20 Mayıs 2024

ÖFG TV’den herkese merhaba. Her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile sizlere sunduğumuz programımıza bu akşam da başlıyoruz.

Bu hafta önemli iki konuğumuz var. İki konuğun ortak bir özelliği var ikisi de cezaevleri ile ilgili. İlki bir mahpus; Eren Odabaş şu anda Silivri Cezaevi’nde, bir müddet Sincan Cezaevi’ndeydi. 3 aydan fazladır tedavisi aksayan hasta bir mahpus. Desmoid Tümör’ü dediğimiz bir kanser tömörü var kendisinde genç bir hasta ve şu an halen cezaevinde tedavisi aksıyor. Her geçen dakika onun için bir kayıp ve eşi onun için önemli bir çırpınış gayret içinde. Cezaevinde de ziyaret ettim Eren Odabaş’ı ve kendisi ile konuştum. Hastalığı ile ilgili birebir kendisinden bilgi aldım. Bir an evvel cezaevinden tahliye olup kemoterapisini alması gerekiyor. Son derece kritik bir evrede, bir operasyon geçirmiş. Tekrar nükseden bir kanser var ortada ve bir an evvel iyi bir tedavi alması gerekiyor. Önümüzdeki 23 Mayıs günü mahkemesi var İstanbul’da ve bu vesile ile Özge Kar Odabaş konuğumuz olacak ve eşi ile ilgili son durumu, mahkemeden talepleri anlatacak.

İkinci bölümümüzde deprem sırasında Hatay Cezaevi’nde olaylar olmuştu ve Talip Alan isimli bir mahpus ve bazı mahpuslar hayatını kaybetmişti. Bununla ilgili bazı gelişmeler oldu. Biz de soru önergeleri verdik. Mahpusun yakınları bir adaletsizlik sonucu can kaybı yaşandığını söylüyor ve cezaevindeki bu soru işaretleri olayı hakkında görüşlerini itirazlarını ifade edecekler.

İlk konuğumuz Özge Kar Odabaş ekranlarımızda. Geçmiş olsun diyelim. Hem eşiniz hasta hem de cezaevinde. 3 ayı aşkın bir şekilde oldukça önemli bir mağduriyet yaşıyorsunuz. Meclis’te basın toplantılarımızda, Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nda ve sosyal medyada defaatle eşinizin durumunu gündeme getiriyor ve sıradan bir mahpus olmadığını, genç ve kanser hastası bir mahpus olduğunu ve buna rağmen halen cezaevinde olduğunu ve somut delil olmaksızın acımasız bir karar ile tutukluluk ile cezaevine atıldığını ve bundan dolayı tedavisinin aksadığını defaatle anlattık. Perşembe günü mahkemesi var. Tahliye bekliyoruz. Tahliye olması gerekiyor.

