13 Ağustos 2025

Azerbaycan ve Ermenistan arasında bir anlaşmayı Trump sağladı. Bu ne getirecek? Ben Meclis Türkpa üyesiyim ve Türki Devletler ile ilgili politikaları da yakından takip etmeye çalışıyorum.

Evet Azerbaycan’ın Zengezur Koridoru’nun açılması Azerbaycan devleti ve halkı için son derece önemli bir gelişme, olumlu bir gelişme ve Azerbaycan’ın büyük bir beklenti ile beklediği bir olay ancak bunu dost ve kardeş ülke olarak gördükleri Türkiye yerine Amerika ile sağlamaları son derece şaşırtıcı.

Kıtalar ötesindeki ABD geliyor, Azerbaycan- Ermenistan anlaşmasını sağlıyor. “İki devlet bir millet” denilirdi Azerbaycan ve Türkiye arasındaki ilişkilere ancak Türkiye bu arada bypas edilmiş oldu. Amerika’nın bölgedeki etkinliği arttı, Trump’ın etkinliği arttı. Zengezur koridorunda ABD firmasının etkinliği ile işlerin hallolacağı söylendi. Bütün bunlar bölgede ağır bir Amerikan egemenliği olacağını gösteriyor. Bu doğru bir durum değil Türkiye açısından.

Türkiye belli ki inisiyatif alamadı veyahut da aldığı inisiyatifler Azerbaycan tarafından karşılıksız bırakıldı ve ABD, İsrail tercih edildi görüntü bu. ABD’nin bölgede etkinliği artarken İsrail’in de etkinliği artıyor çünkü İsrail’e “Dostum” diyen bir lider İlham Aliyev çok üzücü, ben bunu Azerbaycan, Bakü’de de eleştirdim, şimdi de eleştiriyorum.

Azerbaycan dost ve kardeş bir ülke. Halkını seviyoruz, çok yakini bağlarımız var, tarihi bağlarımız var, dilimiz birbirine uyuşuyor ancak Azerbaycan Devleti’nin bu yaklaşımlarını kesinlikle tasvip etmiyorum.

İsrail ile olan bu yakın iş birliği ve ABD’nin Azerbaycan’a “İbrahim Antlaşmalarını” takibe, olumlamaya ve bu antlaşmalara dahil etmeye yönelik tavrı son derece sıkıntı verici.

Bölgede ABD’nin etkinliğini arttırması demek, İsrail’in etkinliğini arttırması demek. “Dostum İsrail” diyen İlham Aliyev’in bölgede İsrail’in etkinliğini arttırıcı işlere imza atması son derece rahatsızlık verici. Türkiye’nin de bundan rahatsız olduğunu veya olacağını tahmin ediyorum. Burnunun dibinde İsrail’in gelip egemenlik sağlaması, Bakü Tiflis Ceyhan Boru Hattı’nın son hızla devam etmesi, Gazze kıyılarında Socar’ın doğalgaz arama konusunda İsrail ile iş birliği yapması, Kafkaslar’da İsrail’in etkinliğini arttırması, bunlar Türkiye iktidarı için de sıkıntılı işler ki bizim gibi İsrail karşıtı insanlar içinde, soykırıma ve vahşete karşı insanlar içinde İsrail’in bölgede etkinliğini arttırması son derece sıkıntılı.

Aynı zamanda bir başka soru işareti daha var; Rusya meselesi! Rusya’nın bölgeden diskalifiye edilmesi önemli bir soru işareti. Colani’yi destekleyen Türkiye’ye bozuk olan Rusya’nın bölgede bir kez daha ABD karşısında kaybetmesi mutlaka Rusya’yı öfkelendirecek. Ukrayna’da da zor durumda ve bunun karşı hamleleri de olacak mutlaka.

Türkiye aslında son zamanlarda Ermenistan ile de olumlu ilişkiler geliştiriyordu, ziyaretler vardı, karşılıklı konuşmalar vardı. Aslında bölge ülkeleri olarak biz aramızda bu meseleleri halletmeliydik.

Türkiye, Azerbaycan, Ermenistan arasında bu meseleler halledilmeliydi. Kim oluyor ABD? Kim oluyor İsrail? Kim oluyor Rusya? Türkiye, Azerbaycan, Ermenistan arasındaki güçlü mutabakatlarla, barışlarla, anlaşmalarla bu sıkıntıları giderebilirdi ancak Dışişleri Bakanı, Hakan Fidan’ı buradan uyarıyorum, başarısız kaldınız. Sizin uygun bulmanızla mı yoksa, bilemiyorum.

ABD’nin Azerbaycan-Ermenistan barışını sağlaması bizim onayımızla isteğimizle mi oldu diyorsunuz? Yoksa bize rağmen mi oldu diyorsunuz? Sayın Hakan Fidan, size bir soru soruyorum. Bu nasıl bir iştir? Türkiye bölgeye önem veriyor. Türkpa üyesi Azerbaycan da Türkpa üyesi ancak bölgede kaybeden bir ülke durumuna geldi Türkiye. Bölgede şahsi menfaatler mi öne çıkıyor? Türki devletlerinin çıkarları mı ön planda olacak? Şahsi çıkarlar tekil devlet çıkarları mı ön planda olacak? Bunlar önemli sorular.

Bir bölgeyi daha kaybediyoruz sanırım. İsrail Kafkasya’ya burnunu uzatıyor ve o bölgede etkinliğini arttırıyor. ABD, Azerbaycan’a da bu gidişle İbrahim Antlaşmaları’na ikna edecek gibi görünüyor. Bölgedeki gelişmeler bu açıdan eleştirdiğim hususlar. Yoksa Azerbaycan-Zengezur koridorunun önemini biliyorum. Azerbaycan’a da gittiğimde gördüm. Zengezur koridoru son derece önemli. Bu meselenin halledilmesi lazım. Ermenistan Anayasası’nda buna engel var ve en azından bu mesele bir şekilde aşılmalı diyorum.

Ermenistan’ın da Anayasası’nda değişiklik yaparak, Zengezur Koridoru’nu çoktan Azerbaycan’la anlaşma yaparak aşması gerekiyordu. Bunu emperyalist güçlerin egemenliğinde yapmaması gerekiyordu bölge ülkeleri.

