27 Ocak 2026

ÖFG TV’den herkese merhaba her hafta Salı günü saat 21.00’de haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile size sunduğumuz programımıza bugün de başlıyoruz.

Değerli izleyenler Türkiye’nin gündeminde çok yoğun maddeler var. Rojava gündemi var ve çok büyük bir tedirginlik yaşanıyor. Türkler ve Kürtler arasında birbirini anlayamama, empati yapamama sorunu var. Türkler bir şey hissediyor, Kürtler bir şey hissediyor maalesef ortak bir duygu, ortak bir ülkü oluşturulamıyor. Millet olmanın şartlarından birisi ülkü oluşturmak ancak toplumun farklı unsurları arasında bu konuda bir mutabakatlık yok aksine oldukça önemli bir uçurum oluşmuş durumda bunu görüyoruz ve oldukça üzücü sıkıntılı buluyoruz.

Ülkede adaletsizlikten kaynaklı birbirini anlayamama sorunu var. Güç eksenli bir dağılım var, hukuk eksenli değil. Gücüne göre insanlar istediğini yapıyor, adalete göre bir dağılım yok. Bundan dolayı sorunlar devam ediyor ve en sonunda da cezaevleri doluyor. Cezaevlerinde yüzbinlerce insan var. 11. Yargı Paketi ile 40-50 bin kişi çıktı ancak sorunlara çözüm bulunamadı çünkü adaletsizliği ortadan kaldırdıktan sonra istediğin kadar cezaevi yap istediğin kadar yargı paketleri çıkart bir yere varamayacaksın, insanları o kuyuların dibine attıktan sonra ve onların en temel insani haklarını sorgulamadıktan sonra varabileceğin bir yer yok.

Cezaevlerini en çok dolaşan milletvekiliyim, Türkiye’nin dört bir tarafındaki cezaevlerine gidiyorum ve gerçekten çok önemli sorunlar olduğunu görüyorum. Bir şekilde adil veya olmayan yargılamalar ile insanları hapse atabilirsiniz ama ağır insan hakları ihlalleri oluşturacak şekilde insanları orada tutmanız doğru bir şey değil. Kalabalık ortamlar, kuyunun dibi gibi güneş görmeyen, sağlıksız ortamlar, hastaneye bile aylarca gidemediğiniz ortamlar oldukça kötüleşmiş bir ortamı gösteriyor. Bundan dolayı açlık grevleri oluyor, protestolar oluyor ve insan hakları savunucularının önemli bir gündemi oluyor. Ben de insan hakları savunuculuğu eksenli bir siyaset izliyorum. Mağdurun kimliğine bakmaksızın onun yaşadıkları ile ilgileniyorum. Bu noktada herhangi bir ayrımımız yok. Hangi kesimle uğraşsak insanlar şunu diyebiliyor; “Bizim ile niye uğraşmıyorsun? Sen şucu musun?” diye ama kendisi ile uğraştığımız zaman da başkaları “Bizimle niye uğraşmıyorsun? Sen şucu musun?” diyor kimseyi memnun etmek mümkün değil ama insanlarda bir empati duygusu geliştirmek gerektiği apaçık ortada. Empati duygusu oluşmadığı için insanlar ben merkezci bir şekilde bakabiliyorlar. Aslında öteki gördüğü merkezli bakabilse meseleler hallolabilecek.

