3 Mart 2026
ÖFG TV’den herkese merhaba, her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile size sunduğumuz programımıza bugün de başlıyoruz.
Değerli izleyenler tek konu var, tüm dünya korkunç bir savaşı konuşuyor. Ağır insan hakları ihlalleri daha ilk dakikalardan başladı. Ölü sayısı hala artıyor, İran’da bir kız ilkokulu vuruldu ve tahminim 200’e yakın ölü var. Korkunç sayılar bunlar ve vahşet!
Bu savaş niye başladı? Neden devam etmemeli? Bir an evvel barış sağlanmalı!
Sevgili izleyenler Ortadoğu’da uzun bir müddettir ABD’nin, İsrail’İn İran’a saldırı ihtimali konuşuluyordu ve bunun olmaması gerektiği yönünde bir gayret vardı. Bu konuda Türkiye’de önemli bir performans sergiledi. Türkiye devleti de İsrail’in Filistin’de yaptığı vahşet ve soykırım sırasında sıranın Hamas Hizbullah Suriye’den sonra İran’a geleceğini tahmin ediyordu ve bunun hesaplarını yapıyordu. O yüzden bir çözüm süreci başladı. Kürtler ile anlaşmayı tercih ettiler ve bölgede bir denge kurmaya çalıştılar ve ardından beklenen oldu. ABD ve İsrail İran’a saldırdı.
Bölgeye ilk önce uçak gemileri gönderdiler. Bölgede silah tahkimatı yaptılar buna rağmen İran cevap vermedi, herhangi bir silahlı girişimde bulunmadı. Cenevre’de görüşmeler devam ediyordu ve herhangi bir sonuç yoktu. Bir görüşme trafığı yaşanmıştı ve bunun devam edeceği düşünülüyordu. Restler çekildi, her saniye savaşa başlanabilir diye bir şey yoktu. Bu noktada Trump ve Netanyahu alçakça bir işe kalkıştılar ve binlerce, belki onbinlerce, belki yüzbinlerce insanın ölümüne yol açacak bir savaşı başlattılar. Oysa belki masada çözüm bulunabilecekti. Masa devam ediyordu ve aynı zamanda böyle bir saldırı için uluslararası hukuki durum da uygun değildi.
2 haydut çıkmış sahneye BM ile ilgili herhangi bir karar olmadan. İstedikleri gibi bir ülkeye saldırıyor ve tüm dünya elini kolunu çaresiz bir şekilde iki yanına bırakmış bunu seyrediyor. Destekleyenler dışında seyrediyor. Aslında ABD ve İngiltere’nin saldırısından sonra yedi düvel İran’a karşı birleşti neredeyse. AB ve İngiltere’nin de İran’a karşı birleştiği görünüyor. Bu Ortadoğu’nun bir cehenneme dönme ihtimalini artırıyor. “İran’a iki tokat atayım, lideri Hamaney’i öldüreyim, sokaklarda gösteriler çıksın, rejim devrilsin, ben de bu işi bitireyim.” Bu çok basit, kuru, mekanik ve oryantalist bir bakış açısı. Bu işin böyle olmayacağı belliydi ve Netanyahu denilen aşağılık insan, barbar, katil, soykırımcı insan Trump’ı zorladı. Onun koltuğunu çeken onu oturtan Trump Netanyahu’nun sözünü dinledi ve gerek kendi halkından askerlerin ölmesine gerekse de ekonomisinin büyük zarar görmesine neden olacak aptalca bir işi başlattı. Ne olacak? Birtakım devlet adamlarını öldürerek bir devleti, bir iktidarı yıkmak, o ülkeyi bölmek bunlar utanç verici hadiseler ve bu tür girişimlerden “Bize bir parça düşer mi?” acaba diye köşede beklemekte utanç verici bir hadise. Bunlar kabul edilecek hadiseler değil arkadaşlar.
Komşumuz, yüzlerce yıldır öyle veya böyle ilişkimiz olan İran Devleti’nin bütünlüğüne yönelik bu saldırıları kınıyorum, kabul etmiyorum ve bunu yapanlar da Trump ve Netanyahu gibi iki tane aşağılık haydut başka bir şey değil. İkisi de böyle. Dünya halklarının canına okumaya devam eden iki lider. Birisi soykırımcı diğeri iktidara geldiğinden beri her tarafa saldıran, bir ülke liderini yatağından alıp gelen, kendisini bir şey zanneden bir lider.
Trump’ın Pentagon’un isteği ile buraya geldiği ve Pentagon’un isteğini yaptığına dair çok önemli görüşler var. Pentagon’a da anlaşılan hakim olan zihniyet siyonist bir anlayış ve Trump’ı daha sonrasında kendisini pişman edecek bir işe zorla ite kalka sevk eden Netanyahu denilen bir soykırım suçlusu. Bu kadar karanlık bir tablodan sonra birtakım kesimler; “ Ya bu İran’a saldırıdan bize ne düşer? Bize buradan ne karlar düşer?” diye düşünmesi utanç vericidir arkadaşlar.
