21 Ocak 2025

ÖFG TV’den herkese merhaba, her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile size sunduğumuz programımıza bu akşam da başlıyoruz.

Değerli izleyenler, programımızda iki konu olacak. Birisi hasta mahpus İbrahim Güngör’ün durumu ile ilgili çok sıkıntılı bir durumda. Onun ile ilgili kızı Sueda Güngör ile konuşacağız ve ikinci konumuz da; Kartalkaya’da bugün tüm Türkiye’yi yasa boğan korkunç bir yangın, 66 kişinin vefat ettiği haberini aldık. Gerçekten korkunç bir yangın, yüreğimiz dağlandı, çok üzüldük ve bununla ilgili biz Tanfer Yeşiltepe ile görüşeceğiz. Kendisi Gebze TMMOB İlçe Temsilci Başkanı. Konunun önemine ve vahametine nazaran ilk olarak Tanfer Yeşiltepe’yi alacağız. Tanfer Yeşiltepe Makine Mühendisleri Odası Gebze İlçe Temsilci Başkanı bizimle beraber. Kartalkaya’da korkunç bir otel yangını oldu. Ölü sayısı sonrasında korkunç rakamlara ulaştı. Faciaya dönmüş. Ülke olarak yasa boğulduk, çok üzücü bir haber.

Tanfer Yeşiltepe: Sabah saatlerinden itibaren Bolu Kartalkaya Kayak Merkezi’nde yaşanan felaket sonrası hayatını kaybeden yurttaşlarımızın ailelerine başsağlığı diliyorum, yaralanan vatandaşlarımızın, çocuklarımızın bir an evvel sağlıklarına kavuşmalarını ve yaşama dönmelerini arzuluyoruz. Bu büyük bir felaket. Memleket olarak maalesef sürekli felaketleri konuşmak bizleri artık içinden çıkılmaz bir hale soktu, önlenebilir, insanların canını malını koruyabileceğimiz bugünlerde maalesef gün geçmiyor ki yeni felaketler ile uyanıyoruz. Sadece Bolu Kartalkaya’da yaşanan felaket değil. 3 gün önce 18 Ocak günü İstanbul Ataşehir’de bir otelde yaşanan facia sonucu 3 yurttaşımız hayatını kaybetti. Geçen sene 2 Nisan 2024 günü İstanbul Gayrettepe’de bir eğlence merkezinde meydana gelen patlama ve yangın sonucu 29 işçi yurttaşımız hayatını kaybetti. Bugün sayısı 60 civarında telaffuz edilen sabah 10 ile ifade edilen hayatını kaybeden yurttaşlarımızın aslında bugün aramızda olmalarının önünde hiçbir engel yoktu. Dönüp bakıyoruz, memlekette yönetmeliklerimizde, depremden yangına kadar çok iyi takip ediyoruz, çok iyi uygulayamıyoruz maalesef. Bu nedenler ile de karşımıza bu tür felaketler çıkıyor. Bu yangın nasıl çıktı? Nasıl bu kadar büyüdü? Bu insanlar neden tahliye edilmedi gibi birçok soru aklımızda dönüp duruyor çünkü hem kış sezonunun olması, hem otelin kapasitesinin %90 civarında dolu olması ile birlikte büyük bir facia ile karşı karşıya kalınan bir durum. Bunun bu kadar büyümesi bizleri tedirgin ediyor çünkü bu otelin kaçış kapıları, bu otelin yangın çıkar çıkmaz söndürülmesi, önlenmesi ile ilgili olarak hiçbir çaba yapılmadı mı? Önlem alınmadı mı? Üzerine bir sürü soru işaretleri var. Tüm bunlar bize şunu sorduruyor; teknik insanların, yönetmeliklerin, bilimin mutlaka memlekette yeteri kadar öneminin verilmesi konusunda düşüncelerimizde bazı kıtlıklar var. Bizde binaların yangından korunması hakkındaki yönetmelik aslında çok iyi tarif ediyor. Eğlence merkezlerinden otellere kadar. Gayrettepe yangınından sonra TMMOB olarak açıklamalar yaptık. Eğlence merkezlerinde otellerde, büyük insan kitlelerinin bulunduğu yerlerde nasıl önlemler alınır? Kaçış yollarından tutarak binaların bu konuda yapılmasına dair birçok önlem. Özellikle otel gibi, eğlence merkezlerinde yangın 3 dakika içinde zaten genel itibariyle bir binayı etkisi altına alması çok kolay. Otellerde salonlarda bulunan malzemeler, perdeler, kapılar da artık sentetik malzemelerden yapılıyor. Bunlar büyük felaketlerin nedenleri arasında yer alabiliyor. Bunun için aslında yapılması gereken malzeme seçiminden bu işlerin denetlenmesine kadar çeşitli önlemlerin alınması gerekir. Bizler mühendisler odaları olarak; bu işlerin denetlenmesi gerekiyor. Bu işlerin, otelin inşaatından başlayıp, işletilme süreçlerindeki denetimlerin göz önünde bulundurulması lazım. Binaların yangın havalandırma elektrik tesisatlarının en az yılda bir periyodik kontrollerinin yapılması lazım. Gaz algılama, yangın algılama cihazları, sensörleri çalışıyor mu? Bu binanın itfaiye tarafından sürekli olarak kontrol edilmesi lazım. Kaçış kapılarının yönlerinin olmadığını söylüyor oradan kurtulan vatandaşlarımız. Bütün bunları göz önünde bulundurduğumuz zaman göz göre göre gelen bir faciadan bir felaketten bir katliamdan bahsediyoruz. Bununla ilgili olarak mutlaka teknik insanlara, belediyelerimizin ilgili kurumlarımızın bu konularda komisyonlar kurup odaların bu işte hazır olduklarını bu denetimlerde görev almak istediklerini bilmelerini istiyoruz. Bu bir facia, felaket. Önlenebilir bir felaketti. Sonrasında bu işin sorumluları mutlaka açığa çıkarılması gerekiyor. Ahşap bir otel, yangın neden çıktı? Neden bu kadar büyüdü? Tüm bunların mutlaka sorgulanması gerekiyor ama işin özelinde bu işin tekniğine yönelik olarak bilimden teknikten yana odalara, meslek odalarına kulak verilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Siz anladığım kadarıyla adım adım gelen bir facia demek istiyorsunuz çünkü bu tür otellerdeki önceki yangınlar bize gereken tedbirlerin alınmadığı yönünde bir fikir veriyor ve ardından da bu büyük otel yangını ve başka yangınlar da olabilir burada dikkat edilmesi gereken hususlar neler olmalıydı? Siz oda olarak neleri öğütlüyorsunuz? Nelerin yapılmadığını görüyorsunuz? Üstü örtülen yapılmayan ve odanızın bunlar önemliydi ve ihmal ediliyor dediğiniz hususlar nelerdir?

