15 Nisan 2025
Ömer Faruk Gergerlioğlu: “ÖFG TV’den herkese merhaba. Değerli izleyenler, her hafta salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile size sunduğumuz programımıza bugün de başlıyoruz.
Değerli izleyenler, oldukça önemli günlerden geçiyoruz. İnsan hakları konularının yoğun bir şekilde tartışıldığı günlerden geçiyoruz. Bir taraftan ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, insanların hak ve hürriyetlerine yapılan saldırılar, bir taraftan da buna karşı yapılan savunmalar, gerek Türkiye’de gerek dünyada son derece önemli olaylarla dolu günleri geçiriyoruz.
En ağır ihlallerinin olduğu yerle başlayalım. Filistin, Gazze’de korkunç olaylar oluyor. Hiçbir zaman için unutmuyoruz, unutmayacağız. 2024’te bizim için en önemli konu Filistin’di. Gazze’ydi, masum insanlardı ve şu an Gazze’deki durum inanılmaz bir boyutta. Tarihin en vahşi uygulamaları yapılıyor. Hastaneler bombalanıyor. Savaş zamanlarında bile suç olan fiiller işleniyor. Savaş suçları işleniyor yalnız. İnsanlığa karşı suçlar işleniyor ve maalesef ki gayet rahat İsrail. Dünyanın vicdanlı insanları itiraz ediyor, etmeye devam ediyor, edecek. Etmeli, kabullenmemeliyiz. Evet, çok uzun süren bir vahşet. İster istemez insanız. Bazı şeyler unutulabiliyor, kanıksanabiliyor, alışabiliyoruz. Fakat alışmamalıyız.
Bugün bir fotoğraf gördüm. Bir baba evinde iki kızı, bir oğluyla bir fotoğraf çektirmiş. Aradan bir yıl geçmiş, o çocuklar biraz daha büyümüş. Ama başlarında babaları yok ve arkalarında ev diye bir şey yok. Bu fotoğraf, bu soykırımı anlatan karelerden birisi. Arkadaşlarımız çok iyi yakaladı, öne çıkarsınlar, herkes görsün. Bu fotoğraf öne çıksın, Ne yaşanıyor? Bu çok iyi bir şekilde görülsün. Hiçbir şekilde bu soykırımın mazereti olamaz arkadaşlar. Bu bir soykırımdır. Bizim en önemli konumuzdur. İnsanlık borcumuzdur. Sürekli olarak bu soykırıma karşı çıkmalıyız. İstediği kadar sürekli devam etsin ve alışmamız istensin. Hayır, alışmıyoruz. Bu bir vahşettir ve İsrail’den, ABD’den bunun mutlaka hesabı sorulacaktır. Bu masum yavrularının hesabı mutlaka sorulacaktır. Bunu unutmayalım. Hiçbir baba şu manzara karşısında hislenmemezlik edemez. Bu üç masum yavru şu anda babasız. Belki anneleri de yok. Anneleri zaten ilk karede de yok ve bu çocuklar şu anda yıkılmış, perişan olmuş Gazze’de. Belki sıradan vakalar. Çünkü belki en azından yaşıyorlar diye bakıyorlar. Çünkü bu çocuklar daha kötüsünü yaşayabilirdi. Elleri kolları parçalanıp yaralı bir halde olabilirlerdi veya onlar da hayatını kaybedebilir. Bu fotoğrafı hiç unutmayalım arkadaşlar. Yani bu bizim insanlık borcumuz. İşte son bir yılda Filistin’de ne olduğunun özeti bu fotoğraf. Bunu da hiçbir zaman unutmayalım.
