24 Eylül 2024

ÖFG TV’den herkese merhaba. Her hafta Salı günü saat 21’de.

Bir de haftanın önemli insan hakları konuları ve konuklarıyla sizlere sunduğumuz programımıza bugün de başlıyoruz.

Değerli izleyenler, önümüzde yoğun hak ihlalleri, çevre konuları ve diğer birçok mesele var.

Hemen programımıza geçelim.

Öncelikle,

23 Eylül günü başlayan ve öncesinde 7 Mayıs’ta 13-17 yaş arasındaki 15 kız çocuğunun amaçlı denilerek, daha doğrusu resmen gözaltına alınmasıyla başlayan bir dava süreci var. Yeniden yapılanma adı altında üniversite öğrencilerinin, kadınların, hasta ve yaşlı insanların normal günlük, sıradan işlerinin sorgulandığı bir dava var. Bu duruşmaya 23 Eylül Pazartesi günü Çağlayan Adliyesi’nde katıldım ve gerçekten çok üzücüydü. 5 ay boyunca insanlar, bomboş gerekçelerle cezaevinde tutulmuş; aralarında hasta olanlar, ağır hasta olanlar var; kadınlar ağırlıklı olarak insanların sosyal hayatları alt üst edilmiş, perişan edilmiş durumdalar.

Maalesef bu sıkıntı halen devam ediyor. Duruşma başladı, kadınların altın günü.

Ardından, işte alışveriş yapmaları, genç kızların AVM’ye gitmesi, bowling oynaması, yurt dışı gezi planları yapması gibi olaylar eylem olarak nitelenmiş ve insanların terörist olarak damgalanması sonucunu doğuruyor.

Bu ithamlar ciddi ciddi sorular soruldu işte:

  • Niye birbirinizi ziyaret ettiniz?
  • Öğrenci evinde niye kaldın? Öğrenci evinden şuraya neden gittin şu?
  • Öğretmene, torununa niye ders verdirdin?
  • Özel ders verdiğini, öğretmene ne kadar para verdin falan gibi sorularla saatlerimiz meşgul edildi.

Gerçekten o salonda insanların bulunmaması gerekiyordu. O duruşmanın yapılmaması gerekiyordu. O insanların 5 ay boyunca orada cezaevinde olmaması gerekiyordu. 7 Mayıs’taki o gayri insani gözaltı işlemleri yapılmamalıydı.

Biz bu gözaltı işlemlerindeki hukuksuzluğu İçişleri Bakanlığı’na sorduk. Bize bilgi amaçlı, efendim, biz gözaltına almadık diye cevap verdiler. Ama apaçık bir gözaltıydı.

Sabahın beşinde düşünün, evinize ağır silahlı polisler baskın yapıyor, içeriye pataküs giriyor.

“Ne yapıyorsunuz?” diyen annelere hakaret, küfür ediliyor. Çocuklar ayrı ayrı arabalara bindirilip götürülüyor. Avukatlarıyla 16 saat boyunca görüştürülmüyor, 16 saat boyunca. Yemek veriliyor ancak aileleri bir şey getirirse yiyebiliyorlar. İfadeleri psikolog eşliğinde alınması gerekirken, bazılarının ifadesi psikologsuz alınıyor ve mahkemeye de mevcutlu olarak getirilmesi yönünde bir yazı yazılıyor. Bütün bunlar son derece üzücü hadiselerdi.

Hukuksuzlukları yapan kolluk görevlileri hakkında bir soruşturma açılması gerekiyor yine. Davanın iddianamesini hazırlayan savcı Bilal Çelik hakkında bir soruşturma açılması gerekiyor. Adalet Bakanı’na buradan bunları söylüyoruz, eğer bu ülkede zerre kadar hukuk varsa, AB yetkilileri nezdinde kıvrım kıvarken, işte ülkemizde hukuk var, işkence yok derken Vallahi Billahi derken doğru söyleyip söylemediğinizi buradan anlayacağız.

Bakın, buradan anlayacağız. Bu hukuksuzluklara bir son verilmesi gerekiyor. Boş yere tutuklanan hasta bir kadını izledik, çok üzücüydü. Karaciğer nakilli, bakın oğlundan karaciğer almış, karaciğer nakilli ve Parkinson hastası oldukça zor durumdaki bir kadına, “Çocuklarını niye ders çalışmaya gönderdin?” diye defalarca soruldu.