Özge Kar Odabaş: Sürecin başı hukuksuz. Eren 6 Şubat günü gözaltına alındı. 6 Şubat’ta gözaltına alındığında hem emniyete hem de savcılıkta sorulan ortak soru; Çağlayan saldırısını düzenleyen kişileri tanıyor musun? Bu haberi nerede duydun? Diye soruldu. Eşim tanımadığını ve haberi de internetten herkes gibi sosyal medyadan işten geldikten sonra duyduğunu söylüyor fakat bunun üzerine hiçbir delil hiçbir gerekçe göstermeksizin eşimi tutukladılar. Birçok itirazda bulunduk. Ben yaklaşık 3 aydan fazladır hatta bugün 106 gün oldu. Mahkemesi açılana kadar her hafta gidip dilekçe verdim, eşimin hiçbir şey ile alakası olmadığını dile getirdim. Sağlık durumunu dile getirdim. 2018 yılından beri bahsettiğiniz gibi agresif Desmoid Tümör tedavisi görüyor. Nadir rastlanan bir tümör. Aynı zamanda bu tedaviyi sayılı yerde güvenle gerçekleştirebileceğimizi biliyoruz çünkü çok fazla rastlanan bir tümör olmadığı için bunu söylüyorum. Çapa’da tedavisi devam ediyordu. Ameliyat olmuştu, ameliyatın peşine nüksedince 2020’den beri tedavisi daha farklı ilerlemeye başladı. Akıllı ilaca başladı. Akıllı ilaç kalbine yan etki yaptı. Ani kalp durmasına yol açabilecek bir yan etki. Aortun genişlemesine sebep oldu. Bunlar kalıcılaştı. Biz bunu dile getirdik. Çapa’dan gidip bizzat rapor aldım tedavisi ile alakalı, hastalığı anlatan, hastalığın nelere yol açabileceğini, bacağından olabileceğini, uzvunun kesilme riskini dile getirdim. Tedavi olmadığı taktirde bu risk tedavi için cezaevinde akıllı ilaca başlamanın risk olduğunu söyledim. Çapa’daki rapor da aynı şeyleri yazıyor. Ne yazık ki hiçbir sonuç alamadık. Dosyası açıldı fakat heyet raporu için hastaneye gittiğinde biz sürünceme halindeydik sürekli. Onkoloji doktoru eşimin yüzüne tahliye olması gerektiğini beyan eden not yazdığını ve böyle bir rapor hazırlandığını söylüyor. Raporu eşim de görüyor fakat yaklaşık 1 hafta sürekli heyete gideceksin, heyete gidemiyoruz. Ring aracı eksik, evrak eksik gibi bir sürü bahane ile heyet ertelendi. Heyet götürüldüğü gün onkoloji binasının önünde ring aracından indirilmiyor. Eşim olmadan infaz koruma memurları onkoloji doktorunun yanına giderek bu raporu değiştiriyorlar. Raporu değiştirdiklerinde ise güncel halinde; kemoterapi almadığı için cezaevinde kalabilir ama zaten biz tedavi olmasını istiyoruz inatla fakat hastaneye sadece götürülüp getiriliyor. Burada da yine kendi uygulamaları gereken şeyi uygulamadıkları için cezaevinde kalabilir raporu veriyorlar. Bunun peşine heyete çıkıyor ve heyetten de kaşe basılıyor eşim ile diyaloğa girilmiyor eşim de tahliye olacağını düşünüyor doktorun söylemi üzerine. Sürpriz bir şekilde ben raporu eşime söylediğimde eşim şaşkınlığa uğradı ve bunun bir hak ihlali olduğunu, ben raporu gördüm şeklinde belirtti. Onunla ilgilenmeye çalışıyoruz mahkemenin dışında. Bununla ilgili suç duyurusunda bulunacağız. Buna hazırlanıyoruz. Mahkemesi ile alakalı sadece sağlık değil hukuki kısmından da baktığımızda tahliye etmek zorundalar çünkü tahliye etmemeleri bir insanı 106 gündür öylesine sırf nefret ile insanları tutsak etmekten başka bir şey değil. İlk başta söylediğim gibi; “Tanıyor musun? Haberi nereden duydun?” böyle bir suçlama şeklini ben ilk defa görüyorum. Sonrasında dosyası ayrılarak eşimin davası açılıyor. Burada da dosyasının ayrılmasının evrakında da; “Hukuki ya da fiili olarak organik olarak bu olay ile bir bağı yoktur.” Diyerek dosyası ayrılıyor. Zaten bir bağı olmadığını 106 gündür söylüyoruz. İlk günden bu yana bir bağı olmadığını, bu eylem ile hiçbir şekilde ilişkilendirilemeyeceğini söylüyoruz. Tüm kayıtlar ortada. 7/24 çalışan hatta tedavisini bile bazen aksatmak zorunda kalan bazı günler doktoruna gidemeyen bir insandan bahsediyoruz çalışmak için. Sonrasında dosyası hukuki hiçbir bağı olmadığı için ayrıldıktan sonra bir gizli tanık, eskiden beraat ettiği bir iddia ile suçlanarak bir dosya açılıyor. 2017’ye dayanan bir iddia. Aynı zamanda eşim 22 ay hapis yatıp beraat ettiği iddialar da tekrardan yargılanıyor. Burada artık hukuk nerede kaldı ben anlayamıyorum! İddianameyi gördüğümde inanın şok oldum. Eşimin görüşünden çıkmıştım, tesadüfen Uyap’a bakarken gördüm. Hukuk ile alakam yok gazeteciyim ama ben o iddianameyi okuduğumda; bu kadar komik bir iddianame nasıl olabilir dedim. Yüzümüze bakarak beraat ettiği şeylerden tekrardan nasıl dosya açılabilir? Suçlama şöyle; İdil Halk Tiyatrosu’nda tiyatro yapıyordu. Gizli tanığın beyanı bu! Eşim tüm iddialardan beraat etmişti. Tekrardan insanların üzerine gelmeye sindirmeye çalışıyorlar. Hem hasta hem de çalışmaktan başka bir hayatı olmayan işçiden bahsediyoruz. 31 yaşında genç bir hasta. 