20.09.2022
Herkese merhaba ÖFG TV’nin yeni bir yayını ile sizlerle birlikteyiz. Her hafta haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile sizlerle birlikte oluyoruz.
Bu hafta iki önemli konumuz ve konuğumuz var. Biliyorsunuz cezaevlerini yakından takip ediyoruz, cezaevlerinde ihlaller had safhada. Sağlık sorunları, cezaevi ihlalleri had safhada ve mahpuslar bu ihlallere karşı direniyorlar çeşitli yollarla. İşte onlardan birisi Marmara Cezaevi’nde İleri Kızılaltun isimli mahpus açlık grevinde ve önemli talepleri var. Kamuoyuna duyurmak istediği önemli talepleri var. Onlara aracılık etmeye çalışacağız, eşi Bahar Kurt vasıtası ile. İlk bölümdeki konuğumuz Sn. Bahar Kurt.
İkinci bölümde ise; yine bir cezaevindeki mahpusun eşi; Eyüp Çetin Konya Cezaevi’nde 3 çocuk babası, KHK ile kapatılan bir okulda müdürdü ve cezaevine gireli 9 ay oldu. Biri 16 yaşında % 98 engelli 3 çocuk babası. Kendi cezaevine girişi ile oldukça ağır problemler yaşamaya başladı aile, bakanlık engelli yakını aylığını vermemeye başladı, maddi ve manevi sorunlar yaşayan bu aileye biz de konu hakkında soru önergeleri ile Aile Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’na sorduk. Konu gündemimizde medyada da gündeme geldi. Biz tüm bunlara ilaveten 3 çocuk annesi Gülten Çetin ile de konuşarak durumu yakinen anlayalım istiyoruz. İkinci konuğumuz da Gülten Çetin olacak.
Sn. Bahar Kurt İleri Kızıaltun’un eşi hoş geldiniz. Bahar Hanım İleri Kızaltun’un eşisiniz ve kendisi 36. Günü bulan bir açlık grevinde, Marmara Cezaevi’nde ve kamuoyuna iletmek istediği önemli talepleri var. Sözü size bırakalım. İleri Kızılaltun neler yaşadı? Kendisinin talepleri nedir? Biz her hafta basın toplantımızda konuyu gündem etmeye çalışıyoruz. Basın toplantılarımızda konudan bahsediyoruz. Bakanlığa da İleri Kızılaltun ile ilgili bir soru önergesi verdik. Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na da dilekçe verdik. Konu gündemimizde ama bir de sizden dinleyelim istiyoruz.

Bahar Kurt:Öncelikle bütün haksızlığa, adaletsizliğe uğrayanların sesi olduğunuz için teşekkür ederim. İleri Türkiye hapishanelerinde kalan devrimci bir tutsak. Adaletsizliği bütün halkımız yaşıyor, 7’den 77’e iliklerimize kadar adaletsizliği, haksızlığı yaşıyoruz maalesef bu düzende ama İleri devrimci bir tutsak olduğu için, siyasi görüşlerinden dolayı yaşam biçiminden dolayı savunduğu idolojiden dolayı çok daha fazla baskıya uğruyor tüm siyasi tutsaklar gibi. İleri Kızılaltun’un ilk tutsaklığı değil, toplamda 15 yıla yaklaşan bir tutsaklığı var. İleri defalarca kez tutuklandı. İlk kez Üniversite yıllarında tutuklanmıştı son tutsaklığı ise geçen yıl 15 Ekim’de alınması ile başladı. 1 yıldır tutsak ve 6 Ekim’de ilk kez mahkemeye çıkacak. Düşünün 1 yıldır hapishanedesiniz, mahkemeye bile çıkarılmadınız, iddianamenizi okumamışsınız, iddianame geçtiğimiz hafta hapishaneye ulaştırıldı fakat İleri’nin eline hala verilmedi! Bu 1 yıl boyunca savcılık ile mahkeme arasında dosya gitti geldi, savcı eski mahkemelerinden birine gönderdi dosyayı, mahkeme kabul etmedi, “Ben yargılamak istemiyorum. Benim işim var. ” Dedi. Savcıya geri gönderdi, savcı aylarca bekledi. “Bu mükerrer bir yargılama bu insan İleri Kızılaltun daha önce aynı iddialarla tutuklanmış zaten, onu tutuklayan, daha önce yargılayan heyet baksın bu dosyaya.” Deyip tekrar dosyayı mahkemeye 13. Ağır Ceza’ya gönderdi. 13. Ağır Ceza işin içinden çıkamadı, kabul etmek zorunda kaldı. 1 yıl geçti, ara mahkemeler oldu İleri’nin katılmadığı, tutukluluk incelemesi yaptı ve her seferinde yüzünü görmediği birtakım gizli tanıkların ifadelerine dayanarak o tanıkları hiç dinlemediği halde İleri hakkında tutukluluğunun devamına karar verdi ve İleri 1 yıl sonra daha iddianamesini bile görmeden mahkemeye çıkacak, İleri bunu ilk kez yaşamıyor. Bunu ülkemizde yüzlerce tutsak yaşıyor, İleri’de daha önce 4, 5 defa yaşadı bu tarz durumları ve artık yaşadığı adaletsizlikler, bütün halkımıza yaşatılan adaletsizlikler, arkadaşlarının, avukatlarının adalet mücadelesinde bedel ödemesi hayatını kaybetmesi, kendisinin yaşadığı tutsaklıklar, ömrünün yarısından fazlasının hapishanelerde geçiriyor olması bu adaletsizliğe karşı mücadelesini artık bir üst aşamaya taşıma kararı ile sonuçlandırdı. Zaten bütün hayatı boyunca halkının mücadelesinde yer almış, halkın acısını dert edinmiş, adaletsizliğe haksızlığa, ülkemizin sömürülmesine karşı çıkmış bir insan. Yapılması gereken her şeyi yapmış, 15 yıllık tutsaklığı boyunca da kendi haklarını kazanmak için yasal olarak her şeyi yapmış, neredeyse bir hukukçu kadar bilgisi olmuş bu hukuksuzlukları yaşaya yaşaya, buna dair kitaplar okudu. Bunun ötesinde kendi kimliğinin yok sayılmasına, ezilmek istenmesine, yaşadığı hak gasplarına karşı fiili olarak hapishanede direnmiş, dilekçeler yazmış, eylemler yapmış, slogan atmış direnme hakkını kullanmış ama gelinen aşamada hala daha daha önce tutuklanmasında gerekçe olan fakat tahliye olan bu gerekçelerden sebeplerle yine tutuklu 1 yıldır ve dedi ki onunla ölüm orucuna başladığında yaptığımız görüşmede: “Ben 36 yaşındayım, bildiklerim, değer yargılarım, düşüncelerim, hayata bakış açım var, yaşamak istediğim bir hayat var, kendi istediğim gibi yaşamak istiyorum bu hayatı ama bana “İstediğin gibi düşünmeyeceksin yaşamayacaksın.”diyorlar hapishanedeki baskılar ve yasaklarla bunu yapıyorlar. “Bizim istediğimiz gibi düşüneceksin, yaşayacaksın aslında düşünmeyeceksin.” Diyorlar! Güdüleceksin hapishanede, teslim edeceksin beynini her şeyini, tüm ideallerini, “Buna karşı artık ben açlığımla direneceğim. Bunu gerektiriyor tüm yaşadıklarım ve 36 yıldır yaptıklarım neticesinde bugün yaşanılan adaletsizliğin büyüklüğü bana bu eylemi yapmaya zorunlu kıldı.” Diye