30 Haziran 2026

ÖFG TV’den herkese merhaba her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile size sunduğumuz programımıza başlıyoruz.

Değerli izleyenler bu hafta sadece bu haftanın değil son 10 yılı ilgilendiren son derece önemli bir olayı masaya yatıracağız.

10 yıl öncesinden konuya şahitlik eden vekillerimiz ile bunu yapacağız ve konuyu anlamaya çalışacağız.

Temmuz ayına girmek üzereyiz ve 15 Temmuz 2026’da 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi’nin 10. Yıl dönümü olacak. Yine çok önemli konuşmalar yapılacak ve maalesef şunu göreceğiz ki; 10 yıl önce girişilen bu darbe girişimi ile ilgili herhangi bir Meclis raporu yok! Bunu göreceğiz. Ben bunun 10. Yıl dönümünde ortaya çıkması için 3-4 aydır önemli bir gayret sarf ediyorum, mesai sarf ediyorum, Meclis Başkanlığı’na sorular soruyorum.

Bunu Türkiye’de herkes biliyor, Türkiye’de Meclis Darbe Araştırma Komisyonu raporu hazırlandı ancak tutanak olarak kaldı, raporlaşamadı! Herkes bunu konuştu, 10 yıldır bu konuşuldu. Meclis’in mahzenlerinde mi kayboldu? Nerelerde kayboldu? Sağa sola baktılar sonra bu komisyonun Başkanı Sayın Reşat Petek de kendi web sitesinde yayınladı, komisyon üyeleri de isteyene bu tutanakları gönderiyorlar, Meclis Web Sitesi’nde de tutanaklar var ancak tutanaklar olması bir şeyi çözmüyor çünkü bir Meclis’in Genel Kurulu’nda bir görüşme olması ve bu tutanakların artık bir şekilde rapor hüviyetini kazanması gerekiyor. O yüzden bu rapor şu anda yok! Sonuçta aylarca uğraşılan ve 10 yıldır ortaya çıkarılamayan bu raporun çöpe gittiği anlaşılıyor. Zaten Meclis Başkanlığı da böyle diyor bana verdiği cevapta. Ben bu konuyu kendilerine sordum ve Sayın Numan Kurtulmuş da bana cevap verdi ve bu cevapta da Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ bize bir cevap verdi. 1-2 hafta önce geldi cevap. Ben de basın toplantımda bunu gündem ediyorum ve gündem ettikten sonra da konunun şahitleri ile de bu konuyu konuşuyorum. Bu akşam da Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Sayın Selçuk Özdağ ile ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Sezgin Tanrıkulu ile görüşeceğiz. Bu vekillerimiz o gün bu komisyonun üyesiydiler ve hatta Sayın Selçuk Özdağ komisyon başkan yardımcısıydı. Bize Meclis Başkanı’nın cevabı ile ilgili bilgilendirmeler yapacaklar. Bazı itirazlar var. Bize verilen cevapta diyor ki: “ Evet, Ekim ve Ocak arası bir komisyon toplanmıştır, komisyon raporunu 12 Temmuz’da Meclis Başkanlığı’na fakat CHP buna itiraz etmiştir; “Bize sunulan rapor ile Başkanlığa sunulan rapor arasında fark var.” bunun üzerine İsmail Kahraman da Sayın Reşat Petek’e; “ Bu durumu düzeltin.” Deyince o da bu cevaba göre hareket etmemiş, bundan dolayı 26. Dönem boyunca bu hareketsizlikten dolayı rapor görüşülememiş ve bu yüzden kadük duruma, hükümsüz duruma düşmüş ve deniliyor ki: “ Tamamlanmış, tekemmül etmiş bir Meclis raporu başkanlığa sunulmamıştır. Dolayısıyla bir Meclis Araştırma Komisyonu raporu bastırılamamıştır.” diyor. Şu anda rapor yok! Mahkemeler, Meclis’e soruyormuş; “Böyle bir rapor var mı?” Meclis’te “Kadük böyle bir rapor yok.” Diye cevaplar veriyormuş. Bunu da bilgi olarak bir şekilde edindim ve bir dönemde bu hükümsüz duruma düşünce daha sonraki dönemlerde de bize verilen cevapta diyor ki: “ 27. Yasama dönemi itibariyle hükümsüz kadük sayılan meskur rapora 28. Yasama döneminde herhangi bir işlem yapılabilmesi hukuken mümkün değildir.” Diyor. Böylece darbe girişimi sonrası OHAL KHK’ları ile yüzbinlerce kişi ihraç edildi. Yargısız infazlar ile ihraç edildi. Bir gece bir baktınız internette “terörist” ilan edilmişsiniz. “İrtibat ve iltisak” denilerek yüzbinlerce kişi ihraç edildi. Darbe gecesi hiçbir şeyden haberi olmayan bu darbeye karışmamış ve bu darbeye karşı mücadele etmiş birçok kişi böyle ihraç edildi. Bu süreçte çok kötü yürüdü. Bizim konumuz bu süreç değil, OHAL nasıldı? Devam ediyor mu? OHAL Komisyonu ile ilgili konulara girmeyeceğim. Sadece benim konum bu rapor nerede? Ne oldu bu rapora? Ben Sayın Reşat Petek ile de konuştum, aylardır konuşuyorum. Bugün de konuştum. “Sayın Reşat Petek ne oldu rapora?” dedim. Kendisi de dedi ki: “Meclis Başkanlığı’nın verdiği bu cevabı ben eksik buluyorum ve bundan üzüntü duyuyorum Ömer Bey çünkü benim görevim bitmişti, video ile de tespitli İsmail Kahraman’a teslim ettim, şerhleri de teslim ettik, daha sonra benim görevim, yetkim bitti. Bana Sayın İsmail Kahraman dedi ki: “Bu CHP’nin itirazı var, düzelt bu işi.” Dedi. Kendisi de demiş ki: “Benim artık yetkim bitti, görevim bitti, ben daha bir şeye karışmam, size törenle teslim ettim. Ben daha sonrasına da karışmam.” Demiş. Bu sefer iş tabi ortada kalmış ve Temmuz’dan bir sonraki sene 24 Haziran’a kadar iş halledilememiş. Sayın İsmail Kahraman da komisyondan beklemiş. Komisyon demiş ki: “Ben görevimi yaptım.” ve bu sefer düşmüş rapor. Kadük duruma düşmüş rapor. Sonraki dönemler, Şentop, Numan Kurtulmuş diyor ki: “ Düşmüş artık bu raporun hükmü yok.” Sayın Reşat Petek diyor ki: “ Tekemmüşl ettirilmemiştir, hükümsüzdürü kabul etmiyorum. Biz verdik Sayın İsmail Kahraman’a o bir çözüm bulsaydı, isteyene ben gönderirim tutanakları. Buna çözüm bulunabilirdi, biz rapor ile oynamadık.” Diyor fakat buna da Sayın Sezgin Tanrıkulu itiraz ediyor; “O gün bize verilen rapor ile Meclis Başkanlığı’na sunulan rapor arasında farklar vardı.” Diyor. Çok ciddi bir iddia bu. Raporun kendisinde farklılık olmaz çünkü o rapora biliyorsunuz muhalefet şerh yazar. O şerhte herkesin kendisi ile ilgili bir durumdur ama raporun bütünlüğü konusunda her vekile aynı rapor verilir. Açıkçası bu çok ciddi bir iddia ve Sayın Reşat Petek diyor ki: “ Ben mutabık kılınan raporu verdim İsmail Kahraman’a.” Daha sonra İsmail Kahraman’a; “ Ya bu iş niye böyle oldu? Ben web sitemde de açıklıyorum, niye bu iş düzeltilmedi İsmail Bey?” deyince kendisinin vekilliği bitince. İsmail Kahraman da : “ Şentop halletsin bunu.” Demiş. Şentop da; “ İsmail Kahraman bu işi halletmeliydi.” Demiş, herkes topu birbirine atmış iş ortada kalmış. Sayın Reşat Petek’e buyurun programıma katılın söz hakkınızı kullanın dedim ama “Ben bazı sağlık problemleri yaşıyorum, o yüzden stresli sıkıntılı konu hakkında konuşmak istemiyorum. Sadece size özgü değil başka programlara katılmıyorum Ömer Bey.” Dedi. Kendisi ile medeni bir şekilde konuştuk. Ben komisyon Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ ile konuşulması gerektiğini düşünüyorum. Kendisi programımızda konuğumuz. Neden bu rapor oluşmadı? 141 yetkili dinlemişler ve birçok ziyaret yapmışlar. Maddi manevi büyük bir masraf var ve Türkiye’nin son 10 yılını sarsan bu olay ile ilgili yüzbinlerce kişinin hayatını etkileyen ve işten atılmalarına, hapse girmelerine neden olan bu olay ile ilgili bir rapor şu anda yok. Labirentlerde kaybolmamış açıkçası çöpe atılmış. Şu anda rapor hüviyeti kazanamamış çünkü. Tutanak var ama bunlar tutanaktan öteye geçemedi. Bütün bunları biz ilk olarak Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Sayın Selçuk Özdağ’a soracağız. Kendileri programımıza katılıyor. Muğla Milletvekili Sayın Selçuk Özdağ konuğumuz. Verdiğim soru önergesi ve konu hakkındaki Meclis Başkanlığı’nın cevabını da gördünüz. Az evvel anlattım Sayın Reşat Petek’in ilettikleri de bunlar. Kendisi programa katılamadı ama kendisi ile konuştuğumda; “Evet Ömer Bey bunları programda belirtebilirsin. Ben bu işe de üzgünüm. “Yalan söyleyen tarih utansın” diye bir kitap vardı Mustafa Müftüoğlu’nun şu anda bunu yapıyor Meclis Başkanlığı.” Diyor. İsmail Kahraman’ı kastediyor sanırım. “Ben oraya bir rapor teslim etmiştim, sonra sana verilen cevap eksik bir cevap.” Böyle bir izahat yaptı. Siz dönemin komisyon Başkan Yardımcısıydınız, Sayın Reşat Petek ile birlikte çalıştınız. Her şeye şahitsiniz. Çok önemli  bir  komisyondu ve yüzlerce kişiyle görüştünüz. Sayın Özdağ, ne diyorsunuz?

