7 Nisan 2025

Ömer Faruk Gergerlioğlu: ÖFG TV’den herkese merhaba. Hepinize güzel bir akşam diliyorum, bugün de programımıza başlıyoruz ve her hafta bunu yaptığımızı biliyorsunuz. Her hafta önemli insan hakları konuları ve konuklarıyla sizlerle birlikte oluyoruz. İki ayağımız bir pabuçta olsa da sizlerle birlikte oluyoruz sağ olsun. Arkadaşlarımız da bu konuda bizi çok iyi bir şekilde teşvik ediyorlar. Hep birlikte bir önemli çalışmayı yürütüyoruz. Neden bunları söylüyorum? Çünkü bizim için bir taraftan sevindirici, bir taraftan çeşitli anılarıyla hüzünlendirici, duygulandırıcı bir sayıya ulaştık ÖFG TV programlarında. 2018’den beri bu programları yapıyoruz. Milletvekiliğine başladığımda ÖFG TV, yani işte benim ismimin baş harfleri Ömer Faruk Gergerlioğlu. Zaten bana hastanede de Hemşire hanımlar “ÖFG’nin dosyaları.” derlerdi. O yüzden bir ÖFG üstümüze yapıştı. Biz de bırakmadık bunu. Ömer Faruk Gergerlioğlu TV, ÖFG TV dedik ve yola çıktık. Israrla, inatla programlarımızı yaptık ve kamuoyunda çok önemli değişiklikler oluştu. Bundan da memnun olduk. 2018’de daha böyle amatör bir şekilde başladığımız çalışmalarımıza bugün 300. programımızı idrak ederek ulaştık. Bugün 300. programımızı yapıyoruz. Bizim için önemli bir sayı, önemli bir başarı olduğunu düşünüyorum. Sadece bir program yapmak değil, kamuoyunda gündem ettiğimiz, değiştirebildiğimiz çok şey oldu. Allah’a şükürler olsun. Yaptığımız işi önemsiyoruz. Meclis’te sadece işte kürsüde konuşmak veya diğer milletvekilleri işleri yapmakla bir iş bitmiyor. Bazı şeyleri hallediyoruz ama birçok şey de halledilmiyor. Biraz da bunun sosyal medya baskısı, inatçı, ısrarlı ve programlı, düzenli bir çalışması da olması gerekiyor. Milletvekili çalışmalarına eşlik etmesi gerekiyor. Biz hem bir milletvekili hem de sosyal medyada program yapan bir gazeteci gibi olduk ve bu çalışmaları yaptık ve çok da istifade ettik gerek kendi şahsıma gerekse de toplumsal olarak önemli istifadeler olduğunu düşünüyorum ve hepimiz için kutlu olsun diyorum. Sevinçliyiz. Arkadaşlarımızla önemli bir başarı sayısına imza attık ve inşallah yolumuza devam edeceğiz. Birçok sıkıntıyı, üzüntüyü, ihlali bu programlar vasıtasıyla değiştirmeye devam edeceğiz. 300. programımızda çok önemli bir konuyu ve konuğu gündem edeceğiz. Filistin’de maalesef soykırım bitmiyor. Filistin korkunç olaylarla, korkunç cinayetlerle ve yıllardır dünyanın ana sorunu olmaya devam eden bir bölge olarak halen bu geçerliğini koruyor ve maalesef ki sorunlar çözülmüyor. Zalimlik, zorbalık, vicdansızlık devam ediyor. 2024 yılında biz en çok Filistin ile ilgili konuları gündem etmişiz. İyi ki de böyle yapmışız. Bundan memnunuz. Filistin gibi, Gazze gibi korkunç soykırımların alçaklıkların, vicdansızlıkların, zalimliklerin olduğu bir yere duyarsız kalmamışız. Allah’a şükürler olsun, hamd ediyorum ve biz bu konuyu gündem etmeye devam edeceğiz. Keşke gündem etmeseydik. Filistin’de, Gazze’de, Batı Çevre’de her şey güzel olsaydı, barış olsaydı, insanlık insan hakları olsaydı ama olmuyor. 21. yüzyılın vahşi devleti, soykırımcı devleti İsrail o korkunç işlerine devam ediyor. Bunu mutlaka gündem etmeliyiz dedik. Bayramda da içimiz yandı. Yıkıntılar arasında bayram namazı kılan, tevekkül eden ve umutla geleceğe bakan bir halk gördük. Onları buradan sevgiyle, saygıyla selamlıyorum ve çok önemli bir direnişin parçası olduklarını söylüyorum. Duygulanmamak elde değil ve unutmamak gerekiyor. Bazen kanıksıyoruz ve unutabiliyoruz, insanız ama bunu unutturmamaya, bu zulmü, bu vahşeti, bu Gazze’deki soykırımı unutturmamaya çalışan ve tüm odağını Filistin’e, Gazze’ye alan bir grup var “Direniş Çadırı“. Direniş Çadırı çok önemli işler yaptı ve biz de onlardan bilgi anlamında çok istifade ettik. Çok samimi, çok harbi bir şekilde sahadaydılar, gayret ettiler. Gündemleri Filistin’di, soykırımdı. 2024’ün en önemli konusu onların gündemiydi ve çok ciddi bir şekilde takip ettiler. Bugün Filistin’deki, Gazze’deki son durumu Direniş Çadırı aktivisti, yazar Harun Özkarakaş konuğumuz. Harun Bey, siz çok önemli ve ısrarlı bir çaba ve gayreti sürdürüyorsunuz. İlk önce çok kısaca kamuoyuna tanıtır mısınız? @direniscadirinedir, neden çıktı? Ne yapıyor Direniş Çadırı.

