22 Nisan 2025
Ömer Faruk Gergerlioğlu: ÖFG TV’den herkese merhaba, her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile size sunduğumuz programımıza bu akşam da başlıyoruz.
Değerli izleyenler ister istemez programlarımızın çoğunda hasta mahpusları, cezaevi sorunlarını gündem ediyoruz çünkü ülkemizdeki en ağır durumlar bunlar. Günlük hayatta da sorunlar yaşayabiliyoruz, hakkımız çiğnenebiliyor, sorunlar, sıkıntılar yaşayabiliyoruz ama en ağır sıkıntılar, hak ihlalleri insanların özgürlüklerinin kısıtlandığı yerlerde yaşanıyor yani cezaevlerinde. O yüzden biz de ÖFG TV olarak cezaevlerine özel bir önem veriyoruz, milletvekili olarak önem veriyoruz, insan hakları savunucusu olarak önem veriyoruz, yakından takip ediyoruz, cezaevlerini ziyaret ediyoruz mahpuslar ile idareciler ile görüşüyoruz, bakanlık yetkilileri ile görüşüyoruz ve bir çözüm bulmaya çalışıyoruz. Çözümler bazen buluyoruz bazen geç kalıyoruz, kimi zaman hasta mahpuslar ölüyor, kimi zaman cezaevindeki annelerin hasreti yüzünden çocuklar ölüyor, kimi zaman anne babalar birbirinden ayrılmak zorunda kalıyor, ayrılıklar, sorunlar, aile çıtırdamalarını getiriyor vb. çok sorunlar yaşanıyor ve şu anda bugün de yine çok acil ve önemli bir sorun ile programımızı dolduracağız.
Hasta mahpuslar meselesi önemli. Mahpuslar büyük sıkıntılar yaşıyor 100 binden fazla mahpus yerlerde yatıyor, büyük sıkıntılar yaşayanlar var ama en önemlisi insan sağlığını kaybetmesin. Malını kaybetsin, parasını kaybetsin, mevkisini kaybetsin ama sağlığını kaybetmesin. Sağlık gibisi yok. Hepimiz sağlığımızı kaybettiğimiz zaman boşuna başka şeylere üzülüyormuşuz, sağlığımızı en ön planda tutmalıymışız diyoruz. Geç oluyor bazen fakat sağlık konusunda da büyük sorunlar yaşanıyor. Sağlık ile ilgili sorunları dışarıda yaşayabilirsiniz, hastane yetersizlikleri yaşanabilir ama bir de cezaevindeyseniz sağlık ile ilgili sorunları yoğun bir şekilde yaşıyorsunuz, önemli sıkıntılar oluyor. Binlerce mahpus bu sıkıntıları yaşıyor. Onlardan birisini bugün konu edineceğiz.
Birçok cezaevini dolaşmış bir mahpus, Burdur Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde görünüyor, daha sonra Isparta E Tipi Cezaevi’ne alındı, sonrasında Antalya Cezaevi’nde kaydı görüldü ve bu arada da Akdeniz Tıp Fakültesi’nde yatıyor. Cezaevinde kalabilecek bir hali olmayan Ramazan Aktaş pankreas kanseri 4. Evre, uzun bir süredir ihmal edilmiş, teşhisi, tedavisi zamanında yapılmamış durumda, gecikme var ve şu anda infaz erteleme alması da gecikmiş durumda. Acılar içinde ağrılar içinde kıvranıyor, Akdeniz Tıp Fakültesi’nde mahkum koğuşunda yatıyor. Oldukça büyük sıkıntılar çekiyor, acil bir durumu var o yüzden bugün programımıza aldık. Düşünün hepimizin sağlığı sıhhati yerindedir fakat şu anda yatağında iki büklüm yatmak zorunda kalan, yatamayan sandalyede iki büklüm kalan bir hasta mahpus var ve halen ne infaz ertelemesi yapılmış durumda, ne de sağlıklı bir yerde kalabiliyor çünkü hastanede bile kalması oldukça sıkıntılı ve cezaevine gönderilmek üzere. Çok önemli bir skandalın eşiğindeyiz. Önemli bir gecikme, önemli bir sıkıntı yaşandı ve halen infaz erteleme alamadı. Büyük bir aciliyet var. Biz bu hasta mahpusun yanındayız. Her zaman olduğu gibi mağdurların, mazlumların hasta mahpusların yanındayız ve o kişi şu anda cezaevinde olduğu için sesini bize ulaştıramıyor fakat onun eşi Sümeyye Aktaş bugün programımızın konuğu olacak ve Ramazan Aktaş’ın eşi Sümeyye Aktaş olarak bize Ramazan Aktaş’ın neler yaşadığını anlatacak. Önemli sıkıntılar yaşıyorsunuz. Ramazan Aktaş’ın son sağlık durumu ile ilgili gelişmeler neler?
