11 Temmuz 2024
Gergerlioğlu: “Teşekkür ederim Sayın Başkan. Şimdi, altıncı, yedinci, sekizinci; yargı paketlerini burada konuşup duruyoruz ama aranılan hak, hukuk, adalet yok. Biz Anayasa’ya aykırı işler yapıldığını düşünüyoruz; çok açık, net. Bakın, sekizinci yargı paketinde burada konuştuk, şu mala çökme yasa maddesini orada direndik ve kabul ettirmedik açıkçası. Şimdi, dokuzuncu yargı paketine Anayasa’ya aykırı, mülkiyet hakkını gasbeden mala çökme maddesi getirildi; olacak bir şey değil. Şimdi, muhalifinizin malına çökmeyi kolaylaştırabilirsiniz ama yarın öbür gün iktidar değişir, sizin de malınızı çökerler. Sayın üyeler, bakın, yarın öbür gün bu da olur. Bir sürü şirketin malına çöküldü, haksız hukuksuz uygulamalar yapıldı; AİHM’den bunlar dönecek çünkü çok alelacele, telaşla Anayasa’ya aykırı çok işler yapıldı. Anayasa madde 90 var ve bu işlerin sonu çok ağır tazminatlarla Türkiye’de tüm vatandaşlara ödetilecek. Bunu ben söylüyorum, tarihe bir not düşüyorum ve yarın öbür gün bunun ortaya çıkacağı da açıktır.
Ayrıca, kadınlarla ilgili soyadı değişikliği meselesi… Ya, Anayasa Mahkemesinin tüm kararlarına karşı alerji içeren bir tavrı var iktidarın. Şimdi, dokuzuncu yargı paketi niye gecikti? İşte, bu nedenlerden, Anayasa Mahkemesinin tüm kararlarına karşı bir kontratak geliştirerek yeni bir yasa maddesi çıkarmaya çalışan bir iktidar var. Yani Anayasa Mahkemesiyle cedelleşiyor, çatışıyor, ortağı onu kapattırmaya çalışıyor. Niye dokuzuncu yargı paketi meselesi aylardır uzadı? Bunu bilmiyor muyuz arkadaşlar? Yani Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği yasalara karşı neler yapabiliriz diye düşündüğünüz için dokuzuncu yargı paketi aylardır gecikti. Bunu bilmiyor muyuz biz? Bu paketi AK PARTİ vekillerinin hiç görmediğini, Adalet Bakanlığında ve karşılıklı sarayda görüşmelerle hazırlandığını bilmiyor muyuz? Bütün bu görüşmeler aylarca sürdü. Anayasa Mahkemesinin yeni iptal kararlarına karşı ne yapabiliriz, yeni yasalar nasıl getirebiliriz diye Anayasa’yı çiğneyerek, çiğneyerek önümüze getirmediniz mi? En sonunda da şu anda vallahi billahi hiçbir AK PARTİ’li vekilin bütün bu yasa hazırlığı içinde olmadığı apaçık ortadadır. Bir teki bile söyleyemez “Ben bütün bunların içindeydim.” diyemez. Şimdi, Adalet Bakanlığı zaten açıkça söylüyor, hani bu bir iftira falan da değil, Sayın Bakan defalarca işte “Biz yasayı hazırlıyoruz.” dedi, demek ki yasayı milletvekilleri hazırlamamış, zaten baştan Anayasa’ya aykırı işler yapılmış. Şimdi, zaten, a’dan z’ye aykırı. Adalet Bakanlığı Anayasa’yla, adaletle, hakla, hukukla ilgili bir şey yapacaksa kapısının önünde bekleyen annelere baksın. Ya, Adalet Bakanlığının önüne gittiniz mi Sayın Başkan, sayın üyeler? Orada 2 anne bekliyor; anne ya, anne, kutsaldır ya, anne benim için kutsaldır, sanırım hepiniz için de kutsaldır annelik vasfı yönüyle. Aylardır, yıllardır Emine Şenyaşar anne bekliyor Adalet Bakanlığı kapısı önünde, eşi ve 2 çocuğu katledilmiş, bir çocuğu da boş yere zindanlarda yatıyor yıllardır ve aradığı adalete ulaşamıyor, Adalet Bakanlığının önünde feryat ediyor.
Sevinç Çakır, kursiyer teğmen annesi. Kaç yıl oldu? yedi sekiz yıl oldu, hiç haberinin olmadığı bir darbeden sorumlu tutularak müebbet hapse mahkûm edilen başarılı bir öğrenci ve hayatı karartıldı, zindana çevrildi. Adalet Bakanlığı Anayasa’yı çiğneyeceğine kapısının önündeki bu mazlum annelere baksın ya, onlara baktığı yok, kalkmış, Anayasa’ya aykırı yasalar çıkarıyor, sarayla böyle bir paslaşma içinde. Bunun vebali var arkadaşlar; bakın, bu dünya da bu işten kurtulabilirsiniz ama eğer öte dünyaya inanıyorsanız, “kul hakkı” denilen bir şey var yani insanların mallarına çökecek bir yasa teklifine nasıl imza atabilirsiniz ya? “Kul hakkı” denilen bir şey, inanılmaz ağır hak ihlallerine imza attınız ve dahasını da istiyorsunuz. Hiç mi Allah’tan korkmuyoruz? Hiç mi vicdanımızdan rahatsız olmuyoruz ya? Korkunç bir şey getiriyorsunuz Anayasa’yı çiğneyerek.