İSİG Meclisi temmuz raporunu açıkladı. Yine vahim bir durum var. 204 işçi hayatını kaybetmiş. İlk 7 ayda ise 1165 işçi hayatını kaybetmiş. Son derece vahim rakamlar.

12 tarım işçisi yangına müdahalede hayatını kaybetti arkadaşlar. Bu denli bir beceriksizlik mi, bir iş bilmezlik mi diyeyim! İtfaiye görevlerini nasıl eğitiyorsunuz kardeşim? Nasıl böyle hatalar olabiliyor? Neden bu insanlar kendilerini koruyamıyor? Hayatlarını kaybediyor, ciğerimizi yakıyor, böylesi durumlar. Burada neden gereken önlemler alınmıyor diye soruyorum.

En fazla yine inşaatlarda işçi ölümleri oluyor. Yüksekten düşme, maalesef birinci sırayı uzun süredir koruyor. Düşünün hep böyle görüyoruz inşaatlarda yüksekten düşmeler. Türkiye’de iş cinayetlerinin birinci sırasında ve daha sonra diğerleri geliyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde barış süreci ile ilgili bir komisyonun üçüncü toplantısını yaptık. Son derece önemli. Bu komisyonu destekliyoruz ve partimiz adına da beş temsilcimiz, vekilimiz var. Bu komisyonda her türlü demokratik adımın konuşulması gerekiyor. KHK meselesinin de çözülmesi gerekiyor. Yüzbinlerin, milyonların etkilendiği KHK meselesinin de çözülmesi gerekiyor. Bu noktada etkili adımlar atılmasını bekliyoruz. Ben burada 7 yıldır KHK mağduriyetlerini yoğun bir şekilde gündeme getiren milletvekiliyim. Bu meclisin KHK meselesini çözmesi gerekiyor. Türkiye’de binlerce mağduriyet var. O mağduriyetlerin hepsini bir çatı altında çözmeye çalışmak bu meclisin görevi, bu komisyonun görevi olmalı. Diğer birçok mağduriyet gibi alevi meselesi, azınlık meselesi, demokratikleşme ile ilgili meseleler, kayyımlar ve diğer birçok meselede olduğu gibi KHK meselesinin de bu komisyonda mutlak surette çözülmesi gerekiyor arkadaşlar.

Bize çok önemli vatandaş başvuruları var. Başvuru formumuz var ve herkese kapımız açık. Sadece seçmenimize değil, tüm halkımıza. Sadece doğuya değil, batıya da. Kuzeye değil, güneye de. Her yere kapımız açık ve  her kesimden vatandaşımız bize başvurabiliyor. Elhamdülillah diyoruz. Buna seviniyoruz ve her şeye de çözüm bulmaya çalışıyoruz.

Şu anda en çok başvuruyu cezaevi şikayetleri ile ilgili alıyoruz çünkü insan hakları ihlallerinin en yoğun ve en ağır şekilde hissettirdiği yer cezaevleri çünkü yönetim çok güçlü mahpuslar çok güçsüz o yüzden buradaki başvurular öne çıkıyor. Bizim insan hakları raporlarımızda da öne çıkıyor ister istemez.

415 bini bulan sayıları ile cezaevleri artık yarım milyona yaklaşan nüfusuyla dev bir kurum, dev bir endüstri haline geldi adeta. Çok büyük sorunlar var ve Genel Müdürlük çok büyük bir sayıya hükmediyor ve orada sadece mahpuslar değil, bakın, her kesimden insanın da mağduriyeti var.

Cezaevlerinde biliyorsunuz infaz koruma memurları da var. Şimdi mahpus şikayetlerinden önce infaz koruma memurları ile ilgili TİHEK’in bir raporu var. Ben zaten cezaevlerini en çok ziyaret eden vekil olarak infaz koruma memuru/memuresi arkadaşlarımız ile konuşuyorum. Şikayetlerini bana dile getiriyorlar. Tihek raporunda da bu öne çıkmış. Raporu önemli bulduğum için biraz değineceğim.

Toplam 66.130 infaz ve koruma memuru var. Her 5 mahkuma bir infaz koruma memuru düşüyormuş. Yüksek güvenlikli cezaevlerinde bu 1,6 oluyormuş ve iş yükü oranı Avrupa standartlarının üstünde ve birçok sorunla başbaşalar. Memurlara sorulmuş; %71’i “psikolojik olarak yıprandık.” diyor. %78’i fırsat bulursa mesleği bırakmak istiyor. Düşünün bir işte çalışıyorsunuz %78 oranında işi bırakmak istiyorsunuz. Ya bu memurlar neden sıkıntılı ve işi bırakmak istiyor diye Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç niye sormuyorsunuz memurlarınıza? %84.5’u özlük halklarının yetersiz olduğunu düşünüyor. %60’ı üniforma ve ayakkabı kalitesinden memnun değil. %67’si” personel sayısı az” diyor. %80’den fazlası mesleklerine yönelik kötü bir algı olduğunu söylüyor. %52’si lisans %1.85’i yüksek lisans mezunuymuş. Eğitimli ama tatminsiz durumdalar. Mesleki tatmin oranı yalnızca %51,5 oranında. Özlük haklarında sıkıntı var. Özlük hakları geliştirilmeli. Güvenlik sınıfına alınmadıkları için polis ve bekçinin bile gerisine düşmüş durumdalar. Aslında yaptıkları iş çok önemli bir güvenlik işi. Orada ben görüyorum. Onların bütün işi gücü güvenlik aslında. Barınma sorunları çok yüksek seviyede. Lojman yetersiz. Pasaport ilk 500 kişiye veriliyor. Ben bunu memur arkadaşlara söylüyorum; “Ya vekilim pasaportu 501. kişiye verseler ne olacak! Maaşımız yetersiz nasıl yurt dışına çıkabileceğiz?” diyorlar özlük hakları çok yetersiz. Eğitim ve kariyer planlamaları güçlendirilmeli. Lojmanlar arttırılmalı. Biz burada yoğun bir şekilde mahpus haklarından bahsediyoruz ama infaz koruma memuru arkadaşlarımız da önemli haksızlıklara uğruyor onları da söyleyelim. Mahpusların iyi bir şekilde muamele görmesi için infaz koruma memurlarının da morallerinin yüksek olması, kendilerini iyi hissetmesi gerekiyor. Onları çok az maaşla orada çalıştırırsanız, bu işten ayrılmak istiyorlarsa mahpusa iyi davranmayabilirler. Stres olabilir, sıkıntı olabilir. Bütün bunları önlemek Adalet Bakanlığı’nın görevi diyorum. Bu uyarıyı da yapmış olalım.

