16 Temmuz 2025
Herkese merhaba. Her hafta salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konuklarıyla sunduğumuz programımıza başlıyoruz. Bugün Meclis’te konuklarımız var.
Odamdayım ve gördüğünüz gibi odanın normalde alamayacağı ölçüde bir taleple gelen, Türkiye’nin dört bir tarafından gelen vatandaşlarımız var. Erkeğiyle, kadınıyla, yaşlısıyla, her kesimden insanımız burada çünkü çok önemli bir dertleri var.
Geçtiğimiz günler 15 Temmuz lanet darbe girişimini tekrar hatırladık. Biz her zaman bu darbe girişimini o gece de en ağır bir şekilde lanetledik ve maalesef bu darbe girişimi sonrası suçsuz günahsız bir sürü insan başta askeri, personel olmak üzere yüz binlerce kişi mağdur edildi.
Büyük bir sıkıntı var ve çok ağır cezalar verildi suçsuz, günahsız insanlara müebbet, ağırlaştırılmış müebbet. Gencecik insanların hayatı karartıldı ve o cezalar onandı güya. Dosyalar çok eksikti. Doğru düzgün inceleme yapılmadı. Takır takır takır onandı. İnsanların hayatlarıyla oynandı. O hakimler biliyor muydu gencecik insanların bir hayatı var. Karşılarında Türkiye’nin çok iyi beyinleri var, üretken insanlar var. Bu ülkeye faydalı olacak insanlar var diye düşünmediler. Tak tak tak onayıp geçtiler ve insanları onlarca yıl sürecek bir zulme mahkum ettiler. Bu kabul edilecek bir durum değil. Bir şekilde bunu durdurmak zorundayız.
Bu ülkede şu anda bir Kürt barışı konuşuluyor. Biliyorsunuz Süleymaniye Casana mağaralarının önündeydik. Ben de oradaydım. PKK gerillaları geldiler, silahlarını ateşe attılar, yaktılar. Dediler ki: “Biz bir adım attık, yıllardır elimizdeki silahları aldık, ateşe attık. Yeter artık, barış olsun, biz varız dediler. Tüm kararlılıklarıyla oradaydılar. Yeter ki bu ülkede daha çocuklar ölmesin, analar ağlamasın, biz varız.” Dediler ve buna devlette eşlik etti. Orada herkes vardı. Herkes bu ana şahitlik etti. Tek bir kişi burada illegal bir eylem yapılmış diyemez çünkü orada devlet yetkilileri de vardı. Herkes vardı. Medya vardı. Siyasetçiler vardı. İnsan hakları savunucuları vardı ve orada bir barış kararlılığı gördük ve bunun ardından da yasal ve anayasal adımlar gelmesi gerekiyor tabi açıkçası bu meseleyi çözmek için.
Bu kronikleşmiş, kangren hale dönen meseleyi çözmek için yasal veya anayasal adımlar atmak gerekiyor. Bunu da yapılacak diye bekliyoruz. Yapılması gerekiyor ki o silahlar atılmış sonra ne olacak? Tekrar bu insanlar silahlarını eline almasın istiyoruz. Ben her zaman barış yanlısıyım. Herkesin içinde “Evladım öldü, yok şu oldu bu oldu karşıdan 10 kişi öldürmeden içim serinlemez.” demesin artık insanlar. Bir şekilde bu işi, bu kan davalarını bitirelim. Bu barışı sağlayalım.
Daha yeni gençlerimiz, çocuklarımız, bebeklerimiz ölmesin diyoruz. Bir çare arıyoruz. İşte bunun gibi şu anda da aramızda kursiyer teğmen anne babaları var. Muvazzaf durumdayken zindanlara atılmış askeri personel anne babaları var. Kardeşleri var, kız kardeşleri, erkek kardeşleri ve çok önemli bir taleple geldiler. Diyorlar ki: “Eğer ki bir barış süreci varsa suçsuz günahsız insanlar da bundan eksik tutulmasın, geride tutulmasın ve bir şekilde bir formül bulunsun.” derler. Ben sözü onlara bırakmak isterim. Aralarında tanıdığım insanlar var, yeni tanıştığımız insanlar var ve sözü kendilerine bırakalım.