Bakın, bu dokuzuncu yargı paketinde adaletin olmayacağı zaten şu anda cari bir davada görülüyor; Sinan Ateş davası büyük bir skandalla devam ediyor; ortağınızı korumak için yapmadığınız cambazlık yok ya. Tetikçiyi kaçıran Tolgahan Demirbaş’ın MHP eski Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un evinde yakalandığına dair resmî polis evrakı yok edildi, kaybedildi yerine sahte bir evrak çıkarıldı; devlet resmî evrakını kaybeder mi arkadaşlar? Böyle buraya gelindi. Bakın, İçişleri Bakanlığında bu iş döndü. Şimdi, Olcay Kılavuz’un evinde yakalayan komiser suç duyurusunda bulundu “Ben burada yakaladım, resmî evraka da kaydettik.” Resmî evrakı çiğneyen, Anayasa’yı çiğneyen bir iktidar karşımıza yargı paketi getirmiş. Burada adalet olabilir mi arkadaşlar? Olabilir mi? Tolgahan Demirbaş’ın tetikçiyi kaçırdığı görüntüler ortada apaçık, sanık diyor ki: “Yok, kamera inanmayın, benim sözüme inanın.” Türkiye’de işte, bakın, “adalet” denilen husus buralara geldi yani ortağınızı korumak için yapmadığınız iş yok; iddianame bir buçuk yıl sonra çıktı, bu iddianamenin bomboş olduğu, bir sürü sanığı koruduğu apaçık ortada, Ülkü Ocakları yöneticisinin arabasının kamera kayıtlarına girdiği, çıktığı, her şey kamera kayıtlarında ortada. Adam şüpheli bile değil, iddianame… Şimdi, böyle bir yerde yargısal bir adalet sağlanabilir mi, yargı paketi olabilir mi arkadaşlar?
Bakın, yargı görevlileriyle ilgili neler yapılıyor? Bakın, ne oldu? Aranızda eski hâkimler vardır, hukukçusunuz, yüzde 90’ınız… Bir hukukçu avukat hâkimlik sınavına giriyor, 93 puanla Türkiye 2’ncisi olmuş çok zeki, başarılı bir insan, Gökhan Kuşçuoğlu; mülakata giriyor daha sonra, üçüncü dakikada “Sen elendin, çıkabilirsin.” deniliyor. Ya Gökhan Bey diyor ki: “Ya, bu komisyondakilere Allah’tan bir vahiy mi indi acaba? Allah vergisi bir yetenekleri mi var? Bir girdim, birinci dakika, ikinci dakika, ‘Gökhan Bey, dışarı çıkabilirsiniz, tamamdır. Hadi güle güle.'” Ya, yargı bu hâlde yani hâkim… Adalet dağıtacak hâkime yapılan muamele bu, Türkiye 2’ncisi bu insan ya. Şimdi böyle bir işin yapıldığı bir yerde dokuzuncu yargı paketinden hangi adalet beklenir? Tabii ki Anayasa çiğneniyor burada.
Ayrıca, bir arkadaşımız söyledi, Sayın CHP milletvekilimiz söyledi -ben yakından takip ediyorum- ya Adalet Bakanlığının kurumu cezaevlerinin delik deşik edildiği, yolgeçen hanına çevrildiği, Adalet Bakanı yetkililerinin doğru dürüst bu konuda bir açıklama yapamadığı bir yerde, bir ülkede hangi yargı paketi derde deva olacak? Elâzığ Açık Cezaevi, vekilimiz bahsetti, bakın, ben konuyu yıllardır takip ediyorum, tüm hazırun burada bilgilensin. Ben cezaevine de gittim, Elâzığ 1 No.lu Yüksek Güvenlikli Cezaevine gittim; cezaevleri bir skandal hâlinde, Adalet Bakanlığı adalet dağıtacakmış. Bakın, hepiniz benden öğrenin arkadaşlar, tüm ayrıntıyı anlatayım. Şimdi, Elâzığ Açık Cezaevinde bu ağustosun başlarında bu olay niye oldu? Ne derler? “Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.” Adam açık cezaevine geliyor, telleri kesiyor, içeriye elini kolunu sallayarak giriyor “B5 koğuşu neresi kardeşim?” diyor; bu kişinin ismi Musa Orhan. Elinde silah, giriyor “B5 koğuşu neresi? Burası mı? Murat Bulut sen misin?” diyor; tak, tak, tak, tak ateş ediyor, adam kanlar içinde yere seriliyor, herkes seyrediyor. Ya, burası bir cezaevi. Ondan sonra çıkıyor, elini kolunu sallayarak kaçıp gidiyor, ondan sonra biz işin esasına geliyoruz. Bakın, bir yıl önce bugünler Elâzığ 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevinde bir skandal olay oldu, ya, iktidar… Bu olayda Adalet Bakanının istifa etmesi lazımdı. Ne oldu biliyor