21 Ekim 2025
ÖFG TV’den herkese merhaba her hafta Salı günü saat 21.00’de haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile size sunduğumuz programımıza bugün de başlıyoruz.
Bu programlarda birçok meseleyi konuştuk, hallettik, çözümlere vardık ve bu yüzden de programlarımıza devam ediyoruz. Gayette iyi bir sayıya ulaştık 326. Bölümde yine sizlerleyiz.
ÖFG TV benim ismimim baş harflerinden kurulmuş bir televizyon. Biz milletvekilliğine başladığımızda böyle bir televizyon fikri oluşmuştu ve iyi ki kurmuşuz. Güzel bir çalışma başlattık. Önemli gündemler oluşturduk. Önemli konuklarımız oldu. Önemli tanıklıklarımız müdahilliklerimiz oldu ve gündemi böylece daha iyi takip ediyoruz. Sosyal medyadan da her yere ulaşabiliyoruz.
Bugün de gündemin önemli konuları ile ilgili değerlendirmelerde bulunacağız. Öncelikle milletvekili olarak geçtiğimiz hafta Diyarbakır’daydım ve orada temaslarda bulunduk. Malum kamuoyunun yoğun bir şekilde tartıştığı Narin Güran cinayeti ile ilgili Tavşantepe köyüne gittim ve orada yerinde tespitler yaptım ve meseleyi anlamak için de yerinde tespitler yapılması gerektiğini söylüyorum. Bu konuda konuşmak isteyenler köye gidip inceleme yapsın, baksın, incelesin araştırsın ondan sonra konuşsun derim. Mahkeme dosyalarını okusunlar, kararları okusunlar, ifadeleri okusunlar, raporları, tetkikleri okusunlar ondan sonra konuşsunlar derim. Ben elimden geldiği kadar bunları yaptım ve az çok bir kanaat oluştu. Hapishanelere gitsinler mahpuslar ile görüşsünler diyorum. Bunları da yaptım ve bu vesile ile biz de bazı kanaatler oluştu onları da kamuoyuna beyan ettik. Olayı takip etmeye devam edeceğim. Umarım Narin Güran sevgili çocuğumuz 8 yaşındaki minik kızımızın hakkı yerde kalmaz. Onu katleden katiller cezasını bulur diyorum. Gerçek ortaya çıksın ve bu mesele mazlum, masum insanların mağduriyeti ile devam etmesin diyorum. Konu hakkında çok fazla bir şey söylemeyelim şu anda çünkü biz zaten köye gittiğimizde tespitler yaptığımızda tüm bunları söyledik. Ayrıntılı teşhisler, tespitler yaptık ve maalesef her zaman olduğu gibi kolluk birimlerinin görevini yeterince yerine getirmediğini ve 19 gün boyunca bu çocuğun ondan dolayı bulunamadığını gördük. Yargı mensuplarının da gereken adaleti yerine getirme işlemini yerine getiremediklerini ve adaletin tesis edilemediğini gözlemliyorum. Önyargılı bir bakış, mahkum edici bir anlayış ile de bu işler olmaz diyorum. Konuyu takip etmeye devam edeceğiz. Umarım Yargıtay’daki hakimler konuyu ayrıntılı bir şekilde araştırır inceler tetkik eder. Sadece ifadeler ile kalmaz çok geniş ayrıntılı bir çalışma yaparlar diye umut ediyorum ve gerçeğin en kısa sürede ortaya çıkmasını istiyorum.