Yurdun değerli insanlarının sesleri olacak çünkü Türkiye’nin dört bir tarafından geldiği insanlar Ankara’ya ve bir şeyler anlatmak istiyorlar kendilerini temsil eden insanlara. Başka nereye gitsin bu insanlar nereye gitsin? Dağın başına mı gitsin? Başka ülkeye mi gitsin? İşte gelmişler mecliste bu ülkenin milletvekillerine bir şey anlatmaya çalışıyorlar. O zaman buyurun dinleyelim.
Seyfetullah Güvercin: “Elazığ’dan geliyorum. Sedat Güvercin’in babasıyım. Benim çocuğum askeri kursiyer. 3 ay bir eğitim gördüler. 30 Ağustos’ta teğmen olacaktı. O hain darbe gününden çocukları güvenli bir bölgeye götüreceğiz diyerek Genelkurmay’a götürdüler çocukları. Oradaki başındaki komutanlar. Ondan sonrasında çocuklar hiçbir olaya katılmadan, hiçbir eylem yapmadan emniyete teslim oldular ve emniyete teslim olduktan sonra cezaevine koydular ve çocukların hiçbir suçu olmadığı halde çok ağır bir ceza verdiler. Bu çocuklar gerçekten bu cezayı hak etmemişlerdi. Ondan sonrasında İstinaf Mahkemesi duruşmalı verdi. Duruşmayı da kesti. Yargıtay onadı Anayasa Mahkemesi onadı. Biz çocuklarımızı gerçekten peygamber ocağına teslim ettik. Çocuklar bu cezayı hak etmemişlerdi. Buradan büyüklerimizden ricamız eğer bir af olacaksa eğer bir ceza indirimi olacaksa bu çocukların da yer almasını istiyorum.
Ben Abdullah Türkarslan, Kudret Türkarslan’ın babasıyım. Oğlum 9 senedir cezaevinde en kısa sürede oğlumun yeniden yargılanıp beraat etmesini talep ediyorum.
Nazif Seyrek: Hasan Ali Seyrek’in babasıyım. Oğlum Üsteğmendi. 11 Temmuz’da tayin oldu, 15 Temmuz’da bu olay geldi ve kursiyer öğrenciler ile beraber aynı anda Genel Kurmay’a indirildi. Beylik tabancasını ben 1 ay sonra teslim ettim. Darbeden haberi yok ama aynı dosyada müebbet hapis yedi ve beraatını bir an önce, çocuğumun bize teslim edilmesini istiyorum.
Hüseyin Kaya:” Amasya’dan geliyorum. Emrullah Kaya’nın babasıyım. Emrullah Kaya haksız yere müebbet aldı. Verenler düşünmeden verdiler. Davadan geri adım atmaları istiyorum. Adalet yerini bulsun istiyorum. Yoksa Allah’a hesap veremezler.
Yüksel Sarı: “Faruk Sarı’nın babasıyım. Çocuklarımız Kara Harp Okulu’nda öğrencisi iken 15 Temmuz darbe girişiminden dolayı müebbet aldılar. Hiçbir eyleme karışmadılar, silah kullanmadılar, sabaha kadar mescitte saklandılar. Sonuçta müebbet cezaya mahkum oldular. Bu barış ortamı Türkiye’de başlamışken bizim çocuklarımızın da bu barış ortamından istifade ederek af kapsamına dahil edilmelerini devlet büyüklerinden rica ediyoruz.
Osman Çalışkan:” Mahmut Sami Çalışkan’ın babasıyım. Biz de o gece 12’ye kadar bekledik. Bizden haber aldı. Bizim bir şeyden haberimiz yok. 12’de aradık, bir daha telefon ile irtibatı kesildi. 3 gün sonra polis ve cezaevinde araya araya bulamadık. 3 gün aradık, bulamadık. Ondan sonra cezaevine gidiyoruz, o başka yere gönderiyor darken bulduk bu hal geldi başımıza, 9 senedir çıkacak diye bekliyoruz.
