09.09.2026

Yine önümüzde yoğun hak ihlali başvuruları var. Neden hak ihlali başvuruları var? Çünkü yoğun bir şekilde adaletsizliğin yaşandığı bir ülkeyiz. İnsanlar; “adalet, adalet, adalet” diye haykırıyor ancak sarayları var adalet yok.

Bakın 7 yıl geçti, defalarca şartlı tahliyesi verilmedi ve sonunda eski Diyarbakır Büyüşehir Belediye Eşbaşkanı Sayın Selçuk Mızraklı sonunda 7 yıl sonra tahliye olabildi. O da uyduruk gerekçelerle, iftiralarla hakkında açılan davalar ve en sonunda verilen mahkumiyetler sonucunda atıldığı cezaevinden çıktı ve uzun süre onu dışarı çıkarmak istemediler. En sonunda özgürlüğüne kavuştu. Ancak geride bıraktığı bir kişi var; Sayın Selahattin Demirtaş. Onun da bir an evvel özgürlüğüne kavuşması gerekiyor. Kürt halkı başta olmak üzere Türkiye toplumu Sayın Selahattin Demirtaş’a yapılan bu büyük haksızlığın bir an evvel bitmesini istiyor.

Adaletsizlik her yerde var. Adliye binalarının üzerine Adalet Sarayı yazmak kolay. Dün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndaydım ancak Başsavcıyla görüşemedim. 2,5 Aydır gündeme getirdiğim bir mesele var; NATO zirvesi öncesi her yere baskınlar yapıldı. İnanılmaz bir şekilde “Gösteri yapma potansiyeli var.” diye bile insanlar gözaltına alındı, hapislere atıldı, aylar sonra bile hala hapishanedeler. Bir kısmı çıktı, bir kısmı hala çıkamadı. Neden böyle oldu? Trump ülkeye geliyormuş. “Vur gitsin, ez gitsin” mantığı ile evlere baskın düzenlendi. Ankara Haymana Sazağası köyünde de evlere baskın düzenlendi. Muhammed Kavi ve Nazan Kavi bu baskın sonrası hayatını kaybetti çünkü Baba İzzet Kavi’nin anlatımına göre polisler koridorun başından kapısı kapalı olan yatak odasına doğru ateş ettiler ve içeride kapı açıldığında karı kocanın yerde kanlar içinde başlarından vurulduğu görüldü. Çocukları, 3 ve 6 yaşındaki iki kız çocuğu da beyni parçalanmış yerlere saçılmış annenin başında ne yapacakları bilmez bir halde duruyorlardı. Bu korkunç bir olay. Peki bu olay doğru düzgün soruşturuluyor mu? Hayır. Olay hakkında operasyon sırasında video görüntüleri çekilir biliyorsunuz. Operasyon görüntüleridir. Böyle bir görüntü var mı? Soruyoruz. Deniliyor ki; “Efendim o sırada videolar arızalandı. Kamera görüntüleri arızalandı.” Peki, sonra ilk gün girmişler olay yeri tutanağında 11.5 saat içeride arama yapmışlar evde. Güya evdeki şahıs polise ateş açmış, silah arıyorlar. 11.5 Saat boyunca silah yok ortada. Bunu da ikinci, üçüncü kez arama yapıp tespit tutanağına yazmışlar. Ardından ikinci gün tekrar silah bulmak için gidiyorlar. İlk gün bulamadıkları silahı güya silah varmış, bazanın altında buluyorlar. Nasıl buluyorlarsa? Şimdi bakın, böyle abuk sabuk aklımızla dalga geçen şeyler görüyoruz. Bir eve baskın yapılmış, yardgsız infaz gibi iki insan öldürülmüş, çoluk çocuk  ortada şans eseri kurtulmuş, mucize eseri kurtulmuş 3 ve 6 yaşındaki iki kız çocuğu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı görevini yapmıyor. Yapmıyor arkadaşlar. Polis bir hata yapmışsa bunu aydınlatacak olan soruşturma açacak olan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı. Sayın Adalet Bakanı, Sayın İçişleri Bakanı neredesiniz ya? Nasıl bir haldir bu? Kaç aydır söylüyorum bunu ya? Bir yargısız infaz yapılmış besbelli, ortada. Ardından ne oluyor? Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı hala  doğru düzgün bir açıklama yapmıyor çünkü dosyaya gizlilik kararı getirmiş. Neyin gizliliğini  getiriyorsun? Avukat hiçbir belgeye ulaşamıyor, görüntülere ulaşamıyor. Bilirkişilere inceletemiyor. Hiçbir şey yapamıyor. Aile ve kamuoyu olayın örtbas edileceği endişesi taşıyor. Ey adalet neredesin diyoruz. Ey adalet neredesin? Son derece vahim bir olay var eğer ki polisin yaptığı bir hata veya yargısız infaz varsa bunu ortaya kim çıkaracak? Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ortaya çıkaracak. Adalet Bakanlığı neredesin? İçişleri Bakanlığı neredesiniz? Ne oluyor? Polis sahte delil mi üretiyor? Ya 11.5 saat yatak odasında silah arıyorlar. Herkesi gün ; “Ya ilk gün bulamadık. Bazanın altında döşemenin üstünde silah varmış.” diyorlar. Ya siz çocuk mu kandırıyorsunuz? Aklımızla dalga mı geçiyorsunuz ya? “Video görüntülerini çıkarın.” diyoruz operasyon görüntülerini. “Efendim arızalıymış. Bulamadık onları.” Peki yatak odasının kapısı 7 kurşunla delinmiş. “Peki kapı nerede diyoruz? Kapıyı incelediniz madem getirin kapıyı.” “Hayır, kapıyı da alıp sırtlayıp götürmüşler. Peki polis kalkanında kurşun izi var diyorsun. Nerede? Hani bir inceleme yapıldı mı? Parmak izi incelemesi, kriminal inceleme yapıldı mı? Hayır. Ateş açtı denilen adam sağ elini kullanan birisi sağ elinde bir atış izi yok. Olacak işler değil bunlar arkadaşlar ya. Gittik adalet aradık. Hiçbir şey bulamadık. Ya bakın böyle bir şey olmaz arkadaşlar. Şimdi eğer ki yetkililer ülkedeki binlerce faili meçhul olay gibi; “Ya ben bu işi nasıl olsa unuttururum. Gergerlioğlu da unutur. Herkes unutur. Bunları böyle sümenaltı ederiz.” diye düşünüyorsa yanılıyor. Biz bu işin peşini bırakmayacağız arkadaşlar. Muhammed Kavi ve Nazan Kavi’nin öldürülmesiyle ilgili dosyanın peşini ben bırakmayacağım! Bunu da herkes bilsin! Böyle bir şey olamaz! Bu ülkede insanların can, mal, hukuk, güvenliği yok mu ya? Nasıl bir şey oluyor böyle? Allah Allah! Gece yarısı saat 03.00’da yatak odanızdasınız karı koca kapının dışından açılan ateşle öldürülüyorsunuz ardından da doğru düzgün inceleme, araştırma yok. Adli tıp raporu yok. Parmak izi, kriminal raporu yok. Dosyada belgelere bakılsın isteniyor avukat bakmak istiyor. Hayır ona da bakamıyor. Ya bu ne biçim bir ülke ya? Ne yapıyorsunuz kardeşim? Adalet mülkün temelidir diye o zaman boşuna mahkeme salonlarının duvarına yazmayın ya. Allah aşkına anlamak mümkün değil böyle şeyi. Değerli arkadaşlar  biz bunu kabul etmiyoruz. Ben de kabul etmem. Allah da kabul etmez. Hiç kimse de kabul etmez. Ankara halkı bunu biliyor. Haymana halkı bunu biliyor. Neyin ne olduğunu herkes kalp gözüyle de görüyor.

