3 Mart 2025
ÖFG TV’den herkese merhaba her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile size sunduğumuz programımıza bugün de başlıyoruz.
Değerli izleyenler bugün son derece önemli bir konu gündemimizde ve bu konu ile ilgili iki konuğumuz olacak.
2024 yılında en çok konuşulan iki konudan birisi Türkiye’de iki konu çok konuşuldu. Türkiye’yi sarstı ve bu meselelerin mahkemeleri şu anda devam ediyor. Birisi Narin Güran cinayetiydi, insanlar yüreğinden vuruldu 8 yaşında bir çocuğumuz katledilmişti, hepimiz kendimizi onun yerine koyduk ve katil veya katilleri aramaya başladık. Bir şekilde bu meselenin mahkemesi devam ediyor, duruşmalar devam ediyor. 1. Bölümü bitti, cezalar verildi ve ardından 2. Dosya daha açıldı. Temyiz aşaması var, birtakım cezalar verildi tartışmalar var.
2. konu yine çocuk ile ilgili ve hatta bebekler ile ilgili çok önemli yürek yakan bir konuydu. Yenidoğan bebek ünitelerinde bebeklerin bilerek öldürüldüğü, bilerek yanlış basamaklara sevk edildiği, bebekler üzerinden para kazanıldığı, bebek ölümleri üzerinden para kazanıldığı gibi dehşet veren iddialar ortaya atıldı. Tüm Türkiye ayağa kalktı. İddialar korkunçtu gerçekten ve olayın müsebbipleri olarak gösterilen kişiler vardı ve ilk görüntülerde bir savcı tarafından alınmış gizli kamera görüntülerinde bir kişi savcıyı tehdit ediyordu. “Bu soruşturmayı kapat” diyordu. Bunların da basına sızması ile olayın kamuoyu duyarlılığı arttı ve bir anda zirve yaptı, tüm Türkiye bu olayı konuşmaya başladı. Sıradan bir olay değil onlarca bebek, bilerek katledildi iddiası vardı ortada ve sonuçta mahkemeler başladı, çok büyük bir ilgi gördü, gazeteciler, siyasetçiler, hukukçular mahkeme salonları doldu taştı ve birtakım yargılamalar yapılmaya başlandı. Bu esnada baktık ki her iki olayda da yüksek bir medyatik bir kamuoyu oluşturulmuş ve bazı linçler gerçekleştiriliyor. Bunlar rahatsız ediciydi. Evet son derece çarpıcı olaylar vardı ama meselemiz medyatik anlamda birilerini linç etmek mi yoksa hakikate ulaşmak mı? Bu çok önemliydi ve bu meyanda mahkemeler başladı. Biz her zaman insan hakları savunucuları olarak linç mantığından uzak durmaya çalışırız. Ben o olaylar başladığı zaman rahatsızlık hissettim çünkü linç anlayışı ile gidiliyordu açıkçası ve bir şekilde rahatsız eden boyutu vardı benim için bu iki olayın da ve sonrasında bu iki olayı da ayrıntılı bir şekilde araştırmaya başladım. Meclis’te yenidoğan bebekleri ile araştırma komisyonu var, 3 aydır bu komisyonda çalışıyorum. İl il dolaşıyoruz. Ankara’da Meclis’te birçok heyeti kabul ediyoruz yarın da kabul edeceğiz. Uzman doktorlar, bürokratlar onlarca kişi bize bilgi veriyor ve biz de bunları analiz etmeye çalışıyoruz. Farklı illerde araştırmalar yaptık İstanbul ve İzmir’de sağlık müdürlükleri, SGK, hastaneler ve yenidoğan hocalarını dinledik. Dinledikçe dinledik. Binlerce sayfa doküman var dosyalarımızda ve bu arada da olayın yargı safhası devam ediyordu. İlk günlerin yoğun ilgisi düşmüş ve biraz daha sakin yargılamalar olurken şok bir haber duyduk. Antalya S Tipi Cezaevi’nde kalan sanıklardan Dr. İlker Gönen cezaevinde ölmüştü, intihar ettiği açıklanıyordu, şüpheli bir ölümdü ve konu ile ilgili araştırma devam ediyordu. Çarpıcı olaylardı, ne olup bitiyor. Birileri linç ediliyor ve bunun sonucunda depresyon, intihar gibi olaylar mı oluyor. Birileri tarafından bu mahpus öldürülüyor mu? Ne oluyor? Ne bitiyor? Olay daha ilginç bir boyuta geldi ve bütün bunlar da ister istemez bizi daha etkilemeye başladı. Daha ayrıntılı bir şekilde araştırma yapmaya başladım ve sanıkların avukatı Sn. Aydın Mantar ile görüştüm ve ayrıca gazeteci Sema Kızılarslan. İkisi de yoğun bir şekilde duruşmaları takip ediyordu. Birisi avukat müvekkilleri var ve meseleyi zaten takip ediyor. Diğeri Sema Hanım o da belki yoğun bir medyatik enformasyon sonucu birtakım yargılar ile mahkemeleri takip etti ama sonuçta da konuya yoğun bir şekilde vakıf oldu ve onun da önemli görüşleri var. Biz ikisini de dinleyeceğiz.
İlk olarak bağımsız bir şekilde bir gazeteci olarak meseleyi anlamaya çalışan ve duruşmaları çok yoğun bir şekilde takip eden gazeteci Sema Kızılarslan ile konuşacağız. Nasıl haberler yaptınız ve sonrasında neler oldu?
Sema Kızılarslan: Zorlu ve karmaşık bir süreç. Hassas bir konu bebek ölümleri dediğimiz zaman hepimizin pür dikkat olduğu, tüylerimizin diken diken olduğu bir konu ve medyada büyük bir yer etmiş bir konu. En başından beri herkesin dikkatini verdiği, başından beri sıkı takip ettiği sonlara doğru ilginin azaldığı bir dava o yüzden anlatması ve biraz gerçekleri konuşması zor. Hem tepki almak hem bunu ifade edebilmek zor ama ben bu süreçte gazeteci olarak muhabir olarak neler yaşadım özetleyebilirim. İlk iddianameyi okudum, dava başlamadan önce iddianame sızdırıldı basına ve iddianameyi okuduk arkadaşlarımız ile birlikte haber merkezinde ve hepimiz şok olduk. Bu kadar kötü nasıl olabilir insanlar? Dedik çünkü iddianamenin özetine baktığınızda bebeklerin öldürülmesi ve çok acımasız bir şekilde aslında yaşatılabilir olan bebeklerin öldürülmesi ve öldürüldükten sonra bunun üzerinden para kazanıldığı, bunun bir “işletme” olduğu sonucuna vardık bütün medya. Hem iktidar hem muhalefet medyası bu iki medyanın da meseleye böyle yaklaştığını vurgulamak önemli çünkü 5 senedir bu işi yapıyorum, çok büyük bir deneyimim yok ama kendimce bir gözlemim var. genelde bu tarz büyük meselelere iktidar ve muhalefet medyası iki taraflı yaklaşır. İktidar medyası bir kriz varsa o krizin üzerini örtmeye çalıştığı veya sorumluluğunu itelediği bir pozisyon alır medya olarak basın organları ile muhalefet medyası ise burada iktidara bir gedik açma, dünyada da böyle bu strateji ile iktidara yüklenir. Yenidoğan davasında hem iktidar hem muhalefet medyasının aynı çizgide durup tamamen iddianamede dava başlamadan tapelerdeki konuşmalarda büyük bir manipülasyon ve dramatik bir basın stratejisi izlendi. Ben de arkadaşlarım da bunu okuduğumuz zaman nasıl olabilir böyle bir şey insanlığa nasıl sığabilir diye tepkiler verdik ve dava süreci başladı. İlk günler çok heyecanlı ve içerisi tıklım tıklım dolu, herkesin ilgisi müthiş bir dava süreci anlamaya çalışıyoruz. İddianamedeki okuduğumuz karakterlere bakıyoruz onların hepsi bir süre önce okuduğumuz ve anlamaya çalıştığımız karakterlerdi. Anlamaya çalıştım ve bir süre sonra özellikle sanıkları dinledikten ve Mustafa Kemal Zengin, savcıyı tehdit eden videosu da yayınlanan mahkeme sürecinden önce basına verilmiş videoydu. Hem Mustafa Kemal Zengin hem sanık kürsüsüne çıkan tutuklu yargılanan doktor ve hemşirelerin, sağlık çalışanlarının 112 çalışanlarının ifadelerini dinledikten sonra burada bir dolandırıcılık veya usulsüzlük veya bebek ölümlerinde ihmal olabileceği ama kasti olarak bebekleri öldürük SGK’dan 8 Bin TL alındığı gibi bir gerçeğin olmadığını gördük çünkü biz böyle haberler yaptık başta. “Bebekleri öldürüyorlar ve SGK’tan 8 bin TL ödeme alıyorlar” diye gördük. Acımasız bir süreç başladı ama dava sürecinde içeriğe baktığınızda bambaşka bir süreç ve durum duygu vardı. Bunu gözlemledim zamanla ve sonrasında birkaç haber. Hem bebeklerin ölüm raporlarının geldiği hem daha sonrasında Mustafa Kemal Zengin’in savcıyı tehdit eden kim olduğunu araştırdığımız haberlerden sonra bu işte bir şeyleri kaçırdığımızı ve çok büyük bir manipülasyona uğradığımızı anladım.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: İddialar yoğun bir şekilde kamuoyunda zirvede konuşuldu ve insanlar kararlarını verdi. Herkes, her ağzını açan korkunç caniler, barbarlar, katiller diyerek başladı fakat sonunda dava sürerken müvekkiliniz Dr. İlker Gönen intihar etti veya başka bir şekilde öldü. Cezaevi intihar olarak açıkladı. Bütün bunların üstüne, herkesin yargısının neredeyse birleştiği, iktidarı ile muhalefetin yargısının birleştiği anda şok bir olay oluyor. Siz uzun süre mahkemelerde çırpınıyorsunuz, bir şeyler söylemeye çalışıyorsunuz ve üstüne şok bir olay gerçekleşiyor.
