2 Haziran 2025
ÖFG TV’den herkese merhaba. Her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konuklarıyla size sunduğumuz programımıza bu akşam da başlıyoruz.
Değerli izleyenler Türkiye nefesini tuttuğu son 2-3 haftadır bir önemli yasa teklifini konuşuyor. Herkesin büyük bir beklentisi var. Yüz binlerce mahpus adeta milyonlarca yakını “Bize de bu yasa teklifinden bir şey düşer mi? Yakınımız cezaevinden çıkar mı?” Cezaevindekiler, mahpuslar “Eşimize, çocuklarımıza kavuşabilir miyiz?” diye bekledi. Çok büyük bir beklenti oldu. 10. yargı paketi üzerinde çok şeyler konuşuldu ve bir beklenti oluştu.
“31 Temmuz Covid yasası çıkacak, içine terör de eklenecek.” denildi ve 60-70 bin kişiyi bulan mahpusların dışarı çıkabileceği yakınlarıyla bayramda kucaklaşabileceği ihtimali ortaya çıktı. Bu müthiş bir haberdi ve cezaevlerinde herkes büyük bir beklentiye girdi.
Cezaevlerinde herkes hazırlıklar yapmaya başladı. Bu devlet sözlerine en inanmayan mahpuslar bile son günlere girince onlar bile inanmaya başladı. Bana bunu söylediler fakat büyük bir hayal kırıklığına uğradılar.
Önceki haftalarda ziyaret ettiğim Erzincan Cezaevi’ndeki mahpuslar daha bu iptal ortaya çıkmadan önce bir beklenti içindeyken herkes, onlar da beklenti içindeydi ve büyük bir heyecanla “Bayramda acaba yakınlarımızla buluşabilir miyiz?” diye bekliyorlardı ve ben de açıkçası buna da üzülüyorum.
Benim gibi iktidarı tanımış birisi bile artık “Herhalde caymazlar.” diyerek o Erzincan Cezaevi’ndeki mahpuslara “Bayramda büyük ihtimal evinizde olabilirsiniz.” dedim bir kısmına. Ne bileyim ki böyle sözünde durmayan, ilkesiz insanlarla karşı karşıya olduğumuzu nereden bilebilirim?
Bu kadar sözünden cayan, ilkelerini çiğneyen garip insanlara karşı olduğumuzu nereden bilelim? Ve maalesef son anda iktidar caydı 31 Temmuz Covid yasası yargı paketine eklenmedi. Büyük bir hayal kırıklığı oldu. İntihar edenler oldu. Kalp krizi geçirenler oldu.
Bakın, Kayseri Cezaevi’nde, gencecik bir mahpus, spor yapan, atletik bir adam, 40 yaşlarındayken kalp krizi yaşadı bu iptalden sonra ve hayatını kaybetti. Geçtiğimiz gün toprağa verildi İstanbul’da. İntihar eden kadınlar oldu. Çok zor durumda olduğu için eşini bekleyen ve büyük bir hayal kırıklığına uğrayan, intihar eden kadınlar oldu. Allah korusun kimseye, aman aman bunları gündeme etmek istemiyoruz ama bunlar oldu arkadaşlar.
İnsanlar çok zor durumda. Maddi ve manevi çok zor durumdalar. Haksız, hukuksuz, adil olmayan yargılamalarla zaten hayatları çalınmış, yılları mahpus edilmiş, daha sonra da bedenleri mahpus edilmiş, cezaevine girmişler ama sadece kendileri değil, eşleri, çocukları perişan olmuş durumda. Bu olacak bir iş değil.
İktidar, güvenlik konseptini devam ettiriyor. Demokratikleşme adımları atmıyor ve bundan dolayı cezaevleri ağzına kadar dolmaya devam ediyor. 406 cezaevinde en az 410 bin kişi var. Düşünün yarım milyona yaklaşıyor. Her geçen dakika, şu anda bir dakika geçti valla bir mahpus daha girmiştir cezaevine. Bakın durum böyle . Bu kadar yoğun bir şekilde bir sirkülasyon var.
Cezaevindeki insanlar da bundan dolayı yetkililer bir şey diyemiyorlar “Evet efendim bakanlık gönderiyor, yapacak bir şey yok. Biz de böyle balık istifa atıyoruz içeri.” insanlar tepe tepe cezaevlerinde.
Dün bir mahpus aradı beni bir açık cezaevinden aradı. Ne dedi biliyor musunuz? Gülsek mi ağlasak mı halimize? Arkadaşlar çok üzücü durumunu anlattı ama bir taraftan da gülünç. Şimdi dedi ki: “Ben açık cezaevinde yatıyorum. Açık cezaevindeyim. Çok kalabalık burası ve gece bir ara tuvalete kalktım. Lavaboya gittim. Sonra geldiğimde bir baktım, yatağımda başka bir mahpus yatıyor. Benim yokluğumdan istifade ederek başka bir mahpus yatağa atlamış.” adam yataksız kalmış. Gerçekten gülsek mi ağlasak mı arkadaşlar? ”Bizim burası tepe tepe mahpus dolu.” dedi ve bakın ortam böyle arkadaşlar. Gerçekten inanılmaz bir durumda. Buna bir çözüm bulunması lazım.