musunuz? Kimse bir şey demedi. Soru önergeleriyle sordum, cevap verilmedi. Ne olmuştu? Bir tane mahkûm gardiyanın elini büküyor falan, ne ise orada, bir anlaşma mı var? Bir mahkûmla beraber diğer koğuşlara giriyor, elinde kesici bir alet, 4 tane mahkûmu şişliyor, esir alıyor, sabaha kadar, saatlerce bekliyor, kanlar kalsınlar, ölsünler diye bekliyor -vahşet görüntüsü, kanlar içinde insanlar- bekliyor sabaha kadar, gece üçte bu işe başlıyor, sabah yedi, yedi buçukta zor bela teslim oluyor. Şimdi, biz bu işi soruşturduk, ben Elâzığ 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevine gittim, oradaki mahpuslarla görüştüm, dikkatli dinleyin, bana mahpuslar ne dedi biliyor musunuz? “Zaten bizim üç yıl önceden buraya dilekçelerimiz var, burada güvenlik açığı var, her an bize saldırılabilir.” Bunu dilekçeyle defalarca Adalet Bakanlığına iletmişler, cezaevi bu işi örtbas etmiş, Bakanlık doğru dürüst cevap vermemiş ve sonunda bu saldırı gerçekleşmiş. Ya, Adalet Bakanlığının hâli bu yani yarın öbür gün birisi illa ölecek, daha büyük katliam olacak, o zaman belki akılları başlarına gelecek. Bakın, ben işi biliyorum ya, Adalet Bakanı beni iyi tanır, ben a’dan z’ye tüm sistemi çok yakından takip ediyorum. Yani, böyle bir yerde siz yargı dağıtacağınızı sanıyorsunuz, olacak iş mi arkadaşlar?
Bakın, şu anda bu yargı paketi aylardır, yıllardır bekleniyor, bir sürü insan, binlerce insan bize soruyor. “Sekizinci yargı paketinde olmadı, efendim, dörtte dörtlere bir çıkar yol var mı, bir indirim gelecek mi?” diye bekleyen binlerce insan var “31 Temmuz yasası bize niye uygulanmıyor?” diye bekleyen bir sürü insan var ve bunlar büyük hayal kırıklığına uğradı, cezaevleri ağzına kadar dolu.
Daha bu haftanın başında Gebze Kadın Cezaevindeydim. Bakın, kadın olmaları hasebiyle… Size skandal şeyler söyleyeceğim. Ya, kadın hapishanesinde ne olur? Tahmin edersiniz, en başta sağlık sorunu olur. Bakın, kulaklarınıza inanamayacaksınız; kadın mahpus iki yıldır revire gidip hormonel bozukluk, adet düzensizliği nedeniyle “Beni kadın doğum polikliniğe sevk et.” diyor, sevk edilmiyor. “Al şu ilacı kardeşim, tamam, git.” İki yıl sonunda zor bela sevk edilmiş.
Bir başka kadın mahpus “Hormon tahlilim yapıldı, sonuç çıkması lazım, günlerce, on günlerce sonuç açıklanmadı, sonra acil kanamayla hastaneye son anda yetiştirildim, tabii ben öyle, çok affedersiniz, kanamalı hâldeyken erkek asker beni ameliyathaneye sokuyordu, yerin dibine geçtim, beni bu hâle düşürdüler.” diyor. Şimdi, böyle bir yerde siz infazla ilgili zerre düzenleme yapmayan bir yargı paketi getiriyorsunuz. Bu insanlara denetimli serbestlik verilmiyor; aylarca, yıllarca verilmiyor; şartlı tahliyesi verilmiyor, ya “Sen hak ederek sonuna kadar içeride yatacaksın.” diyor. Soruyorsun, diyor ki: “Ya, ben iyi hâlli olmak için her şartı yerine getirdim, bağımsız koğuşa ayrıldım, denilen her şeyi yaptım, şudur, budur, iyi hâl puanım 60 civarında.” Sayın Vekilim, 45’in üstü olması lazım ama gözlem kurulu diyor ki: “Biz senin samimi olmadığına inanıyoruz.”
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL – Sayın Gergerlioğlu, Anayasa’yla ilgili…
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Tabii, tabii; bitiriyorum.
Ama bakın…
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL – Diğer arkadaşlarımız da var da söz isteyen, onun için…
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Bitiriyorum, iki üç cümlede bitiriyorum efendim.
Yani, gözlem kurullarının mahpusların kalbini okuduğu, böyle keramet gösterdiği bir yerde biz diyoruz ki hani “Yargı paketiyle anayasa falan uygulanacak.” Öyle bir şey yok arkadaşlar.