Aydın Mantar: Ben aylardır bu insanların yaşadığı zulme karşı haksızlığa karşı sesimi duyurmaya çalışıyorum. Bir gün gerçekler mutlaka anlaşılacak. Adalet bir ülkedeki sisteme dahil herkese gerekli olan bir kavram, ihtiyaçtır. Belki bu devlet erkinde oluşmasındaki en büyük yapı taşıdır ancak adalete en çok suç işlemeyenin ihtiyacı vardır. Karıncayı incitmemiş, suç işlememiş birini hakaretlere maruz bırakırsanız akıbetin yaşanması sürpriz olmaz. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma yürütüyor. Antalya’ya gittim, başsavcılık ile görüşemedim. Tweet attığım için hakkımda soruşturma başlatıldı. Tweetimde müvekkilimin iddiasını paylaştım. Mektup bıraktığını basından öğrendim. Ben iddianameyi basından geç gördüm. İntihar mektubuna dair basından duyduğum şeyler vardı. Savcı bey mektuptan ve içeriğinden bahsetti. Bu mektup içeriği itibariyle yeryüzünde sadece benim ve merhum müvekkilimin bilebileceği özel bir yazışmadan bahsediyordu. Bu mektup bırakma vesilesi ile eğilimin kendi kendine gerçekleştirildiğini anlamış bulunuyorum. Yönlendirilmediği anlamına gelmez.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Mektubu okudunuz mu?
Aydın Mantar: Mektubu okudum.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Cezaevinde kötü muameleler olarak neler yapılıyordu?
Aydın Mantar: Müvekkilim, asker kökenli bir bireydi. Kendi anlatımıyla Fetö baskısı sebebi ile askeriyeden ayrılan birisiydi. Hekimlik görevini de uzun yıllardır devlet çatısı altındaydı. Çocuklarına kavuşma noktasına odaklıydı. Küfürlerden bahsediyordu. Uzun yolculuklar var. İlk duruşmadan sonra Antalya’ya dönüşü 4 gün sürdü. Biz 4 gün kendisinden haber alamadık. Ailesi aradı defalarca. 1 gününü cezaevinde geçirmiş geri kalan 3 gününü ring araçlarında, kapalı araçlarda elleri kelepçeli geçirmiş. Bunu insani bulmuyorum. 4 günlük yolculuk uzun. Bu mahkemelerin olduğu yer İstanbul. Mahkemeden de talep ettim. Bu insanlar Türkiye’nin dört bir yanına dağıtıldı güvenlik gerekçesi ile. Saldırıya uğrayanlar var ama saldırıya uğradığını iddia edenler var. Mahkeme salonunda da bunu talep ettik. Güvenlik düşünülebilir ancak sanıklardan bir kısmı Kayseri’de, bir kısmı Şakran, Buca, Antalya, Burdur, Eskişehir’de sanıklar. Yüksek güvenlikliye alınıyorsa keşke 1-2 tane Silivri’ye, Çorlu’ya, Bandırma’ya alınsaydı biz bunun kötü muamele olmadığını düşünecektik. Haksızlığa uğrayan insanların uzun mesafelere gönderilmesi en başta hüküm verildiğini, adil yargılama değil yargılama yapılmadan hüküm verildiği kanaatini oluşturuyor. Bu oluştuğu için sanıklarda intihar ise de bu ve böyle lanse edildi. Bu intihara götüren durum bu. Karar verildiyse bir insanın adil yargılanma hakkı yüz yıllardır tartışılan bir şey. Ben bağıra çağıra bu insanları yargılatmaya çalışacağım dedim. İlker Gönen’in intihar eylemi insani duyguları hatırladılar. Maalesef tüm sanıklar nezdinde hükmün verildiğini herkes hissediyordu. O duruşma salonunda da cezaevlerinde de yolda jandarma ile giderken de hissediyordu. Birçok sanık küfür ve kötü muamele iddiaları var. Duruşma salonu dışarısında bile kötü muameleyi gördüğünü iddia eden 60’lı yaşlarında bir hekim var. Biz bu duruma ses çıkarmaya çalışıyoruz. Bu muamele bir insanın yokluğuna sebep oldu.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Adil olmayan yargılamalar, hatta yargılama bile yok. Öncesinde verilmiş bir karar, yargısız infaz var, ona göre yürüyen bir mahkeme safahatı var dediniz. Cezaevi yönetiminin açıklamasına göre intihar etti. Yargı süreci devam ediyor ama vatandaşlar olarak olayı tartışabiliriz. Dosyaya hakim olan bir avukat ve bir gazeteci olarak görüşlerinizi söylemenizi isteriz. Sizin kanaatleriniz son derece önemli. Bir süreç içinde yoğun bir medyatik bombardıman, ajitasyon, linç sonrası neler görmeye başladınız?
Sema Kızılarslan: Sağlık alanı, hukuk alanı ve medya etik tartışmaların olduğu bir alan. Sağlık alanı ve hukuk alanı bildiğim alan değil. Ben medyanın etiği ile alakalı tartışmaların içerisine kendimi daha özgüvenli hissedebilirim bir şeyler söyleyebilirim. İddianame ve iddianameyi okuma süreci daha sonrasında birkaç doktor arkadaşım ile konuştum. Bebeklerin raporları üzerine konuştuk. Bebek gerçekten yaşayabilir miydi? Yaşayamaz mıydı? Diye. Tüm doktor arkadaşlarım bebeklerin davanın içerisinde olan bebeklerin yaşamasının bir haber, bir mucize olduğunu söylediler. Bir bebek var tartışmalı olan ama onun dışındaki bebekler zaten yaşaması mucize dediler. Bu bir kere benim ilk sorgulamama sebep olan şeydi. Bu tanıdığım insanlar arkadaşlarım ve vicdanlı olduğunu bildiğim insanlar ve tarafsız kalabilirler. Mahkeme sürecinin içerisindeki dava salonu içerisindeki atmosfer, karar verilmiş gibi bir hava vardı. Yargılama veya anlamaya çalışma. Avukatlar, sanıklar, aile yakınları ile dava aralarında konuşuyorduk. Mağdur aile sıfatı ile davaya katılmak isteyen ama katılamamış aileler ile konuştuğumuzda bir tanesi “Bebeğim bu yüzden mi öldü ölmedi mi bilmiyorum ama şüpheleniyorum.” Dedi. Kaygı yaşayan anne babalar bebeğini kaybettiği için ölüm sonrası bir sebep bulmaya çalışıyorsun ve büyük bir köz basıldığı süreç oldu. Bebeklerin yaşatılmasının mucize olduğu, bir tanesinin bağırsağı doğduktan sonra gelişmemiş, “Bu bebeğin yaşaması mucize” dedi arkadaşım. “500 gram bir bebek nasıl yaşayabilir? Yaşaması haber olarak geçer.” Dedi. Bebeklerin durumu ve sonrasında Karar Gazetesi’nde Büşra Cebeci başından beri olayı birlikte takip ediyorduk, haber yaptık. Bebeklerin öldükleri anda verilen raporda da önlenemez olduğu ortaya çıktı. Oradaki ailelerin kafalarının karışıklığı da hem biz manipüle edildik, hem bu insanlar manipüle edildi ve burada göremediğimiz başka bir şey var ve bu rüzgara karşı durmakta çok zordu. Haber merkezlerinin içerisindeki tutum tamamen iktidarı eleştirecek ve iktidarın savunma veya iktidarın kalesinde gedik açma fırsatı yakalandığı için çok yargısız bir şekilde asla objektif olmayan bir şekilde haberi vermek ve her zamanki gibi çok kötüler sağlığı da batırmışlar ne kadar da kötüler gibi bir rüzgar. Bunun önünde durabilme şansınız yok. “Düşünmeye gerek yok. İddianamede yazıyor. Savcı yazıyor.” Gibi tepkiler alıyorsunuz. Bu medyanın sorunu gerçekten. İçerisinde olduğum iki süreç beni hata yapıldığını düşündüren iki nokta. İnsanların anlattıkları hikayeler kendi hayat hikayeleri. Kasten bebeği öldürüp para kazanma niyeti taşıyamayacaklarını görüyorsunuz. Fırat Sarı’nın yaptığı hataların birtakım sonuçları olmuştur, bu bambaşka bir yargılama süreci. Siz bebek katilisiniz, bebekleri öldürdünüz ve para kazandınız başka süreç. Muhalif partiler ve siyasetçiler de büyük dezenformasyonlar yaptılar. Bebeklerin sıkıldığı videolar olduğu iddiaları var diyorlardı. Tamamen kötü niyetli ve asla meselenin ne olduğuna düşünmeye fırsat vermeyen zehirleyici bir manipülasyon süreciydi.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: En önemli üç noktayı vurguladınız ama en önemlisi bu davanın sansasyonel bir şekilde başlamasına neden olan konu. İlliyet bağı bulundu bebekler kasten öldürüldü raporu. Bu rapor Eylül 2024’te yayınlandı ve sonra kıyamet koptu. Eylül 2024’te başlamış bir dava değildi, bu yeni gelişmeler arz eden bir dava süreciydi ve tutuklamalar vardı, üstüne tutuklamalar geliyordu. En sonunda Eylül 2024’te illiyet bağı bulundu. Bir örgüt var bilerek bebek öldürüyorlar ve bunun üzerinden para kazanıyorlar denildi.