Bu akşam bazı mahpus yakınlarıyla konuşacağız. Tabi mahpuslarla konuşamıyoruz. Ben cezaevine gittiğimde mahpuslarla görüşüyorum ama tabi ki bu canlı yayını hapishaneden yapamıyoruz. Oraya cep telefonuyla bile giremiyoruz biliyorsunuz ama mahpus yakınları, mahpusların yaşadıklarını çok iyi anlatacaklar size.
Bu hafta yargı paketini konuşacağız. İktidar yetkilileri de bu programı izlesin. Üzerinde böyle gevezelik yaptıkları, “Efendim biz bunu iptal ettik işte böyle olacak. Bana ne mahpustan, yakınından, çocuğundan.” diyenler bu programı lütfen izlesin. Bakın anneler katılacak bu programa. Çocuklar katılacak. Bakın bu insanlar ne yaşıyor? Anlatacaklar size.
Zorbalıkla insanları böyle haksız, hukuksuz, gülünç yargılamalarla içeri atıyorsunuz. İnsanlar hakkını hukukunu aradığı için terörist oluyor ve hatta darbeci olmadığı halde darbeci ilan ediyorsunuz. İnsanlar içeride stresten kalp krizi geçirip genç yaşta ölüyor. Ardından da siz böyle gayet rahat bir şekilde “Efendim 10. yargı paketinde olmadı. Yekünü beklesinler efendim.” diyorsunuz. Ya bu insanlar için bir dakika önemli. Bakın insanlar gece gündüz uyumuyor. Bir haber bekliyor “Acaba bir şey olacak mı?” diye “Acaba bayrama yakınlarımızla kavuşabilecek miyiz?” diye böyle dakika sayıyor saniye sayıyor. Bu durumda insanlar siz gayet rahat insanları umursamayan bir haldesiniz. Ey iktidar mensupları.
Ekranlarımıza şu anda bir anneyi alacağız ve daha sonra diğer anneyi alacağız. Bir anne ekranlarımıza gelecek. Bir mahpus eşi Heval Tuncer. Eşi Cezaevi’nde. Bir de kucağında bir kızı var.
Gökçe Heval Tuncel Toptaş : Kızım 10 yaşında. Genetik geçişte olan bir hastalığı var. Maalesef ağır engelli. Yürüme, oturma, konuşma hiçbir şey yok. Tamamen anneye, babaya ve bakıma muhtaç. Yaklaşık 11 aydır, bir sene olmak üzere babasından ayrı bir çocuk. Batman’da yaşıyoruz. Biz orada ikamet ediyoruz. Eşim de şu an Ahlat’ta, T Tipi Cezaevi’nde. Eşim 12 yıl önce üniversite öğrencisiyken bir gösteriye katıldığı için ceza alıyor. 8 yıl 1 ay diye üyelikten yargılanıyordu. O zamanlar yaklaşık 14 ay yatmıştı cezaevinde. Çıktı. 12 sene geçti aradan. Geçen sene Haziran ayında cezasının onandığını gördük ve zaten ondan sonra hemen de alındı.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Ne yapmış, suçlu muymuş, itham neymiş?
Gökçe Heval Tuncel Toptaş : Onlara göre “terör örgütüne üye olmak.” sadece Kürt olduğu için. 12 yıl önce yasal haklarını kullandı. Yanlış olan, yasak olan, suç olan hiçbir şey yapmadı.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Partisel çalışmalara katıldı. Ondan sonra siz evlendiniz, ardından bu mahkeme geldi sizi kovaladı ve ağır bir ceza. Örgüt üyeliğinden 6-3 verirler ama yetmemiş 8-1 vermişler. Bu gidişle yıllarca eşinizden ayrısınız gibi.
Gökçe Heval Tuncel Toptaş : Maalesef öyle olacak. Zaman belki az gelebilir, 8 yıl nedir, yatarı 6.5 ama bizim için her gün kıymetli çünkü bizim özel bir durumumuz var. Hatırlarsanız siz, geçenlerde bir tane kızımızı paylaşmıştınız, epilepsi hastası. Annesi cezaevindeydi. Çok talihsiz bir olay yaşamışlardı. Biz de bunu yaşamak istemiyoruz. Engelli bir çocuğumuz var, hayatımız çok zor. Her şekilde zor bir hayat yaşıyoruz. Şu an daha da zorlaştı çünkü engelli bir çocuğa bakmak emin olun çok çok zor. Hele büyüdükçe daha da zorlaşıyor. Bunu tek başına yapmak benim için zor oluyor çünkü Heja belki %100 engelli olabilir ama hisseden bir çocuk. Babasına çok bağlı düşkün bir çocuk. Son zamanlarda hastalığı daha da ilerledi ve farklı bir ilde Ankara’da tedavi görüyor ve ben yaklaşık 1 senedir çocuğumu Ankara’ya götüremedim babası yanımda olmadığı için. Hastaneye gitmek bile bizim için artık bir lüks haline geldi. Şu an tedavisi aksadığı için de nöbetleri daha da ağırlaştı. Nöbetler ağırlaştığı için siz daha iyi bilirsiniz göğsünde tıkanıklıklar oluyor çünkü zorlanıyor. Uzun sürüyor nöbetleri. Evden alıp onu hastaneye götürmek tamamen bizim için lüks şeyler bunlar.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Yargılamada adalet var mı yok mu meselesi ayrı bir konu. Bir şekilde cezaevine girmiş.. Zeyat Toptaş bir şekilde cezaevine girmiş ve böyle giderse uzun bir ayrılık görünüyor ama sanırım ikinci bir çocuğunuz daha var.
