22 Haziran 2026
ÖFG TV’den herkese merhaba. Her hafta salı günü haftanın önemli insan hakları konuları ve konuklarıyla size sunduğumuz programımıza başlıyoruz.
ÖFG TV, 358. Programını yapıyor. Önemli bir emek sarf ediyoruz. Yıllardır mağdurların, mağdurlara yardımcı olanların sesi olmaya çalışıyoruz ve böylece bir kamuoyu oluşturuyoruz.
Bu akşam da bir adalet nöbetini gündem edeceğiz. Aylardır takip ediyorum. 200 günü geçti. Hala adalet yok. Türkiye’de birçok farklı katliam olayında olduğu gibi Dilovası parfüm deposu yangını katliamı 200 günü geçmesine rağmen hala adalet yok. Hala suçlar cezalandırılmış değil. Hala gereken davalar açılmış değil ve duruşma tarihi bekliyoruz.
Dilovası Parfüm Deposu yangını hakkında öncesinde de program yaptığımız avukatımız ve bir mağdurumuzun katılacağı programımızı bu akşam yapacağız ve son durumu konuşacağız. Duruşma tarihini belki biraz var. Yarın değil duruşma tarihi ancak aileler yargısal süreçten umutlarını gün geçtikçe kaybediyorlar ve bu yüzden bir adalet nöbeti başlattılar. 14 Haziran’da bir adalet nöbeti başladı.
21 Haziran’da Babalar Günü’nde babalar ve yanlarında eşleri, çocukları, yakınları bu adalet nöbetine katıldı ve her pazar günü Gebze Kent Meydanı’nda bu devam edecek. Biz bu vesileyle konuyu tekrar gündem etmek istiyoruz ve adalet nöbetine destek vermek istiyoruz.
Sayın Avukatımız Avukat Lütfi Sabri Batı ve mağdur yakını Sayın Zafer Laç. Avukat Lütfi Sabri Batı ile biz daha öncesinde de program yapmıştık. Kendisiyle konuşmuştuk. Mahkeme salonlarında devam etmiştik. Kendisi fedakarca bu davayı takip eden bir değerli hukukçumuz ve başka takip ettiği davalar gibi bu davada da dikkatli bir takip yapıyor ve adaletin tesis edilmesi için önemli bir uğraş veriyor. Tüm mağdurlar, mazlumlar adına kendisine teşekkür ediyoruz ve son durumu sormak istiyoruz.
Aileler bir adalet nöbeti başlattı sayın avukatım. Nedir durum? Yargısal süreç bitti mi ki mağdurlar bir adalet nöbeti başlattı? Tamamen adaletten ümitlerini kestiler mi ki bir adalet nöbeti başlattılar? Büyük salonlarda bir yargı süreci sürüyor ve kamuoyunun da dikkatinde, basında geliyor ancak ne oldu ki aileler bir adalet nöbeti başlattı?
Adalet nöbeti çoğunlukla böyle insanların ümidinin kırıldığı anlarda başlar. Önemli bir gelişme olarak gördüğümüz için biz sizi konuk ettik. Sizin sesiniz olmak istedik. Davayı dikkatli bir şekilde takip ediyorsunuz. Neden bu adalet nöbeti başladı? Nerede başladı?
Lütfi Sabri Batı: Ne oldu da bir adalet nöbeti başlatma ihtiyacı duyulmuş! Bunun birkaç sebebi var. İlki dediğiniz gibi aslında adalete inancın kalmadığı yerlerde bir adalet nöbeti görmeye alışkınız ama adalete olan inanç da bir günde veya bir hareketle, iki hareketle değişen bir şey değil. Adalete olan inanç genellikle benim gözlemleyebildiğim ve gördüğümüz kadarıyla adaletin geç gelmesiyle, adaletin gerektiği gibi tecelli etmemesiyle genellikle bu tip, işçilerin, emekçilerin katledildikleri hayatlarını kazanmaya çalışırken, çalışırken katledildikleri olaylarda katillerin tamamının ceza almadığı durumlarda görebileceğimiz bir şey. Bizim açımızdan şöyle bir gerçeklik var ama, Türkiye’de Dilovası katliamı, ilk katliam değil. Bunun çok uzun ve yıllara yayılan bir tarihi var ama bunun farklı milat noktaları var. Çok bilinen, çok konuşulan, belki kamuoyunda en çok konuşulmuş olanlardan bir tanesi Soma örneği var. Hendek örneği var. Şu anda hala devam eden Gayrettepe örneği var. Gayrettepe’den sonra yaşanmış, Dilovası’ndan önce yaşanmış olmasına rağmen, hatta Dilovasın’dan hemen hemen bir sene kadar önce yaşanmış olmasına rağmen gerek ilgisizlikten, gerekse çok yoğun politik baskıdan ve mevcut siyasi iktidarın örtbas etme ilgisinden kaynaklı olarak hiç konuşulmamış neredeyse bir Balıkesir katkiamı var. Neredeyse Hendek’in birebir aynı şekilde gerçekleşen. Bu bir toplumsal deneyim, toplumsal hafızaya yer etmiş bir deneyim. İnsanlar işleri başlarında toplu halde katlediliyorlar. Amasya örneği de var yine. Bu bir gerçeklik ve bu gerçeklikle savaşırken şunu bilerek yapıyoruz; artık bu işlerle uğraşmayı, bu adalet mücadeleleriyle uğraşmayı kendine görev edinmiş, sorumluluk edinmiş insanlar olarak bir noktada bir şey yapmazsak bu yargılamaların, bu adli süreçlerin