14 Temmuz 2026
Bugün 14 Temmuz 2026, Yarın 15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümü ve anması yapılacak ve bol bol hamaset üretilecek boş laf edilecek. Geçtiğimiz hafta gördünüz. Dönemin Genelkurmay Başkanı, sonraki Milli Savunma Bakanı Sayın Hulusi Akar’a defalarca onlarca soru sordum 15 Temmuz hakkında cevap veremedi. Cevap veremedi, defalarca sordum. Cevap vermedi, veremedi. Neden vermedi? 15Temmuz’daki rolü hakkında neden bir defa bile bir şekilde konuşmadı? Neden 15 Temmuz Araştırma Komisyonu’na gelmedi. Neden kendisini davet eden çatı davasında yargılananlar, Akıncı davasında yargılananlar, Jandarma Genel Komutanlığı davasında yargılananların davetlerine icabet edip de bir kez bile mahkeme salonlarına gitmedi? Hulusi Akar kimdir? Hulusi Akar’ın pozisyonu nedir? Neden konuşmuyor? Neden üzerindeki şaibeleri, karanlık noktaları aydınlatıcı bir konuşma yapmıyor?
Ben geçen haftada uzman erbaş yasasıyla ilgili yaptığım konuşmada Sayın Hulusi Akar’a onlarca soru sordum. Tek birine bile cevap veremedim. Yıllardır soruyorum, veremiyor. Peki neden veremiyor? Neden hiçbir yerde konuşmuyor? Konuşunca bir şeylerin ortaya çıkacağını mı düşünüyor? Kendisinin esrarengiz ilişkilerinin ortaya çıkacağını mı düşünüyor? Bunları tekrar soruyorum ve 15 Temmuz öncesi iktidar yetkililerine diyorum ki; bırakın hamaset yapmayı, bırakın palavra atmayı Hulusi Akar’a bir de siz sorun kardeşim. Hulusi Akar’a bir sorun bakalım. Neymiş bu işin iç yüzü? Bir konuşsun bakalım. Niye konuşmuyor? Böyle bir kendiniz de bir sorun ya. İktidar yetkililerine şunu da soruyorum; Hulusi Akar noktasında içiniz rahat mı? Çok önemli bir soru. Çıksınlar bana cevap versinler. Darbe girişimiyle ilgili olarak Hulusi Akar konusunda içiniz rahat mı? Hulusi Akar’ın belli bir noktadan sonra size dönüş yapıp yapmadığıyla ilgili ne diyorsunuz? Hulusi Akar’ın ilk saatlerde darbenin içinde olup olmadığıyla ilgili ne diyorsunuz? Mahkemelerde ifade veren askerler var. Eski rütbeliler var, komutanlar var. Hemen hepsi bu girişimin başlangıç saatlerinde Hulusi Akar’ın bu işin içinde olduğunu söylüyor. Gece saat 02.00-03.00’dan sonra bir dönüş yaptığını söylüyor. İfadeler böyle. Binlerce sayfalık mahkeme tutanaklarına bakın kardeşim. Ben kafamdan atmıyorum. Okuyorum, konuşuyorum insanlarla ve soruları cevaplamaya çalışıyorum. Şimdi Hulusi Akar 15 Temmuz günü saat 14.00 civarında aslında bu darbeyi haber aldı. O.K. isimli bir asker, MİT’e giderek böyle bir girişim olduğu yönünde bilgi veriyor ancak bu kadar önemli bir kişiyle ilgili daha sonra kayıtlara baktım O.K.’yı ayrıntılı bir şekilde araştıran onun ifadesini alan bir yer yok. O.K. aniden ortadan kayboluyor. Daha sonra MİT’e geçiş yaptığı ve isminin değiştirildiği söyleniyor. O.K. madem böyle bir girişimi haber veriyor. Ey 15 Temmuz Araştırma Komisyonu Başkanı Sayın Reşat Petek. Ey Dönemin Meclis Başkanı İsmail Kahraman. Gelin bakalım hesap verin. Kardeşim bu O.K.’yı bir davet edip sormanız gerekmiyor mu? En önemli bilgileri bilen kişi vasfıyla bu kişiyi “Gel kardeşim mahkemelere, gel kardeşim meclis araştırma komisyonuna.” demeniz gerekmiyor mu? Dememişler ve bu kişinin hiçbir ayrıntılı ifadesi yok arkadaşlar. Nasıl bir iştir ya? Ardında bu kişi MİT Başkanı Hakan Fidan’ın akşam 19.00 civarında kaçırılacağını söylüyor. Bu çok ciddi bir durum.. Şimdi bu durumu eğer siz bir Genelkurmay Başkanı olarak duymuşsanız bir yerde darbe demektir değil mi? Koca MİT Başkanı kaçırılacak deniliyor. Yani al sana işte darbe. Peki Hulusi Akar ne yapıyor? Anında darbeye karşı alınması gereken tüm tedbirleri alıyor mu? Hayır. Ne yapıyor? Beklemeye başlıyor. Bekliyor, bekliyor, bekliyor, saatler geçiyor. Aslında gündüz saat 14.00’da gereken tedbirler alınsa darbe marbe girişimi kesinlikle böyle bir şey olamaz çünkü koca Genelkurmay Başkanısın. Herkes burada askerliğe gitmiştir. Emir demiri keser askerlikte koca Genelkurmay Başkanı’nın bir emriyle iş biter kardeşim. Bir istihbarat var. Evet var. Peki Sayın Hulusi Akar sen ne yapıyorsun kardeşim? Bir şeylerin olmasını mı? Olgunlaşmasını mı bekliyorsun? Neresindesin bu işin? Nasıl bakıyorsun? Gel gel mi yapıyorsun? İşin içinde misin? Buyur cevapla kardeşim. Sana sorulacak binlerce soru var. Gel cevapla, konuş. Çok garip hareketlerin var. Şimdi saatler geçiyor. Ardından MİT Başkan Yardımcısı gelip Yaşar Güler’e diyor ki: “Böyle bir girişim var; Genelkurmayın bundan haberi var. Öğle saatlerinde Genelkurmay’ın böyle ciddi girişimden haberi var. Bunu çok net anlıyoruz. Gerekenler yapılmış mı? Hayır. Bakın öyle bedavadan palavra sıkmayın. Ben işi bilen bilen adamım. Dosyaları okumuş insanım. Olayı görüyorum ve ardında MİT Başkanı Hakan Fidan Genelkurmay’a geliyor. 