Selçuk Özdağ: Bu komisyon 26 Temmuz 2016 yılında kuruldu.  15 Temmuz’da bir darbe girişimi oldu Türkiye’de. Fethullah Gülen ve müntesipleri tarafından başlatılan bir darbe girişimiydi ve ardından da bu komisyon kuruldu. Tabii parlamentoda bu komisyon çalışmıyormuş gibi gözüktü. Biz ilk toplantımızı yaptık ardından da kendi aramızda bir görev taksimatı yapmıştık. Ben mesela 53 kitabın, bu yapıyla ilgili 53 kitabın yazıldığını gördüm. Bu 53 kitabın yaklaşık 48 tanesini solcu arkadaşlar, sol sosyalist, sosyal demokrat gelenekten gelenler yazmışlar. 2 tanesini milliyetçi gelenekten gelenler yazmışlar, ülkücü, milliyetçi gelenekten gelenler. 3 Tanesini ise çeşitli yine İslami fraksiyondan gelenler, diğer cemaatlerden olanlar yazmışlar. 53 Kitap. Biz 4 uzman arkadaşımız ve benimle beraber 5 kişi bu kitapların tamamını okuduk. Bu kitaplar hemen hemen bu yapının tüm fotoğrafını çekmiş. Hatta bu yapının MR’ını çekmiş vaziyettelerdi. “Ya bunların gördüğünü bu 53 kişinin gördüğünü, bizim Milli İstihbarat Teşkilatımız, Türkiye’nin Milli İstihbarat Teşkilatı, Türkiye’nin Jandarma İstihbaratı, Türkiye’nin Emniyet Teşkilatı, Türkiye’yi yöneten Başbakanlar, Başbakan Yardımcıları, Bakanlar, Cumhurbaşkanları görememişler mi?” dedim. Evet, görememişler. Bu yapı iki türlü bir yapı. Bir görünen yüzü var, bir görünmeyen yüzü var. Görünen yüzü meşru, legal, hukuki, hatta tırnak içinde söyleyeyim “ahlaki” bir yapı olarak gözükmüş. Önceleri Türkiye’de sadece iktidar partisi ile temas kurmuş. Ardından da bütün herkesle, bütün derneklerle, vakıflarla, gazetelerle, şunlarla, bunlarla temas kurarak bu şekilde bir faaliyette bulunmuş. Dini bir faaliyet. Dini bir faaliyetle beraber de aynı zamanda kadro hareketi, bir insan yetiştirme hareketi ve devletin de çeşitli yerlerinde de bulunma yeri neresi orası, MİT gibi, emniyet gibi, askeriye gibi, stratejik yerlerde yer alma. Son dönemlerde Tırnak içinde söylüyorum, “gayriahlaki” dergiler ve gazeteler de satın alınarak oralarda da yazarları çizerleri oluşmuş. O dergi gene gayriahlaki yayınlar yapıyor. Tırnak içinde söyleyeyim “seks” dergileri. Bu ama içlerinde yine aynı şekilde bu yapıyı anlatan yazarlar var, çizerler var. Sonra bu yapı 15 Temmuz’da böyle bir darbe girişimine girdikten sonra ardından bu komisyon kuruldu. Bu komisyonun görevi neydi? Bu komisyonun görevi o geceyi araştırmak değildi. O gecede ve o geceden sonraki yargılar değildi, yargılamalar değildi, emniyet faaliyetleri değildi. Bu komisyonun görevi bu yapı 1969’lu yıllarda faaliyete girmiş. 1969 Yılından 15 Temmuz 2016 yılına kadar bu süreç içerisinde bu yapının sosyoekonomik yapısını, sosyokültürel yapısını, din anlayışını, neden böyle bir yola tevessül ettiklerini, 17-25 Aralık neden olduğunu, 17-25 Aralık öncesinde ve sonrasında dershanenin kapatılma sürecinde izledikleri tavırlarını, bunların yurt dışı faaliyetlerini, bu faaliyetleri niçin yaptıklarını, bunlarla ilgili olarak da bir araştırmaydı çünkü 91 yılında bir emniyet müdürünün bize vermiş olduğu bir beyanat vardı, darbe komisyonunda. 91 Yılında şöyle söylüyorlardı; “Biz bir gün bir darbe yapacağız.” Darbe değil ihtilal kelimesini kullanıyorlar ve “Bu ihtilalle beraber de Humeyni bunun 3. sınıfını yapmıştır, biz 1. sınıfını yapacağız.” gibi böyle konuşmaların olduğunu bize ifade etmişti 1. sınıf bir emniyet müdürü vatandaşımız bunu söylemişti. 15 Temmuz sonrası bu darbe komisyonu kurulduktan sonra ben de başkanvekili olarak buraya atandım, görevlendirildim. Önce görev almak istemedim. Sonra ise Sayın Başbakan’ın görev almamız gerektiğini söylemesi ile beraber görev aldık. Bu darbe komisyonu yaklaşık yedi ay çalıştı. 6.5 ay süresinde çalıştı. Hatta uzatma da yapıldı fakat daha sonra bu uzatma kesildi kesintiye uğradı uzatma kararı. Biliyorsunuz üç artı birdir. Bu tür komisyonlar üç ay çalışır. Bir ayda yetiştiremezse uzatma hakkı vardır ve bu meclis tarafından zaten komisyonlar kurulurken de ilan edilir meclis başkanlığı tarafından da. Bizim gelen kurulumuza takdim edilir. Burada 15 Temmuz çok ciddi bir darbe girişimiydi. Bu darbe girişimine karşı bütün herkesin dinlenmesi icap ediyordu. Bu bir araştırma komisyonu Sayın Vekilim. Bu bir soruşturma komisyonu değildi. Eskiden parlamenter sistemdeki yapıya göre araştırma komisyonları şudur; bir araştırma komisyonu kurarsınız. Bu araştırma komisyonu kişileri dinlemek ister. Meclise çağırır. Gelirler veya gelmezler. Bir müeyyidesi yoktur. Gelirler, anlatırlar, sorularımıza istediklerine cevap verirler, istediklerine vermezler. Bunların örnekleri vardır Deniz Baykal gibi, Mesut Yılmaz gibi. Mesut Yılmaz ne gelmiştir ne de sorularımıza cevap vermiştir. Deniz Baykal gelmiştir. Kendisi konuşmalarını yapmıştır, 1971 darbesiyle 1980 darbesiyle ilgili ama daha sonraki sorularımıza cevap vermemiştir ve gitmiştir. Veya Birgül Ayman Güler gibi gelmemiştir ama sorularımıza cevap vermiştir. Veyahut da eksik sorularımızın bazılarına cevap verip bazılarına vermeyenler vardır. Tamamen verenler vardır. Biz burada kimleri dinleyelim dedik. Bu yapının başladığı andan itibaren bunları dinleyelim dedik. Kimler bunlar? Genelkurmay Başkanları, Kuvvet Komutanları, İstihbarat Başkanları, Başbakanlar, Başbakan Yardımcıları, Emniyet Genel Müdürleri, İçişleri Bakanları. Bunlarla ilgili bir fotoğraf çektik fakat bazıları gelmek istemedi, gelmediler. Bazıları mesela Binali Yıldırım, “geleceğim komisyonumuza.” Sonra dedi ki: “Komisyonu ben Başbakanlığa davet ediyorum.” Onu da kabul ettik çünkü geçmişte Demirel’i dinlediğimizde 60, 71, 80, 97 ve 27 Nisan e muhtırası ile ilgili komisyon kurulduğunda 2013 yılında o zaman biz Sayın Demirel’i davet etmek yerine ayıp olur Başbakanlık yapmış, hastaydı o sırada. Gidip evinde dinleyelim dediğimizde de kabul etmişti ve evinde dinlemiştik. Sayın Başbakan Binali Yıldırım ise bunu daha sonra bizi davet edecekti etmedi. Burada MİT Müsteşarları ve Diyanet İşleri Başkanları Cumhuriyet kurulduğundan beri bütçelere bile gelmezler. Bu Cumhurbaşkanlık Hükümet Sistemi’ne geçtikten sonra bir de buna Cumhurbaşkanı eklendi. Cumhurbaşkanı da kendi bütçesine gelmiyor. Üç kişi yine geldi. Onlar vekalet gönderiyorlar Cumhurbaşkanı yardımcısını, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı’na ve MİT müsteşarıydı o zamanlar. MİT müsteşar yardımcıları gönderiliyordu buraya. Ben buna rağmen bu kişilerin dinlenmesini istedim. Bunlar da dinlensin. Hatta televizyonlarda konuştum. Bütün televizyonlarda çıkmamız için de Sayın Cumhurbaşkanı’na görüşme yaptım çünkü o zamanlar bazı televizyonlara çıkmamız istenmiyordu. NTV gibi, Habertürk gibi, Fox gibi, CNN gibi. Ben bunlara çıkalım dedim ama dediler ki: “Onlar üç muhalefet partisi, biz tek başımızayız.” olsun dedim. “Onlar iki çıkarlar, biz bir çıkarız. Deniz Baykal çıkar, ben çıkarım. Özgür Özel çıkar, ben çıkarım. Erkan Akçay çıkar, biz çıkarız. Veya başka bir arkadaşımız çıkar. Bunu kamuoyuyla paylaşmamız lazım.” Dedim çünkü kamuoyunun burayı takip etmesi lazım. Zaten bütün komisyon süreçleri televizyonlar tarafından alındı ve daha sonra da kaydedildi biliyorsunuz. Bütün her şey kaydedilir orada. Gizli oturumlar oldu. Ben gizli oturumlarda çok net konuşmalar yaptım. Bu gizli oturumlarda gizli oturum diyerek oturduk. Konuşmalarımı yaptım. Ertesi gün yayınlandı bu. Sonra dedim ki: “Gizli oturumdu bu. Nasıl oldu?” dedim uzmanlara sordum. “Efendim milletvekillerine gizli değil dediler. Milletvekilleri üzerinden sizin konuşmanız dışarıya çıkartılmış.” Ben ne söyledim söyleyeyim. Genelde gizli oturum olmadı nadir gizli oturumlar oldu. Basına açıktı ve aynı zamanda kayıt altına alınıyordu. Hatta milletvekilleri de komisyonun dışında olanlar da gelip izleyebiliyorlardı çünkü hemen hemen her şey tutanak altına alındı. Gizli oturumun tutanakları şu anda gizli. Millettekilerine açık olduğu için milletvekilleri vasıtasıyla bu duyurulmuş. Ne söyledim ben? Söyleyeyim. 15 Temmuz darbe komisyonunda şunu söyledim ve Sayın Cumhurbaşkanı’na ve Sayın Başbakan’a da bir mektup yazdım. Bu mektubu da Sayın Bülent Arınç okudu, Sayın Ahmet Davutoğlu o dönemin önceki Başbakanı 11 Haziran 2016 yılı öncesi başbakanı Sayın Ahmet Davutoğlu okudu ama bu mektup bende var. Sayın Cumhurbaşkanında var, Sayın Başbakan da var.” Ben devletlerin dini adalettir.” diye başladım. Bu yapı bir görünen kısmı var, görünen kısmı var. Milletimiz görünen kısmında yer almış. Bu görünmeyen kısmında yer alanlar örgüt mensupları. Bunlarla ilgili onları bulmak istihbaratın görevi, emniyetin görevi ama görünen kısmının burada yanılgısını sen niye görmedin diye onları sorgulamanın yanlış olduğunu söyledim ve bir örnek verdim. Neydi bu örnek? Lev Tolstoy’un biliyorsunuz Çarlık Rusya’sında Çar’a suikast yapılır. Çar suikast yapanları çarmıha gerdirir, öldürür, idam ettirir ama o şehirde bulunan 100.000 kişiyi de Sibirya’ya sürgüne gönderir. Bu sefer Lev Tolstoy dayanamaz. Bir mektup yazar. Küçük Çar’dan Büyük Çar’a der. Kendisine Küçük Çar dermiş ve der ki ben size İsa’nın diniyle hitap ediyorum. Merhamet, merhamet, adalet, adaletle hitap ediyorum. Ben de dedim ki Sayın Cumhurbaşkanı’na ve Başbakan’a; “Ben de size Muhammed’in diniyle hitap ediyorum. Bir merhametle beraber, adalet ve aynı zamanda vicdan.” Diyorum. Vicdanlarına hitap etmek gerekiyor. “Burada kuruyla yaşı birbirinden ayırt etmemiz gerekiyor. Kim burada darbe yapmışsa, kim burada darbeye iltisaklıysa, kim burada örgüt mensubuysa ki bunun zaman aşımı vardır. Türk Ceza Kanunu’nda 17-25 Aralık zaman aşımı değildir dedi. Bu da doğru değildir. Bunu da dile getirdim ve yazdım ve  Bu 20 seneyi doldurmamışsa herkes gelir burada örgüt mensubuysa yargılanır. Ama 17-25 aralık diyemezsiniz. Bunları da sık sık dile getirdim ve mektubumla da dile getirdim ve Tolstoy’un örneklerini verdim. Aynı zamanda da mesela Bylock’u konuştum. Eğer burada Baylock bir delilse, delil olmamalıdır, içerik delil olmalıdır dedim. İçerik ve bir şahıs şarap şişesiyle geziyor diyerek ona alkolik muamelesi yapamazsınız dedim. Veya birileri bir şekilde geziyorlarsa onlara da zani muamelesi yapamazsınız dedi. Bunların bir delilli olması lazım. Bu içerikler önemlidir. Bunlar üzerinden yürümemiz gerekiyor ve öz eleştiri yapmamızı, milletimize öz eleştiri yapma hakkı tanımamız gerekiyor dedim. Nasıl ki daha sonradan başkaları dedi ya; “Benim oğlum orada okudu ama işte devlet kademesine geldi ama biz gönlümüzü hiç oraya vermedik.” Bu bir subjektif değerlendirme, somut değerlendirme değil, soyut değerlendirme. Aynısını millet üzerinde de söyleyebilirsiniz. Bu millet de bu okullara hükümetler destek verdiği için devlet destek verdiği için gerek Türkçe olimpiyatlarına, gerek bu okullara, gerek bu dershanelere, gerek bu gazetelere, gerek bu dergilere abone oldular, aldılar, gittiler, yurt dışındaki faaliyetlere katıldılar. Burada ben dedim ki; “Milletimize biz özeleştiri, hakkı tanıyalım. “Ben şu nedenle girdim.” Ha burası bir kripto yapı diyebilirsiniz. Onu da zaman içinde bizim istihbaratımız bulur. “Sen yanlış bilgi vermişsin gel bakalım.” der onu da yargı yapar. Bu olağanüstü hal komitesinin kurulmasını da komisyon kurulmasını da kabul etmedim. Bu da doğru değil. Bunlarla ilgili kararı bir komisyon veremez. Bunlarla ilgili kararı bir rektör veremez, daire başkanı veremez genel müdür veremez. Efendim bütün kurumlara yazılar yazdılar. Bunlara içinde giden var mıydı? Dershaneye giden var mıydı? Okula giden var mıydı? Yurduna giden var mıydı? Vardı. Herkes gitti gitmeyen mi vardı?  Sol görüşçüler bile gittiler. Ben basın yayının enformasyonu bölge müdürüydüm. Benim sekreterim sol görüşlüydü. Bana geldi. Dedi ki: “Benim bir tane kız çocuğum var. Bunların okulunda okutmak istiyorum.” Dedi. “Neden?” diye sordum. “Ahlaklı insan yetiştiriyorlar. Bir de iyi yetiştiriyorlar okulları oldukça iyi.” Bu da devletin suçu. Sen bir cemaatin tırnak içinde bir yapının okullarından daha kaliteli okul kuramıyorsan koskoca devlet trilyonlara, trilyon dolarlara, milyar dolarlara hitap etmiş bütçesiyle beraber o zaman kendini sorgulaman lazım. Bu nedenle bunlara dikkat edilmedi ama biz komisyon olarak hemen hemen herkesi çağırdık. Ve mesela benim sorduğum sorulardan bir tanesi neydi? Söyleyeyim. Gerek Diyanet İşleri Başkanlığı’na gerekse de MİT Müsteşarlığı’na sorduğum soru; MİT’e sordum: “ Siz silahlı örgütleridenetliyorsunuz, içine ajan yerleştiriyorsunuz. Bu tür tırnak içinde “dini yapıların” içerisinde ajanlarınız var mıydı içerisinde?” “Yoktu.” dediler. “Neden” dedim? Söyleyemediler  ve yıllar öncesinden bir ünlü iş adamının evinde, 1971’in sonu, 1972’nin başı, burada Türkiye’nin en ünlü iş adamının evinde genç başkan yardımcısı, bir şahıs, aynı zamanda MİT mensubu, zengin bir iş adamı, o şahısla beraber Fethullah Gülen ve de aynı zamanda eski MİT Müsteşarı Fuat Doğu, burada bir temas halindeler. Bir MİT yetkilisi dedi ki: “Görüyor musunuz? Biz en üst kademede temas ediyormuşuz.” Ki bu da yanlıştı. Neden yanlıştı söyleyeyim size. MİT’le askeri arasında ciddi bir problem vardı. Askeriye MİT’ci barındıramıyordu. Belli bir askeri MİT görevlendiriyor ama belli bir kademeye gelince de o MİT’cilikten ayrılıyordu. Çünkü ben bunu İlker Başbuğ’la da konuştum. Ben bunu aynı zamanda eski MİT Müsteşarı ile de konuştum. Dedim ki: “Sizin bu konuda ihtilafınız var.  Asker mitçi olamıyor. Mitçi olan asker belli bir dereceye kadar oluyor. Daha sonra ayrılıyor.” Bunları görüşmediniz mi başbakanla? Bir kanun düzenlemesi yoktu derler. Biriniz mit müsteşarınız, biriniz genelkurmay başkanısınız. Gidip başbakana böyle bir kanuni düzenleme yapmamız gerekir demediniz mi? Diye de sorular sordum. Burada MİT’e yazmış olduğumuz MİT başkanı gelmedi. Ama MİT’e yazmış olduğumuz yazıda 37 sayfalık bizim sorularımıza cevaplar verildi. Başbakan gelmedi ve bizi makamına kabul etmedi.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Gelmeyen yetkililer kimlerdi? Bizim bildiğimiz Hakan Fidan ve Hulusi Akar diye biliyoruz. Başka da gelmeyenler mi vardı?

