3 Eylül 2024

Gergerlioğlu: “ÖFG TV’den herkese merhaba. Her hafta salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile size sunduğumuz programımıza bugün de başlıyoruz.

Değerli izleyenler, önemli bir konu var. Günlerdir tüm Türkiye konuşuyor. Diyarbakırlı bir kız çocuğu kayıp. Nerede diye araştırılıyor. Herkes her yerde araştırıyor. Tüm 85 milyon seferber oldu. Arıyor ama bulunamıyor. En son amcası tutuklandı. Şüpheli beyanatları üzerine tutuklandı. Ama çocuk yok ortada. Çocuğun bulunması lazım. Hukukçular; “Öldürdü” diye tutuklamanın yanlış olduğunu çünkü ortada cesedin olmadığını söylüyorlar. İnşallah çocuk ölmemiştir. İnşallah sağ salimdir. Hepimizin isteği bu. Bir gariplik var tam anlamak mümkün değil. Anne baba perişan. Amca üzerinde yoğunlaşan bazı şüpheler var. Fakat çocuk yok ortada. Bir an evvel bulunması için tekrar çağrı yapıyoruz. Hepimiz çağrı yapıyoruz. Günlerdir hepimiz merak ediyoruz ama çocuğumuz yok ortada hala.

İnşallah başına kötü bir iş gelmemiştir, inşallah bir yerlerde hala duruyordur diye umut etmek istiyoruz ama oldukça zor, dilimiz kötü şeyleri telaffuz etmeye varmıyor. Umarız ondan güzel bir haber alırız. Bir şekilde ortaya çıkması lazım. Bu belli Allah yardımcısı olsun ailenin. Umarım çok uzamaz.

Bu hafta yine tartışılan önemli bir konu. Askeri öğrencilerin attıkları sloganlardı bu sloganlardan iktidar çok rahatsız çünkü kendisine yönelik bir kalkışmadan son derece rahatsız olan bir iktidar var ve bu tür sloganlar, hele ki askeri yerlerde bunların atılması, iktidar açısından olabileceğin en üstü bir şekilde reaksiyonla karşılanabilecek hadiseler. Bu gençleri birileri gaza getirip onlara; “Bu sloganları atın mı?” dedi. Yani bu sloganları atıp nereye varacaklar, buradan bir şey çıkartacaklarını düşünüyorlar çünkü acımasız bir iktidar var hiçbir şeyden haberi olmayan, darbe ile alakası olmayan yüzlerce Harbiyeli öğrenciyi “Darbeci” diye müebbet hapislerle cezaevine atan bir iktidar var karşımızda. O yüzden böyle birilerinin gazına gelerek bu tür şeylere girişmek çok doğru değil.

Eleştirebiliriz ama iktidara karşı bir ayaklanma görüntüsü içerecek bu tür fiiller, sözler sahipleri için de sıkıntılı olabilir. İfade özgürlüğünün yanında olan bir insanım fakat gençler için kaygı duyuyorum çünkü şu anda o zindanlarda olan gençlerin halini biliyoruz. Hiçbir şeyden habersiz oldukları halde başlarına bunlar geliyor. Onların başına bu geliyorsa bu tür protesto cümlelerini söyleyenlerin başına neler gelmez diye de bir soru işareti var. Umarım çok büyümeden bu olay nihayetlenir.

Değerli arkadaşlar, biz yazında çalışıyoruz. Gördüğünüz gibi geçtiğimiz gün Afyon Cezaevi’ne gittik. Afyon Cezaevi’nde de ziyaretlerde bulunduk. Daha sonra sabah girer çıkarken açıklamalar yaptık. Afyon T1 ve T2 cezaevini ziyaret ettik. Orada mahpuslarla görüştük. Ben tekrar Mustafa Aytaç isimli mahpus için Yargıtay’ın harekete geçmesini istiyorum böyle bir duyarsızlık olamaz. Mustafa Aytaç lenfoma hastası ve Adli Tıp Kurumu’ndan infaz erteleme aldığı halde Yargıtay bu dosya üzerinde bir işlem yapmıyor. İşlem yapsa zaten adli tıp kurumunun verdiği kararını onaylayacak, yapacak çok bir şey yok. Ortada her şey. Ağır hasta bir kişi ve konunun uzmanı doktorlar karar vermiş ve hala Yargıtay’ın keyfi gelsin diye herkes bekliyor. Yargıtay’daki birileri bir kaşe bir imza atacak! Annesi bekliyor, eşi bekliyor, kendisi bekliyor. Cezaevi de bekliyor. Cezaevi de diyor; “Ya bu iş bir an evvel bitse.” diye bekliyor. Herkes bekliyor ama Yargıtay’ın keyfi gelmiyor arkadaşlar. Y

argıtay yetkililerine buradan tekrar sesleniyoruz. El insaf diyorum. Defalarca çağrı yaptım basın toplantımda. Afyon cezaevi önünde, buradan. Daha kaç kez söyleyelim ya. Annesi, yakınları, eşi hepsi ağlıyor. Hastanın durumu iyi değil ve hala kimse imza atmıyor, umurunda değil. Nasıl bir haldir bunu anlamak mümkün değil arkadaşlar.