Patnos L Tipi Kapalı Cezaevi ile ilgili bir başvuru var. İbrahim Cengiz. 1 yıl 3 ay boyunca telefonla görüşme hakkı elinden alınmış. Darp edilmiş. Hücrede kaldığı zamanlar “Gönüllü bir şekilde hücrede kalıyorum.” imzası attırılmış. Hak ihlali raporları verilmemiş. Aramaları engellenmiş. Kalp şekeri hipertansiyon hastası insülin tedavisi alması gerekmekte cezaevinde kalacak bir durumda değil diyorlar İbrahim Cengiz için. Bunu da Adalet Bakanlığı yetkilileri bir şekilde çözmeli.

Emirhan Gültekin ile ilgili önemli bir şikayet var. Emirhan Gültekin şu anda yaşamıyor arkadaşlar. Bakın annesi büyük bir adalet mücadelesi yürütüyor ve bana başvurdu. Abdurrahman Yurtaslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kendi ayaklarıyla gitmiş Emirhan.  Sonra hastanenin verdiği ekmeğin içinde hayvan dışkısı çıkmış ve ciddi bir bağırsak enfeksiyonu yakalamış. Ameliyat olmuş orada. Ameliyatı açık yapalım demişler. İdrar mesanesi delinmiş. Hastanenin çok kötü hijyen koşullarında olduğunu söylüyor. Mantara yakalanmış. Kulağı sarğır olmuş, belli ki tedavi komplikasyonları bunlar bir doktor olarak anlıyorum. İş iyice berbat edilmiş, yanlışlar yapılmış, tedaviler verilmiş, tedavilerde komplikasyonlar oluşmuş, dozaşımları oluşmuş ve Anne diyor ki:” 6 kasım ve 14 Ocak süre zarfında oğluma yapılan işkencenin bedelini istiyorum Sağlık Bakanlığı’ndan. Beni 8 aydır bekletip soruşturmaya izin verilmiyor. “ diyor bu anne. Hakkari’li annenin adalet savaşı, oğlunun hastane hatalarına kurban gitti, diyor ve “Oğlumun ölüm nedeni kanser değil, yanlış tedaviler, dikkatsizlikler ve zamanda yapılmayan müdahalelerdir.” diyor. Çok önemli iddialar. Sayın Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu bu konuda ne diyorsunuz? Annesi bize böyle fotoğraflar gönderdi. Ameliyat yeri ile ilgili enfekte olmuş görüntüler var. Yara yeri ile ilgili sıkıntılı görüntüler var. Bütün bunları da burada göstermiş olalım en önemlisi aylardır bu soruşturma neden açılmıyor, neden bu anne feryat ediyor diye Sağlık Bakanı Sayın Kemal Memişoğlu’na buradan sorayım. Meclis Sağlık Komisyonu üyesi olarak bu durumu yakından takip edeceğini de buradan söylemiş olayım.

Marmara Kapalı Cezaevi’nde Burak Aydınlar’ın yakınları bize başvurmuş. Hep aynı durum. 15-20 kişilik yerlerde 65-70 kişi kalıyor. 65 kişi kalıyorlarmış. İlaç vermiyorlar, sevke göndereceklermiş ve aile bundan çok tedirgin.

Hasan Erdem, şu an Erzurum Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 1 yıldır kalıyor. İmplant dişlerini yaparken yakalandı. 1 yıldır dişleri hala takılmamış. Bel fıtık ameliyatı olması gerekiyor, yapılmamış. Prostat ameliyatı olmuş. Türkçe fazla bilmiyor, kendini ifade edemiyor. “Bizler Mardin Nusaybi’nde yaşıyoruz. Annem kalp hastası, tansiyon hastası. Görüşüne ayda bir zar zor gidiyoruz. Cezası da 2007 senesinde silah kaçakçılığından yakalandı. Bu yaşta cezaevinde yatıyor.” diyor. 68 yaşında hasta, yaşlı bir mahpus. Bu mahpusun sağlık durumu ile ilgili Adalet Bakanlığı yetkililerini uyarıyoruz.

Sivas Kangal Balıklı Kaplıcaları ile ilgili bize bir başvuru var. Sedef hastaları için doğal bir tedavi merkezi, Türkiye’nin dört tarafından yoğun ilgi görüyor. Ancak burası kapatılmış ve kaplıcaya hastaların ulaşım imkanı da engellenmiş. Vatandaş başvurmuş, diyor ki: “Annem Sedef hastası, Sivas, Kangal balıklı kaplıcaları sebepsiz kapatıldı. İnsanlar buradaki balıklar ve su sayesinde iyileşiyordu. En azından bir kış boyunca rahat ediyordu. Bizler zor durumdayız. Şifa bulduğumuz kaplicamiz şifa kapımız neden kapandı? Bizi burada mahrum ettiler. dolduğumuz kaplıca, kapalı şifa kapağımız neden. Bizi buradan mahrum ettiler.” diyor. Bunu soruyoruz. Neden kapatıldı? Bakanlığa da soracağız. Sivas Valiliği’ne de soracağız. Sivas’ı yakından takip ediyorum ve Sivas’tan başvurular geliyor bize. Böylesine dünya çapında ünlü bir yer neden kapatılır, neden kapanmasına izin verilir? Hakikaten bilmiyoruz. Vatandaşta şikayet ile bize başvuruyor. Bu konuda yetkililerden bir açıklama bekliyoruz. Bakanlık düzeyinde de soru önergimizi verdik.

Veysi Ekmen, Batman Beşiri T Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunmakta. “Eşim haksız yere 25 yıl cezaya hükmedilmiş. Suç işleyen eşim değil.” diyor. Eşi için adalet arayan bir anneyim. Eşim psikolojik ve ruhsal olarak çöküşte. Adalet istiyoruz. Meclis ve Adalet Bakanlığı önünde eylem yapacağım.”. Diyor.

