28 Ocak 2025
ÖFG TV’den herkese merhaba her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile size sunduğumuz programımıza bugün de başlıyoruz.
Bu akşam önemli konuklarımız var. 3 ayrı konumuz ve konuklarımız olacak. Önemli konuları işleyeceğiz. İlk olarak günlerdir Türkiye kamuoyunun gündeminden düşmeyen Kartalkaya’daki Grand Kartal Otel yangını bugün Meclis’te de yoğun bir şekilde konuşuluyor daha çok konuşulacak çünkü korkunç bir katliam, facia 78 kişinin ölümü. İş Güvenliği ve İşçi Sağlığı anlamında son derece önemli bir konu. İSİG’in yıllardır altını çizdiği bir konu, iş güvenliğinin olmaması ile ilgili çok büyük meseleler sonunda ortaya çıktı. Bu konuya değineyeceğiz.
Ayrıca hasta bir mahpus Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevi’nde Ayetullah Aktay isimli mahpus oldukça hasta bir mahpus, durumu çok sıkıntılı. Yakınları onun durumunu anlatacak, biz mecliste gündem ediyoruz. Yakınlarından da birebir dinleyeceğiz. Hasta mahpusların dramları çok büyük, çok büyük sıkıntılar yaşıyorlar. Yakınları mahpus adına onun durumunu anlatacaklar.
Emir Karakum da konuğumuz olacak. Kendisini burada yıllarca çok andık, çok ihlallere uğradı cezaevlerinde, gözaltı merkezlerinde ve bunlar ile ilgili bazı gelişmeler var. Emir Karakum’u da bu nedenlerle dinleyeceğiz.
İlk konuğumuz Sayın Selçuk Karstarlı ile görüşeceğiz.
Selçuk Karstarlı: İSİG Meclisi’nin Kocaeli’deki çalışma grubundayım, burada yürütme kurulumuz var. Çalışmalara Kocaeli’den destek vermeye çalışıyoruz. İş Sağlığı ve Güvenliği alanlarında yıllarca çalıştım. Kamuoyunda çokça tartışılan bir konu, tartışmanın odak noktası şu anda kusurlu kim ve suçu kimin üzerine atalım üzerine değişti ama İSİG Meclisi olarak yangın yerini teknik inceleme şansımız olmadı ama rapor basına yansıdı. Gerek yangın mahalinde görüntüler gerek burada çalışanların veya bu katliamdan canlı kurtulmaya başaranların basına yansıyan ifadeleri ve bilirkişi raporunu esasa alırsak; bilirkişi heyetinin yaptığı incelemede yangının kahvaltı hazırlığında mutfaktan çıkarak tüm binaya yayıldığı, bu esnada da bilirkişi raporunda belirtildiği üzere elektriğin kesildiği, yangın algılama ve ikaz sisteminin çalışmadığı, yangının yayılmasında etken olan baca sistemi ve davlumbaz sisteminde söndürme sistemi zorunlu olmasına rağmen olmadığı ve hem karanlıkta hem de uygun olmayan kaçış yolları nedeniyle de insanların burayı tahliye edemediği için hepimizin gözleri önünde yanarak hayatını kaybetti. 36 çocuk en az 78 kişi. Bu facialardan sonra kimlik tespitlerinde bazı hatalar olduğu ortaya çıkabiliyor ve daha fazla kişinin öldüğü anlaşılabiliyor. Yangının ortaya çıkmasında etken olan davlumbaz ve baca sisteminin mevcut mevzuata uygun olmaması. İçinde kullanılan yağa göre veya ortamdaki gaza göre otomatik söndürme sistemi olması gerekiyor. Havalandırma sistemi yağ buharını mutfağın dışına atmak için kullanılır, binanın içinden devam ettiği sistemin. Mevzuatta açıkça belirtilmiş, havalandırma sisteminin ayrı olması ve binadaki yanıcı unsurlar ile arasında mesafe olmalı ve yalıtılmalı diyor.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Davlumbaz sistemi direkt dışarı çıkacağına binanın içinden geçmiş.