18.00-20.00 civarlarında ve 20.20’ye kadar 2-3 saat Genelkurmay’da kalıyor ve ardından da sakin bir şekilde uğurlanıyor. Hakan Fidan ve Hulusi Akar baş başa önemli bir görüşme yapıyorlar. Ne olduğunu bilmiyoruz. Baş başa önemli bir konuşma yapılıyor ne danışmanlarına haber veriyor Hulusi Akar, ne özel kalemine, hiç kimseye bir haber vermiyor konu hakkında. Aslında kendisine yapışık gibi olan başdanışmanı var, özel kalem müdürü var, bir sürü insan var ve onların hiçbir şeyden haberi yok. Devam ediyoruz ve bakıyoruz ki saat 18.30’da ancak uçuşlar yasaklanıyor. Uçuşlar yasak. Ardından bir bakıyorsunuz, Semih Terzi, Diyarbakır’dan havalanmış Ankara’ya gidiyor. Kardeşim madem uçuş yasak, sen bu adama niye izin veriyorsun? Ne çeviriyorsunuz siz orada? Madem uçuş yasak, Semih Terzi nasıl kalkıyor Diyarbakır’dan? 18.30’dan sonra kalkıyor. Gece 00.00 civarında kalkıyor. Düşünün ya bu adam nasıl kalkıyor kardeşim? Madem uçuşlar yasak, Bakın, garip şeyler devam ediyor. Cevap ver diyorum Hulusi Akar’a vermiyor. Geliyor, orada Zekai Akakallı Ömer Halis Demir’e emrediyor. Daha sonra Ömer Halis Demir’in bylocku çıktığı söyleniyor, böyle garip garip durumlar var. Yani, “ Semih Terzi’yi vur.” dediği adamın daha sonra baylocku çıkıyor ve daha sonra bir kahraman ilan ediliyor. Ölmese belki adam yargılanıp içeri atılabilirdi. Ardından Semih Terzi, kime sorsam herhangi bir cemaate bağlı birisi değildi, ulusalcı kemalist bir insandı diyor herkes Semih Terzi hakkında. Sen bunu darbenin Fetö’nün has elemanı diyerek hedef gösteriyorsun ama adamın ulusal, seküler bir insan, kemalist bir insan olduğu apaçık ortada. Bunu bütün askerler söylüyor. Bu da garip bir durum. Ömer Halis Demir’e Semih Terzi’yi vurdurtuyorsun Zekai Aksallıı ve daha sonra gelip mahkemelerde, komisyonlarda sen de konuşmuyorsun! Zekai Aksakallı son derece kilit ve üzerinde çok önemli şüphe ve soru işaretlerini oluşturan bir isim benim nezdimde. Niye konuşmuyor Zekai Aksakallı? Son derece garip işler yapıyor. Genelkurmay’a giden Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın tüm askerleri, tüm komutanları diyor ki: “Bizi Zekai Aksakallı, Genelkurmay’ı korumak üzere gönderdi. Bize emir verdi. Biz oraya darbe yapmak için değil miyiz? “Sıkıntı varmış, gidin oraya.” deyince Fırat Alakuş, Murat Korkmaz askerlerini alıp 30 kişi ile Genelkurmay’a gidiyor ve şunu söylüyorlar; “Biz oraya darbe yapmaya gitmedik. Zaten özel kuvvetler komutanlığının işi Genelkurmay’ı korumaktır. Bize orada bir sıkıntı var denildi ve biz oraya gittik. 30 kişi gitmişiz, genelkurmay 3.000 kişiyle korunan bir yer 60 kişi komuta katını korur, biz mi gidip 30 kişiyle mi orada darbe yapacaklar.” Diyorlar ve bu kişiler Zekai Aksakallıyı suçluyor. Buyur Zekai Aksakallı cevap ver diyorum, tıs. Hulusi Akar, bu konuda ne diyorsun diyorum, tıs. Hiçbir cevap yok. Son derece garip olaylar oluyor.
Mehmet Dişli diyor ki: “Ben Genelkurmay’a 20.30 civarı geldim.” Güya sonradan darbeci ilan ediliyor değil mi? “20.40’ta Genelkurmay’dan içeri giriş yaptım ve sıramı bekledim kapıda sıra vardı. Güya ben darbeciymişim. Ya darbeci adam kapıyı tekmeleyerek girer içeri. Orada bütün kamera görüntüleri var, sıra beklemişim kardeşim, bakın kamera görüntülerine. Girdim sonra, baktım içeride bir gariplik var. Hulusi Akar’a dedim ki; “Ya bir darbe girişi gibi bir şey var Sayın Genelkurmay Başkanım. Ne oluyor, ne bitiyor?” “O da, tamam tamam. Biz biliyoruz Dişli. Tamam lafı uzatma, biliyorum bir şeyler var. Tamam, konuşma, otur yerine.” deyip kağıtları imzalamaya sakin bir şekilde devam etmiş. Bakın Dişli’nin ifadelerinde bu var. Çok ilginç Hulusi Akar sen o sırada Genelkurmay Başkanı’sın, senin sağ kolun olan Mehmet Dişli gelip sana diyor ki: “Efendim darbe girişimi var. Acayip ortalık karışıyor.” “Otur otur tamam biliyoruz biz işleri.” n deyip kağıtları imzalamaya devam ediyorsun. Sen koca Genelkurmay Başkanısın Hulusi Akar arkanda panik butonu var! Oraya bir dokunsan, tüm istediğin emirleri yaptırırsın. Odada yalnızsın. Panik butonuna da dokunmuyor, bakın. Panik butonu var ya, sen koca komutansın. Tüm ordu, anında senin emrine girer. Panik butonuna dokunmuyor. Sonra, başdanışmanı Orhan Yıkılkan’a, özel kalem müdürü, Ramazan Gözel’e hiçbir haber vermiyor ve güya kendisi orada derdest edilmiş. Ben bu askerlerle de konuştum, baştan sona yalan diyorlar. “Hulusi Akar derdest edilmedi. Biz onu derdest etmedik, kimse derdest etmedi.” Mehmet Dişli de bunu söylüyor. Orhan Yıkılkan’da, Ramazan. Gözel’de, Levent Türkkan’da; “Ona karşı fiili bir şey yapan kimse yoktu.” diyorlar orada. Onlarca kişi bunu söylüyor arkadaşlar. Daha sonra Hulusi Akar, ellerini kollarını sallayarak, Genelkurmay’dan çıkıyor, Akıncı’ya gidiyor. O görüntüleri saklayamamışlar, el mecbur kameralar var, çıkmış orada da esir edilen bir komutan var mı arkadaşlar? Size soruyorum. Esir edilme görüntüsü var mı? Yok, Hulusi Akar, komutan gibi önde çıkıyor. Hatta kepini unutmuş. “Bana kepimi getirin.” diyor. Koşturuyorlar hemen böyle kepini getiriyorlar komutana. Güya esir edilmiş bakın. Sonra helikoptere binerken güya kendisini esir eden Mehmet Dişli arkasında, onun başına helikopter pervanesinin çarpmasını engelliyor güya kendisini esir eden adamı ölümden kurtarıyor bakın, Allah Allah böyle şey mi olur ya? “Hani dersin bu adam bana ihanet etti, bırak gebersin gitsin dersin.” öyle bir şey de olmuyor. Gayet rahat herkes helikoptere biniyor, gidiyorlar. Sonra Saat 23.10’da Genelkurmay’dan yola çıkıyorlar. 