Tanfer Yeşiltepe: Otel özeline baktığımızda otel mevcut hali ile 237 kişinin konakladığı Grand Kartal Otel, otel kapasitesi 161 oda 350 yataklı ve otelin mevcut hali ile 26 yaşında olduğunu biliyoruz. Binaların yangından korunması hakkındaki yönetmeliğe göre otel mevcut bina sınıfındadır. Mevcut bina olarak nitelendiriliyor ve yönetmeliğin 10. Kısım hükümlerine göre bu otel tabi tutuluyor. Bu otelde mevcut kişi sayısı, konaklayan kişi sayısı ve otelin büyüklüğü göz önünde bulundurulduğunda bu otelde yağmurlama sistemi dediğimiz yangın söndürme sistemlerinin mutlaka bulunması gerekir ancak otel içerisinde incelemeler yapamadık ama ilk gözlemler yangından kurtulan vatandaşlarımızın aktarımlarına göre yağmurlama sisteminin ya olmadığı ya da çalışmadığına dair bilgiler geliyor. Eğer bu sistemler çalışsaydı bu önlemler alınsaydı bu kadar olmazdı. Bu binalarda da yağmurlama sistemleri zorunlu. Bunların bilinmesi lazım. Eğer yoksa burada ciddi bir ihmal durumu söz konusu. Vatandaşlar bu otelde sarkılarak camlardan kaçmaya çalışıyor. Yangın merdivenlerinin bu tip otellerde bulunması lazım. 300 kişiye yakın kişi aynı anda burada kalıyor ve gece saatlerinde yaşanıyor bu yangın ve yağmurlama sistemi neden yok ? Neden çalışmadı? Yangın kaçış yolları, kaçış merdiveni bu otelde var mıydı? Varsa neden kullanılmadı bu süre zarfında? En başta yangında korunması hakkında ve olay anında vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği açısından gerekli olan iki konu. Diğer taraftan yangın çıkabilir, sabotaj olabilir ama bunun söndürülmesi ile ilgili olarak önlemlerin alınması gerekir bu tür otellerde. Burası eğlence merkezi, itfaiye tarafından, belediye tarafından, ilgili kurumlar tarafından sürekli denetim altında tutulması lazım. Sezon zaten bu otelin en yoğun olduğu dönem okulların tatil olduğu dönem. Bu tip şeylerde ilgili denetim kuruluşlarının bu otellerde sürekli bulunması lazım. Diğer taraftan biz bu tip insan popülasyonunun yüksek olduğu eğlence merkezlerinde otellerde mutlaka teknik insanların bulunma zorunluluğundan bahsediyoruz. Bu otelde bakım kısmında teknik kısımda bir odaya kayıtlı bir mühendisin, yangın alanında, gerekli tesisat alanlarında eğitim almış ve bu konularda oteli yönlendirebilecek teknik mühendisin kadroda bulunması zorunluluğundan bahsediyoruz. Bunun yanında programın başında bahsettik özellikle bu otellerde yıllık periyodik kontrollerinin mutlaka yapılması lazım. Bunlar da havalandırma sistemlerinin elektrik tesisatlarının yangın söndürme sistemlerinin çalışıp çalışmadığına dair mutlaka kontrollerinin gerçekleştirilmesi lazım. 2013 yılında yayınlanan İş Ekipmalarının Kullanımında Sağlık ve Güvenlik Şartları Yönetmeliği Yangın Tesisatlarında periyodik kontrollerinin yılda bir kez yapılmasını zorunlu hale koyuyor. Bu otelde eğer yangın sisteminin periyodik kontrolü yapıldıysa sistem çalışıyorsa neden bu kadar yurttaşımız hayatını kaybetti? Onun için periyodik kontrollerin mutlaka yapılması gerekiyor, teknik insanların otel bünyelerinde bu tip eğlence merkezlerinde mutlaka bulundurulması lazım ve bunların da odalar tarafından denetlenmesi lazım. Belediyelerden itfaiye birimlerine kadar mutlaka odalar ile koordineli çalışma önemli. Bizler memlekette halkın ve memleketin çıkarlarını göz önünde bulunduran meslek örgütleriyiz. Yangın tesisatın, havalandırma, elektrik tesisat projelerinin hazırlayan mühendislerin yetkili olup olmadığı konusunda odalarca denetlenmesi lazım ve projelerin belediyeler ile itfaiyeler ile birlikte odalar tarafından mutlaka kontrollerinin yapılması lazım. Siyasi iktidar son dönemlerde yıllarda olabildiğince meslek odalarımızı bu konulardan uzaklaştırmaya çalıştı, belediyelere söylüyoruz. Projelerin mutlaka kontrollerinin meslek odaları tarafından yapılması gerektiğini söylüyoruz. Otel 26 yaşında, ahşap bir otel. 12 katlı olduğu söyleniyor. Yağmurlama sisteminin çalışmadığı söyleniyor. Göz göre göre bu memleketin yurttaşları böyle bir felakette hayatını kaybediyor. Çok üzgünüz, söylemeye devam edeceğiz. Umarım bu tip felaketler son olur ancak bizlere bilim insanlarına, bilime ve tekniğe mutlaka kulak verilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Yangın merdiveni olmadan buraya ruhsat vermemişlerdir. Yangın merdiveni vardır ama görüyorum ki yangın merdivenleri yangın sırasında hiç işlevsel olmuyor. İnsanlar yangın merdivenini bulamıyor mu? Yangın merdivenleri o sırada işlevini yitiriyor mu? Ne oluyor? İnsanlar belki yangın merdivenine doğru gitseler kurtulacaklar ama onu düşünemiyor mu? Başka teknik sıkıntı mı var?