Türkiye geçen yüzyılın başlarında işgal edilmeye çalışıldı. Sevr Anlaşması yapıldı ve bu anlaşmanın acı izleri Türkiye halkının zihninde hala gitmedi bitmedi. Ülkemiz işgal edildi ve herkes bulduğu yeri sahiplendi ama bu iş tutmadı çünkü suni bir girişimdi, çöken bir imparatorluktan sonra biz buradan bu leşten bir pay kapalım düşüncesi ile hareket eden bir zihniyet vardı batılılar böyle düşünüyorlardı ve herkes bir yerden bir parça kapmaya çalıştı ama bu bu toprakların gerçekliği ile uyumlu değildi ve işler aslına döndü yabancı işgalciler bu ülkeden defolup gittiler, şu anda da İran’a yönelik böyle bir girişim var. İran’da farklı etnisitelerden insanlar var. Azeriler var, Kürtler var ve belki yüzlerce yıl bu topraklarda olacaklar. İran topraklarındaki bir barış mutlaka İran Devleti ile İran toplumu ile olacak. İran Devleti’ne yönelik bu bilinçli tahrip etmeye yönelik bu saldırıyı kabul etmek mümkün değil.
İran birçok belki açılardan eleştirilebilir. Baskıcı yönetimi, antidemokratik uygulamaları, başörtüsü dayatmaları nedeni ile bende eleştiriyorum İran yönetimini ama bu onların haksız hukuksuz bir saldırıya uğramalarının meşru göstermek anlamına kesinlikle gelmemeli. Hiç kimse azgın emperyalist saldırganlığa prim vermemeli. “Bize de buradan ne düşer?” bakış açısı ile bakmak kesinlikle yanlıştır.
Kürt sorunu açısından bakacak olursak; Kürt meselesi Türkiye’de büyük bir çatışma konusu olmuştur, 30-40 yıl bu konuda çatışmalar yaşanmıştır ve sonrasında Kürt hareketi devletle masaya oturmuştur ve bu devam etmektedir. Türklerin Kürtlerin milyonlarcasının yaşadığı topraklarda birbirlerini arkadan hançerlemeleri değil oturup birbirleri ile anlaşmaları gerekiyor. Bundan dolayı bu anlaşma Türkiye’de inşallah sağlanır diyorum.
Suriye’de de hakeza iç savaş çıktıktan sonra Suriye devleti ve toplumu ile Kürtler bir şekilde oturup bir anlaşma imzaladılar. Milyonlarca Arap’ın, Kürd’ün yaşadığı topraklarda kimse birbirini yok edemez ve birbirini hançerleyemez. İran’da da bu böyle olacaktır. O yüzden “İran devleti haksızlık yapıyor, işgal edilip yıkılması çok hoşunuza gider.” Şeklinde bir anlayış kesinlikle doğru olmaz. İran’da bir arada yaşayan Azerilerin, Farisilerin, Kürdlerin herkesin birbirine ihtiyacı var ve böylesine azgın saldırganlığın olduğu bir anda bu ülkede barışı insan haklarını yüceltecek bir noktada uzlaşmaları gerekiyor.
İran Devleti’nin insan haklarından uzak uygulamalarını ben hep eleştirdim, başörtüsü dayatmalarını ve Mahsa Amini gösterilerindeki sert tavırlarını ve diğer anti demokratik uygulamalarını eleştirdik ama bir taraftan da şunu biliyoruz ki; Filistin’de Filistinlilerin arkasındaki güç olan İran Devleti’nden hiç hazzetmeyen bir İsrail vardı ve Filistinlilere verdiği destekten dolayı İran’a doğru çok büyük bir kin duyuyordu ve onu yok etmek istiyordu ama bu çok da kolay bir hadise değil ve birilerinin ekmeğine yağ sürmek için bütün bu yapılanlara göz yummamak gerekiyor. Yani Filistinlilere yardım ettiği için İran Devlet’inin başındaki insanı daha anlaşma süreci devam ederken öldürmek, birçok yetkiliyi öldürerek burada bir rejim değişikliği oluşturmaya çalışmak, dıştan bir müdahaleyle bir ülkenin kaderiyle oynamaya çalışmak doğru değil.
İran halkı ve İran Devleti insan hakları tabanlı bir şekilde bu konuya çözüm bulmalı ve bu tür dışarıdan baskılar ülkenin ya otoriterleşmesine yol açacak ya da sorunların hepten içinden çıkılmaz bir hale gelmesine yol açacak.