Gökçe Heval Tuncel Toptaş : 3 yaşında. Babası girdiğinde daha da küçüktü. Şu an 3 yaşında bir tane de oğlumuz var. Zaten onun için Heja dillendiremiyor ama o sürekli dillendiren bir çocuk. “Babama gidelim, babamın yanına gidelim.” diye sürekli babayı çağıran, özleyen bir çocuk. Biz her şekilde sadece maddi değil, zaten maddi açıdan çok zor durumda oluyoruz. Biz değil, herkes bizim gibi de manevi açıdan daha da zor. Farklı bir il, Batman ile Ahlat arası yaklaşık 3 saat. Zaten daha önce Edirne’deydi eşim. Gidiş gelişler de aynı şekilde zor. Zaten siyasi olunca nedense bilmiyorum yaşadığımız il, hayatımız kolay olsun diye yaşadığımız ilde olmuyorlar genelde. Farklı farklı illerde oluyorlar. Gidip görme açısından mağduriyetler yaşıyoruz ister istemez. Her hafta bizim hakkımız varken görüş, biz sadece ayda bir görebiliyoruz. Bazen göremiyoruz. Zaten Edirne’deyken 9 ay boyunca sadece bir kere görebildik. Çocuğumu bu şekilde kucağımda 10 yaşında bir kız çocuğu hem de hasta nasıl saatlerce kucakta gidebilir az çok tahmin edersiniz diye düşünüyorum. Cezaevine gittiğimde de zaten sürekli kucağımızda kalıyor.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Batman’dasınız. İki çocuk, bir siz. Bu şekilde bir hayatı sürdürmeye çalışıyorsunuz. Peki, ne diyorsunuz? Böyle bir yargı paketi çıktı. Bunu bu hafta konuşmaya başladık. Bu yargı paketi, mahpuslar, cezaevlere girip geliyorsunuz. Çoluk çocuk, sadece siz değil insanlar, genel durum için bir şey der misiniz?
Gökçe Heval Tuncel Toptaş : Biz en son görüşe gittiğimizde oradakiler de sizin anlattığınız gibi biraz önce çok umutlulardı. İlk defa inanıyorlardı. Şu an herkeste çok büyük bir hayal kırıklığı var. Şaka gibi, dalga geçer gibi bir şey yaşadık biz. Geçen haftaya kadar umutla bekliyorduk, heyecanla. Hatta benim oğlum çok fazla inanıyordu. “Babam bayramda eve gelecek.” diye sürekli söylüyordu. 3 yaşındaki bir çocuk hayal kırıklığı yaşıyor. Bu çocuğun büyüdüğü zaman nasıl herkesi sevebileceğini düşünüyorsunuz? Barış deniyor ya hani, bu çocuk büyük bir öfkeyle ve nefretle büyüyecek. Bu çocuk sürekli devletin babasını ondan senelerce ayırdığını düşünecek, babası onun büyüdüğünü göremeyecek, o babasını göremeyecek, hep bir eksiklik yaşayacak ve ister istemez o kin ve öfkeyle büyüyecek bu çocuk. İsteseler de artık hiçbir şekilde bu çocuğa sevdiremeyecekler. Çok büyük bir hayal kırıklığı yaşadık biz. İnançlarımızı, umudumuzu kaybettik maalesef.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki böyle büyük bir hayal kırıklığı var diyorsunuz. Peki siz ne yaşıyorsunuz? Şimdi bir mahpus eşisiniz, yetmedi engelli bir çocuk annesisiniz ve iki çocuğunuz var, ağır engelli bir çocuk. Neler yaşıyorsunuz? Eşinizin yanında olmaması nedeniyle yaşadıklarınızı biraz anlatır mısınız?