Selçuk Özdağ: Başbakan gelmedi mesela. Biz Cumhurbaşkanı’nın da gelmesini istedik. Ben bu noktada Sayın Cumhurbaşkanı’na bir ilk yapsın. Gelsin çünkü tarihi bir dönemdi. Niye? Bütün Türkiye’deki siyasetçiler bu yapıyla teşrik-i mesaide bulunmuşlar. Olmayanları tenzih ederim, tamamını kastetmiyorum genelleme yapıyorum. Burada bu yapıyla ilgili Sayın Cumhurbaşkanı da şunu söyleyebilirdi; “Ben 17-25 Aralık oluncaya kadar bu yapının bir örgüt yapısı olduğunu görmemiştik. Görememiştik çünkü legal çalışıyordu, hukuki çalışıyordu ama ne zamanki böyle bir yapı oldu, burası bir illegaliteye evrildi. Ben onlara da söyledim, bakın o cemaatin yetkilileriyle de daha meşru zeminde, hukuki zeminde çalışırken, yeni milletvekili olduğum zaman da çünkü bu yapıyla herkesin bir teması vardı. Ben bunlara da söyledim; “Bakın devleti ele geçirme çalışması yapmayın.” dedim. Ahlak mayalamaya devam eden Hacı Bektaş gibi, Mevlana gibi, Yunus gibi ama devleti ele geçirme çalışması yaparsanız bu devlet bir cemaatin olur ki buna müsaade etmez halk çünkü bu milletin devleti olması lazım. Bir parti devleti, bir kişi devleti, bir cemaat devleti, bir aşiret devleti, bir kabile devleti, bir çadır devleti kurmak doğru değildir. Böyle şeyler seziyorum. Bunlardan vazgeçin.” Dedim. Sonra milletvekili oldum. Milletvekili olduğum zaman da Ankara’da bu şahısları çağırdım ve dedim ki; “Bunlar yanlış işler, yanlış işler yaptığınızı gözlemliyorum.” Zaten bu yapının bir darbe yapacağı belliydi. Bu 17-25 Aralık sonrası bunlar artık tamamen böyle bir yola evrildiler. Sonra dershanelerin kapatılmasıyla beraber de yine aynı şekilde biraz daha bilendiler ve şu tür tweetler attılar mesela; “Yatakta basacağız, Şafak’ta asacağız.” gibi twitler alenen  açık istihbarat üzerinden de yaptılar ve bir yıl öncesinden de bu yapının darbe komisyonunda biz bunu gördük. Bir yıl öncesi on üç ay öncesinden başlayarak ta ki darbenin yapılmasına 15-20 gün kalaya kadar da bu yapının çok önemli adamların isimlerinin yurt dışına çıktıklarını, özellikle Avrupa’ya, özellikle Kanada’ya Amerika’ya gittiklerini gözlemledik, bunu gördük. Şimdi 15 Temmuz Darbe Komisyonu’nun raporu. Her parti uzman verdi. 4 Parti vardı. CHP, AK Parti, MHP ve HDP vardı. Bunların uzmanları vardı. Bu uzmanlar beraber çalıştılar. Birlikte çalıştılar. Taslak raporu da beraber yazdılar ve bu taslak rapor bize geldi. Mesela ben Manisa’daydım, bana geldi. Bu taslak raporda bir eksik gördüm. Ne gördüm? Muhsin Yazıcıoğlu bölümünün olmadığını gördüm. Bir arkadaşımız, tarihçi Profesör Doktor Adnan Çelik, Türkiye’nin önemli bir tarihçisidir. Bu arkadaşımız Muhsin Yazıcıoğlu helikopterinin düşmesi, düşürülmesi ve bununla ilgili çalışmalar yaptı. Mesela Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterinin parçalarını sökenler, kara kutusu dahil olmak üzere önemli kutularını sökenler, ikisi de bu cemaat üyesiydi, FETÖ ile iltisaklı olan kişilerdi ama aradan yıllar geçti. Recep Tayyip Erdoğan’ın 2016 yılında darbe başladığında otelini basanlar da yine aynı adamlardı. Bunun araştırmasını yaptığım zaman bu raporun bu kısmının olmadığını gördüm ben. Bunu Başbakan’a intikal ettirsem uzun sürecek. Zaten komisyon raporu bir an önce basılacak. Cumhurbaşkanı’na intikal etsem uzun sürecek. Ben bir gazeteyi aradım. Sür manşetten yayınlattırdım ve hemen o konuldu mesela. O bölüm konuldu. Bu rapor biz Manisa’dayken ben arandım.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sayın Başkanım, CHP’liler de bu kendilerine verilen raporla meclis başkanlığına verilen rapor arasında farklılıklar olduğunu söylüyorlar. Siz de buna benzer bir şey söylediniz. Böyle garip durumlar var mı?

Selçuk Özdağ: Taslakta gördüm ama ben tabii CHP’liler hangi şeye itiraz ettiklerini, onlar 42 sayfalık, daha sonra meclis başkanlığına takdim edildikten sonra rapor, 10 gün sonra Cumhuriyet Halk Partililer meclis başkanlığına gidiyorlar ve meclis başkanlığında 42 sayfalık bir rapor güya ama içerisinde daha çok değerlendirmelerden çok, belgelerin olduğu, video kayıtlarının veya atıfların olunduğu bir rapor takdim ediyorlar. Bu rapor daha sonra ise teslim edildikten sonra aslında o teslim esnasında da CHP’lerin orada, HDP’lerin ve MHP’lerin orada olması gerekiyordu ve itirazları zaten muhalefet şerhleri orada var efendim. O rapor şu an bende de var. Bu rapor şu an sizde de var. Bu rapor Türkiye’de var çünkü bizim maillerimizle biz bunları paylaştık. Böyle bir ithamla karşılaşınca, eski meclis başkanı Mustafa Şentop’a bu soruldu. Denildi ki: “İsmail Kahraman’a takdim edilmişti.” Ben Manisa’daydım, yetişemedim, gelemedim çünkü geç saatlerde bize haber verildi, gelemedik, imkan bulamadık. Kısıtlı bir saat içinde Ankara’ya yetişmemiz mümkün değildi ve teslim edildi. Sonra Mustafa Şentop’un şöyle bir demek verdiğini görünce; “Böyle bir rapor bizde yoktur, bize verilmemiştir.” deyince ben bir açıklama yaptım. Bu raporu birileri eleştirebilir; “Şunu niye çağırmadınız? Şunları niye sorular sormadınız? Şu sorular eksikti?” diyebilir. Biz eleştiriye açığız çünkü bu bir araştırma komisyonuydu. Eksiğimiz vardır. Eksik varsa hepimizin eksiği var. Bu komisyonda görev yapan dört partinin bütün üyelerinin eksiği var. Önergelerimizle beraber. O önergelerin bazıları kabul edilmemiştir. Bunlar eleştirilebilir. Bazıları kabul edilmiştir, gelmemişlerdir. Kabul ediyoruz. Eyvallah. Bunlar söylenebilir, ben bunları kabul ederim ama bu rapor verilmemiştir derlerse kabul etmem. “Biz verdik.” dedim. “Benim çocuklarım var, benim torunlarım var. Biz çocuklarımıza bir güzel bir isim bırakmak istiyoruz. Nedir o? Biz bu raporu teslim ettik. Bu raporu teslim ettikten sonra bu raporun genel kurula gönderilmesi, indirilmesinin görevi İsmail Kahraman’ındı efendim. Sayın İsmail Kahraman kimdir? O dönemin meclis başkanıdır. O dönemin milletvekilidir. Daha sonra kimin görevidir? Bu Mustafa Şentop’un görevi. Ha Şentop şunu söyleyebilir; “Gönderilmemiştir. Kadük kalmıştır ama meclisimizdedir. Tekrar bir komisyon kurulursa bu raporu da takdim ederiz. Bu raporla beraber de birlikte de sunabilirler.” Denebilir ki daha sonra gerek CHP tarafından gerek HDP tarafından bu yapının siyaset ayağını araştırmak üzere araştırma önergeleri verildi. 

