23 Temmuz 2024

ÖFG TV’den herkese merhaba her hafta Salı günü haftanın önemli konuları ve konukları ile sizlere sunduğumuz programımıza bugün de başlıyoruz.

Değerli izleyenler bu hafta Meclis’te önemli gündemler var. İlk olarak vergi yasası ve ardından da 9. Yargı Paketi Genel Kurul görüşmeleri olmasını bekliyoruz. Komisyonda yoğun bir şekilde tartışıldı sabahlara kadar, biz de komisyon görüşmelerine katıldık ve itirazlarımızı dile getirdik. 9. Yargı paketi çok büyük bir beklenti arz ediyordu, milyonlarca kişi büyük bir beklenti içindeydi yüz binlerce mahpus ve yakınları, adalet, yargı uygulamalarından rahatsız olan çok kişi tarafından beklenen hususlar vardı ve beklenen olmadı maalesef.

Adalet Komisyonu görüşmelerine katılan değerli milletvekilimiz hocamız Sn. Prof. Dr. Serap Yazıcı Özbudun hocamızı konuk ediyoruz. Sabahlara kadar komisyon görüşmelerindeydiniz, Türkiye’de çok büyük bir beklenti vardı ve şu anda komisyonda kabul edildi yasa teklifi ve ardından genel kurulda bu hafta görüşülmesi bekleniyor. Yüz binlerce insanın beklentisi daha bitmedi, değişim olabilir, adalet ışığı doğabilir diye beklenti var o yüzden gündem ediyoruz herkes hala büyük bir beklenti içinde, 9. Yargı paketini değerlendirir misiniz?

Serap Yazıcı Özbudun: Öncelikle bu getirilen kanun teklifine verilen isimden başlamak istiyorum. 9. Yargı paketi! Bu isim ister istemez kamuoyunda olumlu bir beklentiye yol açıyor çünkü paket denildiği zaman Türkiye kamuoyu yürürlükteki hukuku iyileştirecek birtakım düzenlemelerin mevcut olduğu izlenimine ulaşıyor. Bunun mazisi var, Adalet ve Kalkınma Partisİ’nin ilk iktidar yıllarında Türkiye’nin AB’ye uyum sürecini yaşarken kabul ettiği birtakım anayasa değişiklikleri ve onları mevzuata aktaran yasal değişiklikler vardı ve o yasal değişikliklere demokratikleşme paketleri adı verilirdi çünkü yapılan anayasa değişiklikleri hem AB’nin ilerleme raporlarında Türkiye ile not ettiği pek çok husus olurdu bunlar birçok kanunda değişiklik yapmayı gerektirirdi dolayısıyla demokratikleşme paketleri adı ile birtakım kanun teklifleri gelirdi meclisin gündemine ve aslında bunlar da torba kanundu ama o torba kanun bakımından çok olumlu bir özellik vardı. İçerdiği hükümler çeşitli kanunlara yayıldığında Türkiye’nin daha demokratik bir ülke olması için ve temel hak ve hürriyetlerinin alanının genişletilmesi için hazırlanmış maddelerdi. Hükümetin hala aynı yöntemi izlediğini bununla algı yönetimi yaptığını düşünüyorum. Yargı paketi dediğiniz zaman kamuoyu hafızalarındaki bu bilgi ile gelen torba kanunlara yönelik çok olumlu bir beklenti içine giriyor. Birçok yargısal sorunun çözüleceği, insan hakları alanını genişletecek şekilde demokratik değerleri güçlendirecek şekilde çözüleceğini zannediyor fakat böyle değil. Uzun zamandır beri önümüze gelen torba kanunlar birbiri ile konu yönünden ilgisi olmayan, ortak bir amacı bulunmayan, ilgili ilgisiz pek çok hükmün aynı metin içinde sıkıştırıldığı düzenlemelerden ibaret. Torba kanun aslında hukuk devletinin belirlilik ve öngörülebilirlik ilkesini ihlal eden bir anlayışı sergiliyor çünkü hukuk devletinde amaç; vatandaşlar yürürlüğe giren hukuk kurallarını okuduklarında anlayabilsinler ve böylece o kurallara bağlı olarak geleceklerini planlayabilsinler ve planlarından bekledikleri sonuçlar ortaya çıkabilsin. Kamu makamları da hukuk kurallarını okudukları zaman anlayabilsinler böylece yetkilerini hukuka