Şu işe bakın ya, memleketin haline bakın. Üsküdar Belediyesi’nin halini görüyorsunuz. Belediye başkanı  tutuklanıyor, sonra belediyeyi ele geçirmek için bir sürü dolap çevriliyor, dört kez seçim yapılıyor ve en sonunda bakıyorsunuz ki Başkanlık değişivermiş. Ya bunu net bir gözle görüyorsunuz ki burada bir alevere dalevere dönüyor. Aniden belediye meclisi üyeleri tutuklanıyor veyahut da parti değiştiriyor. Ne oluyor kardeşim? Bakın bunu siz istediğiniz kadar ey AK Parti iktidarı abuk sabuk gerekçelerle açıklamaya çalışın. Herkes görüyor, biliyor. Burada birtakım baskı, tehdit,  göz korkutma gibi metotlarıyla Üsküdar Belediye Başkanlığı’nı aldınız kardeşim. Ya kardeşim bakın bunlar yarın öbür gün karşınıza çıkar, hukuk bu ülkeye döner, bu yaptıklarınız karşınıza çıkar ve ağır bir şekilde hukukun yargının önüne çıkarsınız.

Ülkede bakın neler neler oldu. Birisi göndermiş bize. 15 Temmuz 2016 öncesi Bankasya’da hesabı varmış, altın katılım hesabı varmış. Biliyorsunuz TMSF’ye devredildi, uzun yıllar bloke konuldu, kimse parasını çekemedi. Şimdi diyorlarmış ki; “Tamam kardeşim paranı verelim ancak 15 Temmuz 2016 öncesi altın kuruyla veririz.” Şu hale bakın. Devletin yaptığına bakın, iktidarın yaptığına bakın arkadaşlar. Vatandaş kime güvenecek  adalet konusunda? Bizzat devlet uygulamaları vatandaşın  parasını  gasp eden faaliyetler hali. Şu hale bakın belgesi de burada. “Kardeşim bak o günkü hesaptan altın kurundan sana öderiz paranı, bir daha da şikayet etmeyeceğine dair kağıt imzalayacaksın, konuşma fazla yoksa bunu da alamazsın.” Vatandaşa söylenen bu arkadaşlar. Memleketteki adaletin durumu bu.

Cezaevleri ile ilgili çok başvuru var. Onları da gündeme getiriyoruz.

Azad Çavuş Zonguldak Beycuma Kapalı Cezaevi’nde ve bir fotoğraf gelince hakkında soruşturma açılmış mektupta. Tahliyesi geçmiş olmasına rağmen hala serbest bırakılmamakta, abuk sabuk gerekçelerle insanların hapislikleri uzatılmakta.

Mehlika Sultan Şamlı, İzmir’de bir soruşturma kapsamında gözaltına alınarak İzmir Şakran Cezaevi’ne götürülmüş okuyan bir kadın düşünün bakın. KHK’lı birisinin kızı, abuk sabuk gerekçelerle, “Şununla niye görüştün, buraya niye gittin?” abuk sabuk gerekçelerle 22 yaşında üniversite okuyan kadının öğretim hayatı sekteye uğratılmış ve çocuk gelişimi bölümünde okurken final sınavlarının iki tanesinden kalmış. Bütünleme sınavına da giremediği için dört yıllık üniversite mezunu olacakken şu anda cezaevinde. Ülkenin gençlerini üniversite okuma yerine cezaevine atan bir iktidarla karşı karşıyayız. Aylardır insanlar bomboş yere, cezaevlerinde sürünüyorlar ve bu zulüm devam ediyor. Derebeylik devam ediyor. Şakran Kadın Cezaevi’nde bir derebeylik de devam ediyor. Bunu da söylemiş olalım.

Bize farklı yerlerden de başvurular geliyor. Şereflikoçhisar Migros mağazası sorumlusuyla ilgili çalışanların şikayetleri var. Migros’a da bunu iletmiş bulalım. Nedir bu konu? Araştırsınlar. Mağaza müdürünün mobbing yaptığı, haksızlık yaptığına dair önemli şikayetler var. Haksız performans notları verdiği ve insanlık dışı ve vicdansız yasal izin ihlali yaptığı, kendisinin görevi geç kalırken başkalarına mobbing yaptığı, tehdit, kibir ve kurumsal itibar zedelemeleri yaptığı, görev tanımı dışı çalıştırma yaptığı, sağlık haklarının gaspını yaptığı ve despot bir yönetim sergilediği yönünde çalışanlardan, emekçilerden şikayetler geliyor. Migros yönetimine hatırlatıyoruz. Şereflikoçhisar Migros yönetimini bir araştırısın. Bu ne iştir? İddialar doğru mu? Bize ciddi iddialar gelmiş durumda. Çalışanlar milletvekiline başvurmuş ve ezildiklerini söylüyorlar. Migros yetkililerinin bu konuda bir araştırma yapması gerektiğini söylüyorlar.

Marmara 6 No’lu Cezaevi’ndeki açlık grevi devam ediyor. Taceddin Erol Şahin’in annesi bize başvurmuş; “Çocuğumun sağlık durumu iyi değil, hala açlık grevi var.”diyor. Mahkemeye çıkacak, umarım tahliye olur ama açlık krevini devam ettiren diğer mahpusların da durumunu takip ediyorum. Uykusuzluk, kas ağrıları, kramplar var ve Ceza Tevkifevleri Genel Müdürü ve Adalet Bakanlığı Marmara 6 No’lu Cezaevi’ndeki açlık grevine duyarsız. Durup dururken bu açlık grevinin devam etmesini istiyor. Aslında durdurabilir fakat umurunda değil. Antalya S Tipi Cezaevi’nde bu umursamazlıktan dolayı Gürkan Türkoğlu hayatını kaybetti biliyorsunuz. Çok geç müdahale edildi. 267 gün adam aç bırakıldı, açlık grevini sürdürmek zorunda kaldı ve sonunda hayatını kaybetti.  Türkiye’de bunlar yaşanıyor. Bunu herkes duysun, tüm dünya duysun. Basit istekler kabul edilmiyor ve mahpuslar aç kalarak hayatlarını kaybediyor arkadaşlar. Korkunç bir şey bu.

Sokak hayvanları ile ilgili çok başvuru alıyoruz. Ülkede belediyelerin sokak hayvanlarını toplayıp, barınma merkezlerinde kötü bir bakımla öldürüldükleri yönünde veya bilerek katlettikleri yönünde çok şikayet var. Yurdun birçok yerinden böyle şikayetler alıyoruz. Bu kanunun çıkmaması gerektiğini zaten söylemiştik, zorunlu kısırlaştırma ve hayat alanlarına bırakmanın yapılması gerektiğini söylemiştik. Doğru düzgün bir şey yapılmadı. Bir başıboşluk ve hayvan canını hiçe sayma maalesef yoğun bir şekilde yapıldı. Tekmelenen kediler, köpekler, öldürülen hayvanları görüyor ve içimiz sızlıyor. Toplumda bir şiddet algısı oluşmuş durumda. Ekolojik denge bozuluyor. Yılan, kene ve fare doluyor ortalık ve toplumda şiddet ve kutuplaşma artıyor.