  • Niye ders çalışmaya gönderdin?
  • Çocuklar niye ders çalışma kampına katılıyor, orada ne yapıyorlardı?
  • Niye altın günü düzenlediniz?
  • Bir günde bir gün bir diğerinizde mi bu altın günü oldu?
  • Altın gününe başkası geldi mi, gelmedi mi?

Gibi çok ciddi sorular soruldu. Sanki büyük, ciddi işler yapılıyormuş gibi. Soruldu da soruldu. Tabii gözlerimizle gördük. Bir sitenin bahçesinde bir sanığın çocuğu yaşında top oynuyormuş, 56 yaşındaki çocuklarla onların görüntüleri konulmuş. Dosyaya işte çok önemli deliller, efendime söyleyeyim.

Başkalarının işte gittiği, geldiği yerler takip edilmiş; 23 ay yani devlet işi gücü bırakmış genç insanlar. İnsanların nereye gidip geldiğiyle uğraşmış; öğrencilerin, kadınların nereye gidip geldiğiyle çok büyük terör operasyonları falan denen olaylar. Bunlar sanki bu insanlar böyle bir araya gelmiş.

Biz bu devleti nasıl yıkabiliriz arkadaşlar? Nasıl anayasal düzeni yıkabiliriz, silahlarımız nerede? Onları bir getirin, toplantılar yapmışlar. Sanki çok büyük dev suçlar işlenmiş. Yani insanlar en doğal ifade ve örgütlenme özgürlüklerini kullanmışlar. Bunda ne var yani? İşin doğrusu apaçık ortada bunlar. En basit anayasal haklarını kullanmışlar ve bunlar da teröristlik olarak gösteriliyor. “Size hayat hakkı tanımayacağız. Size nefes alma hakkı bile tanımayacağız” denmek isteniyor.

Hasta mahpuslar cezaevinde tutuluyor. Kimsenin umurunda değil; yürümek, koşmak ne bileyim; yemek yemek, bir AVM’ye gitmek, eğlenmek suç olarak sayılmış bir mahpus sanık, yani bütün bu itham ettiğiniz eylemlerin çoğu yürümekle alakalı. “Yani siz benim yürümemi suç olarak görmüşsünüz” dedi. “Bir başkası, çocuklarıma ders çalışmaya göndermem mi suç?” dedi. “Bir başkası, altın gününe katılmam mı suç?” dedi. “Bir başkası, Yemek Sepetinden alışveriş yapmamız mı suç?” dedi. Yani bütün bu ithamlarla bizi nasıl yargılayabilirsiniz?” dedi. Tüm sanıkların ortak cümleleriydi gerçekten. Yaşadıklarına inanamıyorlardı. “Bu ne hâl?” diye bakıyorlardı. Ve oldukça üzücü görüntüler oluştu. Zaman zaman da göz yaşartıcı anlar oldu. Çünkü çok zor durumdaki insanların gözaltındaki ağır hak ihlalleri anlatımlarını dinledik. Saatlerce tuvalete çıkarılmayan, küçük abdestini tutmaya çalışan insanların gözaltında neler yaşadıklarını anlattık ve benzeri.

Şimdi gözaltında neler yaşandığının anlatılması derken bir başka konuya geçmek istiyorum.

Geçtiğimiz gün, oldukça ağır ve kabarık bir suç dosyası olan bir kişi gözaltına alınırken, polisin sanırım çok dikkatli olamamasından kaynaklı bir şekilde çekip polisi vuruyor, öldürüyor. Bu kişi polis tarafından yakalanıyorsun. Yakalandıktan sonrası işte çok tartışılan bir konu: Polisin görevi yargı yeri değildir, yargıcın yeri değildir; polisin görevi zanlıyı yakalayıp yargının önüne getirmektir. Bu sırada 10’a çıkartıp ceza kesmek değildir. Burası Roma İmparatorluğu değil, arenaya zanlıları çıkarsınız. Aslanlara boğuldurasınız, böyle bir şey olmaz. Sürç içeren bir eylem yapmışsa mahkemeye çıkarılır, tutuklanır. Ardından mahkeme, cezasını verir ve cezasını çeker, olay budur.