23.30 civarı Akıncı’dalar. Bakın dakika dakika biliyorum görüyorsunuz çünkü konuya hakimim arkadaşlar bir dinleyin beni. Ey Hulusi Akar bak öyle konuşmamakla işleri halledemezsin. Ben konuları biliyorum, 23.30’da Akıncı’dasınız. Gayet rahat ellerini kollarını sallayarak giriyorlar içeri. Görüntüler var. Kubilay Selçuk onları karşılıyor. m Abidin Ünal’a söylüyor. Akın Öztürk’ü buraya davet edin diyor. Saat 23.47’de Akın Öztürk’ü arıyorlar. Abidin Ünal ardından Kubilay Selçuk. “Efendim gelin Hulusi Akar sizi buraya davet ediyor.” diyorlar. Bakın güya esirmiş. Ya arkadaş herkes bunları söylüyor. Telefon kayıtları da ortada, dinleyin. Orada “Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar sizi davet ediyor.” diyor. Hani bana inanmıyorsanız gidin o kayıtları bir dinleyin. Akın Öztürk de apar topar geliyor saat 00.00 civarı, oturuyorlar. Çay kahve içip çerez yeniyor. Güya darbe yapılıyor. Ya kardeşim Hulusi Akar ne iştir bu? Cümle alem söylüyor. Herkes diyor ki: “Biz gördük.” Akın Öztürk bunu söylüyor. Mehmet Dişli söylüyor. Oradaki Kubilay Selçuk söylüyor. Hakan Evrim söylüyor. Mahkeme tutanaklarında var bu herkes diyor ki: “Hulusi Akın istiyordu, çay getirin, kahve getirin, çerezleri getirin, bisküvileri getirin.” Herkes rahat rahat sohbet ediyor. Sonra Mehmet Dişli’ye emrediyor. “Benim başdanışmanımı Orhan’ı ara, şu şu telefonları iste.” birtakım kişilerin telefonu isteniyor bu arada. Bazı siyasilerin de telefonu isteniyor. Bu konuda da bir açıklama yap Sayın Hulusi Akar. Bak herkes güya esirsin. Sen Mehmet Dişli’ye emir vermişsin. “Orhan Yıkılkan’ı ara, Ramazan Gözel’i ara. Falanca kişinin telefonu nedir?” “Sabaha kadar 13 tane telefon açtım.” diyor Mehmet Dişli. Hepsi de Hulusi Akar’ın emriyle oldu. Bana emretti, yaptım. Bizim komutanımız. Benim kayıtlarımı incelesinler.” diyor ama konuşmuyorsun Hulusi Akar. Bir konuşsan çünkü çorap söküğü gibi gelecek değil mi? Sen de biliyorsun. Bak herkes senin üstüne ifade veriyor. Hulusi Akar niye konuşmuyorsun kardeşim? Ardından bunu oradaki başdanışmanı da söylüyor. “Bir sürü siyasi kişinin ismini söylüyor.” “Biz de düşünüyoruz herhalde bunlar bir işe kalkıştılar.” diyor Orhan Yıkılkan ve o yüzden yeni siyaset gelecek bir şeyler oluyor. Bir girişim oluyor, bizden de telefon isteniyor, komutanlar birileriyle konuşup anlaşmaya çalışıyor herhalde diye biz de çeşitli siyasetçilerin telefonlarını veriyoruz.” diyor. Mehmet Dişli’nin yoğun bir telefon trafiği var ve arada da Hulusi Akar hem Genelkurmay’da hem Akıncı’da lavaboya gidiyor, tuvalete gidip geliyor, namazını kılıyor. Kılmadın mı kardeşim söyle ya! Kılmadın mı? Herkes söylüyor. Elini kolunu sallayarak lavaboya gidiyorsun. Diyorlar ki: “Bizim yanımızda Cumhurbaşkanı’nı aramadı ama tuvalete gidip aramışsa bilemiyoruz fakat sabaha kadar da Cumhurbaşkanı’nı aradığınla ilgili bir kayıt yok. Sayın Hulusi Akar. Ya bu ülkede kıyamet kopuyor. Ülkenin Genelkurmay Başkanı’nın Cumhurbaşkanı’nı aradığıyla ilgili bir kayıt yok ortada. Varsa getir buyur, buyur getir kardeşim. Soruyorum, cevap veremiyorsun!
Mehmet Partigöç imzasıyla her tarafa emir dağıtılıyor, darbe girişimi oluyor şeklinde ancak bu elektronik bir imza, ıslak imza değil. Mehmet Partigöç diyor ki: “O imzayı ben atmadım. O imzayı ancak Hulusi Akar attırabilirdi. O elektronik ortamda bu işi ancak Hulusi Akar yapar. Benim bir şeyden haberim yok.” diyor. Bakın ben %100 kesin şöyledir böyledir demiyorum ama Partigöç’ün de çok önemli bir iddiası var. “Elektronik ortamda. Benim adıma imzayı gönderebilecek tek kişi vardı Hulusi Akardı.” diyor. Gel cevap ver kardeşim. Bunun için mi gelmiyorsun komisyonlara, mahkeme salonlarına? Binlerce kişi seninle ilgili çok önemli şeyler söylüyor. Niye gelmiyorsun? Gece Saat 02.00’a 03.00’a kadar darbenin içinde olduğun yönünde yüzlerce kişinin ifadesi var, ifadeler var. Gel Cevap ver; “Ben şöyleydim böyleydim.” de ama devam ediyorum dinle.
Gökhan Sönmezateş; “Ben bu darbenin içindeydim.” diyen Marmaris’e Erdoğan’ı almaya giden adam. Bu adam ne diyor biliyor musunuz? Kendi ifadeleri. Gelin mahkemede bakın. “1.5 yıldır biz Hulusi Akar’la görüşüyorduk. Ben istihbaratçıyım. Bana darbe konusunda emir vermişti Hulusi Akar ve son haftada bir iki kez görüştük.” Diyor. Son hafta, 15 Temmuz öncesi, çarşamba günü ve önceki günler. Hatta bir ara Gökhan Sönmezateş diyor ki; “Abidin Ünal’dan hazzetmiyordu Hulusi Akar, onu takip etme emri verdi bana. “Bu adam ne iş karıştırıyor, benim altımı mı oyuyor Gökhan? Git şunu takip et.” dedi, ben de gittim onu takip ettim. Has adamıydım ben onun, ne derse yapardım ve son haftada, çarşamba günü de görüştük, önceki günlerde de görüştük. Biz talimatları ondan aldık.” Diyor. Mahkeme kayıtlarında da var. Hadi gel de Hulusi Akar cevap ver kardeşim. Bakın “Ben darbeciyim.” diye herkes söylemiyor. “Ben darbeciyim.” Diyen iki kişiden birisi. Diğeri Şükrü Seymen. Gökhan SönmezAteş diyor ki: “Biz talimatı Hulusi Akar’dan aldık.” Diyor. Yarın bol bol palavra atmayı bilirsiniz kardeşim. Gerçekleri bilen Ömer Faruk GERGERLİOĞLU’ndan sorun. Dosyaları biliyorum. İnsanlarla konuştum. Boşlukları biliyorum. O darbe komisyonunun nasıl mecliste iç edildiği ile ilgili soruyu soran ve o acayip cevabı alan kişiyim. 15 Temmuz araştırma komisyonu çöpe atılmış bu mecliste ya. Niye atılmış? Hulusi Akar gelmemiş. Gelmediği halde birtakım şeyler ortaya çıkacak diye çöpe atıvermişler ya. Böyle bir rezalet olabilir mi? Bu ülkenin meclisine karşı bir girişim var ve bu ülkenin meclisi 10 yıldır bu raporu araştırmamış, ortaya çıkarmamış, çöpe atmış. Neden? İşte bu gibi garip durumlardan, garip ifadeler var ve Hulusi Akar kalkıp konuşmuyor arkadaşlar.