Selçuk Karstarlı: Herhangi bir izolasyon sağlanmamış, baca içindeki yangın katlara sirayet etmiş görünüyor bilirkişi değerlendirmesine göre. Bu sistem içerisinde biriken yağların buna neden olduğu bilirkişi raporunda var. Yağlı kanalların yılda birden az olmamak kaydıyla temizlenmek gerek. Oradaki yağın ne kadar sürede biriktiği de süre olarak kısaltmak gerekebilir. Yağ ve filtre sistemlerinin düzenli temizlenmesi gerekir. İlk müdahale konusunda da personel eğitilmemiş ve yeterli ekipman sağlanmamış. İlk müdahale hayati önem taşıyor ama oteller konaklama tesisleri az tehlikeli sınıfta yer alıyor ve İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu yayımlandığından bu yana kadar hep kanun kapsamı dışında tutuldu. Gözaltına alınan uzman ifadesinde belirtti ve sonra serbest kaldı. O otelde görevli değilmiş. Aynı şirketin Bolu merkezdeki farklı bir otelinde görevliymiş. Kendisi “Grand Kartal Hotel’i hayatımda görmedim.” Dedi. İspatlayınca gözaltısı son buldu. Buranın bir uzmanı da yok aslında. 1 Ocak’a kadar mevzuat. Tekrar ötelenme olmadığı için 1 Ocak itibariyle tüm işyerleri İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamı dahilinde.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Otellerin az tehlikeli sınıfta dediniz. Bu tartışmayı da getiriyor. Orta tehlikeli sınıfa geçmesini mi öneriyorsunuz?
Selçuk Karstarlı: Tehlikeli sınıflar tebliği baştan ele alınması gereken bir konu. 2024 verilerine bakıldığında en fazla ölümün yaşandığı 4. İş kolu konaklama merkezleri. Orada sadece çalışanlar yok. Aynı zamanda halktan insanlar da orayı kullanıyor ve çalışanlardan çok daha fazla insan orada konakladığı için meydana gelen vakalar çok daha fazla sayıda ölüme sebep olabiliyor dolayısıyla buralardaki tedbirlerin kontrolü normal iş yerlerinden farklı olmalı. Buna yurtları da dahil edebiliriz. Tüm konaklama yapılan yerler. Yurtlar, oteller, bakımevleri, çocuk esirgeme kurumları, çocuk bakımevleri gibi yerler de tehlike sınıfları tebliğinden farklı şekilde ele alınması gerekir çünkü burada belli yaş grubundan eğitim almış kişiler yok aynı zamanda engelliler, yaşlılar, çocuklar, sıradan insanlar var. Dolayısıyla sizin eğitim veremeyeceğiniz kişiler buralarda yer alıyor veya belli bir uzmanlığı olmayan kişiler burada yer alıyor. Dolayısıyla buradaki tedbirler özel olarak düşünülmesi gerekir. Burayı sıradan bir işyeri gibi düşünmemek gerekiyor. Kocaeli’de bir firmada yangın çıktı ve 5 mülteci göçmen işçi hayatını kaybetmişti yanarak. Az tehlikeli işyerleri zannedildiği kadar az tehlikeli değil diye Evrensel Gazetesi’nde manşet olmuştu. Az tehlikeli dediğimiz yerler arasında tektsil iş kolu var en fazla yangının meydana geldiği işyerlerinden biri.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Siz bu az tehlikeli orta yüksek tehlikeli mevzuatının baştan sonra gözden geçirilmesi ve düzenlenmesi gerekiyor diyorsunuz.
