28 Mayıs 2024

ÖFG TV’den herkese merhaba, her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın insan hakları konuları ve konukları ile sizlere sunduğumuz programımıza başlıyoruz.

Bu hafta programımızın iki konuğu var ve tüm dünyanın gündemindeki Filistin, Gazze, Refah konusunu konuşacağız. Uluslararası Ceza Mahkemesi Adalet Divanı’nda neler oluyor? Ülkelerin son derece önemli kararları var. İspanya, İrlanda, Norveç’in son derece önemli kararları var ve mahkemenin soykırım kararı ile ilgili son derece çarpıcı önemli gelişmeler var. bunu Koç Üniversitesi’nden Uluslararası Hukuk hocamız Kerem Gülay ile konuşacağız. Öncesinde de misafir etmiştik. Çok değerli bilgiler vermişti bize ve kendisinin anlattığı vurguladığı hususlarda hep kendisi haklı çıkmıştı, Türkiye’de en sonunda 1 Mayıs’ta Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklaması ile Güney Afrika’nın İsrail aleyhinde açtığı soykırım davasına müdahil olduğunu açıklamıştı ve akabinde bu gelişmeleri konuşacağız.

Programın ikinci bölümünde; Filistin İçin Özgürlük Platformu’ndan Fatma Bostan Ünsal ile konuşacağız. Tüm dünya kaynıyor, tüm dünya halkları ayakta ve dünya devletleri çok büyük bir sessizlik içinde ve son katliam sonrası günah çıkarmaya çalışıyorlar. Kem küm ediyorlar ve o kem kümü bile edemeyen ülkeler var. Utanç tablosu içeren tavırları olan ülkeler var bunları da deşifre edeceğiz. Yarın öbür gün vicdanımıza anlatacağımız tek bir kelime olamaz. Bu korkunç görüntüler, çadırlara atılan bombalar, göz göre göre insanların tepelerine atılan bebeklerin çocukların üstüne atılan korkunç tonlarca bomba yüz yıllar boyu unutamayacağımız bir soykırımı anlatıyor bize. Bunu vicdanımıza anlatamayız eğer ki sessiz kalırsak. Yüz yıllar boyunca insanlık bunu anlatamaz mümkün değil. Korkunç işler yapılıyor ve genel olarak dünya sessiz. Soykırımlara karşı güya çok duyarlıyızdır tüm dünya insanları ama şu anda önümüzde canlı bir soykırım yaşanırken büyük bir sessizlik var aslında. Çok daha büyük seslerin çıkması ve İsrail’in durdurulması mümkün aslında. Fatma Bostan Ünsal ve arkadaşları Vicdan Mahkemesi topladılar İstanbul’da çok önemli bir mahkeme ve rapor. Çok daha fazlasını meydanlarda yapmamız gerekiyor. Kendileri ile bu konuyu konuşacağız. Neler yapabiliriz? Diye konuşacağız.

İlk olarak değerli hocamız Koç Üniversitesi Uluslararası Hukuk hocamız Kerem Gülay ile görüşeceğiz. Tüm insanlık olarak korkunç soykırım görüntüsü karşısında dehşete kapıldık. Bebeklerin üstüne bombalar atıldı, insanlar canlı canlı yakıldı ve dünya bunu seyrediyoruz. Uluslararası mahkemelere başvurular var. Bunlar çok olağanüstü görüntüler değildi çünkü İsrail’in Refah’a girişi aslında adım adım geliyordu, soykırım daha da büyüyecek, önlem alın diyorduk İsrail bunu yaptı. Çok olağan dışı bir olay değildi. Herkes ayağa kalktı ama İsrail’in bunu yapacağı belliydi. Uzun yıllardır Bosna’daki katliamları takip eden, tüm son hukuki süreci takip eden birisi olarak ne düşünüyorsunuz?