seyrinin yavaş yavaş cezasızlığa veya az cezaya doğru sürdürüldüğü bir gerçekliği yaşıyoruz biz bu hayatımızda. Dolayısıyla aslında burada şimdi bizim başlattığımız adalet nöbeti henüz ortaya çıkmış, kesin, net, tamamen resmedilmiş bir adaletsizliğe karşı değil. Zaten bu olmasın diye çünkü daha öncesinde yaşanmış olanları biliyoruz. Gördüğümüz tavır ortada ve biz bir adaletsizliğin gelmekte olduğunu gördüğümüz için aslında bir adalet nöbeti başlattık. Buna daha gelmeden son verebilelim önünde durabilelim diye çünkü adalet nöbetinin temel konusu aslında yargılamanın kendisi. Doğal olarak yargılama dediğimiz iş aslında şöyle yapılıyor; karar verecek bir merci var. Karar verecek olan mercinin verecek karara dair taraflar mercinin yargısını etkilemeye çalışırlar. Avukatlık dediğimiz şey de budur. Davada taraf olmak da budur. İddialarını ispatlamaya çalışırlar. Bir şeyleri ortaya çıkartmaya çalışırlar. Mağdurlar gördükleri zararın adalet yoluyla tazminini üretmeye çalışırlar ve yargı mercini buna ikna etmeye çalışırlar failler de alacakları cezayı azaltmaya yönelik bir ikna çabası içerisindedirler. Hem avukatlık pratiğimiz olarak, dahil de olduğum ve bu ailelerinin avukatların dosyayı takip eden avukat grubunun da dahil olduğu , daha geniş toplumsal bir avukatlık cephesi kültürü bakımından bizim görüşümüzde avukatlık adliyede duruşma salonlarında, hakim önünde bitmiyor. Biz o duruşma salonundan çıktığımızda da aynı bu şekilde yargılamanın seyrine etki etmek zorundayız. Dolayısıyla basit bir ara karar yazdırmak, bunu uygulatmak olup olmadığını kontrol etmenin ötesine de geçmek zorundayız. Dolayısıyla ailelerin adalet nöbetini bu bağlamda hem destekliyor hem de ailelerle beraber sonuna kadar yürüyeceğimizi zaten sözünü de veriyoruz avukatlar olarak. Temelde, amacı aslında bu adalet nöbetini başlatma sebebimiz önceki yaşanmış deneyimlerin tekrarlanmasını önlemek Soma dosyasında biliyorsunuz kamu görevlileriyle ilgili dosya geri döndü. Şimdi tekrar bir yargılama ihtimali konuşuluyor ama yıllar geçti. 12 sene geçti, 13. Seneye gidiyoruz. Bu kadar uzun bir süre sonunda gelecek olan adalet kamu görevlileri için bir adalet olmayacak. Mutlaka birçoğu emekli oldular ve şu an emekli maaşlarıyla beraber, emeklilik ikramiyeleri ile beraber torun torba seviyorlar ama o ölen madencilerin torunları, dedelerini mezarlarında hani Soma’daki şehitlikteki o küçücük mezarların başında anmak zorunda kalıyorlar. Dolayısıyla sadece Soma örneğini verdim ama diğer neredeyse bütün dosyalarda gördüğümüz bir şey. Bu dosyada da olan bir şey. Kamu görevlileri dosyasının ilerlememesinden kaynaklı olarak biz başlattık bu adalet nöbetini. Kamu görevlileri dosyası hiçbir şekilde kıpırdamadı çünkü hatta Dilovası Kaymakamını Sakarya’da bir başka ilçeye görevlendirdiler. Yargı alanından kaçırdılar. Bizim çok detaylı bir Ali Osman Akat beyanımız oldu. Hatta ilk duruşmayla oldu. Ali Osman Akat’ın ve daha doğrusu Akat ailesinin genel olarak üç nesildir kozmetikçi olan bu ailenin Oransal ailesiyle ayrı tutulamayacağını. Bu işin zaten en başından beri Ali Osman Akat ve diğer Akat’ların bir projesi, bir geliştirmesi, bir gizli finansörlüğüyle yürütüldüğünü yeğenlerine bir iş kurdukları ve bu işi aynı zamanda kendi aile işleri içerisinde yaptıklarını anlattık, aralarındaki ekonomik ilişkiyi de açıkladık aralarında küs olduklarını iddia etmelerine rağmen yapılan telefon görüşmeleriyle de açıkladık. Bunun dışında şu bilgi bizim için çok kritik; bu fabrikada yapılacak olan fason üretimler için bu fabrika sanıklardan İsmail Oransal’ın deyimiyle söylüyorum; “kıytırık ya da dandik olduğu için” başka bir fabrikanın gösterildiğini bu firmalara, biz fason üretimi burada yapıyoruz diye, o fabrikanın Ali Osman Akat’ın Çorlu’daki fabrikası olduğunu, Çorlu Ergene Havzası’ndaki fabrikası olduğunu, dolayısıyla aslında bu işin ayrı işler olmadığını, detaylıca anlattık. Bütün bunları zaten duruşma zaptlarında da görebilirsiniz. İnsanlar açıklamalarımızda da kullanıyoruz. Ali Osman Akat hakkında daha sonrasında bir suç duyurusunda da bulunduk. Mevcut da şu an Ali Osman Akat’ın öldürmeden yargılanması amacıyla yürütülen bir soruşturma da var ama bu soruşturmada ilerleme göremiyoruz. Dolayısıyla aslında ikinci