Güler Çetinkaya, anne-baba mahpusluklar, Türkiye’de can yakıyor, mahvediyor aileleri. Eşi ile beraber cezaevinde Bursa Yenişehir’de Kadın cezaevinde. Eşi Yavuz Çetinkaya’da 5 yıldır hükümlü ve Güler Çetinkaya’nın dosyası bozulmuş, sadece 3 ay düşürülmüş cezası hala cezaevinde. Yavuz Çetinkaya’ya 1/10 infaz indirimi verilmemiş ve anne baba tutukluklar mahvediyor çocukları. Bir yasa çıkartılmalı. Çocukları, gençleri mahvettiniz. Bunu size söyleyeyim. AK Parti iktidarı güya bu seneyi aile yılı ilan etti ama aileyi mahvetti. Bakın binlerce örnekle bunu söyleyeyim. Sizin hiç aile yılı ilan etme yüzünüz yok olmamalı. Ne yüzle siz aile yılı ilan ediyorsunuz? Aileleri mahvettiniz! Kaç kez size dedim ki; anne baba tutukluklar aileyi mahvediyor. Çocuklar perişan. Bununla ilgili yasa çıkaralım. Çocuklar suçlu değil. Etmeyin, eylemeyin. Vurdum duymaz, acımasız, zalim ve vicdansızdınız. Meclis Genel Kurulu’na komisyondan bile geçip gelen yasa teklifini Genel Kurul’da durdurdunuz. Burada MHP’nin de önemli bir rolü var. Sadece AK Parti suçlu değil. Bu iki ortak yasa teklifini 2021 yılında durdurdu. Bunları bilmiyor değiliz. İsteyenler meclis tutanaklarına bakabilirler.

Tuğba Baştuğ Diyarbakır 1 No’lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalmakta. “Ablama bir seneye yakın siyasetten cezaevinde hamile hali ile Hakkari’den sonra Diyarbakır’a sürüklendi. Pişmanlık yasasından hiçbir şekilde faydalanmadı. Bir çocuğun özgürlüğü dört duvar arasında. Babam zaten şeker hastası, annemin tansiyonu var. Mardin’den Diyarbakır’a gidiyor, ablamın dosyası istinaf mahkemesinde görüşülecek.” diyor. Çocuklu annelerin dramları bitmiyor, cezaevlerinde doğum yapıyorlar, cezaevlerinde bebekler büyütülüyor.

Şu anda bakın çok sıkıntılı bir süreç yaşayan Edirne, L Tipi Cezaevi’nde 9 ayı geçmiş hamileliği ile anne adayı Merve Zayım yaşıyor. Hastaneye kaldırıldığı bir cezaevi bir hastaneye gidip geliyor. Dört kez mahkemeye müracaat edildi, ev hapsi verin bu kadına. olmaz böyle bir şey. Cezaevinde doğum mu olur?” denildi ama zalim hakim ona dört kez daha cezaevinde kalır kararı verdi. Bu denli insafsızlık hakim, bu denli yükselme isteği hakim, hakimlerde. “Ben nasıl olur da Yargıtay’a terfi ederim, böyle bir kararı vermemem gerekir.” diye düşünüyorlar ve acımasızca o çocuklu kadınları, hamile, lohusa kadınları zindanlarda tutuyorlar.

Remzi Şavur Manisa Alaşehir M Tipi Kapalı Cezaevi’nde yatmakta. “Babamın ciddi sağlık sorunları var, kollarında uyuşma, ellerinde güç kaybı var, nörolojik bir takip gerekiyor. Bir Kürt kökenli ailenin evladı diye mi bu ırkçılık yapılıyor, bu ihlaller yapılıyor diye sormuş yakını. birçok sağlık hakkı ihlali var.” diyor ve yurt dışında yaşadığı  daha sonra şartlı tahliyesi geri alındı, infazı durduruldu. Kaçak sigaraların gümrük bedelini iki katı para cezası yatırdı.  1538 gün şartlı salıvermesi, yandı 10. yargı paketi çıkarttılar, 4/4’ler mükerrir suç demek  Sadece 20 karton sigaradan infazı yandı. Bu ceza adil mi? Ben babam için adalet istiyorum. Adalet herkesin için adil olmalıydı. 20 karton kaçak sigaradan 1538 gün hapis cezası aldık.” diyor.

“Eşim Diyarbakır 4 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde bu sıcaklıkta su kesintileri, yerlerde yatma, bozuk yemek, kantin hakkının yarıya inmesiyle uğraşıyoruz. Ancak hasta olanlar 1hafta sonra gidebiliyor doktora.” diyor.

Tuba Kale; “6 yaşında ikiz çocuk annesiyim cemaat davaları nedeniyle 6 yıl 3 ay hapis cezam onandı. Anneler için bir yasa yapılsın. Ev hapsi gibi Allah şahit kimseye zararım yok. Kendi halimde vatandaşım. Eşimin dosyası da Yargıtay’da. Çocuklarım hem annesiz hem babasız kalacak. Biz hiç bir örgüte bağlı değiliz. Bizi de affetsinler. Aile yılı denilen bu yılda aile bütünlüğümüz bozulmasın. Anneyim 6 yıl 3 aylık hapis cezam onandı. Anneler için yasa istiyorum.” diyor.

“Babam Cihan Ayaz’ın Romanya’da haksız mahkemede yargılıp bir ceza alması ve yaptığımız tüm itirazlarımıza rağmen cezasının delil sabit olmadığı ifade verenlerin gelmemesi ve defalarca mahkemeye çıkıp anlatmasına rağmen ırkçı bir tutumla ceza verip içeri attılar.” diyor. Bu konuda Dışişleri Bakanlığı’ndan bir çözüm bekliyor.

İlyas Yılmaz, İzmir Menemen R Tipi Açık Cezaevi’nde; “Eşim hastaneye götürülmüyor. Bakanlık tarafından sağlık nedeni ile İzmir Menemen R Tipi Açık Ceza İnfaz Kurumu’na gönderildi. Halen hastaneye götürülmedi.” güya sağlık nedeni ile Menemen R Tipi Cezaevi’ne  götürülüyor ama hala hastaneye gidemiyor. Hijyen temizliği, steril bir ortam olmadığından dolayı aynı zamanda tahta kurulu mikrop bulunmakta.” Sağlık için bir czaevine götürülüyor, hastaneye gidemiyor. Aynı zamanda tahta kuruları var ve mikrobik bir ortam. Ya memleketin haline bakın arkadaşlar. Gülsek mi, ağlasak mı! “Tuvalet banyoları kirli, mikrobik. Enfeksiyon kapma ihtimali var.” diyor. Şu hale bakın. Menemen R’nin hali bu.