Tanfer Yeşiltepe: Projelendirilmesi yapılırken bu tip otellerde ya da fabrikalar da dahil olmak üzere gidiş yollarının yangın merdivenlerine ulaşım yollarının tanımlı olması lazım. Bu otelin içeriğinde bu yollar tanımlı mı? İnsanların yangın merdivenlerine kaçış yollarına rahatlıkla ulaşabilecekleri yöntemler var mı? Kaçış yolları da yeteri kadar güvenli mi? Bilimsel teknik olarak tanımlanmış. Kaç metre kare olacağı, kaçış yollarının ne kadar uzakta olacağı? Yangın merdiveninin aynı anda oteli tamamen boşaltmaya yeterli olup olmayacağı? Tek kaçış yolu yeterli olmayabilir. Kaldı ki ruhsat aldıktan sonra otel sahipleri, firma sahipleri, fabrika sahipleri ruhsat dışında değişiklikler gerçekleştirebiliyorlar. Yangın kaçış merdivenlerini kapatabiliyorlar. Yeteri kadar oraya duman kaçmaması gerekiyor kaçış yollarına onların güvenli olması gerekiyor bu doğrultularda. Bu proje değişiklikleri kapsamında çeşitli şeyler yapılabilir kaldı ki yönetmeliklerimiz sürekli değişiyor. İnsanların güvenli olarak yaşayabilecekleri, tatil yapabilecekleri, iş yerlerinde çalışabilecekleri önlemler için o yönetmeliklerin güncellenerek işyerlerine mutlaka tebliğ edilmesi ve denetlenmesi gerekiyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda duyarlıyız, İSİG Meclisi’nin raporlarını takip ediyoruz ve bu kaza da işin doğrusu bir iş kazası olarak geçecek. Türkiye’nin iş cinayetleri konusundaki Avrupa 1.’liğini pekiştirecek. 21 Ocak, 1 günde 66 kişi öldü, bu iş kazası olarak geçecek kayıtlara belli ki iş cinayeti var ortada ve bunun bedelini mutlu mesut bir şekilde otele tatile giden insanlar ödedi. Hiçbir şeyden haberleri yok, bir sürü para verdiler, eğlenmeye gittiler fakat yanarak öldüler. Korkunç bir durum ile karşı karşıyayız. İnşallah ölü sayısı artmaz. Tüm ülkenin büyük bir üzüntü ile takip ettiği bu yangın olmayabilir miydi? Daha ayrıntılı araştırmalar ile daha sonrasında Tanfer beyin bilgilerine tekrar başvuracağız.