Türkiye ve Suriye’de Kürtler nasıl içinde bulundukları devletle anlaşma zorunda kalmışsa, İran’da da böyle olacaktır diye düşünüyorum ileride ve o yüzden halkların arasına düşmanlık kin nefret intikam duyguları düşüren fiillere imza atılmasının doğru olmadığını ve uzun vadeli düşünmek gerektiğini şımarık iki azgın gücün saldırısıyla koca binlerce yıllık bir medeniyete sahip bir devletin diz çökmeyeceğini düşünüyorum.
Böyle ucuzcu fırsatçılıkların doğru olmadığını, fırsatçılığın gayri ahlaki olduğunu bu yüzden ahlaki, vicdani bir yaklaşım sergilenmesi gerektiğini düşünüyorum bu noktada.
Orta Doğu’da farklı sorunlar var. Demokratikleşme sorunları var, baskıcı rejimler var. Bütün bunlardan kimler nasibini aldı? Suriye, Irak, Türkiye baskıcı rejimler ve İran’da hakeza böyle. Peki bu baskıcı rejimleri iyileştirmek için bu ülkelere dışarıdan bir saldırı mı gerekiyor? O ülkenin yöneticilerini öldürmek, durup durduğu yerde savaş yokken onlara suikast düzenlemek bunlar utanç verici hadiseler. Bunlar cinayettir, bunlar katliamdır.
Vahşi İsrail nasıl ki Filistin’de soykırım yapmışsa şu anda da İran’a yönelik büyük suçlar işleyen bir saldırı içindedir ve buradan da umduğunu da bulacağını sanmıyorum çünkü bu tür müdahaleler genellikle halkın içeride bütünleşmesine ve bu saldırıların boş yere şehirleri yıkması ve insanları öldürmesinden başka bir şeyle sonuçlanmayacağı gerçeğini ortaya çıkarıyor her zaman. Şimdi de öyle olacağını düşünüyoruz.
Bakın görüntülerde yüzlerce masum kız çocuğu! Ne için öldürüldü bunlar? Hiç utanmıyor musunuz? Ne için bu zavallı kız çocukları öldürüldü? Ders çalışıyorlardı, ufacık çocuklardı. Kimisi belki anaokulundaydı, kimisi 6-7 yaşındaydı, kimisi 10 yaşındaydı. Hiçbir şeyden haberleri yoktu ve bir anda İsrail’in füzeleri tepelerine düştü, okulları yıkıldı, paramparça oldular. Bu katliama “Efendim, eskiden benim de acım var, bizi de öldürmüşlerdi, bize de haksızlık yapmışlardı. Bütün bunlara göz yumalım.” diyerek bakılabilir mi? İnsan olmak lazım.
Dünkü haksızlıkla ilgili yargılama ayrıdır. Bugün yapılan vahşet ayrıdır. Anlık olarak olaya bakmak lazım. Evet, devletlerin toplumların hataları olmuştur, çeşitli insan hakları ihlalleri olmuştur, oluyordur ama bu böyle devletlere saldırarak, liderlere suikast düzenleyerek adamı gece yatağından kaçırıp o ülkeye çökerek olmaz.
Emperyalist azgınlık Orta Doğu’ya çökmeye çalışmakta ve burada pragmatist bakışlar son derece utanç verici bir durum oluşturmaktadır. Burada ilkesel durmak lazım. Pragmatik olarak olaya bakmamak lazım. “Buradan bize de ne düşer? Şu paramparça olmuş topraklarda biz de bir şeyler kapalım.” mantığıyla hareket etmek kesinlikle ahlaki değildir, doğru da değildir.
Bbenim bu üzücü gelişmelerle ilgili söyleyeceklerim az çok bunlar. Bir de tabii olayın ekonomik boyutu var. ABD ve İsrail zengin ülkeler ve bölge ülkelerini de umursamıyorlar. Bu saldırı İran’a büyük zarar vereceği gibi bölge ülkelere de büyük zarar verecek. Belki İran yenilirse eğer ki veyahut da savaş daha devam ederse milyonlarca sığınmacı başta Türkiye’ye birçok farklı ülkeye gidecek. En büyük de Türkiye’ye gelecek. Bunun en büyük faturasını Türkiye ödeyecek. O yüzden hem insani hem de siyasi olarak böyle bir savaşı desteklememek ve net bir şekilde karşısında durmak lazım.
Buradan Türkler de, Kürtler de, Araplar da, Farisiler de zararlı çıkacaktır bu savaştan. Savaş bir an evvel durmalıdır. Birleşmiş Milletler olaya bir an evvel müdahale etmelidir. Bu azgın haydutluğa karşı net bir tavır sergilenmelidir.