Selçuk Karstarlı: Bir araya gelinerek baştan ele alınması gerekiyor. Sadece bu davlumbaz yangının başlangıç noktası değil devamında da birçok eksiklik tespit edilmiş bilirkişi raporunda. Bunlardan bir tanesi yeterli kaçış olanaklarının olmaması. Binaların yangından korunması adlı yönetmelik yapının özelliğine göre bazı şartlar getiriyor. Bunlardan bir tanesi kaçış yolları, kaçış kapıları. Söndürme sistemleri gibi. Burada otel aynı zamanda binaların yangından korunması yönetmeliğine göre yükseklik sınırını aşması ve 200 yatak kapasitesi üstünde olması dolayısıyla en az 2 yangın kaçış yoluna sahip olması gerekiyor. Kaçış yolları kapılar, 120 dakika yangına dayanması ve duman geçirmemesi gerekiyor. Koridorlar ile odaların birbirini ayıran duvarların dayanıklı olması gerekiyor. Bilirkişi raporuna göre hiçbiri bu özelliklere sahip değilmiş. Kapıların ahşap nitelikte olması ve yangında hızlıca tutuşması. İç ve dış cephede kullanılan ahşap kaplamanın yangının hızlıca yayılmasına sebep olması. Kaçış yollarına döşenen halı kaplamalarının çok hızlı tutuşup yangını yayması. Kapı kolu ile açılıp kapanan kapılar olduğu ve panik anında da kapıyı açmasının zorlaştığı bir durumdan bahsediyor. Kaçış merdivenlerinin de duman sızmaması gerekiyor içeri alevin ancak bunun tam tersi bir karakter gösterdiği bir baca gibi çalıştığı ifade edilmiş bilirkişi raporunda bu da insanların tek kurtulma yollarının onların kaçmalarını engelleyecek nitelikte olduğu söyleniyor. İnsanlar o yüksek katlardan atladılar çünkü hiçbir yere kaçamadılar. Belki kurtulurum ümidi ile bu yüksekliklerden atlayarak hayatını kaybedenler oldu sebebi yapının yangın güvenliği açısından uygun olmayan kaçış yolları.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Yangın merdivenleri dışarıya yapılır fakat yangın merdiveni varmış daha sonra biraz daha otelde genişleme olmuş ve yangın merdiveni içeride kalmış deniliyor.
Selçuk Karstarlı:Bilirkişi raporunda açık bir ifade yok ama bilirkişi raporunda en az 2 kaçış yolu olması ve bunların binanın iki ayrı ucunda olması gerektiği yazmış ama buna rağmen tek bir kaçış yolu olduğu dışındaki merdivenlerin acil durum kaçışına uygun olmadığı. Mevcut acil durum kaçışın kapılar malzemeler dolayısıyla bu özelliği göstermediği. Aslında yönetmeliğe uygun tek bir kaçış yolu yok. Kaçış uzaklıkları için yönetmelik şartları var maksimum mesafe gibi. 15 metrede dışarı çıkabilmeniz lazım. Yolu; iki uç noktaya koyarsanız o noktadan bile ulaşmak 15 metreden kısa olur ama 39 metrelik kaçış koridorlarından bahsedilmiş. Yapıyı yaparken kaçış merdivenlerini alevden dumandan koruyacak teknik tedbirler ile planlarsanız o zaman bina içinde de olabilir. Çok büyük binalarda binanın dışına ulaşmak uzun mesafeye ulaşmak sebep olacağı ve yollar kapanabileceği için içeriden ilave kaçış merdivenleri de olur. 4 Levent’te holdingin gökdeleninde tam ortasından iniyor acil kaçış merdiveni ancak acil durumda buraya hızlı şekilde dışarıdan taze hava basan sistem var. Kapılar 120 dakika aleve dayanıklı. Kapı fitilleri duman sızdırmaz nitelikte. Buraya giren hava dışarıdan taze hava basıldığı için hollün içerisine