20 Nisan 2026
ÖFG TV’den herkese merhaba. Her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konuklarıyla size sunduğumuz programımıza başlıyoruz sevgili izleyiciler.
Değerli izleyenler, geçen hafta herkes bir konuyu konuştu. Saldırılarla çok sarsıldık. Çarşamba günü Siverek’teki saldırıyı konuşurken bir anda Maraş’ta da bir saldırı olduğu haberi duyuldu ve aniden daha da vahim bir şeyle karşı karşıya olduğumuzu gördük.
Bu saldırılar adeta çökmüş eğitim sisteminin bir patlamasıydı. Bu gerçekten böyledir. Gençlerin durumu son derece kötü ve ideoloji dışı bir durum bu. Şu hal 86 milyonun hepsini ilgilendiriyor. Bir ideolojik mesele olur, bir kesimi ilgilendirir. Bir başka ideolojik mesele olur, bir başka kesimi ilgilendirir ancak bu konu inanılmaz bir şekilde tüm Türkiye’yi sarstı ve tabii gençlikle ilgili bir konu artı bırakın gençliği, çocuklarla ilgili bir konu.
Liselerde oluyor bu olay ancak mesele, bırakın genç yaşı, daha mükellef olma yaşına bile ulaşamamış 13-14 yaşındaki çocukların birbirini öldürme hadisesi. Siverek ve Maraş hadiseleri gerçekten şok edici ve bu konuda çok şey söylendi. Biz de Siverek’e gittik ve orada incelemelerde bulunduk.
Siverek’te ilk önce halkımızla konuştuk ve olayı anlamaya çalıştık. Esnaflarla, özel okul yöneticileriyle, öğretmenlerle, birçok kişiyle konuştuk ve onları dinledik. Okulda belki başarı düşüklüğü nedeniyle o okuldan ayrılmak zorunda kalan, açık liseye geçmek zorunda olan ve bu hadise de üç yılı geçmiş olan bir genç delikanlının Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne girerek okulun bahçe kapısından başlayarak elindeki pompalı tüfekle etrafı taramasını gördük.
İnanılmaz bir şekilde bahçeye girerek, sağa solu tarayarak, ilk önce zemin kat, ardından birinci kat, sonra üçüncü kat sınıflara girerek çocukları tarayan bir kişi ve bahçe içinden gelerek katlara çıkmasını dehşet saçan bu insanı seyreden öğrenciler, kaçışan öğrenciler, ne yapacağını bilemeyen öğrenciler, bütün bunları dinledik.
Ziyaret ettik çocukları ve ardından da lise önünde bir açıklama yaptık. Tabii çok çarpıcı anlatımlar vardı. İki delikanlı ve bir genç kızımızı ziyaret ettik evlerinde zaten yoğun bir ziyaret trafiği vardı ve çocuklarımızı dinledik. Bize çok üzücü şeyler anlattılar.
Çok travmatik gerçekten o çocukların bu 13-14 yaşlarında böylesine hayatlarında unutamayacakları, korkunç görüntüleri, görmeleri, çok üzücü.
Öncelikle burası bir devlet okulu. O devlet okulunun sorumluluğu devlette. Katil elini sallayarak bahçe kapısından içeri giriyor. Bu skandal zaten. Sağa sola istediği gibi ateş açıyor. Kimse onu engellemiyor. Ardından fotoğrafta gördüğünüz gençlerin olduğu sınıflara gidiyor. Bir genç dedi ki: “Kurşun sıktığını görünce bahçeden biz korkuyla sınıfta beklemeye başladık ve sonunda geldi, bizim kapımızı açtı. Göz göze geldik, kurşunları sıkan delikanlıyla. Ne yapacağımızı bilemedik ve silahı doğrultup bana ateş etmeye başladı.” ve gördüğünüz genç, omzundan vurulmuş. Omzunda bir sürü saçma var. Ameliyata alınacak ve kolunu kullanmakta zorlanıyor. Allah’tan hayatını kaybetmemiş. Yüzüne, omzuna gelen saçmalar vardı.