Bugün konuklarımız var. Cezaevlerinde bu kötü durum nedeniyle açlık grevleri yaşanıyor. Biz açlık grevlerini yakından takip ediyoruz yıllardır ve bu insanların canları ile ortaya koydukları çığlıklarını duymaya, duyurmaya çalışıyoruz. Çok kişi duymuyor, duymak istemiyor, umurunda değil. “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın.” Diyor sonra bakıyorsunuz o yılan ona da dokunuyor. Yarın öbür gün kendisine yönelik bir iktidar pratiği gelişiyor ummadığı şekilde kuyu tipi hapishanelere atılıyor. Çeşitli kesimler bunu yaşadı. “Bana dokunmaz, banane, canı çıksın. Ben onu sevmezdim. Kuyunun dibinde körelsin gebersin gitsin.” Diyenler sonra bir bakıyorsun o kuyuların dibine kendileri atılmış. Bunlar insanlık için bir ders ibret olmalı ve ayrımsız bir adalet mücadelesi yürütmemiz gerektiğini görmeliyiz. Bu mücadelelerden birisi de şu anda Antalya Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde sürüyor. Hüseyin Özen isimli mahpus aylardır açlık grevinde ve durumu kritikleşmiş durumda, sağlığı iyiye gitmiyor, oldukça önemli sıkıntıları var. bir insanın başka birisine zarar vermeden vücuduna zarar vererek en pasif ama en yüksek çığlıkta yaptığı bir eylem açlık grevi çünkü kendisini aç bırakarak kendisinden büyük bir fedakarlık vererek kimseye zarar vermeyerek yaptığı pasifist bir eylem ve bu yüzden bu çığlığı duymak lazım. Bu çığlığa kulak kabartmak lazım. İşte bu çığlığı atan mahpus Hüseyin Özen’in yakınları bugün konuğumuz.

Telman Özen: Benim abim Hüseyin Özen 28 senedir cezaevinde ve 28 senedir 8 tane cezaevi dolaştı. Bugün açlık grevinde ve 167. Gününde, gittikçe kötüye gitmeye başladı. Kilosu 50’ye kadar düştü. Biz Adalet Bakanlığı’na dilekçeler vererek, Cumhuriyet Başsavcılığı’na aileler ve tutuklu hükümlüler olarak dilekçeler gönderiyoruz, bizi duymak istemiyorlar. Sadece biz değil, yüksek güvenlikli cezaevinde Antalya’da Tahsin Çoğaloğlu ve Gürkan Türkoğlu da açlık grevindeler ve onların da durumları oldukça kötüye gidiyor. Abimin 28 senedir yatmış olması ve bunun için de 30. Senesinde çıkması gereken zamanda infazı yakıldı ve şu anda çıkması da engelleniyor. Hüseyin Özen şu an sağlık açısından iyi değil. Gittiği bütün cezaevlerinde cezaları yoktu da bugün buraya gelince mi cezaları oldu? Adalet Bakanlığı’nı aradığımızda bize; “Hüseyin Özen’in cezaları var. Hüseyin Özen açlık grevini bıraksın.” Böyle şeyler hiçbir şekilde olmayacak şeyler. Hüseyin’in ne yaşadığını onlar biliyor ve bizim o lüksümüz yok “Bırakın” demek gibi. Yaşam alanları çok kötü. Bundan dolayı da onların istedikleri yerine getirilemeyecek talep değil. Kuyu tipleri kapatılsın ve biz insani bir şekilde yaşayabileceğimiz bir cezaevine gönderilsin isteniyor ailesine yakın bir yere. Annesi 80 yaşında ve görüşüne gidemiyor. Hüseyin’in açlık grevinde olma sebebi; yaşam alanlarına bir kamera koymuşlar, 7/24 kamera ile izleniyor ve çamaşırlarını değiştirirken kameranın üstünü kapatıyor diye ceza verilmiş. Biz çok şey istemiyoruz. Sadece abimin ve arkadaşlarının insani bir şekilde yaşayabilecekleri hapishaneye gönderilmelerini istiyoruz. Aile olarak istediğimiz bu Hüseyin de bunu istiyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Hüseyin Özen kimdir?