Harun Özkarakaş: Direniş Çadırı anonim bir çağrıdır. Burada anonim limliği şu anlamda üzerine çıkıyor. Deniz Çadırı, Filistin için duyarlılık sahibi olan, yaşadığı ülkede yani Türkiye’de hükümetin, siyasi erkin, ekonomiyi elinde bulunduranların, medyanın farklı alanlarda çalışma yapan kişi ve kurumların İsrail’e ile karşı yaptırımlarda bulunmasını arzulayan bir anonim çağrıdır. Anonim kimliği aynı zamanda bunun yalnızca evet ağırlıkla İslami camiadan olsa da farklı düşüncelerden, farklı ekollerden insanların da bir araya gelebildiği. Herhangi bir STK’nın veya ideolojinin ön almadığı, tamamıyla Gazze’deki drama karşı tepki gösteren, Gazze’deki insanların acısını bilmek için çabalayan, İsrail’in bölgede gerilemesini normalleşmesini de engellemek için çabalar sarf eden bir çağrı. Bu çağrı paralelinde Türkiye genelinde yakın vakte kadar iki haftada bir çağrılarımız oluyordu. Şimdi tekrardan ateş kesin bozulmasına bağlı olarak yine Türkiye geneli çağrılarımıza devam ediyoruz. Çalışmalarımız devam ediyor. Direniş Çadırı‘nın bu anlamda yalnızca saha eylemliği değil aynı zamanda rapor çalışmaları da bulunuyor. Sizin de yakından takip etmiş olduğunuz BOTAŞ raporumuz mevcut. Akabinde ZİM konteynerları ve ZİM’e yönelik çalışmalarımız oldu. Aynı zamanda Türkiye’nin İsrail ile bağı olan ticari ilişkileri, bu ilişkilerin aslında alınan ambargo kararının kağıt üstünde kaldığı, bütün bunlara yönelik de açık kaynaklardan edindiğimiz bilgilerle ve saha çalışmalarıyla beraber Filistin mücadelesine katkı sunmaya çabaladık. Burada anonim ismini en başta da dediğim gibi vurgulamamın nedeni, Diriliş Çadırı farklı ekollerden, farklı düşüncelerden insanların bir araya gelebildiği, Filistin meselesinin ön planda olduğu ve meydan eylemlerinde, kurum önündeki eylemlerde hamasetin değil, gerçekçi taleplerinin ön planda olduğu eylem işlemi. Aslında biz bu anlamda Türkiye’de olmayan bir şeyi başlatmadık. Var olan çalışmalara bir katkı sunmak istedik. Biz 10 Mart 2024 itibariyle Türkiye geneli çağrılara çıkmaya başladık. Bu çağrılarımızda belki ayrıcı bir vasıf olarak biz belli bir başlığı ön plana çıkarttık. Mesela evet Türkiye’nin İsrail ile birçok ilişkisi mevcut ancak öncelik barındıran konu ticaretti. Öncelik olarak 10 Mart itibariyle Türkiye genelinde İsrail ile ticaret Filistin’e ihanet temalı ilerler yaptık. Akabinde NATO’dan çıkılsın, üsler sökülsün. Bundan sonrasında da petrol üzerine belirli başlıkları ön plana çıkarttığımız çalışmalar yaptık. Bu bir kampanyayı merkeze koyarak yaptık ki etki daha çok olsun kamuoyunda görünsünüz. Tabi ki bu taleplerin altında farklı konularda aynı şekilde işledik. 10 Mart itibariyle Türkiye geneli eylemleri, Direniş Çadırı’nın başladı. Daha öncesinde de ama Direniş Çadırı‘nın yine kendi alanlarında çalışmaları vardı. Direniş Çadırı bunu eş zamanlı hale getirdi. Bizim ilk eylemlerimizin Türkiye genelinde aynı saatte ilk eylemimiz 32 şehirde olmuştu. Filistin konusundaki eylemler genelde büyük şehirlerde olur İstanbul, Ankara gibi örnek veriyorum. Ancak Direniş Çadırı’nın eylemlerinde eş zamanlı olarak hem taşrada hem metropollerde eylemler oldu, seslerini duyurabildiler. Birbirimizden güç aldık, birbirimize destek olduk.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Allah yolunuzu açık etsin Direniş Çadırı. 1 yılı geçkin bir çalışma ve önemli bir ses getirdi. Önemli bir güç olduğu da ortaya çıktı. Ciddi nitelikli rapor çalışmaları da ses getirdi. Biz de mecliste bu rapor çalışmalarını gündem ettik, istifade ettik. Önemli tespitler vardı. Uydu görüntüleriyle Türkiye’den İtalya’ya gidermiş gibi yapıp İsrail Hayfa Limanı’na giden gemileri bile tespit eden çalışmalar yaptınız. 2024’ü kapsayan, 2023 ve 2025’i de alan soykırım hepimizi kahretti. Tüm vicdanlı insanları kahretti. Sadece Müslümanları değil, dünyanın neresinde olursa olsun. İftiharlı tüm insanları kahretti. Kimisi bu uğurda, istifa etti. İsrail acımasızca Filistinli, hak aktivisti, yerli yabancı demeden gazeteci, sağlık görevlisi demeden korkunç bir şekilde katliamlar yaptı ve en sonunda bir barış anlaşması imzalandı. Önemliydi ve bunun devam edeceğini sanıyorum. Bu siyasi durum nedir? Evet, Filistin’de kan akmayan gün yok ama en azından uzun pazarlıklar, görüşmeler sonucu bir anlaşma sağlandı. İlan edildi tüm dünyaya, İsrail’de Hamas’ta kabul etti fakat sonra anlaşma bozuldu ve nereye varacak? Ne olacak? Bütün bunlar eveliyatı ve sonrasıyla bu siyasi durumu bir özetler misiniz?