İhlas finans mağdurları bize sık sık başvuruyorlar. 24 yıldır 80 bin İhlas Finans mağdurunun mağduriyeti devam ediyor arkadaşlar. Yatırdıkları paraları alamıyor, şirketler 0 faizli kredi kullanmış oluyor. Ben bunun hakkında soru önergesi de verdim. Tatminkar cevaplar alamıyoruz. İktidar İhlas Finans’ı koruyor arkadaşlar. Şu anda bakın gazeteleri de var. Milletin parasını yemiş durumdalar, ödemiyorlar ve iktidara da sırtlarını dayamışlar, gayet rahatlar. Şu hale bakın arkadaşlar. Yurtdışlarında para yiyorlar ve yollarına devam ediyorlar. İktidarda adalet yok ki mağdura yardımcı olsun. O kendi istediği kişileri tutuklatıyor. Kendi istediği kişileri cezaevinden çıkartıyor yaptığı bu.

“İstanbul Bahçelievler’de fizik tedavi hastanesinin yanında yapılan yeni okul, 10 yılı aşkın eğitim için faaliyete açılmadı. Bina hiç açılmadan çürümeye terk edildi.” Bunu da Milli Eğitim Bakanlığı’na sormuş olalım. Bu merkezi konudaki okul neden atıl durumda? Mecliste sorulmasını istiyor vatandaş. Biz de buradan Sayın Bakan Yusuf Tekin’e soruyoruz.

Muhammed Öğüt Gümüşhane E Tipi Kapalı Cezaevi’nde eksik inceleme ve adil olmayan yargılamaya uğramış ve aileden de çok uzakta Gümüşhane’de. Antalya’ya gelmesini istiyor aile. İki tane küçük çocuk çok mağdur, babalarını göremiyorlar. Ülkede özellikle mahpusları ailelerden uzak cezaevlerine gönderiyorlar. Bir de mahpus yakınları, eşleri, çocukları da cezalandırılıyor. Ülkenin hali bu. Aynı kararları var ama özellikle bunu yapıyorlar arkadaşlar. Bu kişinin de en azından Antalya veya Antalya’ya yakın bir yere getirilmesi gerekmekte.  Bu tür aile mağduriyetlerinin giderilmesi lazım.

Samsun Kavak, S Tipi Kapalı Cezaevi’nde Nidayi Tezer, 31 yıldır tutuklu 1 yıl daha uzatılmış.  Normalde 3 ay uzatmaları lazım olmadı 6 ay ama  bakıyorsunuz 1 yıl uzatılmış.   Tahliye etmeme gerekçelerine bakıyoruz, tamamen soyut. “Dışarıda toplumla uyuşmayacağını düşünüyoruz.” İnsanların iyi hal puanları iyi ama maalesef bunlar yapılıyor. Bunların yapıldığı cezaevlerinde durum nasıl?

Şanlıurfa Hilvan T2 Cezaevi’nden bir başvuru aldık. Urfa sıcaklarını bilirsiniz; “2 haftadır, sular kesik.” diyor. 6-7 Saatte bir yarım saat su veriliyormuş. Cezaevine yakın Teknofest yapılıyormuş. Bundan dolayı sular bilinçli kesiliyor. Cumhurbaşkanı açılışa gelecekmiş. Onun için cezaevine sular verilmediği iddiası var.” Bakanlık bu konuda bir açıklama yapsın.  Urfa sıcağında 6-7 saat sular kesik düşünün ve siz bu cezaevlerini boşaltmamak için 40 tane takla atıyorsunuz ey Adalet Bakanlığı!

Faruk Talha Yıldız hakkında Fetö/PDY üyeliği iddiasıyla tutuklama verilmiş. “ Oğlum yaklaşık iki yıl önce henüz 18 yaşındayken yalnızca lehçe öğrenmek amacıyla Polonya’da bir dil kursuna katıldı. Yurt dışındaki yaşama uyum sağlayamadığı için kursun tamamlamasının hemen ardından kalıcı olarak Türkiye’ye döndü. Yurt dışında kalmaya devam etmemiş, herhangi bir örgütsel faaliyete de girmemiştir. Karaman’da 2 yıllık ağız ve diş sağlığı programını kazanmış, eğitimini başarıyla tamamlayarak bu yıl mezun olmuştur. Bu süreçte hayatını eğitimine adamış, toplumla bütünleşmiş, kaçma veya gizlenme yönünde hiçbir davranış sergilememiştir. Bu çocuk darbe olduğunda 10 yaşındaydı. Şu an hala darbeyle ilgili iddialar nedeniyle çocuk da yargılanıyor.” Düşünün darbe olduğunda 10 yaşında olan çocuk da şu anda işte birtakım ithamlarla yargılanıyor Türkiye’nin hali bu. Sizi, çocuk çocuğunuzu, torunlarınızı bile mağdur eden bir iktidarla karşı karşıyayız.

Remziye Turmuş, İstanbul Bakırköy Kadın Cezaevi’nden, İzmir Şakran Kadın Cezaevi’ne nakledilmiş. Şakran Cezaevi mahpuslara kimlik kartı mecburiyeti getirdiği için oradaki mahpuslar görüşe çıkmıyormuş veya açlık grevi yapıyormuş. Kimlik kartında terör yazdığı için yapılıyorlarmış ve “Lardeşimin telefon yasağı var, üstüne görüş yapamıyoruz. Ailemiz açısından da son derece zor durumdayız.” diyor. Şakran Kadın Cezaevi, bu uygulamalarıyla derebeylik uygulamaları yapan bir cezaevi. Başka cezaevinin yapmadığı uygulamayı rahatça yapıyor. Adalet Bakanlığı’na, Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne söylüyorum.  Bu Şakran Kadın Cezaevi Müdürü nasıl bir müdür? Sayın Bakan, bu nasıl bir haldir? İstediği gibi at oynatıyor, istediği gibi ihlal yapıyor ve yanına kar kalıyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bu müdürün soruşturulması gerekiyor. Bu müdürün yerinden alınması gerektiğini defalarca söylüyorum değerli arkadaşlar.

Uğur Avşar; “Ordu Ateş Bayiiden sıfır km Opel Combo aracı aldım.” diyor ve araç arızalı çıkmış. Yetki hiç kimseyle muhatap olamamış, hep “Aktardık ilettik size döneceğiz.” gibi cümlelerle geçiştirilmiş. Bu konuda Opel müşteri hizmetlerinin lakayt tavrından şikayetçi. Biz Opel firmasına da bu konuyu iletmiş olalım. Uğur Avşar 20 Mayıs 2025 tarihinde Ordu Ateş Bayiiden sıfır km Opel Combo aracı almış. Siz ey Opel firması müşterilerinize böyle mi muamele ediyorsunuz? Adam arızalı araç almış, müracaat etmiş, kimse yüzüne bakmamış. Aracı satarken iyi de arızayı giderirken kötü mü? Ne oluyor? Neden müdahil olmuyorsunuz? Vatandaş sizden cevap alamayınca bize ulaşmış. Ben de Millet Meclisi kürsüsünden bunu gündeme getiriyorum. Kamuoyu da OPEL’in yaptığı bu hizmeti görsün. Böyle mi oluyor OPEL’in hizmeti diye ben soruyorum. Vatandaş mağdur. Bir an evvel bu mağduriyetin giderilmesi gerekiyor.