açıklamıştı. İleri tek değil, Gökhan Yıldırım daha önce defalarca dile getirdiğiniz Sibel Balaç da aynı taleplerle ölüm orucu eylemi yaptılar. Gökhan Yıldırım tahliye oldu, uzun mücadeleler sonucunda ve direnişine ara verdi, bugün aramızda, hayata döndü bundan dolayı çok mutluyuz. Aynı şeyi Sibel ve İleri için de istiyoruz ama kolay olmayacağını biliyoruz. Gökhan hakkı olan özgürlüğü 30 gün bir hastane hücresinde tek başına direnerek kazandı. Adli Tıp Kurumu Tekirdağ Şehir Hastanesi’nin hapishanede ve hastanede kalamaz raporuna rağmen Gökhan’ı tahliye etmedi, Gökhan’a bir ay boyunca zulmettiler hastanede ve sonra bıraktılar. Dolayısıyla da Sibel ve İleri açısından da aynı süreç geçerli olacaktır. Onlardan merhamet ya da adalet dilenmiyoruz, bu bütün haklarımızı olduğu gibi yine dayanışma ile, halkımızın sesimizi duyması ile beraber aşacağımıza inanıyorum. İleri Kızılaltun ve Sibel Balaç’ın talepleri; en başta adil yargılanmak istiyorlar, hasta tutsakların serbest bırakılmasını istiyorlar. Bu zaten Anayasa’da olan bir madde! Bu maddenin uygulanması yeterli. Çevik Bir tahliye olurken veya çeteciler grip olsalar neredeyse hasta tutsak diye serbest bırakılırken neden siyasi tutuklular, sıradan adli tutuklular tahliye olmuyor? Adli Tıp’ın hapishanede kalabilir raporu verdiği tutsaklar 1 ay sonra, birkaç hafta sonra vefat ediyor, cenazeleri çıkıyor senelerdir! Yeni bir Anayasa maddesi istemiyorlar aslında, var olan yasanın uygulanmasını istiyorlar ikinci olarak. Üçüncü olarak; hapishanelerdeki hak gasplarının son bulmasını istiyorlar. Var olan haklarını istiyorlar; Sohbet hakkı, 2007 yılında Adalet Bakanlığı’nın 1/45 genelgesi diyor ki: “Haftada 10 saat 10 tutuklu bir araya gelebilir. Sosyalleşmek için tecriti kırmak için sohbet edebilir.” Diyor ama bu uygulanmıyor ya da sınırlı uygulanıyor, 1 saat, 3 saat uygulanıyor ya da hiç uygulanmıyor. Adalet Bakanlığı bir genelge yayınlıyor ama sanki hapishaneler başka başka cumhuriyetlermiş gibi, sanki başka bir ülkenin anayasasına bağlılarmış gibi kendi kendilerine karar alıyorlar uyguluyorlar ya da uygulamıyorlar bunu keyfi olarak yapıyorlar.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Bahar Hanım pandemi gerekçesi mazeretine sığınıyorlardı, pandemi de geçti, dışarıda normal bir hayat var artık ve dediğiniz gibi sohbet hakkı ile ilgili biz de yakından takip ediyoruz haklısınız. Cezaevlerinde farklı sohbet hakları veriliyor! Aslında haftada 10 saat sohbet hakkı verilmesi gerekirken kimi yerde hiç verilmiyor kimi yerde 3 saat veriliyor kim yerde 10 saat veriliyor. Siz de buna vurgu yapıyorsunuz.
Bahar Kurt:Ben de tutsak kalmıştım, 1 yıl boyunca bizi de sohbete çıkarmadılar, biz de benzer şeyler yaptık. Hem infaz hakimliğine hem ağır cezaya birçok yasal kuruma dilekçe yazdık, bu konuyu dile getirmeye çalıştık, bununla ilgili hapishanelerde direnişlerimiz oldu, 1 yılın sonunda bu hak kısıtlı olarak tanınmıştı. Bunlara yapmaya normal şartlarda gerek yoktur. Bir ülkenin anayasası varsa Adalet Bakanlığı’nın bir genelgesi varsa onu uygulaması gerekir alt birim olan hapishane idaresi ama bunu uygulatmak için tutsaklar yine direnmek zorunda kalıyor. Mektup yazmak gibi, telefon açmak gibi iletişim kanalları yine iyi halli olunmadığı gerekçesiyle engellenebiliyor. Öyle ki; bir tutsağın hapis cezasından daha fazla görüş cezası olabiliyor. Diyelim ki ceza aldınız 6 yıl, 10 yıl görüş cezanız var. Böyle absürt bir kara mizah var. Sibel Balaç’ta bunlardan birisi ölüm orucunda kendisi, onun da yıllarla ifade edilen görüş cezası ve iletişim yasağı var. Hapishaneye konuluyorsunuz, diyelim ki mahkeme sizi suçlu buldu, o da tartışmalıdır bizce ama suçlu buldu bir hapis cezası verdi. Sizin cezanız o süre zarfında hapishanede kalmaktır ama içeride de haklarınız var. sohbet hakkı gibi, mektup iletişim gibi, ceza içinde ceza çektirmeye çalışıyorlar! Zaten hapishanedesiniz ama sohbete çıkarılmıyorsunuz, mektup yazmanız engelleniyor, telefon açmanız engelleniyor ee ne yapacak bu tutsak içeride? Kitap yasağı var, ya kitap verilmiyor ya kitap kotası konuluyor ya da kendi beğendikleri kitapları veriyorlar, toplatılması olsun ya da olmasın. Silivri Hapishanesi toplatması olmadığı halde kendisinin hoşuna gitmeyen kitapları tutsaklara vermiyor! Peki bu tutsak ne yapacak? Bir insan nasıl yaşar kitapsız, habersiz, insansız bu insanın doğasına aykırı bir şey. Zaten tecritteler üstüne ekstra bir işkence. Bu uygulamaların son bulmasını istiyorlar İleri ve Sibel. Bu birçok tutsağın talebi. Bugün onlar ölüm orucunda olduğu için onların talebi olarak daha yüksek sesle dile getiriliyor ama binlerce tutsağı ilgilendiren bir mesele. Yine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan tutsakların koşullarının iyileştirilmesini istiyorlar. Az önce saydığım koşulların çok daha fazlasını yaşıyor ağırlaştırılmış müebbet infaz rejiminde kalan tutsaklar. Haftada 1 telefon hakkı varsa onlar 15 günde 1. Görüşe çıktıklarında anne baba ile aynı anda görüştürülmüyorlar, yarım saat biriyle, yarım saat diğeri ile. Aynı anda sadece tek kişi görme hakları var. Arkadaş görüşü hakları yok gibi çok daha ağır tecrit koşullarında, bir karıncanın bile yaşayamayacağı koşullarda bir insanı yaşatmaya çalışıyorlar. O koşullarda yaşa diyorlar betonun içinde ama bu mümkün değil biz insanız. İnsanlarla beraber varız, doğa ile beraber varız. İnsana insanın doğasını yasaklarsanız insanın elinde olan direnme araçları neyse onunla direnir, hayatta kalmak için direnmek zorundadır, onurunu korunmak için direnmek zorundadır. Bugün İleri ve Sibel de bunu yapıyorlar, direnme haklarını kullanıyorlar.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Talepleri bunlar. Peki şu anda 36 gün oldu, sağlık durumu nasıl İleri beyin?