Diyarbakır Cezaevi ziyaretimiz oldu. Bunu da yarın basın toplantımızda ayrıntılı bir şekilde anlatacağız. 15’e yakın mahpus ile görüştüm. Çok önemli konuşmalar yaptık. Sohbetler yaptık ve Türkiye cezaevlerindeki yoğun şikayetleri yine dinledim. Ağır insan hakları ihlalleri ve diğer pek çok sorun ile ilgili durumları dinledik. Bunları yarınki basın toplantısında ayrıntılı bir şekilde açıklayacağım ama cezaevleri içinden çıkılmaz bir halde. Çığırından çıkmış durumda, insanların bir af beklentisi var. Bir Covid yasası beklentisi var. Kürt meselesi ile ilgili mahpusların beklentileri var. KHK mağduru olupta hapse giren mahpusların bu süreçten beklentileri var. Adli mahpusların beklentileri var, var da var işin doğrusu. Herkes acaba adaletin bir ucu görünür mü diye bakıyor ve gelişme olur mu diye bize sorup duruyorlar. İnsanların yüzünü güldürecek şeyler söyleyemiyoruz. Yüzleri gülsün diye gerçek dışı beyanda da bulunamıyoruz. Neyse onu anlatıyoruz.
Malum Türkiye’de 1 senedir gündemde barış süreci ile ilgili meseleler var. Kürt meselesinin adil eşitlikçi bir şekilde çözümü için bir gayret sarf ediliyor. Bu konuda samimiyet var mı? Bu konuda eleştiriler var. İktidarın samimi olmadığı yönünde Türklerden ve Kürtlerden önemli eleştiriler var. Sn. Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılmaması, Meclis’te Kürt annelerin Kürtçe konuşamaması, yeni bir yasa çıkması ile ilgili gecikmeler tüm bunlar sürece yönelik güvensizliği artırıyor. Radikal adımların da atılmaması ve tüm bu süreci durgunlaştırıyor, durgunlaşan bir sunumda mikrop tutacağı bellidir ve bu yüzden provokasyonlar oluşuyor. Süreç ile ilgili beklenti çıtalarını herkes kendisi açısından yukarı koyunca süreçte yürümemeye başlıyor. İşin doğrusu biz sürecin Türkiye’nin her tarafına anlatılması gerektiğini düşünüyoruz. Sadece Kürtlere dönük bir dil değil Türklere de bir dili her kesim önemsemeli. Türk tarafı Kürtlere ne diyeceğini söylemeli. Kürt tarafı da Türklere ne diyeceğini önemsemeli. Devlet ile Kürtler arasında 100 yılı aşkın bir sorun var ve hak verilmesi konusunda sıkıntılar bitmiş değil. En azından bir Kürtçe konuşma bile büyük tartışmalara neden oluyor. Annelerin Meclis’te konuşması, Sn. Numan Kurtulmuş’un Diyarbakır’da 3-5 Kürtçe kelime konuşması kıyametlerin kopmasına neden oluyor! Bu da ülkede sorunun sadece bir örgütün varlığı ile sınırlı olmadığını aslında bir ayrımcılık, Kürtlere hakkını vermeme ile ilgili çok önemli temel bir sorun olduğunu gösteriyor. Tabi bu kronik bir hale gelmiş durumda. Devlet ve toplum burada oldukça kötüleşmiş durumda. Devlet yıllarca aşırı bir Türk milliyetçiliği politikası izledi ve toplum da bu şekilde evrildi ve şu anda içinden çıkılmaz karmaşalığı bitirebilmek için atılan adımlar da büyük tepkilere neden oluyor ve hiç kimse bulunduğu konumu kabul etmiyor ve çok daha fazlasını istiyor. Türkiye Devleti ve toplumunun bir kısmı kazanım olarak gördüğü hususlarda geri adım atılmamasını istiyor. Kürtlerin hakkını yemeyi kazanım olarak gören bir devlet ve toplumun önemli bir kesimi var maalesef. Bundan dolayı en ufak bir uzlaşma adımı, Türkiye’nin batı tarafında büyük bir tedirginlik ile karşılaşıyor. Kürtçe ile ilgili gelişmeler büyük bir tedirginlik ile karşılanıyor. Aslında insanların en büyük hakkıdır annesinin ak sütü gibi helaldir ve insanlar için kırmızı