Son birkaç cümleyle bitiriyorum. Ya, KHK zulmüne karşı bir şey getiriliyor mu burada? Beraat de ettiği hâlde iade edilmeyen yüz binlerce insan var. Adil olmayan yargılamalarla, legal kriterler illegal kabul edilerek… Var mı? Yok. Bununla ilgili hiçbir gelişme yok. Terörle Mücadele Kanunu’nda en ufak ifade özgürlüğü hâkimler tarafından çok yanlış yorumlanarak hemen anında insanlar terörist ilan ediliyor ki en baştaki mağdurlarından birisi benim biliyorsunuz, vekilken cezaevine girdim, çıktım yani başka vekillerinin de şu anda başına geliyor, işte, Can Atalay’ın başında. Bununla ilgili, vekili koruyan yani milletin vekillerini yani milleti koruyan bir şey getiriyor musunuz? Hayır, yok. Yani bütün bunların olmadığı bir yerde değerli arkadaşlar, hangi yargı paketini konuşacağız? Ya, gerçekten elinizi vicdanınıza koyun. Yüz binlerce mahpus, milyonlarca mahpus yakını şu Komisyonun gününü bekliyordu bakın, o kadar önemli bir iş yapıyoruz. Şu komisyonun gününü bekliyordu, cezalarda bir indirim, adalet yerine aksine bir bindirim getiriyorsunuz, kadınlara zulmeden soyadı yasa değişikliği, artı mala çökmeyi getiren yasa teklifleri getiriyorsunuz ve Anayasa’yı çiğniyorsunuz. Tüm bunlardan dolayı Anayasa’ya aykırı olduğunu düşünüyorum bu yargı paketinin ve o yüzden görüşülmemesi gerektiğini söylüyorum. Teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum.”
Gergerlioğlu: “Şimdi, Anayasa’yı çiğneyici, Anayasa Mahkemesini çiğneyen olaylara karşı yaptıklarımı anlatarak başlayayım. Şimdi Anayasa Mahkemesi birçok yasa iptali kararı veriyor. Uzun yıllar boyunca bu yasa maddeleri Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderildiği ve Anayasa Mahkemesi tarafından “Ya, bu Mecliste bu konuda yeni bir yasa çıksın, bu karışıklık düzeltilsin.” denildiği hâlde yıllardır bekletiliyor. Üç yıldır, dört yıldır Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının beklediği yasa teklifleri var.
Şimdi, bunlarla ilgili ben bir yasa teklifi verdim… Yasa teklifi verdim şurada gördüğünüz gibi. Bakın, Meclis Başkanlığı Anayasa’yı çiğneyemez, Anayasa’yı koruması gerekiyor; Anayasa Mahkemesi kendisine diyor ki: “Şu yasayı iptal ettik, Meclis Başkanlığına gönderiyoruz, Mecliste bu konuda bir yasa çıksın.” Meclis Başkanının kılı kıpırdamadı, önceki dönemde de kılı kıpırdamadı, bu dönemde de. Yani önceki Başkanı da uyardım, Sayın Numan Kurtulmuş’u da uyardım. Üç dört senedir bekleyen, iptal edilmiş yasalar var.
Şimdi, bakın, bir yasa teklifi verdim. Aslında bu Adalet Komisyonunu ilgilendiriyor. Meclis Başkanlığına sorduğumuz zaman “O zaman milletvekilleri harekete geçsin, yeni yasa teklifi sunsun.” diyor. Ya, kendi başına harekete geçen kaç tane milletvekili oluyor Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarından sonra çünkü bunlar önemli kararlar. Meclis Başkanlığının bu konuda inisiyatif alması gerekiyor. Benim yasa teklifim şu: Meclis Başkanlığı ilgili komisyona yasayı doksan gün içinde çıkarma şeklinde bir görev göndermelidir. Yasa değişikliği sadece milletvekilinin yasa teklifi vermesini değil, komisyonların da yasa teklifinde bulunulabilmesini içeriyor. Bu, önemli bir husus yani anayasal düzenin yürümesi için bir gayret gösteriyoruz değerli arkadaşlar.
Bakın, 2021 yılında Anayasa madde 14’le ilgili belirsizlikten dolayı Anayasa Mahkemesi dedi ki: “Buradaki belirsizliği düzeltin, Meclise gönderiyoruz…” konu benimle ilgiliydi “İşlenen suçla ilgili bir belirsizlik vardır Anayasa madde 14’te, bu konuyu düzeltin.” dedi ve şu anda, bakın, aradan üç yıl geçmiş; 2 başkana da hatırlattım, bu konuda Mecliste yasa çıkarıp Anayasa madde 14’teki belirsizliği düzeltici hiçbir adım atılmadı. Ardından ben Meclise geri döndüm Anayasa Mahkemesi kararıyla ve sonrasında bu konu düzeltilmediği için, Anayasa madde 14’teki bu konu düzeltilmediği için Can Atalay içeride tutulmaya devam edildi Yargıtayın uyduruk bir kararıyla bu süreç devam ediyor; Anayasa Mahkemesine karşı bir hamle yapıldı. Aslında zamanında bu konu düzeltilseydi mesele kalmazdı.