uygun kullanabilsinler. Biz buna hukukta hukuk kurallarının öngörülebilir ilkesi diyoruz. Ortalama bir yurttaşın bir hukuk normunu okuduğu zaman anlamasını sağlayacak şekilde kuralların kaleme alınmasını ifade ediyor fakat bu torba kanunlarda maalesef belirlilik ilkesi gerçekleşemiyor. Ben bir hukuk profesörü olarak; bir Word dosyası açıyorum eklenen ve çıkartılanları hükmün içine yerleştiriyorum böylece hükmün şu anki hali nedir? Yürürlüğe girdikten sonra ne olacaktır onu görmeye çalışıyorum. Bu epey zahmetli bir işlem. Bunlar yürürlüğe girdiklerinde bir hukuk metninin mazisini ve bugünün karşılaştırmak isteseniz bunu yapamazsınız çünkü en son düzenleme biçimi yer alıyor. Yargı kuruluşları kendilerine intikal eden uyuşmazlığı çözecekleri zaman önce o uyuşmazlığın vuku bulduğu tarihteki hukuk kuralını tespit edip onu uyuşmazlığa uygulamaları gerekir. Avukatların dava dilekçelerini hazırlarken hangi kurala referans verecekleri mümkün değil. Bu torba kanunlar ile bir hukuk karmaşası doğmaktadır ve bu karmaşanın içinden hukukçuların dahi çıkması kolay değildir. Bunu biz komisyonda tüm üyeler olarak eleştirdik ama her zaman olduğu gibi eleştirilerimize cevap alamadık. Görüşmeler ile ilgili kamuoyunun bilmesi gereken önemli bir husus var. Adalet Komisyonu’ndaki görüşmelerimiz 11 Temmuz’da 10.00’da başladı kesintisiz olarak 12 Temmuz’da sabah saat 06.27’ye kadar sürdü. Bu süre içinde 45 dakikalık akşam yemeği molası verildi. 36-37 maddeden oluşan bir metnin, hararetli tartışmalara yol açtığı ortamda kesintisiz 20.5 saat çalışmanın gerekçesini ben göremiyorum. Tek bir varsayım var; herhalde bu yöntem ile muhalefet partileri bezdirilmek ve pes ettirilmek isteniyor. Böylece kurallar kolayca yürürlüğe girsin isteniyor ama biz pes etmedik. Sabaha kadar orada bulunup eleştirilerimizi ifade ettik. Bu da benim paket ile ilgili söyleyeceğim sözler.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: 4/4’ler adım bekliyordu, büyük beklenti vardı. Bu konuda adım atılmadı. TMK’nın değişmesi ve önüne gelenin “terörist” ilan edilmemesi ile ilgili beklentiler vardı, genel af, indirim beklentileri vardı. Çeşitli aflar beklentisi vardı. Mağdur olmuş insanların büyük beklentileri vardı. KHK mağduru insanların beklentisi vardı. Takipsizlik beraat alsa bile işe iade edilmiyor, KHK’lar yasalaşmış çözüm gelmesi lazım çıkmaz sokakta debelenme hali var. Aleviler, inanç özgürlüğü konusunda son derece sıkıntılı onların beklentileri vardı. Kürtlerin beklentileri vardı, Kürt meselesi içinden çıkılmaz bir halde yüz binlerce insan en ufak bir hak talebinde hemen zindanlara atılıyor, cezaevlerinin tümünden beklentiler vardı. 350 bin mahpusun adil olmayan yargılamalar ile beklentileri vardı. Yıllardır cezaevinde tutulan bitmeyen mahkemeler, yanlış kararlar, ağırlaştırılmış müebbet kararları var ama bakıyorsunuz beraat etmesi gereken insanlar vb. çok ağır. Uyuşturucu meselesi ağır cezalar ile bitirilmeye çalışılıyor. Binlerce genç cezaevlerinde uyuşturucu trafikleri bitmiyor. Bakanlar bile bu işe karışabiliyor ve büyük bir adli ve siyasi mahpusların yakınlarında beklenti vardı ve buna rağmen tüm bu konuda olumlu adımların izlediğimiz Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına rağmen, iptal kararlarına karşı bir atak içinde olan yeni yasa getirme telaşı içinde olan bir Adalet Komisyonu var. Bir de bu teklifi verenlerin vekil olmadığını görüyoruz. Adalet Bakanlığı