Biz darbe gecesi Yaşar Güler’i Akın Öztürk’ün kurtardığına dair cümleler sarfettik. Yaşar Güler kendi ifadelerinde bunu söylemiş. Hemen 16 Temmuz’da 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde belgesini gösterdim mecliste. Kendisi de oradaydı. “Al sana belge.” dedim. “Senin cümlelerin kardeşim. Diyorsun ki sonradan darbenin bir numarası ilan edilen adam 16 Temmuz saatlerinde hatta sabah saat 9.00-10.00 civarında gidip Akın Öztürk, Yaşar Güler’i elleri bağlı kelepçeli olduğu odadan gidip kurtarıyor ve eşiyle konuşturuyor, “Gel kardeşim.” diyor. Yaşar Güler ona teşekkür ediyor ifadelerinde var ve ardından ben bunu mecliste okuduğum için hakkımda tazminat davası açıyor. Kardeşim senin kendi ifadelerini okuduğum için mi güya aklınca beni korkutmaya çalışıyorsun? Ben sizden korkmam ki. İstediğiniz davayı açın. Size gerçekleri söylediğim için çıplak aramaları gündeme getirdiğim için hakkı cesurca haykırdığım için bana yapmadığınızı bırakmadınız. Vekilliğimi düşürüp zindana attınız. Ben Anayasa Mahkemesi ve halkın kararıyla geri döndüm. Şimdi sen, ben gerçekleri söylediğim için mahkemede kendi okuduğun ifadeyi Meclis kürsüsünde okuduğum için bana tazminat davası açarak beni korkutacaksın öyle mi Yaşar Güler? Avucunu yalarsın, kusura bakma. Bu dünya fâni bir dünyadır. Ben sizin gibi bu dünyayı tapan bir insan değilim. 3 kuruşluk menfaat için kalkıp hakkı örtbas edecek adam değilim. Apaçık kendi dediklerini okudum. Sana iftira da atmadım.
15 Temmuz öncesi sürekli bir “İşte terör kalkışması olacak, tatbikatlar yapacağız, şöyle böyle.” adeta askeriyede bir şeyler hazırlanıyor. Bakın bunu birçok kişiyle de konuştuğumda gördüm. “Bir terör kalkışması var, bir şeyler var.” deniliyor. Sanki bir şeylerin önü açılıyor sevgili arkadaşlar.
Şimdi Hulusi Akar neden konuşmuyor? Bazı şeyleri olabilir. Bunu da söylemiş olayım. Mesela Yurtta Sulh Konseyi’ne önüne geleni katmışlar. Ayhan Çarık diye bir adam var, adam astsubay. Onu da katmışlar. Koca orgenerallerin, tümgenerallerin olduğu bir konseye bir tane astsubayı da katmışlar. Siz iyi misiniz ya? Nasıl bir iş bu? Ayhan Çarık, gidin konuşun bakın mahkemede notlarına.
Şimdi Mehmet Dişli ile de konuştum. Mahkeme dosyalarında da var. Mahkemede de söyledi. diyor ki; “Ey Hulusi Akar bakç Biz o ağacın altında diyor neler konuşmuştuk. Ey Hulusi Akar! Şimdi sen bana bunu yapıyorsun. Beni darbeci ilan ediyorsun. Niye gerçekleri konuşmuyorsun? Ey Hulusi Akar!” fiyor. Kendisine sordum; “Kardeşim bu ağacın altı muhabbeti nedir?” “Ya İstanbul’da Maslak’ta bir komutanlık vardı, orada bir çitlembik ağacı vardı, biz orada iki dost olarak otururduk, çünkü ben onun sağ koluydum, oturup 28 Şubat’taki kötü fiilleri konuşurduk, üzülürdük. Ben ona yarenlik ederdim, sağ koluydum ama satıldım. Biz ketempereye getirildik ya olacak iş mi. Ben o ne dediyse yaptım.” Mehmet Dişli ne diyor biliyor musunuz? “Ben ne kadar darbeciysem Hulusi Akar da o kadar darbecidir kardeşim. Ben ne kadar darbeci değilsem Hulusi Akar da o kadar darbeci değildir. Ben onun sağ koluydum. 20 Yıl onunla sürekli beraber çalıştı. İç çamaşırının rengini bile bilirim ya, onun ne düşündüğünü bile bilirim, o kadar yakındım. Sabaha kadar biz birlikteydik, 16 Temmuz saat 16.00’a kadar da birlikteydik. Sabah gittik Başbakanlığa, orada bakanlar vardı. Fuat Oktay vardı, İsmet Yılmaz vardı.” Diyor. Bu kişiler Mehmet Dişli’yi Hulusi Akar göstermiş. Mehmet Dişli’nin ifadelerinde var bu. Diyor ki: “Bakanlar beni tebrik ediyordu. “Ya işte darbeye karşı iyi durdunuz.” gibi laflar. Hulusi Akar da demiş ki: “Beni tebrik etmeyin kardeşim, Mehmet Dişli’yi tebrik edin. Sabaha kadar aslanlar gibi yanımda mücadele verdi, destek oldu bana.” 5-6 saat sonra adamı darbeci ilan edip, götürüp bir ton sopayla ağır müebbetlere çarptırılıyor. 19 Temmuz’a kadar kemküm ediyor Hulusi Akar ve bakıyor ki birilerine sahip çıksa başına iş açılacak. Hatta 21 Temmuz’da Genelkurmay’da bir bildiri yayınlanıyor arkadaşlar. Bakın ben konuyu biliyorum. 21 Temmuz’da web sitesinde bir bildiri yayınlanıyor. “Hulusi Akar 23.47’de Akın Öztürk’ü davet etmiştir Akıncı’ya.” diye. Sonra bir bakıyorlar, “Eyvah kendimizi ele vereceğiz.” Hemen bildiriyi siliyorlar. Gidin bakın, 21 Temmuz Genelkurmay web sitesindeki bildiri silinmiştir arkadaşlar. Niye silinmiş? Ya Akın Öztürk’ün darbeci olmadığını sen de biliyorsun Hulusi Akar ama onu sen kendinin çağırdığına dair ifadeleri ilk önce yayınlayıp sonra sildiriyorsun. Gel bunu açıkla diyorum Hulusi Akar! Tıs! Ya kardeşim binlerce soru var. Bak sana ben ciddi sorular soruyorum. Yayınlattığın bildiriyi sildirmişsin ya ne iştir bu? Diyorum. Yok cevap yok.