Gökçe Heval Tuncel Toptaş : Mecburen her şeye yetişmek zorunda kalıyorum. Dışarının bütün işlerini de ben yapmak zorunda kalıyorum. Kızımı engelli pusetine koyup çarşıya çıkıyoruz ve otobüslerde o kadar yoruluyoruz ki çünkü her şeye üçümüz birlikte yetişmeye çalışıyoruz. Her şeye koşturuyoruz. 12 yıl boyunca benim eşim çalıştı, çabaladı, bir yerlere geldi, çok güzel bir işi vardı. Şu an sanki bu cezayı onaylamak için bizim hayatımızın düzene girmesini, her şeyin rayına oturmasını beklemişlerde birden böyle alt üst etmişler gibi oldu ki böyle de oldu zaten. Hayatımızı tamamen alt üst ettiler ve ben kızımın engelli maaşını alıyorum. Evde bakım maaşı. Bu da zaten şey 10 bin TL gibi bir şey. İkinci bir yardım için devlete başvurdum. Bana söyledikleri şey o da cezaevi yakınlarına verilen 7000 TL’lik bir yardım. Bunun için başvuruda bulunduğumda dediler ki: “Biz size zaten bir yardım yapıyoruz, ikinci bir yardımı yapamayız.” sizin bana verdiğiniz sadece bir 10.000 TL. Ben hayatım düzene girdi demiştim ya, biz yeni bir ev almıştık eşimle, iki sene olmuştu daha. Krediyle aldık çünkü biz hiçbir zaman cezaevine girmeyeceğini düşünüyorduk. Ben şu an her ay 12.000 TL ev taksiti veriyorum. Sizin bana verdiğiniz 10.000 TL ile ben nasıl geçinebilirim? Hadi diyelim bir şekilde taksiti ödedim. Nasıl yaşamımı sürdürebilirim? İkinci yardımı vermemeye yanaştılar. Olmayacağını söylediler bize de.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Engelli çocukla ilgili engelli aylığını almanız zaten lazım, onu alıyorsunuz ama mahpus eşi olduğunuz için mahpuslara yapılan yardımdan da faydalanmanız lazım ama bunu vermiyorlar. Öyle mi?
Gökçe Heval Tuncel Toptaş : Vermiyorlar. “Zaten üstümüze düşeni yapıp bir yardım veriyoruz.” dediler bana.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bu konuda Batman Valiliği Aile Sosyal Yardımlaşma Müdürlüğü şu gördüğünüz çocuğun babası hapiste. Bu çocuğun babası hapiste olduğu için ailesinin çocuğun annesinin bir yardım alması lazım ancak bu verilmiyor. Bu neden veriliyor? Bunu şimdi buradan soralım! Suç grubuna göre mi tasnifler yapılıyor? “Şu suç grubundan olsa verirdik, öbür suç grubundan olsa vermeyiz.” gibi şeyler mi oluyor? Veyahut da oradaki memurun keyfine göre mi oluyor? Sayın Valim size soruyoruz bunu! İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü’nde neler oluyor? Bunu bir açıklayın. Bu çocuk zaten babasız. Manevi olarak annesi çok büyük zorluklar çekiyor. İkinci bir çocuk daha var. İki çocuk başında olan anne anlatıyor “Bizim hayatımız oldukça zorlu geçiyor.” diyor ama bunun yanı sıra hakları olan maddi bir mahpus eşi desteğini alamıyorlar. Bu konuda Batman Valiliği’nden bir açıklama bekliyoruz. Bakalım ne diyecekler? Biz de konuyu bakanlık düzeyinde kendilerine soracağız. Başka yaşadığınız zorluklar, beklentiler, sağlık meselesi de aksıyor zaten. Çocuk tedavi olması gerekirken babasızlıktan dolayı tedaviye gidemiyor anlaşılan. Bu da çok büyük bir sorun.
Gökçe Heval Tuncel Toptaş : Her açıdan sadece tedavi değil, biraz özel olacak ama 10 yaşındaki bir kız çocuğunu düşünün. Bunun duş alması var, yemek yedirmesi var, kişisel bakımları var. Gerçekten tek başına yapılacak bir şey değil. Hastaneye eşim götürüyordu, her şeyi ile eşime ilgileniyordu. Şu an her şey benim elime kaldı. Hem dışarı işleri hem evin hem çocuğun hepsi bende şu anda. Çok mağduruz , sıkıntı yaşıyoruz. En azından kızımızın durumundan dolayı infazı ertelenebilirdi. Zaten boş sebepten, geçersiz, saçma bir sebepten yatıyor da şu anda içeride.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Biliyorsunuz bir hasta çocuğumuz vardı, Yusuf Kerim. Bu çocuğumuz kanser hastasıydı, annesi mahpustu. Çocuk çok büyük acılar çekti ve hasta yatağında öldü. Çocuk hasta yatağındayken annesi hapishaneye girdi. Çocuk bunu tabi anlayacak bir durumda değil. Bizim gibi büyük değil. Çocuk: “Benim en sevdiğim insan niye yanımdan gidiyor?” diye sordu. Kimse anlatamadı. Daha sonra aylar sonra bir yasa çıktı biliyorsunuz ve çocuğun annesi cezaevinden çıktı geldi. Çocuk da 2-3 ay sonra öldü. Biz burada dedik ki; bu yasayı sadece mahpus anneler için yapmayın. Engelli çocuğu olan mahpus anneler için değil, mahpus babalar için de yapın. Mesela Heja Arin. Siz şimdi tek başına çok zorlanıyorsunuz. Mahpus bir baba orada kıvranıyor ve sizin çektiklerinizi düşünüyor, biliyor ve çok üzülüyor. ama yanınızda olması lazım. Bu yasa eksik çıktı. bu yasa da engelli çocuğun mahpus babasının da infaz erteleme alabilme hakkı olsaydı şu an bunları çekmeyecektiniz. Şimdi biz buna babaların da eklenmesi gerektiğini de hep söyledik. Tamam anne gibisi yoktur ama şimdi baba olmayınca siz babalık da yapıyorsunuz. Hem annesiniz hem babasınız. Ne diyorsunuz bu yasa meselesi için?
