7 Ekim 2025
ÖFG TV’den herkese merhaba, her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile sizlere sunduğumuz programımıza başlıyoruz.
ÖFG TV 325. Programını yapıyoruz, önemli işler başardık. Mağdurların seslerini yükselttik ve sorunlara çözümler bulduk bu mecrada ve bulmaya da devam edeceğiz çünkü bu ülkenin bu toprakların çok sorunları var ve biz bu sorunların çözümünü hukukta buluyoruz. Hukukta, siyasette tüm bunların çözümünü arıyoruz. Yargısal konular için siyasallaşmış yargıyı hem eleştiriyoruz hem gerçek bir hukuk istiyoruz. Siyasette de adaletli, hakkaniyetli bir metodu benimsiyoruz ve o konuda gayret ediyoruz.
Cezaevlerini yakından takip ediyorum. Cezaevlerinin hali perişan bir sürü cezaevine gidiyorum, o cezaevlerinde insanları dinliyorum, mahpusların şikayetleri oluyor, idarecilerin buna karşı cevapları oluyor. Kimisini kabul ediyor kimisini reddediyorlar ama istisnasız tüm cezaevlerinde idarecilerin reddedemediği bir şikayet var. Işte o bütün sorunların da anası aslında cezaevlerinin kalabalıklığı. Cezaevi kalabalık olunca cezaevindeki mahpusların sağlığı bozuluyor, cezaevinin düzeni bozuluyor, hizmetler aksıyor, her şeyi bozuluyor. Bir de kötü niyetler eklenince; “Personelimiz yok şu hizmeti veremiyoruz.” Diyorlar, bahaneler için fırsatlar çok, ihllaller dağ gibi oluyor. Cezaevlerinin kabalıklığı ile ilgili yoğun eleştirilerim var. Cezaevi müdürleri diyor ki: “Biz ne yapalım. Bakanlık gönderiyor biz de bir yere sıkıştırıyoruz. Yapacak bir şeyimiz yok. İki katlı ranzayı üç katlı yapıyorum.” veya yerlerde yatıyorlar ya da genel alanlarda yatıyorlar odanın dışında koridorda, tuvalet önünde insanlar yerlerde yatıyor kimisine yatak bile verilmiyor. Bu insani değil fakat mahpuslar infaz hakimliğine ardından ağır cezaya şikayet ediyorlar. Önce tabi o gözlem kurullarına gidiyor şikayetler. Gözlem kurulları “Yapacak bir şey yok böyledir.” Diye geçiştiriyor. İnfaz hakimliği de ağır ceza da tasdik ediyor. Yargı yolu bitmiyor. İşin peşini bırakmayanlar Anayasa Mahkemesi’ne başvuruyor orada da olmadığı zaman AİHM’e başvuruyorlar oradan hak çıkabiliyor. İhlal edilen haklar ile ilgili önemli kararlar çıkabiliyor. Bu kararlardan birisini bugün konuşacağız. Aslında sadece bir kişiyi değil yüz binlerce kişiyi ilgilendiriyor ama gereken ilgiyi görmüyor. Herkes şikayetçi ama hiç bu iş şikayetler için adım atmaya hukuki yolları aramaya gelince herkes bir kenara çekiliyor. Kimisinin mazereti var kimisi tedirgin oluyor ve gerekeni yapmıyor. Bundan dolayı bu ihlaller yaşanıyor ve hiç kimse de hesap vermiyor. Bu olacak bir iş değil. İnsani olmayan ortamlarda gayri insani bir şekilde kalıyor insanlar ve hiç kimse de hesap vermiyor. Bunun için yargısal yolları denemek lazım başvurular yapmak lazım. Bunlar ile ilgili başvuranlar Anayasa Mahkemesi’ne veya AİHM’e gittiğinde kazanıyor. Mağdurlara tazminat ödeniyor. Daha geçtiğimiz günlerde bir haber çıktı. Kocaeli Kandıra Cezaevi’nde yatan bir kişi 3 Nisan 2020 tarihinde Kocaeli İnfaz Hakimliği’ne başvuruyor. 