Şimdi Mehmet Dişli diyor ki: “Benim darbeci olduğuma dair tek bir askerin ifadesi yok ama biz en ağır cezaları almışız. Ben sabaha kadar Akar’la birlikteyim. 16 Temmuz’da Başbakanlık’ta saat 16.00’a kadar onunla birlikteyim. Ben darbeci ilan ediliyorum, o kahraman ilan ediliyor. Oh yerseniz.” Diyor. Saat 14.00 civarında çok ciddi bir girişim olduğu haberini alıyorsunuz. Akşama da Mehmet Şanver’in düğünü var. Kardeşim ne düğüne gidiyorsunuz ya? Düğüne gidenlere desenize kardeşim. “Askeriyede çok önemli bir şey var. Askeriyeye karşı çok önemli bir girişim var. Ne düğünü, ne hali kardeşim? Gelin bu tarafa.” Niye demiyorsun Hulusi Akar? Saat 14.00’da sen bu işleri biliyorsun. Koca Hakan Fidan’ın kaçırılacağı ile ilgili çok önemli bir istihbarat bilgisi var. Başka garip bilgiler geliyor sana. Bütün komutanlar da maşallah Mehmet Şanver’e gidiyor. Şimdi bu Hulusi Akar zaten çok garip 14 Temmuz günü oturuyor saatlerce. Hakan Fidan’la konuşuyor. Ondan sonra Hakan Fidan saatlerce Zekai Aksakallı’yla konuşuyor gece yarısı. Hiç kimseyi yanlarına davet etmiyorlar. Çay bile istemiyorlar. 4 Saat Hakan Fidan ile Hulusi Akar akşam konuşuyor Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda. Ardından teammüllere aykırı bir şekilde ev sahibi. Olduğu halde Ulusi Akar oradan gidiyor. Misafir Hakan Fidan kalıyor Zekai Aksakallı’yla orada saatlerce konuşuyorlar, kimse yanlarına yaklaşamıyor. Neler olup bitiyor? Sabahleyin diyorlar ki; “Hulusi Akar Genelkurmay’a geldiğinde çok gergindi. O gün İstanbul’a gidecektik.” diyor. Ramazan Gözel, Orhan Yıkılkan, bütün bunların ifadelerine bir bakın; “Aniden her şeyi iptal etti. Sabahtan her şeyi iptal etti. Daha MİT başkanlığına O.K. gelmemişti. Bu sabahtan her şeyi iptal etti ve eski komutan ve eski AK Parti milletvekili Şirin Ünal, öğle saatlerinde aniden Genelkurmay’a geldi. Hiç plan dahilinde değildi ve ceridelere de geçmedi. Gizli bir görüşme.” Orhan Yıkılkan ifadelerinde bunu söylüyor. Bakın ne acayip işler dönüyor. Kayıt dışı görüşmeler oluyor Şirin Ünal’la. Sonra Hulusi Akar garip hareketlerine devam ediyor. Akşama düğüne izin veriyor ve bu arada Marmaris’de Erdoğan var otelde, ona yönelik bir talimat var ve Gökhan Sönmezateş erkenden oraya gidip Erdoğan’ı alma planları yapıyor. Evet bu böyle ancak ona bir yerden talimat gelmiyor. Gökhan Sönmezateş diyor ki ifadelerinde; “Bana talimat Akar’dan gelecekti ve bana talimatı geciktirdi. Biz de ortada kaldık saatlerce Çiğli’de bekledik. Kendi ifadeleri arkadaşlar. Ardından gece esrarengiz 3 tane helikopter Antalya’dan kalkıp Marmaris’e gidiyor. Orada 2 polisi katlediyor ve hatta bıçakla böyle katlediyorlar ve o 3 helikopterle ilgili kayıtlara girdiği halde Okluk koylarında göründüğü halde hiçbir şey yok. Kim bu üç helikopter? Orada o helikopterlerden yakalanan birisi var mı? Hiçbir bilgi yok. Esrarengiz üç helikopter siyah giyinmişler böyle giriyorlar çok profesyonelce iki tane polisi katledip çekip gidiyorlar. Sonra gece Saat 23.00’da Tayyip Erdoğan Marmaris’ten ayrıldıktan çok sonraları saat 03.30’da ancak Gökkan Sönmezateş Marmaris’e iniyor ve orada da tabii indiği anda anlıyor ki “Eyvah biz tuzağa düşürüldük.” kendisine ateş açılınca kendi ifadeleri bunlar oradan hemen ayrılmak zorunda kalıyor. “Beni birisi ketenpereye getirdi.” orada da adres olarak Hulusi Akar’ı gösteriyor. Bakın arkadaşlar bu kadar ciddi iddialar var. Hulusi Akar hakkında ve adam konuşmuyor. İnanılmaz bir şey. Herkes senin için bir şey söylüyor, Hulusi Akar gel konuş. Çıtı çıkmıyor. Ben soruyorum, çıtı çıkmıyor. Bu olacak bir iş değil arkadaşlar. Şimdi Murat Korkmaz’ın ifadesi var, o diyor ki; “ Salih Zeki Çolak’ın yani Kara Kuvvetleri Komutanı’nın durdurulma emrini bize Hulusi Akar verdi.” diyor. Oradaki bir kuvvet komutanının derdest edilmesiyle ilgili emri Hulusi Akar’dan aldığını söylüyor. Kendi ifadeleri bunlar. Bakın bunların hepsi mahkemelerde sorulmalıydı ve cevap verilmeliydi. Senin hakkında çok önemli iddialar var arkadaş. Komisyonda bunlar sorulmalıydı ama Akar’ın çıtı çıkmıyor.
Meclisi bombalayan uçağın hiç uçmadığıyla ilgili bazı iddialar var. Bu konuyla da ilgili ciddi bir açıklaması yok Akar’ın ve ilginç durumlar oluyor ve sabahleyin Genelkurmay’a gitmesi beklenirken pat Başbakanlığa gidiyor. Genelkurmay’daki herkes diyor ki: “Biz onun Başbakanlığa gittiğini duyduğumuz anda dedik ki satıldık.” Bakın ifadeler böyle.
Şimdi Hulusi Akar neden konuşmuyor? Çok önemli bir iddia var çünkü Roboski katliamı konusunda onun büyük hatası olduğu ve bir diyet borcu olduğu yönünde çok kuvvetli iddialar var, ifadeler var ve bu yüzden onun konuşmadığı, birtakım şeyleri örtbas etmeyi ve bazı yerlerde rol aldığı yönünde çok güçlü iddialar var. Şimdi Roboski katliamını biliyorsunuz. Roboski katliamı aydınlatılmadı ve kapatıldı. Ben bu konuyu da araştırıyorum. Takipsizlik verildi. Daha sonra AİHM’e de gidemedi, eksik evrakla. Olay kapandı gitti ancak ortada büyük bir hata var. Şimdi konuyu araştırdığınız zaman ki şu anda Birleşmiş Milletler’e yapılan bir müracaat var. Sayın Kerem Altıparmak tarafından yapılmış bir müracaat var. Oradan belki adalet çıkabilir çünkü bu işin üstü örtüldü. Şimdi ben o dönem görev alan askerlerle de görüştüm. Ahmet Bican Kırker, Tuğgeneral, Savaş Kabaklı, Malatya karargâhtaki kişiler. O dönem şu anlatılıyor; Bakın Roboski ile ilgili önemli bir dosyayı açıyorum, dikkatlerinize sunarım. Şimdi Olay şu; saatlerce bu kişilerin sınıra doğru yürüyüşü izleniyor ve “Acaba bunlar PKK’li mi yoksa kaçakçı mı?” diye izleniyor ve ardından bir anlayalım diyorlar. Aslında Savaş Kabaklı diyor ki: “Katır sayısı çok, insan sayısı azsa biz bilirdik bu kaçakçıdır. Biz dedik ki; “Efendim kaçakçı bunlar büyük ihtimalle akşam 21.00’da biz davet edildik Malatya karargaha bizim görüşümüz bu işleri bilen insanlar olarak bunlar kaçakçıdır.” Dedik ancak Genelkurmay’da bir tatlı telaş vardı adeta çünkü MİT’ten gelen bir