4 Ağustos 2026

ÖFG TV’den herkese merhaba. Her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konukları ve konularıyla size sunduğumuz programımıza başlıyoruz.

Değerli izleyenler bu haftada yine önemli konularımız var ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir milletvekili olarak oldukça yoğun bir mesaimiz var. Bu hafta suça sürüklenen çocuklar yasa teklifi ile ilgili yine tartışmalı oturumlar olacak. Çocukların durumu iyi değil. Toplumun durumu iyi değil. Eğitim felaket.

AK Parti iktidarının en başarısı olduğu alan eğitim. Çok net, açık ara son derece kötü eğitimde ve şu anda problemli bir nesil yetişti. Bilgisayar oyunları, suç oranlarının artması, her geçen yıl suça sürüklenen çocuk oranı artıyor. Bunun nedenleri arasında ailelerin yaşadıkları ve boşanmalarının artması sayılıyor. Çocuğa yeterli destek sağlanmaması. Okullarda çocuğun yanında yeterli psikolojik desteğin olmaması çok önemli.

Nüfus dev hızla artıyor ama devlet gereken hızda görevini yapıyor mu? Devlet, iktidar parayı çarçur edeceğine en büyük yatırım sermaye olan insana yatırır ama bakıyorsunuz, zenginlerin parası cebine gidecek şekilde paralar kanalize ediliyor, fakirler daha fakir ediliyor ve ardından insana verilen değer düşüyor. İnsanın kendisine, ruhuna, maneviyatına, eğitimine ayrılan para düştüğü için en başta kim etkileniyor? Çocuklar. Tıpta da böyledir arkadaşlar.

Zararlı bir madde en çok bebekleri, sonra çocukları, daha sonra biraz daha büyümüş olanları, daha sonra yetişkinleri çünkü o çocuklarda hücresel bölünmeler devam etmektedir ve o zararlı maddeler çocukları çok daha fazla etkiliyor ama yetişkinler en azından o büyüme evrelerini tamamlamıştır.

İktidarın oluşturduğu bu kötü ortam, dünyadaki hormonlu gelişmeler, değişimler, Teknolojinin insan ruhunu çok ötesinde hızla, dev adımlarla ilerlemesi ve insanlığı ihmal etmesi. Bunun yanında Türkiye’de de siyasal iktidar, zalimlerin, güç sahiplerinin, vicdansızların, büyüklenenlerin eline geçmesi ve sonrasında kendi kafalarına göre mekanik bir eğitim sistemi kuruldu.