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sayın Başkanım aslında tamam bütün başkanlar birbirine atıyor. “Kadük kaldı 26’da 27’de kadük kaldı. 28’de kadük.” kaldı diyor başkanlar ama bu çok önemli bir çalışma. İç tüzüğü de değiştirmek mümkün değil mi? İç tüzüğü değiştirirsin. Bu tutanakları getirirsin tekrar. Meclis tekrar bu tutanağı raporlaştırmaya çalışırdı bu dönemde. Sayın Numan Kurtulmuş bunu yapmaya kalkışamaz mı? Anayasayı, yasaları, iç tüzükleri biz yapıyoruz. Bunun bir çözümü yok mu ?

Selçuk Özdağ: Tabii var efendim olmaz mı? Biz insani unsur olarak yaptık biz orada. Oturduk dört parti, 17 defa içtüzük değiştirilmiş Türkiye’de. 18. defada da değiştirilir. Zaten değiştirmek istiyorlar içtüzüğü. Bununla ilgili olarak da yapalım. Meclis’in bu şekilde ithamda bulunulması meclis hakkında, bu şekilde bir izamı kendi üstüne almış olmasını ben doğru bulmuyorum şahsen çünkü tutanaklar zaten açık, herkese açık ama şu bile açık değil bakın; Ben komisyon başkanvekilliği yaptım. Açık olan kişilerin ifadeleri açık ama o komisyona gelen evrakları da bir ara bu dönem istedim. Bana Meclis Başkanlığı’ndan gelen cevap sadece onların gelip okuyabilirsiniz ama onlarla ilgili bir kayıt alamazsınız. Ya niye almayayım? Bende zaten var onlar. Onların hepsi bende var. Ben acaba dedim, nasıl bir tavır takınacaklar? Bu ifadelerle ilgili nasıl bir tavır takınacaklar? Bu belgelerle ilgili çok belge geldi oraya. Yaklaşık 1 milyona yakın belge geldi oraya. Genelkurmay’ından, MİT’inden. Emniyeti’nden, istihbaratından, bütün bakanlıklardan, bütün belediyelerden onlarca, yüzlerce, binlerce kişinin göndermiş olduğu evraklar geldi oraya. Bunların hemen hemen hepsi elimizden geçti. Bunları bizim uzmanlarımız da gördü. Meclis’in uzmanları da gördü.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Aslında zor değil. Anayasayı biz yapıyoruz. Yasaları biz yapıyoruz, Meclis yapıyor. İç tüzük 27 kez değiştirmiş, 28. kez değiştirilsin. Bu raporu neden oluşturuyoruz? Birileri bir şeyden mi çekiliyor? Ne oluyor ki  bu raporun 10. Yılı geliyor. Aslında bence meclis adına bir ayıptır bu . Onlarca vekil, yüzlerce saat çalışmış, büyük dökümantasyonlar çıkmış, milyonlarca belge. Sonra da meclis başkanlığı diyor ki: “İşte aldık. Hükümsüzdür kardeşim.” Diyor.

Selçuk Özdağ: Önce aldık demiyordu Sayın Vekilim. “Önce bizde böyle bir şey yoktur.” diyordu. Varlığı inkar etmek demek. Var olan inkar ediyordu. İkincisi; “Bizde ama tekemmül etmeyen bir rapor.” diyor. Bu da doğru değil. Tekemmül eden bir rapor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bana iki hafta önce gelen cevapta da Sayın Numan Kurtulmuş; “Tekemmül etmemiştir.” diyor.  “Tüm süreçleri tamamlanmış bir meclis araştırma komisyonu raporu Başkanlığa sunulmamıştır.” diyor. Bu doğru değil. “Tekemmül ettirilen bir metin yoktur.” diyor.

Selçuk Özdağ: Vardır. Tekemmül ettirilmiş bir metin vardır. Siz komisyonlarda bulundunuz. Uzun süredir milletvekilisiniz. Başınıza gelmeyen şeyler de kalmamıştır ve burada bu raporun son komisyon toplantısı yapılmıştır ve toplantı bitmiştir. Komisyon tamamlanmıştır. Muhalefet şerhleri getirilip konulmuştur. Bitti ve daha sonra bu rapor teslim edildi. Fotoğrafları siz de gösterdiniz. Biraz önce video kayıtları da var bunun. Aynı zamanda resim fotoğrafları da var burada ve bitmiştir. Tekemmül de etmiştir. Daha sonra Cumhuriyet Halk Partililerin göndermiş olduğu bu tür evraklar da şöyle yapabilirdi meclis; bunları da hemen gönderir meclise. Komisyon toplanmasa bile bilahare tekrar yeniden bunu meclis başkanlığı de facto olarak ben bu rapora ilave ediyorum.” diyebilirdi koyabilirdi. Çünkü atla deve değil ki bu. Dvlet sırrı değil bir şey değil. Cumhuriyet Halk Partililer zaten verdikleri bu raporu yayınladılar. Dediler ki: “42 sayfalık bir rapor ilave ettik. İlavelerimiz de bunlardır. Değişiklik yap.” Zaten otomatikman şöyle diyorlar; “Şunlar şunlar şunlar burada yok. Bak biz bunları koyuyoruz. Bunlar bunlar da bizimle ilgili değildir. Şunlar şunlardır doğrusu.” diyerek. Böylece meclis başkanları bunu da yapabilir. Hatta şunu da yapabilirlerdi. 27. Dönemde CHP ve HDP bu yapının, cemaatin, FETÖ’nün bu tırnak içindeki “terör örgütünün” siyaset ayağını, siyasi ayağını araştırmak üzere araştırma komisyonları kurulmasını talep etmişler. Kurabilirlerdi. “Hadi kuralım bunu da tekemmül ettirelim.” diyebilirler. Siyasi ayağı var mı? Yok mu? Ben siyasi ayağından ziyade siyasetçi ayağının olduğuna inanıyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Zaten başkanım bunları da biz 24 soruda sormuşuz. Sormuşuz. Darbe girişimi araştırması ve örgüt araştırması denilmiş. O zaman siyasetçilerle alakası veyahut da az evvel bahsettiğimiz gibi madem böyleydi tehlikeli bir örgüttü niye göz yumdunuz soruları cevapsız kalmış. Peki burada  MİT Başkanı’nın gelmemesi, Hulusi Akar’ın gelmeyip yazılı cevap göndermesi, Başbakan’ın gelmemesini siz nasıl yorumluyorsunuz? Sizin çalışmalarınızı zayıf duruma düşürmedi mi?

Selçuk Özdağ: Şimdi böyle bir darbe girişiminde kamuoyunda bu yapının legal gözüküp illegal faaliyette bulunup devleti ele geçirme çalışması yaptığını ispat etmemiz açısından çok değerli olurdu. Ben bunu televizyonlarda o zaman konuştum. Hem de o zamanlar iktidara muhalefet eden veya iktidarın çizgisinde yayın yapmayan bütün televizyonlarda çıktım konuştum ve lütfen gelin bildiklerinizi anlatın ve biz daha çok bu yapıyı mahkum edelim ve hatta şunu da söyledim ben iktidarın yetkili organlarında bunları şahitlerim de var. “Gelin biz bu darbe girişimini ve daha sonra bu darbe komisyonunun hazırlamış olduğu raporlardan sonra Avrupa’ya gidelim. Bu darbeyi kimin yaptığını anlatalım ve CHP ile AK Parti gidelim. MHP ile HDP geliyorsa gelir. Gelmiyorsa da gelmezler ama gelirlerse çok elimiz daha da güçlü olur. Ardından da biz Avrupa Birliği kriterlerinde bir Türkiye özlemi içerisinde bir daha darbeler olmaması için şeffaf bir Türkiye’nin ve devletin imkanlarının herkese eşit şekilde paylaşılmasını, “devletin imkanlarını peşkeş çekersen ben sana oy veririm.” demeyi de ortadan kaldıracak olan bir iklim oluştururuz dedim.  Geçmişteki Osmanlı’da, Selçuklu’da olan bu tür tarikat tırnak içinde cemaatvari yapıların veya gönül adamlarının yaptıklarını bir daha Türkiye bugünkü yapısıyla yaşamamış olur.” Dedim “Ne diyorsun sen?” dediler bana. Mesela siz çok sağlıklı bir talepte bulunmuyorsunuz gibi. Ben elimden geldiği kadar insanların olduğu yerde hata vardır. Hatasızlık Allah’a ve günahsızlık Peygamber’e aittir. İnsanlar hata da yaparlar, günah da işlerler. Biz siyasetçiyiz. Suçumuz olmasın yeter ki, hatamız olabilir. Biz de insanız, hata da yaptık, yapmışızdır da ama suç işlememek çok önemlidir. Vicdanlarda suç işlememek, gerçek bir hukukta suç işlememek çok önemlidir. Milletimize karşı suç işlememek. O nedenle bu kişilerin gelmesi gerekiyordu. Ben bildiklerimi anlattım mesela. Hatta o gece yaşadıklarımı da anlattım. Ben Kılıçdaroğlu’yla o gece irtibat sağlayan Engin Altay vasıtasıyla benim. Sayın Devlet Bahçeli’yle o gece darbenin olduğu gece irtibat sağlayan Ümit Özdağ vasıtasıyla irtibata geçen benim ve onlar da sağ olsunlar; “Darbelere karşıyız, milletin yanındayız, seçilmiş hükümetin yanındayız ve Cumhurbaşkanı’nın yanındayız.” ifadesini kullandılar ki bu çok tarihiydi. Neden? Türkiye’yi bir cemaatin yönetmemesi lazım. Türkiye’yi milletin yönetmesi lazım. Milletin seçtiği hükümetlerin yönetmesi lazım.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bu raporun mahkemeler tarafından da istendiğini biliyorum. Yargılamalarda istifade edilecekti ama bu rapor olmadığı için belki bu yargılamalar da buradan istifade edemedi. Böyle de bir eksiklik var. Bu meseleler belki yarın öbür gün kimisine ceza verildi, Anayasa Mahkemesi AİHM’e gidiyor.  Biten bir süreçte yok işin doğrusu. İtirazlar var. Bir sürü yeni durumlar ortaya çıkıyor. Bir şekilde bu raporla ilgili tartışmaların  bitmesi gerekiyor. Meclis başkanları topu birbirine atmış. Sayın Reşat Petek ben verdim diyor. Görüntü de var işte bana gönderdi. “Onlar nasıl reddediyor=” diyor.  “Tekemmülde ettirdim ben.” diyor ama meclis başkanı ve CHP’liler tekemmül etmedi. “Yanlış nüshalar var.” diyor. İş tam bir yumağa dönmüş durumda. Son olarak bunu nasıl toparlayacağız?  15 gün sonra 15 Temmuz üzerine söylenmedik laf kalmayacak ancak raporu yok. Şimdi bu bence önemli bir skandal ve bize verilen cevaplar  karşısında da dönemin komisyon başkanı bunu bir üzüntüyle karşıladığını söylüyor. “Ben aylardır arkadaşlarımla çalıştım. Biz işimizi yaptık. Niye?  Topu bize atıyorlar.” diyor. Bu konuda ne yapılması lazım?