1.5 yaşında bebeği ile evi basıp bebeğe dahi silah doğrultabiliyorlar. Biz adalet aradığımız için biz suçlu ilan ediliyoruz. Ben daha bugün pedagogdan çıktık, ev baskınının izlerini yaşıyoruz bebek ile. Bunun telafisinin nasıl yapacaklarını merak ediyorum. Adalet Bakanlığı’na sürekli soruyorum ve cevap vermiyorlar. Bir insanın ölmesi bile bile ölümüne sebep olmak nasıl bir vebal almak? Nerede vicdan? Eşimin durumu ala alakalı adalet talebimi dile getiriyorum ve bu hukuksuzluğun bir an önce son bulması için sorular soruyorum. Sorularıma bir gün cevap alabileceğime inanıyorum. İnanıyorum ki eşim 23 Mayıs’ta İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tahliye olacak. Eğer adaletin yerini bulacağını iddia ediyorlarsa tahliye etmeleri gerekiyor çünkü başka alternatif yok. Bir insanın canından gidiyor 106 gündür. Bacağının kesilme riski ile karşı karşıya. Ölüm ile baş başa bırakılıyor. Bir bebeğin babasız büyümesine yol açılıyor. Bunların telafisini nasıl yapacaklar bilmiyorum. Geri gelmeyecek 105 gün. Eren’in tedavisinden giden 105 gün geri gelmeyecek. Hastalığı ilerliyor. Lenflerinde büyümeler var. Tedavi hakkının engellenmediğini iddia ediyorlar. Biz çapaya gitmesi gerektiğini söylediğimizde bize böyle bir rapor verilmişti. Raporda tedavi hakkının engellenmediğini Ankara Şehir Hastanesi’nin en büyük hastane olduğu söylendi. Eşimin duruşmasına 1 hafta kala apar topar İstanbul’a tedavi nedeniyle sevk ettiler. Ne oldu da sevk edildi? Burada hak ihlali var. Getirilir getirilmez Çapa’ya götürüldü. Ne oldu da 3 ayın sonunda götürülmek istenildi? Bekletiyorlar! En kötü aşamaya kadar bekletiyorlar, insanları ya öyle tahliye ediyorlar şu anda da gündemde görüyoruz ya da artık tedavi olamayacak şekle getiriyorlar. Şu anda eşimin 2 aydır lenflerindeki büyüme devam ediyor, ağrıları devam ediyor. Tedavisinin hapishanede devam edebildiğini iddia ediyorlar. Madem öyle o zaman tedavi için adım atmaları gerekiyor bunu da yapmıyorlar. Tedavisi cezaevinde devam edebilecek bir insan yatamıyorken oturamıyorken orada nasıl hayatını devam ettirecek? Bunun da cevabını veremiyorlar. 106 gündür adaletsizlik sarmalı devam ediyor. 23 Mayıs’ta saat 14.00’da İstanbul Çağlayan Adliyesi 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tahliye olacağı yönünde inancımız ve beklentimiz bu yönde. Olması gereken bu. 26. Ağır Ceza Mahkemesi heyetinin tahliye edeceğine inanıyorum. Muhakkak adalet yerini bulacak er ya da geç. Umarım çok geç olmadan bulur.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nin ağır kanser hastası bir mahpusun durumunu değerlendirmelisiniz çünkü bu konular hukukçu hakim savcılar karar verecekler bir de hekimin sözünü dinlesinler. Ben hekimim, Sincan Yüksek Güvenlikli 1 No’lu Cezaevi’nde Eren Odabaş’ı ziyaret ettiğimde genç bir kanser hastası, nüksetmiş bir kanser var ve tedavisi zorlu bir tedavi. Nükseden bölgeye cerrahi operasyon yapılması riskli. Biz tıpta genç kanser hastalarına daha çok titizleniriz en iyi tedaviyi alması en uzun ömrü yaşaması için çok önemli bir gayret sarf ederiz fakat Eren Odabaş şu anda hem hasta hem de dezavantajlı bir durumda hapishanede. Hapishanede büyük bir dezavantaj çünkü hapishaneleri iyi biliyoruz orada zaten sağlığa aykırı bir yüksek güvenlikli bir ortamda yaşıyor demir parmaklıklar beton duvarlarda güneşi göremeyen bir mahpus var. Aynı zamanda sağlık sevklerinde önemli aksamalar var. Yoğunluk var, Sincan’dan hastanelere gidişte yoğunluk var cezaevi müdürleri ile görüştüğümüzde inkar etmiyorlar. “Hastanelere sevkte personel eksikliğinden zorlanıyoruz ve geç gidiyor mahpuslar.” Sincan cezaevlerinde çok önemli bir problem mahpusların hastalık nedeniyle sevki. Çok aksayan sevkler var. Hastane sağlık kurullarında aksayan işlemler var. Film randevuları alınmıyor çekilmiyor istenilen zamana alınmıyor. Bugün git yarın gel! Hasta bir kişi sürekli ring araçlarında gidip geliyor. Dezavantajlı bir şekilde hastalığını iyileştirmeye çalışan bir kişi var. aynı zamanda İstanbul’da tedavisi başlamış ve tıpta tedavi nerede başlanmışsa orada yürütülür. Herkes kim işlemleri başlamışsa o devam ettirsin anlayışı ile devam eder doktorlarda böyle bir anlayış vardır. Ankara’da boş yere 3 ay vakit kaybetti. Şimdi 3.5 aydır Özge Hanım’ın ısrarla altını çizdiği Eren Bey’in de İstanbul’a sevk edin dediği şeyi yaptılar 3 aydır gerçekleştirmiyorlardı. Düşünün İstanbul’da bomboş gerekçelerle gözaltına alıp tutuklanıyorsunuz dosyaya bakıyorsunuz somut hiçbir belge yok delil yok ve sonra apar topar Sincan’a gönderiyorsunuz. Sincan’a niye gönderiyorsun? İstanbul’da yakınlarının ikameti olan biri. Mahpusun eşine çocuğuna zulmetmek için mi bunu yapıyorsun? Bir de hastalığı var. Tedavi İstanbul’da görülüyor göndermeyin diyor. Biz bakanlığa soru önergesi veriyoruz mecliste defalarca gündem ediyoruz yine Ankara’da. “Ankara’da da hastane var. Ankara’da hastaneye gider.” Diyor bakanlık yetkilileri. En sonunda “Hadi İstanbul’a gönderelim.” 3 aydır neredeydiniz Adalet Bakanlığı yetkilileri. 3.5 aydır defaatle birçok yetkiliye gündem ettim. 3.5 aydır genç bir hasta tedavisini alamıyor. Bu kanser tedavisinde çok ciddi bir durumdur kabul edilemez bir durum. Özge hanım eşi olması hasebiyle takibi anlattı ben de olayı baştan beri takip eden hekim vekil olarak konuyu aksettim. Hastanelerin raporları, cezaevinde kalabilir raporlardan sonra tüm umutlar şu anda Perşembe gününe odaklanmış durumda. Umarım tahliye olur. Beklentim, hukuk uygulanırsa adli kontrol verirsiniz tahliye edersiniz. Çok abartılacak bir durum değil. Hasta bir kişi normal bir kişi değil. Adli kontrol durumu olabilir tahliye edebilirsiniz. Mahkeme hakimliğine sesleniyoruz; insani bir durum var burada. Hekim olarak oldukça sıkıntılı ve ciddi bir takip altında komplikasyon olmadan tedaviyi alması gereken bir hasta kişi var karşımızda. Lütfen bu konuya dikkat ederek kararınızı verin.