Denklikte yönetmelik değişikliği mağdurları bize başvurmuş. “Biz başladığımızda yönetmelik değişmemişti.” Diyorlar. “Sonradan 20 Ekim 2023 tarihinde yönetmelik değişikliği yapıldı. Sınav şartı geriye yürütüldü. Anayasal haklarımız ayaklar altına alındı. Eğitim aldığı ülkeye hiç gitmeyenlerle bir tutulduk. Eğitimi tamamlayan bizler mağdur edildik. Böyle geriye yürütülmesin.” diye bize başvuru yapmışlar.

İstanbul Beykoz Kavacık’tan yazan bir vatandaş bu belediye duysun. Diyor ki: “Sokakta ve caddede semt pazarı kuruluyor fakat biz bir mahvoluyoruz. Kanun var, nizam var. Burada artık sokaklarda semt pazarı olmaması lazım. Oradaki bölge halkı çok perişan oluyor. Bir sürü ortalıkta yanlış işler dönüyor. Sokağımıza giremiyoruz. Belediye kaçak inşaat yapıp nasıl imar barışına başvurabilir? Yeşil alan gözüken yere belediye dükkan yapmış, halkın yani bizim parkımız çalınmış.” diyor. Belediyenin de yanlış yaptığını söylüyor. “Zabıtalara şikayette bulunuyorum, kimse umursamıyor.” diyor. Burada mağduriyet konusunda semt pazarından şikayet var. Beykoz Belediyesi bu konuda bir açıklama yaparsa memnun olurum.

Bengisu Keskiner Bakırköy Kadın Cezaevi’nde kalmakta. Mimarlık Bölümü öğrencisi neden tutuklu orada? “Efendim NATO öncesi, efendim protesto yapabilirsin.” diye tutuklanıp atılmış içeri. Ya memleketin haline bakın arkadaşlar. Kimisini gidip evine baskın yapıp yatak odasının kapısına silah dayayıp öldürüyorlar. Kimi öğrenciyi de böyle bakın mimarlık öğrencisiymiş. Zor bela bir staj bulmuş. “Vay sen NATO için eylem yapacaksın.” diye apar topar tutup götürmüşler. Aylardır hapiste. Bu insanlar öğrenci ya mimarlık okuyor.  Memleketin mühendisinin mimarını, doktorunu mahveden bir iktidarla karşı karşıyayız arkadaşlar ya. Şimdi sınavlara giremiyor, mağduriyet yaşıyor. 13 arkadaşıyla beraber cezaevinde. Demokratik Devrimci Gençlik Derneği’nin üyesiymiş. Dernek kayıtlı, yasal bir dernek ancak dernek terörle ilişkilendirilmekte. Bir baskın yapılmış. Ondan sonra canlarına okunmuş. Mimarlık kitaplarına ve dergilerine de ulaşamıyormuş. Memleketin gencini böyle mahveden, yurt dışına gitmeye zorlayan bir iktidar var. 100 bine yakın kişi yurt dışına gitti arkadaşlar. Şu hale bakın. Siz abuk sabuk gerekçelerle üniversite okuyan gençleri böyle cezaevine atarsanız ülkede genç mi kalır ya? Mutlu bir genç mi kalır? İnsanlar yurt dışına gitmek için fırsat kollarlar.

Ensar Çakır’ı öncesinde de gündeme getirmiştim. 22 Aralık 2025 tarihinden bu yana haber alınamıyor. Meriç’ten Yunanistan’a geçmeye çalışmış ve orada hayatını mı kaybetti, ne oldu haber alınamıyor. Bakın 22 Aralık 2025’ten beri neredeyse iki yıla yaklaşıyor. Interpol Sarı Bülten çıkarılmış. Yunanistan makamlarına DNA ile ilgili bilgiler verilmiş ve hiçbir sonuç yok. Dışişleri Bakanlığı’na soruyoruz; Ensar Çakır meselesini takip ediyor musunuz? Bu vatandaşımız kayıp. Ne oldu, ne bitti? Nerede bu insan? Yunanistan makamlarına bu konuyu soruyor musunuz? Interpol açısından takip ediliyor mu? Aile bize başvurdu. Dışişleri Bakanlığı meseleyi çözememiş. Biz çözmeye çalışıyoruz. Dışişleri Bakanlığı’ndan da bu konuda bir açıklama bekliyoruz.

Kocaeli’den bir başvuru var. Kocaeli’de biliyorsunuz yer gök sanayi tesisi ve daha da çok yapmaya çalışıyorlar. Şu anda biliyorsunuz Tem’de tadilat var. İzmit Batı’dan İzmit Doğu’ya kadar tadilat var ve D-100’e bir yüklenme var. Trafik berbat bir halde. Bir de bunun üstüne Safiport’a günde 5-6 bin tır girip çıkıyor. Evyap’a binlerce tır girip çıkıyor.  Kocaeli halkı perişan. Bakın “Kocaeli Kirazlıyalı Evyap Limanı’nın kuyruğu E5’e geliyor.” diyor vatandaş. Düşünün limanın kuyruğu E-5’e geliyormuş arkadaşlar ya. Şu hale bakın. “Bir gemi yanaştı mı zulüm oluyor, kazaya yol açıyor. Limana girmek için kuyruğa mecbur giriyoruz. Perişanız vekilim sesimizi duyurun.” diyor. Valla ey Kocaeli halkı biz sesinizi duyuruyoruz ama Kocaeli Valiliği, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin umurunda değil. Çevre Bakanlığı’nın, Karayolları Genel Müdürlüğü’nün, Ulaştırma Bakanlığı’nın umurunda değil.“Ya biz diyoruz ki; Kocaeli perişan bir halde daha yüklenmeyin şu Kocaeli’ne yeni tesisler taş ocakları, çed başvuruları artık bunlara bir engel getirin diyoruz. Kocaeli halkı artık bu kadar sanayiui kaldıramıyor diyoruz. Binlerce daha tır yollarımızda dolaşmasın. Yıldız Entegre hala haddehane kurmaya çalışıyor. Kartepe’yi de mahvetme peşindeler. Yemyeşil Kartepe’yi de mahvedecekler.  Böyle olmaz arkadaşlar. Bunu durdurmamız gerektiğini söylüyoruz.

Muğla Milas Zeytinlikuyu’da da yazlıkçılar bize başvurmuş; 15 Gündür su akmıyormuş arkadaşlar.