Ülkenin kanayan başka bir yarası var; Hapishaneler! Birçok kez farklı cezaevlerine gidiyorum hapishanelerde çok felaket bir durum var, hasta mahpuslar inim inim inliyor, cezaevleri çok kalabalık sağlık sorunları çok sıkıntılı. Bir hekim olarak söyleyim yıllardır hapishaneleri takip eden insan hakları savunucusu milletvekili olarak söyleyim, bu kadar insanı tepe tepe yığarsanız sağlık meselesi ortaya çıkar ve bu konuda da idareler yetersiz kalıyor. Umursamaz kalıyor idareler ve mahpuslar ölüme terk ediliyor. Binlerce örneğini gördük. Raporladık, feryat ettik ve insanlar bu tür ihmallerden dolayı ölmesin dedik. Bu konulardan birisi; İbrahim Güngör, bir hasta mahpus ve Alzheimer hastası ve başka birçok rahatsızlığı var 72 yaşında ve hapishanede. Zaman zaman kızını bile tanıyamıyor ve halen hapishanede tutuluyor. Kızı Sueda Güngör ile görüşeceğiz.

Sueda Güngör: Babamda şeker prostat Alzheimer hastası denge problemi yaşıyor kafasında şant var.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Hasta mahpusun İbrahim Güngör’ün kızı günlerdir sosyal medyada feryat ediyor; “Babam beni bile tanımakta zorlanıyor, sağlık durumu kötü.” Diyor cezaevini aradık durumu hakkında bilgi aldık ve takip ettiğimizi söyledik. Kızı babasını ziyaret ediyor. Şu anda ziyaretten çıktı.