Bahar Kurt:Sağlık durumunda henüz çok ciddi bir sorun yok. Sadece çok hızlı kilo verdi, 1 ayda 12 kilo verdi, daha öncesinde de hem destek açlık grevi yapmıştı Sibel ve Gökhan için toplam 60 gün yakın bir zamanda yaptı ve bu açlık grevi bittikten kısa bir süre sonra ölüm orucuna başladı, onda da hızlı bir yıpranma ve kilo kaybı yaşadı İleri ama iyi. Henüz başında, bütün umudumuz ve çabamız ilerleyen günlerin gelmemesi. 6 Ekim’de tahliye olması yönünde elbette. İleri ölüm orucuna başladıktan sonra Silivri Hapishanesi ona özel bir muamele yapmaya başladı. Yanında şeker hastası bir arkadaşı var, çeşitli sağlık sorunları var ve haftada 3 kez krize giriyor. İleri onunla da ilgileniyor, ona yeri geldiğinde yemek yediriyor, yardımcı oluyor, o da İleri’ye yardımcı olmaya çalışıyor. Normal şartlarda birbirine refakat edemeyecek iki insan beraber birbirlerine yardımcı oluyorlar. İleri’nin dava arkadaşları var hapishanede yan hücrelerinde hepsi 3’er kişi kalıyor, İleri de yanına 3. Bir kişinin verilmesini istemişti, aynı zamanda refakatçi olabilecek bir kişinin fakat bu talebi reddedildi, 3 defa ölüm orucunda diye. Daha sonra içeride tutsaklar yemek almama eylemi yaptılar, biz dışarıda bunu gündeme getirmeye çalıştık, Yıldırım Kaya CHP Milletvekili ziyaret etti, gündeme getirdi ve bu çabalar sonucunda İleri’nin yanına 3. Bir kişi verildi, şu anda İleri sohbete çıkarılmıyor. Sohbet pandemi sonrası başladı Silivri’de tekrar, şu an 1 saat olarak uygulanıyor fakat bu 1 saatlik sohbete İleri çıkarılmıyor ölüm orucunda olduğu için ve yine bir cezalandırma ve intikam politikası ile karşı karşıyayız. Tutsağa özel muamele yapabilir mi bakanlığa bir hapishane? Yapamaz normalde ama yapıyorlar!
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Hasta mahpusların serbest bırakılması gerektiğini söylüyor İleri Kızılaltun, hakikaten son 10 ayda 60’tan fazla psikolojik ve fizyolojik sıkıntılar yaşadığı için vefat eden mahpustespitimiz var, belki daha fazla, cezaevleri açıklamıyor, gizlemeye çalışıyor. Biz kendi imkanlarımızla bunları tespit ediyoruz, mahpus yakınları veya avukatlar vasıtasıyla, adli ve siyasi mahpuslarda artan bir ölüm oranı var, psikolojik sıkıntılar yaşanıyor, intihar olayları gelişiyor, hiçbir insan durup dururken intihar etmez. Onu intihara sürükleyen olaylar vardır, son 3 gün içinde 2 intihar haberi aldık. Genç mahpus intiharları bunlar. Şüpheli ölüm bunlar, araştırılması gerekiyor bunların. Mahpus yakınları cenazeler üzerinde darp izleri olduğunu söylüyor, 3 gün önce vefat eden mahpusun yakınları bana ulaştı, bize başvurdular ve intihar ettiği söylenen mahpusun vücudunda darp izleri olduğunu ifade ettiler, toprağa verirken görmüşler! Şüpheli bir ölüm var, darp edildikten sonra isyan edip mi intihara başvurdu yoksa içeride darp sonucu hayatını kaybedip böyle bir olay süsü verildi bilemiyoruz. Bütün bunlar otopsi de net olarak aydınlatılacak ve daha bu sabahta yine bir başka Barış Keve isimli mahpusun ölüm haberini aldık, çocuğu var ve Barış Keve genç bir mahpus maalesef intihar etmiş. Biz bu intiharların ve kanser, çeşitli dejeneratif hastalıklar sonucunda olan ölümlerin cezaevlerindeki sağlık hakkı ihlallerinden olduğunu çok iyi biliyoruz, bir hekim olarak konuya vakıfım ve çıkmaz sokağa sürüklenen, başka çaresi bırakılmayan insanların intihara sürüklendiğini biliyoruz, anlıyoruz ve aynı zamanda da sağlıktaki gecikmeler, teşhis, tedavi ve infaz erteleme gecikmeleri nedeniyle de sağlığa erişimde çok büyük haksızlıklara uğrayan mahpusların da kısa sürede öldüğünü de görüyoruz, Türkiye cezaevleri bu konuda rekor kırıyor. İleri bey de bu konuya vurgu yapıyor gördüğüm kadarıyla, sizler bu son durum, adeta faciayı gösteren durum hakkında ne söylemek istersiniz? İleri bey neler demek istiyor? Neler söylüyor?
Bahar Kurt:Zaten AKP İktidarı döneminde çok fazla yeni hapishane yapıldı, bu hapishanelerde tıka basa dolduruldu, hepimizin bildiği bir gerçek. Hasta tutsaklar meselesi de artık kangrene dönüşmüş bir hale geldi. Eskiden beri var olan bir mesele, adli tıp kurumu her daim hasta tutsakların hakkı olan dışarıda tedavi hakkını engelleyen bir kurum oldu ama bugün mesele çok daha can yakıcı. Sizin de belirttiğiniz gibi sürekli ölüm haberleri geliyor hapishanelerden ya bir hasta tutsağın birkaç ay önce Adli Tıp Kurumu’nun hapishanede kalabilir raporu verdiği hasta tutsağın cenazesi çıkıyor, hapishanelerden ya da şüpheli ölüm denilen ölümler farklı farklı hapishanelerden duyulmaya devam ediyor. Bu zaten Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın da bugün inkar edemediği bir gerçek! Sadece siyasi tutsaklar değil, adli tutsaklar da çok kötü, ağır koşullarda kalıyorlar ve kimsesi olmayan, sahip çıkılmayan adli tutuklular açısından mesele çok daha can yakıcı onlara yapılan muameleler de çok vahim. İnsan muamelesi yapılmıyor. Ben de hapishanede kalmış biri olarak buna şahit oldum defalarca kez. Yan tarafımızda kadın adli tutuklular kalıyordu, onlara yapılan muameleye gardiyanların onlarla olan konuşmalarına çok kez tanık olduk, tüm sesleri duyuyorduk zaten. Doğrudan tehdit edildiklerini de duyduk. Dövmek, işkence gibi. Bu insanlar seslerini duyuramadıkları için ya da çok sınırlı duyurabildikleri için gündeme gelmiyordu, zaten mektuplar engelleniyor çoğu kez. Hapishaneler ile ilgili yaşanan sorunlarla ilgili mektup yazdıysanız basına, milletvekillerine bu mektupların çıkma olasılığı çok düşük. Son yıllarda yaşanan ölümler ve birçok demokratik kitle örgütünün avukatlarının bu konuyu gündeme getirmesiyle, sizin yoğun çabanızla ben 2017’de tutuklanmıştım, o süreçten itibaren sizi de çok takip ediyoruz, en çok takip yazdıklarımızdan haberini okuduğumuz tektiniz o süreçte. Bu mesele artık iktidarın da inkar edemediği bir mesele ama şu an sadece birtakım açıklamalar, konuşmalar yapılıyor çözüm noktasında bir adım atılmıyor. Mesele konuşmak değil, mesele 16. Maddenin uygulanması! İnfaz erteleme denilen dışarıda tedavi hakkı ya da dışarıda ölme hakkı hatta! Bazı tutsakların artık durumu geri dönülemez aşamada dolayısıyla dışarıda sevdiklerinin yanında ölme ve gömülme hakları var. Bu haklarını kullanması için bakanlığın bir an önce adım atması lazım, somut adım atması isteniyor bunun için! “Yeni yasa maddesi hazırlıyoruz.” Diyor Bekir Bozdağ ama yeni yasa maddesine gerek yok var olan yasa maddesini uygulasınlar!