“Sadık Emre Oral, Kara Harp Okulu kursiyer öğrenci olduğu dönemde hiçbir suçu bulunmamasına rağmen yıllardır cezaevinde bulunmakta.” Bu süreçte babası Halil Oral, kalp kriziyle hayatını kaybetmiş. Bu zulme dayanamamış, üzüntüye dayanamamış ve çocuğun cezaevinden cenazeye gelişine izin verilmemiş. Anne de kanser tedavisi görüyor. Baba kalp krizinden, kahrından vefat etmiş. Çocuk cezaevinde. Bakın aileleri böyle mahvediyorsunuz ve kursiyer teğmen ailelerinin seslerini kimse duymak istemiyor. En masum ama en ağır cezaya çarptırılan kesim kursiyer teğmenler gerçekten ve kadın diyor ki; “Kanser hastasıyım. Mersin yolunda 13 adet uzun tüneller var. Ben bu yolculuğa dayanabilmek için Xanax kullanmak zorunda kaldım. Dönüş yolunda da sağlık sorunları yaşadım. En azından çocuğumu Manavgat Cezaevi’ne nakletsinler.” diyor. Bunu da Genel Müdürlüğe bildirelim. Sevk ile ilgili böyle bir kanser hastası ablamızın çok önemli bir sıkıntısı var. Bunu da genel müdürlüğe iletmiş olalım ve sevkinin Manavgat Cezaevi’ne sağlanmasını sağlayalım.

PTT ile ilgili kanun teklifi, İdari Hizmet Sözleşmeli personel açısından mağduriyetler doğruyor denilmiş. “Maaş artışları diğer kamu görevlerinde olduğu gibi devlet memurlarına uygulanan zam oranlarına göre güvence altına alınmalı.” deniliyor. KPSS ile atanmış İHS personeline 399 sayılı KHK kapsamındaki personelde olduğu gibi kamu kurumlarına nakil hakkı tanınmalı deniliyor. Devletin kendi personelini belirsizlik içinde bırakmaması gerekiyor deniliyor ve PTT ile ilgili sıkıntı çok büyük. İdari hizmet sözleşmeli İHS personeli açısından sıkıntılar çok sevgili arkadaşlar.

Engelli bireylere Türkiye yüzyılının en büyük adaletsizliği yapılıyor. Biliyorsunuz şu anda 15 Ocak 2025 yasası çıktı. Engellinin hakkını daha da gasp ettiler. Vergi indiriminden kaynaklı engelli emeklilik hakları gasp edildi. Biz o günde söyledik. Bugün de söylüyoruz. Bu çok yanlış bir yasaydı. Anayasa Mahkemesi’ne gitti. Anayasa Mahkemesi halen engellilerin haklarını iade etmiyor. Bir ihlal bulması lazım. Yasayı iptal etmesi lazım. Ancak hala bir sonuç yok. Engelliler büyük bir mağduriyet yaşıyor ve sürünüyorlar resmen. Her geçen gün zor durumdalar, geriye gidiyorlar. Engelli emeklilik hakları resmen gasp edilmiş durumda.  İktidar; “Ne yapayım ne edeyim de garibanın, engellinin, emeklinin, asgari ücretinin hakkını yiyeyim. Efendim vergi oranlarını, trafik cezalarını arttırayım da kasayı doldurayım.” peşinde. Buralardan kasayı doldurma peşinde fahiş trafik cezası ödemeyen kimse kalmadı arkadaşlar. Trafik cezası yazmak için pusuda bekleyen görevlilerle karşı karşıyayız. Böyle bir şey olabilir mi? Devlet pusuya yatmış, vatandaşına trafik cezası kesmeye çalışıyor. Hal bu.

Yıldız Karabulut, kanser hastası bir kadın. İnfaz erteleme almış. Bize de defalardır başvuruyor. Çok zor durumda. İnfaz ertelemesi süreli olarak verilmiş. “Süre bitince tekrar cezaevine girerim ve çocuğum çok zor durumda kalır.” diyor. 11 Yaşındaki çocuğa başka da bakacak birisi yok.  Cezaevine de alamayacak. Gerçekten çok zor durumda. Kızına sarılarak yatıyormuş. Bu infaz ertelemenin umarım uzatılması sağlanır. “Hastane koridorlarında hem yaşam savaşı veriyorum hem de kızımdan ayrılma korkusu içindeyim. Kızımın gözyaşları benim cezamdan daha ağır geliyor bana. Her gece bana sarılıp; “Anne beni bırakmayacaksın değil mi?” diye soruyor. Çok zor durumdayız.” diyor. Anne mücadele ediyor. Umarım bu infaz ertelemesi uzatılır.

Çok vahim bir bilgi var. Hayvanseverler bana göndermişler. Son 1.5 yıl içerisinde Kocaeli genelinde toplanan 19.000 köpeğin yaklaşık 10.000’i “doğal nedenlerle” tırnak içine alınmış. Evet biz biliyoruz doğal nedenleri. Hayvanları barınma merkezine alıp katlediyorlar. “Doğal nedenlerle” öldüğü bilgisi kamuoyuna yansımıştır. Toplanan her iki hayvandan birinin yaşamını yitirdiği bu vahim tablo, idari denetim mekanizmalarının ve yaşam hakkı savunucularının ivedilikle harekete geçilmesini zorunlu kılmaktadır. Hayvan ölümlerinin nedenleri, bakım koşulları ve sorunların tespit edilerek şeffaf bir şekilde kamuoyuna açıklanmalıdır.” diyor hayvanseverler. Çok haklılar. Derince Çene Dağı’nda gönüllü Nuriye Hanım’ın yıllarca baktığı 100’den fazla köpek Derince Belediyesi ve jandarma eşliğinde alınmış. Hayvanlar nerede bilinmiyor diye de bir başvuru var bize. Konu hakkında belediyeden açıklama bekliyoruz. Kocaeli İl Hayvanları Koruma Kurulu tarafından alınan kararların sokak hayvanlarının yaşam hakkını merkeze alması hayati önem taşımaktadır deniliyor. Sokak hayvanlarının vahşi yöntemlerle toplanmasına son verilmeli. Barınak koşulları iyileştirilmeli, barınaklarda hiçbir canlı yaşamına son verilmemeli, süreçler şeffaf yürütülmeli.” diyor hayvanseverler ve çok haklılar.

Bize defalarca başvurmuştu. Sarıyer Hamidiye Etfal’de hukuksuzluk yaşadıklarını söylemişti Onur Dost’un ablası ve en sonunda hayatını kaybetmiş ve hastanelerde çok zorluk çektiğini söyledi. “Beylikdüzü’nde hiçbir tıbbi gerekçe olmaksın sırf bize gözdağı vermek ve intikam almak için onu yoğun bakıma hapsetti.” deniliyor ve maalesef Sağlık Bakanlığı’na biz bu konuyla ilgili çok başvuru yaptık ama hasta sonunda hayatını kaybetmiş.

Ümraniye E Tipi Cezaevi’nden başvurular var. Cezaevi o kadar dolu ki uyuz hastalığı başlamış. Birçok koğuşta karantina varmış arkadaşlar. Memleketin hali bu işte görüyorsunuz.

Abidin Kabişen’in gözlem kurulu kararı elimde. Abidin Kabişen’in 65 civarında iyi hal puanı var. Gayet iyi bir iyi hal puanı var. Bütün puanları alt eşik puanın üstünde. Şimdi ne oluyor? Bu kişinin bırakılması lazım ancak böyle bakın “Dışarıda toplumla uyuşmayacağına kanaat getirdim.” diyor. Birisi böyle soyut olarak kendi kafasından kararlar veriyor ve Abidin Kabişen yine cezaevinde arkadaşlar. Genel kurulda da gündeme getirdik. İnsanların hayatları, yakınlarının hayatları, umutları böylesine acımasızca ayaklar altına alınıyor bu iktidar döneminde maalesef. Bu gaddarlıkları burada biz anlatacağız arkadaşlar çünkü gerçekten çok acımasızca insanların hakları çiğneniyor.