Zeynep Şeker:” Murat Şeker’in kardeşiyim. Kayseri Bünyan’da yatıyor abim şu anda. 9 yıldır biz mücadele veriyoruz hem madde hem manevi. Türkiye’deki insanların bir şekilde bu af kapsamında dahil edilmesini istiyoruz ve bu öğrencilerin kazanılması gerekiyor. Bu öğrencilerin karartılmış bir hayatı var şu anda. Türkiye’nin bu gençlere bence ihtiyacı var. Bütün askeri öğrencilerin ve abimin beraat edilmesini istiyoruz.
Elife Şeker:” Murat Şeker’in annesiyim. Herkesin babası var benim kocam da çocuğun acısından kriz geçirdi, öldü. İki sene oluyor. Konya Cihanbeyli’deyiz. Bir an önce tahliye edilsin, ben de iyi değilim. Kafam yorgun, vücudum yorgun, beynim yorgun, gece yatamıyorum. İki gün acildeyiz, bir gün evdeyiz. Ne olur ben ölmeden oğlumu göreyim. Ölmeden oğlumu göreyim. Kafam yastığa gitmiyor. Yemek yiyorum, tat almıyorum. Cumhurbaşkanım senin de çocukların var. Gece uyuyamıyorum. Oğlumu ver, bir şey istemiyorum. Ben de hapis hayatını yaşıyorum. Ben de kimseye gitmiyorum. Ne olur oğlumu bana bağışla, Benim oğlum niye askere girdi biliyor musun? Benim oğlum dedi ki: “Aylığı çok. 4 sene bekledim. Ataması yok.” benim oğlum aylığı çok diyerek girdi. Terörist diye girmedi. “Baba seni hacca göndereceğim. Anne seni hacca göndereceğim.” dedi. Anlıyorum. Ne olur Tayyip sesimi duy. Kocam kriz geçirdi öldü. Ben de öleceğim. Kayseri 5 saat. Gece 04.00’da iki kadın olarak yabancı arabaya biniyoruz, otogarlara gidiyoruz. Otagar’dan Kayseri’ye gidiyoruz. Kayseri’den Bünyan’a geçiyoruz. Orada bizi dolandırıyorlar. 2000 lira taksi parası istiyorlar. 4 saat gidip 4 saatte geliyoruz. Bir çayla, bir simitle gidip geliyorum. Ayaklarım şişiyor. Sürünerek geldim. Oğlumu Kayseri’ye aldılar, ben Konya’ya geldim. Köyü bıraktım. Kiramız 20 bin TL. Kızım çalışsa evlense, hapisteki oğlana kim bakacak? Benim kocamdan kalan maaşım var ama kiraya yetmiyor. Perişan durumdayız. 9 senedir ben o televizyonun karşısında kalkmadım bırakacaklar diye. 1 senedir televizyonu bıraktım. Televizyonu hiç açmıyorum. Ölmeden oğlumu göreyim. Babası öldü gitti kriz geçirdi.
Halil Oral: Oğlum Sadık Emre Oral Kayseri’de. subaylığı kazandılar. Buradaki tüm aileler kara harp okulunda. Kara harp okulu Türkiye’de en disiplinli okul. İki kişi yürüyerek gidemez. Koşarak gitmesi lazım, disiplinli ve bu çocukları oraya teslim ettik. 404 tane kursiyer öğrenci var. Kursiyer, kurs gören er statüsündedir. Emir vermeye yetkisi yok. Bir askere su getir diyemez. Hiçbir yetkisi yok orada. İstanbul’da telekom davasında orada erler uzman erbaşları, bırakırlar durum itibariyle yetkisi yoktur. Muhakeme yapamaz diye ama çocuklarımız hala 9 senedir içeride. Hiçbiriyle bağlantısı yok ve dosyalarda o kadar çok eksikler var ki. HTS kayıtları yok. Birçok eksiklerimiz var. Adil yargılanma yeniden yargılanma istiyoruz. Öğrenciler hiçbirisi birbirini tanımıyor. Bir tane yokluk için. Eşim üzüntüden kanser oldu. 1 yıldır tedavi görüyor.