Aydın Mantar: kalın bir dosya bu. Bu dosyanın birçok konuda neredeyse tamamına haksızlık yapılmış. En önemli kısmı bebek ölümleri ile ilgili kısımlar. Eylül 2024’te bu dosyaya bir evrak giriyor 26 sayfalık. İlker Gönen’in de ölüm fermanı olacak bir evrak giriyor. Bu evrakta numaralandırma 19 bebek. Aradakileri çıkarmışlar, onlar da problem görülmemiş ama 10 bebekte kasten öldürme. Bunun tanımı önemli çünkü ihmalen öldürme denilince geçiştiriliyor bu öldürme çeşidi değil. İhmali olarak kasten öldürme, ölüm neticesini bilerek isteyerek, irade ile varmak istediğiniz sonucun bu olması gerekiyor. Bu irade ihmali bir davranış ile bu sonuca ulaşmanız gerekiyor. Daha gerçekçi olan örneğimi daha sonra vereceğim. Bunun aslında nadir örneği vardır. En klasik örneklerinden biri, bir dağ başında ehliyetsiz araba kullanırken birine çarparsınız, başka hiç kimsenin geçmeyeceğine de eminsinizdir ve bu da sevmediğiniz birisidir. Yani bir husumetiniz de vardır. Veya başınız belaya girmesini istiyorsunuzdur, ehliyetinizin olmadığı ortaya çıkmasını istiyorsunuzdur ve kimseye haber vermeden yolunuza devam edersiniz. Öleceğini de biliyor olmanız lazım, tahmin de değil. Kafasını ezmiş olmanız lazım, göğsünü ezmiş olmanız lazım. Küçük bir kol kırığı falan da yetmez. Ama örgütlü olarak, örgütlü davranışla, yani örgütlü halde, ihmali davranışla kasten öldürme, bu şu demek; sabah uyanırken, ben bugün ihmali davranışla bebek öldüreceğim demek. Çünkü örgüt faaliyeti çerçevesinde bunu sistematik olarak yapmanız için bunu sabahtan karar veriyor olmanız lazım. Şimdi burada da ya bir akıl hastalığı bulmanız lazım, ya akıl noksanlığı bulmanız lazım veyahut bir bebeklerle bir husumet veya bir soykırım bir terör örgütü vesaire bulmanız lazım. Bunların hiçbiri yok iddiada. Yani o uzman mütalaası 10 bebekle ilgili belli kanaatlerde şu tedavi uygulanabilirdi, bu tedavi uygulanabilirdi diyor ve sonunda ihmali davranışla ölüme sebebiyet verilmiş diyor. Şimdi bu çok ağır bir itham. Buradaki yanlışların hani anlatmakla gerçekten bitmez ama bu yayında belki en spesifik olanını anlatmakla başlayacağız. Az önce bahsettiğiniz, Sema Hanım’ın arkadaşına sorduğu o bağırsak rahatsızlığı olan bebek. Kısa bağırsak sendromu. Bu bir rahatsızlığın tanımıymış yenidoğanda. Ben bu dosyayı öğrendim, birçok şeyi. Böyle doğan bir bebek var, ameliyat ediliyor. Yani ameliyattan sonra da 64 gün yaşatılıyor. 64. gün vefat ediyor. Bu vefatından sonra da, bu arada aile şikayetçi falan değil ama Büyükçekmezce Cumhuriyet Başsavcılığı dinlemeler yapıyor ve bu dinlemeler sırasında vefat eden her bebekten sonra denetim gönderiyor o hastaneye. İl Sağlık Müdürlüğü’nü kullanarak git denetim yap. Orada bir evrak değişimi var mı? Bebekte bir hata var mı? Tedavide bir eksiklik var mı? Vesaire diye ama bizim beklentimiz olan bir şüpheli ölüm varsa yapılacak işlem ve başvurulacak kurum bellidir. Otopsi işlemi yapılır, adli tıp kurumuna başvurulur. Çünkü adli tıp kurumu bilirkişilerin de üstünde bir kurumdur. Adli tıp kurumunun aleyhine bir adli tıp kurumunun verdiği kararın aleyhine bir mahkeme karar da veremez. En fazla adli tıpın verdiği, vardığı kanaati açıklatabilir başka bilirkişiye. Onun üzerine bir bilirkişi de alamaz. Ama bizim dosyamızda bütün Türkiye’ye ayağa kaldıran 10 bebeğin ölümüyle bu sanıkların suçlanmasına sebep olan uzman mütalaası bakın ne adli tıp kurumu raporu ne bilirkişi raporu değil. Daha da kanuni olarak daha altında bir kıdemi var, statüsü var. Bir uzman mütalaasıyla bu insanları biz bu şekilde toplumun önüne attık. Peki Karakoç Bebek için ne diyor o rapor? Karakoç Bebek artık yani ben ismini hiçbir zaman vermek istemiyorum ama çok fazla verildi. Buradan da hatırlayacaksınız açlıktan öldürüldüğü üzerine egzajere edildi. Kamuoyuna böyle lanse edildi, açlıktan öldürüldü diye. Neydi açlıktan öldürülmesine dayanak? TPN, İngilizcesi TPN diye kısaltıyorlar herhalde. denilen bir multivitamin lipit dedikleri yağ desteği olan bebeklere bir mama kürü gibi bir şey var. Bunun verilmemesini sebep gösteriyorlardı. İkinci maddeleri de dosya açık, 26 sayfa uzman görüşü. Ben herkese bunu söylüyorum, dosyaya bakabilirsiniz. İkincisi de aspirasyondan yani boğazına mama kaçması sebebiyle bebeğin öldüğü ve dolayısıyla bir genç bir hemşire kızın, sorumlu hekiminin de rahmetli İlker abimin bundan mesul olduğu söyleniyordu. O uzman görüşüne göre. Ama çok ilginç bir şey oldu Sayın Vekil. Olmuş. Biz aylardır bu evrakları istiyorduk, bulamamıştık. Yani biz talep ettik ama sağ olsun mahkeme bu konuda hiç hakkını yemeyeceğim. İlk duruşmada talep etti. Üçüncü duruşmadan bir gün önce, 17 Şubat’ta şu evraklar girdi. 2009’dan beri uygulanan bir sistem var. Türkiye Cumhuriyeti dahilinde 0-365 günde herhangi bir bebek öldüğü zaman büyük şehirlerde ilçe ilçe, küçük şehirlerde il merkezli bir komisyon toplanır, kurul. Yenidoğan bebek ölümlerini izleme kurulu. Ve bunlar o bebek ölümlerini evraklarını önlerine alırlar, bir rapor yayınlarlar. Buna da bebek ölümlerini izleme kurulu raporu denir. Her ne kadar bakanlık bunun bir rapor değeri yok dedi, öyle kanaat tensip buyurdular. Ben yönetmelikte okudum, rapor diyor buna. Ben rapor demek zorundayım o yüzden hani bakanlıktan ve bakandan özür dileyerek. Bu raporlar bebek öldükten bir ay veya müteakip ayda herhalde bir sıraya alıyorlar. Bir iki ay içerisinde yayınlanmış raporlar, yazılmış. Yabancı bebeklere yapılmıyor. Dosyamızın konusu 10 bebeğin 6 tanesi Türk. 6 Türk bebekle ilgili bu rapor yazılmış. 5’iyle ilgili önlenemez ölüm denmiş. Bir bebek, işte bu Karakoç bebek. Onun için de doktorlar, hekimler 5-6 tane imza vardı tam sayısını hatırlayamıyorum. Neontolog, çocukçu, pratisyen bir ekip. Yani ilçe sağlığının, il sağlığının, bakanlığın tertip ettiği bir ekip bu. Bu kuruldakiler demişler ki önlenebilir diyemiyorum, önlenemez de diyemiyorum, karar verilemedi diyorum. Demiş ve görevini yerine getirmişler. Bence bakanlık da burada görevini sonuna kadar layıkıyla yerine getirmiş. 2009’daki yönetmeliğe uygun olarak karar veremedim demiş ve dosyayı Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş. Demiş ki ben burada bir şüphem var, bu önlenebilir mi önlenemez mi diye. Ve bu noktada tabii ki bütün avukatların, bu dosyadaki sanıkların beklentisi, tüm hukukçuların beklentisi olan şeyi yapmış Bakırköy savcılığı haklı ve doğru olarak otopsi yapmış. Otopside de varılan netice, öncelikle bebek ölümü gibi hassasiyet içeren bir konu. Bir de demişler ki 1. İhtisas Kurulu’na çıkartın, 6 profesör, 3’ü doçent ve uzman, 9 doktor hekim tarafından Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde bir şüpheli ölümle ilgili karar verebilecek en üst merci olan Adli Tıp 1. İhtisas Kurulu’na bir rapor yazmış. Rapor da demiş ki, bağırsak perforasyonu, Ve buna bağlı pnömoni Yani, ameliyat olmasından dolayı bir yüksek ateş. Peki, hani sahte olduğu iddia edilen veya bebek öldürdüğü iddia edilenlerin danışman hekimlerini yapan İlker Gönen’in, o bebeğin sorumlu doktoru Sanık Dursun Hoca’nın, ismini vereyim, bunların iddiası neydi? Bağırsak perforasyonu ve pnömoni. İkisi de birbirine alakalı, sebep-sonuç ilişkisi içeren şeyler. E peki açlıkla ilgili iddia. Otopsi işlemini siz mesleğiniz, hekimliğiniz sebebiyle daha iyi bilirsiniz. Deri kesiti de alınıyor. Lipit eksikliğinden bahsedilmemiş, multivitamin