Sueda Güngör: Babamın görüşünden çıktım. Kendisi çok kötü bir durumda. Kendisi Menemen R Tipi Cezaevi’nde. Babam 72 yaşında ve birçok hastalığı var. Buca Kırıklar Cezaevi’ndeydi, 10 gündür Menemen’e sevk edildi. Kendisi kötü bir durumda, çaresiz bir halde. Gerekli raporların göz önünde bulundurularak tahliyesini umdum ama bunlar olmadı. Türkiye’de örnekleri var. Sosyal medyada adalet aramaya çalıştım. Görüşte “3 güne öleceğim burada.” Diyor. Kantin, tuvalet, yemek ihtiyaçlarını sorduğumda “Burada gerekli ilgi yok.” Diyor. Hastane yemeklerini yiyemediğini söyledi ve kantinden rica minnet dilekçe yazılması gerekiyor. Bunun yapılmasından bile mahrum bir insan. Kurumdakiler ile konuştuğumuzda çok iyi bir tavır sergilemediler. Bunama hastalığı olduğu için göz önünde bulundurularak bunu söyledi. Çok kötü bir durumda “Burada ölüyorum.” Dedi. Kendisi düşmüş, hücrede tek kişilik koğuşta kalıyor. 1-2 gün önce düşmüş betona. “Oradan kalkamıyordum.” Diyor. Evde de düşüyordu denge problemi olduğu için ne yaşadığını tahmin edebiliyoruz, ayağa kalkamıyordu. Yalnız başına nasıl kalktığını sorduğumda Allah kaldırdığını söyledi. Her yere gereken başvuruları yaptık. Raporlar Adli Tıp Kurumu’nda. Geri dönüş sağlanmadı. Cezaevinde infaz memuru ile görüştüğümüzde ümitli olmamamız gerektiği söylendi. “Babanızın son durağı burası, buradan çıkışı maksimum Buca Kırıklar’a gönderilebilir.” Denildi. Yalnız başına ihtiyacını göremiyor. Tırnak kesiminden banyosuna kadar stresli ve acı halde. İlaçları ile alakalı biri gelip bırakıp gidiyormuş. Alzheimer, şeker, prostat hastalığı var. Hepsini aynı anda alsa kim geçebilir bunun önüne? Babam bile bile ölüme gönderildi ve hiçbir şey yapamıyoruz ve çaresiz durumdayım. Avukatımız Adli Tıp konusunda bilgilendirdi. Heyetin verdiği rapora baktık. Heyetin verdiği rapora baktı avukatımız, cezaevinde kalabilir ama tek başına kalamaz şeklindeymiş. Bu insana nasıl cezaevinde kalabilir raporu veriliyor aklımız almıyor. Yapılması gereken her şeyi yaptık ama sonucumuz acı bir şekilde bu. Babam tekrardan buradayken “Niye gelmiyorsunuz buraya?” şeklinde veryansınlar ediyor. Alzheimer hastaları yeri değiştikçe atak geçiriyorlar. Babam 25 yıl yaşadığı evi bile unutma veya eve ne zaman gideceğiz şeklinde cümleler kuruyor. Niye gelmiyorsunuz? Gibi cümleler kuruyor. Kantin meselesini söylediğimizde yemek ihtiyacını karşılayamadığı için bize söylediği şey; “Oradakilere söyledim burası özel hastane değil.” Şeklinde bir kelime sarf etmiş. Babam bu şekilde aktardı bizlere.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Alzheimer hastası olarak zihni bulanık olan bir hastayı tarif ediyorsunuz maalesef ki tek başına kalıyor. Alzheimer hastaları yardıma muhtaç ilacını doğru düzgün kullanamaz, yemek yemesi, kişisel ihtiyaçları konusunda çok zorlanır ve bütün bunlar konusunda yalnız bir insan. İnat ile infaz erteleme verilmiyor. Adli Tıp Kurumu’na gitmiş rapor. Oradan bir türlü çıkmıyor. Cezaevi yetkililerini arıyoruz “Biz de hastayı tutuyoruz gerekeni yapıyoruz.” Deyip geçiştiriyorlar.