Gökçe Heval Tuncel Toptaş : En büyük umudumuz barış sürecinin olumlu sonuçlanması. Daha da erken babayla kavuşmak erteleme değil de suçsuz yere yattığı için hiç yatmaması ama tabi ki en azından infaz ertelemesi olsaydı. Bu hani saydığınız bazı isimler var ya hani kaybettik diye umarım içlerinden biri de biz olmayız çünkü babasının en büyük korkusu buydu zaten. Hep bunu söylüyordu. “Ben yokken bir şey olursa.” diye hep bunu söyledi benim eşim. En büyük korku yıllardır bu mahkeme sürdüğü sürece hep şeydi; “Ya Heja yoğun bakımdayken.” çünkü Heja sürekli yoğun bakımda yatan bir çocuk, “Ya işte cezam onaylanırsa, ya alınırsam, ya işte ben içerideyken Heja’ya bir şey olursa.” hep sürekli bunun korkusu vardı bizim içimizde. Vicdanen insanları nasıl rahat edecek bilmiyorum.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Biz konuyu gündem etmeye devam edeceğiz. Mahpuslara genel af veya 31 Temmuz Covid yasası veya hasta çocukların babalarına infaz erteleme bir şekilde bir çözüm bulunmalı ve gözü yaşlı ailelerin sorunları çözülmeli diyoruz.
Gökçe Heval Tuncel Toptaş : Cezaevine gittiğiniz zaman insan hani üzülüyor. “En kötü olan biziz.” ama aslında oraya gittiğinizde o kadar çok fazla var ki. Küçük çocuklar, anneler içeridekiler dışarı çıktığı zaman hepsi gencecik insanlar. Haksız yere, adaletsizce içeride olmaları emin olun psikolojik olarak çok zor bizim için. Onlar için hele daha da zor. Ben kendim için çok üzülüyorum ama içeridekiler için tabi ki daha da zor bir durum ama küçük bebekler için, diğer çocuklar için tabi ki herkes için üzülüyoruz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Biz de yüz binlerce mahpus eşinin yaşadıklarını gündem etmeye çalıştık ve bu infaz yasasındaki 10. yargı paketindeki bu haksızlıklara karşı itirazımızı dile getirdik. Bir şeyleri yapmıyorsunuz adaletsizlik had safhada ama insanlar bu sıkıntıları çekiyor. İktidar yetkilileri bunları görsün. Heval Hanım kızı Arin Heja ve eşi hepsi sıkıntı içindeler. Anne bu durumdaki çocuğunun 24 saat bakımını yapmak zorunda ve maddi manevi her türlü zorluğun üstesinden gelmek zorunda. Allah yardımcınız olsun Heval Hanım. Bir başka anneyle şu anda buluşacağız. O da bir başka derin sorunlar yaşayan anne.
Değerli izleyenler şimdi de bir başka anneye geçeceğiz. Ekranlarımızı hemen alalım. Fatma Okkan. Evet, yurdun dört bir tarafında anneler ağlıyor. Anneler çok zor durumda.
Fatma Okka: Ben İstanbul’dayım. Askeri öğrenci aileleri olarak bütün illerde ailemiz var. Çocuklar Silivri’deydi 9 sene bitmek üzere. 1.5 yıl önce benim oğlumu Burdur’a gönderdiler. Şu anda da peyderpey devamlı dağıtıyorlar.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Fatma Hanım askeri öğrenci annesi. Biraz önce Batman’daydık. Şimdi de İstanbul’dayız. Fatma Hanım’la görüşüyoruz. Çocuğunuz İstanbul’dayken bir de Burdur’a gönderilmişti. Çocuğunuzu bir tanıtın, kendinizi bir tanıtın ilk önce. Eveliyatı anlatın. Çocuğunuz kimdi, neden girdi içeri? Şu an siz ne yaşıyorsunuz?
