6 Ağustos 2024
ÖFG TV’den herkese merhaba, her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile sizlere sunduğumuz programımıza bu akşam da başlıyoruz.
Önümüzde çok önemli konular var, önemli hak ihlallerinden dolayı ortaya çıkan oldukça önemli sıkıntılar var önümüzde çözülmesi gereken hususlar var ve biz bunu gündem ederek çözümüne yardımcı olmak istiyoruz.
Hak ihlalleri deyince akla ilk gelen yer ile ilgili sorunlar bunlar! Yani ilk akla gelen yer Türkiye’de cezaevleri maalesef. Yüz binlerce kişinin kaldığı cezaevleri ile ilgili iki hak ihlali başvurusu önümüzde duruyor.
İlki; şu anda Kırşehir Cezaevi’nde Rezzan Şengül ve Vedat Doğan’ın devam ettirdikleri açlık grevi meselesi var. Dün Kırşehir Cezaevi’nde birçok mahpusu ziyaret ettiğim gibi Rezzan Şengül ve Vedat Doğan’ı ziyaret ettim. Açlık grevinde bir deri bir kemik kalmış mahpuslar ile ilgili önemli gündem var. eğer ki müdahale edilmezse Allah korusun adım adım ölüme giden iki insan var ve bu konu son derece önemli. Tüm ayrıntıları ve izlenimlerimi konuşacağım. Rezzan Şengül babası, ablası ve avukatı konuğumuz olacak. Vedat Doğan’ın durumunu da konuşacağız.
İkinci bölümde; bir mahpus cezaevindeyken bir hastalığa yakalanıyor ve hastaneye yatırıldıktan sonra ihmaller, hastalıklar ve en sonunda ölüm olayı gerçekleşiyor gencecik bir mahpus, 23 yaşında. Aile büyük bir üzüntüde ve çeşitli yerlere başvuruyor. Başvurdukları yerlerden birisi de ben oldum, bu konuda bir çalışma başlatacağız ancak ailenin sesini kamuoyuna duyurmak için programımıza aldık ve konuyu mağdurun amcasından dinleyeceğiz; İrfan Dişkaya’dan dinleyeceğiz. Kendisi önemli açıklamalarda bulunacak.
İlk olarak açlık grevlerinde durum nedir? Üzüntülü ve oldukça kötü olduğunuzu biliyorum ve bir çözüm arayışı içinde olduğunuzu biliyorum. Programımızda bir konuğumuz daha olacak Av. Doğa beyi de yayına alacağız.
İlk olarak Sadık Şengül; dün Kırşehir Cezaevi’ni ziyaret ettim, siz de oradaydınız, sabah açık görüş yaptınız ardından ben de Rezzan Şengül ve Vedat Doğan ile görüştüm. Oğlunuz 130, diğeri 125. Gününde açlık grevindeler. Bu insanlar 100 günü aşkındır açlar, zayıflıyorlar ve Allah korusun hayati bir tehlike arz eden durumları var. diğer birçok mahpus ile görüştüm ve hem idareye hem de bakanlığa birçok mahpus ile ilgili sorunları iletiyoruz, ileteceğiz ancak hem idareye hem de bakanlığa birçok mahpusun sorunu var ama en acil sorun ölüm ile ilgili bir boğuşması olan iki mahpusun durumu çok önemli bu konuya çözüm bulun dedik. Babası olarak açlık grevindeki Rezzan Şengül ile ilgili ne demek istersiniz?
Sadık Şengül; Su hayattır. Suyun olmadığı yere canlıları koyuyorlar. Dün sabah gittiğimde lavaboda elimi yüzümü yıkamak isterken çeşmeyi açtım çamur akıyordu. Bunu oradaki yetkili birine sordum, “Akşamdan beri sular akmadığı için sabaha kadar sular paslanmış böyle akıyor.” Diye cevap verdi bana. Her türlü zorluklarla gidiyoruz. Oğlum ile görüşmesi ayrı bir zorluk. Dün gittiğimizde aile olarak gittik, oğlumu gördüğümüzde sağa sola düşecek gibi oluyordu. Baba refleksi olarak oğlumu tutmaya çalıştım, ona rağmen oğlum düşmemek için çabaladı. Oğlumuz orada açtır 132 gündür hukuksuz ve haksız yere. Bu çocukları tabuta koymuşlar. Sosyal hayatları, hakları yok. Bu çocuklar gördükleri işkenceden, zorbalıklardan dolayı, gardiyanların üstlerine 7-8 kişi saldırmalarından, verdikleri rahatsızlıktan dolayı açlık grevinden başka çare kalmamıştır. Bu çocuklar ruhlarını ortaya koymak zorunda kaldılar çünkü güçleri yetmiyordu yapmış oldukları zulme, adaletsizliğe karşı. Bu sabahtan beri bu çocukların Adalet Bakanlığı’na verebilmemiz için dilekçeleri gerekiyordu aramadığımız yer yok. Cezaevini yönetimini aradım kaç defa. Bir türlü müdür bey tenezzül edip bağlanmadı. Bir baba olarak çocuklara dilekçe yazıp Adalet Bakanlığı’na sunsunlar diyecektik. Adalet Bakanlığı’nda da muhatap bulamadık. Her hafta düzenli olarak 1-2 dilekçe veririz. Mağdur ve suçsuz olduğumuzu. Benim oğlum bir sanatçıdır. Kimsenin hakkını hukukuna tecavüz etmemiştir. Kendini bilen çocuklardır. Bu çocuklar eridi. Haber bekliyoruz artık. Toplum olarak duyarlı olmamız lazım. Zor şartlarda bu çocuklar hava almadan güneş görmeden, çok acı şartlarda yaşıyorlar. Bu çocukları küçücük yere koymuşlar, bunu araştırdık, benim çocuğumu kanuna göre 17 gün orada tutabilirler ama 7 aydır oğlumu tek kişilik hücrede tutuyorlar ve her türlü haksızlığı hukuksuzluğu oğluma yapıyorlar. En çok üzen şey; bir muhatap bulamıyoruz. İddianamesi birkaç gün önce çıktı. Ailesi olarak bu durumdan rahatsızız. Biz sadece oğlumun sevkini ve beraatini istiyoruz, tahliye olmasını istiyoruz.