ve Saray arasında aylardır bu yasa teklifi hazırlandı. Beklentiler ve yapılanlar makasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Serap Yazıcı Özbudun: Başlangıçta bu 9. Yargı paketi ismine ilişkin yaptığı açıklamalar sorunuza cevap teşkil ediyor. Kamuoyu ismi paket olan veya reform olan birtakım teklifler üzerine haklı bir beklenti içine giriyor ve mevcut sorunların çözümüne yönelik birtakım düzenlemelerin yürürlüğe girebileceği düşüncesine sürükleniyor. Ben 1980-1984 yılları arasında hukuk fakültesinde öğrenciydim. Öğrencilik yıllarımda o zamanki Yargıtay, Anayasa Mahkemesi, Danıştay kararlarını okuduğumda, “Allah Allah ben bir öğrenciyim bu kararlardaki yanlışlıkları ben görebiliyorum ama nasıl oluyor? Koskoca hakimler böyle kararlara imza atabiliyorlar.” Diye yadırgıyordum. Bugünden geriye baktığınız zaman biz o tarihlerde Türkiye’nin bir hukuk devleti olmadığını, demokratik bir ülke olamadığımızı söyleyip eleştirilerde bulunurken haksızlık ediyormuşuz. O günün koşulları şu ana kıyasla iyiymiş hatta demokratikmiş. Türkiye o zamanlar için hukuk devletiymiş. Türkiye’nin zigzaglar çizmesi, Türkiye 2000’li yıllarda olumlu adımlar attı ama ondan sonra son 10 yıldır geriye gitmekte olduğumuz süreci yaşıyoruz. Bu pakette nelerin olmadığını söyleyecek olursak bu program bitmez. Sanki yaşadığımız tüm hukuki sorunlar mevzuat hükümlerinden kaynaklanıyor gibi izlenim içinde. Önemli sorumluluklardan biri; her ceza yargılamasında otomatik olarak tutukluluğa hükmedilmesi. Halbuki hukuk devletinde tutukluluk hali istisnadır çünkü bir hukuk devletinde ceza yargılaması alanında uygulanacak kural; sanığın masum olduğuna inanılır dolayısıyla suçu işlediği apaçık bir biçimde ispat edilinceye, hakkında hüküm verilinceye kadar sanık masumdur, böyle olduğu için de tutuklanmaz tutuksuz olarak yargılanır. Bunun istisnalarının neler olduğu hem anayasada hem ceza kanunlarında usul kanunlarında zikredilmiştir. Sanığın kaçma, delilleri karartma riski varsa tutukluluğuna hükmedilir. Türkiye’de bu kuralın uygulanmadığını biliyoruz. Otomatik olarak tutukluluğa hükmedilmesi karşısında tutuklu ailelerin beklentisi; mevzuat değişirse tutukluluk hali sona erebilir. Bunun için mevzuat değiştirmeye gerek yok. Anayasa düzenimizde mevzuat hükümleri de tutukluluğa istisna hükmediliyor ama maalesef hukuk kültürü öylesine geriye gitti ki Türkiye’de bu tip uygulamalar var bahsettiğiniz sorunlar buradan kaynaklanıyor. Cezaevlerindeki yaşanan sorunları hepimiz biliyoruz. Kadın mahkumlar mağdur edilen küçük çocuklar. Bir kişinin yargılanması on yıllarca sürebilir ve o süre içinde tutuklu olabilir, sonra hakkında beraat kararı verilebilir ve bir insan hayatında on yıllar çok büyük öneme sahip. On yıllarını içeride geçirmiş bir kişi için sonradan verilen beraat kararı onun kaybettiği yılları geri getiremez. Hukuk ve tıp birbirine çok benzer. Bir tıp hekimi hastasının tedavisini yaparken nasıl çok titizlenmesi gerekirse çünkü yanlış tedavi hastayı öldürebilir, aynı şekilde hukuk insanınında hukuki sorunları çözerken titiz davranması gerekir çünkü bir hukukçunun vereceği yanlış karar bir insanın hayatını mahvedebilir ve o yıllar geri gelemez. Türkiye’de bu şekilde on yılları tükenmiş çok insan var. Adaletsizlik düşüncesinin kamuoyuna yerleşmesi vatandaşların devlete ve hukuka güven duymalarını ortadan kaldırıyor. Devlete ve hukuka güven duymayan bir toplumdan siz hukuk kurallarına uymasını bekleyemezsiniz. Türkiye’de hukukun üstünlüğünün hakim kılınması için mücadele vermemiz gerekir.