30 Haziran 2025
ÖFG TV’den herkese merhaba. Her hafta salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konuklarıyla size sunduğumuz programımıza başlıyoruz.
Değerli izleyenler, bu hafta bitmeyen bir meseleyle ilgili konuşacağız tekrar. Neden Filistin meselesini bu kadar gündem ediyoruz? Çünkü tüm meselelerin üstünde orada insanlar ölüyor, kadınlar ölüyor, çocuklar ölüyor. Hastalar perişan ve bir soykırım yaşanıyor.
Evet, Türkiye’de ve dünyada büyük sorunlar var ancak tüm bunların üstünde şu anda dünyada bir yerde yaşanan bir soykırım var. Bu korkunç ve 1.5 yılı aştı.
Dünya devletleri genel olarak sessiz kaldı. Dünya toplumlarının vicdanlı insanları buna tepki gösterdi ve gelinen noktada hala sorun bitmiş değil. İsrail vahşi bir güç olarak sağa sola saldırıyor. Filistin halkını yok etmeye çalışıyor. Her gün ama her gün insan öldürüyor. Yerle bir edilmiş bir Gazze var karşımızda. Korkunç bir sahne.
Bize İkinci Dünya Savaşı sahnelerini gösterip “işte bir zamanlar dünyada böyle şeyler olmuştu arkadaşlar bir daha savaş olmasın.” diyenler dönüp de Filistin’e baksın, Gazze’ye baksın. İkinci Dünya Savaşı’ndan daha beter bir tabloyla tam bir soykırım yaşanıyor. Buna dünya devletleri sessiz kaldığı gibi Türkiye iktidarı da sessiz kalıyor. Diplomatik ilişkiler devam ediyor, ticaret devam ediyor.
Azerbaycan’dan petrol akıyor, Türkiye komisyon alıyor. Herkes para kazanıyor ve İsrail’de uçaklardan bombaları atıyor Gazze’deki, Filistin’deki insanların üstüne. İşte tüm bunlara karşı Gökkuşağı Derneği Başkanı Filistin dostu Fevziye Şenoğlu ile bu akşam konuşacağız.
Fevziye Şenoğlu önemli bir sivil toplum aktivisti, yıllardır büyük bir mücadele veriyor. Aynı zamanda kendisi bir öğretmen, edebiyat öğretmeni ve yıllardır haksızlıklara hukuksuzluklara en çokta Fİlistin’de işlenen cinayetlere karşı çıkıyor. Tüm gücüyle fiziksel, ruhsal tüm gücüyle bu vahşete dur demeye çalışıyor ve bundan dolayı birçok eylemler yaptı.
Şu anda mahkemelerde yargılanıyor ancak durmadı ve en son olarak da önemli bir aktiviteye imza attı. Biliyorsunuz sivil toplum aktivistleri devletlerin bir şey yapamadığı bir yerde önemli bir çalışma yaptı. İşte Filistin’e Özgürlük Filosu Vicdan Gemisi çıkardı. Akdeniz’de İsrail onu bombaladı. Ardından Madleen Gemisi çıkardı ki bu Filistinli bir balıkçı hanımın ismiydi. Onunla yardım kavuşturulmaya çalışıldı. Nispeten yardımlar ulaşmadı ama çok önemli bir, sansasyonel bir haber oldu, çok önemli bir baskı oldu İsrail üzerine. İsrail üzerine artan baskılar oldu ve ardından Afrika üzerinden yürüyen bir konvoy, Refah’a doğru giderek sınırda Gazze’lilere elini değdiremese de ruhen, manevi olarak bir el uzatmak, destek olmak istedi ve bunların arasında yüzlerce kişinin arasında Türkiye’den Fevziye Şenoğlu hanımefendi de vardı. Her şeyi bıraktı ve Mısır’a gitti. Tüm zorluklara, engellemelere, olumsuzluklara, Mısır’ın olumsuz tavrına rağmen yakınlarıyla beraber Mısır’a gitti, Kahire ve ondan sonra yaşadıkları var.
Fevziye Hocam, neler yaşadınız, bir önemli süreç yaşadınız ve Mısır’da, Kahire’de ve diğer bölgelerde yaşadıklarınızı kamuoyu merak ediyor. Birçok önemli engelle karşılaştınız.
Fevziye Şenoğlu: Bu organizasyon dediğiniz gibi belki de dünya çapındaki bu kadar büyük Gazze’ye yönelik büyük bir sivil hareketti. Daha önce de ben Mavi Marmara Gemisi’ne katılmıştım bir sivil hareket olarak biliyorsunuz 10 tane Türk vatandaşı öldürüldü. 52 kişi yaralandı yine Türkiye’den. O da büyük bir sivil harekettir. Ben onda da bulunmuştum. Burada da Mısır’a bu konvoy düzenlendiği zaman, biliyorsunuz 7 Ekim’den beri hani biz 8 Ekim’de hemen çalışmalarınıza başladık. Bunu biz bir insanlık sorumnu, bir sadece İslam bir mesele değil, aynı zamanda insani bir mesele olarak görüyoruz. Gerçekten de tüm vicdanlı insanlarla yönümüz Gazze’ye olarak bütün çalışmalarda var olmaya çalıştık. Sizler de şahit olduğunuz sözü yerinde söylemek için yeri geldi Ceyhan’da Botaş’a gittik, yeri geldi Beştepe’de günlerce soğukta, karda, kışta nöbet tuttuk. Defalarca nöbette bulunduk. İstanbul’da, Ankara’da, Diyarbakır’da, Urfa’da ulaşabildiğimiz her yerde Gazze’nin sesi olmaya çalıştık. En sonunda bur Mısır’a bu konvoy düzenlendiği zaman aslında ben önce aile ve sevgililerden gidemem diye düşündüm. Daha sonra bu konuyu halledince March Gazze Organizasyonu’na başvurdum. Fakat orada da organizasyonda yer kalmadığını söylediler. Ankara’dan aktivist abim, İstanbul’dan damadım, kızım, onlar da aynı zamanda Gazze ile ilgili yürekleri yanan insanlar. Hep birlikte biletlerimizi aldık ve bu organizasyon için yola çıktık. Biz yola çıktığımız zaman da gerçekten de aşırı bir baskı ve aşırı bir korku kültürü vardı. Ben bu hegemonya kuran sistemlerin, despot sistemlerin en büyük silahının korku olduğunu düşünüyorum. Çünkü daha oraya gitmeden ülkemizde böyle çok büyük bir korku kültürüyle “bir şey