çizgidir. Türkler de bunu düşünemiyor bir yabancı ülkeye gittiğinde Türkçe konuşması nasıl cezalandırılmaya kalkılsa hoşuna gitmez ama bunu bir başkası için düşünemiyor. Tabi bunları hep empati, ahlak, adalet duygularının eksikliğinden kaynaklanıyor ve aslında ana problem empati, ahlak, vicdan duygularının körelmiş olması. Bu körelmeyi bitirmeden bu sorunları bitirebilmek, çözebilmek kolay değil. O yüzden biz de ayrıca kurduğumuz bir vakıf ile toplumda ahlak adalet merhamet insaf ve vicdan duygularını güçlendirmeye çalışıyoruz. Vicdan Vakfı bu konuda önemli bir gayret sarf ediyor ve toplumsal bir iyileşmeyi sağlamayı gayret ediyoruz. Sadece siyaset ile sorunlar bitmiyor çözülmüyor. Bir de olayın sivil toplum ayağı olduğunu unutmamak gerekiyor. Şimdi ne olacak? Barış sürecinde Kürtlere tanınabilecek en ufak haktan bile rahatsız olup kıyametler koparılıyor, sosyal medyada kıyametler koparıyor, diğer taraftan Sn. Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılmaması, Kürtçe’nin daha Meclis’te bile konuşulamaması, sürecin 1 yılı aşması, komisyonun aylarca toplanmasından sonra bile herhangi bir yasa çıkmaması nedeniyle Kürt halkı da tedirgin ve sürece çok sıcak bakmıyor. Bunlar bir gerçeklik.Biz eninde sonunda samimi olunması gerektiğini düşünüyoruz. Devlet bu işi ana çözücüdür ve samimi adımlar atmalıdır. Karşı tarafta adımlar atmalıdır. Meselenin silahlı çözümünün biteceği yönünde zaten genel bir irade vardır. Türkler de Kürtler de artık silahın bitmesi gerektiği yönünde bir irade ortaya koymaktadır. Casene mağaralarında silahın bırakılması hem Türk tarafından hem de Kürt tarafından olumlu karşılanmıştır. Olumlu karşılanan adımların ön plana getirilip, bu sürecin de atalete terk edilmemesi, hızlandırılması gerekiyor çünkü dediğimiz gibi durgun su, mikrop tutar. Siz bekleyip ve de samimiyetsizlik gösterdiğiniz takdirde bir ilerleme olmayacaktır. Bunları söylemiş olalım ve Suriye’de de hakkaniyetli bir çözüm konusunda hala tartışmalar bitmiş değil. Kürtlerin Rojava’dan vazgeçmeyeceği bir gerçek. Onun karşısında da Türkiye’nin Colani vasıtasıyla ülkeyi elinde tutma gayreti var. Ancak meselenin bir mutabakatla çözülmesi gerektiği de ortada. Ele üstten açarak büyük laflar sarf etmek ve barışa kapıyı kapatmak doğru değil ve bir şekilde çözümün yollarını aramak gerektiğini söylüyoruz.
Önceki çözüm süreci de Suriye meselesi yüzünden bozulmuştu. Şu anda da yine Suriye meselesi yüzünden bir tedirginlik yaşanıyor. Bir şekilde Devlet ile İmralı arasındaki görüşme trafiği aynen devam ediyor. Bazı aksamalar olsa da genel olarak süreç yürüyor ve şu anda çok büyük bir olumsuzluk yok. Biz sürecin yürümesi gerektiğini söylüyoruz. Bu yürüyüş için de devletin samimi olması lazım. Sayın Selahattin Demirtaş’ı serbest bırakın. Bu sürece en başta Kürt halkı sahip çıkar ve Türkler de bu sürece sempatiyle bakar çünkü bir samimiyet görür. Kürtlerin hakları konusunda gönülden içten samimi adımlar atın. Bundan sonrasında bu süreç yıkılmaz ve silahı bırakan örgüte karşı da bir yasa hazırlığında bulunun ve bu yasayı da çıkarın ve böylece işler çözüm yolunda ilerlemeye başlasın. Kimse geriye dönmek istemiyor aslında. Türkiye Devleti de biliyor ki çözümsüz bir yol. PKK de biliyor ki silahın zamanı doldu, vakti geçti ve siyasetle çözüm aramak gerekiyor. Bu konuda tarafların adım atması gerekiyor.