Bütün bunlardan önce polisin kalkıp bir ceza vermeye çalışması kabul edilecek bir şey değil. Bakın bu polis ne yapmış? Bir çöp poşetine koymuş adamı böyle üstünü başını soymuş. Ondan sonra hayvan koruma aracına bindirmiş ve bunu da iftiharla sergiliyor. Bu olacak bir iş değil, hatta işler. Biz bunu eleştirdiğimiz zaman “Vay polis katilini mi savunuyorsun?” diyen anlayışsız insanlar polis katilini falan savunmuyoruz arkadaş, polis polisi. Silah çeken en ağır bir şekilde cezalandırılsın. Bir kadın polisi öldüren en ağır bir şekilde cezalandırılsın ama bizim dediğimizi anlayamazsanız, demokrasi ve hukuk yolunda ilerleyemezsiniz. Bunlar kabul edilecek şeyler değil. Bunlar dünya çapında Türkiye için utanç verici görüntülerdir. Başka bir şey değil, bir kişiye işkence etmeniz için suçlu veya suç.

Suzluk kriterine göre bakmanız gerekmez. Suçlu da olsa işkence yapılmaz. Suçsuz da olsa işkence yapılmaz. Bunu bizim halkımız bilmiyor. Zannediyor ki suçluya karakolda işkence yapılır, caizdir. Bu konuda fetva vardır, caizdir diye düşünen bir ton dindarımız da var. Ya suçlu ya suçsuz, bir insana kötü muamele, işkence yapılmaz, bitti. Bakın bu, insan hakları kavramının birinci maddesidir. Bunu bir kere öğrenin lütfen.

Sizi şimdi devlet; devletin oldukça önemli bir gücü vardır. Güç kullanma yetkisini polise vermiştir, eline silah vermiştir. Siz eline silah ve verilen bir kurumu memurlara istediğiniz gibi kötü muamele yap, istediğiniz kişiye istediğiniz işkenceyi yap. Yetkisi verirseniz işler çığırından çıkar. İşin içinden çıkamazsınız, yarın öbür gün size de yaparlar diyelim; bir trafik kazası yaparsınız, başınıza bir iş gelir. Hani “Benim karakolda ne işim olur?” diyen çok insan son 8 yılda karakollardan cezaevlerinden çıkamadı arkadaşlar, bu ülkeye öyle hani basit bir ülke değildir. Yani anında terörist ilan edilirsiniz, anında suçlu ilan edilirsiniz. Pat gözaltı merkezine alınırsınız ve orada devletin bir yüzüyle tanışırsınız. Size bağıran, çağıran, hakaret eden insanlar görürsünüz. “Nereye uğradınız?” şaşırırsınız, darbe edilirsiniz. Utanç verici bir halde hayvan koruma aracına çöp poşeti içinde atılırsınız, ha. O zaman anlarsınız, zamanında Ömer Faruk Gergerlioğlu ve onun gibi insan hakları savunucuları vardı. Gözaltında kötü muameleye karşı çıkmışlardı. Demek ki doğru söylemişler. Demek ki haklılarmış işte, o zaman anlarsınız ama geç olmuş olur.

Bakın siz, size de gözaltında böyle muameleler yapıldığı zaman yine. Biz insan hakları savunucuları, o polis ve devlet gücünün karşısına çıkarız. Yani sizin kimliğiniz neymiş, zamanında bize hakaret, küfür etmişseniz etmemiş misiniz? O önemli değil. Biz ilkeli davranırız ve bu davranış tarzının yanlış olduğunu, hukuka aykırı olduğunu söyleriz. İşte bu anlayış olsa zaten Türkiye, demokrasi ve hukuk standartlarında dünyanın birinci sıralarına gelir. Bu anlayışı olmadığı için ülkemiz, demokrasi, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı konularında dünyanın dibinde seyrediyor. Yani sadece devlet veya siyasi iktidarlar yüzünden değil, maalesef toplumumuzda bu olgunluğa erişemediği için gözaltındaki bir insana çöp poşetine atılıp hayvan koruma aracına hayvan gibi atılacağını, normal olduğunu düşündüğü için sağcısıyla solcusuyla, maalesef her kesimde de var; insanlar bunun mübah olarak görebiliyorlar. Eğer böyle düşünülüyorsa o zaman işte insan hakları alanında hiç ilerleme sağlayamayacağımız ortadadır.