Harun Özkarakaş: Daha önce yapılan ateşkes süreci belirli aşamalardan oluşuyordu. İlk aşamalı olarak ilerlenecekti. İlk ateşkes sürecinin sonlarına doğru ikinci süreç başlayacaktı. Devamında üçüncü süreç. Burada tabi ki sahadaki durum Gazze halkının durumu, bölge devletlerinin aldığı pozisyon ilerleyen dönemde ateşkesin hangi çerçevede ilerleyeceğini belirleyecekti. Tabi bu dönemde eğer bölgemiz devletleri Gazze konusunda, Filistin konusunda daha samimi bir tavır alsaydı yani siyasi erki bulunduranlar İsrail’in soykırımı karşısında veya bunun devam etme ihtimali karşısında alacağı pozisyonu net bir şekilde gösterseydi elbette ki ilerleyen kısımlar daha da Gazze halkına, Filistin halkının lehine olacaktı. Soykırımı durdurmak adına bir ön almış olacak. Ancak şunu gözlemledik. Zaten ilk ateşkes anlaşması yapıldığında var olan günlük tır sayısının girişi, günlük ilaç su, gıda miktarının girişi, tır sayısının girişi, bütün bunlarla alakalı zaten İsrail ihlallerde bulunuyor ve çok basit konuları bahane ederek yani kendileri ağır işkencelerden geçmiş ellerindeki tutukluları İsrail salıverdiğinde birçoğunun psikolojik ve fiziksel birçok işkenceden geçtiğini gözlemliyorduk. Ancak Hamas gayet sağlıklı bir şekilde rehinlerini teslim ediyordu. Bu konularda bazı krizler yaşandı aynı şekilde ama nihai olarak tabi ki bütün bu çerçeveyi belirleyen durum zannımca Trump’ın bu dönemde İsrail’e tam anlamıyla yeşil ışık yakması, Trump’ın Gazze’yi boşaltma planı ve bu süreç içerisinde aynı zamanda bölge devletlerinin yeterli iradeyi göstermemiş olması soykırıma ve soykırımın iş birlikçisine karşı. Burada ateşkesin bozulmasında elbette ki birinci sorumluluk ve suç İsrail’e aittir ancak bölge devletlerinin de hali hazırda şu anki günlerde körfez ülkeleri bu soykırımcıyla şu an Yunanistan’da ortak tatbikatlar yapıyor, örnek veriyorum. Veya hala petrol gidiyor, bütün ilişkiler devam ediyor. Böyle bir atmosferde İsrail şunu biliyor ki; “Ben Orta Doğu’nun göbeğinde kendisiyle aynı inanç grubunda tanımlayan insanların devletlerin, toplumların ben bu soykırıma dahi devam etsem benimle herhangi bir problem olmuyor. Benimle normalleşmeye devam ediyor, benimle ortak politikalar yürütüyor.” bütün bu durum İsrail’in bu cüretkarlığını beslediği aynı zamanda Trump’ın da o Gazze’yi boşaltma planı bugünkü yaşadığımız insani krize tekrardan bilgileri getirdi. Hamas’ın ve oradaki halkın talebi tamamıyla, zaten 19 yıl oldu artık, Gazze’nin etrafı duvarlarla çevrildi. Batı Şeria ile kendi arasında dahi rahat bir ticari süreçler işletemiyor. Dünyadan izole edilmiş. Bu topluluk tamamıyla insanca yaşamak adına, özgürlükleri adına masada taleplerde bulunurken İsrail sürekli ateşkes sürecinde dahi Gazze halkının iradesine ket vuracak, Gazze halkının bağımsızlığına ket vuracak, inancına ve yaşam biçimine ket vuracak politikalar uygulamaya çalışıyordu. Ateşkes öncesinde de, ateşkes döneminde de ve sonrasında da İsrail’in bulunmuş olduğu pozisyon mutlak bir hak ihlaline dayanıyor. Mutlak bir zeberrutluğa dayanıyor. Bundan kaynaklı bugün geldiğimiz süreçte de aynı şekilde ateşkesin bozulma sürecinin de ana sorumlusu İsrail’dir ki az önce bahsi geçmişti hocam Trump’ın bir planı var diye. Yani gündem de oldu Gazze’nin boşaltılması planı ve onunla alakalı bir yapay zekaya hazırlatılmış bir görsel içerik vardı. Trump’ın bu açıklaması aslında ve ateşkes döneminde de halkın yerleşip yaşayabileceği konteynerların girişinin yasaklanması aslında tehcir politikasının çok önceden alınmış bir karar olduğunu gösteriyor. Bu tehcir politikası paralelinde de 18 Mart itibariyle İsrail her geçen gün saldırganlığını arttırarak devam ediyor ki bununla alakalı daha önceden böyle açıktan söylemezlerdi ama şu an İsrail Savunma Bakanı Refah’ta yapılan operasyonun geliştirilmesinin temel amacının yani Gazze halkının da baskı altına alınmasını sağlamak için olduğunu söylüyor. İsrail, Trump kendi planlarını uygulamak için bir sürecin içerisindeler. Zannımca saldırganlık önümüzdeki günlerde de ne yazık ki artacak. Orta Doğu’daki devletler, küresel aktivizm daha büyük baskı yapmazsa, İsrail’in şu anki