eksikliğinden bahsedilmemiş. Yani bebeğin beslenmesiyle ilgili hiçbir problem yok otopside. İkinci iddia aspirasyon. Çünkü neden? Onu da anlatacağım birazdan. Aspirasyon olsaydı, boğazda mama kaçsaydı, soluk borusunda herhangi bir mama kalıntısı, herhangi bir tıkanma, akciğerle ilgili bir problem yok. Konu tamamen bağırsak perforasyonu ve buna bağlı gelişen yüksek ateş vs. Peki o aspirasyon nereden geliyor? Tecrübesiz genç bir hemşire, o dönem yıllık izinde olan sorunlu hemşiresini arıyor. Bu bebeğin vefatından sonra. Tape dinliyor tabi ki soruşturmayı yürüten polis ve savcılık makamı diyor ki kız sorumlu hemşiresine aspirasyondan ölmüş diyor. E şimdi soruyoruz, mahkemede soruyor. Sorumlu hemşire diyor ki ben tatildeydim bana kız öyle söyledi. Ama sonra öğrendim ki diğer telefon görüşmelerinde de zaten öğrendim ki aspirasyonla konunun ilgisi yokmuş. Ama o tapeler dosyada var mı? O tapeler dosyada yok. Ham kayıtları istedik biz. 25 Aralık’ta ham kayıtlar imha edilmiş. Neden imha ediliyorsunuz? Çok açık söyleyeyim, bir yandan da adil yargılanmadan bahsediyoruz. O kızcağızlar gençlerdir. İnternet üzerinden de konuşabilirler. WhatsApp, FaceTime, Instagram, Facebook, Twitter. Yani onlar da kayda düşmüyor mesela. Ya bu insanı suçlu yerine koymaya yeter mi? Genç bir hemşire, tecrübesiz bir hemşire sorumlu hemşiresini arayacak. Aspirasyondan ölmüş diyecek. Bu gerçek değil, bu doğru değil. Ama siz bu tapeyi dinleyip, hekim olarak, 3 hekim, ben onlara duruşma salonunda yemin bozan diyordum. Artık salonlarda başka bir sıfatla hitap edeceğim. Kürsü dokunulmazlığı çerçevesinde. Ama benim rahmetli İlker abimin, rahmetli müvekkilimin mahvına, akıbetine, ölümüne belki sebebiyet olan raporu yazanlar, genç, tecrübesiz bir hemşirenin bir tape yorumuna, hiçbir tıbbi evrak okumadan, hiçbir tıbbi evraka itibar etmeden kanaat getirecekler. Bu insanları da bebek katili diye toplumun önüne atacaklar. Yani Türkiye Cumhuriyeti tarihinde herhalde bu kadar dezenformasyon olmuş, bu kadar haksızlık içeren bir dosya olmadığı kanaatindeyim ben. En somut örneklerinden birini verdim.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bu noktada tekrar sözü Sema Kızılarslan’a bırakıyoruz. Siz geçtiğimiz günlerde bir tweet attınız. Mustafa Kemal Zengin’le ilgili önemli bir iddiada bulundunuz. Burası önemliydi çünkü bu meselenin en yoğun, çarpıcı bir şekilde tartışılması bu görüntülerle başladı. Aslan yürekli savcı kendisine tehditler yağdıran kişiye rağmen bu davayı başlattı, manşetiyle başladı. Ne diyorsunuz bu konuda, neler oldu?
Sema Kızılarslan: Evet söylediğiniz gibi yani savcıyı tehdit eden Mustafa Kemal Zengin bu davanın belki de böyle en göz alıcı olaylarından biriydi. Dava başlamadan önce en göz alıcı, herkesin dikkatini çeken adamdı. Şöyle bir şey öğrendik geldiğimiz süreçte Tuğçe Toptemel’in ailesinin isteğiyle Mustafa Kemal Zengin’in gidip bu dava soruşturmasını hazırlayan savcıyı tehdit ettiği ve Tuğçe’yi bırakması gerektiğine dair hepimizin izlediği o videodaki adamın bir dolandırıcı olduğunu gördük. Kendisi Trump’la, Merkel’le fotoğraflarını photoshoplayıp koymuş ve böyle bir dolandırıcılık hizmeti oluşturmuş. Türkiye’deki hukuk sisteminin son yıllarda böyle girdiği çıkmazı kendince bir para ilişkisine döndürmeye çalışmış. Savcılarla işte para ilişkisi kurabiliyorum, benim çok üst tanıdığım insanlar var, istersen birilerini çıkarabiliyorum gibi bir algı oluşturarak Buradaki hemşire adına, sanki onun ailesini tanıyormuş gibi yaparak gidip savcıyı tehdit ediyor. Şu aşamada öğrendiğimiz şey, bu adamın İbrahim Kalın, Selçuk Bayraktar, Fatih Terim, Orhan Gencebay gibi isimlerle bir girişim platformu kurduğunu söyleyip bunun haberlerini, PR haberlerini böyle yerel birkaç tane gazetede, internet sitesinde yaptırdı ve kendini çok böyle nüfus sahibi biri gibi göstererek.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bütün bu fotoğraflar, photoshop mu İbrahim Kalın ile olan fotoğraflar?
Sema Kızılarslan : Evet gerçek değil yani fotoğraflar. Lurduğu bir girişimcilik var. O girişimcilik logosunun etrafına da İbrahim Kalın’ı koymuş, Selçuk Bayraktar’ı koymuş, Orhan Gencebay, Fatih Terim, Naci Görür, yani böyle her kesimden herkesi alarak bir güven inşa etmeye çalışmış ve dediğim gibi yani hukuk sistemindeki böyle son zamanlardaki o çürüme hepimiz duyuyoruz yani işte savcıların işte para karşılığı, tahliyeler verdiği gibi. Bu tarz bir açığı kendince girişime döndürmüş, bir dolandırıcılık faaliyetine döndürmüş. Ama mesele şuraya bağlandı günün sonunda. Biz de bu videoyu izlediğimiz zaman, herkes, bütün kamuoyu izlediği zaman, ya bunlar nasıl insanlar, ne kadar tehlikeli insanlar, aslında ne kadar da derin insanlar ki savcıyı bile sevk ettiriyorlar. Savcıyı bile öldürmeyi, tehdit etmeyi göze alabiliyorlar. Çok derin ve çok nüfus sahibi, çok derin bağlantıları olan köklü bir çete gibi bir imaj çıktı ortaya. Herkes meseleyi böyle okudu. Ama günün sonunda görüyoruz ki Mustafa Kemal Zengin’in bu sanıklarla hiçbir alakası yok. Sanıkların aileleriyle de bir alakası yok. Hapishaneleri geziyor. Yanında bir tane avukat bir kadınla birlikte ailenin bu dosyada epeyce konuşulan isimlerden biri dosya öncesinde de konuşulan isimlerden biri ama herhangi bir bağlantısı yok yani ailelerin de böyle bir isteği ki hani belki bir tanesi belki birkaç tanesi bu hikayeye inanmış bile olabilir yani bir umut olarak inanmış bile olabilir ama buna dair de elimizde bir şey yok adamın tamamen kendi inisiyatifiyle dosyada en kolay tahliye edilebilir olan hemşire Tuğçe’nin gözüne kestiriyor bunu ve bu kolay tahliye edilebilir. Ben de buradan kendimce bir PR yapabilirim ve daha sonrasında diğer sanıkları da ailelerini de bu şekilde etkileyebilirim diye bir yol yöntem izliyor. Yani çok ibretlik. Burada yine yani medya ve medyanın etiği tartışmasına ben tekrar geri döndüm bu haberi yaptığım zamanda da çünkü hepimiz dediğim gibi şunu düşündük yani çok köklü bir çete çok nüfus sahibi ve çok güçlü bir çete çok derin bağlantıları olan bir çete ki savcıyı bile tesis ediyorlar gibi bir yere vardık. Aslında hikayenin bugün geldiğimiz noktada aylar sonra böyle olmadığını görüyoruz. Adamın kendi kendine bir dolandırıcılık faaliyeti işlediği ve bir fırsat yakaladığını düşünerek kendince bir dolap çevirdiği ortaya çıkıyor yani.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sayın Aydın Mantar’a tekrar dönelim. Şimdi bu soruşturma bir şekilde Sağlık Bakanlığı daha sonra işte emniyete yansıyor ve bu meyanda iddialar şunlar, Fırat Sarı, İlker Gönen bir organizasyon kurdu ve hastanelerden yeni doğanın ünitelerini kiraladı ve kendi hastanelerine yoğun bir akış sağlamaya çalıştı. Birtakım kişilerle anlaştı. Gıyasettin ve Emrah isimli kişiler buralarda aracılık yaptı. Bir akış sağlandı. Bebekler gitmesi gereken yerler yerine bu özel hastanelere gitti. Oralarda bir çeteleşme vardı gibi bir iddia ve ardından da ilk önce dolandırıcılık diye başladı ve ardından da illiyet bağı kuruldu ölümlerle ve o suçlama daha da vahim bir hal aldı. Peki bütün bunlar olurken Sağlık Bakanlığı ne yapıyordu? Yani Sağlık Bakanlığı bu tür bir meseleden haberi yok muydu? Sağlık Müdürlükleri neler yapıyordu? Çeşitli denetçiler vardı. Bu veya başka meseleler, hastaneler, özel hastaneler… Sağlık Bakanlığı ne yapıyordu bu alanda? Ne dersiniz?
