10 Aralık 2024

ÖFG TV’den herkese merhaba her hafta Salı günü saat 21.00’da önemli insan hakları konuları ve konukları ile sunduğumuz programımıza bugün de başlıyoruz.
Değerli izleyenler, çok önemli gelişmeler yaşanıyor. İnanılmaz hadiseler. Yıllardır bir Suriye iç savaşı yaşanıyor. Esad baştaydı uzun bir süre. Artık Esad ülkede bir galibiyet sağladı diye düşünülürken Aniden HTŞ saldırıya geçti, önü açıldı ve Esad’ı devirdi.
Esad kaçmak zorunda kaldı ve şu anda Suriye’de artık yeni bir rejim olacak sanırım. Aslında parçalara bölünmüş bir ülke ve bu ülkede yeni bir rejim olacak gibi görünüyor. Bunu değerlendirmek lazım. Ne olur ne biter? Gelecek neler gösterir bilemiyoruz. Bunlar siyasi spekülasyonlar ama biz insan hakları savunucusu olarak daha çok sığınmacılara yönelik saldırılar, ithamlarla ilgili bir şeyler söylemek durumundayız.

Sığınmacılar yıllardır Türkiye’de. Murat Erdoğan Hoca’nın bir araştırması var. Türkiye toplumunun %89’u gitmelerini istiyor. Onların da büyük bir çoğunluğu savaş ve diğer nedenlerden dolayı gitmek istemiyor. Böyle bir ikilem var. Esad’ın devrilmesinden sonra “hadi gidin artık.” sesleri yükselmeye başladı.
Suriyeliler Esad’ın kaybetmesine, ülkeden kaçmasına mı sevinsinler yoksa kendilerine yönelik saldırıların, dışlamaların artmasından mı tedirgin olsunlar bilemiyorlar. Böyle bir büyük sıkıntı içindeler. Şu anda anlaşılan öyle bir durum var ki sığınmacılara yönelik baskılar artacak.

Çeşitli sivil toplum kuruluşları da bu noktada hassas. “Suriye’de savaş bitti, Esad kaybetti, Suriyeliler çekip gitsin.” Sözlerinin büyük sıkıntılara yol açabileceği düşünülüyor. Çünkü insanlar gelmiş buraya, bir iş güç kurmuş. Suriye’de bir durulma yok. Suriye’de belki şu anda çok daha büyük bir iç savaş yaşanacak.

Suriye’de bir anlaşma yok. Silahların konuştuğu ortamda insanlar bir galibiyet sağlamış. 12 yıl oldu. Her yıl her saniye binlerce insan öldü sonuçta Esad kaçtı bu sefer. Bu savaşın bittiği anlamına mı geliyor? Öyle değil. Ne Suriye’deki Kürt meselesi, ne Sünni Müslümanlar, ne Alevi Arapların meseleleri çözülmüş değil. Demokratik bir Suriye ortamı oluşacak mı, ne olacak, ne bitecek?

Tamamen karışık bir ortam var işin doğrusu. Biz Suriyeli sığınmacılara yönelik saldırılardan yana tedirginiz. Bu böyle olmamalı. Sığınmacılar zaten önemli hak ihlalleri yaşıyor. Toplumun %89’u sığınmacıların burada kalmasına karşı olabilir, gitsinler, defolsunlar diyebilir ama biz insan hakları savunucuları olarak böyle bakmıyoruz meseleye.

İnsanların zor durumdayken sıkıştırılması ve hak ihlali oluşturacak derecede zorbalıklara maruz kalması kabul edilecek bir durum değil. Şimdi de artan bir baskı olabilir. Şu ana kadar zaten sürekli bir itham, dışlama, aşağılama yaşatılıyordu. Bundan sonrasında da artan bir dışlama yaşatılabilir.

Suriye’deki savaş nereye gider, ne olur, ne biter? Çok bir şey diyemiyoruz ama biz insan hakları açısından baktığımız zaman bu konunun rahatsız edici boyutta olduğunu görüyoruz. Suriyeliler sevindikleri zaman bile saldırıya, uğruyorlar. Her türlü hallerinde aşağılamaya ve dışlamaya maruz kalabiliyorlar. O yüzden insan hakları haftasına girerken onları özellikle anmak gerektiğini düşünüyorum.