Kerem Gülay: Ben ne Ortadoğu uzmanıyım ne Filistin uzmanıyım. Benim ihtisasım uluslararası hukuk ile sınırlı. Uluslararası ceza hukuku alanında çalışıyorum, bu vesile ile uluslararası ceza hukukunun konusu toplu katliamlar olduğu için karşılaştırmalı olarak benzer durumlara ilişkin akademik çalışmalarım, kaynak araştırmalarım ve yazdıklarım var. hem akademik hem profesyonel olarak çünkü daha evvel Eski Yugoslavya Savaş Suçları mahkemesinde önce staj yaptım sonra çalıştım. Uluslararası ceza hukuku konusu olan önemli davaların tanık ifadelerini balistik raporlarını delil unsurlarını inceledim. Başından beri Gazze’de yaşananlar ilk birkaç gün sadece binalara yönelik bazı tepkileri olmuştu İsrail’in öncesinde uyarmıştı boşaltılması yönünde sonrasında sivillerin topluca yaşadığı alanlara, kamplara 2 bin kiloluk bombalar fırlatarak, üniversiteleri yok ederek, hastanelere saldırıları görüyoruz. 35 bine yakın insan öldü. Cumartesi akşamı olanlara kadar serin kanlı kalabilmiştim. Cumartesi zor bir akşamdı çünkü görüntüler ile karşılaştık. Korkunç, ikinci kez izlemek zorunda kaldım. Üçüncüyü izleyebileceğimi düşünmüyorum. İnsanların zaten her şeyi yok edilmiş, çadır kentin üstüne amaç Hamas liderlerini yok etmektense nokta operasyonu ile yapılabilecekken küçük çocukların üzerine saldırı yapmasının kelimeler ile ifadesi çok güç. En son derin bir üzüntüyü asabımı bozup gözyaşlarına boğulmama yol açan hadiseyi eski Yugoslavya savaş suçları mahkemesinde çalışırken tanık ifadesinin özetini çıkartıyordum orada, bir öğretmenin Temmuz aynının sıcağında güneş altında toplama kampında aç susuz tutulurken 2-3 günde küflü ekmeği verilirken, öğretmene Sırp askeri: “Beğendin mi?” diyerek dalga geçiyor. Öğretmen de; “Buyurun” diyor. Onun içindeki insanlık öyle. Kafasına dipçikle vurarak öldürüyorlardı. Bunu çıkarttığımda izin almak zorunda kalmıştım. Cumartesi akşamı bir çocuğun cansız bedenini çıkartırken yanan çadırlardan onu gördüğümden beri aynı şeyleri hissediyorum. Bunu yapabileceklerini ön görebiliyorsunuz. Bunu yapmanın akıl ile mantık ile hiçbir açıklanabilirliği yok. Bir iddiaya göre Hamas’ın tamamen imha edilen birden fazla tugayını tekrar oluşturduğu özellikle orada ölen insanların yakınlarından taburlar oluşturduğu haberini okudum. Bu doğru olabilir bu kadar büyük şiddet eylemine karşı böyle bir reaksiyon yaratacağı ön görülebilir bir şey. İsrail’in kendi menfaati açısından akıl ve mantık dışı. Geçtiğimiz hafta Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcısı’nın tutuklama talebi ve Cuma günü Refah’a ilişkin bu kararın Refah’a operasyonunu açıkça yasakladığı önünde en aktivist tavırlardan birisi. Tüm bunlara rağmen hiçbir şey olmamış gibi yapılması 40 küsur insanın yakılarak öldürülmesinin hukuken hiçbir açıklaması yok. Buna hata diyemezsiniz, orada “2 askeri hedef vardı. 40 kişinin ölüm meşrulaştırır.” Diyemezsiniz sivillere uluslararası savaş hukukunda doğrudan saldırı yapamazsınız. Askeri hedefe yapılan saldırının tali olarak sivillere etkisi olabilir. Ölçülülüğe bakılır. İki askeri hedef için 40 insanın yok edilmesinin ölçülülük ilkesi uyarınca hedef almadık deseler bile sivillere bombanın etkisi deseler bile olmayacak hukuki meşrulaştırma girişi bu ama bunda bile kabul edilebilir tarafı yok ve çok acıklı fakat bunun hukuken olacak sonuçlarını hukuki müneccimlik yapmaya çalışarak; zaten başından beri bu konuya ilişkin haklı çıktığım için mutlu değilim ama böyle olursa böyle olacaktır diye mekaniğinin işlediğini anlatmaya çalışıyorum. Bir defa Filistin’in tanınması yönünde girişim var; İrlanda, Norveç ve İspanya tarafında. Bunlar tamamlandı, bir kısmı