Aydın Mantar: “Şimdi sayın vekilim öncelikle bu dosya üzerinde bir de bir dosya üzerinde konuşmak lazım. Bir de genel belki sağlık piyasasının camiasını konuşmak lazım. Bu dosya üzerinde şunu söylemeliyim. Bu dosyanın sıfır noktası o dönemin İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü özel hastaneler denetim sorumlusunun ifadesiyle başlıyor. Yani bir ihbarcı var. İhbarcı diyor ki, ihbarcı bu arada hemşirelerden bir tanesi. Ve bu hemşire erkek bir hemşire. Bu hemşire arkadaş da hatta duruşma sonucunda şöyle söyledi, bir gülümsemeyle de söyledi. Onu da söylemek zorundayım. Belki Sema Hanımın da dikkat etmiştir. Yani duruşma vardır orada. Dedi ki: “Bebek ölümü falan yok hani ben abarttım bunu egzajere ettim dikkat çekmek için yaptım.” ihbarında bundan bahsediyordu. Yani diyor ki bebek ölümleri var hani gerek ölümleri var derken şundan bahsediyor işte hani bebek ölümüne de vesile olmuyor ama aslında işte Fırat Sarı böyle bir şirket kurmuş İlker Gönen ile birlikte bu işi yapıyorlar diyor. Bunu Mart 2023’te söylüyor. Mayıs 2023’te soruşturmanın sıfır noktası o dönemin İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü özel hastaneler denetim sorumlusu. Mali Şube çağırıyor gel bir anlat bize diyor bu olayı. O da diyor ki Evet diyor, Fırat Sarı ve İlker Gönen ile ilgili ben böyle duyumları biliyorum ve ben bunları biliyorum diyor. Yani bu bahsedilen hastanelerde böyle işte danışmanlık, işletme buna ne derseniz değil. Ben suç olmadığı kanaatindeyim. Bu benim şahsi görüşüm. Müvekkil Fırat Sarı, müvekkil İlker Gönen nezdinde de bunun böyle olduğunu düşünüyorum, diliyorum da. Bir suç ikrarı da değildir hiçbir zaman ama işletme danışmanlık bunu biliyorum diyor. Ocak 2023’te yaptığım denetimlerde zaten diyor bu bahsi geçen hastanelerde de diyor eksiklik vardı. Bunların olduğu iki tane hastane ismi geliyor aklıma diyor iki tane hastane ismi söylüyor. Ama ne ilginç ki o iki hastane bu soruşturmada yok. Çünkü yanlış hastane ismi bir tanesi. Bir tanesi daha önce danışmanlık verilen ismini vermeyeceğim hastanelerin. Fırat Sarı tarafından. Hani bu arada İlker Gönen’i biraz ayrı tutmak zorundayım. O 16 ay çalışmış Fırat Sarı’nın yanında. Fırat Sarı’nın şirketi biraz daha uzun süredir bir şirket. Peki, ben burada mahkemede, benim mahkeme tutakları sabit ısrarla şunu istedim. Ocak ayının, Ocak 2023’ün denetim raporlarını getirin. Ne eksiklik tespit ettiniz? Bu tespit ettiğiniz eksiklikler bebek ölümüne vesile olacak şeyler miydi? Bu insanlar bebek katiliyse. Eğer böyleyse neden Ocak’ta müdahale etmediniz? Mart ayında histerik bir cimer şikayetine ihtiyaç duydunuz. Mayıs ayında geldiniz, 5 ay önceyi işaret ettiniz. Yani ben bu sorunun cevabını anlayamadım. Ben o dönemin bahsedilen özel hastaneler denetim sorumlusu bürokratın da mahkemeye getirilmesini talep eden kişiyim. Talep ettim, getirin dedim. Hala getirilmedi. Her duruşmada ediyorum, etmeye de devam edeceğim. İlk ifadesinde ne söyledi? Yani niye bunu söyledi? Söylediği şeyin anlamı neydi? Ben anlamaya çalışıyorum. Çünkü kafalarda şu mu vardı? Ya burada bir usulsüzlük var. Ama bu küçük bir şey mi? Göz ardı ediyorduk mu? Eğer böyleyse bu insanlar toplumun önüne niye bebek katili olarak atıldılar? Eğer bu dolandırıcılık eylemi ise bunun hukuki münazarasını yapmak yanlış anlamayın bize yakışır. Yani savcılık makamı iddianamesini hazırlar. Mahkemenin önünde biz de anlatırız. SGK nitelikli dolandırıcılıktan kastım SGK’yı zarara uğratmak suretiyle. Yani SGK’nın bir zararı var mı? Yapılan işlemler daha fazla para kazanmak için mi değil mi? Bunu konuşuruz. Ama bu insanlar başka bir şeyle ortaya atıldı ve Rahmetli İlker Gönen’in ikinci duruşmaydı zaten, iki duruşmaya katılabildi maalesef. İkinci duruşmasının savunmasını ben bir söz söyledim, basına da biraz yansıdı. Bazı makamlarda belki daha doğru bilgi vermek gerekir. Yani bu çeteyi kontrol altında tutuyorduk cümlesi çok doğru bir cümle değil. Aslında gerçek şu, bebek ölüyor ve denetim gönderiliyor. Yani epikrizleri almak için vs. Zaten o epikrizleri alınıyor ki. Ama otopsi yapılmıyor. Yani hukuki bir isnat için, illiyet için otopsi gerekir. Ama bunu yapmayıp denetim gönderiliyor. E o zaman da herkesin aklına aynı soru geliyor. Madem bebek öldürüldüğüne emindik. İdarece, savcılıkça o zaman neden müsaade ettik bir sonraki bebeğin ölümüne? 10 bebek ölümünden ilkiyle sonu arasında yaklaşık 6 aya yakın.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki bunlara ne cevap veriyorlar sizce? Verilen cevaplar tatminkar mı?