Bu eğitim sisteminde gerçekten çocukların işi zor. Bir vicdan eğitimi verelim. Çocuğu geliştirelim. “Bizim partiden, bizim dinden, bizim mezhepten bizim siyasi görüşten alınmasına gerek yok. İlk önce insan olsun diyelim. İlk önce vicdanını güçlendirelim. Güçlü bir vicdan, güçlü bir kişilik, karakter, şahsiyet, vicdan, ahlak, adalet, merhamet, insaf bu gibi kavramlar rafın üstünde. Onlara gerek yok. Üstü tozlansın. Biz malı götürüyoruz. Keyfimizi yaşayalım. Günü gün edelim. Vur patlasın, çal oynasın. Harammış, yasakmış, günahmış. Bize ne ya, boşver. Her türlü değerin üstünde tepelim. İktidar şimdi bu halde artık. O yüzden toplum bozuluyor. Toplumda bir kötüleşme yaşanıyor. Toplumda bir iyileşme yaşanmıyor. Toplumda kötüleşme yaşanıyor ve bundan en çok kim etkileniyor? Gençler, çocuklar etkiliyor. Peki, o zaman ne oluyor? Çocuklar, içlerine kapanıyor. Psikolojik rehber başlarında olmuyor. Ardından gizli saklı işler yapmaya başlıyor. Uyuşturucuya alışıyor, alkole alışıyor, genç yaşta suça alışıyor. Kendisini geriletecek şeylerle uğraşıyor ve sonunda suç işliyor. Ondan sonra da bu suçlar ağırlaşıyor. “Hemen verelim cezasını.” deniliyor. Kaynaktaki meseleye bakılmıyor. Çocuğa ağır bir ceza veriliyor. Çocuk cezaevine giriyor, ıslah evine giriyor. Orada daha kötü bir ortam oluşuyor çünkü buralar çocuğu iyileştirmek için değil, cezalandırmak için. Çocuk oradan çıktığı zaman suça daha meyilli oluyor. Sonra başka suçlar işliyor. Ondan sonra daha büyük suçlarla geri dönüyor. Şimdi böyle bir kısır döngü varken iktidar diyor ki; “Suça sürüklenen çocuk daha ağır cezalandırılıyor. Hatta Suça sürüklenen çocuk bile denmemeli. Suçlu çocuk denilmeli gibi tanımlarla çocuğu daha da ağır bir şekilde damgalamaya çalışıyorlar. Meselenin nedeni belli, köken belli. Bu çocuk neden suç işlemiş? Kötü alışkanlıklara alışmış, suça sürüklenmiş. Bunu çözmeden bataklığı kurutmadan sinek öldürmek bu iş. Bataklığı kurutacaksın kardeşim. Gel bu yanlıştan vazgeç. Çocuklara ağır cezalar getiriyorlar. Onlara adeta diyecekler ki; “Kızılay’da, Taksim’de sallandıralım.” Gün gelecek bunu söyleyecekler. “Aklı başına gelsin. Vur kamçıyı. Sallandır ipte.” diyecekler. Şimdi daha ilk adımları var. Çocuk dernekleri, vakıfları, çocuk hakları merkezleri söylüyor. Maalesef durum arkadaşlar. Şu anda biz bu yasaya karşı direniyoruz. Bu hafta da direnişimizi göstereceğiz. Çocuk cinayeti oldu çocukları cezalandıralım. Çocuklar tamam, bir suç işlemişler. Kötü bir şey yapmışlar. Kimse bu iyi bir şey yapmış diyemez tabii ki kötü bir şey yapmışlar ama o çocuk bir daha bunu yapmasın arkadaşlar. Bugün zerre miktarda eğitim olsun. Bir kısırdöngü çocuk. suç, suç, suç, cezaevi, cezaevi, cezaevi. Ondan sonra da yasayı değiştirelim. Bunlar akıllanmayacak. Yanlış gidişatı yanlış yasayla düzeltmeye çalışıyorlar. Yanlış gidişat yanlış yasayla düzeltir mi arkadaşlar? Yanlış gidişat yanlış yasayla düzeltiliyor. Yanlış işler yapıyorsunuz. Efendim borca harca girmişsiniz. Diyorsunuz ki; “Şöyle bir kumar oynayayım da şu borcu harcı temizleyeyim.” Sonra kumar oynuyorsunuz. Altında kalıyorsunuz. Borcunuz iki kata çıkıyor. İşte aynısı. Bunu şu anda kumarbaz yapmıyor. İktidar yapıyor. Biz de engel olmaya çalışıyoruz. Kumarbaz gibiler. Yanlış, yanlış, yanlış. Bunu da büyük bir kumar oynuyorlar. Yarın öbür gün diyeceksiniz ki; “Kumar oynamışız. Yanlış yapmışız. Dönelim.” Buyrun dönün kardeşim. Şimdi biz bu yasaya karşı duracağız arkadaşlar.

Bir başka önemli yasa teklifi meselesi var. Çok büyük tartışmalar var. Türkiye’nin son 100 yılıyla ilgili çok önemli, büyük, dev bir mesele. Türkiye’nin en büyük meselesi, Kürt meselesi ile ilgili bir çözüm ihtimali var. Şu ana kadar bu konuda sürekli “Sorun yoktur, Kürt’ün ne derdi vardır, bir sürü bunlar hainlerdir, ayaklanmışlar, ellerine silah almışlar, ezeceksin başlarını böcek gibi, yok edeceksin, imha edeceksin, indir bombaları, yok et.” diyorlardı. Sonra dediler ki; “Ya adamlar, boş şu yere böyle silah sıkmıyorlarmış, bir gidip soralım hele ya. Ya kardeş şu silahları bıraksanız iyi olur. Biz sizinle bir oturalım, bir konuşalım.” demeleri akıllarına geldi. Ne zaman? 100 yıl sonra. Kaç bin kişi ölmüştü? 60-70 bin kişi. Kaç bin kişi yaralanmıştı? Yüz binlerce. Memleket ekonomik olarak çökmüştü. Sonradan bizim beyefendilerin aklı başına geldi. “Ya bir oturup konuşsak mı acaba ya? Allah Allah yani. Vallahi bir bakalım yani.” Demeye başladılar.