“İklim yasası iptal edilmeli.”  Başvuruları devam ediyoruz. Evet, maden yasası kabul edildi. Zeytinlikler katledilecek ama hala vatandaş bunu kabul etmiş değil. Anayasa Mahkemesi’nin bu yasayı iptal etmesini bekliyoruz.

Mehmet Ak Marmara Açık Cezaevi’nde kalmakta. 2013 yılında bir olaya karışıyor ama olayda plan yok. Kendisini koruma refleksiyle eşinin arkadaşının bir refleksi var. Eşinin üstünde kan lekesi yok, darp yok ve Yargıtay dosyayı bozmuş, beraat etmişken bu kişi de eşi ile evlenmiş, aile kurulmuş. ”31 Temmuz yasasından da faydalanamıyoruz. İki çocuğum “baba” diye sayıklıyor. Dükkanımız batmak üzere, hayatımız bitti yok yere. Diyecek çok şey var. Olmaz olsun böyle yargı sistemi, olmaz olsun böyle adalet.” diye haykırıyor. Bu anne evlendikten sonra başına büyük bir felaket gelmiş. 31 Temmuz yasasından da faydalanamamış.

Abdullah Turan Yozgat 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda terör örgütü üyeliği kapsamında mahkum cezası bittiği halde cezaevi kurulu tarafından keyfi şekilde bırakılmıyor. Siyasi mahpuslara yönelik faşizan bir tutum olduğunu söylüyor. 1 No’lu  T Tipi Cezaevi’ndeki siyasi tutsaklar ile iletişim kurun.” diyor.

Yiğitcan Yılmaz, Kırıkkale Keskin Kapalı Cezaevi’nde bir kursiyer teğmenin annesi, bizi bu mahpus ile ilgili aradı. “Belki bizi anlayan biri çıkar diye umutla yazıyorum. Oğlum ömrünün baharında 24 yaşında demir parmaklıklarının arkasına konuldu. 15 Temmuz gecesi tatbikat var denilerek göreve çağrıldı. Neye uğradığını bilemeden Özel Kuvvetler Komutanlığındaki özel koruma görevini sürdürmüş olmasından dolayı da tutuklandı. İşkence altında ki bir şahsın ifadesi doğrultusundaoğlum da hukuksuz şekilde derdest edildi, müebbet aldı. Özel kuvvetlerde görev yapmak suç mu? Nedir bu uğradığımız mağduriyet? Hem temel ihtiyaçlara ulaşmakta Kırıkkale Keskin’de hem de sağlık, eğitim, sosyal haklar gibi her konuda ciddi zorluklar yaşıyor. Keskin Cezaevi’nde ise suya erişim sorunu yaşıyor. Dilekçelere kayıtsızlık var. Vatanına hizmet etmek için çıktığı yolda böyle bir sonu hak etmediğine inanıyorum. Bir anne olarak feryatlarımı size yetmiş olayım.” diyor.

Mahir Demirbaş 672 KHK ile ihraç öğretmen. “İşe iade davam reddedildi. Ceza davam Yargıtay tarafından bozuldu, yargılandım, beraat ettim, işine dönmek istiyorum.” Diyor. İnsanlar bakın, yargılanıyor, beraat ediyor, “Ya seni işine döndürmeyiz.” arkadaş, nedir bu iş ya? Allah aşkına, memlekette ceza mahkemelerinin kararları yok hükmünde mi? İdare mahkemelerinde ne dolap dönüyor ya? Böyle bir şey olmaz ya. Bakın benim bile idare mahkemesi reddettikten sonra hakkımda da bir ceza olmamasına rağmen, Bölge İdare Mahkemesi’nde 3 yılı aşkın bir süredir dosyam bekliyor KHK nedeniyle. Anayasa Mahkemesi karar vermiş. Bölge İdare Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’ndeki, hakkımdaki çok güçlü karara rağmen bir karar almamak da direniyor. 3 yıl olmuş, 3 yılı geçmiş Anayasa Mahkemesi’nin ağır bir ihlal kararı verdiği bir dosya için Bölge İdare Mahkemesi karar vermiyor. Arkadaşlar bakın en başta bu sorunu ben yaşıyorum ve benim gibi binlerce KHK’lı yaşıyor. Böyle bir rezalet yaşanıyor bu ülkede. Biz kendi sorunumuzu öne çıkarmaktan haya ederiz, binlerce kişinin sorunu varken ama bir benzerini de bizler de yaşıyoruz. Bunu da söylemiş olayım.

Batuhan Dağlıkan, Mersin E tipi Kapalı Cezaevi’nde hastaneye gidemiyor. Cezaevi yönetimi ile de görüşüyoruz. Haftalardır böyle insanlar cezaevinden hastaneye gidemiyor. Böyle işler olmaz ya. Bu işleri bir hızlandırın ya. Bu kadar insanı koyuyorsunuz. İnsanlar zamanında hastaneye gidemiyor. Bu da olacak bir iş değil Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç.