Bir başkasını yatağında yatarken bulduk çünkü ayağa kalkamıyordu çünkü o da ateş aça aça gelen delikanlının içeri girmesiyle büyük bir korku yaşamış ve onun sınıftan çıkması sonrasında ne yapacağını bilemez bir halde tekrar onun sınıfa girme ihtimaline binaen üçüncü kattaki sınıfından aşağı atlayan bir delikanlı sağ ayağını kırmış ve yatmakta. O da uzun süreli bir tedavi altında olacak.
Bir de genç kızımız vardı. Bu genç kızımız da ateş açan saldırganın kurşunlarına kendisini saklayamayarak hedef olmuş. Çok tatlı ve zeki bir kızımız. Aynı zamanda bir mevsimlik işçi. Bir hafta sonra mevsimlik işine çıkacakmış, Konya Ereğli’ye gidecekmiş ancak bu yaralanma olayı ailenin bütün hesaplarını alt üst etmiş. Bu genç kızımızı da görüyorsunuz fotoğrafını. Çok akıllı, zeki bir kızımız. Bize hayallerini anlattı, ileride yapmak istediği şeyleri anlattı. Umarım ki yapar bunları ve bu çocukların tedaviye ihtiyacı var.
Herkesin unuttuğu bir şeyi söylemek istiyorum. Bugün biz Urfa Valiliğini ve Siverek Kaymakamlığı’snı da aradık. Telefonlarımıza çıkmadılar. Ben öncelikle şunu hatırlatmak isterim. “Ah vah” etmeye gerek yok Sayın Vali, Sayın Kaymakam. Ya bu çocuklar devletin okulunda vurulmuşlar.
Bu çocukların babaları Urfa hastanelerine gitmiş ve hastane vücuduna saçma saplanmış bu çocukları. “Hadi siz geri gidin bir hafta sonra gelin.” diyerek göndermişler. Velilerin güveni kalmamış bu hastanelere. “Diyarbakır’a gideceğiz.” diyorlar. Bunlar fakir insanlar. Bunlar kendi paralarıyla kalkıp işte okula gidemeyen çocuğunu arabalara bindirecek, oradan Diyarbakır’a götürecek, tedavi ettirmeye çalışacak. Bunu Sağlık Bakanlığı’na da buradan söylüyorum. Sayın Kemal Memişoğlu’na da söylüyorum.
Kardeşim bu çocukların sağlıkla ilgili sorunlarını kim takip edecek? Bunu siz takip etmeyecek misiniz Sağlık Bakanlığı? Böyle bir sorumluluk hissetmiyor musunuz? Bakın herkes ah vah ediyor gençlerimiz nasıl olacak şu bu. Ya bırakın o lafları. Onlar bir şekilde bir zamanla düzelir ama bu çocukların sağlıkla ilgili problemleri ne olacak? En başta bakın çok kimsenin unuttuğu bir şeyi ben size söylüyorum.
Tabii ki bizim o aileleri, çocukları ziyaret etmemizin en büyük kazanımı bu. Çocukların şu anki en önemli ihtiyaçlarını gördük. Ya bu çocukların tedavi olmaya ihtiyacı var arkadaş. Bu çocuklar şu anda devlet güvencesi altındaki bir okulda kurşunlanan bu çocukları sahiplenen kimse yok mu diye soruyorum. Bu çocukların maddi ve manevi zararlarını kim tazmin edecek? Bu aileler tazminat davası açarsa ne yapacaksın ey kamu idaresi!
Çocukları bir tedavi ettirin en başta. Eğitim sistemini düzeltmeye kalkacaksınız. Eğitim sistemini zaten düzeltebilecek bir haliniz yok. Uzun vadeli bir iş. Okulların güvenliği, okullardaki eğitimin kalitesi, ama en başta, altını çiziyorum Urfa Valiliği, Siverek Kaymakamlığı, Urfa İl Sağlık Müdürlüğü, Siverek İlçe Sağlık Müdürlüğü kardeşim bu çocukların sağlık durumu ne olacak? Yatıyor bu çocuklar.
