2013-08-21 23:12:31

İnsan hakları için bugün daha iyimser olalım
 
İnsan hakları, düşünce özgürlüğü  günümüzde her geçen gün önemi artan kavramlar. MAZLUMDER Kocaeli şubesinin olağan genel kurulunu yaptığımız bugün, Türkiye ve dünyadaki insan hakları sorunlarına ve yaklaşımlarına değinmek istiyorum.

 
İlk olarak insan hakları alanında kötümser ve karamsar olma hakkımızın olmadığını belirtmek istiyorum. Her ne kadar çok olumsuz gelişmelerin olduğu bir tarih diliminde yaşıyorsak da kilitlenmemiz gereken ana hedef konusunda samimi ve sürekli bir gayretin içinde olursak başarılı olmamamız için bir neden yoktur. 
 
Türkiye'de uzun süren bir sivil toplum aktivitesi olarak başörtüsüne özgürlük isteğimizi her hafta tekrarlarken bize “bu isteğin bir hayal olduğunu, Türkiye'deki sistemin buna izin vermeyeceği” dost düşman birçok kişi tarafından söyleniyordu. Ama biz bu konuda ısrarlı bir çabanın içinde olduk ve en akla mantığa hayale sığmayan yasakların yaşandığı günlerde “başörtüsüne her alanda özgürlük” dedik ve günümüzde önemli gelişmeler yaşandığını hep birlikte gözlemliyoruz. 
 
Yargısız infazlarla ilgili önemli çalışmalar ve açıklamalar yaparken bizi marjinal meselelerle uğraşmakla itham edenler  o günler ne kadar değerli çabalar içinde olduğumuzu bugünlerde çok iyi takdir ediyorlar. Meclis insan hakları kurulunun karakolda Filistin askısı bulması üzerine yaptığımız eyleme karşı devlet reflekslerini hatırladıkça gülelim mi ağlayalım mı dediğimizi hatırlıyoruz. Temsili bir Filistin askısı gömme eylemi yapmak istediğimiz zaman jandarmanın bu gömme işlemini nasıl cansiperane engellediğini hatırlıyoruz ve insan hakları mücadelesinin gerekliliği ve sürekliliğini tekrar hatırlıyoruz.
 
Kocaeli şube başkanı olduğumuz günlerde misyonerliğe yönelik bir cadı avı başlatıldığında Kocaeli protestan kilisesine yönelik saldırıyı protesto edişimiz ve farklı değerlendirmeleri hatırlıyorum. Kimisi için “Hristiyan bir mabedin savunusu bize mi kalmıştı, kimisi için bir dindarın bunu yapması akıl alır iş değildi.” Ama biz asıl böyle bir davranışın dindarlığın gereği olduğunu söylüyor ve bir inancı kabul etmemek ile o inanca yapılan bir saldırıda müslüman şahsiyetin  zorbalığa karşı durmayı beceren bir adalet temsilcisi olmasının  ayırt edilmesini vurguluyorduk.
 
Kürt sorunu konusunda devletin yaptığı haksızlığın bu sorunu başlatan olduğunu söylediğimizde uzun süre anlaşılmamıştık ve itirazlarla karşılaşmıştık. Yine Türk milliyetçiliğini doğuran ve uygulayan kafanın aynı zamanda din alerjili ve düşmanı bir kafa olduğunu söylediğimizde yeterince anlaşılamadığımızı da görüyorduk. Silahlı bir hareketin ortaya çıkması ve 40 bin canın gitmesi sonrası karışan ve bulanan kafa karışıklığına karşı adalet merkezli  ve insanların eşit vatandaş olması gerektiğini savunan bir çizgide kalıyorduk hep.

 
Kürt sorunu ve din özgürlüğü yıllardır başat konularımız oldu. Niye böyle olduğu soruldu hep. Biz de Türkiye'de bir insan hakları derneğinin Türkiye'nin bu en önemli meseleleri ile uğraşmayıp da ne yapacağını sorduk hep. Kürt sorunu konusunda MAZLUMDER kurulduğu 1991''den beri ne söylediyse hep haklı çıktı.Yargısız infazlarla, köy yakmalarla, Türk milliyetçiliğiyle, iki milliyeti eş değer görmeyen Birgül Ayman Güler mantığıyla bu sorunun  çözülmeyeceğini söyledik hep. Anayasa'daki Türklük vurgusunun kaldırılmasını bu topraklarda yaşayan tüm kimliklerin eşit vatandaşlık statüsünde değerlendirilmesini istedik. Savaş yolunun  değil devletin yaptığı hataları düzelteceğine söz veren barış görüşmelerinin önemli olduğunu söyledik. Bugün 40 bin canın yitirilmesinden ve 22 yıldan sonra sözümüzün ancak dinlenildiğini görüyor ve hüzünle karışık bir sevinç duyuyoruz. Aklın, mantığın, vicdanın gereği olan barışın zor olduğunu biliyor ve provokasyonlara karşı hazır olmamız gerektiğini söylüyoruz.
 
Artık barışa hasret bir önemli çoğunluk var bu topraklarda. Barış sağlansa bile devletin ektiği milliyetçilik tohumlarının yeşerdiğini ve bunun için insan hakları derneklerinin bundan sonrasında çok daha önemli işleri olduğunu biliyoruz. İslami camianın sınıfta kaldığı Kürt sorununda bundan sonrasında en azından hatasını telafi ederek din ile milliyeti birbirine karıştırmaması gerektiğine işaret ediyoruz.
 

İnsan hakları için bugün daha iyimser olalım. Evet, dünyada ve Türkiye'deki umutsuzluklara karşın insan hakları, özgürlük ve demokrasi mücadelesinin gayret ve kurumsallaşma ile daha güçlü olacağını bugün görüyoruz.


Yeni yönetim kuruluna  başarılar diliyor,  sorumluluğu büyük bu alanda adalet ve vicdan ilkeleri ile hareket etmelerinin onları hiç bir zaman mahcup etmeyeceğini ifade ediyorum.

Yorumlar