Özge Kar Odabaş: Bu kadar zaman beklediler en son aşamada duruşmasına günler kala buraya getirdiler. Tedavi hakkı engellendi. Engellenmediği iddia edildi. Eren’e biyopsi yapılması gerekiyordu fakat hala yapılmadı. Tam 2 aydır biyopsi yapılamıyor. Cezaevinde tedavi olamıyor. Hapishane koşullarında tedavi mümkün değil. İlk günden bu yana o koşullarda tedavisini olamayacağını, hayati riski olacağını söyledik ama dikkate alınmadı. Bu saatten sonra hem sağlığı hem de hukuki olarak tahliye edilmesi gerektiğini söylüyoruz. İddiaların hepsi beraat ettiği iddialar. Tahliyeden başka hiçbir sonuca varılmaması gerekiyor. Adli kontrol ile de bırakılabilir. Sağlık durumu kritik. Adli kontrole bile gerek kalmadan bırakılması gerekir hukuki olarak bakıldığında çünkü hiçbir suçu yok, hiçbir gerekçe yok, delil yok. Sadece bir suçlama var. Eşimin 23 Mayıs’taki duruşmasında tahliye olmasını istiyorum. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi heyetine sesleniyorum; adaletin tecelli edeceğine inanıyorum. 23 Mayıs Perşembe günü saat 14.45’te İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ne adalet inancı beklentisi olan tüm duyarlı insanları bekliyorum. Dayanışmanın ne kadar güçlü bir şey olduğunu ne kadar güçlü bir duygu olduğunu gösterecektir.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Boş bir dosya, hukuksuz bir iddianame ve 3.5 aydır tedavisi aksayan bir kanser hastası. 23 Mayıs’ta hakimlerin ellerini vicdanlarına koymaları gerekiyor. Çok geçmiş olsun diyoruz. Umarım Perşembe günü sevinirsiniz. Güzel haberlerinizi bekliyoruz.