12-16 kişilik odalarda 28-30 kişi tutulduğunu söylüyor ve ardından infaz hakimliği bütün bunlar ile ilgili hukuki işlemler maalesef ki yapılmıyor. Anayasa Mahkemesi’ne başvurduğu zaman 115 bin tl tazminat kararı çıkıyor. Bütün bunları sadece bir kişi değil birçok kişi yapmalı. Ne mahpuslar ne hukukçular bu konuda göz yumar bir halde olmamalı. İnsan onurunun peşine düşmeliyiz. İşte bütün bunları hukuk sahasında konuşmak için bugün çok değerli bir misafirimiz var. Batman Eski Baro Başkanı Sn. Erkan Şenses uzun yılların hukukçusu Batman’da iki kez baro başkanlığı yaptı ve önemli hukuki çalışmalar yaptı. Bu konuda bizi toplumu aydınlatacak ve bilinç oluşturacak. Biz mecliste bunu gündem ediyoruz ama hukuk insanının bu konuları gündeme getirmesi yargı önünde hak arama konusunda kamuoyuna bilgi vermesi son derece önemli. Cezaevlerinin kalabalıklığından dolayı çok sorunlar yaşanıyor en büyük sorunlar bu ama bununla ilgili insanlar ne hukuki başvuruları yeterli yapıyor ne de bu konudaki kararlar yeterli! Bir uçurum var. sorun çok büyük ama başvurular çok çok az. Bu yüzden son derece önemli bir konuyu konuşuyoruz. Siz de bu konuyu yıllardır takip ettiniz.
Erkan Şenses: Ceza infaz sürecimiz maalesef son yıllarda cezaevlerinin kalabalıklaşması ile vahim bir hal aldı çünkü bir kimsenin hükümlü olması devletin o kişi üzerindeki tasarrufu açısından devlette açık çek verildiği anlamına gelmiyor dolayısıyla Anayasa’nın 17. Maddesindeki kimseye işkence ve eziyet yapılamaz. Kimse insan haysiyeti ile bağdaşmayan bir ceza veya muamaleye tabi tutulamaz hükmü tutuklu ve hükümlüler açısından da geçerlidir. Bir kimsenin tutuklu ve hükümlü olması anayasanın 17. Maddesinin 3. Fıkrasındaki işkence yasağının istisnası olduğu anlamına gelmiyor. Ceza infaz kanunun 2. Maddesinde ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazından zalimane insanlık dışı aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz diyor dolayısıyla ceza infaz rejimini yürüten Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü ve alt birimlerdeki bürokratların cezanın infazında tutuklu ve hükümlülere insan onuru ile bağdaşmayan muamelede bulunmaması yine insan onuru ile bağdaşmayan koşullarda da tutuklu ve hükümlüleri yaşatmaması gerekiyor. Buna ilişkin Anayasa Mahkemesi Tolga Doğan başvurusu kararını yayımladı yine Anayasa Mahkemesi’nin genel kurul kararı var. Karar tarihi; 09/10/2024 yayın tarihi 23/06/2025 resmi gazetede yayımlanmış Levent Cantekin başvurusunda kalabalık koğuştan kaynaklı başvurucunun 17. Maddedeki insanlık dışı muamele yasağının ihlal edildiği kararını vermiş Anayasa Mahkemesi ve başvurucuya 100 bin tl manevi tazminat ödemesine karar vermiş. Ahmet Çağatay Tınmaz başvurusu da 18/12/2024 tarihli bir kararda da Anayasa Mahkemesi başvurucunun 17. Maddenin 3. Fıkrasındaki insanlık dışı muamele yasağının ihlal edildiğine karar vererek başvurucu lehine yine 100 bin tl manevi tazminata hükmetmiş. Anayasa Mahkemesi buraya nasıl geldi? Niye daha önce bu kararları vermedi? Çünkü AİHM Türkiye aleyhine 5 Aralık 2023 tarihinde İlerde ve diğerleri, İlerde soyisimli ve diğer 10 başvurucunun kararını yayımladı ve bu kararlarda şöyle bir ayrıma gitti. Dedi ki: “ Ortak alanı ile koğuş ve yatakhane kişi başı ortalama 3 m2’nin altına düşmüşse AİHM verdi, 3m2’nin üstündeyse ihlal vermedi ve elimde kararın bir kısmı var. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları ile ilgili Ahmet İlerde’ye 10 bin €, Aşkın Şanlı 10900 €, Kemalettin Erel’e 10900 €, Harun Altun’a 7300 €, Kahraman Yıldırım’a 5700 €, Deniz Aktaş’a 7600 € Anayasa Mahkemesi’nin hükmettiği tazminat miktarlarını kat kat aşan tazminatlara hükmetti. Yine bu yıl Kacır ve diğerleri, Kacır soyisimli yurttaşımız ve 36 yurttaşımızın başvurularını birleştirdi yine AİHM burada da 3 m2’nin altında ortak yaşam alanı olanlarda ihlal buldu. Başvurucular lehine 3000 € gibi bir tazminata hükmetti mahkeme masrafı da bazıları açısından 1000 €’ ya hükmetti. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi de bu içtihatı görünce mahkemenin sistematik ihlaller vereceğini anlayınca muhtemelen kendisi karar verme yoluna gitti çünkü başka türlü 2024 öncesi böyle bir karar vermemesinin bir anlamı yok ancak gerek anayasam ahkemesi gerek AİHM’in 3 metre ölçösü aslında Avrupayı İşkenceyi Önlemee Komistesi’Nin standarlatına uymuyor .Avrupa İşkenceyi önleme komitesi tek kişilik oda açısıdnan 6 m2 çok kişilik oda da ise mahpus başına 4 m2 asgari yaşam alanı olması gerektiğini ön görmüş. Ceza infaz kurumlarında mahkum başıuna düşen yaşam alanı CPT standartları diye bir yayını var. dolayısıyla gerek AİHM gerek AYM bu standardın altına düşmüş ama AYM İAHM Kararını baz aldığı içim 3 m2’yi dikkate almış.
Ömer Faruk Gergerlioğlu. AİHM ve AYM kriter ile niye oynamışlar?
Erkan Şenses: Bu işkence yasağı meselelerinde bizim gerek Anayasa Mahkemesi’nin gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bir asgari eşik standardı var. Asgari eşik dediğimiz mesele şu, bir kimseye asgari hangi muamele uygulandığında o muamele kabul edilebilir, tolere edilebilir aşamayı geçip işkence yasağı kapsamına girer. Bunun sınırları kişiye işte o duruma subjektif şartlara göre değişkenlik gösterebiliyor. Nitekim Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği kararda pardon Anayasa Mahkemesi’ne giden başvurularda infaz hakimliğinin mesela ret gerekçeleri 15 Temmuz’dan sonra cezaevleri doldu bu makul karşılanmalı gibi infaz hakimliğinin gerekçeleri var. Gözlem kurularının yine gerekçeleri öyle. Diğer bir önemli husus şu; Tolga Doğan başvurusunda Anayasa Mahkemesi 40. maddenin de ihlaline kararı vermiş. 40. madde nedir? 40. madde hak arama özgürlüğü açısından önemli bir madde. Etkili başvuru hakkını düzenleyen bir maddedir. Dolayısıyla burada 40. madde ihlali şudur; cezaevlerinin kalabalık olmasıyla ilgili şikayetlerde Anayasa Mahkemesi iç hukukta Türkiye’de başvurabilecek bir merci olmadığını kabul etmiştir. Demiştir ki: “Türkiye’de cezaevlerinin kalabalıklaşmasıyla ilgili başvurabilecek bir iç hukuk yolu yoktur.” ama kararın bir örneğini meclise pilot karar olarak kabul edip meclise gönderebilirken bunu yapmamış. Sadece bilgi amaçlı Adalet Bakanlığı’na ve mahkemesine bildirmiş kararı. Aslında burada mahkeme eksik bir şey yapmış. 40. maddeden ihlal verirseniz mutlaka bu yapısal sorunun çözümü için kararın bir örneğini de yasama organına göndermeniz gerekiyor. Bu çok önemli bir husus ama bunu mahkeme Tolga Doğan başvurusunda yapmamış görünüyor. Dolayısıyla şu an cezaevilerinde koğuşların kalabalıklaşmasıyla ilgili şikayetlerde yine cezaevi yönetimi veya cezaevi gözlem kuruluna şikayet, oradan ret gelirse infaz hakimliğine şikayet, oradan ret gelirse ağır cezaya itiraz, ondan sonra yine Anayasa Mahkemesi yolunu tüketmek gerekecek. Bu da tabii mahpuslar açısından aslında uzun bir süreç. Keşke bununla ilgili etkili bir mekanizma kurulabilse. Tolga Doğan başvurusunda mahkeme bunu meclise bildirmeyerek bu hukuki boşluğun devamına neden oldu bir nevi.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: AYM iyi bir karar aldı ama eksik bıraktı ve diğerlerini de böyle neredeyse kuyunun dibine attı çünkü yıllarca uğraşacaklar ki AYM’den bir karar çıksın yerel mahkemeleri geçecekler değil mi?