Gazze’de yaşanan soykırım çok vahim bir şekilde devam ediyor. İsrail korkunç bir karar aldı. Tehcir yapacak, Gazze’yi işgal edecek. Bu gidişle değil on binler yüz binleri öldürmeyi gözüne koydu ve bu korkunç bir karar. Buna Batı ülkeleri de önemli itirazlarda bulunmaya başladı. Almanya silah ihracatını durduracağını söyledi. İspanya, İngiltere, Belçika’dan önemli tepkiler geldi. Vahşi İsrail buna rağmen yoluna devam etmek istiyor. Peki Türkiye ne yapıyor? Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ben Sayın Numan Kurtuluş’a, bu mecliste bir Filistin komisyonu kurulsun. Biz Filistin’i konuşalım, dedi. Kabul etmedi arkadaşlar. “İnşallah, maşallah Ömer Bey. Tamam, olur. Bakarız Ömer Bey.” dedi. Sayın Numan Kurtulmuş. Ya inşallah dediğiniz bir meseleyi niye yapmıyorsunuz? Buradan size soruyorum. Danışmanları da kendisine iletsin lütfen. Her vesile ile mecliste sordum. Birebir sordum. Her vesile ile sordum Sayın Numan Kurtulmuş, Sayın Başkanımız. Filistin konusu sizin için de önemli bunu biliyorum defalarca da söyledim. Niye bu Filistin için mecliste bir komisyon kurdurmuyorsunuz? “Kurarız Ömer Bey.” dediniz defalarca. 5-6 ay oldu, komisyon yok, öyle bir düşünce de yok. Kimsenin umurunda da değil ama Filistin’de vahşet devam ediyor, Türkiye’de yürüyüşler yapılıyor, iktidar yürüyüşler yapıyor “Kahrolsun İsrail” diye. “Kahrolsun İsrail” demeyin kardeşim, mecliste bir komisyon kurun ya. Lafa karnımız tok. İnsan olan herkesin, İsrail’in yaptığı vahşete üzüldüğünü biliyorum ama üzülmekle, lafla bu iş bitmiyor, fiiliyatla bitiyor fiiliyatla. Ne yaptın sen Türkiye-İsrail için? Diplomatik ilişkilerini mi kestin? Hayır. Silah ticaretini mi kestin? Hayır. Biz biliyoruz limanlardan ticaret var. Git bak Derince Safiport Limanı’ndan İsrail Aşdod Limanı’na sürekli gemi gidiyor. Bakü Tiflis Ceyhan Boru hattı anlaşmasını mı iptal ettin? Hayır. Şarıl şarıl petrol akıyor. Günde 1 milyon dolar komisyon parası kazanıyorsunuz. İncirlik, Kürecik, üsleri mi kapatıldı? Hayır. Her türlü anlaşmaya devam ediyorsunuz. İstanbul’da İsrail’e silah satan firmalara fuar düzenletiyorsunuz ya. Daha tek kelime konuşmaya hakkınız yok sizin.

“Kırıkkale F Tipi Hapishanesi’nde yatan Grup Yorum üyesi Fırat Kaya’nın babasıyım. Sizin bu konularda duyarlı olduğunuzu biliyorum. Haftalık sohbet hakları verilmiyor. Yönetim ve orada bulunan hekimin hukuka aykırı keyfi uygulamaları haddini aşmış durumda. Hayati ihtiyaç olan günlük 5 lt kapalı su bile verilmiyor. Niye verilmediğini sorduğumuzda arıtma suyunu içebilecekleri cevabını alıyoruz. Savcılığa suç duyurusunda bulunduk hala değişen bir durum yok.” diyor.

Gülbahar Karataş, Erzincan Kadın Cezaevi’nde, normal şartlar altında Eylül’de tahliye olması gerekirken cezaevindeki heyet 3 ay sonraya erteledi. Ablamın 3 çocuğuna 78 yaşındaki annem bakıyor. Bu tahliyeleri erteleyenler nedenli aile dramlarına yol açtığını bilsin.

Muhammed Karalar, 15 Temmuz yargılamalarında ağır ceza almış eski bir uzman çavuş ve Yargıtay’da da bozma kararı verilmiş. Müebbet hapis cezası verilmiş maalesef. Bu insanlar mı darbe yapacak? Allah’tan korkun diyorum. Avukatı da bize mahpusun sadece kendisi değil, ailesi, çoluk çocuğu, sosyal hayatı perişan durumda diyor. Evet binlerce insandan birisi uzun uzun bahsetmiş sayın avukatımız. Bu konunun meclis nezdinde gündeme alınmasını istiyoruz demişler. Biz 7 yıldır, 8 yıldır neredeyse bunu hep söylüyoruz ama umursamaz bir meclis var karşımızda.

Enes Yılmaz 3 aydır Gaziantep H Tipi Cezaevi’nde tutuklu. Trabzon’da üniversite öğrencisi iken götürülmüş. Oğlum ile beraber birçok öğrenci daha bu durumda. Bu tutukluk devam ederse önümüzdeki seneki eğitim hakları da yok olacak. Bu çok üzücü bir durum.

Vedat Güner oğlu Ömür Güner için başvurmuş. Gençlikte bir kız arkadaşıyla yazışıyormuş. Bu bir sorun olmuş. Karşı aile bunu büyütmüş. Hakkında bir dava açılmış ve hapis cezaları verilmiş. Ankara’da evde kelepçeli mahpusluk verilmiş ve evde uyurken kelepçe ayağından çıkmış ve bunu da çok büyütmüşler. Gelip ayağından bu kelepçe çıkması ile ilgili tutanaklar tutulmuş. Hastane sevki ve bu arada bütün bu sürece dayanamayan Ömür Güner’in psikolojisi bozulmuş ve herkesin bu duruma üzülmesine rağmen çocuk son derece kötüleşmiş. “Çorlu aile içi komiser beye sorulsun, Erzurum aile içine sorulsun.” Ömür çok kötüleşmeye başlamış. “Böyle bir çocuk, psikoloji bozuk bir çocuk hapis yatabilir mi?” diye babası soruyor. “Kelepçeden önce mental sağlığı dört dörtlüktü, şimdi çok kötü durumda. Gidiyorum çocuğum bana ne dediğini bilmiyor. Aşırı kilo kaybı, perişan durumda. Üç kez kelepçe uzatma veriliyor. Hastaneye sevk yapın. Böyle bir şey olamaz. Gerçekler çıksın ortaya. Bu zulme artık dayanamıyoruz.” Diyor. Erzurum E Tipi Kapalı Cezaevi’nde çok zor durumda psikolojik sıkıntılar yaşayan bir mahpusun durumu bu maalesef.

31 Temmuz Covid yasası ile ilgili çok önemli bir gündem var. Mahpus yakınları perişan, bize başvuruyorlar; “Bu Ekim’de bu yasa çıkacak mı?” diye. Valla biz de bir şey diyemiyoruz. İktidarın hangi sözüne güvenilebilir ki arkadaşlar? Bunu ben size net bir şekilde söyleyeyim. İktidara güvenemiyoruz. Biz de çıkması için uğraş veriyoruz ama iktidar son derece samimiyetsiz. Bunu da size söylemiş olalım.

Bunun dışında bazı önemli haberler ile devam edelim. Önceki hafta bahsetmiştik. Şimdi de güzel haberini vereyim. Bakırköy Kadın Cezaevi’nde ziyaret etmiştim. 4 yaşında biri otizmli, iki çocuk annesi Fatma Öztimur aldığı Adli Tıp Kurumu raporu sonrası 1 yıllık infaz erteleme alarak tahliye edildi. Biz burada tahliye edilmesi gerektiğini söylediğimizde belki insanlar bizi umursamıyordu ama biz Fatma Öztimur ve çocuklarının yaşadığı sıkıntıyı, dramı empati yaparak anlıyorduk ve buna vicdanımız müsaade etmiyordu. Allah’a şükür dediğimizde haklı çıktık, cezaevinde kalamaz raporu çıktı. Fatma Öztimur ve şu gördüğünüz otizmli çocuk daha altı bezleniyor, konuşamıyor. 20 aylık bebek. Çok zor durumda bir anneydi. Allah’a şükür 1 yıllık infaz erteleme aldı.