yapamazsınız, gidemezsiniz, sınırdan döndürülürsünüz.” ama biz yolları açan Allah olduğuna iman ettiğimiz için gitmeye karar verdik ve gittik. Hatta havaalanında indiğimiz zaman normalde bizi orada Filistinli, Mısırlı karşılayacaktı. Fakat orada haber aldık ki Filistinler havaalanınayaklaştıkları zaman tutuklanma kararı çıkmış. O yüzden onlar gelemediler. Biz kendimiz artık herhangi bir taksiyle otele gittik ve Allah da yerleştiren en güzeli Hazreti Muhammed’in duasında ki gibi bize o dua ediyoruz. En güzel yere yerleştirmesi için tam piramitlere yakın ileride de bize çok yardımcı olacak bir otele biz yerleştik. Giza bölgesine belki gittiyseniz biliyorsunuzdur hocam o bölge. Tam turistlerin gittiği ve böyle şey, tarihin canlı olarak görüldüğü, yaşandığı, sosyolojinin çok canlı olarak yaşandığı bir yerdi. Oraya biz yerleştik. Tabii ki biz yoldayken bizim, ben yeşil pasaport sahibiyim, yenilenme vesaire gerektiği için de biz bir gün geç gittik. Biz 13’ünde gittik ama 13’ünde de en büyük olaylar zaten orada yaşanmıştı şu anda ekranda gördüğümüz gibi. 14’ünde buradaki olayları yaşayan arkadaşlarımız bizim otelimize geldi, yerleştiler. Bizim Filistin Yürüyüş Platformu’na da mensup olanlar. Daha sonra İstanbul’dan yine arkadaşlar geldi, Hatay’dan arkadaşlar geldi. Bizim otel biraz daha kendi aramızda toplanmaya, konuşmaya müsait olduğu için de daha böyle rahat oldu. Arkadaşlar da oraya geldi ve biz orada kalmaya başladık. Biz o gün March Gazze organizasyonunun cumartesi günü bugün hiçbir şey yapılmayacak. Sadece beklenilecek ve biz toplantı yapacağız bütün ülkelerin delegasyonlarıyla. Sonra akşama açıklama yapılacak denildi. Tabii bu açıklama gece ancak birde geldi bu açıklama bir sularında ve herkes heyecanla bekliyordu orada ne olacak, ne gidecek diye. Gelen açıklamayla herkes şok oldu. Hani ben organizasyona dışarıdan katılan biriydim ama bizim oteldeki arkadaşlarımız bilakis o organizasyonun içindeydi. WhatsApp gruplarından toplantılarının sonuçlarını vs. takip edebiliyorduk. Orada yapılan açıklamada da şu söylendi. Artık delegasyonlar uzun süren bir toplantı yaptı ve biz bu hareketi burada bitireceğiz. Eylem amacına ulaştı. Türkiye yetkilisinin resmen açıkladığı şey buydu. Kendi cümlelerini kullanıyorum. Eğer buradan da öte biz bir şey yapsak artık bizim başımıza bir şeyler gelecek ve dünya halkı bize üzülecek. İleride biz daha başka şeyler yapmak üzere biz artık bu hareketi burada sonlandırıyoruz. İsteyen turistik amaçla kalabilir ama herkes ülkemize dönsün, ülkesine dönsün diye bu şekilde açıklama geldi. Tabi bu çok büyük bir hayat kırıklığı ve büyük bir moral kırıklığı oldu. Hatta denildi ertesi gün belki elçilik önünde ya da bir yerde bir basın açıklaması vesaire yapılabilir diye. herkes böyle bir belirsizlik içinde beklemeye başladı. Ama sizin de takip ettiğiniz gibi Türkiye’deki arkadaşlarınız da takip etmiştir. Biliyorsunuz birinci gün gerçekten de Mısır hükümeti gerek o baltacılar dedikleri aslında baltacı değiller ama böyle anarşist diyebiliriz ya da böyle gerçekten halktan ama örgütlenmiş ve bilerek onların içerisine salınmış saldırıcılarla yüz yüze kaldılar. Onlar olsun, Mısır polisi olsun gerçekten de acımasız bir şekilde aktivistlere müdahale etmişti. Onlar gece otellerine döndüler, arabalarla Kahire’ye getirildiler. Biz de kendi otelimizdeydik. Herkes büyük bir heyecan içerisindeydi. Hani ben aslında şunu da söylemek istiyorum. Bizim otele gelenlerle biz gerçekten hani şunu ben söylüyorum. Hani şeytan kendi dostlarını korkuturdu ya Allah-u Teala. Gerçekten biz korkmadan kendi otelimizde mesela restoranda gelenlerle toplantı yapıdık, görüşmeler yapıyorduk. Ne yapabiliriz? Tekrar nasıl biz bir girişimde bulunabiliriz? İnanın oraya gerçekten de ben çok şunu altını çizerek söylemek istiyorum. Artık aileleriyle helalleşmiş ve ölmeye gelen gençler vardı. Türkiye’den gördüklerimiz ve yurt dışından gelenlerle tanıştıklarımızda öyle canını ortaya koymuş insanlardı. Birdenbire delegasyonlar bu kararı alınca büyük bir hayal kırıklığı oldu çünkü bir taraftan biliyorsunuz Sumut konvoyu Cezayir, Tunus, o konvoydan gelenler, o hareketlik, Madleen gemisinin oluşturduğu hava. Demin dediniz, evet yardımlar ulaşmadı Gazze’ye. Marmara’da ulaşmadı ama vicdanlar ulaşmıştı oraya ve vicdanlarda İsrail’in yargılanışı gerçekleşmişti. Bütün hava devam ederken delegasyonun böyle karar alması herkese büyük bir hayal kırıklığı oluşturdu. Biz de dedik ki bu organizeye aykırı bir şey yapmayalım. Etik değildir. Bekleyelim bakalım süreç nasıl işleyecek. O süreçte ülkelerine dönenler oldu. Biz bekledik. Ertesi gün pazar günü biz şöyle bir haber aldık. Yunanistan ekibi aynı zamanda İtalya ekibi, İsveç ekibi kendi aralarında 300-400 kişilik bir toplantı düzenlediler. Hatta Türk yetkilileri de aramışlar. Türkiye delegasyona ulaşamamışlar. Bu da ayrı bir soru işareti. Nasıl