Erkan Şenses:Sistemik, yapısal bir sorun tespit etti ama bu sorunun çözümü için kararın bir örneğini meclise göndermedi. Mesela biz daha önce şeyden biliyoruz, Türk Ceza Kanunu 226 maddesiyle ilgili bireysel başvurularda Anayasa Mahkemesi Hamit Yakut başvurusunda 102 başvuruyu birleştirmişti ve meclise 1 sene süre verdi. Dedi ki: “Bu 102 başvuruyu ben incelemeyeceğim. Bu yapısal sorunla ilgili 226’yı sen değiştir, meclis değiştirmeyince 102 başvuruda kendisi karar verme yoluna gitti ve akabinde zaten somut norm yoluyla bir mahkemenin başvurusu üzerine o maddeyi iptal etti. Dolayısıyla burada da kararı meclise gönderip meclisten bu konuda bir düzenlem yapmasını isteyebilirdi.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Burası eksik kalmış, hakikaten önemli. Çünkü ihlaller devam edecek. Vatandaş başvurursa hakkını alabilecek, başvuramazsa yanına kalacak.
Erkan Şenses: Biz Avrupa Konseyi’nin bir üyesiyiz. Avrupa Konseyi’nin üye ülkelerine ilişkin standartları da var. Hemen o standartlarla ilgili ben başlığı söyleyeyim. Bakanlar Komitesi’nin Avrupa cezaevi kurallarına dair üye devletlere 2006-2 sayılı tavsiye kararında aslında Avrupa Konseyi bir üye ülkedeki cezaevi standartlarının nasıl olması gerektiğine ilişkin A’dan Z’ye her şey düzenlemiştir. Mahpusların bu tavsiye kararına erişip, bu tavsiye kararıyla ilgili de aslında cezaevlerindeki yaşam koşullarına dair başvurular yapıp, bu konudaki başvurularını güçlendireceklerinin kanaatindeyim. Avrupa İnsanları Mahkemesi Kacır ve diğerleri, bir de İlerde ve diğerleri kararlarında çok ayrıntılı tablolara yer vermiş. Tek tek kimin hangi tarihler arasında hangi koğuşta kaldığı o koğuşun kaç metrekare olduğu o koğuşta kaç kişinin yer aldığı ortalama kaç metrekare olduğu tek tek bunları ayırmış ve mesela diyelim başvurucu bir sene boyunca ortalama 3 metrekare altında olan koğuşta kalmışsa o bir seneye ihlal vermiş. Diğer 6 aya ilişkin 3,5 metrelik bir ortalama yerde kalmışsa oraya ilişkin ihlal edilmediği kararı vermiş. Tabii asgari eşik kişiden kişiye değişebilir. Bu Anayasa Mahkemesi’nde ve AHİM’in de içtihatlarında ortaya koyduğu bir kriterdir. Dolayısıyla bu %100 böyledir diye bir şey diyemeyiz başvurucular farklı ihlal iddialarını da dile getirerek başvuru yapabilirler diyelim havalandırmanın çok küçük olması, diyelim tuvaletlerin hijyen sorunu, diyelim yemeklerin zehirlenmeye sebebiyer vermesi gibi. Birçok konudaki uygulama insan onuruna yaraşır bir uygulama olmalı. Dolayısıyla bunu