saldırganlığını dozajı artacak gibi görüyor. Çünkü halkı tehcire ikna etmek istiyorlar. Bu anlamda zaten şu an Türkiye’de de temel gündemlerden biri haline geldi. Gazze’ye gıda girişinin tekrardan sağlanması, Gazze’deki insani krize karşı adımların atılması adına Türkiye’den de sivil toplum ve aktivist gruplar açıklamalar yapıyor Dünyada da. Gazze’de un yok gündemiyle küresel bir çağrı bugün başlatıyoruz kısmet olursa çünkü Gazze’nin Fırıncılar Federasyonu dedi ki: “Şu an Gazze’de un yok, ekmek yapamıyoruz.” bunun dışında Hamas aynı şekilde insani krizin durdurulması adına UNİCEF’e çağrılar yapıyor. Şu an saldırganlık antı aynı zamanda bu krizin azalması adına da Gazze’de bulunan bütün bürolar, medya bürosu, sağlık bürosu, fırıncılar, gazeteciler bürosu bunlar eş zamanlı olarak şu anda İsrail’in bu tehdit politikası paralelinde uyguladığı insani krize karşı güncel olarak açıklamalar yapıyorlar. Bu anlamda bölge devletlerinin de üzerlerine düşeni gerekiyor. Şu an Hamas’ın elinde esirler hala mevcut ve kendisi bir çağrı yayınladı. “Sizin şu an aktif saldırıda bulunduğunuz bölgelerde sizin rehineleriniz de bulunuyor ve biz barış için görüşmelere devam edeceğiz.” İnsani krizin bir an önce durdurulması gerekiyor. Hamas anlaşma şu anlamda bir ateşkeş sürecine yeşil ışık yakıyor. Diyoruz ki: “Rehineler sağlıklı bir şekilde teslim edilsin. Filistin’deki rehineler de aynı şekilde yapılan anlaşma çerçevesinde iade edilsin ancak şu an İsrail’in alınmış olduğu pozisyon daha fazla tehcire yönelik veya Hamas’ın bölgeden uzaklaştırıldığı kendilerince. Gazze’de herhangi bir direniş unsurunun olmadığı bir pozisyon oluşturmaya çalışıyorlar. Bir alternatif plan olarak Arap planı da mevcut, Trump’ın planı gibi Arap planı da mevcut. Arap planı o bölgenin yeniden inşa edilmesini içeren bir anlaşma. Ancak şu an bölgedeki devletlerin almış olduğu pozisyon ki burada Mısır da kritik bir yerde bulunuyor çünkü tehcirde ciddi bir nüfus zaten Sina’ya sürülmek isteniyor. Böyle bir durumda Sisi’nin Trump’la yaptığı görüşmeler, verdiği mesajlar çok iradesi olmayan bir siyasetçi görünümü veriyor. Kendisi Trump’ın bölgede barışı sağlamak isteyen bir lider olduğunu söylüyor. Halbuki bugün soykırımı en çok destekleyen, istediğimiz olmazsa Orta Doğu’yu cehenneme çeviririm diyen, M82 bombaları sığınak delici bombaları İsrail’e veren. Bu soykırımın en büyük ortağı Trump’tır ama ne yazık ki görüyoruz ki bugün kendilerinin de bir planı olmasına rağmen, şu an kendi planlarını değil, Trump’ın planlarının gündemde olduğunu, İsrail’in buna göre hareket ettiğini ve bölge ülkelerinin Körfez ülkelerinin Türkiye’de dahil olmak üzere ne yazık ki bu Trump’a karşı yeterli tepki göstermeyip organize olmadığını görüyoruz. Batı’da, Avrupa’da halklarla siyasi erk arasında bir ayrım var. Batı’nın siyaseti, ekonomisi şu an İsrail ile ilişki içerisindeyken tabanında halkta ciddi bir tepki bulunmakta. Eylemler yapılıyor. Bugün İslam coğrafyasında eylemler yapılıyor ama İngiltere’de, Fransa’da, Almanya’da, Amerika’da çok ciddi eylemler bulunmakta. Küresel aktivizm bu anlamda Filistin’in yanında bulunuyor ama siyasi erki elinde bulunduranlar ne yazık ki aynı pozisyonu almıyor. Şu an İngiltere’de birçok Filistin aktivisti, oturum izni olanların oturum iznini iptal ediyor. Akademisyenlerin diplomalarını iptal ediyor. Bu tip durumlara rağmen ama ciddi bir öfke ve kararlılıkla Filistin halkının yanında olmaya devam ediyor ama bunun dışında Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Adalet Divanı’nda elbette açılan davalar var. Bu davaları biliyoruz, İsrail hakkında tedbir kararları da alındı ama yaptırımın yeterli olmamasıdır. Bir hukuki karar alıyorsunuz ama bunun aynı zamanda bağlayıcı olmaması, ona karşı bir yaptırım imkanı olması ile bağlantılı. İsrail ne uluslararası hukuku, ne herhangi bir etkiyi, önemsemiyor. Alınan kararlara karşı da küstahca açıklama yapabiliyorlar. Amerika’da tam tersi pozisyonlar alıyor bu uluslararası kurumlara karşı. Güncel olarak mesela Filistin’de Birleşmiş Milletler özel röportörü yakın bir zamanda durumu izah eden güzel bir açıklama yaptı. Bir yandan batılı