Selçuk Özdağ: Reşat Petek ilk defa size bir demeç vermiş böyle bir şeyde ve siz bunu açıklıyorsunuz. Ben gerek Mustafa Şentop’un gerekse de Numan Kurtulmuş’un bu tür konuşmalarından sonra hep açıklamalar yaptım. Bütün kamuoyuna açıklamalar yaptım. Bu raporun mutlaka genel kurula indirilmesi lazım. Hiçbir şeyden çekinmeden çünkü eğer siz yaptığınız işten herhangi bir çekinceniz yoksa hukuk nezdinde bunu yayınlarsınız çünkü eğer bu yapının da illegal bir yapı olduğunu zaten herkes biliyor ve vatandaşlar buraya da kandırılarak  gittiler, inanarak gittiler ama bu darbe olacak diye gitmediler. Allah dediler, şeytan çıktı, peygamber dediler, deccal çıktı. Bu onların suçu değildi. O nedenle o yapının da darbeyi yaptığına dair de elimizde belgelerimiz var. Bunu da çok rahat bir şekilde genel kurula indirirsiniz. Hatta mahkemelere de gönderirsiniz. Niye göndermiyorsunuz ki? Gönderin bunu. ve Türkiye dünyanın bütün sivil toplum kuruluşlarına gönderin. İsteyen herkese gönderin. Bizim çalışmalarımız açıktı zaten şeffaftı. Eksiği vardır. Eleştiriye açıktır ama teslim edilmedi demek ve genel kurula indirilmemiş olması teslim edilmedi demek yalandır. Genel kurula indirilmemiş olması da Meclis başkanları kendilerinin takdirlerindedir.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:  Meclis Başkanlığı kurumsal bir yer. Sayın İsmail Kahraman, Mustafa Şentop, Numan Kurtulmuş; “Tamam da bizden öncekiydi artık kadüktür, hükümsüzdür, banane.” gibi bir moddalar bize verdikleri cevaplarda ancak  bu yasamayı işlevsizleştirmek anlamına geliyor bizce.  Yasama koca bir komisyon toplamış, aylarca çalışılmış, maddi manevi bir sürü masraf artı “Ben adil yargılanmadım, ben darbeci değilim. Meclis bir rapor bile hazırlamadı ki ben de gariban bir vatandaştım. Bana devlet “terörist” dedi. “Sen darbecisin.” dedi. “Beni işimden attı, zindana attı.” diyen yüz binlerce kişi ikna olamıyor . Mesela diyorlar ki; “Buyurun kardeşim. Çıkarın o zaman raporu.” Meclis Başkanlığı da bu konuda lakayt davranıyor. Ben Sayın Numan Kurtulmuş’u defalarca eleştirdim. Şu anda Başkan İsmail Kahraman değil. Sayın Numan Kurtulmuş buyursun bir çözüm bulsun bu işe. Bir şekilde çözüm lazım.

Selçuk Özdağ: Çözüm belli. Madem ki kadük kaldı. Eskiden de kadık kalan dosyalar var. Mesela Muhsin Yazıcıoğlu’yla ilgili, ölümüyle ilgili bir araştırma komisyonu kuruldu. O da kadük kalmış. Sonra yeniden kuruldu. Bu da aynı şekilde yapılabilir. Kadük kalanı biz görüyoruz. Biz kadük kalanı gidip alıp okuyabiliyoruz efendim. Şimdi de bunu herkesin alabilmesi lazım meclisten. Nenim yayınlamam gerekmiyor. “Benim meclisime verilen komisyon raporu budur. Bu muhalefet şerhleriyle beraber budur. Ek CHP’nin vermiş olduğu 42 sayfayla beraber budur. Buyurun alın okuyun. Genel kurula indirmedik, kadük kaldı. Bir, bunu söyleyebiliriz. İki, ne dersiniz tekrar Muhsin Yazıcıoğlu için nasıl araştırma komisyonu kurulduysa bununla ilgili de bir araştırma komisyonu kurulabilir ki kurulmasında da fayda vardır. Neden diyeceksiniz? Bu aradan yıllar geçti, on yıl geçti. On yıl içerisinde çok daha fazla bilgilere sahip olduk. Fethullah Gülen öldü. Ölmeden önce demeçleri var. Bu demeçlerle ilgili olarak daha fazla bilgi sahibiyiz. Meclis daha fazla bilgi sahibi, Milli İstihbarat Teşkilatı daha fazla, emniyet, daha fazla istihbarat, kamuoyu, hukukçular, milletvekiller daha fazla bilgiye sahip. 

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Belki MİT Başkanı dönemin Hakan Fidan da meclise gelir, bilgi verir. Sayın Hulusi Akar da gelir, bilgi verir. Sayın Başbakan Bilal Yıldırım da gelir, bilgi verir. Belki bu komisyon tamamlanmış olur.

Selçuk Özdağ: O geceyi anlatırız, o gece yaşadıklarını anlatırız. Bu çok daha doğru olur. Bir de bu komisyon raporu yayınlanmadıysa bu yayınlanmamayla ilgili birilerinin yargılanması söz konusu değil veya bundan dolayı birilerinin mahkumiyeti söz konusu değil. Bu tamamen yürütmenin meselesi ve idarenin meselesi efendim. Yargının meselesi. Biz o komisyonda şöyle şöyle olsun bile demedik. Mesela bana gelen ihbarlar oluyordu. Ben bu ihbarların hiçbirini kabul etmedim. Ne dedim? “Kardeşim bu ihbarları iki yere götüreceksiniz. Bir emniyete götüreceksiniz iki savcılara götüreceksiniz. Bu konu benim konum değil ve bu konuyu ben sizden alıp yargıya ve emniyete intikal ettirmek istemem. Ben milletvekiliyim, komisyon başkanvekiliyim. Size bir yol gösteriyorum. Ha diyorsanız ki emniyet müdürünü ara “Ben gideyim oraya bir ihbarları ileteyim savcıyı ben onu size randevu alırım ama kalkıp sizin ihbarlarınızı alamam. Burası bir ihbar kurumu, muhbirlerin kurumu değil. Bizim de görevimiz böyle değildir.” diyerek de bundan söyledim. Ben elimden geldiği kadar objektif olmaya tarihe not düşmeye ve devletimizin tüm birimlerini buraya gelip ifade vermeye ve bildiklerini açıklamaya davet ettim ama maalesef bazıları gelmedi. Bazıları geldi sorularımıza eksik cevap verdi. Bazıları tam cevaplar verdi. Mesela eski siyasetçilerden Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yapan Sayın Abdullah Gül sorularımıza cevap verdi kısa öz olarak. Sayın Ahmet Davutoğlu sorularımıza cevap ver 70 sayfa kadar bir cevabı vardı. Sayın Birgül Ayman Güler gelmedi ama sorularımıza teferruatlı cevaplar verdi ve bilmediğim konuları da kendisinden o sırada öğrenmiş oldum, onun vermiş olduğu sorularımıza vermiş olduğu cevaplar üzerinden çok önemli bilgilere sahip olduk. Hem bir yandan cemaatin içerisinde, FETÖ’nün içerisinde bulunup daha sonra ayrılanlar ve aynı zamanda da bu yapıyı yakinen takip eden tüm yazar çizerleri davet ettik oraya, siyasetçileri davet ettik. Keşke onlar gibi başkaları da gelmiş olsaydı da cevaplar vermiş olsaydılar. Raporu da bir an önce Sayın Meclis Başkanı’nın bize kamuoyuna açması lazım. Yapabiliyorsa Adalet ve Kalkınma Partisi de hemen bir araştırma komisyonu kurmasında fayda vardır diyorum. Hatta soruşturma komisyonu kursunlar. Bugünkü Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde soruşturma komisyonu kurmak biraz zor ama kurabilirler. İsterlerse kurabilirler. Burada kurunun yanında yaşan yaş olarak yananlara da geçmiş olsun diyorum ve herkes de bir öz eleştiri yapsın. Aynı zamanda devletimizi yönetenler de tekrar yeniden bu konuya eğilsinler. Yeniden o günkü yargıyla veya o günkü idari tasarruflarla mahkum olanlarla ilgili yeniden bir değerlendirme yapmalarında fayda var. Beraat edenler ve takipsizlik alanlar da derhal göreve dönmelidirler. Şimdi de yine bir uzman erbaşlarla ilgili bir kanun çıkıyor. Orada da yine aynı şekilde buralara atıfta bulunuyorlar ki doğru değil. Yine bu insanları hüküm verildikten sonra birileri hakkında değerlendirme yapmak veyahut onları da gizli tanıklığa doğru davet etmeyi de doğru bulmuyorum. Türkiye bir hukuk devleti olmalıdır ve şeffaf bir devlet olmalıdır. Denetlenebilir bir devlet ve denetlendikten sonra suçlu olanların da hesap verebildik devlet olmalıdır.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sayın Özdağ’ın önemli bir çağrısı oldu Sayın Numana Kurtulmuş’a; “Şu andaki meclis başkanı bellidir ve raporda oluşturulabilir.” diyor. Son derece önemli. Biz kendisine çok teşekkür ediyoruz.  Konu son derece önemli. Programımızın ilk bölümünü burada bitiriyoruz.

ÖFG TV devam ediyor. Az önce Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ ile konuyu uzun uzun konuştuk. Şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Sezgin Tanrıkulu konuğumuz. Aradan 10 yıl geçti. 10 yıl önce bu komisyonda görev yapıyordu Sayın Tanrıkulu ve en az 141 kişi ile görüşüldü, binlerce sayfalık belgeler çıktı ortaya. Son derece önemli bir komisyondu ancak az evvel de söylediğimiz gibi komisyonun raporu yok 10 yıldır ortalıkta. Olacak bir iş değil. Yüz binlerce insanın etkilendiği, binlerce insanın mağdur edildiği, suçsuz yere ağır cezalar verildiği bir meselede Meclis’in Araştırma Komisyon raporu yok! Bu olacak bir iş değil. Biz bu konuları Sayın Tanrıkulu ile görüşeceğiz. Meclis Başkanlığı da bu konu hakkında verdiğim soru önergesine cevap verdi. Çok ilginç ve inanılmaz bir durum var ortada. Milleti temsil eden Millet Meclisi’nde büyük emekler ile aylarca sizin mesai sarf ederek hazırlamış olduğunuz tutanaklara geçirilen bir rapor ortalıkta yok. Rapor hüviyetini kazanamadı. Bundan dolayı da Meclis Başkanlığı’na biz bunu sorduğumuzda; “Tekemmül etmiş bir rapor yoktur ve böyle bir rapor oluşmamıştır.” Gibi cevaplar veriyor. “Tutanağı var ona bakın.” Diyor ama Meclis rapor oluşturmak için vardır. Tutanak çok anlamlı değil. Meclis Başkanlığı da bana ne diyeceğini bilemediği için “Ömer bey tutanağa bakın.” Gibi acayip cevaplar veriyor. Ortada rapor yok! 10 yıldır rapor yok. Ben bu konuyu Sayın Sezgin Tanrıkulu ile görüşeceğim. Bir insan hakları savunucusu, yıllardır 15 Temmuz’un oluşturduğu mağduriyetler ile ilgili çok şeyler söyledi ve önemli bir insan hakları savunuculuğu yaptı ve kendisi de komisyonda aylarca mesai sarf etti. Çok önemli bir komisyondu. Davet edilenler vardı, edilmeyenler vardı. Edildiği halde gelmeyenler vardı. Bu yönüyle ilginç bir komisyondu. Sayın Tanrıkulu benim verdiğim önerge ve cevabını gördünüz. 10 yıldır bir rapor yok ortalıkta. Ne diyorsunuz buna? Biz Milletvekilleri olarak bu mecliste milleti temsil etmek istiyoruz bunun için mesai sarf ediyoruz fakat oluşturduğumuz raporlar buharlaşmış! Araştırdım, Umut Kitapevi ile ilgili de 2006’da Meclis bir rapor oluşturma hazırlığına girmiş o rapor da buharlaşmış. Meclis Başkanlığı başka sorumda da bana o cevabı verdi. Bu Meclis böyle raporlar için milletvekillerini oturtup sonra bu raporları buharlaştıran bir meclis mi? Bu nasıl bir skandaldır?