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Bu önemli bir husus. Var olan yasalar uygulanmıyor aslında, yeni yasaya ne gerek var! Biz de hep bunu söylüyoruz. Öylesine bir iktidar ki; var olan eksik yasaları bile uygulamıyor ve tamamen keyfiyete göre davranıyor. Bu acı bir gerçek ve bundan dolayı mahpuslar itiraz ediyor, direniyorlar, açlık grevleri, ölüm oruçları devam ediyor. İleri Kızılaltun hakkında kamuoyuna son mesajlarınız nelerdir?
Bahar Kurt:Hapishanelerde yaşananlar yeni değil! Sadece belli dönemler, haklar kazanılıyor, yine direnilerek, bedeli ödenerek kazanılıyor bu haklar aynı sohbet hakkı gibi fakat belli bir zaman geçiyor, egemenler bu hakkı tekrar gasp etmeye çalışıyorlar, gasp ediyorlar. OHAL Sonrası her şey rafa kaldırılmış durumda. Keyfiyet doruk yapmış durumda, kendilerine çok güveniyorlar. Bize bir şey olmaz diye düşünüyorlar ama böyle değil! Biz sesimizi birlikte çıkartırsak, birbirimize sahip çıkarsak bir şeyler olacaktır. Burada benim de sevgili avukatım Ebru Timtik’i de anmak istiyorum. Ebru Timtik adil yargılanma hakkı için hayatını verdi bir avukat olarak. Dedi ki: “Ben bir avukatım, hukuka dair bütün detayları biliyorum.” Ebru Timtik bu ülkenin yetiştirdiği en değerli, en başarılı ceza hukukçularından biri “Ama benim bir avukat olarak yapacağım bir şey kalmadı çünkü hukuk yok, adalet yok.” Anayasa Mahkemesi diyor ki: “Usulüne uygun alınmamış dijital delil delil sayılamaz.” ama uydurma delillerle komplo davalarla insanlara onlarca yıl hapis cezası verildi, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi sadece bir tane tanık ifadesi ile. Kanıt nerede? Kamera görüntüsü mü var? Telefon kaydı mı var? Sadece bir kişi bir iftira atıyor ve bu nedenle bir insan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alıyor. Bu yargı sistemine karşı, bu adaletsizliğe karşı Ebru Timtik canını verdi, bir avukatı son günlerinde tahliye etmeleri gerekirken Adli Tıp “Hapishanede kalamaz” raporu vermesi gerekirken vermedi, tahliye etmediler ve hastanede göz göre göre öldürdüler. Bugün Gökhan Yıldırım’a bunu yapamadılar. Aslında şunu da görmek gerekir; evet çok zor süreçler, çok acı çekiyoruz, çok bedel ödüyoruz ama onlar bir yol açtı; Helin, İbrahim abi, Mustafa ve Ebru Timtik yargı sistemini gözlerimizin önüne serdiler, adaletsizliğin ne boyutta olduğunu gözümüzün önüne serdiler ve bizi birleştirdiler. Duymayan birçok kulağa bu adaletsizliği duyurdular ve bugün Gökhan Yıldırım 256 gün süren ölüm orucunun ardından tahliye edildi. Şimdi Sibel Dışkapı Devlet Hastanesi’nde. Normalde bugün bir rapor hazırlaması gerekiyordu hastanenin fakat ertelenemez bir eğitimleri olduğu gerekçesiyle heyet toplanmadı ve karar vermedi. Bir insanın hayatından daha değerli bir eğitim olabilir mi? Bunu da buradan belirtmek istiyorum. Bir an önce karar vermeleri gerekiyor Sibel için çünkü Sibel için saatler bile çok önemli ama bu karar verilmiyor. Gökhan için verilen karar Sibel Balaç için de verilmeli çünkü Sibel Balaç 274. Gününde bugün ölüm orucunun ben Sibel’in tahliyesini talep ediyorum buradan ve 6 Ekim’de de eşim İleri Kızılaltun’un tahliyesini talep ediyorum. Bende İleri’ye, Sibel’e destek amaçlı 1 ay açlık grevine başladım, bugün açlık grevimin 8. günündeyim. Artık herkesin kabul ettiği iktidarın bile kabul ettiği bu komplo davalar ile, gizli tanık ifadeleri ile insanlar cezalandırılamaz, çürümüş, teşhir olmuş bir sistem. OHAL’de korku yayarak, terör estirerek bu şekilde teslim almaya çalıştılar. “Ben cezayı veriyorum kabul edeceksin.” Dediler ama bu çok teşhir oldu, bunu kimse kabul etmez artık o yüzden bu politikadan vazgeçmeliler.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Çok teşekkür ederiz Sn. Bahar Kurt, biz İleri Kızılaltun’un durumunu gündem etmeye devam edeceğiz. Umarım istekleri gerçekleşir ve adil bir şekilde yargılanır, tahliye edilir ve ölüm orucunu bitirir. Adalet yerini bulur diyorum.