Biz Afyon Cezaevi’nde diğer mahpuslarla da görüştük ve idari uygulamaların ne kadar mahkumların özgürlüklerini, haklarını kısıtladığını gördük. Önceki yönetim Ali Haydar Müdür zamanıydı ve inanılmaz hukuksuzluklar yapmış Ali Haydar Müdür. Trajikomik hadiselere imza atmış ve şimdi yeni bir idare var. Umarım yeni idare bu eski idarenin suç ve günahlarını devam ettirmez. İşi yokuşa sürmez. Yanlış işler yapmaz. Biz buradan takipçisi olacağız. Bakın cezaevi önünde bir açıklama yaptım. T1 cezaevinde 10 mahpusu ziyaret ettim. T2’de 3 mahpusu. Bizde ayrım yok. Adli, siyasi, farklı suç ithamı gruplarından herkesi ziyaret ettik. Herkesi dinledik ayrımsız bir şekilde. Onlar için yapacağımız işlemleri de bu kişilere söyledik. Böyle bir şekilde gayret ettik ve umarım ihlaller düzelir.

Biz, Afyon T1 yönetiminin önceki yönetim gibi olmayacağını, olumlu ve adil hususlara imza atacağını tahmin ediyoruz.

Afyon T2 yönetiminin de iyi yönetimine devam edeceğini tahmin ediyorum. Cezaevi çok kalabalık, koğuşlar sıkıntılı ama yönetimi iyi niyetli bulduk. Gayret eden bir müdürümüz var T2’de.

Afyon T1 yönetimi de yeni bir yönetim umarım onlar da eski yönetimin hata günah suçlarını temizler ve temiz beyaz bir sayfa açarak cezaevi içi barışı sağlamış olurlar, toplumsal barışın sağlanmasında bir adım atarlar. Umarım böyle olur. Bu konuda biz Adalet Bakanlığı’ndan da adımlar bekliyoruz.

Biz gittik Afyon cezaevini ziyaret ettik. Afyon cezaevindeki yanlışlıkları gördük. Benim açıklamalarımı lütfen dikkatle dinleyin Adalet Bakanlığı yetkilileri. En başta ne gördük? Aşırı kalabalık Afyon T1 ve T2. Arttırılmış kapasiteyle 1200 olan yerlere 1600 kişi konulmuş. Yerlerde yatan çok mahpus var. Bu yanlış.

Öncesinden beri özellikle Afyon T1 denetimli serbestlik şartlı tahliye vermeyen bir yer olmuş. Şu anda umarım bu noktada aşırı ve abartılı uygulamalar biter. Bunu da vurgu yapmış olalım. Öncesinde dilekçelerin buharlaştığını çok duyduk, çok buharlaşan dilekçeler olmuş. Gitmemiş dilekçeler. Ve daha pek çok yasaklar konmuş. Adam havalandırmalarda topla oynanmasını yasaklamış. İşte sıvalara zarar gelir diye. Top sakalı yasaklamış. “Sizi tahliye ettirmeyeceğim.” diye herkesin yüzüne söylemiş. Demediğini bırakmayan bir müdür olmuş. Şimdi buradan ayrılmış gitmiş ama sonuçta bu kişi başka bir yere ayrılmış ama başka yerde de bu ihlallere devam edecekse bu kabul edilecek bir durum değil.

1 Ekim’e kadar Meclis kapalı fakat biz çalışmalarımıza devam ediyoruz. Elimizden gelen tüm gayretle devam ediyoruz. Arkadaşlarımız Ağustos ayı raporumuzu hazırladı. Bunu da kısa sürede kamuoyuna takdim edeceğiz. Her aylık çalışmalarımızı takdim ediyoruz. Basına, kamuoyuna. Biz gayret ediyoruz, çalışıyoruz. Derleyip toparlayıp millete de sunuyoruz. Artımız, eksimiz vardır bunu değerlendirin diyoruz ve milletvekili görevimizi yapmaya çalışıyoruz.

Aynı zamanda toplumsal bir inşa için de gayret sarf ediyoruz. Sivil toplum çalışmalarına da destek veriyoruz. Vicdan Vakfı olarak da toplumun aksayan yönlerinin giderilmesi noktasında da önemli bir gayret sarf ediyoruz. Gördüğünüz gibi arkadaşlarımız ekrana getirdi. Ağustos ayı milletvekili raporumuz. Arkadaşlarımız titiz bir çalışmayla hazırladılar ve kamuoyuna sunacağız.