Sueda Güngör: İdare müdürü ile konuştuk, ihtiyaç duyduğunu söyledik. Bize “Dilekçe versem getirtsem bunları istemedim paramı boşuna kullandın.” Deyip şikayette bulunabilir.” Dedi bize. Bu şekilde acı çekmesi daha mı normal dediğimizde cevap yok. Banyo tuvalet ihtiyacını söyledik, banyosu temizlik için ilaçları için ekstra insan geliyor dediler ama babam ilaçlarını içmediğini ki kan sulandırıcı içmesi gerekiyor beyninden kaynaklı bayadır almadığını söyledi. Kötü şeyler olabilir ve risk barındırıyor. Banyo tuvalet ihtiyacını söylediğimizde “Burası leş gibi” dedi. Temizlik ve banyo için ayrı insanlar geliyor denildi. Babam kilo vermiş durumda ve tekerlekli sandalye ile görüşe geldi. “Nefes alamıyorum. Hapşıramıyorum.” Dedi. Düşmüş ve belini sakatlamış. Doktora çıkmak istediğini söyle dedim bir şey yapmadıklarını söyledi. Babam beklentisini kesmiş durumda. Bir şeyleri isteme vakıfında değil. Muhakeme gücü yok. Çaresi halde orada kaldı. Ağlayarak “Beni çıkarın, burada kalamıyorum.” Diyor. Daha öncesinde 10 ay tutuklu kaldı. “Beni niye aramıyorsunuz?” deyip üzülüp ağlıyor. Muhakemeyi yapamıyor. Kendisine yapılan şeylerin farkında. Çok kötü durumda babam.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Tunç’a sesleniyorum; İbrahim Güngör Menemen R Tipi Cezaevi’nde Alzheimer hastası ve son derece kötü durumda, zihni gidip geliyor. Hepimizin yaşlı hastaları var, neler çektiğini iyi biliyoruz ve beklenen şeyler oluyor. Bu insan ilacını kullanamıyor, bu insan kişisel ihtiyaçlarını göremiyor ve bu insan beklenildiği gibi kötü bir şey ile karşılaşıyor düşüyor. Daha kötü durumda olabilirdi. Kafasını vurup beyin kanamasından vefat edebilirdi. Bu şekilde yanında kimse yok! Belki zor şekilde kendine geldi ve infaz koruma memurlarının haberi yok ve tek başına hücrede tutmaya devam ediyorsunuz. Menemen R Tipi Cezaevi’ne iki kez gittim orada Şerife Sulukan isimli bir mahpus ve Sıddık Güler isimli mahpuslar ve bazı mahpuslar ile görüştüm. Ağır durumdaki hastalar orada tek başına kalıyorlar çoğunlukla. Şerife Hanım da çok şikayetçiydi. Çok zorlanıyordu ve başkaları ile kalmak için gayret sarf ediyordu. Onların konforu için tek kişi tutuyoruz diyorlar ama bu iş böyle olmuyor. Muhakeme yapma gücünü kaybetmiş bir insanı cezalandırmanın anlamı nedir Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Tunç? Adli Tıp Kurumu 1 ay geçmiş niye sonuç vermiyorsunuz? Yüzlerce hasta mahpus var cezaevlerinde ve astronomik sayıda ölümler var. Türkiye dünyada neredeyse 1. Nüfusa göre mahpus sayısına bakıyorsun dünyada 1. Hastalanma oranına bakıyorsun dünyada 1. Ölme oranlarına bakıyorsun dünyada 1. Ve maalesef bu 1.’liklere bir kişi daha eklenebilir İbrahim Güngör. Durum bu kadar ciddi. Sueda Hanım’ın bu halini anlıyoruz ve halen babası cezaevinde. Olacak bir iş değil. Bu tür R Tipi hapishaneler mahpusları serbest bırakmamak için formül olarak bulunmuş durumda olacak iş değil. Biz biliyoruz ki bu kişiler serbest bırakılmamak için burada tutuluyorlar çünkü bu durumdaki bir hasta Meclis’te de Genel Kurul’da da gündeme getirdim. İbrahim Güngör’ün fotoğrafını 85 milyona gösterdim. Adalet Bakanlığı yetkilileri bunu da mı görmedi? Cezaevini aradık müdüriyete soruyoruz. İlla daha kötü bir olay olmasını mı bekliyorlar? Mahpus cezaevinde düşmüş sinyali vermiş. Allah korusun 2. Düşüşü çok daha kötü olabilir. Kızı da burada büyük bir üzüntü ile bunu beyan ediyor. İbrahim Güngör kimdir? Neden bu cezaevinde? Neden yargılandı?