Değerli izleyenler, İnsan Hakları haftasına giriyoruz. Bu vesileyle Cuma günü Batman barosu, Pazar günü de Eğitim Sen’in daveti ve diğer kurumların da katılmasıyla Van Barosu’nda konuşmalar yaptım. Batman’da KHK’ların açtığı sonuçlar üzerine bir saati aşkın bir çalışma yaptık.

Van Barosu’nda da kalabalık bir topluluğa Kürt sorununa bir bakış olarak bir insan hakları savunucusunun Kürt olmasa da bu meseleye nasıl bakılması gerektiği konusunda düşüncelerini anlattım. Elimden geldiği kadar bu konuda gayret ettim.

Değerli arkadaşlar, anlatmaya devam edeceğiz. İnsan hakları kavramını yükselteceğiz inşallah hep beraber. İnsan hakları kavramı çok tekmelenen, hor görünen bir kavram ve bu kavram ile ilgili çok spekülasyonlar yapıldı, yapılmaya devam ediliyor.

Biz bu kavramı korumaya çalışacağız. İnsan hakları herkese lazım arkadaşlar. Şu anda güçlü olsanız bile yarın öbür gün size lazım olabilir. O yüzden insan hakları kavramını kimse hafife almasın lütfen. Biz elimizden gelen tüm gayretle bu konuda bir çalışma yapacağız ve bu kavramı hem sivil toplumda hem de siyaset alanında yükseltmeye çalışacağız.

Meclis’te bütçe görüşmeleri bugün başlıyor. Eş Genel Başkanlarımız Sayın Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları Oruç’un görüşme konuşmaları oldukça yapıcı, olumluydu ve MHP lideri Devlet Bahçeli de bu konuşmayı alkışladı. Biz karşılıklı bir adımın olması gerektiğini düşünüyoruz. Bunlar iyidir ve bu irtibatları sağlayabilir, Türkiye adım atabilir. Umarız ki bu konuda gelişme olsun diye ümit ediyoruz.

Bütçe görüşmelerinde liderler mesajlarını sunmaya çalıştı ve ardından şu anda bütçe görüşmeleri başladı. Bütçe görüşmelerinde umarım tüm bakanlıklar doğru cevaplar verir. En azından bu konuda doğru cevaplar vermesi gerektiğini düşünüyoruz. Biz de bütçe görüşmelerinde Çarşamba günü Sağlık Bakanlığı +, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı bütçe görüşmelerinde konuşacağız ve mesajlarımızı vermeye çalışacağız. Her üç bakanlık ile de ilgili söyleyeceklerimiz var. Onları yavaş yavaş toparlıyoruz. Üzerinde çalışıp en net mesajları sunmaya çalışacağız ve bu konuda elimizden gelen en iyi etkili konuşmaları yapmaya çalışacağız.
Erdoğan da açıklama yapmış; “Suriye istikrara kavuştukça güvenli geri dönüşler de artacaktır. Yayladağı kapısını geçişlere açıyoruz.” demiş.

Sosyal medyada da paylaştım. Her basın toplantımda gündeme giriyorum. Şerif Mesutoğlu 9 yıldır cezaevinde ve açlık grevinde. Çok üzücü bir durumda. Özellikle bana gönderdiği mektubu ben de okudum ve kamuoyunu aydınlatmaya çalıştım. Belki sizin canınız yanmamıştır ama bir insan 9 yıldır haksız hukuksuz yere zindanda en ağır şartlarda yaşıyor. Eşi ve çocuklarından ayrı. Bu kabul edilecek bir durum değil. Ben buna isyan ediyorum, kabul etmiyorum ve onun bana gönderdiği mektubu yayınladım. Lütfen dinleyin, paylaşın. Sabit tweetimde duruyor ve sizi Şerif Mesutoğlu’na duyarlı olmaya çağırıyorum. Şerif Mesutoğlu’nun sesini yükseltmeye çalışıyoruz çünkü gerçekten çok güçsüz bir durumda ve bir zindanın bir kuyunun dibinde, açlık grevinde. Şu an herkes akşam yemeğini yemiştir, karnı toktur, ailesiyle oturuyordur. Bu insan yemiyor. Sadece şekerli su veya tuz alıyor ve bu durumu kabul edemiyor. Niye bu insana duyarlı olmuyorsunuz anlamak mümkün değil! Şerif Mesutoğlu’nun durumu.