Biz bunu söylediğimiz için bize bir sürü hakaret, küfür yağdıranlara da şunu söyleyeyim: Yarın öbür gün insan haklarına sizin de ihtiyacınız olur. Biz tabii ki yargı önünde bize kötü söz, hakaret edenlere karşı, tehdit edenlere karşı gereken muameleleri, gereken yargı işlemlerini başlatmışızdır ve biz başka bir üslupta kullanmayız. Ama bakıyorsunuz, bir İçişleri Bakanımız var. Bu kötü muameleyi yapan polisler hakkında soruşturma başlatıldı. Haberi karşısında şöyle: “Bir haber nasıl olabilir? Bu alçaklıktır, şudur budur. Bu haber karşısında gereken işlemler yapılacaktır. Alçaklıktır falan” diyor ya, sayın Ali Yerlikaya. Sayın Ali Yerlikaya, siz meclise geldiniz. Biz size insan haklarıyla ilgili sorular sorduk. Siz bize güya bir cevap verdiniz. Dediniz ki, “Ya ülkemiz yüksek insan hakları standartlarındadır. Demokrasi de şudur, budur” gibi cevaplar verdiniz. Ya hiç utanmıyor musunuz? Hiç çekinmiyor musunuz? Sayın Ali Yerlikaya, iyi misiniz ya? İyi misiniz yani, siz nasıl İçişleri Bakanı olabiliyorsunuz ya? Anlamıyorum bunu. Bakın, böyle bir şey olabilir mi? “35 insanın heyecanını tatmin edeceğim” efendim. Efendim, işte toplumda prim yapacağım. Toplumda yanlış, hukuksuz bir anlayış üzerinde yükselen bir tepki. “Seri üzerinde sörf yapacağım” diyerek bu cümleler bir bakana yakışır mı ya? Hiç çekinmiyor musunuz? Bu ne hâldir ya, bu nasıl ifadelerdi yani, hani?

Yarın öbür gün bak. İktidardan düşseniz, bakın bunlar bu ülkede oldu, darbeler yapıldı, insanlar asıldı, şu oldu bu oldu o, zamanla yine o yetkililere kötü muameleler yapıldı. Yine biz insan hakları savunucuları bunlara karşı çıktık. Bütün bu olayların yaşandığı bir ülkede bu olacak iş midir ya, bunlar nasıl ifadeler? Yani olacak iş midir?

İçişleri Bakanlığı, adaletin, güvenliğin tesis edildiği bir yerdir. Siz kalkıp, nasıl böyle bir cümle sarf edebilirsiniz, “olacak işler midir bunlar?” Bunlar kabul edilecek hadiseler değil ve sizler İçişleri Bakanlığı yetkilileri olarak bu tür çirkin fiilleri doğru bulmamalısınız. Bunun hakkında soruşturma başlatmalısınız. Bu emri veren amir hakkında bir soruşturma başlatılmalıdır. Öyle bir şey olabilir mi ya, bu nasıl bir şeydir yani? Türkiye iyice çıldırmış bir halde. O zaman siz gidip AB yetkililerine, “Bizim gözaltı merkezlerimiz, geri gönderme merkezlerimiz çok süper bir haldedir” demeyin. Adalet Bakanı, cezaevlerimiz süper bir haldedir demesin. Bu nasıl bir skandaldır ya, anlamak mümkün değil. Bu nasıl bir skandaldır? Herkes bir akıl tutulması yaşıyor. Yani polis katledilmişse bunun yargı sistemi, adalet sistemiyle ilgili çok derin boyutları vardır. Siz bu kadar suçu olan bir adli mahpusu nasıl ortalıkta dolaştırıyorsunuz, nasıl elini kolunu sallayarak ortalıkta şu ana kadar dolaşmış, yakalandığı zaman nasıl böyle bir beceriksizlikler yapılıp o bu kişi kaçmış, çekmiş silahı, sanırım polisin silahını almış, çekmiş, onu bunu vurmuş.