Zozan Aydemir; Rezzan Şengül’ün ablasıyım. Kardeşimi Kırşehir Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde uğradığı hak gaspları ile hukuksuzluklar ile ilgili konuşmak istiyorum. Kardeşim tutuklu statüsünde olmasına rağmen yalan beyanlar ile şu an Kırşehir Y.G.C.’de tutulmakta, tek başına, havalandırması olmayan, insan yüzünü bırakın güneşi görmediğiniz, yağmurun sesini duyamadığınız bir hücrede. Aynı dosyadan gittiği arkadaşları Halil Yakut ve Vedat Doğan ile birlikte gittikleri yerde ayrı bloklara koyuldular birbirlerinin seslerini duyamadılar. Yan yana tutulmaması gereken, aynı anda havalandırmaya çıkartılmaması gereken adli vakaların hepsi aynı yerde, havalandırmaya çıkabiliyorlar ama benim kardeşimin iki arkadaşına maalesef bu hakların hiçbiri verilmiyor.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Rezzan Şengül ve Vedat Doğan ile görüştüm. Açlık grevindeler, 130. Günlerde ikisi de ve bir de saat başı, geceleri uykudan uyandırılıyorlar ve ışıkları açılıyor. Bu yüzden Rezzan Şengül 2 saatten fazla uyuyamadığını söylüyor ve aynı hücreye verilmediklerini, iki ayrı hücrede tutulduklarını söylüyor. Rezzan Şengül bir limonu bile sıkamayacak durumda olduğunu, başının döndüğünü, haksızlıklar karşısında adım atmayacağını, tutuklu oldukları halde ağırlaştırılmış müebbet mahpusların koyulduğu yerde olmaması gerektiğini söylüyor. Bu kişinin kesinleşmiş mahkumiyeti yok, iddianame bile yokken buralardaydı. Çok çarpıcı bir durum. 6 Şubat saldırılarından sonra 100 kişi gözaltına alındı 50’si tutuklandı ve onlara özel bir muamele yapıldı. Suçlu olan cezalandırılsın fakat devlet hukuk devletiyse suçlu suçsuz demeden insan toplayıp zindanlara atmaz ve onları en ağır mahkumların konulacağı yerlere konmaz. Suçu kesinleşmemiş bir insana normal muamele yapılır. Tutuklarsın ama bu kadar hak edilmeyecek muamele de yapılmaz. Bunun karşılığında da Rezzan Şengül ve Vedat Doğan açlık grevi tercihini seçmişler. Ben bir insan hakları savunucusu olarak açlık grevlerini doğru bulmam, insanın yaşamını yok etmesine yönelik fiili doğru bulmam fakat bu insanlar köşeye sıkıştırılmış durumda. Kendileri ile görüştüm, net duruşları olduğunu da gördüm. Doğrudur yanlıştır demiyorum, uğradıkları hak ihlali var ama bir insanın yaşaması gerekiyor. Bu şekilde onları ölüme terk etmek insan hakları savunucusu olarak bize yakışmaz aylardır konuyu gündem ediyoruz.
Zozan Aydemir; farklı suç gruptaki insanlar orada rahat yaşam sürdürürken kardeşim ve Vedat Doğan bunların hiçbirinden yararlanamıyorlar. İdaredeki müdür bey direkt Rezzan ve Vedat’a yönelik: “Ölsem de sizi bir araya getirmem.” Demiş. Neden benim kardeşime bu şekilde konuşmalar yapılıyor? 40 kg’a düşmüş insanlardan bahsediyoruz. Bugüne kadar “TTB’yi tanımıyorum.” Diyen revir doktorları yüzünden oldu. Çocukların 200-300. Günlerde bu duruma gelmesi beklenirken 130. Günde kardeşlerimiz 40 kg’dalar. Sağlık durumları çok kötü. Konya şekerine ulaşmak için 120 günde beklediler. 1 haftadır bütün sindirim sistemleri bozulmuş durumda. 1 ay önce gördüğüm kardeşimden eser yok. Bu çocuklar kritik aşamada. Kalp ağrıları, nefes darlıkları huzursuz kol bacak sendromları, sağırlık, aynı maltada adliler tarafından saldırmalar. Uğramadıkları hak gaspları kalmadı. Biz sadece adil yargılanma talep ediyoruz. Rezzan Şengül, Vedat Doğan, Halil Yakut komplo dosyalar ile saçma sapan itirafçılar ile tutuklu bulunuyorlar. Halil Yakut tahliye oldu geçen hafta çünkü mahkemesi olan herkesin tahliye olup beraat edebileceği bir dosya bu. İtirafçının söyledikleri ile yapılanların eş değeri kanıt delil yok. Adil yargılanma talep ediyoruz. Kardeşlerimiz ölmesin. Adalet Bakanlığı’nın buna dur demesini istiyoruz. Her dilekçe yazdığımızda ailelere yakın 3 cezaevi yazsın gönderelim diyorlar. Halil Yakut’un annesi bunu yaptı iyi halli değil diye kabul etmediklerini söylediler. Biz adaletsizliğe karşı dik duracağız. Kardeşim, Vedat Doğan, Halil Yakut suç işlemedi.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Avukat Doğa İncesu’yu dinleyeceğiz. Vahim ve acil bir konu var. aileler tedirginler. Ben de cezaevinde Rezzan Şengül’ü, Vedat Doğan’ı ziyaret ettim.