sebeplerimizden bir tanesi de bu dosyanın ilerlemesi çünkü Ali Osman Akat üçüncü duruşmaya gidiyoruz. İki duruşmadır hala suçluyu kayırma suçundan yargılanmaya devam ediyor. Doğal olarak biz bir tahliyeden korkuyoruz kendisi için. Bir sonraki duruşmada ve tahliye olması haliyle kaçacağından veya davanın seyrini etkileyebileceğinden çünkü öyle bir siyasi güce de sahip bir kimse. Dolayısıyla biz bunları da engellemek adına Ali Osman Akat’ın hak ettiği yargılamayı, hak ettiği suçtan yargılanmayı görmesi adına böyle bir sürecede girdik. Bunun dışında da zaten yine oradaydınız belki hatırlıyorsunuzdur. Üç kişi tahliye edildi son duruşmada. İlk duruşmada bir kişi tahliye edilmişti. Toplamdaşimdiye kadar dört tahliye oldu bu dosyadan. 7 insanın öldürülmesi, insanın katledilmesi bir dosyada dört tahliye, ilk duruşma bir, ikinci duruşma üç bizi şüphelendirdi. Sonraki duruşmada daha toplu, daha büyük bir tahliyeden veya belki esas faillerin bile tahliye edilmesi ihtimalinden endişe ettiğimiz için bu dosya kapsamındaki esas failler demişken tahliye edilenlerden biri yangın çıktığı katliamın yaşandığı binanın sahibi ve aynı zamanda o binayı yapan, kaçak olarak yapan kişiydi. O ölüm tuzağını kuran kişiydi aslında ve bilerek bu binayı kiraya veren kişiydi. Diğeri de görevi olmasına rağmen yapması gereken denetimleri yapmayıp yapamadığını iddia ederek yapmayıp buna rağmen İSG sözleşmesini feshetmeyere aslında bu iş yerinde yapılması iken denetimlerin önünü tıkayan İSG katip uzmanıydı. Dolayısıyla biz artık bunlar da tutuksuz yargılanacaksa bu dosyada kim tutuklu yargılanacak diye sormak istiyoruz. Bunun adalet nöbeti bu. Aileler sevdiklerini kaybettiler. Biz, avukatlık yapış tarzımız bakımıyla salt müvekkillerimizin vekilleri olarak görmüyoruz. Biz işçi sınıfının çocukları, işçi sınıfının avukatlarıyız. Dolayısıyla kendi sınıfımızın, kendi bireylerimizin kendi insanlarımızı kaybetmiş gibi görüyoruz ve bizim insanlarımızı katledenleri bu kadar kolay serbest bırakacaklarsa, bu dosyada kim yargılanacak o zaman? Diye sormak gerektiğini düşünüyoruz. Adalet Nöbeti’nin bu bağlamda da hem yapılması hem de sürdürülmesi konusunda desteklemek istiyoruz. Dosyadaki genel durumda 21 Temmuz’da duruşmamız olacak. O tarihte yine Kandıra’da olacak gibi gözüküyor. Bütün itirazlarımıza rağmen Kandıra’ya devam etmek konusunda kararlı gibiler. Geçen duruşmada yapılan 3 tahliyeye karşı yaptığımız itirazlar reddedildi. Hiçbir gerekçe açıklanmadan, tek bir cümle gerekçe yazılmadan, hukuka uygundur denilerek sadece reddedildi. Bunlar aslında dosyadaki temel gelişmeler. Dosyaya giren çıkan evraklar oluyor ama hani çok büyük bir detay yok. Yine Gümrükten gelen evraklar eksik. Yine onların tamamlanmasını bekleyeceğiz. Yine telefon incelemeleri hala tamamlanmış değil. Usulü ve teknik eksikliklerle devam ettirilen bir dava, heyetin bir an önce kapatmak, üzerinden atmak için can attığı bir davayla karşı karşıyayız maalesef.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Ekranlarımızda 3’ü çocuk, 3’ü kadın, 1’i erkek katledilen insanları görüyorsunuz. Onlar katledildi ve artık bu dünyaya dönüşleri mümkün değil ve bu kabul edilecek bir katliam değil. Ben de bir adalet nöbeti yaptım mecliste, genel kurulda bir gün ve her gün sosyal medyamda inatla paylaşıyorum. Gerçek failler yargılanmıyor ve mağdurlar için adalet istiyoruz diye yargılanması gereken kamu görevlerinin Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı, Çalışma Bakanı, Dilovası Kaymakamı, Dilovası Belediye Başkanı’nı, Kocaeli Valisi’ni yazıyoruz ve bu kişilerin yine aynı zamanda, tüm bunların ağır ihmalleri var. Yine belediye görevlilerinin ihmalleri var ama açığa alınanlar iade edildi gayet ortalık süt limanı. İster istemez kamuoyunu da unutmaya başladı. Eski duyarlılık yok ama korkunç bir katliam oldu. Şimdi kamuoyu duyarlılığını yüksek tutmamız gerekiyor. Bahsettiğiniz gibi önemli bir nedenler silsilesi yüzünden siz bu davayı takip ediyorsunuz. Mağdurlar adalet talebiyle rahatsızlar ve bundan dolayı bir adalet nöbeti başlattılar ve bundan dolayı biz şimdilik bir de mağdurların temsilcisi ile görüşelim. Sayın Zafer Laç konuğumuz. Avukatımız Lütfi Sabri Batı’nın sözlerinden sonra siz neler eklemek istersiniz? Buyurun söz sizde.