Bu kadar skandal hadiseleri sizin sorgulamanız lazım. Hem bu kadar üst üste yanlışlıklar. Nasıl yapılmış bu? Bütün bunları sorgulamanız lazım. Bu böyle bir şey varken ki, eğer ki bir suçluyu yakalamazsanız gereken güvenlik önlemleri alınmalıydı. Ama bütün bunları yapmamışsınız. O suçlu kalkmış, bu açıklardan istifade etmiş, kalkıp sağa sola ateş etmiş ardından da linçe varacak hadiselere kapı aralıyorsunuz ve bunun hakkında bir özeleştiri yapmayıp ya soruşturma açıldı, haberleri karşısında kükürüyorsunuz. Olacak iş mi?

O zaman siz, yarın öbür gün AB yetkilileri geldiği zaman, ülkede demokrasi, hukuk var, gözaltı, geri gönderme merkezlerinde işkence yok demeyin ya Allah aşkına. Yani biraz ilkeli olun ya biraz ilkeli olun, sayın Ali Yerlikaya. Bu ne hâldir ya, bakın sizi de eleştiriyorum. Adalet Bakanı Yılmaz. Yılmaz Tunçuğu da eleştiriyorum. Cezaevlerinde bu kadar ağır hak ihlalleri var. Hâlâ daha biz AB’ye girebiliriz. Hesapları yapan bakanlarsınız. Yani bu olacak iş değil. Çok üzücü hadiseler bunlar.

Sizler, güvenlikten sorumlu bir bakan olarak, bilhassa güvenlik kuvvetlerinin zanlılara yönelik bu tür gayri hukuki muameleleri sorgulayacak, soruşturacak yerde olmanız gerekirken, “Vay efendim, biz onlar hakkında nasıl soruşturma açmışız, haberi yayılmış” diyen bu gazetelerin canına okuyacağımı, şudur budur gibi tükürüyorsunuz. Yani olacak iş değil, yaptığınız yani bir işte mesele vardır cemaat. İmam, cemaat meselesi vardır, bunu siz iyi bilirsiniz yani. Bu tür tavırlar son derece üzücüdür. Neden bu toplum demokrasiden, hukuktan, insan haklarından uzak?

İşte bütün bunlardan dolayı toplum hukuktan uzak, içine düştüğü kötü hâlin parkında değil; herkes kendi derdiyle meşgul. Başkasının derdine kulaklarını tıkamış, çığlık atıp duruyor. Nerede hukuk, adalet? Ama başkası için hukuk, adalet, mevzu bahis olunca en ağır hukuksuzluğu, adaletsizliği mübah gören bir toplum ve iktidar devlet var işte, böyle bir toplum. O zaman tüm kriterlerde dibe vurup olay budur.

Siz sadece kendiniz için adalet isteyip, herkes için adalet istemezseniz siz, bir muameleyi başkasına yaptığınız zaman alkışlarsınız. Burada mesele suçlu-suçu meselesi değil. Bakın, insan hakları açısından cezaevinde de özgürlüğü kısıtlanıp cezalandırılan kişilerin bir de hakkının kısıtlanmaması meselesi var. Yani özgürlüğü kısıtlayabilirsiniz, ceza verebilirsiniz ama haktan mahrum edemez veya gözaltı merkezinde gözaltına almışsanız haksızlık yapamazsınız, adama işkenceyi yapamazsınız. İnsan hakları denen basit kavram budur aslında. Zor değildir bunu anlamak ama birileri anlamamak için gayret ediyor.

Yani bu ülke bir hukuk, hukuk devleti olma iddiasındaysa, suçlu zanlı yakalandığı zaman 10’a çıkartıp işkence yapılıyorsa oraya hukuk devleti demek mümkün değildir. Polis devleti olmuştur, mafya devleti olmuştur. Bu buralara gider. Hani elinde silahlı gücün olduğu bir topluluk. Eğer ki hukuktan uzaklaşmışsa orada hukuk devleti değil, çete devleti mevzu bahisdir. Bu budur.