Doğa İncesu; Kırşehir Y.G.C.’ye sevk edildiler ve birçok hak gaspı yaşadılar orada. Tek kişilik hücrelerde tutuldular. İnsanlardan yalıtılmış durumdaydılar. Havalandırmaları bulunmuyordu hücrelerinde, hiçbir şekilde temiz hava alma olanakları bulunmuyordu. Günde 1, 1.5 saatliğine başka bir bölüme götürüp havalandırmaya çıkarabiliriz diyorlardı. Hücrelerinin müstakil havalandırması bulunmuyordu, sohbet haklarının kullanılmasına izin verilmiyordu. İnsanlardan tamamen yalıtıldılar, tecrit edilmeye çalışıldılar ve yan hücrelerinde adli tutuklu hükümlüler kalıyordu. Müvekkillerimiz olayı protesto ettiğinde, slogan attığında küfür, tehdit, hakarete maruz bırakıldılar hapishane idaresi ortak oldu buna. Çok ciddi hak gaspları yaşadılar ve sonucunda açlık grevi kararı aldılar. Sağlık sorunları çok ilerlemiş durumda. 40’lı kilolara kadar düştüler. Vedat Doğan da sağırlık problemleri başladı, kulakları duymuyor. Doktor biraz daha böyle devam ederse kalıcı hasar kalabilir demiş. Rezzan Şengül 2-3 saat uyuyabiliyor, huzursuz bacak sendromu açlık grevinde çok arttı. Gardiyanlar sağlık başı gelip uyandırdığı için sağlıklı uyku uyuyamıyor gücü zayıflamış durumda. Kalbinde sıkışma var, nefes darlığı yaşıyorlar. Ağızlarında yaralar var. çok ciddi sıkıntılar yaşıyorlar ve tek talepleri sevk. Ağırlaştırılmış müebbet koşullarında tutuluyor müvekkillerimiz. Ağırlaştırılmış müebbet infaz rejimi insanlık dışı bir infaz rejimiyken, hükümlü değilken ağır müebbet hükümlüsü değilken ağırlaştırılmış müebbet infaz rejiminde günde bir saat havalandırmaya çıkıp insan yüzü görmeyip, sohbet haklarından yararlanmayıp aslında tecrit edilmek isteniyorlar. Bu insan psikolojisine, insan zihnine çok büyük zararları var bunun ve bu kadar makul, bu kadar kabul edilebilir talepler için 40’lı kilolara düştü bizim mevkilerimiz. Yani çok makul talepler, çok kabul edilebilir talepler ve insan haklarına ulaşmaya çalışıyorlar o koşullarda. Çok ciddi sağlık sorunları yaşıyorlar. Hapishane idaresi sürekli biçimde baskı yapıyor. Tehdit ediyor. Yani “İkinizi ölsem bir araya getirmeyeceğim.” diyor. Yani bu söylenecek bir laf mıdır? İki tane tutuklu bu insan. Yani kesinleşmiş hükmü yok. Bir cezası yok. Böyle bir şey demeye hapishane idaresinin hukuken hakkı da yok. Ama her türlü yolla sindirmeye çalışıyorlar. Çok ciddi hukuksuzluklar var. Biz bir an önce müvekkillerimizin taleplerinin kabul edilmesini istiyoruz. Gerçekten çok büyük şeyler istemiyorlar. Bunlar hukuki hakları, ağır müebbet hükümlüsü değil bu insanlar. Dolayısıyla taleplerinin kabul edilip sağlıklarına, yaşam haklarına kavuşmalarını istiyoruz bizim vekillerimiz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Av. Sayın Doğa İncesu bunları söylüyor ve Adalet Bakanlığ’ına da biz buradan sesleniyoruz. Adalet Bakanlığı’nın bir an evvel adım atması lazım. Sayın Yılmaz Tunç haberiniz var mı şu anda? Buca cezaevi ve Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde açlık grevinde olan mahpuslar var. Biz insan hakları savunucusuyuz. Kimsenin ideolojisini paylaşmak zorunda değiliz ama tüm haksızlıklara karşı çıkmak bizim ilkemiz. Bizim gördüğümüz uğradıkları ihlallerden dolayı seçim olarak açlık grevini seçen bu mahpusların durumudur ve buna bir çözüm bulunmamalıdır. Öylesine bir durumdur ki evet cezaevinde başka mahpusların uğradığı hak ihlallerini de dinledim, saatlerce dinledim. Az evvel Sadık Şengül’ün söylediği gibi, Kırşehir Cezaevi’nde büyük su sorunu var. Gerek mahpuslar gerekse infaz koruma memurları, idare ve lojmanlar herkes bundan etkileniyor, su yok, yüksek güvenlikli cezaevi yapmış, S tipi cezaevi yapmış yetmemiş bir de Y tipi cezaevini yakın sürede açacak. Yani hangi akıl mantıkla bu işler oluyor? Zaten su yetmiyor ve çamur gibi akıyor ve ardından da yeni yeni cezaevi açacaklar ve buralarda da oldukça