ulaşamıyorlar? Ya da pardon, nasıl ulaşamıyorlar? Neden ulaşılamadı? Onlar neden yanıt vermedi diye düşünüyorsak benim için büyük bir soru işareti bu. Daha sonra onlar orada dediler ki biz devam edeceğiz hareketimize. Türkiye’den de bazı bağımsız şekilde aktivistler oraya katıldı toplantıya. Biz onlarla böyle bir iş birliği içindeyken, dedik ki biz zaten bağımsız olarak geldik bu delegasyon, March Gazze’den bağımsız olarak geldik. Şu anda da her şeyi bitirdi onlar, biz ne yapabilirsek diye düşündük ama ilerleyen günlerde maalesef Mısır hükümeti onlara da büyük baskı yaparak delegasyon başkanlarını tutuklayarak maalesef Yunanistan ekibi de ülkesine dönme kararı aldı. Böylelikle büyük bir hareket kırılmış oldu. Gazze sürecinden beri dünya çapında başlayan en büyük sivil hareket ve yaygın hareket. 82 ülkeden gelen aktivistlerin olduğu söyleniyordu. Bu kadar büyük yaygın ve bu kadar mesela biz bir buçuk yaşta bebekle gitmiştik. düşünün büyükler, küçükler, yaşlılar, her millet insanlar oradaydı ve biz aslında oraya Mısır hükümeti bizi güllerle karşılayacak yolları açacak diye gitmemiştik. O yüzden o hareketin kırılması aslında eylemle kırılmasıydı. sivil bir hareketin kırılmasıydı. Orada ilk şoku yaşadık gerçekten de.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Siz yılmadınız ve kalmaya devam ettiniz. Aslında bu şu şuna bir temas ettiniz. Bu önemli bir cümle. Gazze’deki soykırımdan sonra en güçlü sivil toplum hareketi dediniz. Drklı ülkelerden insanların bir araya geldiği, sadece bir ülkedeki bir miting değil de farklı ülkelerden aktivistlerin bir araya geldiği en güçlü sivil toplum hareketi dediniz ve hakikaten de çok güçlü bir motivasyonla oraya gitmişti insanlar siz ve diğerleri sanırım. Çünkü Madleen Gemisi’nde önemli bir başarı sağlanmıştı. Önemli bir kamuoyu baskısı oluşmuştu. Ve İsrail de pek iyi bir durumda değildi gördüğüm kadarıyla. Ne diyorsunuz? İsrail bu durumdan oldukça rahatsız mı oldu ki bu sivil toplum hareketine yönelik bu baskıyı yaptı?
Fevziye Şenoğlu: Hocam gerçekten de ben aslında şunu zaten biraz sonra anlatacağım. Aslında Gazze’nin dayatma sınırlarından ve Avrupa’nın ya da o bütün yardımların engellendiği yere Refah’tan başlamadığ, Refah sınırından, ta başka ülkelerin havaalanlarından ve başladığını ve başka ülkelerin sınırları içerisinden de sınırlar çizildiğini ben anladım. Biz hep sınır kapısını, Refah sınır kapısını zorlayalım, zorlayalım diye gittik ya amaç oraya kadar gitmedi ama biz en büyük gördüğümüz şey aslında sınırlar Refah’tan başlamıyor zihinlerde, kalplerde ve gerçekten de ben orada artık iyice kanaat getirdim ki Gazze’ye karşı büyük bir şer cephesi ve bir koalisyon dünya çapında bir koalisyon var ve bunların liderlerini oluşturduğu ve halkların, uyuşturulmuş halkların desteklediği bir sınır çizilmiş ve Gazze bütün dünyaya karşı bir mücadele veriyor. Çünkü orada biz bu kadar büyük bir sivil hareket nasıl kırılabilirdi? Mesela sonra biliyorsunuz Ankara’da ulusal toplantı yapıldı. March Gazze Türkiye ayağı toplantı yaptı. Orada işte toplantılar yapıldı. Aslında orada Türk Büyükelçiliği’nin içerisinde bir basın açıklaması yaparak bizim ülkemiz bu sivilliği kırmıştı. Zaten biliyorsunuz bizim ülkemiz nasıl ki Sisi masum değilse o Mısır dediğiniz zaman sosyolojik olarak mısır, tarih olarak mısır ve Gazze konusunda Mısır diye ayırarak kafamda sınıflandırarak konuşuyorum. Artık öyle bir sosyoloji oluşmuş ki Mısır’da kesinlikle bir yerde Filistinliyi konuşmak, herkes böyle birbirine bakıyor. Her üç kişiden bir kişi istihbarat olabilirdi. Gerçekten böyle herkes birbirinin gözüne bakıyor. Özgür Filistin demek, ya da Filistin’le ilgili bir takı, ya da bir toka, ya da bir amblem, ya da bir kefiye. Şu kefiye mesela polisler gördüyse onu hemen bir suç aletini buldum der gibi. Ne yapıyorlar? Senden alıyorlar. Halkın dilinde asla bu cümleler yok . O yüzden biz dedik ki bu İsrail nasıl bir ittifak kurmuş ki bunlar bu şekilde başarılı oldular ve bizim ülkemizde bu ittifakın nasıl içindeki sizler de izlediniz. Türk Büyükelçisi’nde oradaki davranışı böyle üst perdeden aktivistlere böyle dayatması, konuşması, ayrıyeten elçiliğin içinde basın açıklaması yapılan Nerede görmüş bir sivil hareketin bir elçiliğin içerisinde? Hani bunun adını ne koyuyorlar? Burası güvenli bir yer. Ya kime karşı güvenli? Bizim Mısır hükümetiyle nasıl bir anlaşmalarımız var ki onlardan biz kendimizi güvende hissetmek için Filistin dostlarını ancak elçiliğin içerisinde koruyabiliyoruz. O yüzden ve aktivistler de gerçekten bu sivilliği kırdılar. Maalesef burada büyük bir hakka girildiğini görüyorum. Bazıları farklı düşüncelerle oraya gelmiş olabilirler ama gerçekten bak biri de benim damadımsa ağlıyor ağlıyor helalleşerek ve şehit olmak üzere. Bıçak kemiğe dayandı değil bıçak kemiği zorlanış. Dün gördünüz ya kaç tane yanan insan biz izleyeceğiz. Kucaklarına