Suriye’deki bu olağanüstü gelişmeler sonrası biz özellikle şunu takip ediyoruz; İnsan Hakları Haftası’na girerken Suriye’deki bu son olaylardan sonra Türkiye’deki milyonlarca Suriyeli sığınmacının durumu ne olacak? Çünkü ırkçı faşist partiler var ve yoğun bir şekilde söylemlerini arttırdılar. Bu partiler karşısında iktidar da bugün dil değiştirmeye başladı. “Suriyelileri göndereceğiz.” deniliyor. Bir yerden bir yere atılacak bir taş değil ki bu insanlar gelmişler burada yerleşmişler. Bu konularda ne diyeceksiniz? Kısaca bu konudaki görüşünüzü alalım. Günün sonunda buyurun.

Taha Elgazi; “Hocam tabi ki bugün Suriye halkımızın 14 yıl sonra Esad rejiminin düşmesiyle devrimin diyelim ki bir dağına kazanma noktasına geldi. Şimdi özgürlük, bağımsız olmak kolay bir süreç değil. Bugünden itibaren biz önceden bunu zaten tahmin ediyorduk. Suriye’li sığınmacı toplumu Türkiye’de bulunan toplum siyasetçilerin son iki gün içerisinde bazı siyasetçilerimizin bazı parti liderlerinin ağzına gelen ve aynı zamanda da medyada kullandığı sözler “Esaddüştü o zaman bunlar dönsünler. Ya da artık bunların burada kalmasına herhangi bir bahane kalmadı.” şunu söyleyebiliriz aslında; bazı siyasi liderleri Esad’ın düşmesinden önce, Suriyeli sığınmacı toplumununu terör olarak, vatan haini olarak, askerlik yapmayanlara vatan haini diyerek bu sözlerde bulunuyorlardı. Aynı bu siyasetçiler, Suriyelilerin sığınmacıları bu şekilde imaj verip Esad rejim düştükten sonra bugün Esad rejimin düşmesine sevinip artık bunların burada kalmasına bahane kalmadı. Bunlar gitsinler ülkelerine. Bu siyasetçiler bu iki dili kullanmak iki yüzlü kullanmak ne yazık ki maalesef siyasetin kara noktasını bize gösteriyor. Suriyeli sığınmacı toplumun dönüşü mümkün mü, mümkün değil mi? Ya da ikinci soru onun yanında, Suriyeli Sığınmacı Toplumu dönmek istiyor mu, istemiyor mu? Kimse vatanından, toprağından, köyünden ayrılmak istemez. Hepimiz Türkiye’de olsun, Avrupa’da olsun, Ürdün’de olsun, Irak’ta olsun, Lübnan’da olsun, Suriyeliler olarak hepimiz vatanımıza, ülkemize, şehrimize, köyümüze dönmek istiyoruz ama dönme şartları şu an sağlanıyor mu ve sağlanmış mı? Ne yazık ki maalesef Esed rejiminin düştüğünden sonra yakın zamanlarda biz bunun maalesef yaklaşmasını görmüyoruz. İnsanları bir andan göndermek mümkün değil hocam. Bir de şu an hala daha Suriye’de farklı farklı bölgesel kuvvetler var. Şam’daki diyelim ki bazı Özgür Suriye ordusu ya da HTŞ’nin olması, bazı bölgelerde Amerika’nın askeri var. Bu karışık ortamda insanların canına kıymakla insanların ölümün ortasına tekrar göndermek mümkün değil. İnsanları göndermek için en azından önümüzde bir süreç olması gerekiyor. 6 ay ya da 1 yıl diyelim ki. Böyle bir şey olursa çok mümkün. Bir de şu var. Türkiye’de doğan çocuklar ve Türkiye’de büyüyen çocukların dönmesi mümkün mü? Bu soru aslında bize şunu hatırlatıyor. 1961 yılında Türkiye’den Almanya iş gücü sözleşmesi nedeniyle Almanya’ya giden 2. ve 3. nesil döndü mü? Kimse dönmedi hocam ama Suriye halkımızın biz insanlarla görüşürken %60’ı dönüş kararı noktasına geldi. Lakin ortam uygun olursa, güven olursa ve insanların kendi hayatları orada geçinme süreci olursa hocam.