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok yaralıyız, bu ülkede çok önemli davalar, adaletsiz bir şekilde sonuçlandı. Hrant Dink Davası ve diğer birçok dava, Ayşe Ateş hukuk mücadelesi veriyor. Bazı şeyler apaçık ortada ama nasıl karartılmaya çalışıldığını görüyoruz. İktidara yakın birtakım güçler itham altındaysa nasıl da yargının birtakım karartmalar yaptığını görüyoruz. Dün Bakırköy Kadın Cezaevi’ndeydim. 10 mahpus ile görüştüm. Bir tanesi çok dikkatimi çekti. 21 yaşında bir kadın öğrenci Cerrahpaşa FTR’de okuyor. Arkadaşları ile evde kalıyor. Yurt koşullarını beğenmemişler ama bir anda sabah 05.30’da 30 polis evlerine baskın yapıp kapıları kırılıp içeri giriliyor, üstlerini zor toparlamışlar ve “Siz yeniden yapılanıyorsunuz.” Deyip gözaltına götürmüşler. İğrenç koşullarda gözaltı süreci yaşıyorlar ve ardından mahkemeye çıkıyor. Avukat: “Dosyan bomboş.” Diyor, itham edilen tek bir delil yok. 3 ev arkadaşının 2’si serbest bırakılıyor nedense kendisi tutuklanıyor. 4-5 aydır cezaevinde. 2. Sınıftaki derslerinden kalmış. Avukatın yalvarmasına rağmen hakimin tutuklamasından dolayı. Fareler ile böcekler ile dolu cezaevi. Sürekli ağlayan genç öğrenci. Yargı bunun için mi var? Öğrencinin eğitim hakkı gasp edilerek tutuksuz yargılanabilecek durumda bu kadar bu kadını ağlatarak aile boyu perişan etmek için mi var yargı kurumları? Diye sordum.

Serap Yazıcı Özbudun: Bir hukuk devletinde; sanık kural olarak masumdur. Suçu ispat edilinceye kadar masumiyet karinesinden yararlanılır. Anayasa Mahkemesi bu kavramın önemini dikkate alınarak 38. Maddede ayrıca ve açıkça ceza yargılamasında uyulması gereken kuralları düzenlemiş ve orada da sanığın masumiyeti karinesine yer vermiştir ama Türkiye’de anayasal teminatlar dikkate alınmamaktadır. Biz anayasamızı uyguladığımız sürece birçok sorunu çözeceğimizi garanti etmek isterim.eleştirdiğimiz düzenlemeleri var. 2017’de yapılan anayasa değişikliği ile ortaya çıkan hükümet sistemindeki düzenlemeleri ben de eleştiriyorum anayasamızın yargıya ilişkin hükümleri uygulandığı zaman birçok sorun otomatik olarak ortadan kalkacak. Dolayısıyla hep ben şu soruyu soruyorum Peki anayasanın ikinci maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesini insan haklarına saygılı devlet kavramını, demokratik devlet kavramını, laik devlet kavramını değiştirmek yasak. Bunları ihlal etmek serbest mi? Böyle bir anlayış olabilir mi? Elbette olamaz. öncelikle hukuku harfiyen uygulama sorunu. Bunu uygulasak, hukuk kurallarını uygulasak inanın birçok sorunumuz çözülür. Biz de yorulmayız böylece.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Hocam şimdi 9. yargı paketine dönelim yine. Çok ciddi bazı Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği hususlarla ilgili yeni teklifler var. Özellikle bu kayyım meselesi işte bir şüphe ile irtibat iltisakı olduğu düşünülen kişilerin malına, mülküne çökme dediğimiz amiyane tabirle bir madde getiriliyor. Anayasa Mahkemesi de bunu iptal etmişti ama tekrar getiriyorlar. Çok üzücü bir durum hocam. Siz anayasa hukuku hocasısınız. Yani isyan ediyoruz. Siz ne diyeceksiniz? Siz de komisyonda kendinizi paraladınız ama bu madde yani bir koca Anayasa Mahkemesi değerlendirmiş. Tekrar önümüze getiriyor. Büyük bir skandal hocam. Ne diyorsunuz? Buyurun hocam söz sizde.