Fatma Okka: Çocuklarımız böyle peyderpey sevk ediliyor. Sevk edileceğinde de zaten ayrı ayrı illere, ailelerinden uzak bir yerlere sevk ediliyor. 9 yıldır bu durumdayız. Çocuklarımız şu anda hepsi başka illere gidiyorlar ve psikolojik sıkıntı içindeler şu anda. Hepsinin Psikolojisi bozulmuş durumda. Çocuklar çok zor durumda, ağlıyor. Birkaç çocuğumuz tedavi içindeler ama tedaviler de verimli olmuyor şartlardan dolayı. Ben Fatma Okka, askeri öğrenci annesi Burak Okka’nın annesiyim. İstanbul’da oturuyorum. 1.5 yıl önce oğlum Burdur’a sevk edildi. Ağırlaştırılmış müebbet vermişlerdi mahkemede. Onun için hücreye alındı ve hücreden 1 sene sonra Burdur’a sevk edildi. 1.5 senedir Burdur’a gidip geliyorum. Maddi manevi zor şartlar ile gidip geliyoruz. Çocuklarımızın psikolojisi çökmesin, bozulmasın. Sağlık sıkıntılarımız var ama mecburen çocuklarımızın arkasında durmak zorundayız. Başka kimse yok. 9 yıldır dört duvarın arasındalar. Her zorlukla, her koşullarda katlanan evlatlarımız darbeden yargılanıp ağırlaştırılmış müebbetler verildi ve çocuklarımız şu an hepsi de ayrı ayrı illere, ailelerinden uzak illere gönderiliyor. Şu ana kadar askeri öğrenci ailelerinden belki 10-15 sayısını daha bilmiyorum. Ailelerin vefat durumları oldu. Ailesinin vefatına bile gelemeyen çocuklar, tazesine gelemeyen çocuklar oldu. Çok zor durumdayız. Biz askeri öğrenci olarak şu ülkede en ağır şartlarda yargılanıp ve en kötü muameleye maruz bırakılan insanlardanız . Bizim çocuklarımız bu okullara girip, hepsine verimli olup, güzel işler başaracaklar, güzel yerlere gelecekler iken bir şekilde bu hale düşürüldü ve yine de hiç birisi kendini bırakmadı çok şükür. Çünkü suç yok ortada. Suç yok, ceza var. Mahkeme kayıtları, mahkeme delilleri her şey ortada ama suç emsal eden hiçbir şey yok hocam. Gerçekten dosyaya baktığımızda dinlediğimizde avukatlardan baktığımızda suç emsal eden bir şey yok. Bu emsal kararlar da var bu şekilde bu çocuklara emsal gösterecek kararlar da var, erler var, askeri öğrencilerin dosyasının ikisinde tahliyeler oldu peyderpey. biz de çok ümitli olarak bekledik. Peyderpey tahliyeler olur sıra gelecek diye ama hala şu dönemde aftır, anlaşmadır, barıştır diye bahsediliyor. Biz de ümitlendik tekrardan ama şu anda çocuklarımız evlerine gelmesi gerekirken birisi anyaya gidiyor, birisi Konya’ya gidiyor. Aileler çocuklarını zaten zor şartlarda 2-3-6 ayda bir ziyarete edebiliyorlardı. Şimdi daha farklı illere gidiyor. Yeniden bize bir 15 Temmuz yaşatma çabasındalar. Biz bu ülkeye Ne yaptık ki? biz bu ülke için elimizden geleni yaptık. Sanki biz bu ülkenin vatandaşı değilmişiz gibi muamele görüyoruz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Hem yıllardır hapiste, bir de İstanbul’dan ayrıldı, Burdur Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne gitti. Zorlu bir hapishane. Tecridin olduğu bir hapishane. Hem o hem siz oldukça zor durumdasınız. Hem mahkumsunuz.
Fatma Okka:Biz de zor durumdayız. Benim sağlık sıkıntılarım çok zaten. Ama zor şartlarda da gidip çocuğumu görmek arkasında durmaya çalışıyorum. İstanbul’dan Burdur’a gidiyorum. Aracım yok. Sultanbeyli’de oturuyorum. Dudullu’ya gidiyorum, taksi parası veriyorum. 400 lira. Oradan gidiyorum, farklı farklı şehirler arası otobüs parası veriyorum. Burdur’a gidiyorum, cezaevi çok uzakta. 450 lira orada taksi parası veriyorum. Dönüşü de aynı şekilde. Gece evime gelirken azıcık 450 lira taksi parası veriyorum. Benim oraya gidip gelmem sadece 5000 lirayı geçiyor çocuğum ne yiyecek? İçeride kantin masrafları var. 5-10 bin lira ona yatırsam. Benim eşim inşaatçı, inşaatta çalışıyor. Maddi konularda bu şekilde zorlanıyoruz ama manevi konular daha da çok yıprattı bizi. 9 yıldır yaşamadığımız hiçbir şey kalmadı. Bu olaylara ilişkin artık çocukların psikolojisi dayanmıyor. Olaylara müteakip hiçbir şey konuşamıyoruz, doğaçlama konuşuyoruz. Olaya ilişkin hiçbir şey konuşamıyoruz, hemen psikolojileri kaldırmıyor artık.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Yasa tartışmaları var. Bu konuda ne diyorsunuz? Şu anda bu geçtiğimiz haftalar ve bu hafta herkes 10. yargı paketini konuşuyor. Beklentileriniz neydi? Yüz binlerce mahpus ve milyonlarca yakını bu yasa konuştu. Sizin açınızdan bu konudaki beklentiler neydi?