sadece cezaevinin kalabalıklaşması olarak düşünmemek lazım. Mesela elimde bir başvuru var. Kaleşnikov Rusya kararı aslında bu alandaki ilk ayın kararı 2002 yılına ait. Başvurucu 17 metrekarelik bir alanda 24 hükümlü tutukluyla kalıyor ve hücredeki ışığın ve televizyonun kapatılmaması sebebiyle uyumasının imkansız hale geldiğini, hücrede çok sayıda hamam böceği ve karıncanın bulunduğu çeşitli cilt ve mantar hastalıklarına yakalandığını ve bunun neticesinde ayak tırnaklarını ve el tırnaklarından bazılarını kaybettiğini ilerlemiştir. Mesela mahkeme burada Rusya’nın 3. maddeyi, işkence yasağını ihlal ettiğine karar vererek başvurucu lehine tazminata hükmetmiştir. Dolayısıyla bu infaz rejimi sadece koğuşun kalabalıklaşması değil diğer tüm standartlar açısından dikkate alınması gereken bir durum. Bunu böyle ifade edeyim. Kişi bir uygulamadan aşırı derecede rahatsızsa bu aslında o kişi açısından insan onuruna yaraşmayan bir durum söz konusu olduğunu ortaya koyuyor. Mesela ben ömrümde hiç sigara içmedim. Dolayısıyla koğuşta sigara içilen bir ortamda benim pasif içici olarak kalmam, benim açımdan insanlık dışı muamele yasağına girer. Koğuşun kalabalık olmaması hali bile olsa. 3 metrekare ortalama üstü olsa bile.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Mesela şu anda Silivri cezaevlerinde baya bir tahta kurusu şikayeti alıyoruz bu da girer.
Erkan Şenses:Tabi cezaevi İdaresinin haşere ile mücadele konusunda etkin önlem alması lazım. Çünkü oradaki tutuklu hükümlüler Anayasa 17’nin 3. fıkrasındaki işkence yasağından faydalanan bir yurttaş grubudur. Bir kişinin hükümlü tutuklu olması devletin onlara her türlü muamelede açık çek sahibi olduğu anlamına gelmiyor. O yurttaşlar da bu ülkenin birer onurlu yurttaşı ve insan onurunu korunması ilkesi onlar açısından da geçerli.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki yerel mahkemeler niye böyle Sayın Başkanım? Anayasa Mahkemesi bu kararları alıyor da infaz hakimlikleri, ağır cezalardakiler hukukçu değil mi o hakimler? Neler oluyor? Gözlem kurullarındakiler Anayasa Mahkemesi kararlarını, AİHM kararlarını görmüyorlar. Açıkçası bu tazminatlar, bu ihlalleri yapanların cebinden çıkıp mağdura verilmiyor. Toplumun cebinden çıkıyor. Hazineden çıkıyor, mağdura veriliyor. Kişi veya iktidar kendisi hata yapıyor, fatura topluma çıkıyor, toplum mağdura ödeme yapıyor. Bu idareciler, gözlem kurulları, infaz hakimlikleri, ağır ceza hakimlikleri ne yapıyorlar? Bu kararları görmüyorlar mı? Ne dersiniz?
