “Niye açlık grevindesin?” adam bir ton zulmediyorsun, adamın tek bir silahı var kendi canı onunla açlık grevine giriyor işin özeti bu. Açlık grevi iyi, doğru bir iştir diye söylemiyorum ama adamın tercihi, son çaresi bu! Ben açlık grevine karşı bir insanım ama insanları bu kadar köşeye sıkıştırırsanız olacağı bu. “Sol siyasi tutsağım ama sağ siyasi tutuklularla aynı bölümde tutuluyorum. 24 saat ışığım açılarak taciz ediliyorum. Hayati tehlikem var. Ölümle tehdit ediliyorum. Adalet Bakanlığı başıma geleceklerden sorumludur.” Bu kişi yarın öbür gün ölürse Sayın Bakan Yılmaz Tunç ne diyecek? Şu anda görmezden geliyorlar. “Nasıl olsa kamuoyu bu tür açlık grevlerini görmüyor. Birkaç kişiden başkası görmüyor.” Diyorlar. Ölse ne olacak? Nasıl hesap vereceksiniz? “Allah rahmet eylesin ne yapalım. Takdir-i ilahi deyip geçiştirecekler.” Bunu da biliyoruz böyle vicdansızlar.
Mehmet Alçınkaya Kandıra 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde; “Yazdığım kitap başka cezaevlerine girebilirken bana verilmiyor. Kandıra 2 Nolu F Tipi Cezaevi kasıtlı bir yasak uyguluyor. Bu haksız hukuksuz tutumu Adalet Bakanlığı, Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na iletin Meclis’te gündem edin.” Diyor. Gündem ediyorum.
Oktay Kelebek, Buca Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “Aynı davadan yargılandığımız arkadaşlarımızın olduğu Y, S ve R tipi olmayan bir hapishaneye sevk olmak istiyoruz. Ve hasta mahpus Mehmet Güvel’in serbest bırakılmasını istiyoruz. Bunlar verilene kadar açlık grevindeyiz.” Diyor. Oktay Kelebek mektubunda diyor ki: “Aziz Augustine diyor ki: “Umudun iki güzel kızı vardır: Öfke ve cesaret. Öfke dayanabilmek için, cesaret ise değiştirebilmek içindir.” Güzel bir söz hakikaten.
Sümeyye Aydoğan, Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi’nde yazmış bize; “12 Şubat günü arkadaşımla bir kafede otururken gözaltına alındım. Kendilerini polis olarak tanıtan iki kişi bu sefer kendilerini savcı olarak tanıtıp, sorguda ileri geri konuşup tutuklanmam talimatını vereceklerini söylediler. Komplo içeriklerle tutuklandım. Düşüncelerim hapsedildi. Ailemin olduğu İstanbul’dan Ankara’ya nakledildim. Boş gerekçelerle halen mahpusum. İnsan hakları komisyonuna mektup gönderdim. Sakıncalı diye engellediler. Anayasayı çiğnediler. Halil Yakut’ta tehlike altında. Onurumuzu savunacağız.” Diyor. Ülkede polis savcı olmuş arkadaşlar. Polis gidip savcıya diyor ki: “Bunun hakkında şu yapılmalı, yapın.” Diyor savcı da yapıyor! Ülkenin adalet sistemi bu arkadaşlar herkes bilsin! İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı bürokratları eli ile bu işler böyle bitiriliyor. Mahkemeler boşuna oluyor!
Filistin’de Gazze’de Refah’ta korkunç bir soykırım devam ediyor ve dünya devletleri buna susarken dünya insanları toplumları susmuyor. Dünyanın Müslüman Hristiyan, dindar ateist tüm vicdanlı insanları bu zorbalığa vicdansızlığa karşı isyan ediyor. Bakın Harvardlı öğrenciler mezuniyet diplomalarını kefiye ve Filistin pankartları eşliğinde almış. Bu gençlerden kimisine diplomalarını vermemişler onlar da “İstediğiniz kadar diploma vermeyin. Biz buradan vicdanımız ile çıkıyoruz, onurumuz ile çıkıyoruz. Bizim en büyük madalyamız diplomamız budur.” Diyerek lafı gediğine oturtmuşlar, ellerine, yüreklerine sağlık diyorum.