Fatma Okka: Bizim zaten suçumuz yok elhamdülillah alnımız ak başımız dik her zaman. Bu gencecik çocukları cezaevinde boşuna durduruyorlar, boşuna tutuyorlar bilmiyorum. Biz de bu süreçler başladığından beri dedik ki: “Bu zamana kadar tuttular zaten. Bizim çocuklarımız vurup kıran çocuklar değil, sakin ve disiplinli bir aileyiz.. Bir saygı çerçevesini aşmadan süreci bekledik. Ha bugündür, ha yarındır, ümitle bekledik ama şu an ümitlerimiz sanki suya düşmüş gibi. Barış süreci konuşuluyor. Bu çocuklar hakkında hiçbir konuşma yok . Hiçbir düzenleme, hiçbir dönüş yok. Biz elimizden geldiği kadar duyurmaya, meclise, vekillere, partilere, Adalet Bakanlığı’na tweet atıyoruz, ulaşmaya çalışıyoruz ama bizler için hiçbir dönüş olmuyor. Kimseyi ayrıştırmıyorum ama suçlu olan insanlar mesela biz bu 9 yıldan beri çok cezaevlerinde çok şeyler gördük, yaşadık. Bakıyorsun 3-5 ay sonra çıkıyor. Bizim çocuklarımıza “Sen şunu işledin, şu suçun var.” diyerek hiçbir dosyasında bir suç yok, hiçbir delil yok. Biz dedik ki; mahkemelerde canlı yayınlansın ve avukatların buldukları görüntüler hepsi mahkemeye sunuldu. Hiçbirini kabul etmediler, hiçbirini yayınlamadılar. Biz istedik ki canlı yayınlansın mahkemeler, her şey görülsün ve suç teşkil eden bir şey varsa o da görülsün. Kamera görüntüleri her şeyleri ortaya çıktı. Bunları da avukatlarımız sundu. Hiçbir şeyi kabul etmedi mahkeme. Direkt doğaçlama cezaları uyguladı. Ceza verdi. Müebbet onadı gitti. Cezaevine küçük fareler girmişti koğuşlara bir iki yıl önce bu olay oldu. O küçücük fareler hani düşünmemişler ki içeri girer bize zarar verdi. Avluda peynir ve onların yiyeceği sevdiği şeylerden veriyorlardı ki aç kalmasın. Böyle çocukları harcadılar. Dört dörtlük zeki çocuklar hepsi cezaevinde okuyorlar. Şu anda benim oğlum Burdur’a geçtiğinde hukuk okumaya başladı. İstanbul Ticaret Üniversitesi’nin hukuk bölümünü %100 burslu kazandı. Cezaevinin imkanlarıyla, cezaevinde ne kadar imkan sunuluyor? Benim dışarıdan götürdüğüm ders kitaplarıyla ve şu anda da Tarım Teknolojisi bölümünü okuyor. Yabancı dilleri okuyorlar, sınavlara giriyorlar. 80’den aşağı, 85’den aşağı alan yok . Hepsi böyle rekor kırıyor. Bu çocukların bir suçu olsaydı bunlar bir suçlu olsaydı suç işleyecek bir kişi olsaydı cezaevinde 30-40 kişilik koğuşlarda bu kadar insan kaldılar. Hiçbiri birbirinden şikayet etmedi. Hala da hiç şikayet etmiyorlar. Şu anda psikolojik sorun yaşayan çocuğumuz var koğuşta. Bugün görüşte hepsinin ailesiyle görüşü konuşması “Aileye destek, bu çocuğa destek söyleyin. Ne yapabilirsek, psikolog desteği verilebilir. Ne yapılabilirse hepsi o çocuk için.” bir tane arkadaş nöbetleşe çocuğu takip ediyorlar. İçeride durup dururken bağırıyor, çığlık atıyor. Kendine zarar verir diye nöbetleşe onu bekliyorlar, takip ediyorlar. Daha önceden de aynı şekilde bir çocuğumuz oldu. O biraz yoluna girdi, ilacını kullanıyor. Biraz tedavi süresinde ama ilacını bırakırsa aynı şekilde devam ediyor. Bütün çocuklar da artık psikolojik olarak son safhada böyle sinir uçlarına gelmiş. Biraz daha bunlar böyle sürerse bu devlet, bu millet bu çocukların vebalinden hepsi sorumlu olacaklar. Akıllı, üstün zekalı çocuklarımızı tutup cezaevine koydular. Allah korusun deli olarak çıkarırlarsa vicdanları ne kadar rahat edecek? Biz bunları merak ediyoruz. Bunun artık bir çözüm sürecine girmesini bekliyoruz. 9 senedir 17 tane bayram geçti, bayram gelince artık bayramlardan Allah’ın gücüne gitmesin, nefret eder olduk . Bayram bizim neyimize? Evlatlar orada, ayrıyız. Bu kadar zaman, bu kadar süreç, adam öldürme yok, kimseye silah doğrultma yok, kimsenin canına, malına zarar verme yok ama zulmün daniskasını yaşıyoruz . Gerçekten üstüne üstüne azalacağına zulüm daha çok üstüne koyup işte çocuklar böyle ailelere zulüm. Zaten aileler çocuklarını üç ayda beş ayda bir görüyor. Şimdi farklı illere gittiler, daha çok zorlandı.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki. şimdi bu yargı paketi meselesindeki hayal kırıklığı mahpus ve yakınlarında nasıl bir eklenti vardı?