Üç kuruşluk, üç günlük menfaatler değil, uzun vadeli bu topraklardaki halkların kardeşliği, düşünülmeli ve bunlar korunmalıdır. Yarın öbür gün hiç unutulmayacak arkadan vurmalar, hançerlemeler kesinlikle halklar adına kabul edilecek davranışlar değildir ve aynı zamanda da büyük bir ekonomik çöküntü yaşanacaktır.
Şu andan itibaren biliyorsunuz bu akşam motorine 5.5 TL, benzine 2.10 TL zam gelecek ve 60 lirayı aşacaktır. Bırakın 60 lirayı, 100 lirayı bile aşabilecektir eğer savaş bir müddet daha devam ederse. Dünyadaki petrol trafiği duracak ve korkunç bir kriz olacaktır. Zaten büyük bir ekonomik sıkıntı içinde olan Türkiye için bu çok üzücü bir haberdir. Hem insani hem ticari hem siyasi olarak bu savaşın durması için hepimiz gayret sattık.
O atılan füzeler bilgisayar oyununda atılan füzeler değil arkadaşlar. Müslümanıyla, Hristiyanıyla, Yahudisiyle her kesimden insanın başına düşüyor. Kadın, çoluk, çocuk demeden siviller geliyor. O yüzden biz savaşlara zaten baştan karşıyız.
Bir şekilde çözümler siyasi olmalıdır. Müslüman öldürüldüğü zaman üzülüyorum, Yahudi öldürüldüğünde üzülmüyorum da demiyoruz. Biz her insanın insan hakları olduğunu, yaşam hakkı olduğunu, devletlerin zulümleri yüzünden insanların katledilmemesi gerektiğini söylüyoruz.
Başta masum kız çocukları ve ardından her kesimden insanın yaşam hakkı vardır ve devletlerin azgın emperyalist, siyonist niyetleri ve gayretleriyle bu insanların ölümü kabul edilecek şeyler değildir.
Hiç kimsenin ölümünden sevinç duymayız. Hiç kimse de bunu duymasın ama insanlara saygı duymak, sevgiyle yaklaşmak lazım.
Savaş dediğiniz korkunç bir olaydır. Bulunduğunuz evin değil, apartmanın çöktüğü, insanların paramparça olduğu bir vahşet, bilgisayar oyununda bir düğmeye basarak bir yeri havaya uçurmak gibi değildir, çok ağır, korkunç bir gayri insaniliktir, gayri ahlakiliktir. Hiçbir sınırı da yoktur. Savaşlarda mümkün değil. İnsan haklarına riayet edemezsiniz.
Bakın füzeler uçuyor. Karşı tarafta adres sormuyor. Yanlış adrese de gidebiliyor. Gittiği adreste siviller de olabiliyor. Yanlış adrese gidip sivil, de bulabiliyor. Bu işin sınırı yok arkadaşlar. İnsanlığı savaşa değil, barışa davet ediyorum.
Biz insan hakları savunucuları barıştan yanayız. Kimden gelirse gelsin, kime yapılırsa yapılsın sorunların savaşla değil, barışla çözülmesi gerektiğini söylüyoruz. “No war” diyoruz. İngilizce de eğer ki Türkçe duymuyorlarsa bizi İngilizce duysunlar. “Savaşa hayır” diyoruz. Bunu Irak’ı işgal etmeye çalışan ABD’ye karşı da ilk 2000’li yılların başında söyledik. Şimdi de söylüyoruz.
Amerikan vahşeti, Siyonist vicdansızlığı birleştiği zaman Orta Doğu’yu kana buluyor. Topraklarımızdaki bu vahşeti, bu bombaların patladığı, ateşlerin, alevlerin yükseldiği, dumanların her tarafa kapladığı ve cesetlerin paramparça olduğu, malın, ürünün, hasadın perişan olduğu bu savaş gerçeğini kabul etmiyoruz sevgili arkadaşlar. Siz de kabul etmeyin ve ilkeli bakın, vicdanlı bakın.
Üç kuruşluk menfaatleriniz için bakmayın. “Buradan bize ne kâr çıkar? Biz de burada bir toprak parçası bulup oraya hakim olalım.” demeyin. Bir şeyin tahrip olduktan sonra onu paylaşmanın adını söylemek istemiyorum. Çok çirkin tanımlamaları vardır bunun ve Orta Doğu’da yüzyıllarca beraber yaşadığımız halkların başına gelen bu korkunç bombalama ve füzelemelerin karşısında olduğumuzu, yanında olmanın büyük bir utanç vesilesi olduğunu da buradan haykırıyorum.
Programımızı burada bitiriyor. Haftaya Salı günü saat 21.00’da sizlerle birlikte olmak üzere hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Barışla kalın, anlayışla kalın, vicdanla kalın, merhametle kalın, empatiyle kalın, insanlıkla kalın.


























Yorumlar