Ömer Faruk Gergerlioğlu ve ekibi ne yapıyor? Ağustos ayında ne yapmış? Bunu arkadaşlarımız bir tetkik etsinler, araştırsınlar ve yaptığımız çalışmalar konusunda denetlesinler. Bizi denetleyin çünkü biz halkın bizi denetlemesini istiyoruz değerli arkadaşlar. Denetlemeden olmaz. Görüyorsunuz çalışmalarımızı.

Bunun yanı sıra Vicdan Vakfı isimli bir kurduğumuz vakıfla da elimizden gelen tüm gayreti göstermeye çalışıyoruz.

Yeni adli yıl açılışı yapıldı fakat yeni adli yıldan ne beklenecek? Bunu da değerlendirmek lazım. Yeni adli yıl büyük sorunlarla açıldı. Adli yıl denilince herkesin aklına mahkumlar, cezaevleri geliyor. Ama bir taraftan da yargının bir ayağı olan avukat arkadaşlarımız, avukatların da çok sorunları var. Çok hukuk fakültesi var. Niteliksiz mezunlar çok fazla var. Savcı ve avukatlar arasındaki dengesizlik had safhada.

Birisi hakim yanında otururken diğerinin fiziki seviyesi düşük bir yerde duruyor. Aşağıda duruyor. Birisi yukarıda dururken. Bunlar kabul edilecek şeyler değil. Aslında birisi iddia edense, birisi savunansa aynı yerde durmaları lazım. “Ben savcıyım. Devlet adına, devletin adamıyım, buradayım. Sen halkı savunuyorsun, sen aşağıdasın.” gibi şeyler olmaz.

Normalde savcı da millet adına karar vermeli. O zaman iki tarafta millet adına iddia ediyorsa, bir tarafta millet adına savunuyorsa ikisinin de aynı statüde olması lazım. Hakimi biraz yukarı koy ama niye böyle bir ayrımcılık yapıyorsun? Savcı her ne kadar milletin, kamunun temsilcisi olsa da sonuçta savcılar devletin temsilcisi gibi görünmüş ve o yüzden savcı ile avukat arasındaki farklılık da doğru değil.

Biz aynı zamanda Adalet Bakanlığı’nın da özerkleştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Adalet Bakanlığı’nın iktidarlara bağlı olduğu bir yerde yargının siyasetten bağımsızlığı da düşünülemiyor. Maalesef böyle hep gidip duruyor işin doğrusu. HSK’nın yapısı son derece önemli. Hakimler Savcılar Kurulu yapısı antidemokratik. Bunlara da dikkat etmek gerekiyor ve daha pek çok kalıcı yapısal değişikliği biz arkadaşlarımızla bir çalışma taslağı olarak Vicdan Vakfı Hukuk Komisyonu’nda hazırlıyoruz. Sadece eleştirmek değil.

Adli yıl açıldı. “Lanet olsun yargı sistemi çok kötü, adalet kötü, Türkiye dünyada çok kötü.” değil olması gereken neyse onu da hazırlayıp sunalım düşüncesiyle bir ideal taslak oluşturmaya çalışıyoruz. Arkadaşlarımız konu üzerinde çalışıyor. Umarım en iyi bir şeyi çıkarmış olurlar.

Sadece siyaset alanında değil, sivil toplum alanında da bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Topluma iyilik, güzellik, eşitlik, adalet zerk etmek istiyorsak hem siyaset hem sivil toplum alanında bir şeyler yapmak gerekiyor. Bunun için de biz de gayret sarf ediyoruz. Herkes destek versin. Hem siyasi çalışmalarımızda herkesten destek bekleriz. Hem de sivil toplum çalışmalarında Vicdan Vakfı olarak komisyonlar kuran, danışma kurulu, istişare kurulu, yönetim kurulu gibi kurullar kuran, demokratik bir katılıma önem veren bir vakıfız. Hepinizi saflarımıza bekleriz.

İyi niyetli, gayretli, idealist tüm insanlar için Vicdan Vakfı’nda bir yer vardır. Niteliğinize, kabiliyetinize göre mutlaka görüşelim. Bize başvurun ve bu noktada ayrıntılı bir çalışma yapalım.

Bugünlük bu kadar. Yazın böyle oluyor. Çok uzatmayalım, sizi sıkmayalım. Haftaya tekrar salı günü buluşacağız inşallah. Haftaya salı günü saat 21.00’da buluşana kadar. Hepinize hayırlı akşamlar. Hoşça kalın efendim.”

Yorumlar