Değerli izleyenler programımızın ikinci bölümüne geçiyoruz. Programımızın ikinci bölümünde yine çok önemli, çok ağır bir ihlali gündem edeceğiz, günlerdir gündem ediyoruz ve açıkçası çokta üzülüyoruz ve çokta canımız sıkılıyor çünkü mevzu bahis olan %98 engelli ağır bir çocuk ve bu çocuğun hakkı olan maddi destek verilmiyor bakanlıklar buna engel oluyor. Akşehir Kaymakamlığı engel oluyor ve biz bu konuda bir cevap bekliyoruz! %98 engelli bir çocuğun annesine, maddi ve manevi sıkıntılar yaşayan bir anneye “Mağdur değilsiniz, size engelli yakını aylığı veremeyiz.” Diyen bir devlet, devlet olamaz! Bunu en başta söyleyelim. Böyle bir devlet anlayışını kabul etmiyoruz! Bir hukuk devletinde böyle keyfi işler olmaz, mağdur olmasını kabul etmeniz için ne gerekiyordu daha? Bunu sormamız gerekiyor! Mahpus Eyüp Çetin Konya Cezaevi’nden bize bir mektup gönderdi, 9 aydır mahpus olduğunu 3 çocuk babası olduğunu çok ağır bir aile dramı yaşadığını söyledi. Mektubunu okuduğumuzda biz çok üzüldük ve eşi ile görüştük. Eşi ile görüştüğümüzde Sn. Gülten Çelik annenin biri %98 engelli 16 yaşında bir çocuk ve diğer ikisi de 2 ve 6 yaşındaki iki çocuk annesi olduğunu öğrendik. Babanın mahpusluğu sonrası hem %98 engelli çocuk ağır sağlık sorunları yaşamış durumu daha da kötüleşmiş, 2 yaşındaki çocuğumuzda konuşma sıkıntıları başlamış ve artmış ve yine 6 yaşındaki çocukta da ana okul sorunları başlamış baba bize iletti, annenin de ileteceği hususlar var. Böylesi maddi gelirsiz kalmış bir aileye Akşehir Kaymakamlığı “Mağdur değilsiniz. Sizi mağdur kabul etmiyoruz.” Diyerek engelli yakını aylığını vermemiş. Biz bunu kabul etmiyoruz ve bu konuda da soru önergeleri ile İçişleri Bakanlığı ve Aile Bakanlığı’na sorduk. Bu nasıl bir anlayıştır? Böyle bir olayın yaşandığı bir yerdeki bir bakanlığın adı Aile Bakanlığı olabilir mi Sayın Bakan? İlk önce bana bunun cevabını ver çünkü bu aile bu kadar zorluklar yaşarken siz kalkıp bu aileye engelli yakını aylığı vermemeyi başarıyorsunuz! Hiçte utanmıyorsunuz, yüzünüz kızarmıyor! Akşehir Kaymakamı ile telefonda konuşuyorum “Gerekenler yapılmıştır, aile mağdur değildir, engelli yakını aylığı vermiyoruz.” Diyor sanki babasının kesesinden veriyor! Sen bu aileye hakkı olan engelli yakını aylığını vermiyorsun! Akşehir Kaymakamı’na buradan sesleniyoruz çok yanlış iş yaptın ve biz bu hakkın teslimi için sonuna kadar da mücadele edeceğiz! Konya Valiliği’nin de bundan haberi olsun! Aynı zamanda Aile Bakanı ve İçişleri Bakanı’nın da bundan haberi olsun, biz konunun takipçisiyiz ve bu zulmü kabul etmiyoruz. Babanın mektubundan sonra temasa geçtiğimiz anne babanın dediklerini doğruladı ve oldukça önemli sıkıntılar yaşandığını söyledi, biz de konuyu takip ediyoruz. %98 engelli Yakup Ali’nin son durumunu annesi KHK ile ihraç öğretmen Gülten Çetin Hanım ile görüşeceğiz. Gülten hanım sizden dinlemek istiyoruz, eşiniz Eyüp Çetin’in mektubu bize geldi. Bu vasıta ile sizin sıkıntınızı öğrendik, maalesef bunun gibi çok hadise oluyor bize binlerce mektup geliyor ve çok ağır ihlallerden bahsediliyor bu mektuplarda, cezaevine giren insanlar dünyalarının yıkıldığını, sadece kendi dünyalarının değil eşlerinin çocuklarının da dünyasının yıkıldığını, maddi manevi çok büyük sorunlar yaşadıklarını hep iletiyorlar. İşte onlardan maalesef ki birisi de sizsiniz, Eyüp beyin mektubunu büyük bir üzüntü ile okudum ve gerçekten çok üzüldüm çünkü biz özellikle engelli yakını olan KHK’lıların veyahut mahpusların artı bir haksızlığa uğraması karşısında gerçekten çok üzülüyoruz ve öfkeleniyoruz, bunu kabul edemiyoruz. Bu çok ağır bir hasar oluyor. Biz konunun ayrıntılarını sizden dinlemek isteriz.

Gülten Çetin: Ben önce Yakup’tan bahsetmek istiyorum. Yakup 16 yaşında, otizm, Mental Retardasyon, dirençli epilepsi, kas hipotonisi, kronik akciğer rahatsızlığı ve yutma güçlüğü olan özel gereksinimli, %98 engelli bir çocuk. Yakup ilk teşhisini 3.5 yaşında otizm teşhisi aldı, 5 yaşında epilepsi tanısı konuldu, Yakup daha önceden yürüyebilen, koşabilen, yemek yiyebilen, okuluna gidebilen bir çocuktu 5. Sınıfa kadar gitti, ilk 2 sene Beyaz Kolej’e gönderdik, itina gösterilen bir yere gitti. Sonrasında okul taşınınca OÇEM’de eğitime devam etti, sağlık durumu daha iyiydi, okula gidebilecek durumdaydı. Sonrasında Yakup 2020 yılında bir akciğer enfeksiyonu geçirdi, evde iyileşemedi doktor antibiyotik yazdı, biz koronadan dolayı hastaneye gitmemek için evde tedavisine devam edelim dedik, son olarak acile götürmek zorunda kaldık, Yakup bir anda tıkandı ve röntgen çekildikten sonra yoğun bakıma aldılar, 45 gün yoğun bakımda kaldı Ankara Şehir Hastanesi’nde tedavi gördü. Daha sonrasında palyatif servise çıkardılar ve refakatçisi babası oldu, 4 aylık ve 3 yaşında kardeşi vardı ben yanına gidemedim. Bu süreçte bütün Yakup ile solunum yetmezliği, dirençli epilepsi ile eğitimleri Eyüp beye verildi onları öğrendi, Yakup ile beraber o ilgileniyordu, tüm bakımları o yapıyordu, postural direnajını, aspireleri ile eşim ilgileniyordu. Yakup’un yanında yatıyordu geceleri dirençli epilepsiye bağlı bir sıkıntı, solunum problemi yaşar, tıkanır diye. O derece bakımı ile ilgileniyordu fakat 15 Aralık’ta babası gözaltına alındı Yakup’un ve 18 Aralık’ta da tutuklandı 2021 yılında. Sonrasında sürecimiz çok ağırlaşmaya başladı bizim. Her defasında aylık tutukluluğa itiraz dilekçeleri oluyor, avukat Yakup’un raporları ile Yakup’un hastanede kaldığına, yoğun bakımlarda kaldığına dair belgeleri ile başvurdu.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Zaten zor durumda olan bir aile 3 çocuk babası, 18 Aralık günü tutuklanarak cezaevine konuluyor ve çocuğun annesinin şu ana kadar anlatımlarından anladığımız kadarıyla çocuğunun bakımı ile ilgili tüm bilimsel gereklilikleri öğrenen babanın eksikliği yaşanmaya başlanıyor evde ve sanırım bu merhalede sağlık sorunları yaşanmaya başlanıyor! Çocuğun bakımını üstlenen babanın cezaevine girmesi sanırım Yakup Ali’nin sağlığı ile ilgili olumsuzlukların başlama nedeni oldu değil mi Gülten Hanım?