kömürleşmiş bedenler. Bunları gören bazı dostlar oraya ölmeye gelmiştir. Yoksa size kapıyı açarsa geçeriz. Buyurun derse gideriz. Kimse bunu beklemiyordu ama nasıl bir eylem kırıcılık oldu ki hemen orada bu eylem boğuldu . Avrupa’dan mesela dört bin insan oraya gelmiş. Belki daha fazla ve daha da yollarda insanlar vardı . Gerek Türkiye’den, gerek başka yerden gelmek isteyenler. Çünkü hareket daha yeni başlıyordu. İsrail ne yapmış? İran haddini bildirmiş. Madleen gemisi büyük bir moral olmuş insanlara. tam bu hava içerisinde maalesef bizim duyduğumuz şey ya İran bakın görüyorsunuz bu İran’ın gölgesi altında kaldı. O yüzden artık bu sosyal medya bizi paylaşmıyor. Sosyal medyada yeri olmayacak. O yüzden şu anda bu hareketin durması yerinde. Bu gerçekten artık ancak aklımızın alınması sonucu. Verilecek bir karardı . Halbuki biz hepimiz bir yerlerden bastırsaydık, çünkü dünyada da Türkiye’de de biz Refah’a doğru ne kadar yürüyebilirsek. 5 kilometre, 10 kilometre bile zorlasak ya da inanın sivil hareketle bir yere 500 metre gitmek bile siz de biliyorsunuz ne kadar büyük bir başarıdır. Dünyada da buna reaksiyonlar olacaktı ama ne oldu? Çok anlamsız yorumlarla ve sanki oradaki aktivistler sadece sosyal medyaya oynayan insanlarmış gibi. Denildi zaten sosyal medyada çok yer verilmeyecek. O yüzden bunun bitmesi daha iyi gündem olamayacak yeterince. Ya bu bir hareket noktası olamaz . Bu demin anlattığınız soykırım orada devam ederken bir sosyal medyanın ne kadar paylaştığı tıkladığı bir hareket için motor güç olamaz . Ama maalesef orada bunlar yaşandı ve faaliyet burada biraz daha dillendirmek istemedim. Gerek Türk delegasyonundan, oradaki katılımcıların yaşadığı ayrımcılık olsun, daha sonra böyle demoralize ediliş olsun ya da üstten tutmaca artık ister gezin, ister ülkenize dönün gibisinden ya da mesela saatlerce haber alamayanların ciddi manada arkalarına aranmayışı olsun biz kendimiz bunlara şahit olduk. Genel hareket olarak bakacak olursak ben şöyle diyorum sanki buraya bir hareket geldi. Bu benim şahsi kanaatim. Sisi’nin ne kadar aşılmaz bir gücü olduğunu ispatlayarak, bunu örneklendirerek geri döndüğü gibi bir tablo oluşturuldu. Halbuki buna izin verilmemeliydi . Kesinlikle buna izin verilmemeliydi. Biz ne kadar zahmet çekersek o kadar rahmet olur. Biz o kapıları zorlamalıydık ki gerçekten de bu kadar sivil hareket ve orada belki de siz bu konuda bilgi sahibi olmuşsunuzdur. Avrupa delegasyonlarına söylenen şey; Tunus’tan, Cezayir’den, Türkiye’den İslamcı örgütler geldi. Sizi bu şekilde Avrupalı delegasyonlara dayatması. Bunlar bizim ülkemizde darbe yapacaklar. O yüzden biz bunu engelleyeceğiz. Siz 2. günde gelirseniz, 3. günde artık asker size ateş açacak. Avrupa delegasyonu söyledi. Evet biz buna inanmıyoruz. Kabul etmiyoruz ama biz barışçıl bir eylem için geldik. Gelenlerin can güvenliğini düşürmek zorundayız. Çünkü bize toplantı akşam bitecek demişken, ta gece 1’de bitti . Çok ciddi belki de çatışmalar yaşandı. Belki bilinmedik tehditler alındı. Ama şunu diyoruz ki, biz genel manada, benim düşüncem, Gazze’de öyle büyük bir soykırım var ki, eğer biz gerçekten Gazze dostuysak, insanlık dostuysak, bakın biz aylardır açıkladık, ya bu zulüm Almanya’daki birine yapılsaydı, Çin’deki birine yapılsaydı, İngiliz bir halka yapılsaydıbiz yine ayakta oluyorduk çünkü biz yıllardır mazlumların peşindeyiz. Mazlumun dini sorulmaz, bizim için bir slogan değil . Burada hem bizim kıblemiz, hem insanlık sorunu, hem gerçekten de ben edebiyat öğretmeniyim ama hiçbir kelimenin oradaki acıya kifayet etmediğini defalarca hissediyorum ve dile getiriyorum. Orada bu kadar büyük bir acı varken ne demek bizim şu açıklama bize yakışır mı? Şimdi dünya halkları bize acıyacak. ne demek ya? Biz hep Filistin’e mi acıyacağız ? Orada insanlar ölsün, bize slogan atmak düşsün, bize bayrak sallamak düşsün, bize yazmak düşsün ama ölüm onlara düşsün, yokluk onlara düşsün. Mesela enkazlardan kemik parçalarını toplamak insanların, çocuklarının orada şehitlerin, çocukların köpeklerin parçalanması onlara düşsün. Bu asla kabul edilir bir insani bir duruş değil . O yüzden ben diyorum biz Mısır’da zorlasaydık kapıları, gerçekten de belli bir yere kadar biz mesafe alacağımızı ben düşünüyordum. Çünkü dört bin insan ne yapabilirdi? Tek tek tutuklasaydı, tek tek mesela yerlerde sürükleseydi, tek tek mesela hapsetseydi. Evet biz bunlar göze almasak zaten niye gittik ? Ya da o zaman niye Filistin dostuyuz biz? Ama ne oldu? Adamlar ava çıkar gibi otellerden, kafelerden bir bir alıp gönderdiler. Hapise atma gereği bile duymadılar. Havaalanının çoğu kişi oradan zaten deport edilerek gönderildi . Bu bize yakışan bir şey değildi gerçekten.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Anladım. Peki siz sonrasında neler yaptınız, neler yaşandı? Mısır’da neler gördünüz? Biraz Mısır sosyolojisini de anlatalım.