Bakın İçişleri eski bakanların durumunu gördük. Süleyman Soylu’nun durumunu gördük. Mafya liderlerinin bu bakan için neler söylediğini gördük, adı Suç İşleri Bakanlığı’na çıktı. Siz Ali Yerlikaya, Süleyman Soylu’dan sonra geldiniz, bir umut oldunuz yani insanlar. Süleyman Soylu’dan sonra bir bakan geldi. Tamam, inşallah bu rezillikler, bu skandallar olmaz derken siz kalkıp bu görüntüleri medyaya iftiharla veriyorsunuz. Hiç olacak bir iş değil. Bakın Süleyman Soylu’yu da eleştirdim, sizi de eleştirdim. Sayın Ali Yerlikaya, bunlar yakışık almaz, topluma yaranma, popülistlik bunlar hoş işler değil. Bunlar kesinlikle hoş işler değil. Bunlar da bir yere varamazsınız, bunu da söylemiş olalım. Çok üzücü, utanç verici hâllerdir. Bunlar insanlara, çoluk bakın yaptığınız iş zaten ayıptır. Yani 13-17 yaşındaki çocukları gözaltına aldırdınız. Büyük terör ve operasyon diye falan lanetlediniz. Ardından bu çocuklar saatlerce aç susuz kaldığı büyük psikolojik travmalar yaşadı, avukatlarıyla görüştürülmediler. Yakınlarına el bile sallayamadılar, psikologsuz ifadeleri alındı, söyledikleri yanlış kaydedildi. Mahkemeye polis soruyla getirilecek kararlar alındı.

Bütün bunların arkasında olan bir İçişleri Bakanlığı var, evlere ağır silahlı makinelerle girdi polisleriniz. Yani bütün bu hukuksuzlukların olduğu bir ülkede Süleyman Soylu’dan sonra önemli bir değişim yaşanmıştır, Ali Yerlikaya. Hukuk dolu bir ortam oluşturmuştur diyebilir miyiz? Büyük. Medyatik şovlar yaparak görüntüler sergiliyorsunuz, büyük terör operasyonları yapıyoruz diyorsunuz. Ondan sonra mantı yapan, üniversiteye giden genç kadınları düz altına alıp terörist gibi gösteriyorsunuz, olacak şey midir?

Biz ülkenin hukuku, demokrasisiye dönmesi gerektiğini söylüyoruz ve bu itirazları yapacağız, insan hakları savunucusuyuz. Kim ne derse desin, biz hak ve hukuku söylemeye devam edeceğiz. Kim olursa olsun zalime karşı ve kim olursa olsun mazlumdan yanayım. Temel ilkemizle yıllardır hareket ediyoruz. Gerek sivil toplumda, gerekse siyasette biz bu ilkelerden vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Arkadaşlar, kendini bilmezler, hakaretler, tehditler yağdırsa da biz bu yollardan kesinlikle vazgeçmeyiz çünkü. Olması gerekenin bu olduğunu çok iyi görüyoruz. Tüm dünya evrensel değerler açısından bunun olması gereken olduğunu görüyoruz ve bu yüzden yolumuza devam edeceğiz. Kim ne derse de.

Şimdi değerli arkadaşlar, bir başka konuya geçelim.

Geçtiğimiz gün Kocaeli’nde de temaslarda bulunduk. Kocaeli’nde birçok sorun var. Kocaeli’nde bir ilçe, aniden yerel medyanın gündemini de aşarak ulusal medya gündemine geldi. Bir ilçe taşınacak dendi. Herkes çok şaşırdı. Çevre Bakanlığı, bir ilçenin taşınacağına karar vermiş; ilçe yok olmak üzere 2 mahallesi şu anda bir başka yere taşınacak. O mahalledeki evler TOKİ konutlarına dönüşecek. Neresi burası, pil olması lavanta lavasında?

Fatih ve Dil İskelesi mahallelerinin taşınma kararını almış, Çevre Bakanlığı inanılmaz ve çok bir karar. Çünkü biz çevre kirliliği bitsin derken onlar tam tersini düşünüyormuş. Bu evler gitsin, bitsin ve oralara daha çevre kirliliği oluşturacak fabrikalar gelsin peşindelermiş. AK Parti iktidar bunun peşindeymiş. Tabii OMHP denen zulüm ortağıyla birlikte bunları düşünüyor, beraber yapıyorlar. AK Parti, MHP, Cumhur Zulüm İttifakı olarak bunu yapıyor arkadaşlar. Şimdi gittiler, işte bu mahalleleri boşaltıp oralara sanayi tesisleri dolduracaklar. Halk tepkili ve bu konuda bir açıklama halen yapılıyor. “Bu olacak bir iş değil” derler.