duman ya da alev giremiyor pozitif basınçlı olduğu için bu tedbiri uygulamadan içeri koyup baca gibi çalışırsa duman ve alev bu alana yürür. Soba bacası işlev görür, bu otelde de böyle işlev görmüş bilirkişi raporuna göre. Bilirkişi raporu; binaların yangından korunması hakkında sistemin olmadığı ve çalışır durumda olsaydı, mevzuata uyulmuş yapı olsaydı burada hiçbir insan ölmezdi. Birinci derece sorumlusu bu yapıya ruhsat verenler, denetleme ile yükümlü olan Turizm Bakanlığı ve burası aynı zamanda işyeri olduğu için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı rutin denetimler ile kontrol etmek ile yükümlüdür. Bu bakanlıkta bu görevi yerine getirmek zorundaydı. Hiçbiri yapılmamış. Onlarca insan öldükten sonra “Müfettiş görevlendirdik, soruşturma devam ediyor.” Denilmiş. Denetlemek ile görevli Turizm Bakanı’nın bu otelin odalarını pazarlayan şirketin sahibi olması ve hala istifa etmemiş olmaması ne yazık ki Türkiye gerçeklerinin bir parçası. Bunların olmaması için ciddi bir toplumsal muhalefet, güçlü bir emek hareketi gerekiyor. Geçtiğimiz yıl İSİG Meclisimizin verilerine göre en az 1897 işçi çalışırken hayatını kaybetti. Bu tablonun değişmesinin tek yolu var emekten, demokrasiden yana herkesin mücadele etmesidir çünkü bu ölümler kendi kendine son bulmayacak.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Anlatılanlar Türkiye’nin neden iş cinayetlerinde Avrupa 1.’si dünya 3.’sü olduğunu gösteriyor. Konu çok önemli ve bizim gündemimizde ama bu otel yangını dolayısıyla tekrar konuyu sizlerin görüşleri ile kamuoyuna arz ettik.
Programımızın 2. Bölümünde hasta mahpusun yakınları var. Ayetullah Aktay Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevi’nde kalıyor ama oldukça ağır bir hasta olarak kalıyor, yakını Ahmet Aktay ile konuşacağız.
Ahmet Aktay: Eklem hastalığı var, Ankilozan spondilit hastası kendisi 25 yıldır. Abim 25 yıldır yatalak.
Rabia Selvi : Eşim 25 yıldır ankilozan spondilit kas hastası, vücudunda ödeme bağlı sedef hastalığı var. CRP’si çok yükseliyor. Enfeksiyon kaptığında kalp krizine kadar gidiyor. Kardeşi görüşüne gittiğinde abisinin ayakları ve ellerinin şiştiğini ve yarasının aktığını görmüş ve oradakilere müdahale edilmesini söylemiş ama müdahale edilmemiş ve eşimin ilaçlarının karşılanmadığını söylüyor. Kendisine bakamayan bir insanı niye alıp götürüyorlar? 2 yaşında kızım var. Ayetullah’ın da çocuk gibi bakıma ihtiyacı var. Eşimin bırakılmasını istiyorum. Bize dosya numarası yok gizlilik kararı var diyorlar. Eşim cezaevine gitti 1 ay haber alamadım. Sesi çok kötü geliyordu. Hasta olduğunu söylüyordu. Hapishane koşullarında kalacak bir insan değil eşim.
Vahap Aktay: Dün görüşüne gittik eli ayağı tutmuyor ve kötü durumda. Hiçbir şekilde ilacını alamıyor. Konuşmakta zorlanıyor. %97 engelli. Kulaklarında akıntı olduğunu söyledi. Çok kötü bir durumda.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: O durumunu gördükleri halde tutukladılar ve tutmaya devam ediyorlar.
Vahap Aktay: Psikolojik olarak da iyi değil. Kas hastalığı olduğu için elleri kilitlenmiş durumda. Ellerini kullanamıyor, tutunamıyor. Çok kötü ve zor durumda.