<: Şu anda diyorsunuz ortalık durulmuş değil ve insanlar illa da burada kalalım demiyorlar fakat büyük riskler var şu anda Suriye’ye dönme noktasında. Belki, Allah korusun, daha alevlenen bir iç savaş da olabilir. Tamam, Esed devrildi, ama çok ne olacağı belli değil. El Cevlani ne kadar başta kalır, ne olur, ne biter? Farklı gruplar var. Ülke üçe bölünmüş durumdaü ülke perişan durumda.

+; “Mesele Suriye’de Esed rejiminin düşmesi değil mesela daha derin noktası Suriye’de tek bir özgür Suriye ordusu kelimesi ya da maalesef diyelim ki askeri müessesesi yok. Suriye’de şu duruma geldik; iller arasında hatta ilçeler ve köyler arasında her bir mekanda bir tugay, askeri tugay oldu. Şimdi yıllardır bu bölgelerde silah noktası oldu. Peki yarın Allah korusun iki tugay arasında ya da diyelim ki iki bölge arasında bir savaş olduğunda ya da bir anlaşmazlık noktasına geldiklerinde Bu silahların kullanılmasına kim engel olacak? Bu çok önemli. Biz şu gün Suriye’de aynı Irak örneği gibi yaşıyoruz. 2003’ten sonra Saddam Hüseyin’in rejimi düştükten sonra o dönemde de herkes sevindi. Herkes dedi ki işte: “Amerika’ya gelip bize burada hürriyet, özgürlüğü getirdiç” ama gördük ki maalesef Irak o dönemden bugünümüze kadar hala daha maalesef iç savaş durumunda, hala patlamalar oluyor, hala istikrarsızlık var. Onun sonrası Libya mesela, Libya dönemini zaten biz yaşadık. Kaddafi düştü ama Kaddafi düşmesinden sonra ne oldu? Maalesef ne yazık ki oradaki diyelim ki işte muhalefet bölgeleri birbirlerine girdiler. İnsanlar çatışmaya başladı. Onun gücü ondan daha çok, bunun gücü daha da çok. Ama sivil toplum ortada mağdur kaldı.

<: Peki, şu anda Suriye’li sığınmacılar nasıl bir ruh hali içinde?

+: Suriye’li sığınmacı toplumumuz şimdi şunu düşünüyor; tabii ki herkes tekrardan ülkelerine dönmek, vatanına dönmeyi temenni ediyorlar ama içlerinde bir korku var. “Acaba biz dönsek orada hayatımızın, çocuklarımızın eğitimi, aynı zamanda da altyapı, aynı zamanda da sağlık hizmetleri var mı, yok mu?” Bu bir. İkinci; “Oradaki güven ortamını sağlama noktasında kim garantör olacak o noktada?” buradaki insanları gönderdik, tamam ama ben şunu görüyorum. Mesela ben bugün bazı gazeteleri takip ederken, bazı Avrupa ülkelerinde iltica başvurusunda bulunan Suriyeli sığınmacıların bütün iltica başvurularını reddettiler ve onları artık Suriye’ye gönderecekler. Şimdi Türkiye olsun, Ürdün olsun, Lübnan olsun, Avrupa olsun hep bir anda bu insanları oraya gönderdiğinizde ne olacak? Orada zaten daha bir iş ortamı yok, işsizlik olacak. İstikrarsızlık olacak Allah korusun işsizlik olduğu zaman ne olacak? Orada her şey olabilir. Hocam şiddet de artabilir. İnsanlar birbirine de girebilir. Biz şunu görüyoruz ki sanki diğer ülkelerin siyasetçileri diyelim ki işte “Suriye’li sığınmacılara burada 4-5 yıldır böyle tahammül ettik. Hadi bunlar gitsinler. Ne olursa olsun onlara ama onların vatanında kendi topraklarında olsunlar.” Bu insanlık değil hocam.