Şimdi önemli bir tartışma var. Filistin taşınsın deniyor. Filistin artık orada durmasın. Evet yani bir taraftan çocuklar ölüyor, bebekler ölüyor, Filistin halkı direniyor ama diğer taraftan da İsrail acımasızca vurmaya devam ediyor. Peki ne yapmalı? Önemli bir tartışma konusu. Şahsen ben insandan yana bir insan hakları savuncusuyum. İnsanların korunması gerektiğini düşünüyorum. Ama bir şekilde de bütün bu direnişlerin sonunda halkanın yok olmaya doğru gitmesi önemli bir soru işareti. Şahsen bu konuda çok net bir şey söyleyemiyorum. Devletlerin birtakım hesapları var. Anlaşılan Türkiye ve diğer bazı ülkeler de bunu kabullenmiş durumda. Filistinleri başka ülkelere nakletme gibi bir hazırlık var. Mısır’a, Türkiye’ye, başka ülkelere gibi. İsrail de bunu hızlandırmaya çalışıyor. “Ben vahşiyim. Ne yaparsanız yapın. Ben soykırım yapıyorum. Banane ne? Ne yaparsanız yapın.” diyen bir ülke var karşımızda. Anlaşılan böyle durum. Bir baba altı çocuğunun cenaze namazını kıldırıyor. Dünya tarihinde böyle bir şey var mı arkadaşlar? Dünya tarihinde böyle bir şey var mı? diye size soruyorum. Bu nedir yani? Bir baba için hissedebileceği sanırım en büyük acıdır. En büyük dramdır. 6 çocuğunun cenaze namazını kıldırmak nedir arkadaşlar? Bu kadar büyük bir acı, bu kadar büyük bir dram olabilir mi? Filistin halkına yıllardır biçilen bu. Yıllardır biçilen rol bu. 10 yıllardır Neredeyse yüzyıla yakındır, bu halk büyük bir acı çekiyor. Bu gördüğünüz babanın, belki dedesi de aynı acıları çekti ve eğer ki bu duyarsızlık devam ederse onun torunları da çekmeye devam edecek. Ama bütün bunların üstünde bir de şu var, hiç kimsenin hesap edemediği bir şey var. İnsanlığın vicdanı bunu kabul etmiyor. İstediği kadar İsrail ve ABD en vahşi, en acımasız, en zalim, en vicdansız saldırılarıyla burayı yerle bir ettiğini düşünsün. Vicdan bunu kabul etmiyor arkadaşlar. İşte bakın vicdan kavramı bundan dolayı önemli. İnsanlığın vicdanı şu hali kabul ediliyor. Ve o yüzden zaten bu kötüler başaramayacak. Çünkü insanlığın vicdanı ne kadar olursa olsun Filistin halkının yanında. Evet, İsrail’in yanında para var, güç var, her şey var. Fakat insanlığın en kuvvetli duygusu da Filistin halkının yanında. İşte biz o duyguya dayanıyoruz.
Bir başka önemli husus, Türkiye’de cezaevlerinde yaşanan dramlar. Her gün ama her gün anlatıyoruz ve ne kadar haklı olduğumuzu son iki haftadır Türkiye’de mahpus bir annenin dramı konuşuldu. Melek Gelir, üç çocuk sahibiydi ve nakil istiyordu. Çocukların yanına gitmek istiyordu. Çocuklar kendisinin yanına geç geliyordu ve bu yüzden anne ve baba çok çırpınıyordu. En sonunda büyük kız çocuğu psikolojik sıkıntılar yaşadı, epilepsi oldu ve bir epilepsi nöbetinde hayatını kaybetti. Bu tabi 400 bini aşan mahpus ailesinin yaşadıklarının 400 binde biriydi. Bu denli vahim bir olay yaşandı ama bir olay yüz binlerin, milyonların ne çektiği ile ilgili bir bilgi verdi. Bir olay vicdanları çok sızlattı. Farklı birçok kesimden insanın vicdanının sızladığını hissettik. Tabi şu ana kadar görmüyorlardı, hissetmiyorlardı. Biz bunun benzeri çok olayı anlattık. Umurlarında değildi ama ben ve arkadaşlarım çok önemli bir gayret içindeyiz. Hapishanelere duyarlıyız. Bize gelen binlerce başvuruyu geri çevirmiyor ve elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Bunun ne kadar önemli olduğu bu olayla ortaya çıktı çünkü bizim için, ben ve arkadaşlarım için zamanında çok önemli olan, diyelim 2024’ün Temmuz ayında bize gelen bir başvurunun, belki binlerce başvuru içindeki bir başvurunun ne kadar önemli olduğu, bayram sonrası gün ortaya çıktı. Bir çocuk öldü.