Rabia Selvi: Normalde bakımını yaptırırdım. Vücudunda ödemler var. Çocuğumun babasına ihtiyacı var. Avukata raporları verdik ama dosyanın içeriğine ulaşılamıyormuş. Eşim dilekçe yazdığı halde hastaneye sevkinin vermediğini söyledi.
Vahap Aktay: Adalet istiyoruz. Zor koşullarda kalıyor. Sağlık durumu iyi değil.
Selahattin Arslan: Ayetullah Aktay kendi elleri ile bir şey yiyemez ve yatalak birisi. %96 engelli raporu var. Evinden alınan şeyler kitaplar. Kitapları aldıktan sonra dosyada gizlilik var diyorlar. Ailenin maddi durumu da yok. F Tipi Cezaevi’nde yatıyor. Cezaevinde koğuş arkadaşları yardımcı oluyor. Bu kişi tuvaletin önünde yatıp kalkıyor. Ailesi zor durumda. Ayetullah’ın ayakta duracak hali yok. Hiçbir ihtiyacını gideremiyor. Tutukluluğa itiraz yapıldı ama cevap gelmedi.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Ayetullah Aktay’ın yakınları ile görüştük vahim bir durumu var. Hekim olarak hastalıklarını anladım. Ağır zor tedaviler gerektiren hastalıkları var ve engel oranı da %96 ağır engelli bir mahpus var karşımızda ve buna rağmen cezaevinde. Bu denli kişisel bakımını yapamayan bir kişi dışarıda zor yaşayan bir kişiyi siz cezaevine atıyorsunuz ve rapor dinlemiyorsunuz. Böyle şey olur mu? Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, size soruyorum, Ceza Tevkifevleri Genel Müdürü Enis Yavuz Yıldırım size soruyorum olacak iş mi? İnsanları cezalandırıyorum diye insanların sağlık hakkını gasp etmek işkenceye uğratmak olacak iş mi?
Emir Karakum mahpusken uğradığı eziyetleri, işkenceleri gözaltına uğradığı haksızlıkları yoğun bir şekilde gündeme getirdik. Bir hasta mahpusun yaşadığı dram var ve yakınları perişan. Bu halde cezaevinde tutuluyor. Hasta bir mahpus %96 ağır engelli bir kişiyi nasıl cezaevinde tutulur?
Emir Karakum: Aynı hapishaneden Hasan Karapınar tahliye oldu, o da kanser hastası ve 4. Evre kansere yakalandıktan sonra tahliye edildi. İnsanları hukuksuz bir şekilde yargılayıp tutuyorlar ve ölüm aşamasına getiriyorlar. Eğer sesini duyuramazsa orada ölüp gidiyor.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Emir Karakum çok sıkıntılar çekti gözaltı ve cezaevlerinde darp, kötü muamele ve işkencelere maruz kaldı. Bazı görüntüler yansıdı. Bu konudaki beyanlarınız neler?