Umarım 23 Mayıs’ta adil bir karar çıkar. Partimizin İstanbul vekili de katılacak duruşmaya, hukukçular, insan hakları dernekleri katılacak umarım adalet gerçekleşir.

Programımızın ikinci bölümünde; Hatay Cezaevi’ndeki bir mahpus ölümüne uzanıyoruz. Deprem sırasında Hatay cezaevinde bazı olaylar olmuştu, Hatay T Tipi Kapalı Cezaevi’nde Talip Alan isimli mahpus öldürülmüştü. Ablası Zeliha Kızılkaya konuğumuz ve kendisi adaletsizlik olduğuna ve kimsenin kendilerini dinlemediği talepler ile bize başvurdu. Biz de konuyu gündem ettik. Konuğumuz olacak. Vefat etmiş yakınınız Talip Alan ile ilgili bizim takibimiz var ve konunun ciddi bir şekilde takip edilmesi için sizi ekranlarımıza aldık.

Zeliha Kızılkaya: Kardeşim 26 Eylül 2022’de cezaevine alındı, tutuklandı. 26 Ocak’ta mahkemesi vardı. Ellerinde delil olmamasına rağmen mahkemeyi ileri tarihe attılar. İleri tarihe attıktan sonra 6 Şubat’ta deprem oldu. 6 Şubat sabahı kardeşim bizi aradı. Reyhanlı ilçemizde yıkım yoktu. Bizim iyi olduğumuzu söyledik onu sorduk. Kardeşim bizim iyi olduğumuzu öğrendi, gece 1’e kadar bizlerle diyaloğa geçti eşini aradı. Depremden dolayı dışarıdaydık. Kardeşimden 7’sinden sonra haber alamadık. İletişimde sorunlarımız oldu diye düşündük. Duyduk ki isyan olmuş! İsyan olan bölgeye hiçbir şekilde insanlar alınmadı. Orada silah seslerinden olan insanların anlattıkları, koğuştan olanlar anlattı. “Kapıları açana kadar Talip ile beraber yattık.” Dedi. Orada bir isyan olmuş, insanları telkin edecekken kurşunlara dizdiler. Oraya gidenler ; “Orayı cehenneme çevirdiler. Orada insanları taradılar katlettiler.” dediler. Benim kardeşim neden öldürüldü? Suçlayacak bir delilleri olmamasına rağmen tuttular! Ne için öldürdünüz? Hiçbir yetkili “Şunun için öldürdük.” Demedi! İsyan edenleri niye güvenli alana almadınız? Koğuşların içinde ölüme terk ettiler. Ne için? İsyan çıkıyor, çıkar çıkmaz OHAL ilan ettiler. Depremdeki insanlar için değil OHAL cezaevinde binlerce insanı diri diri ölüme bıraktıkları için OHAL ilan ettiler çünkü insanları orada öldürdüler. Cezaevini mahşer yerine çevirmişlerdi. Benim kardeşimin 5 çocuğu vardı. Bu insana neden kıydınız? Benim kardeşim vurulmuş, ezilmiş morgda gördük. Kardeşimi katletmişler. Sebebi ne? İsyan oldu insanları güvenli alana alabilirdiniz. Bu konunun araştırılmasını istiyorum. Bu konunun üstünün örtülmesi için uğraşılıyormuş. Bir avukat: “Bu konunun üstü kapatılsın diye ellerinden geleni yapıyorlar.” Diyor. Kardeşimin öldüğü 1.5 yıl oldu ne mahkeme açıldı ne tebligat yapıldı! 5 çocuk neden öksüz kaldı?