ağır şartlarda yüksek güvenlikli cezaevi kuyu tipi gerçekten çok ağır şartlarda hücreler, demir parmalık ardına tel örgü, oksijenin bile içeri girmesine izin verilmeyen normal yaşayan mahpuslar değil açık grevinde olan mahpuslar var. Biz tabii tüm hak ihlallerini Sayın Bakan Yılmaz Tunç’a ileteceğiz. Bakanlığa ileteceğiz. Fakat buradan şunu söylüyorum Sayın Bakan’a sesleniyorum. Burada acil bir durum var. İki insanın hayatı mevzubahis. Açlık grevinde olmalarına rağmen gece saat başı lambaları açılarak rahatsız ediliyorlar. Bu da inanılmaz bir uygulama. Gerçekten hani düşünün gece uykuya yattınız, uyudunuz. Saatte bir gelip birisi ışığınızı açıp sizi uyandırıyor. Bakalım öldün mü kaldın mı? Hele bir gözünü aç bakalım. Tamam bir saat sonra gelip inanılmaz bir durum. Tam bir işkence hali gerçekten. Bu kabul edilecek bir durum değil. Ölmeyeceği varsa da böyle bir uygulamayla ölür o insanlar. Çünkü yani zaten açlık grevinde immunitesi düşmüş, bağışıklık sistemi baskılanmış insanları bir de uykusuz bırakmak inanılmaz bir hadise. Biz bunu bakanlığa da buradan söylüyoruz. Bu konuyu bir an evvel çözmek mümkün Sayın Bakan Yılmaz Tunç. Mahpusların çok yüksek, çok olamayacak istekleri yok. Sevk edin, bırakalım bu açlık grevini derler. Bu da mümkün. Bir an evvel bu insanların hayatını kurtarmak gerekiyor. Sonrasında yargılarsınız. Cezavinde de tutarsınız. Başka bir cezavine alırsınız. Orada tutarsınız. Ayrıdır. Ayrı konulardır. Fakat şu anda eğer insansak bu insanların hayatını düşünmemiz gerekiyor. Biz yani Sadık Şengül’ü, Vedat Doğan’ı ben şahsen tanımam. Bize başvurularından tanıyoruz ve bu hak ihlallerine karşı bakanlığı göreve çağırıyoruz. Ama öylesine bir anlayış var ki kimi savunduysan seni ondan ilan ederler bu ülkede. Böyle garip de bir anlayış vardır. İnanılmaz bir anlayış vardır. Biz diyoruz ki haksızlığa uğrayanın de yanındayız ve hak ihlallerine uğrayan o mahpusların da hak ihlallerini burada gündem ediyoruz ve onların hayatının kurtulması için gayret ediyoruz. Olayımız budur, sayın avukatımız da bu konuda bizi bilgilendirdi. Bakanlığa tekrar bir başvuru yapılıyor. Bakanlık şu ana kadar harekete geçmedi. Tekrar bir dilekçe verilecek. Avukatları bir dilekçe hazırlayıp bakanlığa sunacak. Hiçbir mazeretleri kalmayacak. Zaten defalarca dilekçe sunmuşlar. İstekleri belli. Bakanlık bunu bilmediğini söylemesin. Çok iyi biliyor. Bu kişiler diyor ki; “Bizim tutukluluğumuzla ilgili herhangi bir sıradan cezaevine sevk edin. Biz bırakırız bu açlık grevini.“ Kamuoyu bunu duysun. Bu kadar basit bir istek karşısında hala adım atmayan bir bakanlık var. Biz bakanlığın adım atmasını ve çözümü istiyoruz. Çözümsüzlüğe aile de oynamıyor, sayın avukatımız da oynamıyor, biz de oynamıyoruz. Biz diyoruz ki; bu işin çözümü mevcut, çözüm gerçekleşebilir ve mahpusların hayatı kurtulabilir. Mahpuslardan haz etmeyebilirsiniz, mahpuslardan hiç hoşlanmayabilirsiniz. Ama burada en asgari hukukun uygulanması, vicdani yönelişin yapılması gerekiyor. İhlaller anlatılmakla bitmez fakat bizim dediğimiz en azından şu anda bu iki insanın hayatı kurtulsun, ölüme doğru gitmesin. Sayın Sadık Şengül Baba ve Zozan Aydemir sizlere de teşekkür ederiz. Kamuoyuna sesinizi duyurdunuz. Umarım ki bakanlıkta adım atar ve bu hayatlar kurtulur.
İkinci bölümümüzde yine mağdur bir aile var. Çok önemli bir konu var. Değerli izleyenler hemen ikinci bölümümüze geçelim. Yine bir başka mağduriyet, yine cezaevinde, yine bir vahim olay ve bu vahim olayla ilgili bize bir bilgi verecek misafirimizi de ekranlarımıza alalım. İrfan Dişkaya ekranlarımızda. Neler yaşandı? Kamuoyunu bilgilendirin kamuoyunun bilgisi olmayan önemli bir konu var, önemli bir ölüm var hasta bir mahpusun çektikleri var sizin aylardır çektikleriniz var cezaevi ve hastane ve siz üçgeninizde yaşanan vahim hadiseler var.