Biz Dilova’da taşınma yerine aksine, insan haklarına uygun, çevre haklarına uygun bir standardın yükseltilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Çevreye duyarlı bir anlayışın yükseltilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Orada insanlar yaşıyor. Fabrikalar daha sonra gelmiş durumda. Bunu takip edeceğiz ve Dilova halkının yanındayız. Halk tedirgin, gerçekten çok büyük bir soru işareti var, ne olacak? Şeklinde Dil İskelesi’nde çok şahane sahillerin olacağını, insanların denize gireceğini söylüyorlardı. Şimdi biz o sahillere gittik; her taraf fabrika dolu, sahili mahil kalmamış, ortalık beton, post, toprak; işte ortalık sahilleri, beton, toz, toprak. Yığdıkları oralarda denize girilmesini engelledikleri gibi dağları da. Koyunların, kuzuların, keçilerin otladığı yerleri de betona dönüştürecekler. Ulusal Beton, evet arkadaşlarımız, Mention’da Ulusal Beton kendi yerini de aşarak aslında sit alanı ilan edilen bir yerde gitmiş, bir arsa satın almış birisine demek, parayı bastırmış; arsayı satın almış, oraya bir fabrika kuracak. O sit alanında tarihi çınar ağaçları var. Bunlar tescillenmiş, Akanlık tarafından o site alanında. Güzel bir yeşil ortam var; oyunlar, kuzular, keçiler orada otluyorlar, hayvanlar yetişiyor, süt üretimi oluyor. O alanda yerden sular kaynıyor. Tarihi olarak o su kaynayan sular borularla Çerkeşli Köyü’ne götürülmüş ve o Çerkeşli Köyü’nde insanlar 700 yıldır ikamet ediyor. Bölgenin en eski köylerinden birisi. Fakat ne olacak işte, buraya Ulusal Beton bir beton santrali kurarsa çevre mahvolacak, ne bitki kalacak ne kadar. Böcek kalacak ne ka? Keçi kalacak ne koyun kalacak ne taş ne toprak kalacak, ortalık zehir yığınına dönülecek ne de tarihi o arkamızda gördüğünüz çınar ağaçları kalacak. Hepsi mahvolacak.

Zamanında çocukların mesire alanı olarak kullandığı, ailelerin mesire alanı olarak kullandığı, ilkokulda öğretmenleriyle birlikte çocukların gidip piknik yaptığı, ailelerin bir pazar günü ne şeyle piknik yaptığı yerler; koyunların, kuzuların, doğurdukları kuzularını, annelerinin peşinden koşturduğu sempatik görüntülerin olduğu o alanda artık gürül gürül, kükreyen kötü sesiyle etrafa rahatsızlık saçan bir beton santrali olacak ve ortalık toz, duman olacak işte. Bir yeri daha böyle kirâ çevre kirliliğinde ve zehire boğacaklar. Maalesef bu var ve biz bu da bunun karşısındayız.

Çevre Bakanı’na buradan sesleniyoruz: Dilova’da kirliliğe yol açacak enerji santralini mahvedecek, denizi iyice kirletecek. Efendim, Çerkezli Köyü gibi köyünüzün ortadan kalkmasına yol açacak, ortalığı perişan edecek. Bu beton santrali’ne nasıl olur da izin verirseniz? Bunu soruyoruz. Biz buna karşı çıkacağız. Çevreciler de karşı çıkacak ve kabul etmeyeceğiz arkadaşlar. Bunu da buradan söylemiş olalım: Kabul etmeyeceğiz, karşı çıkacağız sonuna kadar. Evet.

Dilova’da birçok hak ihlali var. Arkadaşlarımızla beraber belediye meclis toplantılarını takip ediyoruz. Kocaeli Büyükşehir Belediye Meclis toplantılarını ve diğer ilçe belediye meclis toplantılarını ve bütün buralarda ki sorunları bakanlıklara götürüyoruz. Arkadaşlarımızın eline emeğinin, sağlığının çok önemli olduğunu söyleyerek yazılı soru önergeleri hazırlıyoruz ve ardından basın toplantılarında bunları gündeme diyoruz. Adalet Bakanlığı, Çevre Bakanlığı ve diğer pek çok bakanlığı sorguluyoruz. Sorular gönderiyoruz, cevaplar alıyoruz, bunları inceliyoruz. Tatmin edici cevaplar olması gerektiğini söylüyoruz ve ardından cevaplar da uyduruk olursa bakanları da mahcup ederek onlara sıkıştırıyoruz. Evet, biz görevimizi yapmaya çalışıyoruz. Milletvekili olarak işimizin hakkını vermeye çalışıyoruz ve sizlerin huzurundayız arkadaşlar.