Zafer Laç: Dediniz ki; “Belediyenin ve belediye kurumlarının ve kuruluşlarının ihmalleri vardı.” bu ihmal diye geçebilir ama ben buna direk cinayete teşebbüs hatta direk cinayetin kendisi diyebilirim çünkü 05.01.2022, 09.01.2022, 18.01.2022 ve 08.03.2022 tarihlerinde CİMER’e şikayette bulunuluyor. CİMER şikayeti var. Artık belediye olayından geçtik. Tamamen iş bakanlıklarda çözülüyor. Biri görmedi, ikincisi görmedi, üçüncüsü görmedi, dördüncüsü görmedi. Bu silsile saysam yüzlercesine kadar gider. Böyle bir ülkede diyeceğim, çünkü demek zorunda kalıyorum artık. Böyle bir ülkede yönetim şeklinin artık ne kadar körleştiğini ben vatandaş olarak görüyorum çünkü bunu dile getireceğim. Ben orada yangını birebir izledim. Ben annemin, ailemin yandığını birebir izledim. Oradaki çığlıkları dinledim. O çığlıkları dinlememe rağmen Bize şöyle bir cümleler de sarf edildi; “Aileleriniz çıkmıştı. Geri girdiler.” dediler bunu. Ben de o zaman size şunu sorayım. Sayın vekile veya avukatıma sormak istiyorum. Siz bir yangından çıksaydınız içeriye geri girer miydiniz? Mümkün değil. İşte olay burada başlıyor. Hani anlatmak istedim. O kadar çok olay var ki hani artık acımızı yaşayamadık. Cenazemizin üstünde duramadık. Sevdiklerimize destek olamadık. Bize destek olamadılar çünkü sebebi şuydu. Biz cenazemizi kaldıracağız. Taziyemizi yapacağız. Taziyemizde çevik kuvvet vardı. Neden? Niye? Niçin? O çevik kuvvet, o işletme sahibi, o bina sahibi orayı kiraladığı zaman, oranın parasını yediği zaman neden yok? Orası kaçak yapıyken neden yok? Belediye buna kaçak ruhsat, sahte ruhsat verirken neden yok? Söylenecek o kadar çok şey var ki ben artık dile getirmekte bile zorlanıyorum veya yoruluyorum fakat anlatmaktan da hiçbir zaman bıkmayacağım. Hiçbir zaman çekinmeyeceğim çünkü bilakis ortalıkta o kadar çok ihmal var ki; En komik olan olay, “Telefonda annenin çalıştığı yerde yangın çıkmış.” diye telefon geliyor. Biz telefona nazaran uyanıyoruz. Eşimle beraber hazırlanıp taksi çağırıyoruz. Taksi bekliyoruz. Taksiyle beraber yangın yerine geçiyoruz ve itfaiye bizden sonra geliyor. Ben neden sonra geldiğini söyleyeyim isterseniz çünkü belediyede ve belediye kuruluşlarında siyasette şöyle bir olay vardır. Tanıdığınız içeridedir. Bilgi sahibi olması önemli değildir. Tecrübe sahibi olması önemli değildir ve bu yangına ilk başta suyla müdahale edildi. Ben kimyasallardan anlamam ama şunu çok iyi bilirim. Yangını suyla müdahale edersen daha fazla harlarsın. Adli tıp raporunda 2000 dereceye kadar çıktığı söyleniyor. Belki o yangına suyla müdahale edilmesi daha fazla soruna neden oldu ve bu yanan yer apar topar kaldırıldı ve kaldırılırken şu cümleleri duyduk biz. Dediler ki; “Güvenli değil.” Yıllarca orada çalışırken güvenli miydi? Yıllarca senin zabıtan gidip oradan parfüm alırken güvenli miydi? Bir tane plastik parçası mührü altın kaplama mıydı? Zümrüt kaplama mıydı? Çok mu değerliydi? Birinin canını feda ederek mi alıyorsunuz o mührü? Çok merak ediyorum artık. Zabıta tutanaklarında şunlar yazılmıştı; “Biz oraya gittik. Çalışma yoktu ve geri gelmek zorunda kaldık.”
Lütfi Sabri Batı: “Zabıtaların sonrasında dosyaya sunulmuş olan kendilerini savunma nitelikteki yaklaşımları buydu.
Zafer Laç: Tutulan tutanak o tarihte tutulmayıp yangından sonra tutulduğunu çok bariz belli anlayabiliyoruz zaten çünkü tutanakta imza ve tarih tutuşmazlıkları var. Bunu lise mezunu olarak ben söyleyebiliyorum. Orada görgü şahitleri var. Zaten orada yaşayan insanlar bunu dile getiriyor. Zabıtalar aldı ve gitti parfümlerini diyebiliyor. Belediye; “Bizim bunlardan haberimiz yoktu, orada çalışma yoktu.” Tamam çalışma yoktu. Hiç kimse yoktu ki orada çalışma olduğunu biliyoruz. Çalışma yoktu diyelim, içeride insan yoktu diyelim. Oranın kaçak yapı olduğunu bile bile sözde “müddet verdik, tarih verdik.” davası var. Tarih geçti, geçmesine rağmen bile o mührü neden vurmadın mesela? Neden vurmadı? İçeride kimse yoktu. Sen o mührü vurmak için patron mu bekliyorsun? Veya o mührü vurmak için bir patronu neden bekliyorsun? Para mı alacaksın? Parfüm mü alacaksın? Niye bekliyorsun patronu? Veya oradaki işletme bina sahibini? Kaymakam ayrı geliyor, yanınızdayız, bu davayı takip edeceğiz. Belediye başkanı ayrı geliyor, yanınızdayız, bu davayı takip edeceğiz. SGK sorumlusu, yok müftülük de ayrı geldi. Beni temsil eden insanların görevine yerine getirmemesi problem. Biz adalet nöbetine başladık, sayın avukatımın da dediği gibi. Buna mecbur kaldık. Bunu isteyerek yapmadık. Bunu hiçbir zaman istemedik çünkü hiçbir insan kalkıp evinde ailesiyle vakit geçirip ölüm olduğunu bile bile sevdiklerini bırakıp bir nöbete gitmez. Hiçbir zaman yapmaz. Biz bize verilmeyen adaleti istediğimiz için oraya gittik. Bize verilmeyen insanları istemek için gittik. İnsan demeye artık dilim el vermiyor ama bir şeyin içine sokmak gerekirse insan diyeceğim anlatmak için cümlelerimi. Bu ülkede ne yazık ki bir şeyleri istemek için, bir adalet istemek içinya açlık grevine girmek zorundasın, ya oturma grevine girmek zorundasın ya da başka bir şekilde bir eyleme kalkışmak zorundasın ki sesini duyurabilesin çünkü sesimiz duyulmuyor. İnsanlar, biz millet olarak, ben kendim vatandaş olarak şunu söylüyorum; Biz unutmaya meyledildik. Artık unutuyoruz. Herkes unutuyor. Biz unutulmamak için aslında çırpınıyoruz. Unutulmamak için çığlık atıyoruz. Çünkü bizim karşımızdaki insanla mahkeme başkanının karşısında ben büyük balinayım, siz küçük balıksınız diye parmak sallamış bir insan ve adalet sistemi buna sessiz kaldı. İş yeri sahibi, bina sahibi yıllarca oradan kira yedikten sonra bir şekilde ki hangi adalet bunu tahliyeye karar verdi bilmiyorum ama tahliye edilirken alkışlandı. Biz bunlarla şu an cebelleşiyoruz artık. Biz normalde bunu her nöbetimizde de dile getiriyorum. Bizim oturup gönül rahatlığıyla sırtımızı böyle geriye yaslayıp “Artık rahatım, adalet her türlü tecelli edecek, adalet her türlü yerini bulacak.” Diyemiyoruz çünkü artık adalete de güvenmiyoruz. Peki ben şurada size sorayım Sayın Vekilim, biz kime güveneceğiz?