Sezgin Tanrıkulu: 15 Temmuz darbe girişimi binlerce insanın mağdur olduğu halen o mağduriyetlerin devam ettiği bir darbe girişimiydi, 252 kişinin yaşamını yitirdiği, onların anısı önünde saygıyla eğiliyorum bir kez daha ama birçok insanın medeni ölüye dönüştürüldüğü halen Kanun Hükmünde Kararnamele ile atılmışların mağduriyetinin giderilmediği, giderilmesi noktasında bir çaba sarf edilmediği 10 yıl aradan geçmiş olmasına rağmen böyle bir süreci yaşıyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisi 3 Kasım 2002 tarihinde iktidara geldi, darbenin olduğu tarih 2016. 14 yıl sonra darbe girişimi yaşandı. Dolayısıyla 14 yıllık dönemde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin siyasal zorunluluğu var aynı zamanda. Darbeye gelinen süreç bakımından üst sorumluluğu var. bu raporun yayınlanmamasının amacı zaten Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sorumluluğunun çarpıcı bir biçimde ortaya çıkmış olmasıydı. Muhalefet şerhlerindeki belgeler ile ve diğer kanıtlarla. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sorumluluğu çok çarpıcı biçimde ortaya çıktı.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bu raporun yayınlanmaması 14 yıllık süreç ile ilgili hesabı vermek istememek demek istiyorsunuz.

Sezgin Tanrıkulu: Bu bir meclis araştırma komisyonu raporu herhangi bir yazarın bir gazetecinin bir araştırmacının bir bilim insanının akademisyenin raporundan çok daha anlam taşır. Meclis bir karar vermiş oybirliği ile bu kararı aldı komisyon kurulma kararını ve çalışmalarda bir vesile ile meclis çatısı altında yürüdü. Birçok insan geldi dinlendi, gelmeyenler oldu yazılı görüşlerini bildirdiler ısrarla çağırmamıza rağmen dönemin Başbakanları, MİT müsteşarı genelkurmay başkanı gelmediler. Yüce meclis çatısı altında bile gelip sorulara muhatap olmak istemediler ancak yazılı görüşlerini bildirdiler.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Niye gelmediler? O bilgilerden niye mahrum kaldınız? Bu mahrumiyet neleri doğurdu sizce?

Sezgin Tanrıkulu: Darbede önemli sorumlulukları olan ve bilgileri olan dönemin genelkurmay başkanı ile dönemin MİT müsteşarı gelmediler. O zamanki atmosfer içerisinde Sayın Erdoğan’dan izin çıkmadığı noktasında görüş vardı ortalıkta. Dolayısıyla komisyona gelip komisyon üyelerinin sorularına yanıt vermediler. Ancak yazılı görüş bildirdiler. Yayınlanmaması noktasında bugüne kadar meclis taammüllerine aykırı bir durumu zaten sorduğunuzda Meclis Başkanlığı da açık bir şekilde ifade etmiş. Komisyon çalışmalarını tamamladığında komisyon başkanı aynı zamanda meclis çoğunluğunu oluşturan siyasi partinin üyesi olan komisyon başkanı hangi komisyon olursa olsun uzmanlar ile beraber bir rapor hazırlar. Ağırlıklı olarak o rapor çoğunluğun görüşünü yansıtır. Bazı raporlar oybirliği ile çıkar dolayısıyla ortaklaşılan raporlarda var mecliste ama bu önemli komisyonun raporunda; bizim Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sorununa dikkat çeken kanıtlar ve görüşler vardı, diğer muhalefet partilerinin de aynı şekilde görüşleri vardı. O hazırlanan taslak rapor üyelere gönderilir, üyeler veya siyasi parti grupları hazırlanan taslak rapora görüşlerini sunarlar, o görüşler rapora eklenir ve rapor yayınlanmak üzere meclis Başkanlığı’na gönderilir. Üyelere gönderilen rapor üzerinde bir daha komisyon başkanı herhangi bir düzeltme yapamaz. Tahsis dışında yeni bir görüş yazamaz. Komisyon ancak rapora imla hatası ve tahsis konusunda yetki verilir komisyon başkanına onun dışında ek görüş yazma noktasında herhangi bir yetkisi yoktur komisyon başkanının. Biz görüşlerimizi sunduktan sonra ve o görüşlerimiz rapora eklendikten sonra komisyon başkanı raporda olmayan 4 sayfalık yeni bir görüş ekledi rapora. Meclis Başkanlığı’na gönderildiğinde yeni bir görüş eklendiğinin farkına vardı dolayısıyla hem komisyon başkanı hem de meclis başkanı müracaatta bulunduk. Dedik ki: “Meclis teamüllerine göre ve iç tüzüğe göre sonuçta bu görüşlere karşı bize gönderilmemiş sonradan eklenmiş o bölüm. Bizim yeniden görüş bildirme hakkımız var. Ya bu bölümü çıkartın veya kalacaksa da biz bu yazılan 4 sayfaya karşı da görüşlerimizi bildireceğiz.” Dedik Meclis Başkanlığı’na.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: 4 sayfa mevcut mu?

Sezgin Tanrıkulu: Raporun o hali var. yayımlandı, bize geldi sonrasında toplatıldı o rapor. Basılmıştı raporun kendisi. 4 sayfa ile birlikte eklenen bölüm ile beraber bizim görüşlerimizin olduğu kısım basılmıştı. O şekilde meclis başkanlığına gönderildi. Meclis Başkanlığı komisyon başkanına iade etti. “CHP’nin böyle bir itirazı var. Bu sorunu çözün. Sonra bana gönderin.” dedi. Sonuçta komisyon başkanı üzerine düşeni yapmadı .

Ömer Faruk Gergerlioğlu: “Benim görev sürem bitmişti.” diye soruyorum. Petek ile görüştüm cevabı bu oldu sanki.

Sezgin Tanrıkulu: 2017’nin sanırım Temmuz ayında rapor teslim edildiği öyle tahmin ediyorum. Seçimler 2018’de oldu. Dolayısıyla  süresi bitmiş değildi ona ayrıca meclis başkanlığı üst yazıyla gönderdi raporu ancak Adalet ve Kalkma Partisi Reşat Bey işin o kısmını söylemeyebilir. Adalet ve Kalkma Partisi bu raporu yayınlanmasını istemediği için ve meclis kayıtlarında böyle tarihi bir belgenin kayıtlarda kalmasını istemediği için o rapor yayınlanmadı. Meclis Başkanlığı’nın ve komisyon başkanı inisiyatifiyle, her ikisi de AK Partiliydi sonuçta. İnisiyatifiyle yayınlanmadı. Mesele o raporun kendisiydi . Darbe sürecindeki 14 yıl Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarda olduğu, etkin bir biçimde iktidarda olduğu, mutlak iktidarda olduğu bir dönem aynı zamanda ve sonuçta darbe girişimini yapan cemaat mensuplarıyla cemaatle çok yakın temasları olan ve bu temasları bilinen, inkar edilmeyen bir noktadaydı aynı zamanda. Dolayısıyla bunların ortaya çıkmasını istemeyen, meclis kayıtlarında olmasını istemeyen bir tutumları vardı. Ayrıca Meclis Araştırma Komisyonu kurulduğunda sadece bir olayı tespit etmez. Darbenin nedenlerini araştırır. Artı bir daha olmaması için de hükümete ilgili kurumlara önerilerini yazar aynı zamanda. Öneri kısmı da var. Bundan sonra olmaması için bir darbe girişiminin tekrar yaşanmaması için hükümetin kurumların, yurttaşların meclisin alması gereken tedbirler nelerdir? Ne olması lazım? Bu konuda öneri de yazar. O önerilerin de  görülmemesi bakımından da bir sorumluluk bakımından bu rapor yayınlanmadı.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Ben Sayın Reşat Petek’e de bu programa katılın dedim ama o “Sağlık nedenleriyle ben programlara katılmıyorum.” dedi fakat “Kendi web sitemde bu raporu ben yayınladım.” dedi.

Sezgin Tanrıkulu: Rapor bizlere geldi rapor bize geldiği zaman  biz iade etmedik. Raporunun ilk hali bizde var.  sonra eklenmiş hali de var. 

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sizde iki farklı rapor var o zaman. Bir o dört sayfanın eklenmediği bir de eklendiği iki rapor.

Sezgin Tanrıkulu: Evet olması lazım diye tahmin ediyorum  var diye biliyorum.  Arşivime bakmam lazım. Bizdeki raporla bize gönderilen raporla bizim muhalefet şerhi yazdığımız ve eklenmiş rapor arasındaki farkı gördüğümüz için itiraz ettik.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: İsmail Kahraman da bunu uygun bulduğu için komisyon başkanına gönderdi.

Sezgin Tanrıkulu: Meclis başkanı size verdiği cevapta da o var zaten. Dolayısıyla CHP’nin böyle bir talebi var. Dolayısıyla bu talep doğrultusunda işlem yapmak üzere komisyon başkanına iade etti. Komisyon başkanı da o konuda inisiyatif almadı görevi bitmemişti. Görevi aynı zamanda meclis başkanının iade ettiği gerekçeler doğrultusunda yeni bir işlem yapmaktı. Ya o dört sayfayı çıkartacaktı veya bize diyecekti ki tamam haklısını  bu dört sayfalık görüşe karşı da görüş yazın. Ben bunu da ekleyip göndereceğim demesi gerekirdi. Her ikisini de yapmadı .

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Türkiye’nin sadece 10 yılını değil onlarca yılını ilgilendiren bu rapor böyle acayip bir gerekçeyle yayınlanmadı. Şimdi bana verilen cevapları da görüyorsunuz. Bu ciddiyetsizliği nasıl yorumluyorsunuz?