bugün açıklama yaptı. Bu tanınma meselesini artıracaktır. Avrupa devletlerinin etki doğurur diye düşünüyorum. Bir devletin ülkenin tanınması için bu kadar insanın ölmesi mi gerekiyordu? İnsanların kendi kaderini tayin hakkını ifa edebilmeleri için bu kadar ölüm şart mıydı? Bu büyük ihtimalle katliam Uluslararası Adalet Divanı’nın yapamazsın dediği katliam hukuki gerekçeleri var ve soykırım hukuki ayrı alanlar. Soykırım demediğim için eleştirildim ama mahkemenin nasıl karar vereceğine mükellefim. Soykırım eşiği aşıldı gibi duruyor. Mahkeme; bu zamana kadar hala soykırım demeyebilir diyordum ama bunun üzerine ifadeler üzerine bunlar, bunları değerlendirdiğinizde askeri bir gerekçe veya toprak fethetmek gibi ilkel ama askeri veya anlaşılabilecek şekilde tamamiyle yok etme üzerine bu oyun oynanıyor. Türkiye dışında diplomatik çevreden aldığım duyumda; Avrupa devletlerinin bazıları İsrail’e tepki koymayanlar bir teoriye göre terör örgütlerinin kendini yineleyememesi için orta seviyedeki yöneticilerin yok edilmesi gerekiyor. Önderliği ortadan kaldırmak ile olmuyormuş! Bir rivayete göre bunun İsrail’in bu yönde politika güttüğü o yüzden bu kadar ayrım gözetmeden bu işi yaptığı zaten Avrupa’da böyle düşünülüyormuş. O yüzden bunlar yok olana kadar müsamahalı davranalım diye Hamas’tan kurtulmaları yönünde meşru görüşün açıklanabilir tarafı kalmadı. Uluslararası Adalet Divanı’nın yapma dediği şeyi yaparsan sonuçları olur. Uluslararası hukuk mu var diyen çevreler var ama uluslararası mahkemeler; cesur hukukçular, kendileri de tehdit altındalar. Guardian Gazetesi’nde önceki Uluslararası Ceza Savcısı İsrail İstihbaratı tarafından alenen tehdit edildiğine ilişkin haber yayınlandı. Kerim Han İngiltere vatandaşı ama yapmadıkları kalmadı. ABD’li senatörler Kerim Han’ı yaptırım ile tehdit ediyorlar. Mahkeme hem savcılık suç olduğunu belirtmesine rağmen uluslararası ceza mahkemesinde oluşturan devletlerin genel kurulu da kınayan bir açıklama yayınladı. Buna rağmen savcıyı tehdit ediyorlar. Hukuk ile adalet ile bağdaşır tarafı kalmadı. Hitler 6 milyon Yahudiyi, 500 bin civarında çingeneyi katlederken bir şey olmaz diyordu intihar etti kaçtı ama Nazi Nürnberg’de yargılandı. Japonlar için 2. Dünya savaşındaki Çin’de yaptıkları katliamlarda. Bosnalı Sırpların liderinin yakalanıp hesap vereceği. Bunlar 20 küsur sene kaçtılar. Hollandalı komutanın Srebrenitsa’da resimleri vardı. Kudretlilerdi şimdi hepsi yargı önünde hesap veriyorlar. Adalet bugünden yarına olmuyor ama 20 sene sonra hesap veriyorsunuz. Bu işlerden hukuken mesul olanların. Başta Netanyahu, bu insanları önümüzdeki 20 sene içerisinde rahat geçecek 1 günleri olmayacak. Hiçbir yere gidemeyecekler. Kapı dışarı çıkamayacaklar. Gün gelecek kendi toplumlarında da utanç içinde yaşacaklar ama asla uluslararası adalet peşini bırakmayacak. Savcı o süreci eğer başlatıyorsa ki tutuklama talebi istedi, suçlamalar genişletilebilir. Hem Hamas hem İsrail’li liderlere tutuklama talebinde bulunuyorsa delil ve araştırma vardır. Uzun süren süreçler. Mahkemenin görevi insanları bugünden yarına kurtarmak değil o devletlerin görevi. Baskı uygulamak, yaptırım uygulamak başka ülkelerin görevi insanlara sahip çıkmak. Mahkemenin görevi adalet ve bunu yerine getirecektir. Suçlamalara baktığımızda referans verilen maddelere baktığımızda kapsamlı bir çalışmanın ürünü.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Refah’a yönelik saldırının olmaması gerektiği yönündeki karar ve öncesinde Netanyahu’ya yönelik tutuklama istemini yorumlasanız. Ne anlama geliyor? Hukuken çok önemli girişimler, dünya gündemine bomba gibi düştü istemler.