Bakın, ben yasa teklifinde Meclis Başkanlığının komisyonlara yasa teklifi verebilmesiyle ilgili bir teklif sunuyorum, sadece vekiller değil, komisyon da yani Adalet Komisyonu üyeleri ve Başkanları da bundan memnun olmalı çünkü anayasal sistemin krize uğradığı anda bu krizi aşacak bir teklifte bulunuyoruz. Şimdi, bunları yapmıyoruz ve sonra işimize gelen birtakım maddeleri alıp iptal edilmiş maddeleri getiriyoruz buraya yeni yasa teklifleri olarak önümüze sürülüyor, vekiller bundan mağdur oluyor, kadınlar bundan mağdur oluyor.
Bakın, mesela, şirketlere çökme maddesi. Şimdi, bu, OHAL sürecinde binlerce insanın milyonlarca liralık mal varlığına çöküldü, çok uyduruk gerekçelerle çöküldü ve bu mesele devam ettirilmek isteniyor; olacak bir iş değil arkadaşlar yani Anayasa Mahkemesi iptal ediyor, tekrar önümüze getiriyorsunuz; yağma ve talana yol açacak bir madde.
Şimdi -geçtiğimiz gün beni ziyaret etti, hapisten çıkmış- Hacı Boydak, Kayserili -çoğunuz tanır- bir hayırsever işadamı. Bana anlattı “Benim malım yağma, talan edildi, bütün mal varlığıma el konuldu, beş parasız bırakıldım; zamanında büyük bir iş adamıydım. Ben Hristiyan’a da yardım ettim ve cemevlerine de yardım ettim; devletin valileri geldi, benden yardım istedi, onlara da yardım ettim; Deyrulzafaran Manastırı’nın bütün yataklarını ben verdim, cemevlerinin bütün ihtiyaçlarını ben verdim; devlet kurumları, valiler benden yardım istedi, onları verdim…” o zamanki adıyla “…cemaate de bir şeyler verdim diye hop bütün mallarıma el konuldu, bizi zindanlara attılar.” Şimdi, Kayseri’ye gidip “Ya bu Boydak nasıl birisidir?” diye sorsanız ben şahsen aleyhinde konuşan tek bir kişi görmedim, hayırsever bir işadamı, herkese yardım eden bir işadamı. Şimdi, bu adam birisine yardım etmiş ve bu grupla da iktidar kavga etmiş, bir sürü iş olmuş “Vay sen buraya niye buraya yardım ettin? Senin bütün mallarına çökeceğiz.” Şimdi, arkadaşlar, el insaf yani, el insaf diyorum! Bu, büyük bir zulmü açan bir şeydir, daha da başka bir sürü malına, varlığına el konuluyor ve yağma, talan ediliyor; arsalarına el konuluyor ve oralarda büyük talanlar ediliyor. Alman firması PORTAŞ’la yaptığı ortaklıktan oluşan arsaya kayyım el koymuş ve arsadaki fabrika yok edilerek gayrimenkule döndürülmüş, inanılmaz bir rant ortaya çıkmış. Şimdi, bunlar üzücüdür arkadaşlar yani hayırsever bir işadamının bir gerekçe göstererek bütün malına çökmek, bütün mal varlığına çökmek, onu perişan etmek; bunlar kötü bir gelenek, biz bunları 6-7 Eylülde gördük, Ermenilere yapılanlarda gördük, Alevilere yapılanlarda gördük, 15 Temmuzda gördük, şimdi gördük, sığınmacılara yapılırken gördük. İnsanın malını mülkünü yağma, talan etme geleneği bitmeli artık bu ülkede ve o yüzden bu maddeye şiddetle karşıyız. Olacak bir şey değil, büyük bir yağma ve talanın önünü açar.
Kayyım mantığı devam ediyor, Hakkâri Belediyemizdeki olay ortada. Belediye Başkanı seçilmiş diye anında Yargıtayda cezası onanan, Belediye Meclisinin seçeceği bir Başkan yerine, kayyım atayarak hareket eden bir mantık. Her alanda böyle bir anayasal düzen yerine, kayyım ve KHK düzeni oluşturan bir mantıkla karşı karşıyayız.
Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, aslında o denli adaletsizlik var ki ve şu anda biz şu yasayı konuşuyoruz ya, şu yasadan önce ne gelir sizce? Bence, insan canı gelir. Bakın, şu anda cezaevlerinde açlık grevleri var Sayın Başkanım ve insanlar ölmek üzere. Tutuklu olduğu hâlde yüksek güvenlikli cezaevlerine gönderilip ağırlaştırılmış müebbet mahpusların hücresinde tutulan mahpuslar var, olacak bir iş değil. Bakın, size onların mektuplarından örnek okuyayım, belki yarın öbür gün bu insanlar ölecek. 250’nci gününü bulan Nurettin Kaya var, Bolu F Tipi Cezaevinde. Cemil Kurt diyor ki: “Yirmi gün hücre cezası verilmesinin koşulları kanunda belirtilmiştir. Kanunda belirtilmeyen, açıkça düzenlenmeyen hiçbir şey aleyhe yorumlanamaz, hücre cezaları genellenemez. Biz bunu anlatmaya çalışıyoruz.” Yine, Cemil Kurt “Bizlere yaşatılan ağır tecrit buz dağının görünen kısmıdır. Adalet Bakanlığının bilinçli olarak yaptığı bu işkenceyi son vermesi için bizlerin sesi olun.” diyor. Mehmet Güvel, bakın, 78 yaşındaki bir mahpus -bir mektubunu okumak isterim çünkü bu insanlar ölmek üzere- “Mezar gibi olan bir hapishaneden yazıyorum. Oktay Kelebek ve Cem Dursun açlık grevinde, bir saldırı nedeniyle tutuklanıp birçok hapishaneye dağıtıldık. Fabrika açılmazken her yere tecrit hapishanesi açıldı. Betondan tabutlardayız, ufacık hücrenin içinde kameralarla izleniyoruz, parmağımızı bile camdan dışarı çıkaramıyoruz, gökyüzünü bir avuç görebiliyoruz, sessizliğin hâkim olduğu bir tabuttayız; 78 yaşındayım, yüzde 80 engelliyim, prostat kanseriyim, gece 7-8 kez tuvalete kalkıyorum, her an düşüp sakatlanabilirim, her saniye ömrümden çalınıyor. Hapishaneler biz hasta tutsaklar için sessiz ölüm demektir, sesimizi duyurun.” diyor. Bakın, ya, bu insan ağırlaştırılmış müebbet mahkûmu değil, tutuklu arkadaşlar. Devam ediyorum, bakın, çok vahim hadiseler var. Kemal Gün -o da 78 yaşında- “Hastayım, prostat kanseriyim, haksız yere tutuklandım. Ağırlaştırılmış müebbetlerin konulduğu hücreleri konduk. Suçum yok, zulüm görüyorum, havalandırması olmayan bir hücredeyim, bu hukuksuzluğu, zulmü duyunuz, duyurunuz.” diyor. Şimdi, bunlar dururken biz neyi konuşuyoruz? Bitmedi, bakın, yine devam ediyorum, çok vahim mektuplar var cezaevlerinden dikkatinizi çekerim. Bakın, Cem Dursun, Buca Yüksek Güvenlikli Cezaevinde -ben o cezaevlerini de gördüm, kuyu dibi hapishaneler- “Kuyu dibi hapishanelerdeyiz, gökyüzünü görebilmek için iyice demir parmaklıklara yapışmak gerekiyor ki tükenmez kalemin dahi geçmediği tel örgülerle kaplı camın önü sadece bir avuç gökyüzünü görebiliyorsunuz. Güneş mi, onu sadece ikinci katın hizasında görebiliyorsunuz. Yağan yağmura elinizi uzatıp damlalara dokunamıyorsunuz, güneşin sıcaklığını elinizle hissedemiyorsunuz yani diri diri sizi bir tabutun içine koyuyorlar, betondan bir tabut.” Ya, Sayın Başkanım, bu insanlar tutuklu ve bu insanı ağırlaştırılmış müebbet mahpusun konulduğu hücreye koymuşlar. Adam açlık grevinde, kimse sesini duymuyor, Adalet Bakanının umurunda değil. 250’nci günülere ulaşan var, yarın öbür gün ölecek belki bu insanlar, kimsenin umurunda değil. Şimdi, Adalet Komisyonunda bu neden konuşulmaz? Yargı paketi niye bunu konuşmaz? Niye “Bu konuları çözelim.” diye konuşmaz. Çoğunuz hukukçusunuz arkadaşlar, bu tür durumlarda müvekkilleriniz olmuştur, olacak bir iş midir bu? Bu insanlar yarın öbür gün ölebilir. Çok vahim durumlar var. Bakın, bir iki mektupla da bitireceğim. Yine, bakın, Halil Yakut -bu kişide bir depremzede- “Depremzedeyim, depreme gelenlerin bize yardım ettiği sırada çektiği iki fotoğraf nedeniyle örgüt üyesi olarak 6 Şubat saldırıları sonrasında inanılmaz bir şekilde tutuklandım. Yetmedi, Silivri Hapishanesinden Kırşehir’e sürgüne gönderildim -bir de sürgün ediliyor bu kişiler- tutuklu olmama rağmen tekli hücrede tek başıma tutuluyorum. İnsan yüzü yok, insan sesi yok, havalandırma yok, kapılar otomatik açılıp kapanıyor. Hücreye konulan bir megafonla iletişim kurabiliyorum infaz koruma memuruyla. Geceleri ışığı açarak taciz ediyorlar. Depremde bizi betondan mezarlara gömenler, şimdi de beni betondan bir mezara kapattılar.” diyor. Halil Yakut, Kırşehir Cezaevi’nde.