Aydın Mantar: “ Ben açıkçası o dönemin en azından ilk ifadeyi veren, soruşturmaya yön veren, ifadeyi veren bürokratın getirilmesini, tanık olarak beyanlarının sunulmasını. En başta verdiği Mali Şube’ye ifadesi var. Çünkü ben gerçekten bir vatandaş olarak da bu dosyada bir savunman olarak da bunu öğrenmek istiyorum. Yani Ocak 2025 çünkü aynen ifadeyi bakın ben hazırlığımı da yapmıştım. Yani bahsettiğim kişinin 22 Mayıs 2023 tarihli ifadesinden aynen söyleyebilirim. “2023 yılının Ocak ayında yapmış olduğumuz hastane denetimleri esnasında bazı özel hastanelerin yeni doğan yoğun bakım ünitelerinde doldurulması gereken defterlerin doldurulmadığını gördüm. Ayrıca bebeklerin dosya üzerinde gösterilen sağlık durumları ile fiili sağlık durumlarının uyuşmadığını, örneğin entübe olarak kayıtlı gösterilen bebeğin gayet sağlıklı ve nefes alabilir durumda olduğunu gördük. Durum hastane etkilerini sorduk vs. diyor. Ben 112 acil sağlık başhekimliği yaptım diyor. Burada görev yaparken kulağımıza para karşılığında hastaları sürekli aynı hastanelere yönlendirildiği Dduyumlarını alıyorduk diyor. Bakın burası Sayın Vekilim o kadar önemli ki. Çünkü bu ifade sıfır noktası 17 Mayıs 2023 ama 2024 yılında dosyanın açılmadan bir iki ay evvel, Sağlık Bakanlığı teftiş kurulu bir rapor yayınlıyor. Bu bebek ölümleriyle ilişkin kısma asla katılmıyorum. Birçoğuna da katılmıyorum raporun ama raporun 8. sayfası, ezberden söyleyeyim, olması gerekiyor. Şunu söylüyor, biz ASKOM personeli yani bu 112 sevklerinin yapıldığı merkez Üsküdar’dadır. Aylarca bu dosyada 47 sanık fiziki takip, baz kaydı takibi, HTS takibi, dinleme takibine tutulmuş. Üsküdar’ın önünden geçen yok. Bir ASKOM personeli, hayırlı cumalar mesajı atan, hayırlı cumalar araması yapan yok. Hiçbir şekilde ASKOM’la ilişkilendirilme yok. Zaten yok. Yani bulamamışlar. Bakanlık da demiş ki teftiş kurulunda, Ben 112’deki ASKOM personeli tek tek inceledim. En çok sevk yapanları inceledim. En çok sevk yapılan özel hastaneleri inceledim. Bu dosyada söylediğiniz hastanelere bir tane bile fazla sevk yok, usulsüz sevk yok demiş. hiçbir hastaneye fazla bebek sevk edilmemiş ama 112 başhekimliği yapmış özel hastaneler denetim sorumlusu her nedense bu tecrübede sahip olmasına rağmen diyor ki böyle duyumlar alıyorduk duyuyordum diyor halbuki bakanlık teftiş kurulu diyor ki bu hastanelere fazla bebek yatırılmıyordu 112 usulsüzlüğünü iddia şöyle ediyor bir cümle sonra devam ediyor diyor ki bir doktor başka doktor adına hasta kabul ediyordu Biz de doktorların savunmalarıyla sınırlıyız ve bence çok makul bir açıklama, çok makul. Bu dosya sebebini, piyasayı da öğrendiğim için. Bu aslında sevk sürecini hızlandırmaya çalışılan bir iyilik, bir yardım. Çünkü her doktor her an telefonu açamayabiliyor.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Burada bir Kaya bebek meselesi var. 112 atlanarak bir hastaneye götürüldüğü iddia ediliyor. Fakat siz sanırım 112’nin defalarca arandığını ve netice alınamayınca bir şekilde bebeğin diğer hastaneye götürüldüğünü tespit etmişsiniz.
Aydın Mantar: Sayın vekilim, şimdi bunların hepsi 17 Ocak’ta giren evraklar. Çok özür diliyorum, şuradan da evrakı almaya çalışıyorum aşağıda. Kaya Bebek’le ilişkin dediğiniz evraklar burada. Bu evraklardan ben size aşağı yukarı şeyi söyleyebilirim. Yani bu bebekle ilgili evet bir usulsüz sevk varmış gibi lanse edildi. İddianameye de böyle girdi maalesef. Maalesef. Bir bebek daha var. O biraz daha uzun artık. Detayını anlatmayacağım. Siyahi bebek. Hele onda öyle bir garabet var ki orada hastane sayısı daha fazla aranan. Burada da tek tek hangi hastanenin arandığı 112 kayıtlarından dosyaya girdi. Yani bu bebeğe yer bulabilmek için 112 elinden geleni yapmış. 112 personeli sınırlı ellerinde yapacağı. Arıyor. Kabul ediyor musun? Etmiyorum diyor. Oradaki sorumlu doktor, nöbetçi doktor. Doktorun, hekimin sözün üstüne de bir hastanede söz söylemek mümkün değil. O kararı o verecek. Hastanın yatağı yok diyor. Bakamam ben bu hastaya diyor. Vaka reddedildi. Zannediyorum 21 tane olması lazım. Burada 21 tane hastane reddetmiş. Aynı şekilde Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Hasta Nakil Bilgisi, yine bu evrakları ben, bu açık dosyadır. Hasta Nakil Bilgisi evraklarıdır. Bu evraklarda da hastanın en son yer bulamadığı için tedaviyi ret ile orada adı geçen hastanenin ambulansıyla ama protokol numarasıyla gönderildiği yazıyor. Yani 112 bertaraf edilmemiş. Yani 112’nin iradesine sakat bir durum yok. SGK’nın iradesine halel getirilmemiş. Yani bakanlığın iradesine halel getirilmemiş. Bakanlık bu çocuğu sevk etmeye çalışıyor. Ama sevk edemiyor. Ne devlet ne özel kabul etmiyor. Çocuğun bulunduğu hastanede yoğun bakım yok. Esenyurt’ta bir cerrahi tıp merkezinden dönme bir yer yoğun bakım yok. Bu çocuğun bir yere gitmesi lazım. Dolayısıyla bu çocuğun sevkini hızlandırmaya çalışmak hani usulsüzlük sevki, çünkü bakanlık oraya bağlıyor, teftiş kurulu raporu öyle diyor. Diyor ki bir doktor başka doktor adıyla hasta kabul etmiş. Halbuki bunlar çalışma arkadaşı. Yani kimse kimseye itiraz etmiyor. Duruşmada da söylüyorlar. E bu süreci hızlandırmak, 7-24 telefon açmak en fazla bebeğe iyiliktir. En fazla. Sevk sürecini hızlandırmaktır. Bakın ben çok ilginç bir dosya sundum sayın vekilim. Bunu da söylemiş olayım buradan. Açık dosyaya bir evrak sundum ben. Kanuni Sultan Süleyman Hastanesi’ndeki ortalama sevk sürelerini. Ortalama 4-5 saati buluyor neredeyse. Neredeyse, benim ulaşabildiklerim. Tek tek, isim isim, ulaşabildiklerim. Ben bunları talep ettim, bunlar girmedi dosyaya. Ben fiziki olarak ulaşabildiklerime. Bu sevk süresinin kısaltılması, çoğu zaman hayat kurtarır. Bu tapeler servis edildi, egzajere edildi, tıklandı, görünür oldu, para kazanıldı. Maalesef izlenildi, reyting arttı. Bir tapeden bahsedeceğim. İsmini verdiğim için kendisinden özür diliyorum. Meslektaş arkadaşı vefat etmiş. Bana kızmayacaktır. Bir tapesi var. Dosya sanığı da değil, tanığı da değil. Esra Ağırgöl. Bir hekim. İlker Gönen’i arıyor. Rahmetli merhum abimi. İlker böyle böyle bir çocuk var, çok üzülüyorum alır mısın diye, alabilir misiniz diye. İlker diyor ki, alırım diyor, bir yere alacağım, şu hastaneye alacağım diyor, çocuğu yaşatabilmek için. Esra Hanım bir hekim olarak, Allah senden razı olsun diyor, yani o telefonda 10 kere teşekkür etmiş tapelerde. Yani bir kişi de o tapeyi yayınlamalıydı. Bir kişi de en azından o tapeyi. Yani burada bu insanlar, dolandırıcılık faaliyeti veya para için değil, İnsanlık için de bunu yapıyorlar aslında. Burada sevk edilemeyen bebekler var. Sevk yeri bulamayan bebekler var. Bu bebeklerin yaşama umudu için bu yapılan aslında belki bir açık kapatmaktır. Buradan maddi menfaat, ufak maddi menfaat elde eden birisi var mıdır? Vesile olan aracılar. İddianamede de var kendi kabul ediyor, iddianamede olmasından ziyade sanık. “Bu hastanın hani sevkinden belki para kazanmıştır.” Bu etik olmayabilir ama bu o çocuğun sevkini kabul eden doktoru ne katil yapar ne kötü bir yapar ne dolandırıcı yapar. Dolayısıyla Kaya bebek özelinden söyleyeyim, yani bir sevk ile ilgili bir usulsüzlük var. Tam tersi 112’nin bütün evrakları dosyaya girdi. 112’ye defalarca bu bebeğin sevki için Esen Can denilen Esen Ortak Tıp Merkezi, yani yoğun bakım olmayan bir hastane, küçük bir hastane defalarca başvuru yapmış. 112’de, 21 saydım hızlıca, 21 civarı bir hastaneye İstanbul’daki devlet hastanesi çoğu başvuru yapıyor ama onlar yer olmadığı için alamıyor. Nihayetinde de Fırat Sarı’nın danışmanlık verdiği bir hastaneye gidiyor ve maalesef orada vefat ediyor bebek üzülerek. Ama bu sevk süreci de sanki şüpheliymiş gibi kamuoyuna da iddianame de öyle lansedildi.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sema Hanım’a tekrar dönmüş olayım. Yani bir hantal, yetersiz, kamusal sağlık hizmetlerimiz var. Bu apaçık ortada yetmiyor. Özel hastanelerde bir artış var. Sevklerde büyük sıkıntılar var. Böyle bir ortamda belli bir aracılık müessesesi olduğunu görüyoruz. Sevklere yardımcı olduğunu söyleyen, kolaylaştırıcı olduğunu söyleyen insanlar çıkıyor ve ardından da daha büyük iddialar geliyor. İkinci basamakta yatabilecek bir hastanın üçüncü basamakta yatırıldığı iddiaları var. Bütün bunlarla ilgili durumlara ne dersiniz? Nasıl baktınız? İlk önce size soralım daha sonra Aydın Bey’e soracağım.