Kerem Gülay: Uluslararası Adalet Divanı’nın 3. Geçici tedbir kararında; iki karar daha verilmişti. İlkinde konuştuk. İkincisi birincinin tekrarı niteliğindeydi. Mahkeme ilk defa bu kadar direkt, Alman yargıç bilgi istedi İsrail’den. Güney Afrika’nın istemleri üzerine 70 sayfalık dosyaya 7 sayfalık cevap veriyor. Küçümseyici tavırlar. Pozisyon veya savunulan değerlerin yanlışlığı bakımından değil profesyonel olarak mesleki nezaket bakımından utanç verici. Mahkeme belli bir bölgeye operasyon yapılmaması yönünde karar verdi. Bu kararın bu anlama mı geldiği yoksa kullanılan kelime nedeniyle başka bir anlama geldiği tartışıldı. Uluslararası Adalet Divanı bir mahkeme, yargıçlar da bazı şeyleri dikkatli yapmak durumunda. Gerçekçi olarak baktığımızda olumlu bir karardı, Refah’a operasyon yapılmamasını içeriydi. Delillerin korunmasına ilişkin hükümler vardı. 3 numaralı geçici tedbir kararına aykırı hareket etti. Bu konuyu tartışan uluslararası hukukçu görmedim. Tartışan insanların hiçbiri; İsrail aykırı hareket etti demiyor. Netanyahu bile çadırlardan gelen görüntülere ilişkin; korkunç dedi! Sormak lazım; eğer ordunuz en ahlaklı ordu ise ve bu emirle yapıldıysa bu kimin mesuliyeti? Eğer ordunuz en becerikli orduysa kaza ile olduysa ya beceriksiz ya da ahlaken zayıf. İki söyleminden biri tutmuyor. Ya kasten yapıldı ya da ihmal ve kaza ile yapıldı. Bunları sormak lazım. Uluslararası Adalet Divanı’nın açık kararı üzerine diplomasi soruları sormak demek. Maalesef yeterince göremiyoruz. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde; savcılık 5 kişi ile ilgili 3’ü Hamas, diğer 2’si İsrailli bunlar ile ilgili tutuklama talebinde bulundu mahkemeden. Duruşma 1. Ön dava dairesinde görülecek. Yargıçlardan bir tanesi yeni atandı. AİHM’den geçmedir yanlış hatırlamıyorsam. Mahkemenin vermiş olduğu kararlar ortadadır, kesinlikle tutuklama talebine olumlu cevap vereceğini düşünüyorum. Mahkeme, savcılık tehdit ediliyor, belki yargıçlar da tehdit ediliyordur. Suçlamalar; kuşatarak aç bırakma. Savaş suçu olarak tanımlanıyor. Zulümden, toplu katliamdan suçlanıyor. Direkt saldırıdan suçlanıyor. Kasten adam öldürme var. Yaralama var. En önemlisi insanlığa karşı suçların Roma statüsü 7. Maddesinde yer alır; diğer insanlık dışı eylemler olarak çevrilebilir. Bu genel bir hüküm. Açıkça tanımlanmış bir suç kategorisine girmediğinde mahkemenin zalim eylemi insanlığa karşı suç olarak değerlendirmesine yarıyor. Mahkeme genişletici yorum yapmıyor ceza hukuku meselesi olduğu için sanığın lehine yorumlanıyor. Eğer kuşatarak aç bırakmayı savaş suçu olarak geçiremezlerse insanlığa karşı suçtan geçirecekler bu madde vasıtasıyla. Elektriğin kesilmesi, hastanelere zarar verilmesi, suyun kesilmesi bence bu madde torba hüküm üzerinden yorumlanarak dahil edilecektir. Savcı su hakkına dayanarak ciddi susuzluk var. Susuzluğa ilişkin durumu da su hakkına dayanarak suyun kesilmesinden kaynakları vurgulayacak. Aç bırakma kuşatma açık. Birden fazla hüküm bekliyorum. Hamas liderlerine de yapılan benzer şeyler var; vurgunun rehine alınmasında görüyoruz. Özellikle diğer insanlık dışı eylemler hem İsrail hem Hamaslılar için kullanılmış ama Hamaslılar için kullanılırken esir ile sınırlandırılmış. Esir alma sivillere doğrudan saldırma, bunu İsrail kamuoyunda yokmuş gibi davranıyorlar ama tecavüz ve sair cinsel şiddet eylemleri, istismar eylemleri de dahil ediliyor. Bazı yabancı basında; “Savcılık İsrailliler ile ilgili Başbakan ile bunu yapıyor ama Hamas’ın tecavüzlerini görmezden geliyor.” Diye suçluyorlar. Tecavüz eyleminin dahil olduğu görülüyor. Kapsamlı bir çalışma yapmış. Bu civarlarda olacağını bekliyorduk. Savcı yapması gerekeni yaptı. Mahkemenin tutuklama kararına olumlu yapacağını düşünüyorum. Eylemler insanlar eklenebilir. Soykırım gelebilir. Başlangıç ve geri dönüşünün olmadığını görmesi gerekiyor. İsrail’in yapabileceği savunma; İsrail eğer Netanyahu’yu kendisi samimi yargılarsa, aklamak için değil ciddi bir şekilde yargılarsa kendisi tamamlayıcılık ilkesi savunması öne sürebilir. Diyebilir ki: “Ben yargılıyorum, samimi olduğunu inceleyin. Ulusal yargılama yapılıyor uluslararası yargılamaya düşmez.” Diyebilir. Sonradan cayılırsa mahkeme yine yargılar. UCM’de nasıl yargılarsa ancak İsrail ulusal utançtan kaçabilir. Tek savunmaları bu.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: İspanya, İrlanda, Norveç’in Filistin’i tanıma kararları geliyor, sert ve net açıklamaları oldu. Hukuken neleri etkiler?