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Yargının adaletine güvenmek gerekiyor ancak yargı süreci de iyi gitmiyor. Yargıya güvenmek gerekiyor çünkü başka başvuracağın bir merci yok normalde ama işte oradaki pratikler de iyi seyretmediği için bu şekilde bir adalet nöbetine başladığınızı görüyoruz. Haklısınız Zafer Bey. Şimdi burada ben tekrar sayın avukatıma dönmek isterim. Gözden kaçırılan bir nokta var. Biliyorsunuz Gebze’de bir bina çökmüştü 29 Ekim’de. 8 Kasım’da da bu katliam gerçekleşmişti. Şimdi biz o zamanlar o metro inşaatının uzaması ve tedbirsizce yapılmasının bu bina çökmesinin nedeni olduğunu söylemiştik. Bütün işaretler de bunu gösteriyordu fakat iktidar çok ustaca, “Ya öyle bir şey yoktur, bakacağız edeceğiz, rapor açıklansın.” hele falan derken ayları geçirtti. En sonunda herkes binanın çökmesini unuttu. Kamuoyu artık başka yönlere yüzünü çevirdi. Rapor çıktı ve raporda açık bir şekilde metro inşaatının bina çökmesine neden olduğunu açıkladı ama kamuoyunda hiçbir şey olmadı, hareket olmadı. “Ey iktidar sen ne yaptın, cinayet işlemişsiniz.” denilmedi. Şimdi aynı akıbet Dilovası katliamını da mı bekliyor acaba? İktidar böyle bir unutma, unutturma taktiğiyle hareket edip yürümek mi istiyor ve ardından da işte bu cinayetin faillerini kurtarmak mı istiyor? Ne dersiniz? Böyle bir zamana oynama mı var burada?
Lütfi Sabri Batı: Vekilim Şimdi genel olarak zaten yargı bir zamanı oynama oyunu. Kim egemense, kim güçlüyse onun lehine işleyen bir oyun. Dolayısıyla adaletin hızlı ve net tecelli edebilmesi önemli olan şey. Biz çok unutmaya alışkın bir gerçeklikte yaşıyoruz. Her günümüz çok hızlı. Her şey önümüzden kayıp gidiyor. Bir şeyleri hatırlamak için ekstra çaba gösterilmesi gereken günlerden geçiyoruz. Hızlı bir gündem yaşıyoruz. Dolayısıyla bu akıbetin oluşmasının koşullarını yaratmaya çalışıyorlar. Bu olsun istiyorlar değil. Bunu yaratmaya çalışıyorlar. Bunu var etmeye çalışıyorlar. Bunu unutmamız için ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar. Dilovası katliamı, sevdiklerimizi, yakınlarımızı kaybettiğimiz katliam. Bu katliam açısından bunu unutmamak için zaten biz bu adalet nöbetini yapıyoruz. Bunu unutmamak için zaten Gebze’de, Dilovası’nda, genel bir hareketlilik yaratıyoruz. Yaratmaya çalışıyoruz. Bunu bir işçi sınıfı meselesi olarak ele alıyoruz. Sürekli olarak sendikalar desteği ve sendikaların örgütlü olduğu iş yerlerinden destek görüntüleri geliyor çünkü bunun önemli olduğunu düşünüyoruz. Zafer abi az önce sordu kime güveneceğiz diye. Tabii ki de nihai kararı yargı verecek ama yargı bu kararı verirken yargıyı bağlayacak olan şey, o karar metninin tepesine yazdığı. Bu kararı halk adına vermesi gerekiyor. Biz bunu hatırlatmak istiyoruz. Güvenliğimiz tek şey var halkımız. Emekçi, işçi, ezilen, aynı kaderi, aynı yazgıyı paylaşan kendi iş yerlerinde ölüm riskiyle yaşayan, çalışan hayatta kalma hakkı dahi çok görülen halkımıza güveniyoruz biz. O yüzden mesela bunu İstanbul’da bir meydanda yapmak yerine, bunu bir Kocaeli’de bir meydanda yapmak, Gebze’de yapma tercihimiz bundan kaynaklanıyor çünkü orası bir işçi kenti, Dilovası da bir işçi kenti ama Gebze hani o havzanın merkez kenti haline gelmiş durumda. Dolayısıyla Gebze tercihinin kendisi de bütün bu adalet nöbeti de zaten aslında bizim güvendiğimiz tek güç kaynağı olan halka dosyayı sürekli hatırlatıp, bu dosyada onlardan taraf seçmelerini istemek. Bu haftaki nöbette mesela Zafer abi meydanın içerisinde çok fazla insanla görüştü. İnsanlar unutmamışlar, hiç kimse unutmamış. Kiminle denk gelirseniz gelin, bu ne diye sorduklarında olayı hatırlattığınızda “Evet, buyurun.” diyor insanlar. Dolayısıyla hatırlatmak sahip çıkmayı sağlamak ve bu