İrfan Dişkaya; “Cezaevinde ihmaller sonucu vefat eden Hacı Alper Dişkaya’nın amcasıyım. Yeğenim 23 yaşında. Bundan 7-8 ay önce bir talihsiz bir olay sonucu cezaevine düştü. Benim yeğenim talihsiz bir mesele yüzünden bir cezaevine düşüyor. Tutuklu bu, mahkum değil tutuklu henüz mahkemesi bile gün verilmemişken Metris’te bunu bir böcek ısırığı sonucu vücudunun karın bölgesinden bir yerini bir böcek ısırıyor. Bu merhem istiyorlar bunu idareden. Zaten bunlar da tutanaklarda yazıyor. Merhem 4-5 gün boyunca çocuğun eline ulaşmıyor. Burada da bir rahatsızlık geçiriyor herhalde. Bir ranzadan düştü söyleniyor. Düştü söyleniyor. Daha sonraki süreçte bunu Silivri’ye sevk ediyorlar. Metristen Silivri’ye. Burada ailesi olarak anne babası görüşünü sağladı. İşte gerekli yani bilmemiz gerekenleri bildik. Çocuk dışarıdan annesinden böcek ısırığı için eczaneden krem istemiş. Tabii ki bu sürede çocuk belli dönemlerde gene rahatsızlıklar geçiriyor. Götürüyorlar hastaneye, getiriyorlar cezaevine. Bir türlü bir şey bulamıyorlar. 3-4 sefer sanırım böyle bir şey oluyor. Hastaneye götürüyorlar, geri getiriyorlar. Yani biz bunu nereden biliyoruz? Onunla aynı koğuşta yatan mahkumların ailelerinden duyuyoruz. Resmi bir şey yok. Hacı Alper 3-4 sefer rahatsızlanıyor. Hastaneye götürüyorlar, getiriyorlar. Daha sonraki süreçte baygınlık geçiriyor. Çam Sakura Devlet Hastanesi’ne getiriliyor. Çam Sakura yüksek ateşten geliyor.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Yani hastaneye gidene kadar, oradayken bile hak ihlallerine uğruyor. Gecikmeler, gecikmeler gecikmeler.
İrfan Dişkaya:Tabii ki. Burada tabii ki daha sonraki süreçte Çam Şakura Hastanesi’ne yatırılıyor. Çam Şakura Hastanesi’nde vücudunda enfeksiyon olduğunu söyleniyor. Enfeksiyonu kontrol altına almaya çalışıyor. Tıbbi tedavi başlanıyor. Tıbbi tedavi sırasında yani bu çocuk bu tedaviye başlandığında ailesi olarak bizim haberimiz yok bu çocuk yaklaşık dört ay boyunca cezaevinden hastanede yatıyor bize resmi bir makamdan çocuğunuz falanca hastalıktan dolayı filanca hastanededir bilginize diye bize kimse yetki yetkili bir ağızdan bize bilgi verilmiyor. Biz nereden öğreniyoruz? Yine İstanbul Zeytinburnu’ndan oturan işte şimdi ismini vermek istemiyorum. Bir tane gardiyan orada bir tane gardiyan çocuğun ben sordum da ne durumda? Dedi ki sizin haberiniz yok mu? Bu çocuk şeyde götürdüler bir daha geri gelmedi. Nasıl götürdüler bir daha geri gelmedi. Yaptığımız araştırma sonucu çocuğun Çam Sakura Devlet Hastanesi’nde yattığını öğreniyoruz. Tabii biz bunu öğrendiğimizde yaklaşık bir ay geçti.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Tutuklu Hacı Alper Dişkaya’nın yakınlarının telefonu, iletişimi cezaevinde yok mu ki? Sizi arayıp ya mahpusu biz hastaneye kaldırdık demiyorlar veyahut da bir telefon görüşü, açık görüş, kapalı görüş gibi bir durumunuz da olmadı mı? Yani hani gidersiniz ya derler o hastanede böyle bir durum da mı olmadı? Dört ay boyunca bu boşluk nedendir?
İrfan Dişkaya:Sayın vekilim biz çocuk hastaneye düştükten bir ay sonra tesadüfen devlet ağzından değil sokaktaki bir vatandaşın ağzından öğreniyoruz çocuğumuzun hastanede olduğunu. Biz araştırmalar sonucu çocuğun Çam Şakura hastanesinde yattığını öğreniyoruz. Annesi babası bir de ablası ziyaretinde bulunuyor. İki kişiye izin veriyorlar. Ya ablası annesi olacak ya anne babası. Yani bundan bile mahrum bıraktılar. Yani bir anne babasına çocuğunu göstermeme şeyinde bulundular Anne babası savcıyla görüştüğünde savcı bir kibir abidesi muamelesi gösteriyor yani böyle tepeden bakma böyle insanı sanki kendisi bu dünyada yaşamıyor da başka bir dünyada yaşıyor ya sanki bu yaşanan şey sadece bu aileye mahsup bir şeymiş gibi böyle tavırlar dinlemiyor başından salıyor. Bu çocuk Ramazan bayramına kadar bu çocuğun bilinci açık kendisini iyi hissetmediğini annesine deklara ediyor. Yani iyi hissetmediğini. Hastanede ölümden korktuğunu ölebileceğini söyledi. Bundan ben kurtulamayacağını annesine ve ablasına söylüyor. Çünkü çok ağır şekilde. Bize izin vermeyeceğini söylediler hastanenin. Tabii ki böyle bir şeye yetkisi yok. Biz tekrardan savcıyla savcı kanalıyla çocuğun durumunun iyi olmadığını çocuğunun bu şekilde giderse yani kötüye gidiyor Çünkü çocuk zayıflıyor çocuk 1.85 boyunda yani şey bir çocuktu. Son gördüğümüzde de perişan, tekerlekli sandalyede kendi kişisel ihtiyacını karşılayamayacak pozisyondaydı. Biz bunu söylememize rağmen savcı bu kulağından girdi, bu kulağından çıktı. Daha sonra Ramazan bayramı araya girdi. Zaten ne olduysa Ramazan bayramında oldu. Çocuk iyice ağırlaştı. Hastaneler boşaldı. Doçent Doktor Mesut Ayar kontrolünde olan hasta. Biz doktor bey ile de görüştük. Bu hastanenin olabilecek en iyi teknolojiye sahip, olabilecek en iyi imkanlara sahip olduğunu, olabilecek en iyi teknolojiye sahip, olabilecek en iyi imkanlara sahip olduğunu, özel bir hastaneye sevkinin gerekmediğini, bizim kontrolümüzde bu çocuk sağlığına kavuşacağını, çocuğa ayrıca yani bu kene ısırımı, böcek ısırımı, işte bu Kırım-Kongo kanamalı ateşi, sonradan biz raporlarda görüyoruz yani vefat ettikten sonra görüyoruz. Çocuğa bir de anemi hastalığı.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Kırım Kongo kanamalı hastalığı için hastaneye başvuruyor. Bu arada ayrı bir hastalığı olduğu da tespit ediliyor diyorsun. Yani iki ayrı önemli hastalıkla boğuşan genç bir hasta mahpus var karşımızda.