Erkan Şenses:Elbette kararları görüyorlar ama siz de başında ifade ettiğiniz gibi muhtemelen bu aşırı kalabalık cezaevi nüfusu sebebiyle onlar da çaresiz görünüyor ama Anayasa Mahkemesi’nin Tolga Doğan başvurusunda işaret ettiği husus cezaevi gözlem kurulları ve infaz hakimlikleri, ağır ceza mahkemelerinin görev tanımları bu konuda net değil. Bir infaz hakimi “Ben cezaevine bu konuda talimat verdim, bu koğuşun mevcudunu 10’a düşürün.” diye talimat verme yetkisini kendinde göremeyebilir. Çünkü infaz hakimliği kanunu ve ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkındaki kanun bu konuda açık bir düzenleme yapmamış. Anayasa Mahkemesi aslında burada 40. madde ihlaliyle bu konuda bir iç hukuk yolu yaratılması gerektiğini, bir mevzuatın daha açık düzenlenmesi gerektiğini söylemiş ama kararı meclise bildirmeyerek bu alanda bir boşluk bırakmış. Adalet Bakanlığı bürokratlarının bu kararları inceleyip yasama organında bir yasal değişiklikle infaz hakimliklerine bu konuda bir yetki getirmeleri gerekiyor. Eğer yetki gelirse eminim ki infaz hakimlikleri verdikleri kararlarda daha açık olabilecektir. Çünkü her üç başvuruda da infaz hakimliği, Anayasal Mahkemesi’be giden her üç başvuruda da benim yetkim yok demiş.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki, konuşmanızın başında AİHM kararları geldikten sonra AYM’nin tazminat kararlarının oluşmaya başladığını söylediniz. Daha öncesinde bunlar yoktu. AİHM’de çok daha ağır cezaları önlemek için sanırım bu kararlar veriliyor. Bunlara ne dersiniz? Vatandaş AİHM’e mi gitmek zorunda? Nedir bu? Gerçekten zorunlu olmasa kaç yıldır bu cezayı vermemiş, el mecbur veriyorlar. Bu konuda yorumunuz nedir?
Erkan Şenses: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları kurucu değil, bildirici nitelikte. Dolayısıyla bir ihlal kararı otomati olarak o başvurucunun cezaevi şartlarını düzeltmez. Bildirici nitelikte ulusal hükümetlerin, ulusal makamların bu kararlara uygun bir suretle cezaevi şartlarını düzeltmesi gerekiyor ve benzer ihlallerin yaşanmaması için gerekli tedbirleri alması gerekiyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sistemi tüm yurttaşların tek tek oraya gitmesi için kurulmuş bir sistem değil. Zaten böyle bir kapasitesi de yok. Mahkeme ilkeleri belirler ve ülkelerde Avrupa Konseyi’ne, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taraf ülkelerde bu kararları dikkate alarak bir düzenleme yapar. Mesela Avrupa İnsan Kararı Mahkemesi’nin X Türkiye kararı var. Başvurucu LGBTİ birey LGBTİ olduğu için aylarca tek kişilik hücrede bırakılıyor ve Avrupa İnsan Kararı Mahkemesi diyor ki: “Hayır bu işkence yasağının ihlalidir.” Bunlarla ilgili de senin bir düzenleme yapman lazım. Gerekirse işte kamuoyunda yansıdı o tarihte karar çıktığında işte LGBT cezaevleri yapılacak diye. Dolayısıyla her duruma ilişkin, her ihlal durumuna ilişkin, ulusal makamların gerekli tedbirleri almak yükümlülüğü var. Yoksa Avrupa İnsan Hahkları Mahkemesi’nin gücünü aşan şeyler, binlerce, on binlerce başvurunun oraya gidip tek tek ihlal verilmesi asıl olan ihlalin burada giderilmesidir ve muhtemeldir ki İlerde ve Kacır başvuruları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2019 başvuruları 2023 ve 2025’te karar verilmiş ve muhtemelen karar çıktığında bu başvurucuların infazı sona ermiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi yönündeki 3 başvuruda da başvuru numaraları 2019-2020 ama karar tarihleri 2024-2025 burada da muhtemelen Anayasa Mahkemesi o tazminatı niye vermiş? İhlal giderilemediği için telafi edilemediği için telafi niyetine bir manevi tazminata hükmetmiş. Aslında burada asıl olan ihlali gidermektir sayın vekilim. tazminat bambaşka bir husustur. İhlali giderme yükümlülüğü de ulusal makamlara aittir. Ahde vefa ilkesi gereği işte Avrupa Konseyi’ne üye olmuşsunuz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taraf olmuşsunuz. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesi taraf devletlerin AİHM kararlarına uyuması yükümlülüğünü düzenlemiştir. Dolayısıyla ulusal makamların cezaevi şartlarını CPT’nin, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin tavsiye kararlarının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına uygun bir biçimde düzenlemesi gerekiyor. Maalesef uygulamada “Vatandaş gitsin 3-5 sene sonra ben ona bir tazminat öderim.” şeklinde bir yaklaşım var. Bu yaklaşım bir hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. Tazminat bir giderim yöntemi değildir. Esas giderim o ihlalin ihlalden önceki aşamaya getirilmesidir.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sizin bu kararların içeriğinde dikkatinizi çeken hususlar var mı? AİHM ve AYM kararlarını içerikleri konusunda bilgilendirmek isterseniz çarpıcı yönler var mı?