Çocuklar birtakım operasyonlara ihtiyaç duyuyor. Bir sürü iş var burada. Bunları kim takip edecek? “Ey aile bak sen bu işlerle uğraşma, yorma kendini, işini, gücünü bırakma. Maddi ve manevi bütün sorumluluğu biz alıyoruz.” demeniz lazım. Neredesiniz? Sayın Sağlık Bakanı. Bakın ilk önce bu konuyu el atmanız gerekir. Ben size söyleyeyim.
Hiçbiriniz gidip bu çocukları evlerinde ziyaret etmediniz. Ben ettim. Ah vah ettiniz ama biz gittik, o çocukları dakikalarca dinledik. Anneleri, babalarının kaygılarını dinledik. Siverek’in büyük bir kısmı çocuğunu okula göndermek istemiyor çünkü devlet onlara bir güven vermemiş. Bakın burada ciddi şeyler var.
Sen şimdi güven veremeyen bir devletsen, bir kamu idaresiysen, çocuğu vurulmuş bir ailenin hatırını sormuyorsan ne işe yararsın kardeşim? Zaten okullar kalabalık. Okullarda liyakatsiz kadrolar başta. Bir ton insanı ihraç etmişsiniz. Ahbap çavuş ilişkileriyle insanlar başa gelmiş. Maraş’ta Milli Eğitim Müdürü ile ilgili bir WhatsApp yazışmasını gördük. Eğer doğruysa yazıklar olsun görevden el çektirilmiş.
Ya kardeşim bir milli eğitim müdürü hiç utanmadan bir öğretmene sarkıntılık yapıyorsa orada eğitim mi var? Orada eğitimin çöktüğünü ve bu tür nahoş hadiselerin olabileceğini zaten tahmin edebiliriz. Bu ne rezalettir? Bu ne kokuşmuşluktur? Bu ne yozlaşmadır kardeşim? Allah Allah ya, şu hale bakın.
Bir ton tertemiz insanı ihraç ettiniz, doktoru, mühendisi, öğretmeni, hemşiresi, bir sürü nitelikli insanı, polisiyle, memuruyla, bir ton insanı ihraç ettiniz, sonrasında işte okullardaki hal bu.
Ben önümüzdeki günlerde inşallah Cuma günü, Maraş’a da gideceğim ve orada da taziyelerde bulunacağım. Orada daha büyük bir acı var tabii. Biz Allah’a şükürler olsun Siverek’te saldırgan dışında bir can kaybı yok. Ağır yaralanmalar var. Bir öğretmenimiz gözünden yaralanmış. Gözünü belki kullanamayacak. Yoğun bakımda olan var. Onun da babasıyla telefonda konuştum. Yoğun bakımda olan da iyileşiyor. Size bir güzel haber. Yani ölüm olmayacak gibi Siverek’te görüntü bu.
Maraş’ta çok ağır bir saldırı ve ölümler var ve ölü sayısı da artıyor. 9-10 gibi biliyorduk ama bu ölü sayısı şu anda artıyor. Ben size Maraş’a gittiğimde daha net bir tablo görüntüsü veririm inşallah ve gelinen noktada çok vahim bir tablo var.
Eğitim sistemi çökmüş durumda. Liyakatsiz yöneticiler, liyakatsiz müdürler. Okulda iki yönetici müdür ve yardımcı görevden alınmış, iki polis. Ne oluyor, ne bitiyor, doğru düzgün bir açıklama yok.