Gülten Çetin:Evet. Babasından 15 gün sonra tekrar yoğun bakıma girdi, dayanabilme süreci, 10 gün kaldı yoğun bakımda, ara yoğun bakıma servise çıkardıklarında ben gitmek zorunda kaldım 2 yaşındaki çocuğum Edip’in anne sütü alma süreci bir anda kesilmek zorunda kaldı, asıl travmayı Edip orada yaşadı zaten, onun da birtakım sıkıntıları var konuşma ile ilgili, hem anneden hem babadan bir anda ayrı kalınca hepimizin psikolojik sıkıntıları oldu kızım dahil, Yakup zaten özel gereksinimli bir çocuk. Biz bunları anlatmaya çalıştık, eşimin tahliye olmasının çok elzem olduğunu Yakup’tan dolayı, Yakup’un özel bakımı için eğitimler ona verilmişti, onları o biliyordu, o takip ediyordu. Yakup hayatını daha sağlıklı bir şekilde takip ettirebiliyordu, bütün belgelerini, engelli raporlarını. Hastanede her kaldığında belge aldım, yoğun bakımdan, ara yoğun bakımdan Yakup’un sağlık durumunu kötüye gittiğini anlattık, Yakup yemek yiyebilen bir çocuktu Şubat ayında NG denen bir beslenme şekline bağlandı. O vakitten beri ağzından hiçbir şey yiyemiyor. Biz 3 hafta öncesinde tekrar doktora götürdük akciğer enfeksiyonu nedeniyle, pet açmamız gerekiyor dedi. yarın randevumuz var gastroentolojide gideceğiz birkaç gün içinde ameliyat geçirecek Yakup, daha da vahim bir duruma gelecek. Git gide babasının yokluğundan dolayı sağlık durumu kötüye gitti, biz bunu anlattık, inşallah sesimiz sizin vasıtanızla bir şekilde duyulur. Şu ana kadar tahliye gerçekleşmedi, İstinaf’a itiraz dilekçesi verecek avukat. Ne derece değerlendirecekler, inşallah okurlar, durumumuza bakarlar. Eşim duruşmasında da söyledi, “Rlektronik kelepçe, her gün imza, denetimli serbestlik ne gerekiyorsa ben yapacağım. Yeter ki beni bırakın, ben çocuğumun başında durayım, sağlığı daha kötüye gitmesin.” Bunu gözyaşları içinde anlattı ama olmadı, tutukluluğun devamına karar verildi. Yakup 9 ay önce babasıyla birlikte yürüyüşe çıkıyordu, özel sandalyesi ile babası onu havalandırmaya çıkartıyordu, gezdiriyordu, dışarıda hava almak Yakup’a iyi geliyordu, hayata katılabiliyordu. Kardeşleri ile oturabiliyordu, tüm bağları yavaş yavaş kopmaya başladı hayata. Bu beni çok endişelendiriyor bir anne olarak. Geceleri tıkanıyor Yakup. Hangi saatte tıkanacağı belli değil, inanın ben gece doğru düzgün uyku uyumuyorum. Gündüz aynı efor ile diğer çocuklarla ve Yakup ile. İlgilenmem gerekiyor ama çok zor bir hayatımız oluşmaya başladı bizim bu süreçte, eşim ile paslaşıyorduk gece, gündüz. Yakup ile alakalı, Yakup sıkıntı yaşamasın, solunum yetmezliğinden dolayı çok endişeleniyoruz. Bir anda tıkanıyor. Tükürmeyi bilmiyor, tüküremiyor.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Babanın tutukluluğu sırasında önemli bir hadise yaşanmış. Anne baba sürekli çocuklarının bakımı konusunda yüksek bir ihtimam gösteriyorlardı ve buna rağmen baba tutuklanınca maalesef ki sağlık sorunları daha da arttı. Baba Eyüp Çetin’in sağlık ile ilgili desteği son derece önemliydi ve cezaevine girmesi Yakup Ali’nin çok ağır sıkıntılar yaşamasına neden oldu. Diğer iki çocuğumuzun da yaşadığı sıkıntılar var onları da anneden öğreneceğiz. Babanın talebi bir an evvel tahliye edilmek çünkü bu durumdaki bir çocuk daha uzun süre baba desteğinden mahrum kalmamalı çünkü tek başına annenin desteği yeterli olmaz. Bunu da çok iyi bir şekilde bilmek lazım. Aile Konya Akşehir’de yaşıyor. Baba Konya Cezaevi’nde mahpus, baba KHK ile kapatılan bir okulda müdürdü, anne de bir öğretmen maalesef ikisi de işsiz kaldılar. İşsiz kaldıkları yetmiyormuş gibi biri engelli 3 çocuğun psikolojik ve fizyolojik sıkıntıları ile baş etmek durumunda kaldılar. Bunlarla uğraşırken bir de üstüne cezaevi gerçeği geldi baba tutuklanarak, cezaevine girdi. Bir üstüne Akşehir Kaymakamlığı “Mağdur değilsiniz kardeşim.” Diyerek engelli yakını aylığı vermedi! Gerçekten daha başına bu kadar felaketler gelmiş bir aileden fazla mağdur kim olabilir diye soruyoruz Sn. Akşehir Kaymakamı? Elini vicdanına koy ve cevapla! Daha mağdur olması için başka hangi neden gerekli olabilir? Çocuk için bir engelli aylığı alınıyor fakat bu da çok yetersiz bir miktar ve 3 çocuk bir anne ve hapisteki bir babanın maddi açıdan yaşaması için yeterli bir para değil, günümüzde enflasyonun geldiği yer apaçık ortada. Çok büyük sorunlar yaşanıyor. Bir anda %300-400 artışlar oldu tüketim eşyalarında. En temel ihtiyaçlarını gidermek için insanlar çok büyük zorluklar yaşıyorlar, bütün bunlara rağmen bir engelli yakını aylığı vermemeyi başaran bir Kaymakamlık var karşımızda! Biz Akşehir Kaymakamı’na bu konuyu burada bırakmayacağımızı söyledik, kendisi ile de görüştük, anlayış göremedik. Konuyu bakanlığa taşıdık daha üst seviyelere de taşıyacağız. Babanın serbest bırakılması gerekirken serbest bırakılmayan bir baba var, üstüne ailenin alması gereken hakkı vermek istemeyen bir devlet var! Bütün bunlardan sonra gelinen nokta son derece vahi bir gerçeği gösteriyor. Yakup Ali’nin yaşaması gerekiyor, iyileşmesi gerekiyor fakat bu süreç maalesef ki onun daha da kötüleşmesine yol açıyor. Eyüp bey mektubunda şunu diyor: “Polisler 9 ay önce evime geldiler ve biz zaten bir sürü maddi manevi sıkıntılar yaşarken, karı koca işsiz kalmışken bir de sabahleyin evimize polisler geldi ve onlar %98 engelli oğlum Yakup’u gördüler.” hatta o sırada epilepsi nöbetleri geçirmiş. Polis memurları demişler ki: “Hocam biz seni merkeze kadar götürelim, büyük ihtimalle savcı tutuklama istemez herhalde, sen bu çocuğa bakmak durumundasın. İfadeni alıp bırakacağız.” Denilmiş ama “Gidiş o gidiş.” Diyor Eyüp bey neler yaşandı?