Kerem Gülay: Mahkeme süreçlerini etkilemez. Tanıma; bir hukuki işlem değildir siyasi işlemdir ama hukuki sonuçları vardır. Tanıdıktan sonra Filistin’i ve Filistinlileri yokmuş gibi devlet değilmiş gibi davranamazsınız. Uluslararası platformlarda Filistin’in devlet olarak statüsüne ilişkin ona göre tavır alacaklardır. Dava süreçlerini etkilemez. İrlanda’nın Uluslararası Adalet Divanı’nda katılma yönünde beyanı vardı. Soykırım sözleşmesini eskisi gibi yorumlayamayız gibi temel savları vardı. Filistinlilerin de işine yarayacak, mağduriyeti net şekilde koyacak sav. İrlanda’nın onurlu tavır sergilediğini görüyoruz. Siyasi olarak hiçbir zorbalığa da boyun eğmediler. AB için de İrlanda ve İspanya AB üyesi. 2 önemli AB üyesi ülkenin Filistin’i tanıması AB’nin de bir vaade de politikasının değişimine yol açacaktır. AB’nin dış politikası ve güvenlik politikası olmak zorundadır.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Almanya’nın tavrı sıkıntılı.


@fatmabostanunsa
: ” Madem uluslararası kurumlar görevlerini yapmıyor, biz de görevlerini yapınlar diye bir araya geldik

@_ozgurfilistin ! 15 başlık altında Vicdan Mahkemesi kurduk. Uluslararası Adalet Divanı’na Türkiye hep müdahil olacağını belirtiyor ama net bir şekilde şeffaf bir politika izlemiyor.”

@fatmabostanunsa : ” Refah sınırlarını da İsrail kontrol altına aldığı için yardım kritik durumda. İnsanlar ölüm ile burun buruna hem su hem gıda krizi nedeniyle. Kitlesel gösterilere devam edeceğiz. Halkın gösterileri anlamlı olacak. #RafahOnFire

İki konuğumuz da Filistin’i anlattı. Korkunç bir tablo var. Şu anda bile bekeler ölüyor! Bebeklerin öldüğü bir dünyada sessiz kalmanın sebebi olamaz! Sessiz kalmayalım! Haftaya salı günü yeni bir ÖFG TV programında görüşmek dileğiyle hoşça kalın! #RafahOnFıre

Yorumlar