Bakın, bir çocuk öldü bir ihlal devam ettiği için, bir istek yerine getirilmediği için bu ülkede bir çocuk göz göre göre öldü. Demek ki işimizi yapmamız gerekiyor. İnsanların ölmemesi için işimizi yapmamız gerekiyor. Biz de bunu yapmaya gayret ediyoruz. Melek Gelir’in Bolu T Tipi Cezaevi’ne gitmesi için önemli bir gayret içindeyiz. İnşallah başaracağız. Melek Gelir inşallah en azından kendi ve ailesinin acıları, sıkıntıları, ızdırapları biraz hafiflemesi için Bolu T Tipi Cezaevi’ne gitmeli. Bunun için bir gayret içindeyiz. Bakanlık nezdinde uğraşlarımız devam ediyor ve inşallah Melek Gelir’in Bolu T Tipi’ne gittiğinin haberini veririz. Melek Gelir çok uğraştı. 2.5 yıldır Bolu T Tipi Cezaevi’ne gitmek için uğraştı. Bir mahpus anne, boş boş iddialar yüzünden tutuklanmış ve büyük bir zulüm çekiyor bu aile. Onun gibi yüz binler var ve bu ailenin tek derdi kendi illerinde olabilmek, ailesinin oturduğu ile gidebilmek, bunun için iki buçuk yıldır uğraş veren bir anne ve bunun sonucunda, bunun olmamasının neticesinde de üzüntüler, sıkıntılar içinde hayatını kaybeden bir kız çocuk. Bu tabi ki ülkemizde de son günlerde çok vicdan sızlatıcı bir haber olarak herkesi etkiledi. Ümit ediyoruz ki gerek Melek Gelir, gerekse de yüz binlerce mahpus gaddarlıkla ailelerinden en uzak cezaevine sürüldükleri şu halden kurtulur ve ailelerine en yakın yere giderler. Her kesimden insan için bunu diliyoruz. Mahpusu değil, mahpus yakınlarını cezalandıran bu anlayışa karşıyız. Bu kabul edilecek bir durum değil. O yüzden biz bu konudaki mücadelemizi devam ettireceğiz ve aynı zamanda mahpus annelerin dramlarını azaltıcı yasa teklifleri üzerinde çalışıyoruz. En yakın sürede bunun haberini vereceğiz. Mahpus annelerin sıkıntılarını gidereceğiz. Mahpus bebeklerin çocukların sıkıntılarını giderici. İlginç değil mi? Kulağınızı tırmalıyor değil mi bu cümle? Mahpus bebek ve çocuklar diyor. Ya hocam olur mu öyle mahpus bebek çocuk mu olur diyorsunuz? Evet var. Aylarca yıllarca ağaç, toprak, kuş, kedi görmeyen bebekler oldu bu ülkede arkadaşlar. Haberiniz var mı sizin? Dışarı çıktığı zaman bir ağacın görüntüsünden korkan bebekler oldu biliyor musunuz? Çünkü çocuk O bebek cezaevi dışına çıkıp da dünyaya ait doğal bir şey görmemişti. Siz biliyor musunuz bunu arkadaşlar? Bakın bunlar yaşandı bu ülkede. Yaşandı birileri içine akıttığı gözyaşlarıyla bunu yüksek sesle dünyaya duyuramadı ve acıları içinde yoğruldu gitti. Bunlar bir yerden çıkar arkadaşlar. Önemli bir cümle söylüyorum.
Filistin halkına yapılan zulümler, vicdanın kabul etmeyeceği fiillerdir ve dünyanın bir şekilde bedelini ödeyeceği şeylerdir. Çünkü dünya buna sessiz kalmamalı. Sessiz kaldığı oranda bu bedeli öder. Türkiye’de de bu zulümler, haksızlıklar, insanların çektiği çileler sonucu cezaevlerinde yaşadığı açlık grevleri, kötü muameleler, zorbalığa karşı ayağa kalktığı zaman yaşadığı çıplak aramalar, Filistin halkını savunmak için gayret ederken başına gelen çıplak aramalar, zorbalıklar, darplar, hakaretler, gözaltılar, tutuklamalar, bütün bunlar sessiz kalınacak şeyler değil. Eğer ki bunlara sessiz kalırsanız bir şekilde insani olarak bu bedeli ödersiniz arkadaşlar. Bunu hiç unutmayın. O yüzden biz Adalet Bakanlığı yetkililerine sesleniyoruz. Çocuklar öldükten sonra bir şeyler yapsanız ne olur? diyoruz. Ne anlama geliyor ki artık? Fakat yine de yapınız. Yapmanız gerekiyor. Fakat çok geç kalıyorsunuz. Sayın Bakan Yılmaz Tunç, çok geç kalıyorsunuz. Bakın, öte dünyaya inandığınızı düşünüyorum. Ama bunlar en başta günah. Kabul edilecek şeyler değil. Bu Dünyada üstesinden gelirsiniz ama ya öte dünya? Ne olacak orada? Nasıl hesabını vereceğiz? Allah korusun çok ağır veballer var burada. Yani bunu da hatırlatmış olayım.