Serap Yazıcı Özbudun:Öncelikle bizi izleyenlere bir açıklamada bulunmak istiyorum. Ben komisyon üyesi olarak bir muhalefet şerhi yazdım. Bütün komisyon üyelerinin yazması gerekiyor muhalefet şerhine. O muhalefet şerhimi de kamuoyu bilgilensin diye yeni arayışta yayınladım. Dolayısıyla izleyicilerimiz arzu ederlerse oradan da okuyarak detaylar hakkında bilgi edinebilirler. Şimdi gelelim sorunuza. Bu 9. Yargı Paketi olarak isimlendirilen paketin evet 36. maddesinde böyle bir düzenleme var. Aslında bu düzenleme 8. Yargı Paketi’nde de vardı. Biz orada komisyonda da çok çırpındık. Genel kurulda da çırpındık. Her nasılsa nasıl olduysa bir mucize eseri. O paket bakımından tek bir hükümle muvaffak olduk. Genel kurulda siz de hatırlarsınız. Bu hüküm paketten çekildi. Böylece yüreğimize bir an için su serpildi ama ben o hükümle ilgili kürsüde yaptığım konuşmada şunu söylemiştim. Siz bunu şu anda bu paketten geri çektiniz. Çok seviniyoruz ama ben eminim bu başka bir paketin içine başka biçimde gizlenerek, ambalajlanarak tekrar önümüze gelecek. Umarım öyle olmaz demiştim. Böyle oldu. Şimdi 9. yargı paketinde bu yer alıyor. Bu hüküm bakımından öncelikle şunu söyleyeyim. Bir anayasa hukuk profesörü olarak zekamdan bir şüphem yok. Ama inanın bu maddenin ne demek istediğini anlayabilmek için defalarca okudum. Yurttaşlarımızın da okumasını öneriyorum. Paketin 36. maddesi. Bir kere öncelikle bunu anlamak kolay değil. Onu söyleyeyim. İkincisi mealen izah edecek olursak bu madde ne diyor? Diyor ki bir takım normlara referans veriyor. Türk Ceza Kanunu’nun çeşitli kanunların hükümlerine referans veriyor. Bu maddeleri ihlal ettiği yönünde kuvvetli şüphe olan şirketlere kayyum atanır diyor. Şimdi bakınız gene dönelim hukuk devletine. Bir hukuk devletinde olması gereken kurallardan biri şudur. Yargılamasız ceza olmaz. Düşünün ki bir ağır cezayı gerektiren fiil binlerce kişinin önünde işlenmiş olsa bir failin o fiili işlediğinden hiç kimsenin şüphesi olmasa dahi bir hukuk devletinde faile ceza vermeniz için önce onu yargılamanız gerekir. Üstelik o yargılamayı adil yargılanma hakkını kurallarına göre yapmanız gerekir. Ona savunma hakkı tanımanız gerekir. Tüm delilleri çok objektif bir biçimde değerlendirip maddi hakikat hakkında hiçbir şüphenizin kalmaması gerekir. Böylece cezaya hükmedebilirsiniz. Halbuki bu hükümle getirilen nedir? Bu hükümle kuvvetli bir şüpheye istinaden verilecek ceza tanzim edilmiş. O ceza ne? Kayyum atanması. Kayyuma verilen yetkiler ne? Işte o şirketin mal varlığına el koymak o mal varlığını tasfiye etmek. Şimdi anayasa hukuku dersine çevirmek istemiyorum bu açıklamalarımı ama anayasalcılık hareketlerinin ortaya koyduğu en ilk temel hak ve hürriyetlerden biri mülkiyet hakkıdır. Mülkiyet hakkı çok kutsal bir haktır. Niçin kutsal bir haktır? Çünkü aslında mülkiyet hakkı çok kutsal bir haktır. Niçin kutsal bir haktır? Çünkü aslında mülkiyet hakkının temelinde alın teri vardır, emek vardır. Ya sizin alın teriniz vardır ya annenizin, babanızın atalarınızın, dedelerinizin alın teri vardır. Miras yoluyla size intikal etmiştir. Böyle olduğu için ilk yazılı anayasalar ortaya çıktığında korunan ve güvence altına alınan haklardan biri mülkiyet hakkıdır. Evet. Anayasamızın da 35. maddesi mülkiyet hakkını düzenliyor. Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin bir numaralı protokolünün birinci maddesi mülkiyet hakkını düzenliyor. Şimdi bu bakımdan bir hukuk kuralı tanzim ederken bütün anayasa kurallarına ve hakları düzenleyen kurallara riayet etmeniz gerekir. Halbuki bu madde apaçık bir biçimde hukuk devletini ihlal ederek şüpheye istinaden kayyum atanmasını ve kayyuma mal varlığına el koyma ve tasfiye etme yetkilerinin verilmesini düzenliyor. Yani mülkiyet hakkını ihlal ediyor. Şimdi buradan doğacak sonuçlar neler?

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Hocam bu arada yani şüpheyi kim edecekmiş?

Serap Yazıcı Özbudun:Tabii doğru çok haklı bir soru. Şüphe kimin şüphesi olacak ve o şüphe neye istinaden ortaya çıkacak? Bu şekilde hukuk kuralı yaratılamaz. Dolayısıyla ben bu kuralın tekrar geri çekilmesini ısrarla vurgulamak isterim. Buradan da şöyle bir sonuç kimse çıkarmasın. Biz vatansever insanlarız. Biz ülkemizi seviyoruz. Biz ülkemizde hukukun hakim olmasını istiyoruz. Öyle zannedildiği gibi herhangi bir terör örgütünü övmek gibi bir durum içinde değiliz. Hiç kimseye bir imtiyaz tanınsın istemiyoruz. Ama bir devlet suçla mücadele ederken terörle mücadele ederken hukuktan ayrılamaz, ayrılmamalı. Ve bu kural yürürlüğe girerse bakın ne olacak? İnsanların, kendilerinin ve atalarının, dedelerinin emek verdikleri mal varlıklarına el konulacak, onlar tasfiye edilecek. Bu kişiler çırpınacaklar. Önce Türkiye’de yargı içinde dertlerini anlatmaya çalışacaklar. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunacaklar. Oradan çözüm elde edemezlerse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidecekler. Türkiye’nin sözleşmeyi şhlal ettiği kararı çıkacak ve Türkiye tazminata mahkum edilecek. Yani ne olacak? Hem Türkiye’nin uluslararası düzeydeki prestiji sarsılacak hem de bir sürü tazminat mahkumiyeti ortaya çıkacak. Gelelim güncel bir sorunumuza. Bakın Türkiye yakın siyasi tarihinin en büyük ekonomik krizini yaşıyor. Bu krizi çözmenin yöntemlerinden biri Türkiye’ye sermaye akışının sağlanması. Ne yazık ki Türkiye’de hukuki güvenceler bu şekilde aşındırıldığı için yerli sermaye Türkiye’yi terk etti, yabancı sermaye terk etti ve Türkiye hukuk devleti olmadan bu sermaye bu topraklara gelmeyecek. Şimdi biz eğer bu krizi çözmek istiyorsak, biz işsizliği önlemek, istihdamı yaratmak istiyorsak önce Türkiye’yi hukuk devleti yapmalıyız ki bu sermaye akışı gerçekleşsin. Türkiye’ye yatırım yapılsın, istihdam olsun, yurttaşlarımız işsizlikten kurtulsun. Bakın on binlerce genç üniversiteyi bitirmiş, evlerinde annelerinden babalarından harçlık alarak yaşıyorlar. Niye? Yatırım yok, istihdam