Bir gazeteci, Mehmet Yetim, Urfa’da Siverek Dumlupınar İlkokulu’ndaki bir velinin idarecilere karşı saldırısını haber yapmış. Eksiği olabilir ama böyle bir saldırı var. Bir gazeteci de haber yapar. Böyle olayları önemser. “Vay Mehmet Yetim sen haber yapmışsın. Kulis TV’nin muhabiri olarak haber yapmışsınız. Vay sen nasıl haber yaparsın? Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak.”
Ya siz, saldırı haberlerini yapan gazetecinin gece evini basıp tutuklama yerine zamanında işinizi doğru düzgün yapsaydınız ne bu çocuklar çok ağır bir travma yaşardı, ne yaralanırdı ne de öldürülürdü ama siz işiniz gücünüz yok. “Bu vesileyle daha güvenlikçi bir anlayışa dönelim ve gazeteci tutuklayalım, efendim her tarafı polise boğalım, her çocuğun başına bir jandarma dikelim.” anlayışıyla iyice bir güvenlik konseptli bir yere doğru evrilmeye çalışıyorsunuz. Bu olacak bir iş değil arkadaşlar.
İlk önce nitelikli kadrolarla doğru düzgün bir eğitim sunacaksınız. Öğretmenler işini sevecek, canla başla çalışacak, gecesini gündüzüne katacak ve elinden geleni yapacak. Öğrencinin kalitesini arttırmak için herkes uğraşacak. Böyle boş boş işler peşinde koşmayan, gerçekten kendini yetiştirmeye çalışan, okuyan, üreten, düşünen, öz eleştiri de bulunabilen ve zekasını geliştirmeye çalışan gençler oluşmalı. Başka bir yolumuz yok.
Dijital bağımlılık, kumar, uyuşturucu, her türlü bağımlılık korkunç bir şekilde devam ediyor. Bunları engellemek için yoğun bir gayret sarf etmeli. Okullarda PDR eksiği olmamalı. Buna da dikkat etmeli.
Çocukları birebir takip etmek lazım. Kahve köşelerinde, uyuşturucu bataklığında nasıl oluyor bu çocuklar? Siverek 300 bin nüfuslu bir ilçe, neredeyse il olacak, il olmayı hak etmiş bir yer ancak orada halk bana dedi ki: Acayip bir uyuşturucu trafiği var.” Kardeşim, o kadar polis var. O kadar istihbarat var ama leblebi şeker gibi uyuşturucu satılıyor sonra da neden bu olaylar oluyor? Nasıl olmasın kardeşim? El insaf yani. El insaf diyorum.
Maraş’ta da çok üzücü hadiseler oldu. Biz Maraş’taki mağdurları da inşallah ziyaret edeceğiz ve onları dinleyeceğiz. 1600 günden fazla babasını göremeyen ve 1600 gün boyunca şafak sayan bir çocuğun nasıl katledildiğini ve o ailenin nasıl kahrolduğunu hep beraber izledik. O öfke ve isyanın nasıl patladığını Maraş Valisi’ne çok etkili cümle söylendiğini gördük. O cümleleri sarf eden babanın ağzını kapatmaya çalışmayın kardeşim. İşte o sözler aslında gerçek sözler. Ağzını kapatmaya çalışarak yükselmesini önleyeceğiniz o cümleler gerçekten halkın kalbinden fışkıran çok önemli çarpıcı cümleler. Bunu hiç kimse unutmasın. Bu cümleler hakikatin cümleleri. Bu cümleler yıllardır en zalim bir şekilde insanlara zulmeden yöneticilerin, insanları böcek gibi gören, onları yıllarca uyduruk gerekçelerle zindanlarda tutan ve ardından bu tutuşu daha da arttıran, aileleri yıkan bir anlayışa karşı o mazlum insanların isyanı.
En acılı anlarında o mazlum babaların ağzını kapatmayın yani. Utanın yani, utanın. Bunlar çok haklı haykırışlar arkadaşlar. O yüzden bu sesleri duymanız için çocukların katledilmesi gerekmiyor. Bu sesleri duymanız gerekiyor.