İrfan Dişkaya: Vücut direncini kaybediyor. Vücut direncini kaybedince annesi defalarca söylüyor, refakatçi kalalım. Ya ablası kalsın, ya kendisi kalsın. Savcıya söyledik. Tekrardan söyledi babası ve annesi. Savcı hiç oralı bile olmadı. Yani böyle bir gereksinim olduğunda hastane bize rapor edecek. Hastaneye gidiyorsun çocuğun durumu iyi her gün her gün kötüye gitti. Yani bu çocuk kesinlikle ihmal.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Hastanedeki doktorlar refakatçi başında kalabilir raporu verdiler mi? Hayır vermediler. Vekilim vermediler. Çocuğu izole odasına aldılar. Son bir ay kala. Vekilim izole odası nedir? Yani hiçbir dış etkenle temas etmemesi lazım. Doğru mudur? Evet. Doğru mudur vekilim? Peki bu çocuğun başında sürekli değişik şekilde 3 kişi duruyor. Birisi gardiyan, 2 kişi asker. asker kimdir dışarıdaki üniforması ile yani hijyen olmayan bir ortamda çocuk izole odasında. Biz bunu talep ettiğimizde biz kalalım Hayır siz kalamazsınız niye dışarıdan mikrop getirirsiniz askerin getirdiği nedir peki askerin getirdiği daha pis mikrop. Ben kişisel olarak Günlük Temizliğimi yapabilirim. Askerde böyle bir imkan yok ki. Dolayısıyla Çocuk vefat Ettiğinde Çocuğun ailesine yani abimi çocuğun üzerindeki kıyafeti gönderdiklerinde yani bugün ilkel ülkelerde olmayacak şekildeydi. Kokudan insan yanaşamıyor zaten. Çocuğun zaten o kıyafetlerle sağlığına normal bir hasta olmayan bir insan bile ona temas etse hastalığın bulaşmama ihtimali sıfır. Hiçbir şekilde bize yardımcı olmadılar. Zaten yardımcı olmasını da beklemiyorduk. Bu tedavi olmak her insanın hakkıdır. Doğal hakkıdır. Yani bunun mahkum olup olmaması bir şey ifade etmiyor. Veya tutuklu olması bir şey ifade etmiyor. Bu hakkı bu çocuktan aldılar. Yani ölüme terk ettiler. Bu çocuğun düzgün bir hastanede tedavi olsaydı yani hastane düzgün öyle demeyeyim de hastane düzgündü de yani bakım yani doktor ihmal etmeseydi veya işte ona yiyeceğinden içeceğinden ilacından yapacağı işlemden ihmal olmasaydı tabii ki daha farklı olabilirdi. Şunu da belirtmek istiyorum vekilim. Elbette insanın bir dünyaya geliş ve ölüş, ölüm şeyi vardır. Kader. Belki bu çocuk evinde yatsaydı Allah-u Teala onun canını alacaksa yatağında da alacak da amenna. Bizim buna itirazımız yok. Ama bu şekilde çocuğumuzun bu şekilde ölümü acı verici. Ailemizde bir yıkım oluştu. Bu kaldırılamayacak bir yük oluştu. Çünkü hayatının baharında gencecik bir fidan toprak oldu. Ne için? İnsanların ihmali yüzünden. Cezaevindeki yani tutuklanma sebebi de o da başı başına bir şey. Yani suçun sahibi suçunu itiraf ediyor. Diyor ki kardeşim bu adam sadece beni taşımak yani beni çağırdı. Ben onu çağırdım. Beni oradan şuraya götürdü. Zaten telefonlarına el koydular. Yapacağı bir şey olsa telefondan çıkar. Efendime söyleyeyim veyahut da bu uydudan biliyorsunuz bir yerden bir yere gittiğinde ya sen zaten bu suçu çıkar. Bugün de halen çocuk ölmeden önce de annesine babasına yalvardı. Yani olayın olduğu yerde şey var benzinlik istasyonu var. Benzinlik istasyonundaki kamera kayıtlarında görülüyor diyor. Polisin tuttuğu tutanak da bir şey. Yani ben bu olayın bir çete artık devlet görevlilerinin içinde bulunduğu bir çetenin olduğunun kanısına varıyorum. Çünkü çocuk ölmeden önce de ısrarla ısrarla kamera kaydını istiyor. Kamera kaydını her şeyin göründüğünü söylüyor. Biz bir türlü bu kamera kaydına ulaşamadık. Benzin istasyonu.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Suçlu olmadığı halde adil bir yargılama olmadığı için tutuklanan bir kişi aynı zamanda artı olarak sağlık hakkı ihlallerine de uğradı diyorsunuz ve bunun sonucunda bir bölüm geldi.