liderler İsrail’in Filistin’de yaptıklarını, uyguladıklarını kınıyorlar ama Netanyahu’nun önüne de kırmızı halı seriyorlar. Bir yandan soykırıma karşıyız, bir yandan insanlık suçu işleniyor ama bir yandan Netanyahu’yu kırmızı halı ile karşılıyorsunuz. Bütün dünyada uluslararası kurumların veya dünyaya mal olmuş kişilerin temel olarak dile getirdiği bazı konular vardır; demokrasi, insan hakları, özgürlük gibi konular işleyen insanlar, bakıyorsunuz kurumlar bu konuda gerekli tepkiyi, yeterli tepkiyi göstermiyorlar veya bu soykırımı 1.5 yıldır bu kavramlar üzerine siyaset üreten, içerik üreten, çalışmalar yapan kurumlar engelleyemediler veya dünyada bu değerler üzerine hareket ettiğini söyleyen devletler, batılı devletler, Amerika’sı, Almanya’sı, Fransa’sı. İngiltere’si, hala bu süreçte İsrail’i desteklemeye devam ediyorlar. Bu anlamda küresel bir anlatım krizinin de içerisindeyiz. Yarın bir gün bütün dünyaya, insanlık adına bir erdem adına konuşturmak istendiğinde insanlar ilk önce Filistin’de yaşanan krizde siz neredeydiniz diyecekler halk olarak. O anlamda bana göre halklar ciddi bir tepki içerisinde ama siyasi erki de bulunduranlar ne yazık ki İsrail’e karşı gerekli tepki göstermiyorlar. Uluslararası alanda elbette alınan ara kararlar var. Ancak yaptırım mekanizmanın tersliği, Amerika’nın nihai desteği. Bize hukukun değil, orman kanunlarının ne yazık ki şu anda işlediğini gösteriyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: En vahim konu insani durum. Gazze’de durum dehşet bir halde, korkunç bir halde. Un yok. Bakın, daha başka bir şey konuşmaya gerek yok. En temel gıda maddesi un yok ve çok zor durumda. Açlıktan ölen insanlar var, bebekler var ve İsrail tehcire hizmet etmek için bu zorbalığı dayatmayı devam ettiriyor ve Hamas’a boyun eğdirmeye çalışıyor fakat şu anda bir kriz var. Ne diyorsunuz? Kriz nasıl aşılır? Ne durumda? Krizleri ilk önce anlatın.

Harun Özkarakaş: Yakın zamanda zaten Fırıncılar Odası açıklama yaptı Gazze’nin. Aynı zamanda Gazze Sağlık Bakanlığı da açıklama yaptı. Genel bilgiler arasında şu anda açlıktan ölen çocuk sayısı 53 kişi ve diyorlar ki eğer bu gıda krizi devam ederse açlıktan ölümler artarak devam edilir. Aynı zamanda hastanelerde ekipman yetersizliği, oksijen tüpü yetersizliği, ambulansların sürekli saldırıya uğramış olması. Bütün bunlar yine aynı şekilde katı ambargonun uygulamasından dolayı yaşanan krizler. Biz şu anda bakın size sağlıklı bilgiler aktarabiliyoruz ama hocam, şu anda aynı zamanda sistematik olarak Gazze’de yaşayan gazetecilere bir saldırı durumu söz konusu. Daha 24 saat içerisinde gazeteciler şehit oldu. 9 tane yaralı var, 1 tane şehit var. Bazılarının görüntüsü yanarak ağır yaralanan gazeteciler var. Gazze’deki insanlık dramını şu an bütün dünyaya duyuran gazeteciler aktif bir şekilde nokta atışı saldırılara maruz kalıyorlar. Kriz gıda anlamında da var, iletişim anlamında da var. Yani şu an bir soykırımı tanımlayacak bütün durumlar Gazze’de yaşanıyor. Bu tehcir politikasını uygulamak adına bunu arttırarak devam ediyorlar. Sosyal medyada son günlerde şöyle bir konu işleniyor. Gazzeliler hicret etmeli gibi. Dışarıdan bu tip söylemler var. Bıraksınlar Gazzeliler bu konunun karar versin. İkincisi. Trump bunu söyledikten sonra bu söylemi yerine getirmek. İsrail’in ve Amerikan’ın politikalarına apaçık utanç. Türkiye’deki bazı kanaat önderlerinden de bu cümleler gelmeye başladı. Sanırım önümüzdeki günlerde de bu artacak. Çünkü birileri Trump’la, kazanımlar uğruna Gazze’den vazgeçmeye çalışıyor. Sen seni tehdit edilmiş olduğunda kamuoyunu düşünmeye çalışacaklar. İnsani krizlerin bir derin boyutta ne yazık ki emperyalistler ile birtakım iş birliği Burada bazı veriler var hocam müsaadenizle. Şimdi bu sorduğunuzdan kaynaklı. Bugüne kadar 7 Ekim itibariyle 50.000’den fazla insan hayatını kaybettiç 114.000 yaralımız var. 18 Mart’tan sonraki saldırılarda da binin üzerinde şehit var sadece 2.000’den fazla yaralı var. Şimdi bu konularla alakalı Hamas özellikle ülkede ayrı bir çağrıda bulundu. Çünkü çocuklara yönelik de Gazze’de, Gazze şehrindeki yoğun nüfus çocuklardan oluşuyor. %51 nüfus saldırı alanında çocuklardan oluşuyor. Bu çocuklardan da 39.000 tane çocuk ya annesini kaybetmiş ya babasını kaybetti. 