Arkadaşlar, bu insanlar ölsün mü? Bakın, yasa, şu, bu hepsi ayrı bir şey; bu insanlar ölüme doğru yaklaşıyor diyorum ya. Lütfen Adalet Bakanlığı yetkilileri bunu not alsınlar yani biz mi sadece bunu duyuracağız? Bu sesleri duymuyorlar mı? Kulaklarını tıkamış Adalet Bakanlığı yetkilileri. Bu cezaevlerine gidiyoruz, bu insanların bir deri bir kemik kalmış hâllerini görüyoruz, Adalet Bakanının umurunda değil. Bu denli siyasi kararlarla nereye gideceksiniz ben anlamıyorum değerli arkadaşlar. Ağır bir şekilde bu tecritler devam ediyor. Bakın, Adalet Komisyonu buna müdahale etmeli, yarın öbür gün bu insanlar ölürse, iki yüz, iki yüz ellinci günü bulan açlık grevlerinde bir deri bir kemik kalmış insanlar… Hani, düşünün, dosyaya hâkim olmanıza gerek yok, yüzde 1.500 bu kişileri sevmeyebilirsiniz de işte, “Bir sol gruptur, atalım bunu içeri.” demişler; ya, adam tutuklu, iddianamesi bile hazır değil, ağırlaştırılmış müebbet mahkûm hücresinde. Adalet Bakanlığı yetkilileri buyursunlar konuşsunlar, ben kendilerine en başta soruyorum, buyursunlar, açıklama yapsınlar. Burada biz soru önergeleriyle soruyoruz, cevap vermiyorlar, bunun cevabını bekliyorum. Her şeyin üstünde insan vardır, insan canı vardır, bu meselenin bir an evvel halledilmesi gerektiğini söylüyorum. Hukuka, Anayasa’ya dönülmesi ve yargı paketlerinde bu hususların göz önünde bulundurulması gerektiğini düşünüyor, teşekkür ediyorum.”
Gergerlioğlu: “Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Gece saat bire yirmi var ama vebal olur, üstümde kalır, o yüzden bazı şeyleri söylemek zorundayım. Şimdi, cezaevlerinde 350 bin civarında… Yok, ben farklı hususları dile getireceğim.
Şimdi, 350 bin mahpus bir infaz indirimi, genel af bekliyordu. Bunların arasında kader mahkumları var yani uyuşturucu kullandığı için baronlar cezaevine girecekken kendisi yirmi yıl alıp içeri giren ve hiçbir şeye çare olmayan uyuşturucudan yine kurtulamayan insanlar, hepsi, aileleri bekliyordu, 4’te 4’ler bekliyordu, disiplin afları bekliyordu ama hiçbir şey yok. TMK’yla ilgili değişiklikler olması gerekiyordu ama hiçbiri yok. 2020 yasası çerçevesinde değiştirilen yönetmeliğin soyut ifadelerle denetimli serbestlik ve şartlı tahliyelerin engellenmesinin bitirilmesi bekleniyordu, bir şey yok. Hasta mahpuslar çok zor durumdaydı, ATK yerine şehir hastanelerinde rapor verilmesi bekleniyordu yargı paketinde, böyle bir şey yok. 5275/25/(ı) maddesine göre ağırlaştırılmış müebbet mahpusların ağır hastalıkları durumunda tahliye umudu yoktu, bununla ilgili bir gelişme olabilir diye bekliyorlardı, bu da yok. Yani adam 25-30 kiloya düşmüş, hiçbir şartta cezaevinden hastaneye götürülmüyor ve cezaevinde ölüyordu; bu tamamen gayriinsani, insan haklarına aykırı bir durum ve bu değiştirilmedi, bununla ilgili bir şey getirilmedi. 0-6 yaş arası çocuğu olan anneler için bir yıl daha denetimli serbestlik veriliyor, evet, bu iyi bir şey. Çocuğu hasta olan anneler için infaz indirimi var, evet, iyi bir şey fakat annenin öldüğü ve babanın anne ve babalık yaptığı durumlar için bir yeni durum getirilmesi gerekiyordu, bununla ilgili de bir şey yok, çok zor durumda olan babalar var. Yine, anne-babanın aynı anda tutukluluğunun engellenmesiyle ilgili bir yasa bir bekleniyordu, bu da yok. Ve fakat çıplak aramaların devem ettiği, kelepçeli muayenelerin devam ettiği, Adalet Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı arasındaki mutabakatının sağlanmadığı ve insanlık onurunun ayaklar altına alındığı birçok durumun devam ettiğini görüyoruz. Cezaevinde yaşanan ölümlerin, fizyolojik ve psikolojik sıkıntılardan kaynaklı ölümlerin arttığını her geçen gün görüyoruz. Görüntülü görüşme hakkının insanlara verilmediği yani siyasi mahpusun on dakika telefonla görüştüğü ama adli mahpusun ziyaretçisi de gelmediği takdirde bir saate yakın olan görüntülü görüşme hakkının mahpuslar arasında önemli bir eşitsizlik yarattığı belliydi, bununla ilgili de bir şey yok. AİHM kararlarıyla ilgili; Selahattin Demirtaş, Osman Kavala ve Yüksel Yalçınkaya kararlarıyla ilgili yargısal adımların atılması gerekiyordu, adalete, hukuka dönülmesi gerekiyordu, bununla ilgili de bir şey yok.