mevzunun sadece burada hayatını kaybeden yedi insanın ailelerinin mevzusu değil tabii ki en çok onları etkiledi, en çok onların canını yaktı ama bu mevzunun Türkiye’de yaşayan ve emeğiyle hayatını kazanmaya çalışan bütün insanların mevzusu olduğunu gerekirse herkesin gözüne sokmak zorundayız ki buradan bir lehe, adil bir karar çıksın yoksa çünkü biz üçer, beşer, onar, yüzer ölmeye devam edeceğiz ve kimse, bir Allah’ın kulu da hesabımızı sormayacak. Patronlar belki yargılanacak. En kolay yargılanabilir olan onlar. En gözden çıkartılabilir olan. Hatta patronların çalışanları genelde öyle olur. Oradaki fiili yöneticilerdir ilk yargılananlar. Belki patronlar yine bir nebze su kaldırmışsa yargılanırlar. Kamu görevlerinin yargılanması çok zor bir şey Türkiye’de ama bunun olması gerekiyor çünkü bu cinayet düzeni, bu katliam düzeni devam ediyorsa onlar var olduğu için ediyor. Çok çeşitli örnekler verilebilir tabii ki ama bu işi süreye bırakmamak, bu işi mahkemeye bırakmamak, ucundan tutup mutlaka çekiştirmeye devam etmek gerekiyor ki unutulmasın ve adalet yerini bulsun zaten.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Zafer Bey ben size net olarak neler istediğinizi soruyorum. Kamuoyu bunu bilsin. Madde madde biz şunları şunları istiyoruz deyin lütfen. Kamuoyu da net taleplerinizi öğrensin. Buyurun yine sözü size veriyoruz.
Zafer Laç: “ Biz aileler olarak tamamen şunu istiyoruz. Ben ilk önce tahliye edilen insanların tekrardan bizim suç duyurularımızla verdiğimiz dilekçelerle tekrardan yargılanma sürecini alınmasını talep ediyorum. İkinci olarak en büyük olayımız mahkemenin adaletli ve göz önünde olan şeyleri göz ardı etmemesini istiyoruz ve tamamıyla daha büyük olaylardan kamu davasının artık açılmasını istiyoruz. Kamu davası göz ardı edilemez. Bu ülkede görevden alınan SGK müdürü olsun, İşkur müdürü olsun, onlar olsun, bunlar olsun bunların tekrardan göreve iade edildiğini biliyoruz zaten. Biz bunların yargılanmasını istiyoruz. Belediye başkanından tutun, belediye başkan yardımcısına, zabıtalarından tutun, zabıta müdürlerine, bakanlıklardan tutun. Bu işte parmağı olan, eli olan, o CİMER’e sessiz kalan herkesin yargılanmasını istiyoruz. Burada bu kadar insan, bu kadar halk artık yargı bekliyor. Sadece Dilovası davasından çıkıyor olay çünkü Türkiye’nin birçok yerinde, Sayın Avukatımın da bahsettiği gibi, Türkiye’nin birçok yerinde biz bunlarla karşılaşıyoruz zaten. Artık bir şeylerin çözülmesi lazım. Kamu dosyasının açılması lazım. Kamu davasının artık açılması lazım. Neden çekiniyorlar, niye çekiniyorlar bilmiyoruz. Kamuda çalışan insanlar da halktan biri. Vekil olan insan da halktan biri. Bakan olan insan da halktan biri. Benim gözümde herkes eşit. O yüzden kimsenin makamına bakılmadan yargılanma istiyorum. Kısaca adalet istiyorum herkes için. İşçi sınıfı için gerçekten adalet lazım çünkü burada yargıda tamamen sessiz kalınan, sümen altı edilen, dosyaları henüz daha açılmadan unutulan birçok katliamların tamamen kamu dosyası davası kanama yarası var. Biz bu nöbetlere başlarken bizim içerideki tek çekincemiz kamu dosyası, kamu dosyası davası açılacak mı? Kamu yargılanacak mı? Bu işte parmağı olanlar yargılanacak mı? Biz bunları da sormak istemiyoruz artık. Bir an önce dosyanın hazırlanıp, dosyanın bir şekilde elden ele bu sürecin bir an önce işlemesini istiyoruz aileler olarak. Kamunun yargılanmasını istiyoruz. Görevden alınanların ve görevden tekrardan geri iade edilenlerin nerede görev yaptığı önemli ki artık burada görev yapmıyorlar. Olaydan sonra başka yere atamaları olur. Nerede olurlarsa olsun her türlü istiyoruz. Buradan giden kaymakam da buna dahil. İçişleri Bakanlığı da dair. Herkesin yargılanmasını