17.000 çocukta hem annesini hem babasını kaybetti. Şimdi UNICEF’in bu konuda daha ciddi kamuoyu oluşturması, daha ciddi yaptırımlar için çaba göstermesi gerekiyor ki Hamas bu konuda bir çağrıda bulunuyor. İnsanlara yönelik sistematik bir şiddet durumu, bir soykırım durumu, aynı zamanda açlık durumu söz konusu. İsrail şu anda Gazze halkını tehdit etmek için elindeki bütün enstrümanları kullanmaya çabalıyor. Biz de bu süreçte bölge ülkelerinin bütün aktivistleri Türkiye’nin İsrail’e bu kirli sürecine karşı farkındalığı arttırması ve yaptırım kararlarını bir an önce yürürlüğe koymak gerektiğini düşünüyoruz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Herkesin gözünün önünde bir soykırım devam ediyor ve maalesef sesini çıkaran çok az kişi. Sesini çıkaranlar son derece onurlu bir iş yapıyor. Biz hem mecliste bu konuda çok ses çıkardık, çok itiraz ettik. İktidarı çok eleştirdik. İktidarı kızdırdık ama haklıydık. Aynı zamanda sivil toplum alanında da bir çalışmam var. Kurucusu olduğum Vicdan Vakfı 2024 yılı boyunca her hafta haftanın örnek vicdan davranışını seçti ve bunların büyük çoğunluğu Gazze konusunda duyarlılık gösteren Gazzeli, Filistinli, Arap, Müslüman olmayan kişilerdi, vicdanlı kişilerdi. Kimisi önemli bürokratik görevinden istifa etmişti, kimisi gazetecilere yardım çalışmasında hayatını kaybetmişti. Kimisi yaralanmıştı vb. birçok fedakar insanı örnek gösterdik. Bunların arasında da bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Ayşenur Ezgi Eygi’yi de yılın vicdan davranışını gösteren kişi olarak seçtik. Vicdan Vakfı açısından da son derece önemli bir konu. Vicdan Vakfı bu konuyu çok önemsiyor Vicdan Vakfı’nın ilham aldığı kişilerin en başında Filistin konusunda büyük bir duyarlılık göstermiş, fedakar insan. 2003 yılında vefat etmiş olan Rachel Corrie’dir. Kendisi adına bir vakıf kurulmuştur. Rachel Corrie Foundation diye. Takip etmenizi öneririm. Onun fedakar anne ve babası da hala Filistinliler için böyle bir gayret içinde bulunuyor. Aynı zamanda Rachel Corrie ‘ye eşlik eden bir Türkiye’li Ayşenur Ezgi Eygi, dediğim gibi Vicdan Vakfı onu 2024 yılının en vicdanlı davranışını yapan kişi olarak seçti. Rahmetle anıyoruz ikisini de. Saygıyla, minnetle anıyoruz. Onlar bu zalimliğe, vicdansızlığa sessiz kalmadılar. Tüm ruhlarıyla, bünyeleriyle, her şeyleriyle oradaydılar ve bu uğurda da canlarını kaybettiler, bir bedel ödediler. Onların hatırası aziz bir hatıradır ve anmaya da devam edeceğiz. Türkiye’den böyle önemli sivil toplum aktivistleri hayatını kaybederken, sizler bu konuda çok yoğun bir çalışma gösterirken, 85 milyon nüfusun temsilcisi Türkiye iktidarı ne yapıyor? Türkiye’de İsrail’i destekleyebilecek tek kişi bile yoktur. Farklı siyasi partilerden baksakta herkes için neredeyse bir ortak paydadır şu anda Filistin konusundaki duyarlılık ancak iktidarın bu konuda tavrı son derece tartışmalı. Çok eleştirdik. Siz de eleştirdiniz. Biz 10 Mart 2024 itibariyle Türkiye geneli çağrılara çıkmaya başladık. Bu çağrılarımızda belki ayrıcı bir vasıf olarak biz belli bir başlığı ön plana çıkarttık. Mesela evet Türkiye’nin İsrail ile birçok ilişkisi mevcut ancak öncelik barındıran konu ticaretti. Öncelik olarak 10 Mart itibariyle Türkiye genelinde İsrail ile ticaret Filistin’e ihanet temalı ilerler yaptık. Akabinde NATO’dan çıkılsın, üsler sökülsün. Bundan sonrasında da petrol üzerine belirli başlıkları ön plana çıkarttığımız çalışmalar yaptık. Filistin konusundan nemalanan bir iktidar var. Mangalda köz bırakmayan ve bunun karşılığında da gerekeni yapmayan bir iktidar. Evet. Tüm bunları ayrıntılarıyla anlatmanızı isteyeceğiz. Son derece önemli, hassas bir konu. İktidar buna çok kızıyor. Bunu ortaya çıkaran gençleri zorbalıkla gözaltına alıyor, çıplak arama, kötü muameleye işkence yapıyor, cezaevlerine atıyor. Onlardan birisi de yine Sarıyaşar ailesinin, Cüneyt Sarıyaşar’ın oğlu, değerli kardeşimiz Filistin için Bin Genç grubundan. Peki siz ne diyorsunuz bu çok önemli tartışmaya? Direniş Çadırı ne diyor?