Sezgin Tanrıkulu: Sorumluluk meclis başkanıyla komisyon başkanı olan AK Parti milletvekillerinin dışında Adalet ve Kalkma Partisi’nin kendisindedir. Eğer kendilerinin kararlılığı olsaydı komisyon başkanı o siyasi iradeye aykırı mı davranacaktı? Hayır. Zaten bakın Sayın Erdoğan’ın da komisyon çalışmalarından rahatsızlığı var. Bu komisyon sadece üç ay çalıştı. Siz de bilirsiniz, hala milletvekilisiniz. Beraber milletvekiliği yapıyoruz. Ek süre alınır, uzatılır. Bir ay, üç ay uzatılır. Bakın, Ekim’de göreve başladık biz. Temmuz’da kuruldu, oybirliği ile kuruldu. Temmuz’dan sonra hemen göreve başlatılmadı. Temmuz’dan sonra Ağustos var, Eylül var. Ekim’de başlatıldı. Sıcağı sıcağına çalışma yapmadık . Darbeden hemen sonra çalışabilirdik biz de. Sürede uzayabilirdik. Bunun önünde bir engel yok. Sonuçta  komisyon yazı yazar genel kurulda karar verirdi . Bu çok olmayacak bir şey değil. Yüzlerce komisyonda bu şekilde süre uzatımı yapılmıştır. Aralık ayında sanırım Sayın Erdoğan Rusya gezisi yapmıştı sanırım dönüşte kendisine sorulan bir soru üzerine “Bu komusyon artık çalışmalarını tamamlamalıdır.” Dedi ve hemen Ocak ayının 4’ünde üç aylık sürede oldu ve bir daha toplamadık. Aslında şu oldu bakın ben size onu anlatayım. Şimdi sizin ÖFG tv’niz var. Sonuçta ağır insan hakları ihlallerini mağduriyetleri burada ifade ediyorsunuz. Benim MST Tv’nin doğuşu da bu komisyonda oldu. MST TV de bu komisyonda doğdu. Ben yine Ipad’ten bağlanmışım. Şimdi ısrarla biz muhalefet partileri olarak komisyonun ilk toplantılarında şunu ifade ettik. Dedik ki; bu darbe girişimi önemlidir. Bu darbe girişimiyle ilgili olarak TRT bunu canlı yayınlasın, komisyon görüşmelerini, gelen tanıkları, sorumlu olan genelkurmay başkanları geldi, emniyet genel müdürleri geldi, bakanlar geldi, dinlendi, uzmanlar geldi, dinlendi. Bunlar canlı yayınlansın . Meclis TV bunu canlı yayınlansın, bir hat versin, bir link versin, yayınlasın dedik. Sonuçta ara verildi. Komisyon karar verilmedi. Sordular dediler ki komisyon çalışmalarında kamera yasağı vardır. Başlangıçta görüntü alırlar ama gazeteciler kalabilir gizli oturular dışında ama görüntü alınamaz yayın yapılamaz dendi ve öyle bir karar aldılar. Tabii milletvekilleri için  bu Mecliste yayın yapmayla ilgili genelge çıktığı zaman sosyal medya, ondan sonra dijital telefonlar yok. Meclis’in o yönetmeliği hazırlandığında. Dolayısıyla  milletvekiline getirilen bir yasak da yok. Ben kendi sosyal medya hesaplarımdan bu iPad üzerinde bütün görüşleri, bütün tanıklıkları yayınladım. Büyük rahatsızlık oldu. Komisyon çalışmalarına başlamadan 10 dakika önce gidiyordum ben salona. Tanıkları ya da dinleyecek şahısları en iyi görecek bir yere iPad’imi kuruyordum önüme. Hatta gazeteciler de bana yardım ediyorlardı. “Buradan açı daha iyi, ses daha iyi gelir.” diye. Yardım ediyorlardı. O şekilde kuruyordum. Olduğu gibi yayınlanıyordu. Bundan çok rahatsız oldular çünkü çok önemli sözler söyleniyor. Mesela emekli genelkurmay başkanları geldi. Hiçbir yerde söylemlenmiş sözler söylendi. Dönemin MİT müsteşarı geldi tam dört saat boyunca görüşlerini orada ifade etti. Eski bakanlar geldi. Hiçbir yerde görüntüsü olmayan ve bu konuyla ilgili olarak bir şey söylememiş insanlar. Sezgin Tanıkulu’nun sosyal medya hesabı üzerinden yayınlandı ve televizyonlar benim yayınım üzerinden haberleri yaptılar. Bundan da büyük rahatsızlık oldu. Reşat Petek hatırlar. En son dediler ki; “Sezgin Tanıkulu, bunu yayınlamayacaksın. Eğer yayınlarsan bir daha komisyon toplanmayacak. Komisyon çalışmalarına ara verdiler. Ben genel başkanımıza da grup başkanvekillerine bilgi verdim.  ben dedim devam etmek istiyorum ama dediler ki; “Şimdi eğer sen yayın yaparsan ve komisyon bir daha toplanmazsa diyecekler ki; “İşte CHP komisyon çalışmalarına engel oldu. O yüzden böyle bir şey yapmayalım.” Zaten dinlenecek az kişi kalmıştı. Yayınlara da son verdim.  Reşat Petek de bunu da hatırlar ya. Bu yayınlardan rahatsızlık da doğduğu için  çünkü geliyor, anlatıyor insanlar, soru soruyoruz. O sorular, cevaplar veriyorlar ve o cevaplarla da aynı zamanda  devletin, devleti yöneten siyasal iktidarın, Adalet ve Kalkma Partisi’nin sorumlulukları çarpıcı bir şekilde ortaya çıkıyordu . Herkes görüyordu . Bunu okumak başka bir şey. Canlı bir şekilde izlemek başka bir şeydi. Dolayısıyla böyle bir dönem de oldu. Devletin arşivlerinde benim yayınladığım, sosyal medya hesaplarımdan yayınladığım bütün yayınlar duruyordur .

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Siz şimdi çok kritik bir şey söylüyorsunuz. Burada bana verilen cevapta bir tartışma var. Ben bunu Reşat Petek’e de sorduğum zaman, Selçuk Özdağ’a da sorduğum zaman açıklamalar yaptılar. Sayın Petek: “ Benim sürem dolmuştu.” dedi. İsmail Kahraman; “Yok sürem dolmamıştı bunu düzenle.” Demiş ve siz de diyorsunuz ki bu ikisinin de iradesini aşan bir şekilde AK Parti’nin daha doğrusu Erdoğan’ın kararıyla bu rapor yayınlanmadı. Öyle mi?

Sezgin Tanrıkulu: Adalet ve Kalkınma Partisi’nin siyasal iradesi olsaydı yayınlanırdı zaten. Onlar yayınlanmasını istemediği için yayınlanmadı yoksa İsmail Kahraman ve Reşat Petek Adalet ve Kalkınma Partisi’nin siyasal iradesinin önüne geçecek bir pozisyonda hiçbir zaman olmaz. Şimdiki başkan da olmaz, şimdiki diğer komisyon başkanları da olmaz. Siyasetleri yürüyor zaten.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sayın İsmail Kahraman bir yolunu bulup daha bir yıl vardı seçimlere. Bu raporu herhalde yayınlatabilirdi değil mi? Çünkü bir kriz var, bir çıkmaz sokak var. Raporun yayınlanması lazım. Bir meclis başkanı olarak bir inisiyatif alabilirdi. O da almamış.

Sezgin Tanrıkulu: Bakın İsmail Kahraman iade etmeden de, meclis teamüllerine ve iç tüzüğüne göre eklenen o kısmı çıkartır, yayına gönderirdi. Bunu yapabilirdi . Çok rahatlıkla bunu yapabilirdi. Kendisi de bunu yapmadı.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Şentop döneminde sorulmuş. Şentop, İsmail Kahraman’a topu atmış. İsmail Kahraman’a sorulmuş. O demiş ki: “ Şentop döneminde böyleydi.” Hatta Süreyya Sadi Bilgiç bir cevap vermiş.  o hepten böyle hani tekemmül etmiş bir rapor yoktur da dememiş. “Böyle bir rapor yoktur.” gibi böyle. Hepten absürt bir cevap vermiş.

Sezgin Tanrıkulu: Faili meçhul oldu .

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Raporlar da faili meçhul oluyor. Peki, yüz binlerce kişinin hayatını ilgilendiren bu rapor ve belli ki son derece önemli cümlelerin sarf edildiği bu raporun yayınlanmaması ne demek ? Bu rapor yayınlanamaz mı? 10 Yıl geçmiş çok mu geç? Sayın Numan Kurtulmuş’a ben soruyorum. Buyur kardeşim raporu yayınlatın. Orası kurumsal bir yer. İsmail Kahraman yapmamış, Mustafa Şentop yapmamış. Buyurun Numan Kurtulmuş siz yapın diyorum. “Kadük duruma, hükümsüz duruma düşmüştür.” Çöpe gitmiştir demek istiyor. “Tutanaklar var. Git tutanaklara bak. Resmi bir rapor yoktur. Kadüktür, hükümsüzdür, çöptür.” demek istiyor. Bana verdiği cevabı gördünüz. Bu Meclis Başkanlığı ne iş yapar Sezgin Bey ya? Bu işi toparlayacak birisi yok mu?

Sezgin Tanrıkulu: O rapor imha edilmemiştir. Meclisin depolarında vardır. İmha edilmemiştir ancak dağıtılmadı  sonuçta.  O zamanki üyelerde vardır. Birer nüshası vardır, raporun kendisi. Ayrıca bazı gazeteciler de onu yayın haline dönüştürdüler. Mesela Şükrü Küçükşahin, bizim muhalefet şerhimizle beraber bir kitap olarak raporu yayınladı. Meclis’in kayıtlarına geçmiş rapor olmayınca bir sorumluluk da,  meclisin bir sorumluluğu da olmuyor sonuç itibariyle. Hani meclisin kayıtlarından geçmiş olsaydı tarihi bir belge olarak bu kayıtlarda kalacaktı tutanakların dışında. Onu istemediler.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Burada çok tartışmalı hususlar var ve bu konuları aydınlatacak kişilerin başında İki kişi geliyor. Sayın Genelkurmay Başkanı dönemin Hulusi Akar ve MİT Başkanı Hakan Fidan dönemin başkanları, bunlar ifade vermemiş. Hulusi Akar yazılı ifade yollamış. Tabii sizin soru sorma imkanınız kalmamış. Hatta Sayın Selçuk Özdoğan bana dedi ki: “Biz Binali Yıldırım’ı da davet ettik. O da gelmedi. Başbakanlığa gidelim. Koca Başbakan’om buraya gelmesi ayıp olur.” demişler. O da olmamış ve Binali Yıldırım’ın ifadeleri de eksik kalmış. Bazı böyle kişiler de olmuş anladığım kadarıyla.

Sezgin Tanrıkulu: Dediğim gibi başlangıçta, Temmuz ayında darbe girişimine bütün muhalefet partileri, herkes, parlamento, topyekûn karşı çıktığı için böyle bir komisyon kurulmasını Adalet ve Kalkınma Partisi karşı çıkmadı. Çıkamadı ortam içerisinde. Mesela Ekim ayına kalsaydı komisyonun kurulması o zaman belki kurulmazdı bile ama kuruldu. Çalışmasına başlayamadı. Bakın bu olan bir şey değil aynı zamanda. Temmuz ayında kuruldu darbeden sadece birkaç gün sonra, 27 Temmuz’da hemen siyasi partilere yazı yazılır, üye bildirilir ve çalışmaya başlanırdı . 

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Komisyon devam ederken de Sayın Erdoğan bu konudan rahatsızdı değil mi?

Sezgin Tanrıkulu: Kısa bir araştırmada Sayın Erdoğan’ın yanılmıyorsam dönüşünde yine komisyonda verilen beyanlardan, beyanların kamuoyuna yansımasından ve o yansımanın etkisinden olması lazım. Gazetecilerin sorduğu soruya cevaben dedi ki: “ Bu komisyon artık çalışmalarını bitirmelidir.” Dedi ve dedikten sonra da bir daha toplanamadık zaten.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bir sözüyle demiri kesti.

Sezgin Tanrıkulu: Toplanamadık fiilen bitti. 4 Ocak’ta da resmen bitti.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Siz bir hukukçusunuz. Darbe girişimi var, evet ancak darbeyle alakası olmayan, hatta darbeye karşı mücadele etmiş bir sürü kişiyi ben cezaevlerinde görüyorum. Gerçekten inanılmaz durumlar var. Bu kişiler adil yargılanmamışlar gerçekten. Cezaevindeki herkes darbeci değil. Ben bunu çok net görüyorum ve bırakın askerleri yüz binlerce kişi işinden ihraç edildi ve artı bir şekilde “darbeci, örgütçü” ilan edilerek hapislere atıldı. Şimdi bu kadar önemli bir meselede bir rapor çıkması gerekiyordu, çıkmadı. Şimdi bu mağduriyetler devam ediyor. Ne olacak bu işin sonu? Bu kadar ciddiyetsiz bir iş olabilir mi?