Fevziye Şenoğlu: Gerçekten Mısır’da çok şaşkınlık içindeyim. Büyük bir medeniyet. Benim lisede de en çok sevdiğim derslerden birisi sanat tarihi dersi. Biliyorsunuz bizim zamanımızda önemli bir ders olarak işleniyordu. Ben oradaki süreci üç açıdan geçirmeye çalıştım. Çünkü hemen ülkemize dönmek yerine dedik ki; hayır biz bunu kabul edemeyiz. Biz refah sınır kapılarını zorlayacağız ve refah sınır kapılarını zorlayacağız derken de biz kendi otelimizde işte toplantılar yaptık ve gerçekten orası bir karargah gibi oldu. İnsanlar inanın otel odalarında Filistin derken birbirine bakıyorlar, susuyorlar . Biz daha gittiğimiz günün ertesi sabahı günü otelin terası tam piramitlere karşıydı. Oradan ekip canlı yayına bağlandık Türkiye’ye, televizyona ve yaşananları anlattık. Elhamdülillah hiçbir şey olmadı. Hatta arkadaşımız böyle Filistin bayrağını açtı. Hani bu bize sıradan ama orada çok büyük bir olay Filistin bayrağını açmak. Otelin kafeteryasında hiç kimse yok. Bunu açabilmek büyük bir başarı gibi. Başka otellerden nasıl yaptınız? Nasıl konuşuyorsunuz? Kendinizi tehlikeye atıyorsunuz. Türkiye’de eşim arıyor. Türkiye’den işte kendinize dikkat edin, şöyle böyle olun. Ama gerçekten biz birinci gün canlı yayınlar yaptık. Daha sonra biz piramitlere gittik birinci gün. İkinci gün canlı yayın yaptık. Birinci gün piramitlerden 12 kişi biz yine kefiyeleri açıp böyle açıklama yaptık. Ondan sonra mesela biz şartları zorladık. On kişi refaha gitmek için plan yaptık ve biz yola çıktık elhamdülillah. Hatta Türkiye’den de Allah bize destekçiler gönderdi. Mesela Hatay’dan başka şehrin insanlar bizi sosyal medyada görüp artık March Gazze bitti denildiği halde geldiler, biz size destek olmak istiyoruz diye. Bizim hiç tanımadığımız insanlar bize destekliyor. Mesela Kayseri’den bir karı koca öğretmen arkadaşlar geldi, orada tanıştık. Hatta dünya görüşleri tam bizim gibi değil öyle ama biz ne yaptık? O March Gazze bitse de biz Refah’a doğru yola çıktık. Ve elhamdülillah yetmiş kilometre üç araba gittik. Her bir arabaya bir bayan koyduk ki dedi ki biz Gezi’ye gidiyoruz gibi görmek için ve Gazze’ye doğru ne kadar gidebilirsek dedik ce üç araçtan iki aracımız da Gazze’ye üç yüz kilometre kalana kadar gidebildiler. Üç tane kontrol geçtiler. Benim olduğum araba maalesef 70. kilometredeki kontrolde birinci gün eyleme katılan arkadaşımız vardı. Bayağı polisle, askerle çatışmıştı. Onu tanıdılar ve bizi bildirdiler. Onu deport ettiler. Benim yanımda bir Kanadalı vardı. Kanadalı aktivist. Benle ikimiz kaldık. Benim de çantadan kefiye buldular. Böyle çekip çıkardılar. İşte bulduk der gibi polisler. İşte yakaladık der gibi. Öbür Kanada’lının çantasından koskocaman çok büyük bir Filistin bayrağı çıktı. Türkiye’den gelen Ahmet arkadaşımızı deport ettiler ama bizi dediler, sizi otelinize göndeririz. Mecburen otelinize gideceksiniz. Aslında bizim hikayemiz birazda orada başladı elhamdülillah. Ben o Kanada’lı ile yalnız kaldım. Biraz Arapça, İngilizce biraz anlaşıyoruz. Fransızca artık bu taksici çok korktu böyle. Orada o kadar korku kültürü olmuş ki hocam Ariş’e gitmek, Ariş dediğiniz zaman gerçekten insanlar şok oluyor, idam diyorlar. Orada giderseniz idam oluyor ve mesela halkın dedikleri şeylerden birisi, biz ilk aylarda o kadar çarpıştık. Şimdi binlerce insan Filistin dostu hapistelerde, siz neredeydiniz o zaman? Refah sınır kapısı yine kapalıydı, siz neredeydiniz? Mesela biz o 200 kilometre kalana kadar iki aracımız gitti oraya kadar ve devam etmek istiyorlar. İçinde benim torunum da var ama gece uyumaları gerekiyor. Gece saat 2 oldu. Otellere giriyorlar. Hiçbir otel onlara yer vermiyor diyorlar siz anlaşıldı siz Gazze’ye gitmek istiyorsunuz. 3 oteli geziyorlar hiçbirinde yer vermediler onlara. Artık onlar mecburen polislerden dolayı dönmek zorunda kaldılar ve döndüler. Ben buradan selam ediyorum. Adana’dan, o gün orada tanıştığınız ve bir genç gerçekten ölmeye gelenlerden birisi, halktan birisi. Mustafa’ya da selam ediyorum. Dönmeyikabul etmediği için ben yürüyerek gideceğim diyor. Artık nereye kadar gidebilirsem. Bizim ekip ikna edemiyor onu. Ve ekip dönmek üzere Mustafa yürüyerek devam ediyor bir süre. Daha sonra işte ona bir taksici onları da evine götürüyor. Diyor ki ben seni belli bir noktaya kadar götüreceğim. Ama o taksinin ailesi diyor ki kesin idam olunursunuz gidilmez. Gerçekten bu kadar despot bir şey. Ve halk buna ikna edilmiş . Ben diyorum ki bu tahrir meydanını dolduranlar nerede? ustafa da tutuklanıp o da yine bizim otelimize geldi. Böylece biz denedik elhamdülillah orada. Ya biz bunu sürekli denemeliyiz. bak Mısır hükümetine. Sen bizi bu dört bin beş bin kişiyi geri göndersen de biz tekrar tekrar turist gibi gelip Refah’a kadar gitmek için biz mesela Sina Dağı’na gitmek istedik. Başka lokasyonlar belirledik mesela. Fakat hem savaşın risklerinden dolayı hem başka sebeplerden dolayı bu gezi bu kadar olsaydı. Ama biz Türkiye’den sürekli gitsek oraya, gerçekten bu bir yılgınlık ve bu bir rahatsızlık oluşturacak.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki siz bu arada bir korku ikliminden bahsettiniz. Mısır halkını nasıl gözlemlediniz?