Harun Özkarakaş: Ben bu konuda kendi görüşümü aktarabilmiş olabilirim. Herkesin sonuçta farklı görüşü olabiliyor bu konuda. Ortak nokta Filistin meselesi Türkiye’de bir hamaset meselesi olarak ele alınıyor. Orta Doğu halklarına ve kendi halkına hamaset yapmak için gerektiğinde seçimlerde malzeme olarak kullanmak için, Orta Doğu’ya bakın ümmetin lideri için bunu yapıyoruz. Demek ki araçsal kılınan bir konu ne yazık ki. Filistin bu anlamda Türkiye’nin ne yazık ki araç kıldığı, samimi adımlar atmaktan uzak olduğu bir mesele olarak görülüyor. Bunun siyasi veya ideolojik bir yorum olarak değil, veriler üzerinden söylüyoruz. Biz burada bu kişiler siyasi erki ellerinde bulunduruyorlar ve onların siyasi erkleriyle ne yapıp yapmadığı ile ilgileniyoruz. Kişisel hayatında bireysel olarak ne yaptığı değil, belki Cumhurbaşkanı Erdoğan kişisel olarak Filistin konusunda duyarlıdır değildir. Bizim için mesele bu değil. Biz elinde yetki bulunduran hükümet temsilcilerimizin, hükümetin ne yaptığına baktığımızda bugün Üst perdeden Hamas Anadolu’yu savunuyor. Hamas savunma hattıdır. İsrail soykırım yapıyor, İsrail bebek katilidir diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan. Bugün bakıyoruz, BOTAŞ varlık fonuna bağlı. Doğrudan Beştepe’ye bağlı. Bugün Bakü Ceyhan hattında İsrail’e petrol gitmeye devam ediyor ama sinyal açarak, ama kapatarak, Bugün Bakü Ceyhan hattında Cumhurbaşkanlığı makamına bağlı Botaş üzerinden İsrail’e petrol gitmeye devam ediyor. Açık kaynaklarda bu petrolün Aşdod ve Hayfa’da rafine edilerek İsrail’in uçaklarına yakıt olduğu yani doğrudan soykırım sürecinde kullanılan stratejik bir ürün olduğunu görüyoruz ve bu petrol Türkiye üzerinden gidiyor ve İsrail bu ihtiyacının en büyük miktarını Azerbaycan Socar şirketinden alarak Bakü Ceyhan üzerinden taşınarak elde etmiş oluyor. Bir yandan siz Filistin diyorsunuz ama bir yandan İsrail ile iş tutuyorsunuz. Aynı şekilde, bakın 10 Mart itibariyle biz Türkiye geneli eylem yaparken Ticaret Bakanı Ömer Bolat ilk başta dedi ki: “Hayır efendim Türkiye’den İsrail’e herhangi bir ihracatımız yok.” bunu iddia edenlerin MOSSAD’ın ajanı olmakla ithaf etti. Daha sonrasında Türkiye’ye ambargo kararı aldığında şunu görmüş oluyorum, Ömer Polat kendi elleriyle demek ki bir ticaret varmış ki buna bir kısıtlama getirdi. Daha önce inkar ettiği İsrail ile olan ticareti kendi elleriyle yayınladığı metin ile itiraf etmiş oldu. Türkiye’de İsrail’e ticaretin aslında n Mahmut Abbas yönetimi üzerinden kurulan bazı şirketler var. Bunlar İsrail’e Filistin’e gidiyormuş gibi ticaret malları gidiyor. Oradan İsrail’e tekrar veriliyor. Bunların şöyle açık verileri var. Şu an Filistin’de geçen yıla oranla inşaat yapı miktarı büyük oranda düşmüş. Zaten Gazze abluka altında yapılıyor. Batı Şeria’da kısıtlama söz konusu. Böyle bir duruma baktığınızda demir, çimentoda bir düşüş görmeniz lazım. Bir bakıyorsunuz bu kalemlerde binlerce kat artış var. Aynı şekilde Yunanistan diye gösterip İsrail’e mal satmaya devam ettiler. Mısır üzerinden devam ettiler. Türkiye’nin limanlarında gemiler vardı. Bir kısmını siz de mecliste dile getirdiniz. Gemi çıkmıyor. Geliyor Haydar Aliyev Limanı’na, Ceyhan’a. Petrolu alıyor, gidiyor. İsrail açıklarında sinyali kapatıp sevkiyatını yapıyor. Filistin’i Türkiye’de hamasete kurban etmek istemiyoruz. Filistin buradan hiçbir siyasi partinin imaj devşirme meselesi değildir. Hiçbir siyasi partinin kendini kahraman göstermek için kullanacağı bir araç değildir. Türk hükümetinin bu konuda hamaset satarak Filistin diye nutuk atmasına mücadele ediliyor çünkü bu hamaset halkı uyuşturarak İsrail’e karşı gerçekçi adımların atılmasını da engelliyor. Siz İsrail’e bebek katili diyorsanız, İsrail’e terörist diyorsanız ona göre muamele edelim. Veya Hamas’ın orada yaptığı şey Anadolu’yu da savunmaksa ona göre bir pozisyon alın. Şu an yaşanan kriz ortada. Hala Türkiye’nin yarın bir gün bu soykırım biterse İsrail’e serbest ticaret anlaşması devam edecek. Bir an önce dursun da ticaretimize devam edelim diye bunu iptal etmediler. Hocam bunu aslında en aşikar olan, Kürecik konusunda da söylediler ama önce şu soruyu soralım. Soykırımın ortağı Amerika, soykırımı destekleyen Amerika, meclisinde ağırlayıp ayakta alkışlayan Amerika, bulunduğu üslerle, edindiği istihbaratla nasıl İsrail’e destek vermez? Soykırımı en çok destekleyen ülke bu. Eğer bir İsrail olmasaydı onu biz yaratmak zorunda kalırdık diyen Amerika, Ama Türkiye’de oluşturmuş olduğu üslerle, elde ettiği istihbaratla, oluşturduğu baskıyla üslerle nasıl İsrail’e herhangi bir destek sağlamaz? Kürecik Radarı ilk kurulduğu yıllarda hükümete yakın STK’lar dahi bu üs İsrail’in güvenliği için kuruluyor denildi ve NATO bünyesine alındı. Normalde direkt ABD üssü olarak kuruluyordu.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Azerbaycan ve Türkiye iki devlet, tek millet. şiarıyla bir bir aradalar ve Azerbaycan SOCAR Türkiye şirketi aracılığıyla Botaş’tan İsrail’e petrolleri akıtıyor ve günlük 700 bin varil petrol akıtıyor. Ak Parti Grup Başkanvekili bizim ısrarlarımız sonucu itiraf etmek zorunda kaldı. Bundan da son derece memnunum. Geçiştirmeye çalışıyorlardı ve biz üstlerine gittik. Varil başına 1.27$ komisyon alındığını açıkladı Grup Başkanvekili Özlem Zengin. Azerbaycan petrol akıtıyor. Türkiye’de buradan komisyon alıyor. Az bir para değil. 1.27$* 700 bin varil günlük kazanç. Daha başka bir söze gerek yok. Korkunç bir rol akıyor ve korkunç bir kazanç var burada. Ne dersiniz buna?