Kerem Gülay Uluslararası Ceza Hukukçusu hocamız, olayı çok yakından takip ediyor. Türkiye Güney Afrika’nın soykırım davasına müdahil olduğunu açıklıyor ama ülkenin böyle nitelikli hukukçularına, herhangi bir görev de verilmiyor ve nitelikli bir şekilde bu konular takip edilmezse İsrail soykırım suçlamasından yırtabilir. O yüzden nitelikli bir takip olması gerektiğinin altını da çiziyoruz. Bu işi tüm hissiyatı ile tüm kalbi ile sahiplenen insanların bu davaları Türkiye adına takip etmesi gerektiği önemli ekiplerin bunu takip etmesi gerektiğini de net bir şekilde söylüyorum değerli arkadaşlar.
İsrail Refah’ta 45 çoluk, çocuğu ve anneyi yakarak, parçalayarak, kafalar vücutlardan koparak öldürdü. Vahşi, soykırımcı bir ülke. A’dan Z’ye bu ülke ile tüm ilişkileri koparmalı çünkü gözlerini kan bürümüş. İnsan olsalar insan yerine koyarız ama insanlıktan çıkmış durumdalar. Gözlerini kan bürümüş, kadınları çocukları bebekleri öldürün diyen yetkilileri var ama orada da yine vicdanlı insanlar var. Onu da söyleyelim, hakkı teslim edelim. Türkiye halkı bütün bu zulümlere karşı duruyor. Harvard’da az evvel bahsettiğimiz öğrenciler bu zulümlere karşı çıkıyor ve “Bize diploma vermeyebilirsiniz ama Harvard’ın kapılarından çok daha önemli bir şeyle, temiz bir vicdanla çıkacağız.” Diyor bu öğrenciler.
Türkiye bu noktada sınıfta kaldı arkadaşlar. Aylardır İsrail ile ticaret yaptı bu ülke. Aylardır Güney Afrika’nın İsrail’e açtığı soykırım davasına müdahil olmadı, aylardır diplomatik ilişkilerini kesmedi. Yatacak yerleri yok bunların arkadaşlar. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan en sonunda kalktı, “Biz bu davaya müdahil olduk.” Dedi sanki çok büyük iş yapmış! Ya aylardır neredesin Türkiye iktidarı Sayın Hakan Fidan? Biz size haftalardır ne diyoruz? Cidde Başkonsolosluğunuzda bir Türkiyeli diplomat 7-8 aydır Suudi Arabistan tarafından tutuklandı, diplomatik teamüller çiğnenerek cezaevinde niye bir şey yapmıyorsunuz diyoruz çıtınız çıkmıyor ama sahneye çıkıp vitrin yapmayı da çok iyi biliyorsunuz. Verilmesi gereken cevapları da vermeyi de bilmiyorsunuz Sayın Hakan Fidan ama aylar sonra alay-ı vala ile “Güney Afrika davasına müdahil oluyoruz, olduk.” Gibi laflar söylüyorsunuz! Hiç inandırıcı değilsiniz.
Biz Cidde Başkonsolosluğundaki diplomatımız ile ilgili cevabınızı bekliyoruz. Bu kadar güçsüz müsünüz? Güya dünyaya meydan okuyoruz diyorsunuz! Bir diplomatınızı kurtaramıyorsunuz. Uluslararası hukuk tüm diplomatik teamüller ayaklar altına alınarak bir diplomat Suudi Arabistan tarafından cezaevinde, çıtınız çıkmıyor. Soru soruyoruz cevap veremiyorsunuz. Güya “Biz büyük işler yapıyoruz.” Diyorsunuz. Biz sizi biliyoruz! Bakın soru önergemi verdim medyada haber çıktı. Hakan Fidan’dan cevap yok! Diyecek bir şey yok arkadaşlar!
Bakın şunlar yakılmış Kuran sayfaları. Bunlar Refah’ta yanan çadırların enkazlarından çıkıyor. O ayetlerde ne okunuyor biliyor musunuz? Diyor ki ayet-i kerimelerde; “Andolsun ki mü’minleri yakmak için hendek kazıp içinde ateş yakanlar lanetlenmiştir.” O yangından sonra yanık Kuran sayfalarında okunabilen ayetlerde bunlar yazıyor arkadaşlar. Unutmayın bunları!