İrfan Dişkaya:Tabii ki vekilim şöyle bir şey bu çocuk izole odasına alındığında izole şartları yani izolenin şartlarını yerine getirilseydi bu çocuk enfeksiyonu her gün artmazdı, düşerdi. Yani asker giydiği çizmeyle tuvalete gidiyor. Giydiği üniformayla yani normal hayatını yapması gereken görevleri burada askeri suçlamıyorum. Asker emir kulu. Ona ne derse onu yapacak. Zaten o çocuğun güvenliğini sağlamak için de orada. Biz askerle, gardiyanla bir şeyimiz yok. Onlar denilen görev yapıyor. Fakat o elbiseyle tuvalete de gidiyor. Elbiseyle mutfağa da gidiyor. Elbiseyle dışarıda otobüse de biniyor. Dolayısıyla başlı başına bir izole uygulanmış olmuyor. Buna izole diyebilir miyiz?
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki şunu soracağım. Şimdi gittikçe kötüleşen bir hasta var karşımızda. Mahpus ve dezavantajlı durumda. Şartları olumsuz, hastanede de olumsuz söyleniyor bulunduğu teknik fiziki şartlar. En azından tahliye edilmesi daha uygun ortamlarda başında olarak yakın takibi olarak takip etmeniz için bir tahliye yönünde başvuruda bulundunuz mu? İnfaz erteleme veya mahkemeden bir tahliye kararı konusundaki girişimleriniz ne oldu?
İrfan Dişkaya:Biz savcılık makamına ziyarette bulunduk durumun ağırlaştığını hem enfeksiyon hem de aplastik anemi hastalığından dolayı yeğenimiz yani çocuğumuz yaşamsal şeyini gün gün kaybettiğini söylememize rağmen bizi bu kulağından dinledi böyle başından saldı. Kibirli bir şekilde böyle bir şey olsa hastaneden raporla bize bildirirler diyor. Biz gerekeni yaparız. Hastaneden böyle bir rapor gelmedi. Hastaneye söyledim. Büyükçekmece’de yetkili Savcı hastaneden böyle bir rapor gelmesi gerekiyor sizin elinizden değil resmi makamdan gelmesi gerektiğini bu rapor olmadan hiçbir şey yapmayacağını biz çocuğun daha kötü olduğunu isterseniz gidip bakabileceğinizi gözlemleyebileceğinizi söylememize rağmen hiçbir şekilde oralı olmadı. Hastanenin hekimiyle hocam bu çocuk kötüye gidiyor. Bir rapor düzenleseniz, heyete soksanız şu an öyle bir şeye gerek duymadığını, iyi olduğunu merak etmeyin her şey kontrol altında dedi bunu doçent doktor Mesut ayar dedi.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Bunların cezaevi tarafından organize edilmesi bir şekilde infaz erteleme işlemlerinin başlatılması veyahut da avukatınızın böyle bir ihmal varsa da avukatınızın mahkemeye başvurarak böyle bir raporlarla istekte bulunması gerekiyor. Oralarda biraz aksama oldu sanırım.
İrfan Dişkaya: Avukat karşı tarafın suçu kabul eden çocuğun avukatı yaptığı hal hareketler şüphe bizde şüphe uyandırdı çocuğu tuzağa çekip bu suçu bu çocuğun üzerine yıkma olayı olabileceğini düşündüğümüzden dolayı biz o avukatı azil ettirdik. Çünkü biz bu olayın bir çete yani işin içinde her türlü makamdan insanlar olabileceğini ben kanısındayım çünkü bu sokaktaki vatandaşın sokaktaki vatandaşın her şeyden haberi var da devletin nasıl olur da bu tür şeylerden haberi olmaz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Avukat İhmali olabilir ayrı bir konu fakat gittikçe kötüye giden bir hasta mahpus tutukluyken bir şekilde adli kontrol şartı verme şansı varken, diyelim yurt dışına çıkış yasağı verir, imza verir, şudur budur bu tür durumlar varken hala tutuklu tutmak önemli tedavisiyle sıradan bir mahpusun tedavisi arasında fark oluyor açıkçası. Çünkü mahpuslar dezavantajlı gruplar. İşte bakıyorsunuz hijyene dikkat edilmiyor, tedavilerde sıkıntılar olabiliyor ve benzeri. Velhasıl Hacı Alper Dişkaya’yı kaybettik. Ve sonunda ağırlaşan iki ağır hastalık ve ağırlaşan tabloyla hasta vefat etti. Peki siz şimdi ne yapıyorsunuz? Ne zaman vefat etti ve vefat sonrası neler yapıyorsunuz?
İrfan Dişkaya: Yaklaşık 3 ay oldu vefat edeli. Vefattan sonrası biz bunları zaten raporları okuyunca zaten tamamıyla bir ihmaller zinciri olduğunu gördük. Örneğin mesela aplastik anemi hastalığından ölmüyor da cezaevinde bir böcek ısırığı sonucu ölüyor bu çocuk. Enfeksiyondan ölüyor. Böceğin cezaevinde ne işi var? Kenenin mesela Kırım-Kongo kanamalı ateşi biraz hani daha önceki senelerde böyle sıkça rastladığımız bir vakalarda kene ısırığı sonucu bu çocuk vefat ediyor. Böcek ısırığı. Böceğin cezaevinde ne işi var? Bu cezaevleri insanların mezarlıkları mıdır yoksa cezalarını çekmeleri için yapılmış bir yerler midir? Her türlü hijyenin olması gerekir. Tamam 5 yıldızlı otel zaten değil orası ama insanların zararına olacak bir şeyin de olması insanlık suçudur. Yiyeceğinden içeceğinden yattığı yerlerin yani insana yakışır şekilde olması lazım. Böceğin cezaevinde ne işi var? Sormamız gereken soru bu.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Siz hem hastane hem cezaevinden şikayetçisiniz öyle mi?