Zamanında “devlet adım atarsa barış bir ayda gelir.” Murat Karayılan böyle demişti. Biz de alıp bu haberi paylaşmıştık ve RT etmiştim. Şimdi bakın bütün web sitelerinde militanlar yayınlanıyor. Neler neler söyleniyor ama biz zamanında Karayılan’ın bir sözünü gündeme getirmiştik, çözüm süreci bittikten sonra. “Devlet adım atarsa barış bir ayda gelir.” Lafını retweet etmiştim. Haberi yapan T24’e ceza yok, Retweet eden Gergerlioğlu’na iki buçuk yıl terör örgütü propagandasına cezalandırılman, vekillikten atılman, zindanlara atılmana karar verilmiştir.” Denildi bana Meclis’te. Neymiş? Orada mahkeme dava dosyasını da hiç unutmam. Bakın bu fotoğraf vardı. Diyor ki; “Sen bir RT yapmışsın. O RT’de elinde silahla, militanlar var. Onların propagandasını yapmışsın. Alkışlamışsın. Demişsin ki; “Süperdir.”. Öyle bir şey demedim. Üstünde yazıyor arkadaşlar. “Devlet adım atarsa barış bir ayda gelir.” Ben şu anda uygulananı 10 yıl önce söylemiştim. Ya 10 yıl önce beni dinleyerdin ya ey devlet, ey iktidar! Ama yok bizi dinlemediler. Zindanın dibine attılar. Tek kişilik hücrede 96 gün kaldım arkadaşlar. Hem de milletvekili olarak. Neden? Bu da ispatlandı. Daha sonra maaşımı da aldım. “Biz seni milletvekili olduğun halde haksızca attık o zindana. Ya kusura bakma al şu maaşını da yani işte yaptık bir hata.” Şimdi, bin katı fotoğraflar yayınlıyor. Kandil’den video yayınlar yapılıyor. Neymiş? İşte, zamanında on yıl önce biz bu lafı demişiz kıyametler kopmuş. Bunun gibi daha binlerce laf söyleniyordu. Kıyametler kopuyordu Türküyle, Kürküyle herkes zindanlara atılıyordu. Barış akademisyenleri işinden atılıp cezaevlerine atılıyordu. Bunlar gerek barış düşüncelerinden gerek de bilimden uzaklaştırılmaya çalıştılar. Neymiş? Efendim, kral çıplak demişiz. Ya ortada bir çatışma var. Bunu böyle bir uzlaşıyla halletseniz olmaz mı demişiz. Kral çıplak dediğimiz için bunlar oldu arkadaşlar. İktidardan bir özeleştiri bekliyorum ya. Ya Selahattin Demirtaş on yıldır içeride. Hani beni geçin ya. Ben 96 gün kaldım. Ya Selahattin Demirtaş 10 yıldır içeride. Bir sürü siyasetçi içeride. Yüz binlerce kişi yargılandı. Evine sabah baskın yapıldı. Hakaret darp ile götürüldü. Bir ton hakarete uğradı. Sanki büyük bir terör yuvası gibi evi basıldı. Her türlü rezalet işlendi. Şimdi dönüp de, “Ya biz 10 yıl önce bu insanlara bir hata yapmışız. Kusura bakmayın, özür dileriz.” diyen yok. “Kardeşim bunu yaptık, daha ne istiyorsun? Ne özrü? Kardeşim gel, konuşma sen!” mi diyorsunuz? Yani ne yapalım? Biz de böyle biraz başınızı ağrıtacağız arkadaşlar. O işler kolay değil. Biz fikri takip adamıyız. Yani kusura bakmayın. Ben de böyle canınıza okurum yani. Bunu tarihe bir not olarak düşürürüm. Bakın şu görüntüler tarihe bir not düşsün. Bakın şu anda neler neler söyleniyor. Herkes PKK liderlerinin demeçlerini, video söyleşilerini yayınlıyor. Hiç kimse bir şey demiyor. Zamanında efendim suç içermeyen bir cümle, örgütü övmeyen, silahlı yöntemlerini övmeyen bir cümle söylemişiz. Bunu diyen de Karayılan. Ben de onu RT etmişim. Ben kendim de söylemedim. “Devlet adım atarsa barış bir ayda gelir.” Üstüne de bir yorum yapmışım. “Bu çağrıya uyulursa, iyi olur.” Demişim. Ne olacak? Uymayın mı deseydim! Siz şimdi uyuyorsunuz. O zaman sizi içeri atalım, ey iktidar. Dün biz bunu söylediğimizde içeri atıyordunuz. Şimdi “Canım yani barış getiriyoruz. Çok da konuşma mı?” diyorsunuz? Haliniz komediyle açıklanacak. Biz de bunları söyleriz, kusura bakmayın.

Bugün de programımızı burada bitirelim sevgili arkadaşlar. Umarım bu Cuma, hayırlı Cuma olur. Büyük ihtimal Cuma günü bu yasa çıkartılıyor. Umarım bir aksilik olmaz. Devlet Kandil İmralı Üçgeni’nde işler hallolmuş gibi görünüyor. Daha yasa teklifi maddeleri tam görünmedi. Görüş alanımıza da girmedi ama şu anda genel bir mutabakat olduğu belli. Ufak tefek pürüzler var gibi. Umarım bunlar da aşılır. Maddeler gelir önümüze. Umarım sonrası da gelir. Şu anda görünen o ki silah bırakılacak. Artı cezaevlerine ne derece yansıyacak göreceğiz. Orayı tam bilmiyoruz. Silahların bırakılmasıyla ilgili genel mutabakat var ama cezaevine nasıl yansıyacak? Diğer kişilere ne kadar nasıl yansıyacak? Şekli nasıl olacak? Bunları tam bilmiyoruz göreceğiz arkadaşlar. Herkese güzel bir gün diliyorum hoşçakalın!

Yorumlar