haber vardı, Fehman Hüseyin’in Türkiye’ye giriş yapabileceği ve Fehman Hüseyin, yani o büyük balığın yakalanma ihtimali olduğu ve dikkatle bu konunun takip edilmesi gerektiği düşünülüyordu. MİT böyle bir istihbarat vermiş Genelkurmay’a. Gerçi daha sonra inkar etmiş, öyle diyorlar fakat böyle bir istihbarat olduğu için herkes teyakkuzda. Gelenler büyük ihtimalle bir kaçakçı kafilesi çünkü katırlar çok, insan az eğer ki gerilla olsaydı bunlar da insan çok olurdu, katır az olurdu çünkü askerler diyor ki: “Biz biliyoruz.” Bunlar izliyorlar, yavaş yavaş sınıra doğru geliyorlar. “Ne yapalım, ne yapalım? Önceden topçu atışı izni aldık diyorlar.” Bu cepteymiş fakat topçu atışı yapılmamış. Ardından aydınlatma fişeği atılmış bu durumu görmek için ve diyor ki: “Aydınlatma fişeği atılınca silahlı insanlar ve kaçakçılar ayrı ayrı hareket yapar. Silahlı olanlar hemen böyle bir gerilla gibi mevzilenir ama kaçakçı olanlar ne yapacağını bilemez. Biz askerler olarak biliriz bu durumu.” diyor. Aydınlatma fişeği atıldı ve oradakiler tamamen böyle bir kaçakçı gibi hal hareket sergilediler ve Malatya demiş ki: “Bunlar kaçakçı efendim burada bir harekat emri olmamalı yani biz burayı takip etmeliyiz ve zaten adamlar hani PKK’lilerin geldiği bir yoldan da gelmiyor. Onlar o tür bir yolu kullanmazlar. Normalde onların kullanacağı bir yol değil kaçakçıların geleceği bir yol. Oradan gelirken Ali Rıza Kuğu dönemin Tuğgenerali diyor ki: “Ya biz bunların tam silahlı güçler olduğuna karar veremedik çünkü kaçakçı gibi kaçış yapıyorlar aydınlatma fişeğine karşı.” diye Genelkurmay’a raporluyor. Yaşar Güler ve Hulusi Akar bu tam onaylanmamış mesele üzerinden ne yapıyorlar? Bakın sınır ötesi harekat usulleri vardır. Bunun üzerine “büyük balık yakaladık.” diye Necdet Özel’e konuyu götürüyorlar. “Efendim taarruz emri verelim.” Taarruz emri veriyorlar ve insanlar paramparça ediliyor. Savaş Kabaklı diyor ki: “Ben o görüntüleri izledim. İnsanlara F-16’ların saldırıp bombalara attığı anda eyvah dedik. Bizim Malatya karargâhtaki komutanımız da eyvah dedi eyvah arkadaşlar büyük bir yanlış yaptık herhalde burada bizim çok önemli bir hatamız oldu yarın uzun bir gün olacak bu konu çok tartışılacak yanlış bir iş yaptık herhalde.” diyor ve Servet Yörük bunu söylüyor ve Malatya şok olmuş durumda. Şimdi ben bunları niye anlattım? Çünkü Hulusi Akar burada büyük bir hata yapıyor Yaşar Güler’le birlikte. Tam onanmamış bir durum var ortada. Senin Malatya karargahın onamış mı kardeşim bunlar silahlı güçler diye? Hayır. Bölgedeki karakolla vatandaşlar aydınlatma fişeği atıldıktan sonra köylüler gidiyor diyorlar ki; “Ya böyle bir tehlikeli durum var. Bunlar kaçakçı efendim. Söyleyin karargaha, Malatya’ya söyleyin,. Genelkurmay’a söyleyin. Aman efendim biz kaçakçılık yapıyoruz. Buraya aman bir hava saldırısı olmasın Sayın Komutan.” diye gidip köylüler yalvarıyor arkadaşlar. O da dinlenmiyor. Bakın adım adım geliyor katliam. Ardından Ali Rıza Kuğu, dönemin Genelkurmay’da bu konuda karar verici Tuğgenerali. O da diyor ki: “Efendim ben burada, harekat emri veremem çünkü i bunlar silahlı insanlar değil, bunu net görüyoruz.” böyle e Yaşar Güler’e, Hulusi Akar’ın önüne sunuyor ama onlar tabii terfi edecekler ya, önleri açılacak ya. Vurun emrini veriyorlar. Necdet Özel’e tabii en son soruyorlar. Necdet Özel’e soruyorlar. Necdet Özel de onlara güvenerek vurun diyor. Ortada sakat bir durum var arkadaşlar. Şimdi Hulusi Akar bunlara da cevap veremiyor. Kardeşim gel, Roboski konusuna cevap ver diyorum Yaşar Güler, Hulusi Akar. Çıt yok. Burada sizinle ilgili çok önemli iddialar var. Yanlış iş yapmışsınız diyorum, çıt yok. Şimdi arkadaşlar bakın, bundan dolayı mı acaba Hulusi Akar’ın birtakım diyet borçları olduğu ve bu konuda birtakım şeylerin üstü örtüldüğü, kendisi hoşgörüldüğü için mi bu darbe girişimindeki hareketlerin üstü örtüldü. Alın size çok önemli bir soru. Roboski’deki hatası var o yüzden onu bir şekilde kullanabiliriz diye mi düşündü acaba iktidar yetkilileri? Bilemiyoruz. Ya gel kardeşim bunları soralım sana diyoruz. Gelmiyor. Bakın ben belgesiz konuşmuyorum ki elimde bir sürü belge var. Şunlara bakın bir sürü belgelerle konuşuyorum ben ve olayı az çok yakinen de anlamış durumdayım. Roboski meselesi böyle bitmez arkadaşlar. Şu anda üstü örtüldü. Olayı yakından bilenler diyor ki; “Takipsizlik, olay Askeri Mahkeme’ye intikal ettikten sonra biz zaten anladık ki hani Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı Askeri Mahkeme’ye bu işi intikal ettiriyor sanırım. Zaten orada bu işin üstü örtülü verdi.” diyor. Bu işlerin üstü örtülemez arkadaşlar.
Roboski’de korkunç bir katliam oldu. Oradaki köylüler, bizler, hiçbirimiz bu katliamı unutamayız. Bu katliamla ilgili dönemin önemli kişileri, subayları, askerleri Yaşar Güler ve Hulusi Akar’ı işaret ediyor ve onlar çıkıp konuşmuyor arkadaşlar. Askerler de diyor ki: “Biz bu işin içinde büyük hatalar olduğunu biliyorduk ve onlar Fehman Hüseyin’i yakalamak, büyük balık yakalayıp oradan da terfi etmek uğruna çok riskli bir karar verdiler.” Var mısın Hulusi Akar bunu cevaplamaya? Buyur gel kardeşim. Ali Rıza Kuğu’nun imzalamadığı belge üzerinden nasıl hareket ettiniz? Bir yere F-16 göndermenin bir usulü vardır. Niye acele ettiniz? Bunları gelip açıklayın.
Yine çok önemli iddialar Ali Kalyoncu ile ilgili. O dönem Mamak’ta darbe girişiminde rol alan Ali Kalyoncu da Hulusi Akar’ın çok yakın sevdiği askerlerden birisi ve o gece darbe girişiminde önemli rolleri var Ali Kalyoncu’nun ve ardından Ali Kalyoncu’nun sabaha karşı tellerden atlayıp Hulusi Akar’ın gönderdiği bir araçla kaçtığı yönünde Savaş Kabaklı’nın ifadesi. Var. Bakın inanılmaz işler dönüyor. İnanılmaz iddialar var. Savaş Kabaklı bu iddiayı yapıyor. Mahkeme tutanaklarında var ve Hulusi Akar buna da cevap vermedi. Ya kardeşim gel cevap ver. Gel cevap ver, yok. Şimdi çok karanlık noktalar var arkadaşlar. Bu işler böyle olmaz.