yok, işsizlik var. Dolayısıyla gerçekçi olalım. Sorunlarımızı çözmek isterken hukukun sınırları içinde hareket edelim. Elbette terörle mücadele edelim. Ama hukukun sınırları içinde mücadele edersek hem mücadelemizden sonuç alırız. Hem yeni sorun yumakları yaratılmış oluruz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Yani bu şekilde yeni yağmaların, talanların önü açılıyor. İnsanların yıllarca edindikleri mallar bir şüpheyle yani inanılmaz bir şey. Yargı olmadan ceza veriliyor. Ondan sonra yıllar süren bir sürece bırakılıyor ve en sonunda da tüm faturayı AİHM kararıyla tüm toplumu ödeyecek birilerinin. Bu da olacak mı? Hocam yine ikinci bu paketteki ikinci çok önemli diyorsunuz. Kamuoyu çok tartıştı. Siz çok konuştunuz. Kadınların kullanacağı soyadıyla ilgili bir mesele var burada. Anayasa Mahkemesi’nin iptaline rağmen yine bir karşı kontratak olduğunu görüyoruz. Benim de bununla ilgili bir yasa teklifim vardı zamanında ve bilahare Anayasa Mahkemesi’nin de bu konuda gerçekten iyi bir sonucunun  kararının olduğunu gördük ve fakat iktidar yine bu konuda böyle bir karşı atağa kalktı. Geri çekiyoruz şu bu dedi işte birtakım açıklamalar. Hocam kamuoyunu bir bilgilendirir misiniz komisyonu olarak? Son durum nedir? Kadınların soyadıyla ilgili. Buyurun hocam.

Serap Yazıcı Özbudun:Şimdi meselenin özeti şu. Kadın evli kadın isterse kendi bekarlık soyadını taşısın. İsterse bu soyadıyla birlikte eşinin soyadını taşısın. Yani kadın soyadı ile birlikte eşiniz soyadını taşısın yani kadınların talep ettiği haklar bunlar ve ararsanız Türkiye’den bir yurttaşımız Ayten Ünal Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruyor 2000’lerin başında ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de onun kendi bekarlık soyadını kullanma yönündeki arzusu özel yaşam hakkı içindedir. Ve sözleşmenin 8. maddesi bunu düzenler diyor. Ayrıca sözleşmenin 14. maddesi ayrımcılık yasağını düzenler. Dolayısıyla bir erkek evlenerek nasıl soyadını değiştirmiyorsa, kadının da soyadı değişmeden evliliğini sürdürmesine imkan tanınması gerekir. Dolayısıyla burada bir ihlal vardır. Evet. Ama bu karar maalesef Türkiye’de sonuçları dikkate alınan bir karar olmadığı için Türk Medeni Kanunu 187. maddesi konuya ilişkin bu aynı zamanda Anayasa Mahkemesi’ne bir iptal başvurusuna konu oluyor. Çünkü orada işte kadına tek başına bekarlık soyadını kullanma hakkını veren bir düzenleme yok. Anayasa Mahkemesi de bu hükmü anayasamızın eşitlik ilkesine aykırı görerek iptal ediyor. 22 Şubat 2023’te. Bu gerekçeleriyle birlikte karar 28 Nisan’da yayınlanıyor ve meclise 9 aylık süre veriliyor hukuk boşluğunu doldurması için. O süre 28 Ocak 2024’te doluyor. Yani aslında şu an bir hukuk boşluğu var. Peki bu paketin 15. maddesi ne getiriyor? On beşinci madde aslında anayasa mahkemesinin iptal ettiği hükmü bir takım sözcük oyunlarına müracaat ederek aynen getiriyor. Dolayısıyla burada anayasanın yüz elli üçüncü maddesinin ihlal edildiğini