Fevziye Şenoğlu: Hocam Mısır halkını şöyle gözlemledim. Gerçekten de mesela ben bazıları anormal karşılıyor ama biz piramitlere de gittik. Piramitlerin içine de girdik ve o kadar zor bir geçitin en büyük piramitinin içine gittik. Piramitler gerçekten bir dağ kadar . Oranın içine o kadar, bilmiyorum girdiniz mi, o kadar dar bir geçitlerden böyle otuzuncu, kırkıncı kata kadar, yükseğe kadar çıkıyorsunuz ve o kadar zor ve bir çoğu geri dönmek istiyor zaten. Çok zor bir geçit böyle. Ve sadece çıktığınız yer mezar odası, firavun odası . Onlar en büyük, reisin odası gibi. Aslında biz orada, şurada çok tipik bir şey, oranın müfettişi bayanla konuştuk, kapıda oturuyor görevli. Dedi ki; ben neden bu mezar burada dedim. bunların bizden ayrıcalığı neydi? O da dedi, bunlar medeniyet kurmuş, ama bak biz de insanız, onlar da neden onun mezarı ta bu kadar zor da burada? Onlar da para kazanmayı biliyorlar, onlar ekonomiyi kurmuşlar, biz halkız, onlar krallar. Gerçekten orada o kadar tipik bir yansıma ki hatta ben o firavun odasına girdiğim zaman mezar odasına dedim ki orada şu ayet aklıma geldi. Mesela biz Nil Nehri’ne de gittik. Biz Hazreti Musa’yı orada analım dedik. Nil Nehri’de tekneyle. 6 bin küsur kilometre ve bizim nehirlerimizden çok çok coşkun akan nehir ama bu halk nasıl bu kadar fakir, ne kadar ezilmiş bir halk. Ne kadar inanılmaz bir yoksulluk. O yüzden de hiç kimsenin gündeminde sosyolojik olarak dedim ya bu insanlar hani bir insanı aç bırakırsan zaten onu şu anda da Türkiye’de neden son yıllarda bu kadar ekonomik kriz derinleştirildi? Aslında bu dünya sistemi birbirinden bağımsız bir sistem değil. Biz bunların farkındayız. Yarım saate varan 12 kişilik eylem yaptık ve bunu Türkiye’ye geldiğimizde ve daha Türkiye’ye gelmeden insanlar ya nasıl yaptınız? Biz odalarda, kafelerde bile konuşamadık, siz bunu nasıl yaptınız? Düşünün o çok büyük bir cadde, çok kalabalık ve orada biz yarım saate varan bir eylem yapabildik mesela. Amerikalılar bizden daha cesurlar, eğlenme kültürleri var. Mesela biz otelimiz böyle güzel bir semtteydi. Bayrağı açtı böyle hocam mesela. Çok büyük bir bayrağı açtı. Baktım oradan gençler geldi, korka korka bayrağı tuttular. O kadar şaşırıyorlar ki, Filistin bayrağı diyorlar, inanılmaz bir şekilde. Caddenin öbür taraftan koşarak gençler geldi ama bir suç işler gibi. Dedim gene korkmayın, siz de tutun böyle ve gerçekten hani bunlar sizin için çok basit geliyordur belki ama orada olağanüstü şeyler ve gerçekten de bu halk Refah’ı Gazze’yi unutmuş bir halk. Mesela bizim otelimizde İsviçre’den, İspanya’dan Aktivistler geldi, Cezayir’den aktivistler geldi. Onlarla biz şu anda iletişim halindeyiz. Mesela onlar ülkelerinde ne yapıyorlar, biz ülkemizde ne yapıyoruz. Hatta o Cezayir’den bir televizyon sanatçı bayan gelen hanımefendi, dünya görüşü de bizim gibi de değil ama o kadar büyük bir Filistin dostu ki 7 Ekim’e Gazze’de yardım götürdüğü zaman yakalanmış. Bacağından 10-15 santim yaralanmış, 2 yıl yürüyememiş . O kadar, ama üç yaşında çocuğunu koymuş gelmiş yine. Diyor ki, bana dedi ki, seninle üç gün önce tanışsaydık, bizim çalışmalarımıza hayran kaldı. Sen şu anda Gazze’ye girmiştin dedi. Ben nasıl girebilirim? Bu karışıklıklarda İsrail bazı yardım kuruşlarına izin verdi kısmen girmelerine. Ben seni girdirirdim dedi. Onlar daha önce de girmişler. Biz gerek karadan konvoy düzenlemek üzere çok ciddi bir baskı alıyoruz. Gerekse yeniden Refah’a gitmek üzere çok ciddi baskılar alıyoruz. İnşallah yeni organizeler için böyle deport edilmeden gelebiliriz. Zaten bu kadar şey deport edilmeye gerektiriyordu ama Allah izin vermedi .
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sonrasında dönmek zorunda kaldınız. Peki son olarak insanların zaman zaman gündemine geliyor Filistin zaman zaman düşüyor bu gündemden ama sizin hep gündeminizde. Neden hep gündeminizde? Tekrar bunu bir açıklar mısınız?