Emir Karakum: 2021 yılında tutuklandım ve 10 aylık tutsaklık sürecim oldu. İşkence ile geçen 10 ay oldu. 113 açlık grevi yaptım bu sayede tahliye oldum. Tahliye olduktan sonra adalet mücadeleme devam ettim. Samsun’da kaldım bir dönem. Yaşadığım işkenceler ile ilgili Samsun’a gittim. Samsun’a gittiğimde evime giderken bekçiler tarafından GBT yapıldı. Kimliğimi verdim ve üstümü çantamı aramamı istediler. Aramaya yetkileri olmadığını söyledim. Avukatımı aradım ve bir karar olması gerektiğini söyledim. Karar çıkaramadılar. 20’ye yakın bekçi grubu oluştu. Polis ekiplerini aradılar. Ailemi arayıp bilgi verdim. Sonrasında polis ekipleri geldi. Bekçiler ile birlikte Tuncay Bayır, Mürsel Köroğlu, bekçi Ümit Bağır Emre Koşar tarafından diyalog kuramadan duvara yaslamak istediler kabul etmedim ve yere yatırılarak işkence yapılarak gözaltına alındım. Yerde postalları ile kafama ve vücudumun birçok yerine darbeler aldım. Sonrasında beni ters kelepçe yaparak aracın arkasına attılar. Gazi Devlet Hastanesi’ne ters kelepçede yaka paçalı indirildim ve yaşadığım hukuksuzluğu dile getirdim. İşkence gördüğümü anlatmaya çalıştım insanlara. Ali Ösken geldi doktor, polisleri çıkarmasını ve işkence gördüğümü ilettim. Çenem kaydı konuşamıyordum, Ali Ösken’e İstanbul Protokolü’ne sabit kalmasını söyledim. Polisleri çıkarma yetkisi var. Kapalı bir alanda muayene etmesi ve kelepçelerimi çözdürmesi gerekiyor. Aciz bir tavrı vardı. 10 dakikalık bir sürede anlatmaya çalıştım derdimi ama kabul etmedi. Kelepçelerimi çıkarmadı, polisleri bekçileri dinledi. Gittiğim anda hastanede de işkence gördüm. Paravanı kapatıp polisler ve bekçiler hastanede bana işkence yaptılar. Doktor da hepsine şahit. İşkence gördüğümü söylememe de gerek yoktu ama bunları görmemezlikten geldi. Mürsel Köroğlu, Tuncay Bayır ve bekçiler tarafından yaka paça araca bindirildim. Sonrasında Sami Köse isimli doktor geldi. Durumu anlattım, işkence gördüğümü söyledim. İnsanlık onuruna aykırı şekilde muayene olamayacağımı. Kelepçemi çözdürüp polislerin olmadığı yerde muayene olacağımı söyledim ve beni polis aracının içinde muayene etmek istedi.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: O sırada polislere “Ne yapıyorsunuz? Bu şekilde müdahale olmaz!” dedi mi doktorlar?
Emir Karakum: Hayır demedi. En baştan beri hiçbir şekilde polislerin işkence yapmalarına müdahil olmadılar. AKP iktidarında artık hastaneleri işkence merkezi haline getirmeye başladılar ve doktorları da bu işkenceye sessiz kalıyorlar ve işkencenin parçası olmuş oluyorlar. Gazi Karakolu’na götürüldüm polisler tarafından. Ailem de geldi karakola. Hem siyasi şube polisleri geldi hem güvenlik şube polisleri geldi. Sosyalist bir insanım, tutuklanma gerekçem de buydu. Polisler savcılıktan çantamı aramak için karar çıkarttılar. Polisler ve bekçiler “Devletiz istediklerimizi yapıyoruz.” Diyorlardı ve yapıyorlardı. Karar çıkarttılar ve benim yanımda kameralar eşliğinde çantamı aradılar. 1 gün gözaltında kaldıktan sonra savcılığa çıktım ve durumu anlattım. Hem olay tarihindeki sokaktaki kamera hem hastane hem karakoldaki kamera görüntülerinin soruşturmaya eklenmesini istedim. Bu süreç 1.5 yıl sürdü. 1 sene sonra 270 sayfalık evrak aldım. Başta valilik doktor ve polislere soruşturma izni vermedi. Avukatlarımız Samsun Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurdu ve doktorlar soruşturmaya başlandı. KYOK kararı evime geldi ve evrak dökümünü kamera görüntülerini aldım. Hastane kamera görüntüleri vardı, Gazi Polis Karakolu’ndaki kamera görüntüleri verilmedi. Karakolda da işkence gördüm. Oradaki polislerin açığa çıkmalarını istemediler. Savcılık tedavi gördüğüm Çapa Üniversitesi’nden evrakları istemiş ama Çapa Üniversitesi olay tarihinden önceki kan tahlillerini yollamışlar. Çene Cerrahisinde tedavi gördüm. Ciddiyetsiz bir soruşturma yürütüldü. İşkencenin üstü örtülmek için evraklar dolduruldu ve en sonunda KYOK kararı verildi. Sulh Cezaya itiraz ettik yine reddedildi. Avukatlarımız AYM’ye başvurdu. Kutsal olan onurlu adil bir yaşam. İşkencenin belgeselini yapmaya çalışırken yine işkenceye uğradım. Hasta tutsaklar var. Hapishanedeki insanlar işkence görüyor. 9 genç gözaltına alınmışı Filistin mücadelesi ile ilgili ve hapishanede çıplak aramaya maruz kaldılar, başörtüleri kesildi ve daha sonra 2 gardiyanı açığa aldılar. Bunlar basına yansıdığı için göz boyamak için yapıyorlar. Çıplak aramayı ben de yaşadım, birçok arkadaşımız yaşıyor, size mektuplar geliyor.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Özlem Zengin inkar ediyor çıplak aramayı.