Harun Özkarakaş: Elimizdeki verilerle de şunu görüyoruz ki İtalya diye gösterip sevkiyat gerçekleştiriyorlar İsrail’e. Türkiye ile İsrail arasında ring yapan gemiler mevcut. Ve yakın zamanda açıklanan verilere göre bir buçuk milyar dolar civarında Azerbaycan İsrail’e petrol satmış. Daha fazlası vardır. Çünkü gizledikleri sevkiyatlarda söz konusu. Bu hattan eğer teleport mümkün değilse, yani ışınlanarak gitmiyorsa bu petrol geldi Türkiye’de, geçti. Ceyhan’da Haydar Aliyev Limanı’ndan yüklenip İsrail’e gönderildi ve soykırımda kullanıldı. Filistin konusu kendi ekonomik çıkarlarına ters düşmüyorsa onlar için önemlidir. Kendi siyasi çıkarlarına ters düşmüyorsa önemlidir. Yani ilkesel olarak Filistin’in yanında değiller. Çıkarlar örtüşüyorsa Filistin’in yanındalar. Bugün hükümet bazı açıklamalar yapmasa kendi tabanını da ikna edemeyecek veya Orta Doğu’da almak için bir rolü yerine getiremeyecek. Ondan dolayı bugün Filistin’i konuşuyorlar ama duyarlı gibi gösteriyorlar. Gerçeklik ise tam tersini gösteriyor. Bahsi geçen Azerbaycan’ın petrol konusundaki devlet şirketi Socar, soykırım devam ederken İsrail’den Filistin’lerin işgal edilen topraklarında gaz alma izni aldı. Soykırımın göbeğindeyken. Aynı Socar şu anda gaz arama sahasında %10’luk pay satın aldı. Bunların tamamı soykırım sürecinde gerçekleşti. Yani Azerbaycan, bölgede İsrail’in en büyük müttefiki olarak hareket ediyor. Ben SOCAR Türkiye önünde gözaltına alındım. Sokar önünden AK Parti Genel Merkezi’ne yürüyüş gerçekleştirecektim. Bu, kirli sevkiyatı durdurun demek maksadıyla, barışçıl niyetlerle bunu yapacaktık. Arkadaşlarımla beraber gözaltına alıdıkn. Gözaltı sürecinde bize şunu söylüyorlar. “Azerbaycan kardeşimizdir. Niye bunu yapıyorsunuz?” “Ya benim babam petrol satsa buna dur demem gerekiyor. Yani Azerbaycan kardeşiyse git ona söyle bu zulmü, bu kanlı sevkiyatı durdursun.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Kurmuş olduğumuz Vicdan Vakfı’nın yine bu hafta dünyayı tarayarak yapmış olduğu haftanın örnek vicdan davranışı seçimi yapıldı. Bir son dakika taze haber olarak vereyim ve bu da tabi Filistin’le ilgili. Microsoft’ta yapay zeka alanında çalışan yazılım mühendisi İbdihal İbtehal Abu Saad İsrail’e saldırılarında yapay zeka desteği verildiğini belirterek Microsoft yapay zeka CEO’su Mustafa Süleyman’a şirketin 50. yıl dönümü etkinliğinde tepki gösterdi ve bu yüzden Vicdan vakti de onu haftanın örnek vicdan davranışı yapan kişisi seçti. Belki iyi maaş aldığı bir işten çıkarıldı ve hakaretlere uğradı ancak çok vicdanlı bir iş yaptı. Allah razı olsun. Tüm insanlık adına onu tebrik ediyoruz. Bu vesileyle de anmak istedik. Bugün de programımızın sonuna geldik. 300 program arasında en çok gündem ettiğimiz Filistin konusuna tahsis ettik ve bu konuda 2024 boyunca ve daha öncesinde de tabi ki ama kurumsal olarak yoğun bir gayret sarf eden Direniş Çadırı aktivisti Harun Özkarakaş’a tahsis ettik. Uzun uzun konuştuk. Umarım önemli bir gündem olur ve insanların uyanmasına vesile olur. Duyarlılığın artmasına vesile olur. Orada ölen her bir insan, her bir kadın, her bir hasta, her bir bebeğin vebali üzerimizde. Bunun tüm ağırlığını hissediyoruz. bunu hissettirmeye devam etsin. Hissetmeyenlerden yapmasın bizi diyoruz. Tüm vicdansızlıklara karşı yüksek insani vicdani uyarlarımızı kuruyalım istiyoruz. Haftaya salı günü saat 21.00’da yine sizlerle birlikte olacağız. Hepinize hayırlı akşamlar diliyorum, hoşça kalın.

Yorumlar