Fransa Parlamentosu’nda bir milletvekili; Sébastien Delogu; “Asla sessiz kalmayacağız! Fransa devleti Filistin’deki soykırımın suç ortağıdır.” Dediği için meclisten çıkartıldı. İstediği kadar meclisten çıkartılsın, o çok onurlu, vicdanlı bir iş yaptı. Susan Avrupa’ya destekleyen ABD’ye rağmen insanlığın vicdanı isyan ediyor arkadaşlar işin özeti budur.
Şu kişiyi görüyorsunuz! Bir kuryeymiş. Kaza yapmış. 6 ay böyle yatalak yatmış. Daha sonra ne olmuş biliyor musunuz? Şu halde, beyin hasarı da geçirmiş, şimdi 8-10 yaş seviyesinde bir kişi, üniversite öğrencisiymiş. Sonrasında geçtiğimiz günlerde gözaltına alınmış. “Vay senin Fetöden dosyan var.” ne fetösü ne hali Allah aşkına! Darbe girişimi olduğunda şu çocuk Allah bilir kaç yaşındaydı. Bu kadar ağır hasta, yatalak birisi! Gelip gözaltına almışlar. Kulaklarınıza inanamıyorsunuz değil mi? Ama böyle işte! Huzeyfe Aydın ismi. Ülkede adalet bu! Yağmacı talancı haydut elini kolunu sallayarak cezaevlerinden çıkıyor böyle garibanlar anında gözaltına alınıyor.
Cumartesi anneleri 1000. Eylemlerini yaptı. 1994 yılında gözaltında kaybedilen Murat Aslan’ın kardeşi diyor ki; 1994 bakın 30 yıl olmuş. Kardeşi: “Fail belli. Mehmet Ağar’ın, Meral Akşener’in yargılanmasını istiyorum çünkü o dönem bu bakanlıklarda onlar vardı.” Diyor. Çok net! Gözaltına alıyorsun kişiyi, gözaltından sonra kişi buharlaşıyor yok! 30 yıldır devlet bir açıklama yapmıyor! Devlet kaydı ile gözaltına girmiş arkadaşlar, ardından 30 yıldır devlet bir açıklama yapmıyor. Bunu soran göstericilere de dayak atıyor, sopa atıyor, o meydandan kovalıyor! Cumartesi Anneliği bu işte! Faili meçhul, binlerce faili meçhul, görevliler hesap vermiyor! İşte rezalet bu! Daha sonra siyasi parti kuruyorlar bir ton oy alıyorlar. İnsan bir utanır sıkılır arkadaşlar!
Bakın her gün Adalet Bakanlığı önündeki anne eylem yapıyor. Oğlu Murat Çakır Diyarbakır Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde o da mağdur bir askeri öğrenci kursiyer teğmen hiçbir şeyden habersiz atmışlar çok zeki başarılı bir kişi, öğrenciyi 7-8 yıldır zindanda tutuyorlar. Gittim ziyaret ettim delikanlıyı “Cezaevinde nasıl yabancı dilde dergi okuyabilirim.” Derdinde olan bir kişi. Siz Türkiye’nin faydalanacağı zeki, çalışkan bir kişiyi zindanın dibine atmışsınız. Bu anne de her gün Adalet Bakanlığı’nın önünde “Oğlumu verin bana bu zulmü bitirin.” Diye haykırıyor ülkenin hali bu! Bu ülke ileri gider mi? Bu ülke geriye gider ve çöker arkadaşlar! Adalet devletin temelidir yazıyor değil mi mahkeme salonlarında? Öyle mi? Öyle değil biliyorsunuz! Adalet şu anda haydutların, yağmacıların, onları koruyup kollayan idari adli görevlilerin pençesinde. Olay bu!
Aysun Işınkaralar, geçtiğimiz haftalarda da gündeme getirdik. Kendisine elektrik ile işkence yapılmış Afyon Emniyet Müdürlüğü’nde 7-8 yıl önce. Bütün bunları cesaret edip kalkıp anlatmış Türkiye İnsan Hakları Vakfı’ndan rapor almış, sonra takipsizlik verilmiş! Şimdi Birleşmiş Milletler’e gitmiş. Ülkenin hali bu! Birileri işkence yapıyor daha sonra el birliği ile bunları örtbas ediyorlar.