Savaş Kabaklı 28. Mekanize Tugay’da kurmay albay bir kişi. Kendisiyle de görüştüm. Çok önemli şeyler söylüyor ve diyor ki bana gel bakalım Hulusi Akar bir de bunu cevapla. Bakın çok önemli bir başka şey daha söylüyor. İfadelerinde de söylüyor. Bana da söyledi. “Roboski meselesinde Hulusi. Akar’ın ismi geçiyordu. Bize yukarıdan talimat geldi. Hulusi Akar’ın ismini çıkarın.” dediler. Hadi bakalım, seninle ilgili böyle çok önemli bir iddia var. Roboski meselesinde, hadi bakalım, gel bakalım Hulusi Akar bu konuda bir ifade ver vermiyor. Savaş Kabaklı diyor ki: “Biz neyin ne olduğunu bilmiyor muyduk? Hulusi Akar’ın askeriyede önünün açıldığını, ileride bir Genelkurmay Başkanı olabileceğini görüyorduk ve bize yukarıdan bir talimat. Bu dosyadaki, çünkü dosyayı ben toparlıyordum.” Savaş Kabaklı Malatya karargâhta görev alan bir kurmay albay olarak Malatya karargâhta ne olduğu ile ilgili tüm dosyayı oluşturan insan ve mahkemede de çok önemli bir iddiası var diyor ki: “Bize yukarıdan talimat geldi, Hulusi Akar’ı dosyalardan çıkarın.” Bunun için mi konuşmuyorsun Sayın Hulusi Akar? Hadi bakalım. Her taraftan dökülüyorsun Sayın Hulusi Akar. Seninle ilgili son derece önemli iddialar var. Darbe girişimi konusunda korunduğun, Roboski katliamı konusunda korunduğunla ilgili Ahmet Bican Kırker’in, Savaş Kabaklı’nın son derece önemli iddiaları var. Dosyalarda var bunlar arkadaşlar. Gel kardeşim konuş. Adını kim çıkartmış buralardan? Bütün askerler diyor ki: “Hatayı yapan Yaşar Güler, Hulusi Akar’dır, Necdet Özel’in önüne bu yanlış bilgiyi koyan, saldırı emrini verdirten bu kişilerdir. Böyle iddialar var. Niye konuşmuyorsunuz? Bir yere hava saldırısı usullerine göre olmaması gereken bir bombalamaydı.” diyor askerler. “Çok ağır bir risk alındı.” diyorlar. Nasıl aldınız bunu? Daha sonra alevere dalevere bu dosyalar kapandı. Şu an Birleşmiş Milletler’de. Ben de konuyu takip ediyorum bir milletvekili olarak. Bunu da tüm Roboski köylüleri de duysun. Herkes duysun. Bakın ilk defa açıklıyorum bunları. Son derece önemli bilgilerdir. Bunlar şok bilgilerdir. Gerçekten Roboski katliamı dosyasını tekrar açacak bilgilerdir. Sayın Hulusi Akar ve Yaşar Güler konuşsun kardeşim. Böyle iş olmaz. Ben buradan 14 Temmuz günü bunu ilan ediyorum. Böyle bir şey olamaz. Siz neyin bedelini ödüyorsunuz? Diyet borcu mu var? Niye konuşmuyorsunuz? Yaşar Güler, niye benim konuşmamdan korkup beni tazminat davasıyla korkutmaya çalışıyorsun? Hulusi. Akar, sana bu kadar sorular soruyorum, bak bu kadar önemli ifadeler var üstünde çıtın çıkmıyor. Çorap söküğü gibi durumun ortaya çıkar diye mi korkuyorsun kardeşim! Biz senin gibi korkak değiliz! Ruhumuzu çıkarımıza satmadık. Seninle Hulusi Akar iki sene önce hacdaydık biliyor musun? Milletvekili grubu olarak arkadaşlar hacca gitmiştik. Hulusi Akar’la aynı ekipteydik. Gerçi ben onunla konuşmuyordum fakat aynı gruptaydık. Ben onu Kabe’de namaz kılarken gördüm. “Aa adam Kabe’nin karşısında secdeye kapanıyor vay be dedim. Adam bak namaz kılıyormuş.” dedim ama ardından snin hakkında o kadar bilgiler, dosyalar okudum ki sonra içimden düşündüm ya dedim ki; “Adam, Allah’ın karşısında secdeye değil, çıkarlarının karşısında secdeye kapanıyormuş ya!” Aynen böyle düşündüm bak! Bu kadar seni gördüm orada, hacda, Kabe’de ve senin hakkında o kadar dosyalar ve sözleri dinledikten sonra dedim ki; “Hulusi Akar, Rabbinin karşısında değil, çıkarlarının karşısında secdeye kapanıyormuş ya! Binlerce kişinin hayatını karartmış hiç vicdanı sızlamıyormuş ya. Böyle bir şey olabilir mi. Böyle bir şey olabilir mi ya? Nasıl böyle bir şey olabilir.” Dedim ve gerçekten olacak gibi değil. Sağ kolun Mehmet Dişli. Sol kolun neredeyse Mehmet Partigöç ve senin hakkında çok ağır şeyler söylüyorlar. Çıtın çıkmıyor. Ya kardeşim sana yapışık gibi emrinde olan iki komutan bunlar ya son derece önemli komutanlar seninle ilgili çok önemli iddialarda bulunuyorlar. Akın Öztürk seninle ilgili çok önemli iddialarda bulunuyor. Tüm gidişat bir şeyleri gösteriyor ama kalkıp konuşmuyorsun. Sabaha kadar yanında olan insanlarla beraber başbakanlığa gidiyorsun Mehmet. Dişli ile gayet rahat elini kolunu sallayarak satlerce orada başbakanlıkta konuşuyorsun. Sonra bakıyorsun Mit’ten bir rapor geldi Başbakanlığa hop Mehmet Dişli derdest edilsin bir ton sopa dayak, işkence içeri atılsın. Sen Sus! Vicdanın rahat mı Sayın Hulusi Akar? Ben sana buradan soruyorum. Vicdanın rahat mı Sayın Hulusi Akar? Bu dünya kalıcı bir yer değildir. Bu dünyada bazı gerçeklerin üstünü örtebilirsin ama bir de öte dünya var ya, hesapları vereceğin öte bir dünya var. Sen orada ne yapacaksın? Binlerce insan hapishanelerde seni gösteriyor. Diyorlar ki; “O bizi yaktı. O birçok şeyi biliyor ve konuşmuyor.” Darbe konusunda, Roboski konusunda konuşmadığını söylüyorlar ve konuşursa darbeci diye cezaevine atılan çok kişinin çıkacağını söylüyorlar.
Ben bir darbe girişimi yok demiyorum arkadaşlar. Bir darbe girişimi var ancak cezaevlerinde olan neredeyse %90’ı darbe girişimiyle alakası olmayan gariban insanlar. Ketenpereye getirilmiş darbeci diye içeri atılmış. Kardeşim, gerçek darbeciyi cezalandır,. tamam ben de arkasındayım. Allah darbenin, darbecinin bin belasını versin ancak bu kadar şaibeli işler, bu kadar karanlık işler, cevaplanmamış sorular, darbeci olmayan bir ton insanın, garibanın, astsubayın, erin, kursiyer teğmenin, öğrencinin, hiçbir şeyden haberi olmayan subayın içeri atıldığı bir yerde çık konuş Hulusi Akar ya! Çık konuş kardeşim! Nedir bu kadar çıkarlarına tapıyorsun ya? Öte dünya var ya! Bu dünyada ortaya çıkmayabilir, öte dünyada çıkacak! Yakana binlerce insan sarılacak ya! İyi misin sen Hulusi Akar ya? Allah aşkına ya! Bu nasıl bir hâl? Anlamak mümkün değil bakın. Binlerce soru var, adamın çıtı çıkmıyor. Kimse de ona sormuyor. Bir ben soruyorum. Ya bir ben mi kaldım ya? Başka soracak birisi yok mu ya? Oturun gidin kardeşim binlerce sayfalık dosyaları okuyun.
Bu Meclis Araştırma Komisyonu’nun raporu niye çıkmamış diye bir Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a sorun. Bana verdiği gülünç cevaplara bir bakın. Meclis Başkanlığı zaten hep böyle olmuş. 2006’da da örtbas edilmesi istenilen Meclis Araştırma Komisyonları vekillere dağıtılmamış. Umut Kitabevi Şemdinli Meclis Araştırma Komisyonu gidin bakın bakalım nasıl iç edilmiş rapor? Vekillere dağıtılmamış. Bana kendisi cevap verdi Numan Kurtulmuş.