Sema Kızılarslan: Dediğim gibi bu iddianameyi okuduktan sonra doktor arkadaşlarımla tabi onların zaman zaman dertlerini dinliyorduk, bazen haber de yapıyoruz ama bu iddianameden sonra da ayrıntılı bir şekilde konuştuk. Gerçekten sağlık alanında, aslında Türkiye’nin her alanında yani şimdi bunu izleyen izleyiciler de kendileri çalıştıkları alanı düşünsünler. Ben medyayı biliyorum, medyada bir sürü. Olmaması gereken iş oluyor. Sağlık alanında da böyle ama sanırım sağlık alanında biraz işler gerçekten rayından çıkmış durumdaymış. Arkadaşlarımla, doktor olan, hemşire olan arkadaşlarımla konuştuğumda anladığım şey bu. Bu iddianamenin, bu dosyanın bize anlattığı şey de aslında özet olarak bu. Gerçekten bir şeyleri kontrol etme mekanizması tamamen elden herkesin kendince bir sistem oluşturduğu ve o sistemsizliğin içerisinde, daha demin Aydın Bey’in de söylediği, aslında belki de iyi bir şekilde, iyi bir sonuç alınan bir sistem kurulmuş ama herkesin kendi başına bir şeyler yaptığı, herkesin kendi olduğu mekanda bir sistem kurduğu, süreç var. Yani sağlık evet yani geçenlerde Sağlık Bakanı bir yayına katıldı ve Türkiye’nin sağlık sisteminin dünya standartlarının üzerinde olduğu, yenidoğan bebek ölümleri davasının gerçekten bir istisna olduğunu yoksa sağlık alanında bir sorun olduğu için değil de bu çete gerçekten çok istisnai bir durumdu gibi bir açıklama yaptı ama bilmiyorum. Herkes çok da uzağa gitmesine gerek yok. Kendi hayatını düşünsün yani. Ben de mesela bir doktora hastaneye randevu alacağım zaman bir ton sıra bekliyorum. Hastaneye gitmek ayrı bir dert. Hastanedeki prosedürleri işletmek ayrı bir dert. İşte MR çekeceksen ya da işte tomografi çekeceksen bir yıl sonrasına yani çok yakın bir zamanda yaşadım. Bir yıl sonrasına verildi yani randevu. Gerçekten sıkışmış bir sistem var. Anlattıkları kadar iyi değil demek ki tablo sağlık alanında. Özellikle İstanbul’da özel hastanelerin sayısı arttı ve sayısının artması da bu denetimsizliklerin, içerideki usulsüzlüklerin, erişebilirliğin zayıflaması sonucuna bizi getirmiş gibi görünüyor.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Burada Sema Hanım, bir de 2016’da ola bir soruşturma var ve kapatılmış. Siz son birkaç cümle ile buna da değinmek ister misiniz? Bugünün hadisesi değil gibi, yılların bir sistem bozukluğu var gibi, 2016’da bir soruşturma açılmış ve hiçbir şey yok denilerek kapatılmış, buna ne dersiniz?
Sema Kızılarslan: Evet, Süleymaniye davası olarak geçen dosya. Bunda da aslında gördüğümüz şey yine sağlık sisteminin bir şekilde işini yürütemediği ve orada doktorların, hemşerilerin kendilerince sistemsizliğin içerisinde bir sistem kurarak bu işi çözmeye çalıştıkları ve zaman zaman prosedürün dışına çıktıkları, sağlık hukukunun dışına çıktıkları, usulsüzlüklerin yapıldığı bir hal almış ve dosya çok çabuk kapatılmış. Bunu görüyoruz. Birkaç tane yenidoğan davasında adı geçen doktor ve hemşirelerin de ismi var bu davada. O da bir dönem haber yapıldı. İşte aslında burada başlayan sonra devam eden bir şey gibi. Ama gün sonunda baktığımızda çok iki farklı dosya, dava olduğunu görüyoruz. Tam Süleymaniye soruşturması da yine sağlık sisteminin yeni bir şeyi değil. Neredeyse 10 sene olacak bu dava açıldığından beri. Sağlık sisteminin çöküşünün göstergesi. Herkes dediğim gibi kendi hayatındaki şeyi düşünsün. Ben bazen şunu düşünüyorum, gerçekten ciddi bir sağlık problemi yaşasam ya da ailemden biri, tanıdığım biri yaşasa, kanser gibi çok ciddi bir sağlık problemi yaşasak ne yapacağız? Para da yoksa mesela ne yapacaksın yani? Devlet hastanelerinde çözemeyeceğin kadar girift ve zor bir prosedür, zor bir erişebilirlik var. Anlattıkları kadar, hem Sağlık Bakanı’nın hem de iktidarın anlattığı kadar iyi ve güzel, iç açıcı bir tablo yok. Demek ki bir yerlerden sistem kendini dışarı veriyor. Bu dava da bir önceki davanın göstergesi olarak karşımızda duruyor ne yazık ki.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki burada Sayın Aydın Mantar söz sizde. Başka önemli iddialar var. Birinci basamakta yatabilecek bebeğin, üçüncü basamakta yatırıldığı veyahut da bu konuda bir organizasyon kuruldu. Bunun içinde şoförün, yenidoğan doktorunun, hemşiresinin olduğu ve sevk sorunu yaşayan bebeklerin birtakım konuyu bilen kişiler tarafından hızlıca anlaşmalı hastanelere sevk edildiği yönünde önemli iddialar var. Bu konularda ne dersiniz?
Aydın Mantar: Şimdi özetle son cümlenizden başlayalım. Bir bebeğin bir yenidoğan yoğun bakıma hasta olarak alınmasının yani zaten bakanlık diyor ben demiyorum 112’den bir haler getirerek mümkün değil. Peki nasıl burada hasta arttırabilirsiniz? Yani şu an müvekkil Fırat Sarı bu hastanelere bu danışmanlık hizmetini verirken nasıl bir verim veriyordu ki hastaneler bunlara bir ücret yani Fırat Sarı’ya bir ücret ödüyordu. Veya bu sistem bir tek Fırat Sarı’da mı var yani aslında belki bütün doktorlar bir işletme haline getiriliyor. Her doktora şirket kurduruluyor. Fırat Sarı’ya da kurduruluyor kendi beyanıdır. Diyor ki: “Benim böyle bir fikrim yoktu, bana tavsiye ettiler. Böyle bir şey var piyasada dediler, şirket kur dediler, danışmanlık verebilirsin diğerlerine sen çünkü iyi bir doktorsun dediler.” Bu hastayı nasıl temin edebilirsiniz? Birincisi hiç kimsenin az önce bahsettiğimiz Kaya bebek, gibi hiçbir yerin kabul etmediği çocukları kabul edebilirsiniz. İki, tıp merkezinde yenidoğan yoğun bakım yoktur. Ama doğum vardır. Yani mevzuatta bir problem yok. Ruhsatta bir problem yok. Oradaki riskli gebelikleri takip edersiniz. Oradaki riskli gebelikler her yoğun bakım için belki hasta adayıdır. Bu hastanelerde en büyüklerinde dahi hasta temsilcilikleri var. Zaten onlar da bu işleri yapıyorlar. İşte iletişime geçiyorlar. Onu arıyor, onu arıyor, onu arıyor. Bizim dosyamızdaki o ambulans şoförü olan Gıyasettin bir tane ASKOM personeliyle görüşmemiş, bir tane 112’ciyle görüşmemiş. Bu işi yapmış. Kendi de zaten açık açık diyor ki evet ben bu doğru değildi ama bunu yaptım. Yani iyilikte yaptım bebeklere. Sevk süresini hızlandırdım az önce anlattığım gibi. Ama bunu yaptım. Bunun karşılığında bir para aldım. Ama dediğim gibi bu para ne bebek ölüm anlamına gelir, ne bence SGK dolandırıcılığı anlamına gelir. Benim bir kanaatim bilmiyorum. Vergisiz bir gelir olarak değerlendirilebilir belki. İkincisinin ilk sorduğu kısmına yavaş yavaş geleceğim. Burada hekimin gri alanından bahsetmek gerekir. Bir hastanenin çok güzel istatistiklerine edindim ben. Fırat Sarı’dan önce ve sonra… Dedim ki, üçüncü basamak yoğun bakıma yatış sayısını ve yatış süresini bana verir misiniz? Yatış süresi %1,5. Üçüncü basamak yatması %1 artış göstermiş. Yani Fırat Sarı’dan önceye göre. Yani o kadar küçük bir artış ki, bunu da çok açık söyleyeyim, bir hekimin gri alanıyla tolere edilebilir bir anlayış. Sonra başka bir hastane, Fırat Sarı’nın uzun süre çalıştığı, ana kadrosunun olduğu hastane, istatistik sundu. Türkiye Cumhuriyeti’nin ortalaması, yani yenidoğan Yoğun Bakım’da yatan