Biz bunları söyledikten sonra mecliste bir komisyonun kurulması ihtimali olduğunu söyleyelim. Kurulacak büyük ihtimal görüntü bu. Komisyonu elimden geldiği kadar takip edeceğim çünkü komisyonun çalışmalarını ciddiyetle takip etmek isterim. Mağdur, mazlum ailelerin çocukları, ortamı görmüş bir milletvekili olarak onları ilk kez ziyaret ettim. Bakın Siverek’te ilk ben ziyaret etmişim. O çocukları hasta yataklarında. Bunu da önemsiyorum. Bu işi yaptığım için de mutluyum. Maraş’ta da ziyaret edeceğiz. Çok yoğun programdan dolayı. Ancak bu cuma günü genel kurul görüşmelerinden sonra oraya geçeceğiz ve meseleleri birebir dinlemeye ve anlamaya çalışacağız inşallah. Urfa’daydık.
Urfa’da bir panelde konuştum. Bediüzzaman Said Nursi Görüşleri Işığında Küresel Vicdan, İnsaniyet ve Demokrasi paneli. Orada da halkımızla buluştuk, güzel sohbetler, tanışıklıklarda bulunduk. Yine Urfa’yı tetkik etmeye çalıştım. Maalesef memleketim Urfa’da durumlar iyi değildi. Hormonlu bir büyüme, rant üzerine makamlar bulmuş yöneticiler. Şehirciliği berbat etmiş bir anlayış. Karaköprü de hele ki kendisini çok hissettiriyor. Türkiye’nin en muazzam tarihi turistik kalıntıların olduğu şehirde maalesef çok kötü bir yapılaşma var. Tüm şehir için söylemiyorum ancak özellikle Karaköprü bölgesi 15 yılda bir beton çöplüğüne dönüşmüş. Utanç verici bir hal bu.
Eskiden çarpıp bir kentleşme olur, “Ya bunu nasıl düzeltelim.” dersiniz. Ya 15 yıl öncesinde bomboş arsaların, tarlaların olduğu bir yerde siz bir kent inşa etmişsiniz, suratınıza benzetmişsiniz. Herkes Urfa Karaköprü’de berbat yapılaşmayı konuşuyor burada. Gerçekten kötü, çok nezih bir bölge oluşturulabilir diye ancak gerçekten darbat etmişler. Para hırsı, işte AK Parti iktidarının fotoğrafı var Karaköprü Belediyesi’nde. Tam bir AK Parti görüntüsü yani.
AK Parti nedir derseniz gidin kardeşim Karaköprü’ye bakın. Çarpık yapılaşma, yağma, rant, talan, halkın hakkının acımasızca talan edilmesi, hepsi bir arada. İşte AK Parti nedir diye soracak olursanız, buyurun kardeşim. Urfa Karaköprü Belediyesi. Gerçekten berbat bir hale getirmişler.
Buradan Urfalı gazetecilere de söyleyelim. Orada açıklama da yaptım. Bu ne haldir kardeşim? Karaköprü’yü bu hale getirmişsiniz. Urfa’nın tarihi bir kalesi var. Anlatılarda söylenir; Hazreti İbrahim oradan mancınıkla atılmış balıklı gölün oraya düşmüş denilir. Böyle müthiş tarihi turistik bir anlatım vardır. Hala 10 yılda bir kale tadilatı bitirilememiş. Tadilat halindeki Urfa Kalesi. Kardeşim Urfa’daki siyasetçiler ne yapıyor? Siz dünyanın en eski şehri, benim memleketim, tarihi ve turistik özelliklerinde muazzam bir kültür abidesi, bir kenti, bu kadar mı sefil hale sokacaksınız? Yazıklar olsun size. Bir tarihi adayı çevirip oraya bir doku özelliği vermek, oradaki trafiği durdurmak gerekirken, binlerce yıllık tarihi dokunun üstünden trafiğin aktığı doğru düzgün bir araştırmanın yapılmadığı yozlaşmış çorak bir anlayış oluşturuyorsunuz. Gerçekten yazıklar olsun diyorum. Bunun sorumlusu kim? Kültür Turizm Bakanlığı. Kültür Turizm Bakanlığı. Sen Urfa’ya bakmayacaksan neye bakacaksın kardeşim? Turlar sahibi oluyorsun da şu Urfa’nın haline bakmıyor musun yani?