Erkan Şenses: 3 metrekare altı ve üzeri ayrımı yapıyor maalesef Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, Anayasa Mahkemesi de. 3 metrekare mevzusu önemli. Mahpusların ortalama 3 metrekare altında kalan yerlerle ilgili kalabalık olma ile ilgili başvuru yapabileceği anlamına geliyor bu. Diğer hallerle ilgili kişinin özel bir hastalığı vardır. Kişi mesela sigara içmez, pasif içici konumundadır. Özel durumlarla ilgili de başvuru yapabilir mahpuslar. Önemli olan her şeyi belgelendirmek. Dilekçelerle cezaevi yönetimine, cezaevi gözlem kurullarına, infaz hakimliklerine bunları belgelendirmek ve bunların ileride Anayasa Mahkemesi ve AİHM yönünde başvuruya dayanak bir belge olacağını düşünmeleri. Bunlarla ilgili mutlaka yazılı başvuru yapmaları mahpusların gerekiyor. Onu ben ifade edeyim. Zaten bu üç başvuru da daha Anayasa Mahkemesi’ne başvuran yurttaşlar yazılı başvuru yapmışlar. Oradan ret aldıktan sonra Anayasa Mahkemesi’ne gitmişler. Adli yardım talebinde bulunmuşlar mesela. Çünkü şu an Anayasa Mahkemesi harcı 5 bin küsur lira. Yılbaşında yeniden değerleme oranıyla buna zam gelecek. Muhtemelen 6 bin 500-7 bin lira olacak. Mahpuslar bununla ilgili de adli yardım talebinde bulunabilir Anayasa Mahkemesi’nden. Nitekim Anayasa Mahkemesi Tolga Doğan başvurusunda adli yardım başvurusunu kabul etmiş. Başvurucunun harç ödemekten muaf tutulmasına karar vermiş. Bu önemli bir husus. Diğer başvurucumuzla ilgili o da adli yardım başvurucusu Ahmet Çağatay Tınmaz. Anayasa Mahkemesi özellikle mahpuslar açısından adli yardım kriterlerini biraz daha esnek tutuyor. Mahpuslar Anayasa Mahkemesi’ne gittiğinde adli yardım talebinden fayda alabilir. Bunu ifade etmek isterim.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Adalet Bakanlığı’na,Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne, cezaevi idarelerine mahpuslara, mahpus yakınlarına neler dersiniz şöyle özet olarak?