Emir Karakum: Özlem Zengin çıplak arama ile ilgili “Bize neden başvurulmuyor?” diyor. Başvuruyoruz, yüzlerce mektup yazdık. Kamera görüntülerine bakabilirler. Hapishaneleri denetleyebilirler. Dertleri sorunu çözmek değil çıplak arama yaptıran AKP iktidarı, bekçiler de polisler de cezasızlık politikasına güvendiği için çıplak arama yapıyor. Ceza olsa, yargılama olsa böyle bir durum yaşanmayacak ya da bu durum en aza indirilecek. Bu kadar aşikar olmayacak bu durum. Özlem Zengin eğer merak ediyorsa ben defalarca nasıl çıplak arama ve işkence yaşadığımı anlatabilirim. Görüntüleri var. Hapishanede gördüğüm işkencelerin görüntülerini alabildim. Sokakta yaşadığım işkencenin görüntülerini alamasam derdimi anlatamazdım.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Emir bey siz mücadeleci bir insansınız birçok mahpus hak ihlaline uğruyor ama siz mücadele eden bir insansınız. O yüzden hapishanedeki görüntüleri de ortaya çıkarttınız. Gözaltındaki hapishane görüntüleri de ortaya çıktı. Bunlar mücadelenin sonucunda ortaya çıkan olaylar. İşkence ve kötü muameleye karşı vatandaş ne yapmalı?
Emir Karakum: En yüksek sesle dile getirilmeli, işkence gördüğünü saklamamalı. Daha örgütlü bir direniş yolu tercih etmeli çünkü bireysel yapılacak başvurular iktidarın işine geliyor. Örgütlü mücadele edilmesi gerekiyor. Başvuruları yapmak gerekiyor. İnsanlar sonuçsuz kalır mı diye düşünmemeli. Bağımsız bir yargımız yok maalesef ama bağımsız yargının olmadığını da insanlara anlatmak gerektiğini ve mücadele edilirse sonuç alınacağını düşünüyorum.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Takipsizlik kararı verilmiş ama avukatlarınız AYM’ye gitmiş. 2-3-4 yıl ama bir gün mutlaka karar çıkacak ve büyük ihtimalle hak ihlali kararı olacak çünkü AYM diğer mahkemelerden daha farklı. Bireysel hak ihlali başvurularında son zamanlarda yoğun bir şekilde hak ihlali kararları verebildi. Umarım ki bu noktada uğradığınız mağduriyetler karşısında biraz iç rahatlatıcı bir unsur olabilir. Bir şekilde adalete bir gün kavuşmayı bekliyorsunuz umuyorsunuz direnç ve inançla. Umarım bunları görürsünüz. Mücadeleniz ile gözaltında uğradığınız kötü muamele ve işkence kamuoyuna yansıdı. Biz de sizi konuk ettik ve dinledik.
Değerli izleyenler bugün de programımızı burada bitiriyoruz. Haftaya Salı günü saat 21.00’da buluşana kadar hepinize güzel bir hafta diliyorum. İyi akşamlar.


























Yorumlar