Sueda Güngör: Babam 18 Ocak 2019 tarihinde tutuklandı. KHK’dan kapatılan Gediz Üniversitesi’nde öğrenci işleri müdürüydü. Evde sohbet düzenlemek nedeniyle tutuklandı 10 ay tutuklu kaldı. Babam cezaevinden sonra kötü oldu. Babamı sağlıklı verdim. Babam sağlıklı gitti. 10 aydan sonra kötü durumda çıktı. Sonrasında ameliyat ettirdik. Akabinde Alzheimer teşhisi konuldu. Beze bağlı yaşıyordu burada sonda takmışlar.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’u ve Bakan Yardımcısı Ramazan Can’ı göreve davet ediyoruz. Adli Tıp Kurumu’na hatırlatıyoruz rapor çıkmalı bir an evvel. Böylesi hasta bir insanı cezalandırmak kitapta yeri olan bir şey değil. Normal bir insan değil. Muhakeme yeteneğini kaybetmiş, birçok yetiyi kaybetmiş bir insan ve halen inat ile “Burada tutalım. İdare eder. Bekleyin, toparlar.” Mantığı ile hareket ederseniz Allah korusun cinayet işleyebilirsiniz.

Sueda Güngör: Burada Rehabilitasyonun r’si yok. “Ben buradan çıkmak istiyorum.” Diyor. “Beni öldükten sonra mı çıkartacaksınız?” deyip ağladı. İnfaz memuru ile ablam konuştuğunda tedaviyi reddetmesi gerektiğini söylemiş. Buca’da doktora gönderildi ve heyete çıkarıldı. “Cezaevinde kalabilir tek başına kalamaz” raporu çıkmış.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Menemen R Tipi Cezaevi’ni iki kez ziyaret ettim. Birçok hasta mahpusun durumlarını takip ettim. Oradaki idarecinin kusuru olarak söylemiyorum fakat Adalet Bakanlığı’nın kusuru. Teknik personel yetersiz. Hasta bakıcı sayısı yetersiz. Hasta mahpusu oraya yatırıyorsun bakarız diyorsun personelin yok. Yeterli ve kaliteli hizmet veremiyorsunuz. Genel tabloyu biliyorum. Hasta mahpusların ne kadar zorlandıklarını biliyoruz. Sueda Güngör kaç gündür sosyal medyadan feryat ediyor ve çözüm bulunmasını istiyor.

Sueda Güngör: 18 yaşımdan beri babamı sağlıklı bir şekilde görmüyorum. Görüşüne gittiğimde babanın evladını tanımaması kadar acı bir şey var mı? Babamı umarım bana verirler ve ben onu biraz daha görmeye devam edebilirim. Babam ile kısa bir zamanda ayrılmak istemiyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Durum vahim gerçekten. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a sesleniyorum lütfen bu duruma el atın. Bu mahpuslar size emanettir. Yargılandı cezaevine konuldu ama emanettir ve kötü muamele yapmayın lütfen. Adli Tıp Kurumu bu raporu bir an evvel çıkartsınlar ve hasta mahpus İbrahim Güngör sağlığına ve ailesine kavuşsun.

Bugün de programımızı burada bitiriyoruz. Gözü yaşlı bir hanımefendiyi dinlediniz babası için feryat ediyor Sueda Güngör sesini duyurmaya çalışıyor.

Haftaya Salı günü saat 21.00’da buluşana kadar hayırlı akşamlar diliyorum hoşça kalın.

Yorumlar