Erkan Şenses: Ben de baro başkanlığı yaptığım dönemde cezaevlerine gittik geldik bunlarla ilgili başvurular yaptık, raporlar yayınladık. Adalet Bakanlığı’nın Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün cezaevlerindeki yurttaşların, mahpusların insan onuruna yaraşır bir şekilde tutulmalarını sağlamaları gerekiyor. Bu onların anayasal bir hükümlülüğüdür. Bunu vurgulamak istiyorum. Yine yurttaşların ise cezaevindeki her türlü şikayetle ilgili bir avukata veya baroya, insan hakları örgütlerine bilgi vermeleri, böyle bir durum varsa işte bir insan hakları ihlali durumu bunu ilgili kurumlara bildirmeleri çok önemli. Çünkü bazen cezaevinin kalabalıklaşması dışında maalesef kötü muamele, işkence iddiaları da gündeme gelebiliyor. Bunlarla ilgili de mutlaka gerekli başvurular yapsınlar. Her ne kadar işkenceyle mücadelede sıfır tolerans politikası terk edilmişse bile en azından bu dosyalar Anayasa Mahkemesi ve AHİM önüne gittiğinde sanırım mevzuatta o konuda açık bir düzenleme var işkence kötü muameleden dolayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde tazminat devlet ödediğinde o tazminatı ilgili kamu görevlisine rücu eder. O rücu mekanizmasının işletilmesi açısından da önemli. Bu aslında bir caydırıcılık mekanizmasıdır. O nedenle mahpusların mutlaka gerekli başvuruları yapması, “Ben başvuru yaparsam beni buradan başka cezaevine alırlar, gönderirler.” şeklinde bir korkuya kapılmaması gerekiyor çünkü emin olun 1-2 başvuru o işkence kötü muamele iddialarının bıçak gibi kesilmesine sebep olabilir.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Yüz binlerce kişi bu mağduriyetlere uğradı. Anlaılan 3-5 kişi mi başvurdu? Hakkını aradı. Bu nasıl bir uçurum? Ne dersiniz? Buna nasıl bir yorum getiriyorsunuz?
Erkan Şenses Anayasal Mahkemesi kriterlerini değiştiriyor, kabul edilebilir kriterlerini değiştiriyor. Mesela en son 2020 yılında Hüseyin Aşkan başvurusu kararıyla avukatın kararı uyaptan tıklamasını kararı öğrenmek olarak yorumlayıp başvuru süresinde yapılmadığı için reddetti ve daha sonra bu içtihatını devam ettirdi. Mesela bu içtihat nedeniyle binlerce başvuru Anayasa Mahkemesi önünde reddedildi ve konu şu an AİHM’in bu konuda vereceği kararı bekliyoruz. Maalesef Anayasa Mahkemesi bu konuda katı bir formel yaklaşım içinde. Hak arama özgürlüğü esas, şekil talidir demiyor. Şekil esas, hak arama özgürlüğü talidir gibi bir yaklaşım içinde. Bunun düzelmesi gerekiyor. Geçen hafta Taybet Ana kararında, Taybet Ana’nın Silopi’de katledilmesine ilişkin Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuru da Anayasa Mahkemesi mesela daimi arama kararının verilmesinden 1.5 yıl sonra yapılan başvuruyu süresinde yapılmadığı için reddediliyor ki daimi arama kararında süresinde haberdar olup bir ay içinde bana gelmen gerekiyordu otuz gün içinde bu şekilde bir ret yoluna gitti. Dolayısıyla çok katı bir başvuru kriterleri söz konusu. Bu kriterleri aşmak da bazen zor. Yurttaşlar belki takipsizlik kararıyla bazısı vazgeçiyor, bazısı sulh ceza hakimliğine itirazla vazgeçiyor, bazısı Anayasa Mahkemesi aşamasında vazgeçiyor. Eğer kendilerinde o gücü göremiyorlarsa mutlaka bir hukukçudan destek alsınlar. En azından o sürecin psikolojik etkisini yaşamamış bir hukukçu daha profesyonel başvuru yapabilir ve süreci sağlıklı ilerletebilir. Bunu söyleyebilirim. Yine dediğim gibi barolara, insan hakları örgütlerine başvuru yapabilirler.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok teşekkür ederiz Sayın Erkan Şenses, Batman Barosu eski başkanı ile çok önemli bir konuyu konuştuk. AYM ve AİHM kararlılığı ışılığında yüz binlerce kişiyi mağdur eden bu durumları ve ardından itiraz sonucu gelen kararları inceledik. Çok teşekkür ederiz Sayın Başkanım.
Değerli izleyenler, bugün de programımızın sonuna geldik. Hepinize haftaya salı günü saat 21.00’d0 buluşana kadar hayırlı akşamlar, hoşçakalın.


























Yorumlar