Telman Özen: Hüseyin 1970 doğumlu 27 yaşında cezaevine girdi şu an 55 yaşında ve cezaevinde yaşlandı. Tekstil ile uğraşıyordu. Daha sonra DHKP-C tutsağı olarak tutuklandı ve 30 yıl ceza aldı. Hüseyin Özen’in hayatı cezaevinde geçti 28 sene. 27 yaşında cezaevine girdi ve şu an 55 yaşında. Cezaevinde yaşlandı. Kuyu tipi tek kişilik hücrelerden ibaret. Camı olmayan küçücük bir cam yapılmış arkasına demirler ile montaj edilmiş bir kalemin dahi girmediği deliklerden güneş gelmiyor, hava gelmiyor, rüzgar yok ve tamamen yok edilmek için oralara atılmış. Orada ortak alanları var. ortak alanlara çıkartılmıyor. 24 saat boyunca hücrelerde güneşsiz rüzgarsız havasız küçcük bir alanda yaşama mahkum ediliyor. Kapılara megafon koyulmuş insan yok. Bir gardiyan ile dahi görüşemiyorlar. Uzaktan kumanda ile kapılar açılıyor. Havalandırmaya çıkmak istese Antalya’da yazın havalandırmada güneş kavuruyor ve 1.5 saat orada güneşin altında lavaboya gitme ihtiyacı duysa kapılar açılıp gidemiyor. Hasta tutsaklar var, yağmurda karda her şekilde 1.5 saati havalandırmada ortak alanda geçirmek zorunda. Hiçbir şekilde muhatap bulamıyor. Hiçbir şekilde kapılar açılmıyor orada soğuksa rüzgarın karın yağmurun altında kalıyor. Sıcaksa güneşin altında kalıyor. Şartlar çok kötü olduğu için başka bir cezaevine gitmek istiyor ve bu da insani bir haklı talebi, “Beni alın dışarıya salın kapıları açın dışarı gideyim.” Demiyor Hüseyin ve arkadaşları bunu söylemiyor. Söylemek istedikleri şey; bizim insani bir şekilde yaşayabileceğimiz, arkadaşlarımız ile aynı yerde kalabileceğimiz bir cezaevine nakil olmak istiyorlar ve kuyu tiplerinin kapatılmasını istiyorlar haklı olarak.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Burada Hüseyin Özen’in annesi Ayşe Özen hanımefendi de var. Oğlunuz zor günler yaşıyor. Bir anne olarak oldukça üzüntülüsünüz. Ablası Telman hanım konuştu. Anne olarak neler demek istersiniz?

Ayşe Özen: Ben ihtiyarım, gidemiyorum. Ayaklarım ağrıyor. Belim ağrıyor. Uzağa gidemiyorum. Oradan gelince kalkıp yürümemiyorum. Yakın yere gelsin istiyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Oğlunuz 167 gün oldu açlık grevinde. En son ne zaman gördünüz oğlunuzu?

Telman Özen: Annem üç ay önce gitti. Ondan sonra bir daha göremedi çünkü annem gidemiyor. Annemin ayakları çok ağrıyor. Beli ağrıyor, yaşlı. O yola dayanamıyor çünkü Antalya’ya gittikten sonra da 2.5 saat biz yol gidiyoruz cezaevine gidebilmek için. Antalya’nın otogarına ya da havaalanına gittiğimizde 2.5 saat daha yol gideceğiz ki ancak o şekilde biz abimi görebilelim. Her türlü zorlukları var. Bir dağın başına koymuşlar. İletişim çok zor. Gitmek gelmek çok zor. Özellikle annem için çok zor. Annem gidip gelemiyor. Biz götürürsek, yanında biz olursak gidip gelebiliyor. Son günlerde de işte ayda bir kere gidebiliyoruz. Geçen ay kız kardeşim gitmişti. Bu önümüzdeki ay ayın 4’ünde de ben gideceğim. Bir aydan bir aya görüşebiliyoruz. Durumunu öğrenebiliyoruz, bakabiliyoruz. Abim tek kişilik koğuşta değil, üçer kişilik koğuşlarda hastalar için dizayn edilmiş bir yer. Hasta tutsaklar için yapılmış bir yer. Üç kişilik ama tek kişilik hücreler kadar kötü. Üç tane ayrı yataklar koyulmuş. Üç tane kişinin dolapları var. Mutfak, tuvalet, küçücük yine bir alan kalıyor ve tek kişilik hücreler gibi alanları kalmıyor. Yürüme mesafeleri yok. Alanları yok spor yapmak için bir otursa da oturduğu yerde bir ufacık egzersiz yapmaya kalksa diğer arkadaşının yatakta olması gerekiyor ki onun onları yapabilmesi için çünkü alan yok. Çok küçücük bir alan. Her anları 7/24 gözlem altındalar. Yaptıkları her şey uyurken, yatarken, lavaboya girerken sohbet ederken her daim 7/24 gözlem altındalar ve sürekli sizi bir göz izliyor. Annem üzülüyor diye anneme anlatmıyormuş, onu söylüyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Annemiz ne diyor bu duruma? Çocuğuyla ilgili bakanlığa bir çaresi var mı? Adalet Bakanlığı’na annemizin çaresi varsa bunu bizim vasıtamızla bakan bey duysun. Buyursun annemiz Bakan beye seslensin.