Koca Urfa kalesi, binlerce yıllık kale, bu kadar ünlü bir yer, 10 yıldır tadilatı bitirilememiş. Ne var bunda? Bitirin artık kardeşim. Aynı zamanda tarihi askeri kışla, 13-14 yıldır tadilat bitmemiş. Bunlar tam bir AK Parti klasiği. Ben boşuna mı AK Parti MHP, Cumhur Zulüm İttifakı diyorum. Ya kardeşim siz zulüm ittifakısın. Sizin yüzünüzden memleket bu halde. Eğitimini mahvettiniz. Tarihini mahvettiniz. Siyasetini mahvettiniz. İnsanları mahvettiniz. Kokuşmuş bir sistem oluşturdunuz. Tamamen batmış bir ekonomi oluşturdunuz. Her şeyi sata sata bitiremediniz. “Daha satacak neler var onları bulalım Ömer Bey.” diyorsunuz. Son tablo bir felaket.
Bu kadar son yüzyılın felaketi olamaz arkadaşlar. Sayın Ali Bulaç da demiş. Çanakkale Savaşı’ndan sonraki en büyük felaket AK Parti iktidarıdır. Hakikaten böyle yani. Her şeyle yozlaşmış. Bir de faturayı dindarlara çıkaran başörtüsüyle, Hacı amca sakalıyla bu kötülükleri yapan bir iktidar. Utanç verici bir iktidar.
Her şeyiyle eğitimin yıkıldığı, çocukların öldürüldüğü ve felaket bir tablonun olduğu bir iktidarı görüyoruz. Anlatıyoruz, itiraz eden yok çünkü ortada korkunç bir kokuşmuşluk ve yozlaşma var. Vicdansızlık var. Sonuna kadar da anlatacağım ve bıkmayacağım. Size de boyun eğmeyeceğiz. Bu da size dert olsun ey iktidar sahipleri.
Ağzını açıp konuşana, gazeteciye gözaltı kararları, gerçeği anlatan “Emniyet müdürü, niye çocuğunu poligona götürmüş, niye psikiyatriste götürmemiş?” diyen hakkında gözaltı kararı. Utanmazlığın zirvesindesiniz. Tam bir polis devleti oluşturmuşsunuz.
Utanç verici hadiselerimize de alışmadık. Bakın size bunu söyleyeyim. Onu bunu korkutarak bir skandal, korku ve utanç rejimi oluşturdunuz. Bunun karşısında da boyun eğmeyeceğiz. Yaptıklarınıza da alışmayacağız. Almanların ünlü sözü; “Falanca’yı götürdüler, görmezden geldik. Falanca’yı götürdüler, görmezden geldik. Yahudileri götürdüler, görmezden geldik. Romanları götürdüler, gaz odalarına attılar, görmezden geldik. En sonunda gelip bizi alıp götürdüler. O zaman aklımız başımıza geldi.” derler ya. Türkiye toplumunun da aklı böyle mi başına gelecek diye soruyorum.
O okullarda sizin çocuklarınız öldürüldüğü zaman mı aklınız başına gelecek? Bu kokuşmuşluk illa size dokunduğu zaman mı aklınız başınıza gelecek? “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşayasın.” diyen toplum olarak size soruyorum buradan. Evet bu soruyla bitiriyorum. Haftaya tekrar buluşacağız Salı günü saat 21.00’da. Hepinize hayırlı akşamlar, hoşça kalın.


























Yorumlar