Fevziye Şenoğlu: En başta kulluğum açısından gündemde. Çünkü orası Gazze davası. Diyoruz ki kıble bilincidir. Böyle olduğu için biz hep zaten dedik ki, İstanbul’da da bunu haykırdık, Ankara’da da, Allah’ım sadece Gazze’yi değil, Kâbe’yi, kıblemize de özgürlük ver. Gördünüz Trump ilk gezisinden nereden başladı ve Suriye Arabistan’la İbrahim Antlaşmaları konusundaki ilişkiler vesaire siz benden daha iyi biliyorsunuz. O yüzden de bizim bir kıblemiz işgal altında olduğu için de bizim birinci derece gündemimiz. İkincisi bu böyle bir vahşet bu kadar tarifsiz . Gerçekten ben bazen diyorum ki Allah’ım oradaki insanlara karşı acaba üzüntüden hasta olup ateşe ölsem kefaret olur mu? Yemin ediyorum böyle düşünüyorum. Şimdi mütekabiliyet olarak biz oradaki acıya karşı bir reaksiyon gösteremiyoruz. İnsanlık olarak. Bütün insanlık seyirci olabilir mi ? Mesela çocuğunu almış kucağına kömür gibi . Daha bu sabah izledim. Ne demek açlık nasıl silah olarak kullanılabilir? Tarihteki büyük katliamlar düşünüyoruz ama bu çok farklı. Hepsi gözler önünde açlık yönünden dersek açlık ve eşit olmayan, bir savaş değildi. Tünellerden savaşan insanlar, koskoca dünyayla savaşamaz. Hiçbir yerden eşitlik yok . Kadınlara, çocuklara karşı bir savaş. Bir halka karşı verilen bir savaş. Hani bazıları diyor ya ben orada o kadar çok ağladım ki şöyle Gazze’li bir aileyle karşılaştık ve şu kişiye karşı hani neden günlerinizi dediniz ya onu cevabı olarak söylüyorum. Beyefendi orada şey eczacıymış bizi eylem yaparken görünce ağlayarak geldi sarıldı. Erkek arkadaşımızın karısı o şekilde. Füze düşmüş ve bacağı kopmuş orada. Ta 2023’ün sonunda yaralanmış ama 2024 sonunda Mısır’a gelebilmiş. 2024’ün sonunda gelebilmiş Mısır’a. o insan bacağını vermiş ve karısının dişleri dökülmüş. Ve diyor ki, resimlerini gösterdi, sokakta bir hasta yatağı, arkasında bombaların dumanları. Ve o kadar bir deri bir kemik ölmüş. Ama ona yeniden hayat vermiş. o insan ayağını vermiş, hayatını vermiş. Ve ben ona dedim ki, bizden beklentiniz nedir? Röportaj yaptık. Dedi ki, artık yeryüzünden gelecek bir şey kalmadı. Yerli halkın yapacağız. Zaten hem yapmadılar. Bizi ancak gökten gelen kurtaracak. O zaman bir Nuh’un gemisi gibi bir helak belki bir tufan hani. Bir dünyada tuğyan vardı, bir tufan başladı. Aksa tufanı ve bu bizi eliye eliye, eliye eliye nereye getirdi? O işte Ali Bey, Allah ona selamet versin, o Gazze’de bir oğlu varmış. Hanımı da biyoloji öğretmeni. Diyor ki; “Benim oğlum iki üç güne kadar dayanıyor diyor ve 20 dolara şu kadar, el içi kadar kırmızı mercimekten biri ekmek yiyebiliyordu. 2-3 kez aç kalıyor, dayanamadığı noktada bunu yiyor. Şimdi bunlara karşı nasıl bizim gündemimizden düşebilir! Bir anne olarak da biz keyfimize gezmeye gitsek, gitmeye gitsek evimize gidelim. Biz o yüzden gerek maddi olarak elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz, gerek gecemizi gündüzümüz . Çünkü orada bir vekalet mücadelesi var. Hem insanlığa vekalet, insanlığın vicdanına karşı. Orada bir vicdan hareketi var. Daha bir dilim ekmek sokmamış insanlar. Bu kadar STK’lar, bu kadar kuruluşlar vesaireler değil mi? o yüzden de biz ayakta, ayakta kalkmak değil, hep ayakta kalkmaya çalışıyoruz. Gecemiz, gündüzümüz. Gerçekten bazen mesela Türk toplumunda cenazemiz varsa o gün en iyisini biz de yaparız değil mi? Bazı geceler diyoruz ki bizim cenazelerimiz var, nasıl biz rahat uyuyabiliriz?
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki. Çok teşekkür ederiz Fevziye Hoca. Önemli bilgiler verdiniz. Türkiye iktidarının tavrıyla ilgili bir şeyler söylemek ister misiniz? Siz limanlara gidiyorsunuz. Petrol sevkiyatı hakkında sert açıklamalar yapıyorsunuz fakat bunu duymak istemeyen bir iktidar var ve İsrail’de Türkiye’den gelen mallar noktasında son derece ucuz bir ticaret yapıyor. Petrolü de Türkiye üzerinden alırsa çok ucuza alıyor. Öbür türlü çok pahalıya mal olacak onlar ve böyle esip gürleyen bir iktidar var. Fakat fiiliyata gelince ne görüyorsunuz?