Ayşe Özen: Kurtarın, yakın yerlere yollayın, yakın yerde ben de gideyim.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Son durum 167 gün oldu açlık grevinde. Sıkıntı artıyor. Sizin Adalet Bakanlığı’na söyleyeceğiniz nedir? Adalet Bakanlığı da; “Biz bu cezaevini yaptık. Gönderdik mahpusları, orada yatacaklar, ses çıkartmasınlar.” diyor. Biz de kendilerine hatırlatıyoruz, bu cezaevleri gayri insanlı şartlarda böyle olmaz. Güneş bile girmiyor o odalara. Ben de gördüm o odaları. Gerçekten gayri insanlı şartlar. Bu böyle olmaz diyoruz fakat böyle bir dayatma var. Siz ne diyorsunuz? Adalet Bakanlığı’na seslenin biz de sizin sesinizi iletelim.

Telman Özen: Ben Adalet Bakanlığı’na seslenmek istiyorum. Adalet Bakanlığı’ndan bugün Hüseyin Özen çok bir şey istemiyor. Sadece arkadaşlarıyla birlikte insanca bir cezaevinde yaşamak istiyor. “Beni bırakın.” demiyor Adalet Bakanlığı’na seslenmek istiyorum. “Beni bırakın, kapıları açın, ben çıkayım gideyim.” demiyor. Sadece benim abimin istediği ve arkadaşlarının istediği; insan gibi yaşayabilecekleri bir cezaevine gitmek, yakın ve arkadaşları ile birlikte kalabilecekleri bir cezaevine gitmek istiyor. Normal bir cezaevine gitmek istiyor. Bunun için seslenmek istiyorum. Çocuklarımız, sakatlanmadan, çocuklarımızın ölümleri gerçekleşmeden bir an önce çözüm bulunsun istiyorum. Tek istediğimiz bu başka bir şey istemiyoruz. Çocuklarımızın sakatlık bir ölüm herhangi bir rahatsızlıkları geçirmek geçirmeden bir an önce çözüm bulunsun istiyoruz. Tek istediğimiz bu.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki umarım Allah bir yol açar devlet yetkilileri de insafa gelir. Sesinizi duyar. İnsafa gelirler, vicdana gelirler. Sizler de  çok tedirginsiniz biliyorum bunu. Umarım Hüseyin Özen ve ailesi için aydınlık günler uzak değildir. Biz sizin sesinizi bugün duyurmaya çalıştık.  Kuyu tipi yüksek güvenlikli cezaevlerinin gayri insani olduğunu buradan ben de tekrar söyleyeyim. Böyle olmaz. Bu cezaevlerindeki şartlar son derece ağır. İnsanları diri diri kuyulara atmak doğru bir şey değil. Gün gelir, o atanlar da oralara girebilir. O yüzden kendi için istemediğini başkası için yapma. Buna uyulması lazım. Hüseyin Özen’in durumu gündem etmeye devam edeceğiz. Umarım bir an evvel yüzünüz güler ve bu sıkıntılar biter Hüseyin Özen’e de kavuşursunuz.

Değerli izleyenler bugün de programımızı buradan bitiriyoruz. Her hafta Salı günü saat 21.00’da programları yapıyoruz. Yıllardır yapıyoruz. Bu 339. bölümdü. Canla başla programlarımıza devam ediyoruz. Biz mecliste konuşuyoruz ancak bir de halka mikrofon uzatıyoruz. Bu da çok faydalı oluyor. Halkımız da dertlerini sıkıntılarını anlatıyor. Buna devam edeceğiz inşallah Allah ömür verdiği müddetçe. Haftaya buluşmak üzere herkese hayırlı akşamlar hoşça kalın.

Yorumlar