görüyoruz. Çünkü yüz elli üçüncü madde diyor ki Anayasa Mahkemesi kararları kesindir. Yasama yürütme veya organın idari makamları bağlar. O nedenle biz komisyonda karşı çıktık. Dedik ki bu düzenleme anayasa mahkemesi kararının yerine getiren bir düzenleme değil. Tam aksine iptal edilen hükmü başka bir şekilde önümüze getirdiniz dedik. Oradaki tartışmalar sırasında komisyon başkanı bunun genel kurula değişebileceğini söyledi. Ve şimdi birtakım dedikodular var meclis koridorlarında. Bu hükmün paketten çıkarıldığına dair. Umarız bu gerçekleşmiştir. Eğer gerçekleşmişse sorunun çözümü çok basit. Ben hemen bir hüküm önerebilirim. Şöyle bir sorunu çözecek; evli kadın isterse kendi bekarlık soyadını kullanır. Arzu ederse kendi bekarlık soyadının yanında eşinin soyadını kullanır. İsterse kendi bekarlık soyadı ve önceki eşinin soyadıyla birlikte şu anki evlilik soyadını kullanabilir. Dolayısıyla bu sorunu çözecek bir formül. Bu kadar tartışmaya hiç gerek yok. Eğer bir problemi çözmek istiyorsanız onun çözümü çok kolay. Ümit ederim ki Anayasa Mahkemesi’nin kararları ışığında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında önümüze doğru, yalın bir hüküm getir.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Valla yargı paketi geldiğinde bir kakalınca mı yoksa gerçek bir değişim mi olduğunu göreceğiz. İlginç de bir durum var. Yani böyle güya bir ciddi bir yargı paketi konuşuyoruz. Ciddi bir açıklama olmadan işte medya kulisleri, meclis koridorlarında dolaşan rivayetlerle birtakım değişiklikler olduğu iddiası var. Bu da aslında gayri ciddiliği gösteriyor. :ıkın resmi bir açıklama yapın. Bu da aslında genel hali gösteriyor. Birçok madde var fakat bir kısmı onların teknik maddeleri. Evet. İki husus biraz öne çıkıyordu. Üzücü olan Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına karşı iktidarın bu tür ataklarıydı. Anayasa adına, Anayasa Mahkemesi adına, Anayasa Hukuku hocalığı adına çok üzüntüyle seyrettiğinizi biliyorum bu manzarayı. Bizler de kabul etmiyoruz. Bakalım 9. Yargı Paketi’nde neler olacak? Hala insanların umudu bitmedi. Mesela bakıyorsunuz 2021 Haziran’da açık görüş süresi bir buçuk saat yasadaki ifadesi yerine yarım saate indirilmesi şeklinde tezahür ediyor. Yani bu nasıl bir haldir hocam? Gerçekten ben bunu daha size sormuyorum. Çünkü bunun cevabı yok. Yani anayasayı çiğnediniz. En sonunda zor bela biraz iyi bir yasa çıktı. Ama bunu da yönetmelikle bir kenarda köşede boğuveriyorsunuz. Gerçekten inanılmaz hadiseler. Avrupa Birliği’ne gireceğiz denilirken nerelere geldik?

Evet değerli izleyenler. Bugün de programımızı burada bitiriyoruz. Sayın hocamız Serap Yazıcı Özbudun bize çok önemli değerli bilgiler sundu. Kamuoyu da bilgilendi. Haftaya salı günü 21.00’d bakalım yargı paketi nasıl sonuçlanacak bunları konuşacağız. Şu anda maalesef tedirginlikle bunları konuştuk. Haftaya salı günü saat 21’de tekrar sizlerle birlikte olacağız. Herkese hayırlı akşamlar, hoş çakalın.

Yorumlar