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Siz suç duyurusu yaptınız mahkeme sefahati ile ilgili neler oldu?

Zeliha Kızılkaya: Hiçbir şey yok. Bugün avukatlarımız ile görüştük, dosyada gizlilik var. Mahkeme açılmamış. Ne için öldürdünüz? 1.5 yıl içinde canları isteyince mahkemeleri açıyorlar, yargılıyorlar! Özel kuvvetler ile eve gelip insanları alıyorlar. Suçlu suçsuz ayırt etmeden insanları içeri alıyorlar. İçeri aldıkları insanların güvenliğinden sorumlu değiller mi? Kendilerinin askeri, polisi, güvenlik görevlileri canları istediği kişiyi istedikleri kişiyi öldürebiliyor mu? Kendileri isyan var dedikleri zaman neden bu isyandaki insanları katlettiklerini anlatmıyorlar? Resmen orada bir felaket yaşandı ve eminim oradan çıkan insanları da 3 kişi ile ibaret değil bu!

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bu isyana neden olarak mahpusların çok zorda kaldığı almaları gereken disiplini alamadıklarını söylüyorsunuz.

Zeliha Kızılkaya: Benim kendi ailemden Alan ailesinden 9 kişiyi gömdük. İsyan çıktı öldürdüler ve konuyu bitirdiler. Benim kardeşimin ölümü neden konuşulmuyor? Hiç mi adalet yok? Biz Meclis’teki insanları oylarımız ile getirdik. Hiç kimse çıkıp “Bu neden oldu?” Hatay milletvekillerine ulaşmak istedim hiçbiri bizlerin telefonunu açmadı. Tokdemir isimli vekili evime davet ettim. Hiç kimse bizimle diyaloğa geçmedi. Askerlerden yaralı yok. Neden sadece mahkumlar yaralandı öldü? Bunun açıklamasını yaptılar. O cezaevinde bir asker ya da gardiyan öldü mü? Benim aklım da mantığım da bunu almıyor. Kesici delici aletler içeriye nasıl geçti? Devlet bunları araştırsın. Neden araştırmıyor? Türkiye’de adalet bitmiş. Benim kardeşimin hakkını aramayan bir devletin adaletine inanmıyorum! Adaleti sadece kendileri için kullanıyorlar. Nerede insan hakları? Nerede mahkum hakları? Kardeşimin suçu bile belli değildi. Kardeşimi resmen katletmişler. Hem vurulmuş hem de o arbedede benim kardeşim ezilmiş. İnsanları yatırmışlar işkence ettikleri video yayınlanmıştı sonrasında kaldırıldı. Kardeşimin kanı yerde kalmasın.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Cezaevinde olaylar sırasında gören ve tahliye olan mahpuslar nasıl anlattı olayı?