istiyoruz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Kamu görevlilerinin yargılanması meselesi son derece önemli. Biz bu davaya odaklanmış durumdayız. Avukatlarımız tüm ince ayrıntıları takip ediyor ama ortada büyük bir kaba hukuksuzluk var. Kamu görevlilerinin ayrı tutulması meselesi. Bu dava da iyi gitmiyor ve Ali Osman Akat duruşmalarda inanılmaz kendine güven, yüzsüzlük ile birtakım cümleler sarf etti. Kulaklarımıza inanamadık . İnanılmazdı bu cümleler. Kendisini çok büyük görme, etrafındakileri böyle böcek gibi görme tavırları vardı. Sırtını çok sağlam kayalara, iktidarlara yaslamıştı ve çok rahattı. Bu binde bir rastladığımız bir olay değil maalesef. Genel olarak bu tür katliam davalarında görünen bu. Bu neden kaynaklanıyor? O da biliyor ki gerçek failler yargılanmıyor ve bu yargılamadan da bir şekilde kendini kurtarabilir diye düşünüyor ve bu yönde ilk duruşmada hele morali son derece iyiydi. Adam özgüven patlaması yaşıyor. Sanki yargılanan kendisi değil. Sağı solu kendisi yargılayacak. Sağa sola tehditler yağdırıyor. Azarlar yağdırıyor. Böyle ayarlar veriyor. İnanılmaz bir görüntü vardı. Tabii ki kamu görevleri yargılanmadı. Bu sadece kar hırsıyla bir katliama yol açmış bir patron meselesi değil ki. Tamam, patronlar kara odaklıdır. Başka bir şey dinlemez. Az emek, büyük kar peşindedir ama bunu denetlemeyen, yol veren kamu görevlileri nerede? İşte biz onları da mecliste sorguladığımız zaman Zafer Bey, mesela Çalışma Bakanı’nın yüzüne mecliste defalarca konuşma yaparken onun sözlerini keserek yaptığı katliamları hatırlattığım zaman inanılmaz bir pişkinlik, rahatlık gördüm, çok rahatlardı. “Nasıl olsa bu iş bize dokunmaz.” modundaydılar. Bu çok üzücü bir durum ve bu kabul edilecek bir durum da değil ama. Bakın bu görüntülerde ben demediğim lafı Bakan’ın yüzüne bırakmıyorum. Her türlü laf söylüyorum. Daha sonra kendisi kalkıp konuşma yapıyor. O konuşmayı burnundan getiriyorum ama gayet rahatlar. İşte bu inanılmaz bir durum. Bu insanı kamçılayan bir durum açıkçası. Ben bu hali gördükten sonra meclisi terk etmedim mesela. Adalet nöbeti yaptım o gece ve siz de şimdi yapıyorsunuz. Maalesef gerçekler böyle. Gerçekler son derece acı ve hiç umut verici değil. Bunu ben de çok yakından görüyorum. O yüzden size destek verilmesi gerektiğine yürekten inanıyorum. Çok haklısınız. Çok büyük bir durgunluk var. 3-5 fedakar insan dışında bu işin hassasiyeti kimsede yok. Genellikle duyarlılık düşüyor gün geçtikçe. Tamam insanlara sorduğunuz zaman üzülüyorlar ama gerekenlerin yapılması noktasında önemli bir aktivite yok ve bu adalet nöbetinizde en azından bunu kırdı ve bir ivme yakaladınız gibi duruyor. Şu anda Temmuz’da başlayacak duruşma sürecine odaklandık. Umarım buradan bir sonuç çıkar.
Lütfi Sabri Batı: Duruşmamız 21 Temmuz’da olacak. Şimdilik Kandıra’da gibi gözüküyor ama Bizim adalet nöbetimizin sebeplerinden bir tanesi de ve taleplerinden bir tanesi de bu duruşmanın Gebze’de işçilerin, emekçilerin, halkın arasında görülmesi yönünde. Gebze’de buna uygun da yerler var. Mutlaka var. Yaratılabilir böyle yerler. Adalet nöbetimiz eğer bu açıdan bir güç üretir de bu baskıyı yaratabilirsek Gebze’de aksi halde Kandıra’da duruşmamız görülecek. Mümkün mertebe katılım, yoğunluk, ilgi odağın orada olması duruşmaları çok olumlu etkiliyor. İki duruşmadır kararı gece yarısına doğru açıklıyorlar ki karardan dolayı oluşacak infialden kaçınabilsinler. Dolayısıyla öncelikle herkesi, bütün halkımızı bütün kamuoyunu duruşmayı takibe davet etmek ve sonrasında da gelebildikleri kadar, duruşmaya kadar her pazar günü sürdüreceğimiz adalet nöbetimize, katılımlarına yönelik olarak ricamız, isteğimiz, dayanışma talebimiz olur, vardır. Bu şekilde söylemiş olayım.