Narin Güran meselesiyle ilgili İçişleri Bakanlığı’na bir soru önergesi sormuştuk. Bize Sayın Bakan Mustafa Çiftçi; “Her şey dört dörtlük yapılmıştır.” diye cevap veriyor. Zaten  devletten gelen cevaplar böyle. “On numara iş yapıyoruz, hiçbir hatamız yok.” ama elinde sopayla Narin’i arayan üfürükçülerden hiç bahsetmiyorsunuz. Kamera kayıtlarının neden zamanında tespit edilmediğinden hiç bahsetmiyorsunuz. Bakın 17 tane soru sormuşuz. Bize verilen cevaplar tamamen afaki. “Gerekenler yerine getirilmiştir.” bir de üstüne, soruşturma başlatılıyor. Göz korkutma! Avukatların gözünü korkutacaklar. “Efendim konuşmayın, bak canınızı okuruz.” soruşturmaları başlatılıyor,  memleketin hali bu arkadaşlar. Adil olmayan bir yargılama sonucunda 3 kişi zindanlarda ağırlaştırmış müebbet yemişler, haksız, hukuksuz ve konuya itiraz edene de göz korkutma amaçlı soruşturmalar açılıyor.

Mehmet Elçe, Elazığ R Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; “ “Sol da felcim var, mide kanseri var. Midem alındı, 12 kemoterapi gördüm. %98 engelliyim. Ancak ağırlaştırılmış müebbet cezamdan dolayı tahliye edilmiyorum. Buna bir çözüm bulun.” diyor.

Ferhat Atmaca, Gaziantep Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “  Uyuşturucudan ceza aldım ama alakam olmayan bir nedenle. Vicdanlı hakim ve savcılar var sandım ama yanılmışım. Sevk yazıyorum, kabul edilmiyor. Yaşlı ebeveynlerim ziyaretime gelemiyor.”

Süleyman Albayrak, Kandıra Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ Kışladan çıkartıldık. Üstlerimiz ne demişse onu yaptık. Darbeden falan haberimiz yoktu. Kışladan çıkıp Sakarya’ya gittik. Nereye demişlerse oraya gittik, neye uğradığımızı şaşırdık. Aldığımız ceza çok hukuksuzdur. Bizim sesimizi duyurun.”  diyor. İşte bunlar erler, astubaylar, gariban insanlar böyle bir emre uyup ağırlaştırılmış müebbet cezaları almış durumdalar. Hukukun, vicdanın kabul edebileceği bir durum değil. Bir an evvel bitmesi lazım.

Engin Ateş Silivri Hapishanesi’nden yazmış; “  28 Nisan günü, “1 Mayıs’a katılabilir” diye işkenceyle gözaltına alındım, tutuklandım. Bu da yetmedi; hapishane içerisinde hapishane uyguladılar. Kuyunun dibini bize gösteriyorlar. 8 arkadaş; ikişerli olarak, tamı tamına 8,2 m²’lik yan yana sıralanmış 4 hücrede kalıyoruz ve hücre kapılarımız kapalı. Günün sadece 2 saati havalandırmaya çıkarılıyoruz.” Memleketin hali bu arkadaşlar.

Hüseyin Kaşkır, Söke F Tipi Cezaevi’nden yazmış;”  ‘Emekli Meclisi’ kurup emeklilerin haklarını gündeme getirdiğimiz için bizi ‘örgüt üyesi’ diyerek içeri attılar. İçeri atılanlar arasında, 83 yaşında olan ve hayatında hiç karakol yüzü görmemiş ablam Emine Kaşkır’da var. ‘Emekli Meclisi’ kendisini tanıtmış, çalışmalar yapmış; bunlar son derece normal faaliyetler. Ancak bütün bunları yasadışı faaliyet olarak gösteren sorular sordular bize. Ben 76 yaşındayım ve bir sürü hastalığım var. Biz sadece emekliyiz.” diyor.

İsmail Yılmaz, Kandıra 1 No’lu F Tipi Hapishanesi’nden yazmış; “  Kitap sınırlaması dayatılıyor. Mahkeme tarafından herhangi bir yasak kararı bulunmadığı ve güvenlik açısından tehdit oluşturmadığı halde, bu yasak dayatılıyor. Yasa çiğneniyor. İç posta ücretli hale getirildi. Aynı zarf içerisinde farklı kişilere mektup gönderemiyoruz. Ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerinin sohbet, spor ve diğer ortak sosyal etkinliklerden yararlanması engellenmektedir. Hükümlü arkadaşlarımız zorla hapishanede tutulmakta, gözlem kurulu inisiyatifine bırakılan temel haklar, soyut gerekçeler öne sürülerek gasp edildi.”

Emekli öğretmen M.A. bize yazmış diyor ki; “  KHK ile ihraç edilmeden önce ticaret yaptım. Paramı alamadım. Adam ‘iflas ettim parayı veremeyeceğim’ dedi. Ardından durumunu toparladı ama yine de paramı vermedi. Ben çok ısrar edince de, ‘bak sen KHK ile ihraç edilip hapse girmişsin, sana FETÖ’cü derim görürsün gününü’ dedi. Ne yapacağımı bilemiyorum. Alacağım, miktar apaçık ortada ve reddedemiyor. Maraşlı Yusuf Tarık Gül’ün ailesine yapılanın bir benzeri de bana yapılıyor.” demiş bu başvurucu.

Nurettin Ataman, Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ndeymiş. Hala tahliye edilmemiş ve “Bunun nedenini anlamak istiyoruz.” diyor. Cezaevlerinde mahpusları tahliye etmemek için çok büyük bir gayret var arkadaşlar. Anlaşılan tahliye etmeyen müdürleri terfi ettiriyorlar.  Bunun başka bir açıklaması olabilir mi? Cezaevleri ağzına kadar dolu, uyuz salgını başlamış birçok yerde ama abuk sabuk gerekçelerle insanları tahliye etmemek için direnen cezaevi idareleri var. Ya onlara böyle bir talimat gitmiş veyahutta “Biz tahliye ettirmezsek terfi alırız.” diye düşünüyorlar anladığım kadarıyla.

Özgür Taşar Şırnak, T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalmakta. “Kuzenim yıllardır cezaevinde, raporu var, zihinsel engelli. Gözleri şaşı, dili yamuk, babası üzüntüden felç oldu, eli ayağı tutmaz oldu.” Düşünün böyle engelli bir kişi hala cezaevinde. İnfaz erteleme başvurusu yok mu? Nedir durum? Bakanlık bir açıklama yapmalı.

Emine Ergin 9 Ağustos 2019 yılından beri kayıp. 7 Yılı aşan kayıp dosyaları cinayet büro amirliğine aktarılmış ve “Televizyon programına çıkın biz bulamadık.” demişler. “Artık ablamın bulunmasını istiyoruz.” diyor. Düşünün 7 yıldır kayıp olan vatandaşlar var memlekette. İçişleri Bakanlığı nerede? En azından ölü veya diri bir şekilde bulun bu insanları.