Zeliha Kızılkaya: “Evet isyan çıktı. Bizim koğuşta hiçbir şekilde bir şey olmadı.” Kendilerine haber geldi, başka yerlere gönderilecekler diye. Eşyalarını poşetlere doldurmuşlar. Koğuşlarındaki her şeyi poşetlere konulmuş. Koğuşlar temizlenmiş. Kapıları kimler tarafından nasıl açılmış bilmiyoruz. Kapılar açılınca çıkmışlar. 1000-1500 kişilik bir cezaevi. Çıkar çıkmaz birbirlerini kaybetmişler. “Ben Talip’in 3 gün sonra öldüğünü öğrendim.” diyor. Arkadaşı intihara dahi kalkışmış işkencelerden dolayı. İnsanları boş alanlara çıkartsalardı. İskenderun Cezaevi’nde de isyan çıktı. Hakim savcılar durdu isyanları. Hatay’da neden vur emri verildi? Vur emrinden sonra neden OHAL çıkartıldı? Benim kardeşimin hakkını aramamak için ellerinden geleni yapıyorlar.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Hapishane idaresi herhangi bir idari soruşturma konusunda açıklama yapmıyor değil mi?

Zeliha Kızılkaya: Hiçbir açıklama yapılmadı. Benim kardeşimin eşi, abim ve kuzenim ile kardeşimin fotoğraflarını alalım diye gittik açıklama yapılmadı. Olay yeri inceleme gelecek denildi. Benim ailemi gönderdiler. Depremin üzerinden 1.5 yılı yakın bir süre oldu. Mahkeme yok, açıklama yok! Muş Cezaevi’nden aradılar bizi. Kardeşim Yayladağı’nda ölüyor, bizi Muş cezaevinden arıyorlar. Kardeşinizin cenazesini Adana’dan otopsiden alın diye. Muş’a kadar haber gitmeden önce kardeşim burada neden öldü? Kan kaybından öldü! Vurdular yerinde de bırakmışlar. Vücudu morluk içindeydi benim kardeşimin. Benim kardeşim 37 yaşında öldü. 7 Şubat’ta vuruluyor, OHAL 8 Şubat’ta ilan ediliyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Başınız sağ olsun, Allah rahmet eylesin, Allah sabır versin. Biz konuyu Adalet Bakanlığı nezdinde takip edeceğiz. Olacak iş değil! Adalet Bakanlığı işine gelmeyen hususları uzattıkça uzatıyor diyor ki nasıl olsa unuturlar bu işi unuttururuz! Böyle bir zihniyet var. şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti! Adalet Bakanlığı idari soruşturmaları uzatıyor, adli süreç başlamıyor ve işin üstünü kapattıklarını düşünüyorlar. Biz konuyu takip edeceğiz ve bakanlığı uyaracağız. Yılmaz Tunç’a soruyorum; Hatay Valiliği de bu konuda açıklama yapmalı. Bir vatandaşımız suçlu olsun suçlu olmasın. Cezaevindeki mahpusların can güvenliğinden devlet sorumludur. Bu anlamda özellikle bakanlık sorumlu! İnsanların can kaygısı ile ne yapacağını bilemez bir haldeyken iyi bir hizmet almaması ve bundan dolayı ortaya çıkan isyan hareketi insana kurşunlanarak bitirilmez. Burada bu olay sürecini iyi okumak gerekiyor. Belli ki önemli sıkıntılar var. Olayın takipçisi olacağız.

Zeliha Kızılkaya: Hiçbir şekilde biz sesimizi duyuramıyoruz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Biz elimizden gelen gayreti yapacağız. Olayı hep birlikte takip edeceğiz. Sizlere sabır diliyorum. Genç bir insan hayatını kaybetti ve hiç tahmin edilmeyen bir zamanda oldu bu. Çok acı bir şekilde, siz hala bu acıyı yaşıyorsunuz ama siz hala adaleti bulamamışsınız.

Değerli izleyenler bugün de programımızın sonuna geldik ve bugün de iki önemli konuyu gündem ettik. Haftaya Salı günü saat 21.00’da tekrar sizlerle birlikte olacağız. İnsan hakları ihlallerinin olmadığı bir hafta dilerim. Umarım ki biz ihlalleri gündem etmeyiz ama ihlal yapanlar yoğun bir şekilde bu ihlalleri devam ettirdikleri için bizim programlarımız da konusuz ve konuksuz kalmıyor. Hepinize hayırlı akşamlar diliyorum hoşça kalın!  

Yorumlar