Hatice Ümitalan: “ Oğlum Emrah Ümitalan cezaevinde. Oğlum askeri öğrenciler gibi kurstaydı. 15 günleri kalmıştı. Çocukları Afyon’a götürüyoruz diye almışlşar Genel Kurmay’a indirmişler. Hiçbir şeyden haberi yok. Bizim çocuklarımızın hiçbir şeyden haberi yok.
Fadime Ümitalan: “ Emrah Ümitalan’ın ablasıyım. Annemin anlattığı gibi kardeşimin hiçbir şeyden haberi yok. Kardeşim o akşam polislere sığınıyor. Sığınırken Genelkurmay’dan atlarken kardeşimin bacağına demir saplanıyor. Kardeşimin demir saplanan bacağını ben daha hiç görmedim, bot kanla dolmuş. Bilmiyorum nasıl oldu? Kardeşim cezaevinde yüz felci geçirmiş onu da görmedim. Kardeşim benim böyle bir insan değil. Babam 2016’da çok acı çekerek vefat etti. Babam şeker hastasıydı. 20 senedir kendine çok iyi bakan bir babaydı. Evlatlarına da öyle. Babam, kardeşim böyle olunca dayanamadı. Kardeşimin beylik tabancasını biz teslim ettik gelip aldılar. Babam o anda kalp krizi geçirdi. Sonrasında bir daha kalp krizi geçirdi. Babam toplu organ yetmezliği oldu. Babam 5 ay hastanede yattı. “Oğlum Emrah” diyerek. Babam imza vererek hastaneden çıkacağım ben. Evimde ölmek istiyorum.” dedi. Benim babam evde öldü. Hafttada üç gün diyalize gidiyordu. Ablamla birlikte kollarımızı tutarak sandalye haline getiriyorduk. Babamı ikinci kattan araca koyuyorduk, diyalize götürüyorduk. Öğlene geri geliyordu babam. Babamın gözü açık gitti. Babam kollarımın arasında öldü. “Emrah oğlum” diyerek öldü. Allah kimseyebu acıyı yaşatmasın. Benim babamın gözü açık gitti. Ben kardeşimin beraatini istiyorum. Benim kardeşim hiç kimseye bir şey yapmaz. Benim kardeşim öyle bir insan değil. Benim babamın gözü açık gitti “oğlum“ diyerek. 10 sene oldu daha babamın mezarını görmedi. Yazıktır, günahtır bu öğrencilere. Adaletin yerini bulmasını istiyorum. Benim kardeşi öğrenci. Hiçbir şey yapamaz.