ölüm ortalaması %4, 4.5, 5. Devlet Hastanesi %10 özellerde de %2 civarı var. Fırat Sarı’nın %1. Yani Fırat Sarı’nın ölüm oranı, Özel Hastanesi’nin en aşağısında. hani rahmetli İlker abim için o dönem ben böyle bir şey yapamadım çünkü en çok vaka kabul edilen yani birden fazla çocuk yatırıldığı ile ilgili üzülür de anlatırdı bana onların iddiası var onun iddiası vardı hani Kanuni Sultan Süleyman’da çalıştı yıllarca onun için böyle bir istatistik tutmanın doğruluğu yok çünkü onlar çok zor şartlarda çalışıyorlar oradaki sağlık çalışanları müthiş bir kaos içerisinde özetle de şöyle özetleyebilirim devlet hastanesinde veya özel bir tıp merkezinde doğan bir çocuk var yani bunun ölüm riski çok yüksekse siz devlette çalışan bir hekimseniz orada küvezde bulunan çocuklar var yaşatmayı istediğiniz çocuklar var size sevki talep edilen çocuğun örneğin yaşama şansı çok düşük merhum İlker abime sormuşlardı o 500 gram doğan bir bebekle ilgili. O suçlanmıyordu onunla ilgili. Tecrübesiyle sordular. Tecrübenize göre 500 gram bir bebek ne kadar yaşayabilir? Dedi ki 2023 yılı içerisinde 500 gram altında yaşayan Türkiye Cumhuriyeti’de bebek yok. Hani sıfır ve demiş ki maalesef, ben de aynı şekilde maalesef. Yani umarım gelişir tıp. Böyle riskli bebekleri çok büyük özel hastaneler de kabul etmez. Mortalite dedikleri ölüm oranı yükselmesin diye. Devlette ki zaten yoğun, olanı yaşatmaya çalışıyor. Ne yapsın? Olanı yaşatmaya çalışıyor. Yani mortalite riski çok yüksek bir bebeği alıp daha da iş yükünü arttıramaz. Yapacak bir şey yok. Burada da belki biraz daha görece küçük hastaneler bu riski alıyorlar. Ama bu demek değil ki bir bebeği öldürmek, bu demek değil ki SGK’yı dolandırmak, bu bir bebeğin tedavi hakkına ulaşımını sağlamaya vesile olmaktır aslında. Tedaviye hızlı ulaşmaya vesile olmasına çalışmaktır bir anlamda.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Aslında bakanlığın bu sıkışıklığı ortadan kaldırması gerekiyordu ama ortada büyük bir kaos var, sıkışıklık var problemleri var ve burada devreye giren insanlar var. Bu konuda ben doğrudan bir politik sonuca hiç varmadım. Mahkemede de varmadım. Bu benim pozisyonumu da aşar. Mahkeme sonunda şundan bahsettim örneğin; Uzak Doğu ülkelerinde ölüm oranları çok düşük. Yüzde bir diye hatırlıyorum. Altında hatta. Japonya’da, Singapur’da vs. Kuzey Avrupa ülkeleri diye devam ediyor. Yani bizim 3 haneli bir sıradaydık biz en son. Bir üstümüzde Afrika ülkesi var. Yani çok iyi durumda değiliz. Ama bu doğrudan bakanlığın sorumlusu diyemem. Belki eğitimle, belki süreçle, belki bu görece ilerleyecektir. İnanıyorum, umuyorum. Bir vatandaş olarak, ben de bu ülkenin vatandaşı olarak. Ama bu aşamada Bu yaşanan ölüm Fırat Sarı’nın ölüm oranı özel hastanelerden daha düşük. Kendi şahsi sorumlu olduğu baktığı hastalığın ölüm oranı bu ihale bu durumda içinde bulunduğumuz eğitim durumu gelişmişlik ne dersiniz deyin ama bu ihalede Fırat Sarı ve rahmetli İlker Gönen’in sırtına omzuna yüklenemez. Biz bunu anlatmaya çalışıyoruz.
Sema Kızılarslan: “ Önemli bir yayın olduğunu düşünüyorum. Tarihe geçecek bir yayın olduğunu da düşünüyorum. Çünkü şu an bunları konuşmak da çok zor. Epey tepki çekiyorsunuz hem medyada bence siyasi alanda da öyledir eminim ama önemli olduğunu düşünüyorum, çok değerli olduğunu düşünüyorum. Bir nebze, belki bir şeyleri böyle soru işareti koymaya sebep olacak bir yayın olur. Bundan sonraki süreçte de belki medyaya konuşacağımız, medya pratikler açısından konuşacağımız çok öğretici bir sürece vesile olmuş olur. Çok teşekkür ederim davetiniz için.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Dediğiniz gibi önemli bir yayın. Ben öncelikle insan hakları savunusuyum. Bir siyasetçiyim ama insan hakları savunuculuğu kimliğim önde gelir ve biz böyle bir medyatik, yoğun bir ajitasyon, medyatik bombardımanlar, linç etmeler, bunların insan hakları anlayışında, literatüründe oldukça sıkıntılı meseleler olduğunu görüyoruz, biliyoruz. Hakikate ulaşmak benim davam. Ben bir kutuptan bakmıyorum, kutuplaştırmak istemiyorum. İktidar veya muhalefet paradoksuna düşmek istemiyorum. Hakikat neyse onu görmeye çalışıyorum. Meclis’te bir komisyonda çalışıyorum. Olayı araştırıyorum, anlamaya çalışıyorum. Birçok yetkiliye soruyoruz, bürokratlara sorduk, hekimlere sorduk. Şimdi de bu yargılamayı içeriden takip eden siz gazetecilere, hukukçulara soruyoruz. Meseleyi anlamaya çalışıyoruz. Kafalara takılan önemli soru işaretleri var ve bunu da en son geçen hafta Sağlık Bakanlığı’nın önemli bir raporu da teyit etti, altını çizdi. Demek ki şöyle bir sakin kafayla düşünmek lazım. Sakin kafayla düşünmediğiniz zaman insanlar intihar edebiliyor, insanlar damgalanabiliyor. Bunları ben son derece tehlikeli görüyorum. Bu tür intihar vakalarını çok gördüm, çok yaşadım. Bizim için her şeyin üstünde esas olan insandır. Bebeklerin hayatıdır, insanların hayatıdır. Bütün bunlar son derece önemlidir ama ajitasyon, tetikçilik, yargısız infazlara karşıyım. Bunları kabul etmiyorum. Sayın Aydın Mantar, son olarak eklemek istediğiniz bir iki cümle varsa buyurun ve sonrasında programı kapatıyorum.
Aydın Mantar: Vu fırsatı da verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum Sayın Vekilim. Bizim kamuoyunda belki yargısız infaza uğradıysa müvekkillerimiz tabi avukatları da belki çok fazla bu fırsata erişemiyor. En azından meramımı anlatabildiğim için benim artık bundan sonra müvekkilim Fırat Sarı nezdindeki haksızlıkları anlatmaya devam edeceğim ama merhum İlker abimin de ismini temizleyene kadar bu yolda sonuna kadar gideceğimi ben her yerde söylüyorum zaten. Bu yolda da bana bu fırsatı verdiğiniz için ben şahsi olarak da ayrıca teşekkür ediyorum.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Ben de her ikinize teşekkür ediyorum. Değerli izleyenler, bugün de programımızı burada bitiriyoruz. Çok önemli bir konuyu inceledik. Bu önemli konunun sakin, bilimsel ve anlamaya yönelik bir şekilde incelenmesi gerektiğinin altını çiziyorum. Hedef göstermeler, yargısız infazlar, linçler kime yapılırsa yapılsın. Bakın, ben kim olursa olsun zalime karşı ve kim olursa olsun mazlumdan yana geleneğinden gelen bir insanım. O yüzden meselelere ön yargısız sakince ve insan hakları perspektifinden bakmaya çalışırım. Çoğunlukla linçe uğrayan kesimler, grupların uğradığı mağduriyetleri incelerim ve bize her türlü yaftayı yapıştırırlar. Hiç umurumuzda olmaz çünkü en sonunda insan hakları savunucuları kazanır. Bu çok önemlidir ve değerlidir bizim için. Haktır, hakikattir. Siyasi gruplaşmalar, kimlik çatışmaları değildir benim istediğim. Vicdanın kabul etmediği hususlara itiraz etmektir ve hakkın, hakikatin ortaya çıkmasıdır temennimiz.
Bugün de programımızı burada bitiriyoruz. Haftaya, Salı günü saat 21.00’da inşallah tekrar sizlerle birlikte olacağız ve önemli insan hakları konularını birlikte tartışmaya devam edeceğiz. Hepinize hayırlı akşamlar diliyorum efendim, hoşça kalın. İyi akşamlar.

























Yorumlar