Biz insan hakları savunucuları olarak da bu konunun artık bazı adımlara muhtaç olduğunu görüyoruz, düşünüyoruz ve bu meseleyle umarım ki önemli adımlar atılır. Yoksa süreç kesintiye uğrarsa Türkiye yine eski günlerine döner ve çok üzücü olaylar yaşarız. Var olan demokrasi, insan hakları da ortada kalmaz ve yine tamamen aşırı bir polis devleti haline döneriz. Bunu görmek lazım.
İktidarın demokrasi konusunda samimi olması lazım. Kürtlere bir şeyler verelim ama demokrasiyle ilgimiz olmasın diye düşünüyorlarsa bu işin yürümeyeceğini bilsinler. Çünkü demokrasisiz Kürt sorununun çözümü de olmaz. Bir şekilde Türkiye’de demokrasi olmamasının en büyük nedeni Kürt sorunu ama demokrasi konusunda hiçbir irade beyanı olmadan da Kürt sorunu çözüyorsanız sonrası içinde hiç iyi sinyaller vermiyorsunuz anlamına gelir bunlar. Biz o yüzden siyaset alanında elimizden geleni yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz. Sivil toplum alanında da bir şeyler yapıyoruz bildiğiniz gibi. Bütün bunlarla beraber topraklarda yaşanan her acıyı halka yansıtmaya ve bunların çözümünü bulmaya çalışacağız sevgili arkadaşlar.
Hiçbir konuya sessiz kalmıyoruz. İlgisiz kalmıyoruz. Her şeye bir çözüm bulmaya da çalışıyoruz. Süreci takip edeceğiz. Bu arada biliyorsunuz Kıbrıs seçimleri oldu ve halkın seçtiği aday belli oldu. Türkiye iktidarı bu konuda çok bozuldu ve Kıbrıs’ı bir vilayet olarak ilan etme hazırlığında olduğunu söyledi Sayın Devlet Bahçeli. Yılların güvensizliği, yılların sorunu çözümsüz bırakma hali işte sonuçta bu olur. Yıllarca böyle bir çözümsüzlüğe oynayalım, iş ortada kalsın taktiği izledi Türkiye ve durumu idare etmeye çalıştı bir şekilde ama Kürt meselesinde olduğu gibi Kıbrıs meselesinde de devlet olarak siz gereken çözüm konusunda adımlar atmazsanız işi böyle ortada bırakıp çözümsüzlüğe bırakırsanız sonuçta halk bu durumu kabul etmez ve size bir ders verir. Kıbrıs’ta olan bu. Kürt halkı da bunu görüyor ve Türk halkı da görüyor. Sürecin başındaki güven oranı düşmeye başladı. Provokasyonlar, İYİ Parti tarafından yapılan çok sert söylemler, aşırı sloganlar. Bunlar doğru tavırlar değil. Her iki tarafta hakikaten uzlaşmacı bir yerde olmalı. En yüksek yere çıtayı koyup da oradan taleplerde bulunmamalı ve uzlaşıcı adımlar atmak durumunda kalmalı diye düşünüyorum. Bu yapılmadığı takdirde hem Kürt meselesi hem de Kıbrıs meselesi çözülmez. Kıbrıs halkının iradesini Türkiye iktidarı görmeli, insanlar artık daracık kısıtlı, kapalı bir yerde kalmak istemiyor. Bunu her ülkede görüyoruz. Farklı ülkelerde de bunu görüyoruz. Dışarıya kapalı ülkelerde de belli bir müddet geçici çözümlere mahkum ediliyor. Ondan sonra da mesele, bir şekilde patlamayla sonuçlanıyor. Bu da iyi olmuyor.
Biz siyasetimize devam ediyoruz, takibimize devam ediyoruz, meclisteyiz ve her alanda çalışmalarımızı da size yansıtmaya devam edeceğiz. Bugünlük bu kadar. Haftaya Salı günü saat 21.00’de inşallah buluşacağız. Hepinize hayırlı akşamlar, hoşça kalın.


























Yorumlar