Gülten Çetin: Biz her zamanki evimizdeydik, çocuğumuz ile Yakup’un bakımı ile ilgilenmeye çalışıyorduk. İki kişi geldi, eşimi götüreceklerini söylediler. O da Yakup’un rahatsızlığından dolayı onu bırakamayacağını, ne yapılması gerekiyorsa evde yapılmasını rica etti, ifademi burada alın dedi ama dinlemediler. “Mutlaka götürmemiz gerekiyor akşama gelirsin, akşama bırakacağız seni.” Dediler. Abdest almak istedi ona da çok kızdılar, bağırdılar. Abdestini aldı gitti, gidiş o gidiş! Sonrasında mahkeme süreci oldu, duruşmaları oldu. Duruşmalarda her defasında Yakup’u dile getirdi, bizim derdimiz Yakup. Orada olduğundan dolayı yüksünmüyor. Haksızlık üzerine orada çıkarılan KHK yüzünden orada, okullarda çalışıyorduk ikimiz de ama Yakup’un durumundan dolayı hepimiz çok üzgünüz. Üzüntümüzü anlatamıyoruz. Dile getiremiyoruz, ifade edemiyoruz çünkü biz yaşıyoruz bu durumu. Yakup’un kötüleşen durumu bize artık endişe vermeye başladı, bu çocuğun durumu nereye gidecek bu şekilde çünkü özel gereksinimleri ihtiyaçları var. Anne ve babaya ihtiyacı var, tek anne yetemiyor. Ben gerçekten yetişemiyorum hem fiziksel olarak hem ruhsal olarak yetişemiyorum. Bir yana döndüğümde diğer taraf ihmal kalacak diye endişe halindeyim. 2 küçük çocuğum daha var, birisi okula başladı onu okula getirip götüreceğim, Yakup evde küçük kardeşi var. Her çocuğun babasına ihtiyacı var ama Yakup’un babasına olan ihtiyacı çok fazla. Özel durumundan dolayı çok fazla ve psikolojik olarak çok etkilendi. Doktorlar anlam veremiyorlar Yakup’un bu kadar hızlı bir şekilde gerilemesini, artık cihazlarla yaşıyor Yakup. Nebulizatör ile ilaçla hava vermemiz gerekiyor, sürekli aspire etmem gerekiyor, oksijen cihazına bağlanıyor. 9 ay önce böyle değildi bu çocuk!
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Gittikçe kötüleşti mi?
Gülten Çetin:9 ay içinde gittikçe kötüleşti, toparlayamıyor.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Yakup Ali’nin bu durumu karşısında öncelikle talebiniz Eyüp beyin serbest bırakılması anladığım kadarıyla.
Gülten Çetin:Evet tahliyesi. Her türlü denetimli serbestliğe razıyız, elektronik kelepçe ev hapsi değil, kendisi de ifade etti duruşmada. Ben çocuğumu götürdüm almak istemediler. Görsünler istedim içeriye de almadılar Yakup’u. Oksijen tüpüyle gittik oraya, tüp de bitebilirdi ama çocuğumun ilerleyen dönemde daha kötü şeyler yaşamaması için her türlü riski alıp çocuğumu oraya götürdüm görsünler istedim tahliye olur belki diye o da olmadı. Ben Yakup Ali’nin iyileşmesi için, sağlık durumunun düzelmesi için, babasının tahliyesini istiyoruz biz. Her türlü denetimli serbestliğe de razıyız, bıraksınlar artık. İnsanlık namına, engelli çocuğun hayatına devam edebilmesi için, görsünler, sesimizi duysunlar.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Hakimin merhamet anlayışını merak ediyoruz. Böylesi bir durumda bir tedbir olan tutukluluk halinin kaldırmama nedenini merak ediyoruz. Merhameti sıkıntılı bir durum olarak kabul ediyor demek ki, vicdanı hakkaniyeti sıkıntılı bir durum kabul ediyor demek ki ve tutukluluğa devam kararları alındı. Şu anda Eyüp Çetin mahkumiyet kararı da aldı 8.5 yıl civarında bir ceza aldı. Birçok mahpusta böyle bir ceza verilip bazı gerekçeler varsa, mazeretler varsa Yargıtay’a kadar tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılır, siz de 8 Eylül’deki mahkemede sanırım bu taleplerde bulundunuz, raporlar gösterdiniz fakat ceza verildikten sonra herhangi bir tahliye işlemi gerçekleşmedi Gülten hanım. 8 Eylül’de ceza verildikten sonra tutuksuz yargılama Yargıtay’a kadar devam edebilirdi, serbest bırakabilirlerdi. Neden serbest bırakmadılar? Raporları sunmuşsunuz, çok uğraşmışsınız ne oldu mahkeme salonunda neler yaşandı?
Gülten Çetin:Biz duruşma esnasında salondaydık, bizi dışarıya çıkardılar. Kendileri görüşmeleri gerektiğini söylediler, eşim ben avukat dışarda bekledik. Sadece mahkeme başkanı heyet içeride kaldı, “Karar vereceğiz. Çıkın.” Dediler biz de çıktık. 5-10 dakika sürdü. Sadece eşimi avukatları aldılar. Tutukluluğun devamına denildi. Neden bırakılmadığı ile alakalı avukat da kaçma şüphesinin olmadığı, delillerin karartılma gibi ihtimal de yok. Babasının serbest kalması gerekiyor. Yakup’un özel durumunu anlattı bundan dolayı tahliye istedi eşim de. Biz derdimizi anlatamadık.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Derdinizi anlatmışsınız ama sizi dinlemek istemeyen yargıçlar var maalesef. Sadece siz değil binlerce tutuklu aynı şeyleri yaşayabiliyor ama biz her defasında buna alışmayacağız. Siz gördüğüm kadarıyla tek başına çocuğunuz ile uğraşıyorsunuz, bir hekim olarak biliyorum böylesine ağır hastanın bakımı da zor, sıkıntılı. Enfeksiyonlara açık her an durumu kötüleşen yavrunuzun bakımının takibini üstlenmiş durumdasınız.
Gülten Çetin:Ambulans ile acile götürdüm 4 defa 9 ay içinde. Hiç iyi günler geçirmedik. Hastanede de yanında kaldım inşallah her şey düzelir, her şey yoluna girer.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Hastanede yanında kaldığınızda diğer iki çocuğunuzu yakınlarınıza bıraktınız.
Gülten Çetin:Evet. Her çocuk anne babasını istiyor yanında. Ne kadar iyi bakılsa da ilgi gösterilse de her çocuk sadece anne babasını istiyor. Travmalar geçirdi iki çocuğum da.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:2 yaşındaki çocuğunuzun konuşma ile ilgili sıkıntılar yaşadığını yazdı Eyüp bey eşiniz neler yaşadı çocuk?
Gülten Çetin:Abisi ilk yoğun bakıma girdiğinde anne sütü alıyordu, aşamalı şekilde bırakılacaktı bir gece abisi fenalaştı ben ambulansa binip gittim, Edip kaldı. 1 ay boyunca geri gelemedim. Şu anda yaşıtları gibi konuşmuyor. Abisiyle ilgilenince ağlamaya başlıyor. Abisini bırakıp ona dönemiyorum.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Aniden anne sütünü kesmek sıkıntılı bir durumdur. Çocuk o konuda ruhsal travmalar yaşadı anladığım kadarıyla ve konuşmasını da etkiledi. 6 yaşındaki çocuğunuzun da anaokulunda sanırım sorunlar olmuş. Neler yaşandı?