Ardından 15 Temmuz Araştırma Komisyonu raporu. Ne olmuş? Alevere dalevere. CHP’liler diyor ki: “Bize bir ayrı metin dağıtıldı. Meclis başkanlığına ek başka sayfaların olduğu bir metin dağıtıldı.” Ya durun hop hop hop dedik İsmail Kahraman’a.” CHP’liler söylüyor bunu. Sayın Sezgin Tanrıkulu ile görüştüm. “Ya kardeşim böyle rezalet olur mu? Bana ayrı bir metin vermişsin, başkanlığa ayrı bir metin vermişsin, hop oradan rapor çıkacak diyorsun. Hop bakalım, dur bakalım.” diyorlar İsmail Kahraman’a. İsmail Kahraman ne yapıyor? “Sayın Reşat Petek, gel kardeşim burada böyle acayip bir durum var, bu işi bir çöz bakalım.” diyor. Sayın Reşat Petek de raporun teslimi çok da geçmemiş, aylar geçmemiş, 1-2 Gün geçmiş. 12 Temmuz’da rapor teslim, 14 Temmuz’da da İsmail Kahraman, Reşat Petek’e bunu söylüyor. 2017’De oluyor bunlar bakın, darbenin üstünden 1 yıl geçmiş güya rapor açıklanacak ya, büyük bir rezalet ve. Skandal oluyor. Reşat Petek, komisyon başkanı diyor ki: “Kardeşim ben karışmam, ben bu işten elimi eteğimi sıyırdım, yokum bu işte.” Sonra İsmail Kahraman da gerekeni yapmıyor. Başka birisine belki toparlatabilirdi. Aylarca, 141 kişiyle görüşmüşler bu komisyon raporu için. Aylarca bu işi konuşmuşlar. İsmail Kahraman da nereden, yukarıdan bir talimat mı geldi? Çünkü Erdoğan da bu komisyonun böyle kurulması taraftarı pek değilmiş ve uzatma kararı konusunda da “Ya kapatın gidin şu komisyonu.” gibi laflar ediyormuş bu anlatılıyor ve ardından İsmail Kahraman da bu işi toparlamıyor. Ne oluyor? 1 yıl geçiyor. 26. Dönem bitiyor. 24 Haziran 2018’de seçimler oluyor. O tutanaklar, rapor haline gelememiş tutanaklar ne oluyor arkadaşlar? Meclis aylarca çalışmış bakın. Milyonlarca masraf yapılmış. 141 Yetkiliyle konuşulmuş. Ne yapılıyor o rapor? Çöpe atılıyor. Güya Meclis iş tüzüğü böyleymiş, eski dönemde halledilmeyen raporlar yeni dönemde rapor haline gelemezmiş, kadük hükümsüz duruma düşermiş. Bunu bana kim. Söylüyor? Sayın Numan Kurtulmuş bana bunu cevap olarak gönderiyor. Ya utanın ya! Utanın kardeşim ya! Yarın meclisin, bu 15 Temmuz’u bir sürü hamasetle, palavrayla kutlayacaksınız, anacaksınız bir sürü laf edeceksiniz, onu bunu terörist ilan edeceksiniz. Yüz binlerce kişiyi haksız yere, KHK ile ihraç ettiğinizi böyle gururla anlatacaksınız. “Milleti sürüm sürüm süründürdük, ağaç kökü yedirdik, geberttik. vatan hainleri teröristler.” diyeceksiniz. Sonra da utanmadan bu rapor hakkında neden bir şey yapmadığınızı söyleyeceksiniz. Kalk Numan Kurtulmuş, yap bir şeyler kardeşim. Meclis başkanı olarak meclisin onurunu kurtar. Tutanaklar duruyor, bana cevap göndermiş; “Efendim rapor yok ama tutanaklar meclis t web sitesinde vardır.” Kardeşim toparla bunları, rapor haline getir, Hulusi Akar’ı çağır, Yaşar Güler’i çağır, Başbakan Binali Yıldırım’ı çağır, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı çağır; “Gelin kardeşim şu işi bir toparlayalım.” deyin. Bakın bu Meclis Araştırma Komisyonu’nda aslında Recep Tayyip Erdoğan da ifade verecekti,. Yok davet edilmedi. Başbakan Binali Yıldırım ifade verecekti,. Olayın çok kritik noktalarında alındı mı ifadesi? Hayır. “Efendim biz komisyonuz. Başbakanlığa gidip orada alırız. Ayıptır Başbakanı buraya çağırmak ayıp olur.” demişler. Sonra da gitmemişler. Alevere dalevere. Hani ne derler? Darbe roporu çöpe. Ardından Hakan Fidan’a gel ifade ver diyorlar. “Gelmem kardeşim.” diyor. Ya en kilit isimsin sen ya. Senin kaçırılacağınla ilgili O.K.’nın istihbaratı var. “Gel Hakan Fidan bir şeyler söyle şurada”. “Yok kardeşim gelmem.” Hulusi Akar Genelkurmay Başkanısın ya en kritik noktadasın hakkında binlerce itham var. “Gel ifade ver.” “Hayır gelmem.” Ya niye gelmiyorsun kardeşim? Bir yerden sana talimat mı gelmedi, gitme diye! Ne oluyor! Yazılı bir ifade göndermiş. Kendi kafasından bir şey yazmış. Sonra televizyon programlarına çıkıyor. Kübra Par’ın programına çıkıyor. Bir türlü bir şey anlatıyor. Mehmet Akif Ersoy’un programına çıkıyor. Başka bir türlü şeyi bakıyorsun arada promptera bakarak anlatıyor. Ya biz seni bilmiyor muyuz Hulusi Akar? Mehmet Akif Ersoy ki sonradan da uyuşturucudan içeri girdi. Orada bir senaryo, bir program yaptınız. Orada senin göz hareketlerin de belli ediyor. Karşıdan sana prompter tutuyorlar. Oradan okuyorsun. Kübra Par programında söylediğinin tersini söylüyorsun. Ya bunlar nasıl işlerdir ya? Biz seni bilmiyor muyuz kardeşim? Bak her şeyin ortada Sayın Hulusi Akar. Niye kalkıp konuşmuyorsun ya? Şu basın toplantımı da dinle varsa cevabın buyur gel. Sana yıllardır soruyorum gelemiyorsun, Gergerlioğlu’na olduğuna cevap veremiyorsun. Varsa buyur kardeşim gel, hodri meydan, meydan er meydanı buyur gel. Cevap ver ama çıtın çıkmıyor.
Sevgili arkadaşlar, basın toplantımızı burada bitiriyoruz ama diyoruz ki bu sahte yargılamalar, onu bunu ucuzca vatan haini terörist ilan etmeler, Hulusi Akar konuşmadan bitmez.
Suçsuz, günahsız içeride yatan binlerce kişi var ve Hulusi Akar konuşsa mutlaka ki yeniden yargılanmaların önü açılacak ve bu insanların kararan dünyaları, yakınlarının kararan dünyaları, eşleri, çocukları, anneleri, babalarının kararan dünyaları ki onların bir kısmı intihar ediyor, kanser oluyor, hasta oluyor, perişan etmişsin insanları. Belki buralar aydınlanabilirdi ama yapmıyorsun Hulusi Akar ve ben sana son söz olarak söylüyorum ki; sadece kalıcı olan bu dünya değildir. Öte dünyada ağır bir hesap vardır Sayın Hulusi Akar. Onu düşün, onu düşün ve gerçekleri çık konuş Sayın Hulusi Akar.
























Yorumlar