Sezgin Tanrıkulu: Bakın  bizim bu darbe girişimiyle yüzleşmediğimiz ölçüde bu mağduriyetler devam edecek. Hani bakın kanun hükmüne kararname ile ihraç edilen ancak hiçbir mahkumiyeti olmayan, bakın hiçbir mahkumiyeti olmayan takipsizlik kararı almış veya beraat kararı almış insanlar dahi halen  mağdurlar. İşlerine iade edilemediler. Medeni ölüye dönüştürdüler. Değil kamuda çalışmak, özel sektörde bile çalışmalarına izin verilmedi. Takip edildi. Sigortalı bir yerde çalışamadılar. Çocuklar için de mağdur edildi. Onların çocukları. On yıl geçmiş aradan halen, girmişler, ceza yatmışlar, çıkmışlar, iş yapmaları engelleniyor. Ticaret yapmaları engelleniyor.  Dolayısıyla sosyal ortamda bir şey kalmamış . Cemaatle bir ilgileri yok ancak sonuçta liseden arkadaşlar, üniversiteden arkadaşlar, iş arkadaşlarıyla o sosyal çevre ilişkisi devam ediyor ama hemen bunu örgüt ilişkisine dönüştürüp gözaltı, mallarına el konulma halen devam eden bunlar da var. Daha yeni İzmir’de kaç tane öğrenci mağdur edildi. Sınav dönemlerinde gözaltına alındılar. Diyelim siz lisede öğretmenlersiniz, bir lisede. Tamam mı? O lisenin öğretmenleri olarak gözaltına almışsınız, tutuklanmışsınız ama yıllarca o lisede öğretmenlik yapmışsınız.  10 kişi, 15 kişi. Ya gidip kendinize bu saatten sonra yeni bir arkadaş bulamazsınız ki kırk elli yaşından sonra. O sosyal çevrede berabersiniz. Çocuklarınızda beraber. “Yok efendim siz örgütsünüz. Bu örgütlülük haliniz halen devam ediyor diye. Onların çocuklarına dahi  operasyonlar yapılıyor deniliyor.  Böyle bir   linç hali var. Böyle bir ağır düşman hukukunun uygulandığı  durumlar var. Gerçekten yeniden yargılama yolları açarak  adil yargılanmamışlar bakımından. Bakın darbe yapanlar belli. Kimler yapmış aşağı yukarı? Devlet de biliyor. Onlar da kendilerini biliyor. Onlarla ilgili olarak neyse ceza verilmiş veya halen devam edenler de var ama onun dışında gerçekten bu darbe girişimle alakası olmayan darbe girişimine karşı çıkan veya hiç darbeyle alakası olmayıp da bir cemaat mensubiyeti veya yakınlığı veya cemaate yakın kurumlara mensubiyeti nedeniyle mağdur olmuş binlerce on binlerce insan var. Kaç kişi Meriç’te Ege’de boğuldu? Kaç kişi intihar etti? Aynı zamanda yaşamlarına son verdi. Binlerce insan Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı. Bakın darbeyle alakası olmadı. Darbeyi planlayanlar, yapanlar en ağır şekilde ama adil biçimde yargılansınlar ama onun dışında  bir toplu bir düşman ceza hukuku uygulandı. Dolayısıyla herkese düşmanın gözüne bakıldı. Malları yağmalandı. Alındı, el konuldu. Satıldı, el konuldu. FETÖ borsası çıktı. O borsa nedeniyle, o sistemle haber gönderildi. Mallarına çöküldü. “Bak, sizi yakalarız, tutuklarız. Bir daha çocukların yüzünü görmezsiniz. Mallarına kavuşamazsınız.” denilip mallarına el konuldu. Alındı bütün bunlar yaşandı . Bilelim bütün bunları.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Biz  Sayın Hulusi Akar’a  defalarca  çağrı yaptık. Mecliste de hiçbir şekilde cevap vermiyor. Sessiz  hala konuşmuyor. 10 yıldır Sayın Hulusi Akar konuşmuyor. Çok muğlak  yerler var. Aslında kendisi de zamanında 12 Eylül 1980 darbesinde üsteğmendi ve o darbe de  görev almıştı ve şu anda gariban erler, kursiyer teğmenler, onlar da darbeci ilan edilip ağırlaştırılmış müebbetler aldılar. Bu inanılmaz bir durum. Ben insanları dinlediğim zaman darbeye karşı mücadele eden de çok kişinin darbeci diye damgalanarak ağır cezalar yediğini görüyorum. Bütün bunları aydınlatabilecek bir yer vardı adil bağımsız milletvekillerinin ortak katılımıyla gerçekleşen bir komisyonun raporu bu konuda aydınlatıcı bir rol oynayabilirdi ancak bu da engellendi. Hala çıkarılmak istenmiyor.  Şu anda sizce bu iç tüzük değişikliğiyle, çünkü hemen topu taca atıyorlar. “Efendim 26. Dönemindir, ben 28. Dönemin Numan Kurtulmuş’u olarak nasıl böyle bir şey yaparım Ömer Bey.” diye bana cevap veriyor. Kardeşim iç tüzük 27 kez değiştirilmiş, 28. Kez değiştirin, 10 yıl önceki tutanakları alıp raporlaştırın. Çok mu zor bu Sezgin Bey?

Sezgin Tanrıkulu: Bunun için bir siyasi irade gerekli. O siyasi irade zaten bu raporun yayınlanmamasını istemiş. Dolayısıyla aynı siyasi irade halen iktidarda. Dolayısıyla böyle bir şey yapmayacaklarını biliyoruz ama sonuçta bu iktidar değiştiğinde o rapor mutlaka yeniden gündeme gelecek. Bu dönem sorgulanacak. Ağır insan hakları ihlallerine sebebiyet verenler mutlaka ortaya çıkacak .

Ömer Faruk Gergerlioğlu: İçtüzük hikaye diyorsunuz.

Sezgin Tanrıkulu: Değişmez o içtüzük. Bunu yayınlamayan iktidar yayınlasın diye içtüzük değiştirir mi? Değiştirmez, gerçekçi olalım ama herkes kendi sorumluluğunu biliyor diyelim. Biz ikimiz de o dönemde ağır insan hakları ihlallerine hep karşı çıktık bizler de suçlandık. Aleyhimizde ifadeler alınmaya çalışıldı. Zorla kaybedilenlerle ilgili olarak yazıldı, çizildi.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Onların ifadelerinde sizin ve benim isimlerim yazılmaya çalışıldı. Bunları biliyoruz biz.

Sezgin Tanrıkulu: Eklemişler ifadelere sormuşlar. Cezaevine girince bizlere mektuplar yazdılar. “Bunlar bizim ifademiz değil. Bizi zorladılar.” Bakın iki milletvekiline dair biz insan hakları, insan onuru, adil yargılanma işin bu yönüyle ilgili sadece bu yönüyle bunun bile  ne kadar zor olduğunu gepimiz biliyoruz hangi baskıyla, hangi linçle karşı karşıya kaldığımızı ve o beyanlara isimlerimizin geçirilmeye çalışıldığını, bizlerin sorulduğunu insanlara, tümünü biliyoruz. Basın yayın organlarının bizleri hedef gösterdiğini, sırf ağır insan hakları ihlallerine karşı çıktığımız için. Bakın Birleşmiş Milletler zorla kaybedilmeyle ilgili komisyon, Türkiye’ye kaç tane soru sordu bu nedenle  zorla kaybedilmeye ilişkin olarak. İnsanlar Ankara’nın göbeğinde yok oldular.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:  Kimisi hala bulunmadı. Bazıları ortaya çıktı bazıları ortaya çıkamadı.

Sezgin Tanrıkulu: Çıkamadı evet  yok oldular.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Muhtemelen öldürüldüler.

Sezgin Tanrıkulu: Sonuçta bütün bunlarla  eğer bu cumhuriyet, bu devlet demokratikleşecekse gerçekten ve bir iç barış yaşayacaksa, bir toplumsal barış oluşacaksa bu dönemle yüzleşmek gerçek mağdurlardan onların haklarını iade etmek mutlaka gerekli olacaktır diye düşünüyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Dönemin şahidi olarak çok önemli bir tanıklık yaptınız. Çok önemli bir komisyona katıldınız. Şu an belki o tutanaklar duruyor. O tutanaklarda bile çok önemli bilgiler var ancak bu genel kurula indirilip görüşülmediği için bir meclis raporu hüviyeti kazanmadı. Zaten komisyon ve meclis başkanı ve CHP’liler arasındaki bu önemli tartışmalar bunun resmi bir rapor hüviyeti kazanamadığını gösteriyor zaten.  Sizin elinizde muhtemelen bu bilgiyi de kamuoyu belki pek bilmiyordur.  CHP’nin elinde dört sayfa katılmış bir başka rapor daha var. Kendilerine bir başka nüsha veriliyor. Meclis başkanlığı’na bir başka nüsha inanılmaz hadiseler. Çok da ciddi bir konuda bu yapılıyor. Bu kabul edilecek bir durum değil.

Değerli izleyenler bugün de programımızı bitiriyoruz ancak görüyorsunuz elimde 24 soruluk bir soru önergesi duruyor ve halen cevabını bulamamış durumda. Cevap böyle saçma sapan bir şekilde verilmiş durumda. Bu cevapları soruları isteyene gönderebilirim. Biz sorularımızda  bu çok önemli komisyonla ilgili bu ciddiyetsizliğin neden yapıldığını meclis bunu araştırmayacaksa kim araştıracak demişiz.  Çok ayrıntılı önemli sorular sormuşuz ama bize böyle “Ya tekemmül etmedi, rapor hükümsüzdür, kadüktür, efendim tutanaklara bir bakıver.” gibi ciddiyesiz cevaplar veriyor Sayın numan Kurtulmuş. Sayın Tanrıkulu da çok net bir şekilde söylüyor; “İktidarın işine gelmedi Ömer Bey, işine gelmediği için bu raporu yayınlamadı. Zaten Sayın Erdoğan da bir an evvel komisyonun kapanmasını istiyordu. Zaten biz baskı yapmasak böyle bir komisyon bile toplanmayacaktı.” Düşünün, neden bu rapor ortada yok? Bunu Sezgin Bey böyle açıklıyor.

Sayın Selçuk Özdağ’ın da açıklamalarını biz dinledik. Sayın Reşat Petek; “Ben hastayım, katılamam.” dedi. Onun yerine o dönemin komisyon yardımcısı, raporu iktidar adına derleyip toparlayanlardan Selçuk Özdağ kendisi daha sonra başka bir partiye, Gelecek Partisi’ne geçti. Ancak o dönem AK Parti’deydi. O yüzden biz dönemin AK Partili ve CHP’li iki ayrı milletvekilini dinledik ve umarım sizi aydınlattık.

Şahsen ben konuyu araştırmaya devam edeceğim. Yüz binlerce insanın mağdur edildiği, Türkiye’nin son 10 yılını karanlıklara boğan olayla ilgili bu inanılmaz hukuksuz kararlar verilen ve verilmeye devam eden bu olayla ilgili, bu raporla ilgili araştırmalarımı devam edeceğim.

Sayın Numan Kurtuluş da bilsin ki böyle acayip cevaplar vererek elimizden kurtulamaz. Daha biz kendisine çok sorular sunacağız. Bu cevaplarını, şu inanılmaz cevaplarını şu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bypass edildiğine dair işlevini yapmadığına dair bana verdiği bir milletvekiline bir meclis başkanının verdiği bu cevabı da uluslararası arenaya da götüreceğim. Türkiye’de meclisin işlevi işte bu diyeceğim. Meclis Başkanı’nın bana verdiği cevap bu. Bu diyeceğim. El insaf diyeceğim ve  onun üstüne gitmeye devam edeceğim. Halkımıza söz olsun.

Bugün de ÖFG TV burada bitiyor. Haftaya Salı günü saat 21.00’da buluşana kadar hepinize hayırlı akşamlar, hoşça kalın efendim.

Yorumlar