Gülten Çetin:Daha yeni başladı okula. Okulunu çok seviyor, biraz çekingen bir çocuk. Babasının durumundan haberi yok Ömer bey. O babasını çalışıyor biliyor. Babası yani eşim din kültürü öğretmenliği yapıyordu. Oradaki insanlara Kuran-ı Kerim öğrettiğini, din dersi verdiğini söyledik ona. Durumumuzdan haberi yok nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum. Psikolojisi bozulmasın diye, ağır travmalar geçirmesin diye o şekilde söyledik.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Gülten hanım siz de çok ağır sıkıntılar yaşadınız, psikolojik açıdan sizin durumunuz nasıl? Neler yaşıyorsunuz?
Gülten Çetin:Bu şekilde bir çaresizliğin içinde kalmak sadece beni mi bu hale getirdi bilmiyorum. Çaresiziz, ne zaman düzelecek, ne zaman bitecek, eşim ne zaman dönecek? Geleceğe dair tek bir hayalim kalmadı diyebilirim. Yapılan haksızlıklardan dolayı, haksız yere insanların tutuklanması, bir türlü salıverilmemesi yasalara rağmen bu sıkıntılı süreç ne zaman geçecek hiç bilmiyorum. Benim yaşadığım sıkıntılar çocuklarımdan dolayı, Yakup’tan dolayı çok derin üzüntüler yaşadım. Halinin her geçen gün kötüye gitmesini görmek hiç iyi gelmedi. Benim doktora gidecek halim yok. Dua ve ümit ediyoruz. Ülkemiz adına umarız her şey yoluna girer. Yürek dayanmıyor artık. İnşallah herkes adına güzel günler gelir, en yakın zamanda güzel gelir inşallah. Haksız yere tutuklanan herkes bir anda bırakılır diye dua ediyoruz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Anneyi dinledik. Hem anne ağır sıkıntılar yaşıyor, çocuklar sıkıntılar yaşamış ve baba cezaevinde belki en büyük sıkıntıyı yaşıyor çünkü çocuklarından ayrı büyük bir ızdırap içinde mahpusluk hayatını devam ettiriyor. İçeride mahpus kalmasından ziyade üç çocuk ve eşinin büyük bir sıkıntı yaşamasından dolayı ızdırap yaşadığını mektubunda biz görmüştük. Annenin anlattıkları son derece üzücü. OHAL KHK’ları işte aileleri böyle mahvetti, mahvetmeye devam ediyor! Düşünün bundan 9 ay önce hasta bir çocukları olmasına rağmen mutlu bir yaşam süren bir aile babanın cezaevine girmesi ile adeta bir dram yaşamaya başlıyor. Hasta çocuğun durumu daha ağırlaşıyor, diğer çocuklar bunlara bağlı olarak ruhsal travmalar yaşamaya başlıyorlar. Anne psikolojik sıkıntılar yaşamaya başlıyor, baba içeride çaresizlik girdabında kalıyor ve gerçekten bu baba Eyüp Çetin’in mektubunda vurguladığı gibi tam bir aile dramını gösteriyor. Maddi manevi çok büyük sıkıntılar yaşıyor aile. Bütün bunlardan sonra Akşehir Kaymakamlığı ise engelli yakını aylığı vermemeyi, mağdur olmama nedeniyle diyerek kararlaştırıyor. Bu zalimliktir, vicdansızlıktır, acımasızlıktır. Bir devlet bunu yapamaz! Bunu çok net olarak söyleyelim. Bunu yapan bir yerde devletten bahsetmek mümkün değildir! Bunu da eklememiz gerekiyor. OHAL Döneminde birçok engelli çocuğu olan aile mağdur edildi ve aynı hadiseleri birçok kez yaşadık. Mücadele ettik ve bu engelli yakını aylığının kesilmesi, verilmek istenmemesi hadiselerine nokta koyduk, bir kısmında başardık, bir kısmında başaramadık çünkü adeta bir cadı avı yaşanıyor ülkede. KHK ile kapatılan okullarda çalışan öğretmenler, KHK ile ihraç edilen kamu görevlileri adeta bir cadı olarak kabul ediliyor. Onlar ve çocukları her türlü haksızlığa müstahak diye kabul ediliyor ve çok zalimce, vicdansızca işler yapılıyor. Ben %90 oranlarında görme kaybı yaşayan KHK ile ihraç bir öğretmenin üç çocuğu olmasına rağmen Batman’da sosyal yardım desteği alamadığını biliyorum, daha sonra gayretlerimiz ile bu destek sağlanmıştı ancak bir müddet bu destek gasp edilmişti, çok zor anlar yaşayan bu öğretmene bu destek ısrarla verilmek istenmemişti. %90 görme kaybı yaşayan ihraç edilmiş bir yerde çalışma şansı gözlerindeki durumdan dolayı mümkün olmayan bu öğretmene bir dönem bu tür bir sosyal destek maddi destek verilmemişti ve daha sonra uğraşlarımız ile öğretmen arkadaşımız alabilmişti. Bunun gibi birçok örneği bildiğimiz için biz iktidarın, bakanlıkların bu tür zalimliklere imza attığını biliyoruz. O yüzden bu konuyu bugün gündem ettik. Babanın bir an evvel tahliye edilmesi gerekiyor, Eyüp Çetin 9 aydır cezaevinde, Yargıtay kararını bekliyor ama boş yere cezaevinde bekliyor! Tutukluluğa itirazla onun cezaevinden çıkması gerekiyor. Burada bir aile dramı yaşanıyor ve eğer ki bu çocuk babası yanında değilken eksik bir tedavi sonucu ilerleyen hastalığı sonucu hayatını kaybederse bu vebal yetkililerin omuzunda olacaktır. Bunu da buradan hatırlatalım ve bu konuyu kesinlikle kabul etmeyeceğimizi, affetmeyeceğimizi söylemiş olalım. Bu vebalin çok ağır bir vebal olduğunu, olacağını ve bunun üstüne de o aileye daha büyük zalimlikler yapılmasını kesinlikle kabul etmeyeceğimizi buradan belirtmiş olalım.
Gülten Çetin:Tekrar teşekkür ediyorum size bizi duyurduğunuz için, inşallah en kısa zamanda düzelir. Ben Yakup Ali’nin iyileşmesini, sağlığına kavuşmasının babasına kavuşmasıyla sağlanacak. İnşallah gerçekleşir ve yoluna girer her şey. Yakup Ali’nin sesi olmak için bu yayına katıldım. İnşallah oğlum da iyileşir, eşim de tahliye olur, diğer haksız yere tutuklanan tüm insanlar inşallah özgürlüklerine bir an önce kavuşurlar.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Allah şifa versin oğlunuza. Değerli izleyenler bugün de programımız burada bitiyor. Haftaya Salı günü saat 21.00’da buluşana kadar hoşça kalın.

























Yorumlar