Mahmut Adam’ın yakınları bize başvurmuşlar. 2019 Yılında Ekim ayında Suudi Arabistan’a gitmiş ve orada bir şekilde işlemediği bir suçu işlediği iddiasıyla ağır bir şekilde 20 yıl hapis cezası verilmiş. Ruh sağlığı bozulmuş, fiziksel sağlığı bozulmuş. “Dosya yeniden değerlendirilmeli, adil yargılanmalı ve Uluslararası İnsan Hakları standartlarına uygun şekilde gerekli incelemeler yapılmalıdır. Abim Mahmut Adam’a yardım edin.” diyor. Dişişleri Bakanlığına sesleniyorum. Bu durum nedir? Adalet Bakanlığı konuyu takip etmeli bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Suudi Arabistan cezaevlerinde çok zor durumda.

“15 Temmuz 2016 tarihinde vatani görevini er olarak yapmakta olan Özkan Aydın’ın eşiyim. Size bu mektubu tam 10 yıldır süren büyük bir haksızlığa ve adaletsizliğe son verilmesi talebiyle bir eşin ve adalete inanan bir yurttaşın sesi olarak yazıyorum. Eşim o kötü gecede hiyerarşinin en altında yer alan sadece emredileni yerine getiren gencecik bir emir eriydi. O gün hiçbir şeyden haberi olmadan terör saldırısı var denilerek Atatürk Havalimanı’na götürüldü. Vatanını koruma duygusundan başka hiçbir amacı olmayan eşim tamamen suçsuz ve ardından ağır cezalara çarptırılmış 10 yıldır dört duvar arasında Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde kalmakta. Halkın vekili ve vicdanın sesi olarak eşimi ve onun gibi masum erlerin uğradığı bu mağduriyeti dile getirin.” diyor. Dile getiriyoruz ama o gaddar vicdansız kulaklar bunu duymak istemiyor ama biz yine de gündeme getireceğiz.

Aile Sağlık Merkezi’nde çalışan personeller bize başvurdu. “Tıbbi sekreterim, bizler aile sağlığı merkezi sistemine geçiş yapıldıktan sonra sağlık ocaklarının gruplarına göre kişi sayısı belirlenerek çalıştırılan hemşire, ATT, ebe, tıbbi sekreter, temizlik personelinden oluşan meslek grubuyuz fakat kadroya alınmadığımız için çok mağdur durumdayız. İşçi olarak görünüyoruz.” diyor. Üniversite bitirmiş kişiler bunlar. “Hekimlerin iki dudağı arasında çalışıyoruz. İş güvencesi, iş tanımı, mali ve özlük haklar açısından çok zor durumdayız. Bunları istiyoruz. 13 bin civarı sayımız var. 2 bin tanesi emekli olduğu halde çalışan personeller 11 bin kişi kadro bekliyoruz.” diyor. Bunu da buradan duyurmuş olalım. Defalarca duyurduk ama çok zor durumda oldukları için yine duyurmuş oluyoruz.

Van Çaldıran Çilli sınır kapısının açılması büyük bir talep. Bunu da gündeme getirelim.

Nuri Tok Vodafone’dan şikayetçi bize başvurmuş. Cayma bedeli 13.600 lira. “Kapatma bedeli  bu bir vurgun  nereden abone oldum. Vodafone bu kadar yüksek bedellerle caymamızı  önlemeye çalışıyor. Yok mu bunları denetleyecek bir bakanlık yetkilisi?” Ulaştırma Bakanlığı’na bunu soruyorum. Neden bu konuları denetlemiyorsunuz diyorum.

Davut Tekin Erzincan L Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalıyor. 27 Temmuz 2026 tarihinde cezası bittiği halde 6 ay daha ceza vermişler. Keyfi ceza verilmiş. İdari gözlem kurulu tarafından yapılan toplantıda 6 ay daha ceza vermişler. Cezası bittiği halde bir daha ceza vermişler.  İşleri güçleri bu. Habire ceza, ceza, ceza vermekle meşguller sevgili arkadaşlar.

Cezaevinden gelen mektuplara devam ediyoruz. Sayfalarca gelen mektup bunlar ama ben size kısaca özetleyerek anlatıyorum. Vatandaşın sesini duyuran bir milletvekili olarak bunu yapmak zorundayım çünkü çok zor durumda olan insanlar var.

Oktay Kelebek, Sincan 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nden yazmış; “  İrfan Yılmaz ne tahliye ne de tedavi ediliyor. Hapishanelerdeki sessiz ölüm politikasıyla adeta ölüme terk edilmiş durumda. Hasta tutsakların tahliyeleri için hepimizin yapabileceği bir şeyler vardır. Hasta tutsakların sesine ses olalım. İrfan Yılmaz serbest bırakılsın! Hasta tutsaklar serbest bırakılsın! Çalışmalarınızda kolaylıklar diliyoruz…”.

Cem Göçer, İzmir F Tipi Hapishanesi’nden yazmış; 3 aylık hak ihlalleri raporumuzu gönderiyoruz… Kitap ve yayınlara yönelik kısıtlamalar uygulanmakta, en fazla 20 kitap bulundurulmasına izin verilirken siyasi gerekçelerle pek çok kitap teslim edilmemektedir. Siyasi iktidarın işine gelmiyor. Yasal 10 saatlik sohbet hakkı keyfi şekilde 6 saat olarak kullandırılmaktadır. Posta yoluyla gelen fotokopilere el konulmakta, aynı zarf içinde iki ayrı mektubun gönderimi engellenmekte ve mektupların büyük bir kısmı hukuk dışı gerekçelerle sansüre uğramaktadır. Sevklerde tekli ring aracı, sağlık kontrollerinde ise çift kelepçe dayatması yapılmakta; bu onur kırıcı muameleler kabul edilmediği için muayene ve tedavi imkânı fiilen ortadan kalkmaktadır. İhlallere karşı çıkıldığında disiplin cezaları verilmekte, havalandırma süreleri düşürülmekte ve idari/adli mercilere yapılan tüm itirazlar takipsizlik kararlarıyla sonuçsuz bırakılıyor.” Adalet arayana da böyle gaddarca takipsizlik sonuçları veriliyor.

Cemil Çetin, Tekirdağ Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “  Hatay’da cezaevindeydim, eşim de mahpustu. Kilis’e yakın bir yere nakil olmak isterken beni Tekirdağ’a gönderdiler. Ailem maddi manevi daha da perişan oldu. Lütfen sevkime yardımcı olun.” diyor.

Taner Doğan; “Antalya S Tipi’ndeki küçücük hücremden yazıyorum.” demiş. “ Ben 13 yaşındayken Kuleli Askeri Lisesine girerek asker oldum. O zamandan bu yana hep vatan, millet ve bayrak sevdalısı olarak yetiştirildim. 2013 yılında Hava Harp Okulundan dereceyle, üçüncü olarak mezun oldum ve diplomamı o dönemin Başbakanından aldım. …Ve 15 Temmuz darbe girişimi… Gözaltı sürecinde maddi ve manevi işkencelerin ardından tutuklandım ama inanın hep şu inanç vardı bende: “Ne de olsa ilk duruşmalarda suçsuz olduğum, hiçbir işe bulaşmadığım ortaya çıkacaktır.” Maalesef mahkeme başkanı lehimde olan hiçbir bilgi ve belgeyi dikkate almadı. Aleyhimde darbeye yönelik tek bir sanık ya da tanık ifadesi yok. O günkü idari amirim mahkemede: “Evet, kursiyer teğmenleri ben emir vererek çağırdım, hiçbir şeyden haberleri yoktu.” diyor; kamera görüntüleri ortada… …Fillerin tepişip çimlerin ezildiği ve hatta tekrar toprağa gömüldüğü olaylar keşke hiç yaşanmasaydı. Biz mağdur olduk.” diyor. Memleketin böyle pırlanta gibi zeki gençleri zindanların o kuyuların dibinde arkadaşlar.