Son olarak, bence bakın şu mektuplardan bazı kesitler ben size okumak istiyorum.
Bunları 15 Temmuzun yıl dönümünde bazı erlerin size mektuplarını okumak isterim. Bakın, 15 Temmuz lanetli darbe girişimi sonrası darbeci olmadığı hâlde zindanlarda tutulan erlerin, askerî öğrencilerin mektuplarından bir iki kesit okumak isterim.
Ya, bakın, kitap değil efendim. Siz haksız yere zindanların dibinde kaldınız mı? Ya, şu insanların sesini biraz dinleyin.
Bakın, Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan Mehmet Aksoy ne demiş? “15 Temmuz gecesi ‘Terör saldırısı var.’ diye bizi Yalova’daki kamptan otobüslere bindirip götürdüler.” Osmangazi Köprüsünden ücreti ödeyerek geçtik.”
Fahrettin Bey, lütfen dinleyin.
“Sonrasında uyumuştum, arabaya gelen bir taşla uyandım. Her yerden saldırıyorlardı; taşlar, sopalar… Orada bize saldıranlardan kaçmak için bir küçük açıklıktan köprüye çıktık. Gece 02.00 civarındaydı. Er ile aynı rütbede bulunan askerî öğrencilere cezayı layık gördüler. Fakir ve nüfuz sahibi olmadığımız için buradayız. Şu anda 20 metrekare bir hücrede, elimde “ölünceye kadar infaz” yazan bir müddetnameyle ölümü bekliyorum. Sesimiz olun.” diyor.
Bakın, yine Kerim Sarı, Boğazlıyan T Tipi Kapalı ve Açık Ceza İnfaz Kurumundan “15 Temmuzdan beri cezaevindeyim. Ailem ‘Oğlumuz asker oldu, memur oldu.’ diye benimle övünürken darbe girişiminde neye uğradığımızı bilmeden cezaevine girdik. Kimseye ateş etmedim, hemen teslim olduk. Ancak, o gece bana emir veren amirim dışarıda, ben ise içerideyim.” diyor.
Bakın, Uğur Seldüz, Çorum L Tipi Kapalı Cezaevinden, dikkatle dinleyin. “Askerde tuvalet yıkayan, mıntıka temizleyen bir erdim. Komutanlarım emretti, Atatürk Havalimanı’na gittim. Kimseye zarar vermedim. Darbeyi öğrenince kışlaya döndüm. Savcı daha sonra sanık yaptı, müebbet hapis verdiler. Dosyam Yargıtayda. Bu darbe başarılı olsaydı İstanbul’a vali mi olacaktım? Hayır, yine komutanların tuvaletini temizleyecektim. Ne çıkarım olabilir darbeden? Darbeden bilgim bile yoktu. Sesimizi duyun, duyurun.” diyen insanlar bunlar arkadaşlar.
Evet, pek sabretmediniz ama ben size son olarak bir mektup okuyayım. Bu kişi de nasıl gözaltına alındığını açıklayan bir kişi. Cezaevlerinin durumu bu fakat bunlara yönelik bir gelişme yok bu yargı paketinde. Refik Albayrak Manisa T Tipi Kapalı Cezaevinden demiş ki: “Evimi aramaya gelen polisler alt ve üst dairede oturan babam ve abimin evlerini de arama kararı olmaksızın aradı. Evimdeki para da alındı. Dokuz yıl ceza verildi. Küçük kızım şu an yaşananlardan ötürü psikolojik tedavi oluyor, polis görünce korkuyor, infaz koruma memurlarını görünce kaçıyor, ziyaretime bile sebepten gelmek istemiyor. Sesimi duyurun.”
Bakın, arkadaşlar, evet, bitirdim. Pek sabretmediniz ama bunlar haksız yere cezaevlerine atılan gariban insanlar. Bu mektupları yazıyorlar milletvekillerine ve kamuoyuna seslerini duyurmak istiyorlar.
Ben bu sesleri duyuyorum, sizin de seslerini duymanız için size bu mektupları okuyorum ama sabretmiyorsunuz, duymak istemiyorsunuz. Biz milletvekiliyiz. Bunlar milletin fertleri ve adil olmayan şekilde yargılanıp cezaevlerine atılan erler, gariban çocuklar, Anadolu’nun fakir çocukları. Siz bu insanların yakınlarından oy da alıyorsunuz ama bu çocuklar bu zindanlarda. Ben hiçbir ayrım da yapmıyorum ve ağır bir şekilde adaletsizliğe uğramış insanların sesini duyuruyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.”
























Yorumlar