Hep iyi haberlerimiz yok. Bakın bu da kötü bir haber. Manisa Alaşehir cezaevinde 70 yaşındaki bir hasta mahpus. Korkunç sıcaklar içinde, koğuşta, kalabalık bir ortamda. Sonuçta ne olur? 43 derece sıcakta Hüseyin Parlak tansiyonu düşüyor, sodyumu düşüyor, düşüyor, kafayı vuruyor, beyin kanaması geçiriyor ve şu anda 6-7 gündür yoğun bakımda ölümle pençeleşiyor. Durumu ağır, her an ölebilir ama bunun sorumlusu kim? Bunun sorumlusu Adalet Bakanlığı. İnsanları böyle sağlık ihlali oluşturacak tıkış tıkış cezaevlerine o yoğun, sıcak ve kalabalıkta dolduruyorlar. Sonuçta da bunlar oluyor. Bu takdiri ilahi değil arkadaşlar. Bu bir cinayet olur eğer ki bu kişi ölürse buradan Adalet Bakanlığı’nı uyarmış olayım.

Çağla Çağlın Kış bize Patmos Cezaevi’nden mektup göndermiş; “Sayın vekilim kürsülerde aile yılı açıklamaları açıklamadan öteye gidemedi. Eşim ile aynı cezaevinde kalıp, görüşlerde çocuğumuzla üçümüz bir araya gelemiyorken bu yıl nasıl aile yılı olabilir. Sanırım 9 yaşındaki çocuğumun suçu çok büyük. İnfaz düzenlemelerinde Covid maddesinden bir kez daha yararlanamadım, çünkü ben onlar için bir insan değilim; ‘şucu bucu’ denilerek insanlıktan çıkarıldım.”   

Az evvel bahsetmiştik. Merve Zayım 9 ayı geçmiş hamileliği ile şu anda hastaneye kaldırıldı. Her an doğum yapabilir. Türkiye cezaevlerinde bu utanç yaşanabilir. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç bunu gör. Bu denli ağır ileri hamilelik yaşayan bir anneyi cezaevinde tutuyorsunuz. Ev hapsi verilmiyor. Bu çok zalimce bir durum. Bunu da söylemiş olalım.

Atakaan Fahrettinoğlu, Sincan 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden biza yazmış;  “İlgimin, bilgimin olmadığı olaylarda zindan duvarları arkasındayım 10 yılı aşkındır. Devletin hiçbir yetkilisi beni duymadı, siz hariç. Açlık grevleri yaptım yine kimse duymadı. Dilekçelerim yanıtsız… Kimseye hakkımı helal etmiyorum.” Diyor. Büyük veballar alıyor iktidar bunu bilsin!

Eshat Aşan, Kırşehir S Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Hakkari’de gözaltına alındım, iki gün boyunca psikolojik işkence yaptılar. Annem dışarda bekliyordu. Annemin MOBESE altındaki görüntülerini bana gösterdiler ve bize yardımcı olmazsan anneni buradan alıp direkt cezaevine götürürüz, seni de içeri atarız, bol bol annenle iç ziyaret yaparsın.” Diyerek dalga geçmişler.

Edirne Cezaevi’nden bir başka görüntü; Özlem Düzenli ve 9 aylık oğlu Murat Efe’yi geçen hafta ziyaret ettim. Bu yapay zekanın çizdiği bir foto ama gerçekten gerçeği çok yakalayan bir foto. 9 aylık bebeğin her tarafı sinek ısırıklarından dolayı oluşmuş, alerjik döküntülerle doluydu. Aynı zamanda baharatlı yemekler de bebekleri çok rahatsız ediyormuş. Bu ülkeye bu utancı yaşatıyorsunuz Adalet Bakanlığı diyorum.

Burak Başer¸ Kocaeli 2 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Kaldığım yurtta protesto yaptığım için tekrar tutuklandım. Uzun tutukluluklar yaşıyorum. Yurttan atıldığımda direnmek yerine gasp, hırsızlık yapsaydım, uyuşturucu satsaydım bu kadar tutuklu kalmazdım. Onurumla hakkımı aradım diye tüm bunlar yapılıyor. ‘Bize direnme’ demelerine boyun eğmediğim için yapılıyor. Sesimi duyurun.” diyor.

Derya Yavuz isimli bir hanımefendi yazmış; “Eşim Erdem Yavuz Sincan Cezaevi’nde. Darbe gecesi sadece görevini yaptı, eline silah almadı. Muhabere sistemi üzerinden gelen mesajları birimlere iletti. Kalkışmaya destek vermedi. Sadece devlet memurunun yaptığı işi yaptı. Ağır bir şekilde cezalandırıldı.” Diyor.

Dursun Kaş, İzmir 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nden yazmış;  “Kuyu tipi hapishanelerde tutsaklara karşı her türlü zulüm devam ediyor. Buna karşı açlık grevleri de devam ediyor. İnsana, güneşe, havaya hasret bırakılan kuyu tecrit yerleridir yüksek güvenlikliler, diri diri mezara hapsedilmektir. Ruhsal çöküntünün kaynağıdır buralar. Bu zulümhanelerdeki çığlığı duymak, demokrat duyarlılığa sahip, insan hak ve özgürlüğünü düşünen, halkının ve vatanın geleceğini isteyen herkesin görevidir.” Diyor.

Murat Uzun- Kavak S Tipi Cezaevi’nden yazmış, Kuyuların dibinden bu sesler geliyor arkadaşlar;”Sizin aracılığınız ile 86 milyon yüreği güzel insana seslenmek istiyorum. Ben bu vatana hizmet etmek amacıyla askere gittim, yerden sigara izmariti topladım, nöbet tuttum, bulaşık yıkadım, tuvalet temizledim ve sonunda hiçbir suçum yokken müebbet hapis cezası aldım. Cezaevinde düşünüyorum acaba Allah korusun darbe başarılı olsaydı ben yine bulaşık yıkayacak tuvalet temizlemeyecek miydim? ” diyor.