Fevziye Şenoğlu: En başta birinci günden beri yalan söylendiği için iktidar tarafından şeytani bir güç olarak ve şeytani bir cephe olarak görüyorum. Hani bizim Sisi’yi konuşuyoruz, Netanyahu’yu konuşuyoruz, Trump’ı konuşuyoruz. Trump’ın dostu halkların dostu olamaz hocam. O yüzden de biz diyoruz ki onlar öyle bir şer cephesi oluşturmuşlar ki aslında Allah onlara bir helak gibi onların üzerine korku elbisesini giydirmiş. 7 Temmuz’da bizim mahkememiz var. ne yapmışız biz Gazze dostları olarak? Görüyorsunuz Beştepe’de 130 metre sürüklendik. Bunlar 28 Şubat’ın mağdurlar olarak gelmişlerdi ya, bizim orada örtülerimiz açıldı Beştepe’de. Petrolü kesin Vanaları kapatın, limanları kapatın dediğimiz için. Geçen yaz biz yerlerde sürüklendik, örtülerimiz yırtıldı. Gazze dostlarının neler yaşadığını sizler görüyoruz. Limanlarda, daha bayramda limanda hocam ben bunun altını çiziyorum. Madleen gemisi için nöbet tuttuk. Dedik ki onlar canı pahasına gittiler. O polislerin dediği yere arabamızı koyduk. Onların dediği güzellikten çıkış yaptık. Her birimize 8.590 bin lira ceza yazdılar. Şu anda bizim 50 bine kadar para cezalarımız var. Şahıs olarak . Düşünebiliyor musunuz? Bir de o kadar bu halkı ahmak yerine koyuyorlar ki cezanın birisi Mersin polisi yazıyor, 15 dakika sonra İstanbul’dan evrak düzenleniyor. O gün orada çelik taşıyan gemi vardı içeride. Biz limanın önündeyiz, limanın bu kapısının içinde ve zaten, konteynerler, Zim tırlarının konteynerleri çalışıyor vinçlerle. Biz önündeyiz limanın ve bize 8 bin lira, 9 bin lira, 15 dakika arayla aynı suçtan, suçta onların dediği yere arabamızı koydu. Suç değil aslında bu. Ama düşünün, bu iktidar gerçekten hani bir yerlerde Filistin’in ekmeğini yiyor, Mavi Marmara’nın da nasıl ekmeğini yedi ama o bu kadar şehirlere ihanet edildi. Bugün de aynı şeyler yapılıyor. Maalesef Filistin dostları bu şekilde yerlerde sürükleniyor. Bu kadar fecaat bizim için bunlar önemli değil. Bu sadece bir tavır ve tepki olarak ben bunu söylüyorum. Yoksa Allah izin verirse biz bugün toplantıda gelmeden görüştük arkadaşlarla. Şu anda biz Botaş’ın önünde Ceyhan İstanbul Ankara olarak eş zamanlı nöbet başlatacağız. Biz diyoruz ki bu iktidar bu yalanlarla dünyada belki de bir süre iktidar olabilirler ama şunu da biliyoruz zaten Türkiye’de iktidar olmak iktidara gelmek muktedir olmak mı? Bakın Trump’ın yanındaki tavırlarını görüyoruz ve bizim satılmış medyada Trump’ın kravatından, oturuşundan bu kadar bir eziklik ve bu kadar sindirilmiş bir pozisyonda. Gazze karşısında bile Trump’ın yaptıklarını bu kadar öven, bir iktidar bizim iktidarımız olamaz . O yüzden de biz onları kendi karşımıza bir vekil olarak görmüyoruz. Allah’ın vahyini devre dışı bırakanları biz kendimize vekil edilmiyoruz zaten. Onların da bak yalanlarını asla Gazze ortaya çıkardı ama görmek isteyenlerin vVe bu kadar sivil toplum örgütlerinin de, aslında sivil toplum örgütleri olmadığını, bu kadar nasıl her işbirliğinin ne kadar al gülüm ver gülüm içinde, mesele Gazze bile olsa, mesele açlık bile olsa, bakın ya ne hakkı var Mısır’da o Büyükelçinin öyle bir tavır sergilemesinin? Orada insanlar açlıktan ölüyor . Açlık silah olmuş orada. O yüzden de bu iktidarlar gerçekten büyük bir işbirliği içindeler Gazze’ye karşı. Siz Filistin’in sesi olduğunuz için teşekkür ediyoruz gerçekten de. İnşallah diyoruz mücadelemiz devam edecek diyoruz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Biz son olarak şunu da ilave edelim. Dün Derince Safiport Limanı’ndaydık ve orada Zim Firması’nın tırlarını da tespit ettik, tespitler yaptık. ve oradaki ticareti defalarca belgeledik. Öncesinde Marla Bulll, Derince Safiport’tan kalkıp İsrail limanlarına gitmişti. Bunu Marine Traffic’ten belgelemiştik. Tekrar orada bir açıklama yaptık. Fakat bunlar böyle hani işte bir açıklama yapıp sonradan unutulacak şeyler değil. Biz Derince Safiport patronunu tekrar uyarıyoruz. Gerek Kocaeli’ni trafik açısından mahveden bir firma bu çünkü sırtını iktidara dayamış korkunç bir tır trafiği var. Trafik kazaları her gün yaşanıyor ve büyük bir sıkıntı var. Aynı zamanda da harıl harıl İsrail’e ticaret yapılan bir yer bu liman ve üç kat daha büyütmeyi düşünüyor. Patronun işleri tıkırında televizyon iyi para kazanıyor ve hiç utanmadan diyor ki üç kat daha büyüteceğim ben burayı. Neredeyse karşı Gölcük kıyısına varacak Safiport. Denizi doldura doldura gidiyor. Dediğim gibi gerçekten karşı kıyıya varacak. Bu denli bir pervasızlık var. Biz de bunlara karşı mücadele ediyoruz. Hep birlikte mücadele edeceğiz. İnsanlık duyarsız olabilir ama biz duyarlılığımızı yükselteceğiz. İki yüzlülüğe karşı mücadelemiz her alanda, sivil toplumda, siyasette, her yerde devam edecek çünkü bebekler ölmeye devam ediyor. Soykırım devam ediyor. Bu hiçbir şekilde ikinci plana atılamaz, haklısınız. Biz de atmıyoruz geçtiğimiz sene de bu senede en çok gündem ettiğimiz konu hep Filistin oldu her açıdan araştırdık hukuk Adalet Divanı her açıdan bilim insanlarıyla burada programlar yaptık. Aktivistlerle sizle şimdi yapıyoruz ve bu zulmün durması için zerre miktarı bir katkımız olursa ne mutlu biz ediyoruz.
Fevziye Şenoğlu: Mezarlar tek kişilik hocam. Büyük bir hesap günü var. O yüzden biz o hesap gününden korkan insanlar olarak ayakta olmaya devam edeceğiz Gazze’nin yanında.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Değerli izleyenler bu hafta da programımızı burada bitiriyoruz. Salı günü saat 21.00’da tekrar birlikte olacağız inşallah. Hepinize hayırlı akşamlar hoşça kalın.


























Yorumlar