Yeliz İncekara: “Mustafa Avan’ın ablasıyım. Kayseri Bünyan Cezaevi’nde kalıyor. Buradaki arkadaşların çocukları gibi daha üç aylık kursiyer teğmendi. 23 Nisan’da yemin töreni oldu ve kara harp okuluna geldi. Darbeden 1 hafta önce Afyon’a, tatbikata göndereceğiz diye bunları kandırıp genel kurmayın önüne attı ve 16 Temmuz’da emniyet müdürlüğüne teslim olan öğrencilerin arasında kardeşim de vardı ve Sincan Cezaevi’ne attılar. 1 ayın içinde bunları yargılamak için o adliyeyi yaptılar ve Oğuz Dik hakim sağa sola bakarak bunları hiçe sayarak “Size 100 kişiye beraat vereceğim. Diğerlerinde siz üst mahkemeye çıkacaksınız. Eğer ben hepinize beraat verirsem kendi ayağıma sıkarım. Ben kendim yanarım.” diyerek bunlara cezayı Verdi. İtiraz ediyoruz ve hep bunun önüne geliyor, dosya tekrar bize ret geliyor. Evin tek oğluydu. Biz bakkala gönderemiyorduk. Nişanlısı dışarıda bekliyor. Bunlar daha kursiyer teğmen öğrenci. Kardeşim vatandaşın tekine yardım etti diye Oğuz Dik: “Sen teröristsin.” dedi. O gün vatandaşın biri yaralanmış kardeşim eşofmanını yırtmış vatandaş kan kaybetmesin diye bağladığı için Oğuz Dik diyor ki: “Ben senin kötü amaçlı yapmadığını nereden bilebilirim. Sen teröristin.” dedi o gün yargılandığında. Böyle bir şey olamaz. 3 kamerada gözüküyor. O gün zaten nöbetçiymiş. Korkarak, pısarak duruyor. Başka hiçbir şey yapmıyor. Genel kurmayda nöbetçiydi o gün. “Abla, Afyon’a tatbikata götüreceklerdi sonra bizi kandırdılar.” Dedi 2 ay çok izdırap etmişler. Etmedikleri işkence kalmamış. Her tarafında sigara izmaritleri, yapmadıkları işkence bırakmamışlar. Biz devlete teslim ettik. Onları geri almak istiyoruz.
Sultan Kürklü: “Ben Eren Kürklü’nün annesiyim. Kırıkkale Keskin’de kalıyor. Çocuğumun yeniden yargılanmasını istiyorum. Dosyanın yeniden incelemesini istiyorum.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Annelerin feryatlarını, babaların feryatlarını duyduk. Hepsi aslında sabahlara kadar çok şey anlatır. Bunu biliyoruz ama vakit kısıtlı olduğu için ancak bu kadar. Bu sesi devlet yetkililerinin duyması lazım. Adil olmayan yargılamalar yapıldı ve ağır cezalar verildi. Hak edilmeyen cezalar verildi. Ocaklara ateş düşürüldü. Ülkenin dört bir tarafı yangın yeri. Bakın dört bir tarafından gelen insanlar var ve evlere ateş düşürülmüş. Yürekler yanıyor, insanların hayatları perişan edilmiş durumda. Sadece hapisteki insanın değil, o evlerin bütün düzeni bozulmuş. Annelerin, babaların, kız kardeşlerin, erkek kardeşlerin hepsinin düzeni bozulmuş ve gerçekten maddi manevi çok büyük bir düşüş yaşanıyor. Çok büyük bir sıkıntı yaşanıyor. Çok büyük bir zalimlik görüyoruz biz burada, vicdansızlık görüyoruz ve bunun bir şekilde düzeltilmesi gerekiyor. Devlet milletiyle barışmak istiyorsa işte burada barışmayı bekleyen milletin fertleri var ve diyorlar ki:” Evet devlet herkesle barışsın, sorunları bitirelim, haksız hukuksuz cezalar bitsin ve bir çözüm bulunsun.” diyor milletin fertleri. Biz de bugün onların sesi olduk ve söylemek istediklerini buradan sizlere yansıtıyoruz. Bunu herkes duysun. Cumhurbaşkanı başta olmak üzere tüm Adalet Bakanlığı ve diğer tüm yetkililer Yargıtay, Anayasa Mahkemesi duysun çünkü buralarda adalet tecelli etmedi. Adalet bu devletin temelidir deniliyor ama bu aileler adalet bulamadılar ve çocukları için adalet bulamadıkları gibi kendi hayatları da altüst oldu, perişan oldular. Erken yaşta ölenler, kanser olanlar, hayatı altüst olanlar, neler neler var, ne hikayeler var. Bütün bunlar neyi gösteriyor? Bir büyük adalet beklentisini gösteriyor. Bir an evvel adalet gerçekleşsin diyoruz.
Bugün de programımızı burada bitiriyoruz. Haftaya Salı günü saat 21.00’da yeni bir ÖFG TV programımızda buluşmak dileğiyle. Herkese hayırlı akşamlar diliyoruz, hoşça kalın.


























Yorumlar