Fatma Okka:Böyle olması bizi çok üzdü gerçekten. Bütün ailelerin de çocuklarımızın da hapiste olan insanların hayal kırıklığı oldu. İnsan bir ümitle yaşıyor zaten. Ümitlerimiz kırıldı. Karşılığında bir suç olsa da bizi almasalar, bu sepete koymasalar tamam. Gerçekten acınacak halimiz var . Şu güzel ülkemizi bu hale getirdiler. Biz bu ülkenin vatandaşı değil miyiz? Biz kime hizmet ediyoruz? Kime güveniyoruz? Neden bizi bu hale getirdiler? Bu duruma düşürdüler? Hadi çocuklarımız bir hata vardı misal suçlu. Bu çocukların başında komutanları vardı. Üstleri vardı. Komutanı dedi ki mahkemede. “Bu kadar çocuk bana aittir. Bu kadar çocuk benim emrim altındadır. Eğer ki burada bir suç varsa bütün suç benimdir. Bu çocukları bırakın. Bu çocuk sayısı kadar bana ağırlaştırılmış müebbet verin. Bu çocukların hiçbir suçu yoktur.” dedi. Alay komutanı. komutanlar bu çocuklara söyledi. “Biz çıkardık. Terör saldırısı var. Bize bilgi böyle geldi. Bizim çocuklarımız Yalova’daydılar. Yalova’dan aldık okuluna götürüyoruz terör saldırısı için. Yolda haberler değişti. Darbe olayları. “Benim emrim altındaydı. Bu kadar çocuk benim emrim altındaydı. Bu çocuk sayısı kadar bana müebbet verin ama benim çocuklarımı bırakın.” dedi alay komutanları üst komutanları üstleri ama hiçbirisi göz önünde bulundurulmadı. Söz konusu bile olmadı. Hepsini onayıp onayıp hakim geçti müebbet verip verip dinlemedi. Kalem oynattılar sadece.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Umarım adalet tecelli eder.
Fatma Okka: Biz dört gözle bekliyoruz. Gençlerimiz heba olmasın cezaevlerinde. İnsanlar heba olmasın. 70-80 yaşında hastalarımız var. Küçücük bebeklerimiz var. Hasta insanlar cezaevinde, hastanede yatağına bağlı cezaevinde o şekilde zaman geçiriyor. Yaşlılar kendi ihtiyaçlarını göremeyecek durumda cezaevinde. Bebekler cezaevinde, gençler cezaevinde. Bizim ülkemiz nereye gidiyor? Başkalarının ülke refah seviyeleri yükseldikçe bizim ülkemiz çöküşe gidiyor. Ülkemizin başına gelecek en güzel gençler cezaevinde çürüyor hocam. Ben de teşekkür ederim. Bütün öğrenciler adına da teşekkür ederim. İnşallah tez zamanda bir çözüm bulunur. Biz devletimize güveniyoruz. Her zaman arkasındayız ve artık bu zulümlerin bu cezaların gereksiz cezalarında son bulmasını bekliyoruz. Barıştan yanayız. Her zaman barış bekliyoruz. Barış istiyoruz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Değerli izleyenler mahpus eşleri, mahpus anneleri büyük sıkıntılar yaşıyor. Bugün de programımıza konuk ettik. Anneler, eşler bir çıkmaz sokaktalar, bir kısır döngüdeler ama arayışlarını, adalet taleplerini gündeme getirmeye devam ediyorlar.
Yargı paketi evet bu halde fakat istediği kadar iktidar bunu engellesin. Bu konuda bir gelişme olması arzusu, adalet talebi çok yoğun bir şekilde hissediliyor ve biz de bunu gündeme getirmeye devam edeceğiz. Evet bugün de programımızı burada bitiriyoruz. Haftaya Salı günü saat 21.00’da yeni bir ÖFG TV programımızda buluşana kadar hayırlı akşamlar, hoşça kalın.


























Yorumlar