Kimi zaman bir cezaevindeyiz, kimi zaman çevre hakkını korumak için sahilde veya dağlardayız. Derelerdeyiz. Tepelerdeyiz, koyunların, kuzuların, keçilerin yanındayız insanların. Birlikte oturuyor, çay içiyoruz. Kahvelerde insanlarımızla hasbihal ediyoruz, toplumun içindeyiz. Sorunlu tüm konularda mağdurların yanındayız. Zalimlerin karşısındayız ve ortak bir vicdanı yükseltmeye çalışıyoruz. Vicdan zalime de lazım, mazluma da lazım. Zalim. Evet, vicdansızca işler yapar ama mazlumlar da bu son gözaltı olayında olduğu gibi öfkesiyle vicdansızca işlere prim vermez, onay vermez. Bakın biz bunu hep söylüyoruz, vicdan zalime de lazım. Vicdansızca işler yapan o zalimlere vicdan çok lazım ama vicdan mazluma da lazım. Çünkü mazlumlar da o zalimlerin öfke, yanlış işleri dolayısıyla öfkeye kapılıp hukuksuzluklara onay verebiliyor. Gözaltındaki işkenceleri onay verebiliyor işte. Bu da vicdansızlıktır. O yüzden vicdan hepimize lazım arkadaşlar. Yani bunu unutmayalım. Vicdan hepimize lazım. O yüzden bir Vicdan Vakfı kurduk. Siyasi faaliyetlerimizin yanı sıra, toplumda vicdanı geliştirmeye çalışıyoruz ve bunun için afkanın örnek vicdan davranışı belirliyoruz. Ayın örnek vicdan davranışı belirliyoruz. Bu, başkası gördüğü için. Erdemli fiili davranışlar yapan kişilere veriliyor. Kendisi için değil. Başkası için yap, bir haksızlığa isyan edip erdemli fiili davranışlar sergileyenlere sadece sözel veya düşünsel değil, fiili davranışlar sergileyerek vicdansızlıklara karşı çıkanlara her hafta örnek vicdan davranışı ödülünü veriyoruz. Ayın vicdan davranışı ödülünü veriyoruz ve buna da devam edeceğiz.

Aklı, toplum kesimlerini vicdan ekseninde bir araya getiren vicdan buluşmaları yapıyoruz. Vicdan sohbetleri yapıyoruz. Twitter’da, moroda da toplantılarımıza katılın; genel merkezimizde vicdan sohbetlerimize katılın. Vicdan Vakfı yoluna devam ediyor ve siyaset alanında çözülemeyen meseleler olduğunu görüyoruz. Zaten bu tür meselelerin siyasette çözülemeyeceği belli. Çünkü toplumsal bir vicdan olmayan bir yerde siyaset, istediği kadar el değiştirsin. İktidara muhalefet gelsin, değişen bir şey olmayacak. Muhalefet de vicdansızsa, mazlumların sesini duymuyorsa, o toplumda bir değişim olmayacak. O yüzden biz toplumsal değişime talibiz ve toplumda ortak bir paydada vicdanın yükseltilmesi gerektiğini düşünüyoruz ve bu yüzden Vicdan Vakfı olarak da gayretlerimize devam ediyoruz. Maddi manevi her türlü desteğinizi ve gönülden desteğinizi verin. Bilginizle, aklınızla, birikiminizle, her şeyinizle desteğinizi verin ki bu toplumda vicdanlı kurumların yapısı, sayısı artsın.

Burada programımıza son veriyor. Hepinizi saygıyla selamlıyor. Haftaya Salı günü saat 21’de bir de. Buluşmak üzere, hepinize hayırlı akşamlar diliyorum efendim, hoşça kalın.

Yorumlar