Çağla Çağlın Kış, Patnos L Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “  Endişe yüklü bakışlarla emekleyen ve dört duvar arasında deli gibi bütün yol kaybedişlerinde duvara toslayarak içli ağlayışları koğuşun duvarlarında yankılanan bebeklerin ve ağır demir kapıları iteleyerek açılacağını sanan 6 yaş altı çocukların mahkûm edildiği zindanlar… Sayılı ömründen çalan ama zamanı da durduran, çıkmaz sokak olan ve bana içsel bir devrim yaşatan zindanlar.” diyor.

Deniz Aydın, Denizli T Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ NATO gerekçesiyle 80 kişiyle beraber tutuklandık. Ben bir psikoloğum, bilimsel çalışmalar yapıyorum ve hapishanedeki tek kişilik hücreye konuldum. Nakil taleplerim reddediliyor. Bir ay boyunca yemekler üstü açık plastik tabldotlarda, koridor başındaki bir masada, çöpün yanında ve hamam böceklerinin bulunduğu bir alanda saatlerce bekletildikten sonra hücrelere veriliyordu.” diyor. Düşünün Ortaçağ Bastille zindanları daha iyi arkadaşlar. Şu hale bakın. Fareler, hamam böcekleri,  pislik, kalabalık, rezalet  cezaevlerinin hali bu arkadaşlar.

Dursun Göktaş, Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’nden yazmış; “ 22 Haziran 2026 tarihinde İstanbul Siyasi Şube polisleri tarafından gözaltına alındım. Bir anda üzerime atladılar. Ben düzenli olarak hastaneye giden biriyim; ancak hastaneye gidemedim. Beş gün boyunca havasız bir yerde 10 kişi kaldık. 60, 70 ve 88 yaşlarında anneler de gözaltındaydı. Elindeki bastonuyla yolda yürüyemeyen Fatma Teyze ve Hatun Anne dahi NATO’ya karşı eylem yapma ihtimalleri gerekçe gösterilerek gözaltında tutuldu. NATO bir savaş örgütüdür; İran’da 168 kız öğrenciyi katleden ABD’yi destekleyen ve içinde olan bir örgüttür.” diyor.

Emircan Yazı¸ Marmara L Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “  Açlık grevindeyim, 16. gündeyim. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sarıyer Şubesi üyesi ve gönüllüsüyüm. 1 Mayıs günü tutuklandım. 8,2 metrekarelik hücrelerde tutuluyoruz. Bu, Alevi değerlerimize açık bir saldırıdır. Yaşadığımız, İmam Hüseyin’i açlık ile sınamak gibidir. Canımızı ortaya koyduk.” diyor.

Sincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden Eyser Abdulcabbar Mustafa Kalo yazmış; “  Üç çocuk babası Irak Türkmeniyim. Türkiye’ye geleli çok az bir zaman olmuştu ki cezaevine atıldım. 6 yıldır yatmaktayım. Irak’ta Şii savaşçılarından kötü muamele gördük, Türkiye’ye geldik cezaevine atıldık. Kimseye derdimizi anlatamıyoruz. Cezaevleri Türkmenlerle doldu. Bizi ziyarete gelin, uğradığımız zulmü size anlatalım. Ya da bizi öldürün gitsin.” diyor.

Muhammet Öğüt, Gümüşhane Kapalı E Tipi Cezaevi’nden yazmış; “  Antalya’dan Gümüşhane E Tipi Cezaevi’ne sevk edildim. Ailemle aramızda yüzlerce kilometrelik mesafe oluştu. Maddi imkânsızlıklardan dolayı çocuklarımı göremiyorum. Çocuklarımın ilk yıllarında onların yanında olamamak, sarılamamak ve her günü özlemle geçirmek ne kadar büyük bir acıdır, tarif edemem. Ben babalığımdan, çocuklarım ise babalarından uzaklar.” diyor.

Ereğli Yüksek Güvenlik Cezaevi’nden Serhat Karagöz yazmış; “  Sayın vekilim, Meclis kürsüsünde sesimiz olmanızı ve ilgili kurumlarla iletişime geçmenizi talep ediyoruz. Duvarlar hep nemli, hücrelere ne güneş ne hava girmiyor. Ciğerlerimiz nem tutmuş halde. Günde sadece 1,5 saat havalandırmaya çıkarılıyoruz. Günün geri kalanını nemden duvarları dökülen hücrelerde kalıyoruz. Sayın vekilim, daha fazla sizleri de bu sorunlarımızla üzmeyelim. Sizden isteğim, o Meclis kürsüsüne çıkıp da bu cezaevlerini övgüyle anlatan sözde siyasetçilerin gözlerinin içine bakarak bu sorunlarımızı anlatmanız. Selam ve saygılarımızı iletiyoruz.” diyor.

Oktay Kelebek, Sincan 1 No’lu F Tipi Hapishane’den yazmış; “  Marmara 2 No’lu L Tipi Cezaevi’ndeki %96 engelli İrfan Yılmaz çok zor durumda. Adli Tıp infaz erteleme vermesine rağmen polis karakolunun güvenlik gerekçeli notu nedeniyle tahliye edilmiyor; sağlık hakkı ihlal ediliyor.” diyor.

Sedat Kılınçkıran, Türkoğlu L Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ Öksüz ve yetim büyüyen, %64 engelli, kas ve kalın bağırsak hastası eşim tek başına yaşamaya çalışıyor. Annem babam Maraş depreminde vefat etti ve yıllardır illegal hiçbir faaliyetim olmasa da terörist diye yatırılan eski bir kamu görevlisiyim. Gerçek adalet ve hukuk inşallah tamamen ülkemize yerleşir. Sizlerden gelecek güzel haberleri bekliyoruz.” diyor.

Serdar Karaçelik, Edirne F Tipi Hapishanesi’nden yazmış; “  10 saatlik sohbet hakkımız yalnızca 2 saat kullandırılıyor; bize haksızlık yapılıyor. Aynı zarf içinde farklı kişilere gönderilen mektuplar engelleniyor. Her yer kuyu tipine çevrildi, pilot hapishaneler seçiliyor.”

Serhat Karagöz, Konya Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “ Bu kuyu tipi cezaevinde hiçbir sosyal aktivite yok. Nemli hücrelerde ne güneş ne hava var. Ciğerlerimiz nem doldu. Kürsülere çıkıp cezaevleri çok rahat diyen siyasetçilere bu öektuplarımızı okuyun.” diyor. Evet biz de okuyoruz ama onlar vicdanlarının sözünü değil cüzdanlarının sesini duyuyorlar. Bu zindanlardan gelen sesleri duymak istemiyorlar ama biz yine sonuna kadar duyurmaya çalışacağız.

Yorumlar