Bakın Diyarbakır’da bir kafeye baskın yapılmış. Kafe’de Kürtçe konuşuluyormuş “Başka dilde hizmet vermiyoruz.” Demiş. Türkçeye düşmanlığından ayrımcılığından değil, insanlar Kürtçe öğrensin bu noktada teşvik olsun diye İngilizce öğrenirken sınıfta öğretmen der ya: “Türkçe konuşmak yasak herkes İngilizce konuşacak. Böyle olmadığı müddetçe insanlar İngilizce öğrenemez.” Bu da kafesinde öyle bir kural getirmiş. Kürtçe bilmeyen Türkçe konuşan adama da “Niye Türkçe konuşuyorsun?” demiyor. Adamı gözaltına aldılar. “Kürtçe konuşulan kafe açmışsın bunu istiyorsun.” Demişler. Ülkenin trajikomik hali bu arkadaşlar.
Diyarbakır Dicle Üniversitesi Hastanesi’nde kadın lavabolarının, tuvaletlerinin kapalı olduğuna dair bir sürü mağduriyet yaşanıyor. Buradan Sağlık Bakanlığı, Diyarbakır Valiliği ve Dicle Üniversitesi Rektörlüğüne duyurmuş olalım; bu ne haldir? Bir açıklama bekliyoruz!
Ayşe Ateş bu ülkede tüm televizyon kanallarında feryat ediyor. Ülkü Ocakları Genel Merkezi önü buradaki araçlardan birisi Sinan Ateş’i öldüren tetikçileri kaçıran araçlardan birisi! Birileri çıkıp böyle poz veriyor. Tetikçileri İstanbul’dan getiren araçlar belli, götüren araçlar belli. Vuranların telefon konuşmaları belli. Her şey belli! Vuranlar nereden çıkmış? MHP’li eski milletvekili Olcay Kılavuz tetikçiye yardımcı olan Tolgahan Demirbaş’ı saklamış. Ahmet Yiğit Yıldırım Ülkü Ocakları Genel Başkanı’nın arabası ile tetikçiler kaçırılmış! Tam bir rezalet silsilesi var ama ortada adalet yok. Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş de televizyon kanallarına çıkıp feryat edip duruyor. Çok çarpıcı bir cümle söylüyor; “Katiller sonra pişman olacak. Sinan Ateş ile birlikte eşini niye vurmadık diye. Çünkü eşi çıktı bizden hesap sordu keşke onu da vursaydık diyecekler.” Diyor. Bağrı yanmış iki çocuk annesi bir anne bağırıyor arkadaşlar. Bu haykırışı susturamazsınız çünkü bu çok güçlü çok haklı çok cesur çok vicdanlı bir çıkış. Haklı kadın! 1.5 yıldır Meclis’te ben de bu konuyu gündem ediyorum. Ayşe Ateş son derece haklı ama bir ton rezaletin yaşandığı Ankara Emniyeti’nde, Ankara Valiliği’nde şu anda Ankara’nın göbeğinde en yüksek korunan yerde işlenen cinayet hala örtbas durumda. Rezalet bu halde arkadaşlar. Olcay Kılavuz MHP Grup Danışmanıydı sonunda görevden alındı. Düşünün bu kadar ağır bir şekilde itham edilen ve hakkında soruşturma açılmayan eski bir vekil getirilip MHP’nin Grup Danışmanı yapılıyor. Daha sonra gidip Halk TV’de konuştu diye adamı görevinden alıyorlar. Neresinden tutsanız işler dökülüyor! Bu kişi 1.5 yıldır herhangi bir yargısal kurumun önüne de çıkmıyor! Bakın vekilliği de bitmiş, hakkında ağır iddialar var fakat korunması için MHP Grup Danışmanı yapıldı şimdi de uzaklaştırıldı ama biz biliyoruz ki Ayşe Ateş boşuna televizyon ekranlarından haykırmıyor. Çok haklı bir anne. Vicdanı ona haykırmayı tavsiye ediyor ve o da bunu yapıyor. Çok doğru söylediğini düşünüyorum değerli arkadaşlar.
Hak ihlalleri bitmedi, bu ülkede bu düzen bu sistem devam ettiği müddetçe bitmez.”
























Yorumlar