<: Peki kısaca son olarak da iktidar ve muhalefetin ne yapmasını istiyorsunuz bu aşamada?

+; “Suriyeli sığınmacı toplumu olarak, özellikle bir insan hakları savunucusu olarak, tabii ki iktidar ve muhalefetimiz Türkiye’de ne yazık ki yıllardır maalesef Suriye dosyasını siyaset meydanında kullandılar. Yani iktidar bu dosyayı, Suriye meselesini dış politika, AB’ye karşı olarak kullanmaktadır. Muhalefetin çoğu kısmı da maalesef bu dosyayı iktidara karşı iç siyaset meydanında kullanmaktadır. Bizim talebimiz, bizim temennimiz, bizim ricamız aslında; yanlış sözleri medyada ya da diyelim ki siyaset ortamında kullanmayın. “Esed düştü, bunlar gitsinler.” aslında bu gitsinler demesi Türk halkımızın bir kısmını galayan noktasına getiriyor. Türkiye halkımızın Suriyeli topluma karşı bir nefret, bir kin, bir ayrımcılık, bir baskı yaratıyor aslında o toplum içerisinde. Bu da yanlış hocam. Hem iktidarı hem de muhalefeti insanca ve insani hukuk alanında biz bu insanları nasıl ülkelerine yerleştirip oradaki hayatlarını sağlayabiliriz? O olursa aslında biz şimdiden böyle bir insanca bir yolu çizersek Önümüzdeki yıllarda bir Suriye komşu ülke olarak, bizi seven bir komşu ülke olarak yaratırız hocam.

<: “Peki, umarım olumlu gelişmeler olur. Sayın Taha Elgazi, tüm Türkiye toplumunun da bu konuda duyarlı olması gerektiğini söylüyoruz çünkü insanlar, aileler bir eşya değil. O insanların duyguları var, bir yaşamları var. “Hadi kardeşim buradan seni mancınığa koyup atıvereyim Suriye’ye.” diyen faşist kafaların hakim olmasını engellemeye çalışalım. Böyle bir zihniyette olmayalım. İnsana insan değeri verelim. Tüm izleyenlerimize İnsan Hakları Haftası dolayısıyla da sığınmacılara yönelik insan hakları anlayışını geliştirmemiz gerektiğini söyleyleim. İnsan hakları hepimize lazım ama en ağır ihlallere uğrayanlar için çok daha önemli. Onlar çok daha büyük ihtiyaç hissediyor. Güçlü olana belki şu anda lazım değil ama yarın öbür gün güçsüz duruma düştüğünde çok lazım olacak. Peki Sayın Taha Elgazi Suriyeli sığınmacıların durumunu çok yakından takip eden bir insan hakları aktivisti olarak son durumu bize aktardınız. Teşekkür ederiz. Yoğun çalışmalar arasında bize zaman ayırdınız. Olumlu, olumsuz gelişmeleri de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bu konuyu yakından takip ederek ihlalleri engellemeye çalışacağız. Çok teşekkür ederiz.

Değerli izleyenler İnsan Hakları haftasına girdiğimiz şu günlerde insan hakları alanında daha çok konuşulması gereken şey olduğunu söylüyoruz ve bu alanda da en ağır ihlalleri yaşayan Suriyeli sığınmacıların önemli insan hakları savuncusu Taha Elgazi ile de son durumu konuştuk. Hepinize hayırlı akşamlar diliyorum. Haftaya salı günü saat 21.00’da buluşmak üzere. Hoşça kalın.

Yorumlar