İrfan Dişkaya: Biz o kamera kayıtlarının elimize geçmesini bekliyoruz. Bir tane bir dosya yapıp yargıya başvuracağız. Henüz başvurmadık. Her şeyin eksiksiz olarak toplamaya çalışıyoruz. Yani cezaevinde beraber yattığı insanları dinliyoruz. Hastanede onun başında duran hemşireyi dinliyoruz. Yapılan işlemleri okuyoruz. Ekipriz raporunda sayfalar dolusu işlem yapılmış. Bir sürü orada şeyler var. Bunun sonucunda biz yargıya tabii ki başvuracağız.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: argısal süreç devam edecek mutlaka. Ve çok vahim bir ölüm olayı. Hem adil olmayan bir yargılama iddianız var. Hem de Sağlık Bakanlığı’nı ilgilendiren, iki bakanlığı ilgilendiren bir durum var. Sağlık Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı. Ve bununla ilgili bir açıklama yok şu ana kadar. Biz de soru önergesiyle Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’na başvuracağız. Ayrıntılı bir şekilde bize yazılı başvurunuzu da gerçekleştiriyorsunuz ve biz de bu konuyu milletvekili olarak takip edeceğiz. Ama öncesinde konu hakkında haberdar olmasını istedik. Çünkü yani ihlaller olabilir ama bir şekilde halledilebilir. Şu bu ama sizin durumunuzda bir ölüm gerçekleşmiş. Hem de genç bir kişi belki kurtarılabilecek bir hasta durumumuzda bir ölüm gerçekleşmiş. Hem de genç bir kişi belki kurtarılabilecek bir hasta ve maalesef sonuçta bir ölüm olayı görünüyor. Tabii bununla ilgili yoğun bir takip yapacağız.
İrfan Dişkaya: Çam Sakura Devlet Hastanesi donanımlı bir hastane olabilir. Türkiye’nin belki de dünyanın en donanımlı hastanesi olabilir ama o hastaneyi hastanenin içinde hastaları tedavi edecek edebilecek hekimler olmadıktan sonra boş bir beton yığınıdır diye düşünüyorum. Ve söylüyorum. Çünkü orada bir doktorla konuşmak çok büyük bir olay. Doktordan bilgi almak çok büyük bir olay. Haftanın belirli bir günü, düşünsenize aplastik anemi hastalığı taşıyan bir hastaya, her an her şey olabilecek bir hastaya, sürekli kan ihtiyacı olan bir hastaya, doktor haftada bir gün yarım saat on dakika size bilgi veriyor. Haftanın yedi günü çocuk öldü mü kaldı mı ne tür durumda bir bilgi alamıyoruz. Ve ulaşamıyoruz da kimseye de ulaşamıyoruz. Bir tane güvenlikçi var. Güvenlikçi elinde telefon bir şeyler yapıyor vakit geçiriyor. Tamam diyor haber vereceğim diyor. Bir saat geçiyor cevap yok. Devletin her makamını kendinize gelir kaynağı olarak görmeyi bırakıp asli görevlerini denetlemeyi yapmalarını istiyorum. Bu savcılık makamı olur, emniyet olur, hastane olur hiç fark etmez. Orası onların gelir kaynağı gözüyle iş yapmamalarını istiyorum. Yani bir adam savcı olarak oraya oturmuşsa savcılık makamını işgal etmesin, görevini yapsın. Doktorsa doktorluk makamını işgal etmesin, görevini yapsın. Savcılık makamını işgal eden o savcı arkadaş da eminim yani bunun bedelini vicdanında verecektir yani. Çünkü 23 yaşında bir genç öldü.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Yani kamu görevlilerinin kibirli ve gayri insani tavırlarından da oldukça muzdaripsiniz gördüğüm kadarıyla.
İrfan Dişkaya: Devletin makamını işgal eden, yani sırf gelir kaynağı olarak gören kişilere sesleniyorum.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: İtham ettiğiniz kişilerle ilgili bi takım soruşturmalar yapılması gerekiyor. Bunun için de biz de gayretli saat edeceğiz. Başınız sağ olsun. Allah rahmet eylesin. Allah sabırlar versin ve adalet mücadelenizde biz de yanınızda olacağız. İrfan Bey.
Değerli izleyenler. Bugün de programımızı burada bitiriyoruz. Gördüğünüz gibi iki vahim konuyla, iki hayat konusuyla ilgilendik. Birisinde iki mahpus daha ölmemiş, açlık grevindeler. Ama diyoruz ki bizim için yaşam çok önemlidir, ölmesinler, kurtaralım bu insanları. Ölümden sonra geri dönüş, bu dünyaya yok. Ve o yüzden bu insanları kurtarmak peşindeyiz. Biz insan hakları savunucusuyuz ve derdimiz bu. İkinci hususta ise maalesef ölmüş bir hasta mahpusun durumunu inceledik. Mahpusun yakını amcası konuyu takip ediyor, bize başvurdu. Biz de onun sesini sizlere duyurduk. Ve gereken işlemleri yapacağız. Maalesef ikinci vakada kişi ölmüş durumda. Ancak ölse de yakınları onun hakkının peşinde.
Bugün de programımızı burada bitiriyoruz. Haftaya yeni bir ÖFG TV programında beraber olacağız inşallah. Hepinize hayırlı akşamlar diliyorum efendim. Hoşçakalın.


























Yorumlar