Zafer Laç: “ Duruşmanın Kandıra’da olması bizim için büyük bir sorun, büyük bir problem. Kısa bir bilgi vererek şöyle isteklerimi dile getireceğim çünkü istek demeyeceğim artık, rica diyeceğim. Artık el açıyorum ve bundan hiçbir şekilde çekinmiyorum. Bizim kız çocuğunu kaybeden babalardan biri Vedat abi. Kendisi kanser hastası, yürüyemiyor ve ilaç alıp uzanmak zorunda, yeteri kadar konuşamıyor ve yeteri yol kat ettiği zaman bacaklarında kilitlenme ve uyuşma meydana geliyor. Bu bizim için çok büyük acı. Hani onu, o babayı o halde gördükten sonra ben artık vicdanımı da kaybetmeye başlıyorum çünkü sebebi şu, biz adli tıp kurumuna annelerimizi kardeşlerimizi almaya gittiğimiz zaman Adli tıp kurumunda öğleden sonra saat 2’de orada olduğumuz zaman Biz diğer gün sabah 7’ye kadar beklemek zorunda kaldık Sayın vekim. Bu neden bekledik biliyor musunuz? Üç tane küçük kız çocuğu korkudan birbirine sarılarak orada hayatını kaybetmiş. Etleri ve kemikleri birbirine girdi. Bu acı bir gerçek. Bunu hafif bir şekilde anlatmak istemiyorum artık. Hani Allah rahmet eylesin ama dumandan veya yanarak öldüler diyemiyorum çünkü bunu açıklamak zorundayım artık çünkü bu cinayetin bir boyutu. Bu kasten oldu ve bu acıyla bu baba buradan Kandıra’ya gitmek zorunda kalıyor. Orada cezaevinde, neden cezaevinde görüldü? Çünkü içerideki insan müsveddelerinin şu talepleri oluyor; “Bizim can güvenliğimiz yok.” diyorlar. Onların can güvenliği yok diye mahkeme bunu kabul ettiği için o baba oraya gitmek zorunda kalıyor. Üstü aranarak mahkeme salonuna yürüyerek gitmek zorunda kalıyor. O adam ilaçlarını alamıyor mahkemeyi takip edeceğim diye. O adam hayatını hiçe sayıyor evladı için hala. Ben halktan ve sevgili ailemden diyeceğim çünkü artık herkes benim ailem. Beni anlayan herkes benim ailem. Ben ailemi benimle beraber mahkeme sürecini takip etmeye davet ediyorum. Bizimle beraber sizde ses çıkartın, bizimle beraber kulaktan kulağa, yanınızdakine bile anlatırsanız mahkeme Kandıra’da görülmesin, Gebze’de görülsün derseniz bile bu bizim için yeterlidir. Biz büyük bir şey istemiyoruz. Devlet ve hükümet yönünden, sayın vekillerden vekillik görevi yapan herkese de şunu söylemek istiyorum. Buyurun nöbetimize siz de katılın. Buyurun siz de bizim yanımızda olun. Buyurun mahkememize 1 vekil, 2 vekil, 3 vekil demeden onlarca vekil olarak siz de gelin. Madem bizi temsil ediyorsunuz siz de buyurun. Siz de gelin bizim sesimiz olalım. Siz de bizimle beraber orada mahkemede dizlerinizin uyuşmasını hissedin. Siz de orada o kanser hastası babasının ağrı kesici ilaçlarını alamadan, o acıyla o mahkeme salonunda beklemesini, evladını öldüren insanların yüzüne bakmasını siz de onunla beraber yaşayın. Ben sizden bunu rica ediyorum. Ben ailemden, herkesten, vatandaşlardan bunu rica ediyorum. Bizimle beraber gelin, katılın, dinleyin. İnşallah geç tecelli etsin de bir şekilde geç tecelli etsin. Adaletin nasıl bir durumda aileleri ve mağdurları nasıl bir durumda bıraktığını görsün istiyorum.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok yürekten çok samimi duygularınızı dile getiriyorsunuz. Yüreğinize sağlık. Çok doğru, çok acı şeyler söylüyorsunuz ama çok doğru, çok haklısınız. %100 haklısınız ve çok şey yapmak gerekiyor. Elimizden geleni biz yapacağız size söz ve mecliste bu konuyu tekrar gündem edeceğim. Bundan emin olabilirsiniz. Zaten her gün sosyal medyamda gündem ediyorum. Unutmamak, unutturmamak adına bunu günlerdir, aylardır yapıyorum ve yapmaya da devam edeceğim. O annelere, o babalara, o kardeşlere sözümüz var. O yüzden bu programları yapıyoruz. O yüzden yanınızdayız. Yanınızda olmaya devam edeceğiz ve ciddiyette takip edeceğiz. Önemli bir gündem oluşturmaya devam edeceğiz. Bunu sadece size bırakarak değil, tüm kamuoyunu aktive ederek duyarlı hale getirerek yapmaya çalışacağız. Allah yardımcımız olsun hepimizin olsun. Gayret edeceğiz ve adaletin sağlanmasını sağlayacağız. Tabii ki adaletin sağlanması o mazlum insanları geri getirmeyecek. Korkunç bir acıyı unutturmayacak ancak en azından bir adaletin tecellisi insanlara biraz belki o acıları hafifletecek. O yüzden önemli bir gayretle devam edeceğiz. Eğer ki adalet tecelli ederse belki başka katliamları da önlemiş olacağız. Belki başka canların kaybedilmesini önlemiş olacağız. Tüm kamuoyunu duyarlı hale getirmeye çalışacağız. Tüm duyarlı halkımıza da buradan sesleniyoruz. Biz halkımızın yanındayız ve mağdurların hakkı hukuku savunan avukatlarımızın lütfen sesini yükseltin. Adalet nöbetine lütfen katılın. 21 Temmuz’da duruşmaya katılın ve bu yüksek toplumsal bilinç ve duyarlılık ve aktivizm sonunda adaletin sağlanması ancak sağlayabilir. Bunu da söylemiş olalım.
Değerli izleyenler, bugün de programımızın sonuna geldik. İki değerli konuğumuzla konuştuk ve Dilovası parfüm deposu yangın katliamı konusunda çok önemli bir duyarlılık oluşturulması, yükseltilmesi, devam ettirilmesi ve adaletin ancak böyle sağlanabilmesi gerektiğini gördük. Konuklarımıza çok teşekkür ediyoruz ama en önemli iş değerli halkımızda Adalet Nöbeti’ne katılın lütfen 21 Temmuz’da duruşmaya katılın ve yaptığımız bu programları görünür hale getirin ki mağdurların sesi duyulsun, kamu görevlileri yargılansın, tahliyeler hukuksuzca olmasın. Serbest bırakılan zanlılar tekrar adil bir şekilde yargılansın ve mahkeme Kandıra’dan Gebze’ye taşınsın. Bu istekleri yüksek ve etkili bir söylemle söylemeye devam edelim. Burada programımız bitiriyor. Haftaya Salı günü buluşana kadar hepinize hayırlı akşamlar diliyorum. Hoşça kalın.

























Yorumlar