Biz bu mücadeleyi sürdüreceğiz arkadaşlar. Mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz. Geçen haftanın bir başka vahim olayı, bir sığınmacıya karşı yapılan bir korkunç fiil ile ilgili bir mahkeme sonucuydu. Afganistanlı Muhammed Nourtani, Zonguldak’ta kaçak bir maden ocağında çalışıyor. Çok zor ve kötü şartlarda çalışıyor. Fakir bir aile, perişan bir aile. Belki boğaz tokluğuna bir yerde çalışıyor ve orada yakılarak öldürülüyor. Olacak bir iş değil. Bu kişi ölümünden sonra maden ocağının ruhsatsızlığı ortaya çıkmasın diye bu kişi yakılıyor. Canlıyken mi yakılıyor, öldükten sonra mı yakılıyor bu da tam net değil. Evet korkunç bir fiil var sonuçta. Yani öyle veya böyle korkunç bir fiil var. Peki ne oldu? Biz bu konuyu hassasiyetle takip ettik ve en sonunda mahkeme sonuçlandı ve bu fiili yapan kişilere yönelik çok hafif bir ceza, 3-5 yıllık bir ceza verildi. Kısa bir sürede de adli bir suç olduğu için kısa bir süre içinde de cezaevinden çıkıp ellerini kollarını sallayarak gezecekler. Yani bu ülkede bir sığınmacı gariban insana yapılan korkunç bir fiilin cezası bu denli hafif arkadaşlar. İnsanlık adına utanacağımız günlerden geçiyoruz. Allah’a şükür ki biz bunlara karşı susmuyoruz. Yoksa vicdanımıza nasıl anlatacağız bunu arkadaşlar? Ben buna susarsam nasıl bunu vicdanıma anlatırım? Bakın öldürüp para teklif ettiler diyor eşi. Korkunç fiiller üstüne fiiller. Gariban bir kadın, Nourtani’nin eşi, yıllarca sürdü, yaktılar, gömüp sustular, beş yıl ceza aldılar, kurtuldular. Öldürüp para teklif ettiler. Ya bu ülkede, Sayın Adalet Bakanı’na soruyorum, adaletin hiç mi zerresi yok ya? Sanıklar MHP’li olduğu için mi böyle bir cezasızlıkla kurtuldular? Ağzını açanın cezaevlerine atıldığı, çıplak arama, hakaret, darp, zalimlik, zorbalık her şeye uğradığı ama korkunç bir şekilde yakılıp öldürülen bir insanın faillerinin ellerini kollarını sallayarak cezaevlerinden çıktığı bir ülke mi burası? Bu nasıl bir şey ya? Nasıl bir şey arkadaşlar? Sığınmacı olduğu için mi bu kadar değersiz? Sığınmacı olduğu için mi bu kadar değersiz Muhammed Nourtani? Hiç insani olarak rahatsız olmuyor muyuz arkadaşlar? O da bir insan, biz de bir insanız. Biz belki ondan zenginizdir, biz ondan belki kuvvetli bir vatandaşızdır. Şu karşıda gördüğünüz insan da bir insan, biz de bir insanız. Ona bu muamele yapılmış karşılığında bir cezasızlık var ve biz bunun karşısında susuyorsak insan değiliz.
Biz programımıza avukatını da davet ettik fakat nedense katılmadı. Yoksa biz konuyu daha ayrıntılı bir şekilde konuşalım istedik. Fakat biz konuyu takip edeceğiz. Unutamayacağımız vakalardan birisi olacak. Hatta bu vakayı her hafta basın toplantılarımızda kabul etmeyeceğimiz çok ağır ihlal vakaları arasına alalım bu vakayı da ve daha bir ayrıntılı inceleyelim. Gerçekten kabul edilecek bir durum değil.
Bir başka önemli gelişme de geçtiğimiz haftadan beri Türkiye’de tartışılan bir konuydu. Türkiye’de bir yasa teklifi vardı ve bu çevre kirliliğine yol açacak iklim kanunu yasa teklifiydi. Uzun bir süredir Sivil toplum kuruluşları buna karşı çıkıyordu. Bugün de Ankara’da ulusta bir kınayıcı basın açıklaması yapıldı. İnsanlar kabul etmedi ve en sonunda yasa geri çekildi. Komisyonda tekrar görüşülecek. Komisyon görüşmelerine inşallah katılırız, daha yakından takip ederiz. Fakat önemli bir direnç de oldu ve bu sefer muhalefetin önemli bir kazanımı oldu. İklim kanununa hayır dedik, önemli bir kampanya yaşandı. İktidar yetkilileri de bu konuda geri adım atmak zorunda kaldı ve bu sefer sivil toplum kazandı diyelim. Bu da önemli bir başarı. Demek ki çok uğraşılınca oluyormuş. Gayret etmek gerekiyormuş. Geri adım atmamak gerekiyormuş. Şunu söyleyelim. Muhalefet olmak demek her zaman yenilgiyi kabul etmek demek değildir arkadaşlar. Gayret etmemiz gerekiyor. Ben bir muhalefet milletvekiliyim ama gayretle, itirazla birçok şeyi başarabildiğimizi de görüyoruz. Bunu da söylemiş olalım. Demokrasilerde sadece iktidar yoktur. Muhalefete de önemli bir görev düşmektedir. Muhalefet de alabildiğine muhalefet etmeli ve bir şekilde koparabildiğini koparmalı fakat çoğunlukla şu ana kadar çok etkili bir muhalefet yapamadık. Bunu da bir öz eleştiri olarak tüm partiler adına söyleyelim.