Murat Tam, Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “9 yıldır cezaevinde unutulmuş bir vatan evladıyım. 15 Temmuz darbesi ile ilgili A Haber’de ‘içerde ceza alan hiçbir er yok, ya beraat ya tahliye oldular’ cümlesini duyunca kahroldum. 20 yaşında gittiğim askerliğime 30 yaşında cezaevinde devam etmemden daha çok üzdü bu cümle beni. Beni unutmayın, feryadımı duyun.”

Eda Kaya, Marmara Kapalı Hapishanesi’nden yazmış; “Adalet tanrıçası avukatım Ebru Timtik’in sözleriyle mektubuma başlayayım. ‘Demokrasi hak bilincidir, demokrasi örgüttür, birikimdir, demokrasi kurumdur. Demokrasi kökleşmeyince gelişmeyen uzamayan bir ağaçtır. Demokrasi bizim için büromuz, derneğimiz, baromuz ve yasal olandır önce.” diyor.

 Hacer Hanife Turmak, Erzincan Kadın Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Bize görüntülü görüşme verilmiyor. Dilekçe yazıp sorduğumuzda anladık ki idarenin uhdesine bırakılması gereken bir hak Bakanlık tarafından otomatik iptal edilmiş. Bu da AİHM madde 14 ayrımcılık yasağı ve Anayasa madde 10 eşitlik ilkesine aykırıdır. Ayrıca AİHM madde 3 işkence suçu kapsamında bu telefon hakkı tanınmıyor. 9 yaşındaki oğluma ve aileme ayrı ayrı işkence suçu uygulanıyor.” diyor.

Ben burada bir vasiyeti okumak istiyorum. Ünlü bir gazeteci, Gazze’de tüm bombalamalara rağmen kalan bir gazeteci Enes El Şerif, İsrail tarafından hedef alınarak vuruldu. Öyle kaza değil, İsrail’de bunu itiraf etti. O ölmeden önceki vasiyetinde şunu söylüyor. Allah rahmet eylesin diyorum ve vasiyetini okuyorum; “Bu benim vasiyetim ve son mesajımdır. Eğer bu sözlerime ulaştıysanız bilin ki İsrail beni öldürmeyi ve sesimi susturmayı başardı. Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Allah şahittir ki gözlerime Cibaliye mülteci kampının sokaklarında hayata açtığımdan beri halkımın destekçisi ve sesi olmak için tüm gücümü ve emeğimi verdim. Umudum, ailem ve sevdiklerimle birlikte işgal altındaki asli memleketimiz, Askalon “Mecdel”e dönünceye kadar Allah’ın bana ömür vermesiydi. Ancak Allah’ın takdiri galip geldi, hükmü yerine geldi. Acıyı bütün ayrıntılarıyla yaşadım, kaybı ve hüznü defalarca tattım. Yine de bir gün bile gerçeği olduğu gibi, çarpıtmadan ve saptırmadan aktarmaktan geri durmadım. Allah’ın, sessiz kalanlara, öldürülmemizi kabul edenlere, nefeslerimizi kuşatanlara, çocuklarımızın ve kadınlarımızın cesetlerinden etkilenmeyenlere ve halkımızın 1.5 yıldan fazladır yaşadığı katliamı durdurmayanlara şahitlik etmesini umdum. Size, Müslümanların tacındaki mücevher, dünyadaki her özgür insanın atan kalbi Filistin’i emanet ediyorum. Size, hayal kurma veya güven içinde yaşama imkânı tanınmamış, İsrail bombaları ve füzelerinin binlerce tonluk yükü altında ezilmiş, bedenleri parçalanmış, kalıntıları duvarlara savrulmuş mazlum çocuklarını emanet ediyorum. Sizi zincirlerin sesinizi kısmamasına, sınırların sizi durdurmamasına çağırıyorum. Yurdun ve halkın özgürlüğüne giden köprüler olun; ta ki onurumuzun ve özgürlüğümüzün güneşi yağmalanmış vatanımızın üzerine doğana kadar. Size ailemi emanet ediyorum. Gözbebeğim, sevgili kızım Şam’ı emanet ediyorum; zaman bana onu hayalimdeki gibi büyürken görme fırsatını tanımadı. Size, yükümü devralmasını ve misyonu sürdürmesini istediğim sevgili oğlum Salah’ı emanet ediyorum. Size, dualarıyla bana ulaştığım konumu nasip eden, duaları kaleme kalkan olan sevgili annemi emanet ediyorum. Allah’tan, onun kalbine sabır vermesini ve onu en güzel şekilde mükâfatlandırmasını niyaz ediyorum. Ayrıca hayat arkadaşım, sevgili eşim Ümmü Salah Bayan’ı emanet ediyorum. Savaş bizi uzun günler ve aylar boyunca ayırdı ama o, kökü sarsılmayan bir zeytin ağacı gövdesi gibi sabırlı ve Allah’a güvenen, yokluğumda sorumluluğu tüm güç ve imanla omuzlayan biri olarak kaldı. Allah’tan sonra onların etrafında kenetlenmenizi ve destek olmanızı istiyorum. Ölürsem, ilkelerime bağlı olarak ölürüm; Allah’ın hükmüne razı olduğuma, O’na kavuşmayı dilediğime ve O’nun katındakinin daha hayırlı ve ebedi olduğuna şahitlik ederim. Allah’ım, beni şehitler arasına kabul et, geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışla ve kanımı halkım ile ailem için özgürlük yolunu aydınlatan bir ışık kıl. Eğer eksik kaldıysam beni bağışlayın ve bana rahmet için dua edin; çünkü ben sözümü tuttum, ne değiştirdim ne de sarsıldım. Gazze’yi unutmayın ve beni mağfiret ve kabul için hayır dualarınızda unutmayın.” Enes Cemal El Şerif Allah rahmet eylesin sana Enes El Şerif. Çok değerli bir insandın, çok değerli bir gazeteciydin ve gazetecilik yaparken zalim Siyonist İsrail tarafından katledildin. Seni unutmayacağız, unutturmayacağız. İsrail’in yaptığı bu vahşeti unutturmayacağız. Mazlum Filistin Gazze halkının yanında olmaya devam edeceğiz. Sana sözler olsun.

Yorumlar