Biz partilerin zayıf kaldığı noktalarda arkadaşlarımızla beraber bireysel bir muhalefeti de gerçekleştirmeye çalıştık. O yüzden mesela şu gördüğünüz ÖFG TV var. Mecliste yapamadığımızı sanal ortamda, sosyal medyada yapalım dedik mesela. Böyle bir programla 300 haftayı aşkın size sesleniyoruz. Az buz değil. 7 yıllık milletvekiliyim ve 301. programımızı yapıyoruz. Her hafta basın toplantısıyla da biz bu muhalefetimizi güçlendirmeye çalışıyoruz ve önemli başarılar elde ediyoruz. Allah’a şükürler olsun ve bunu da önemsiyoruz. Buna devam edeceğiz. Arkadaşlarımızla beraber. Yerelde de bu konuda uğraş veriyoruz.
Geçtiğimiz hafta Yukarı Hereke’deki taş ocağı son derece büyük bir tehlike arz ediyor. Burada tekrar söyleyeyim. Yukarı Herake taş ocağı ÇED raporuna karşı mücadele veriyoruz. Elimizden geldiği kadar bir mücadele içindeyiz, gayret ediyoruz. Geçtiğimiz hafta Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nda bir ÇED toplantısına katıldık. İtirazlarımızı net bir şekilde ortaya koyduk ve kabul etmeyeceğimizi söyledik. Daha net kuvvetli bir itiraz da gerçekleştirebiliriz. Aynı zamanda bu muhalefetimiz sonrası konunun daha ayrıntılı bir şekilde incelenmesini de sağladık, farklı birçok kurum inceleyecek.
Gerek Türkiye coğrafyasında, gerek Türkiye dışı coğrafyada, gerekse de Kocaeli’de önemli bir gayretle haksızlıklara, ihlallere karşı çıkmaya çalışıyoruz. Yok mudur hatamız? Çoktur, vardır. Büyüklenmiyoruz. Eksikliklerimizi gidermeye çalışıyoruz. Daha iyi işler yapmaya çalışıyoruz ama en başta şunu söyleyelim. Allah’a şükürler olsun niyetimiz iyi. Ben ve arkadaşlarımızın niyeti çok halis. Samimiyiz, iyi niyetliyiz. Halk için gerekeni yapmaya çalışıyoruz ve bu noktada da tüm halkımızdan destek bekliyoruz. Biz yetemeyiz. Lütfen bize yardımcı olun. Bunu da çok net söyleyeyim. Biz sizden güç alacağız ve daha güçlü olacağız. O yüzden sizin önemli desteklerinizi talep ediyoruz. Size çok büyük saygı duyuyoruz. Her şey millet içindir diyoruz. Millet için yapıyoruz. Halkımız son derece değerlidir. Her şeye layıktır. Oylarını aldığımız halkımız her şeye layıktır. Oylarına alamadığımız insanlarımız da çok değerlidir. Ve onlar da bizim iyi niyetimizi görmektedir. Gerek Kocaeli’de gerek ulusal zeminde halkın ve hakkın rızasını kazanmak bizim en büyük şiarımızdır.
Bugün de programımızı bitirelim. Dualarınız ve desteklerinizi bekliyoruz. Bizim için çok değerli. Her şeyin üstünde onları görüyoruz. Allah razı olsun denmesi bizim için çok değerli. Kalpten yapılan dualar, destekler çok değerli, çok önemli. Halkımızın ışıldayan gözleri çok değerli. Vicdanımızın rahat etmesi çok değerli. Bunları çok önemsiyoruz ve o yüzden yolumuza devam ediyoruz.
Haftaya da inşallah buluşacağız. Haftaya Salı günü saat 21.00’da inşallah birlikte oluruz. Hepinize güzel bir akşam, diliyorum. Hoşça kalın.”


























Yorumlar