Sümeyye Aktaş : Ramazan bey, pankreas kanseri 4. Evre karaciğere ve sinirlere metastaz yapmış durumda, artık kemoterapi de alamayacak durumda yüksek bir ihtimalle çünkü karaciğer yetmezliği yaşıyor. Kemoterapiyi veremiyorlar. Artık kemoterapi de alamayacak durumda. Şu anda Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yaklaşık 13 gün oldu, dün itibariyle taburcu edeceklerdi ama taburcu olduğunda Burdur Cezaevi’ne gidecekti. Kendine bakamayan, yatakta yatamayan, sandalyede iki büklüm duran, olduğu yerde ne zaman uyuduğunu fark etmeyen, ağır ağrı kesicilerden dolayı ne kadar uyuduğunu fark etmez bir durumda şu anda. Ciddi sıkıntıları var, ağrılarını artık tarif bile edemiyor. Ağrı kesiciler, bir dahaki sefere aynı şekilde kesmiyor ağrıyı. Ağrı kesicinin ebatını ve boyutunu değiştirmek zorunda kalıyorlar ve böyle bir durumda Ramazan bey şu anda.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Oldukça sıkıntılı ve cezaevine gitse çok büyük zorluklar yaşayacak bir hasta mahpus şu anda kemoterapi bile alamayacak bir halde hastanede ağrılar içinde kıvranıyor. Böyle bir duruma duyarsız kalmak mümkün değil. Bir şekilde çözüm bulmak en azından biraz daha rahat bir hastane ortamını sağlanması için infaz erteleme alması gerekiyor. Yoğun bir gayret sarf ediyoruz. Bakanlığa soru önergeleri veriyoruz, müracaatlar ediyoruz, cezaevi ve hastane ile görüşüp gayret ediyoruz ve olumlu bir gelişme bekliyoruz. Ramazan bey kimdir? Ramazan bey neler yaşadı da bu son durum oldu?
Sümeyye Aktaş : Ramazan bey Milli Eğitim’de tarih öğretmeniydi. 21 yıllık görev hayatı vardı. 53 yaşında şu anda. Gayet sağlıklı bir insanken bir anda fark etti ki sırt ağrılarından dolayı defalarca dilekçe verdi. Öğretmenliği çok seven, mesleğini çok seven bir insandı. İlk KHK ile ihraç edildi. 17.5 yıl hapis cezası verildi. Üyelikten bu cezayı aldı. Ramazan bey tahta başında ders anlatırken tebeşir tozu üstüme bulaşıyor acaba milletin hakkına giriyor muyum diyen bir insandı. Olur da kazara okulun bir kalemi, dalgınlıkla bir kağıdı benim kağıtlarıma karışır diye defalarca kendini sorgulayan, defalarca kendini irdeleyen bir insandı. Helal olsun da bir çöpüm olsun çocuklarıma götüreceğim derdi. Kendisi zor bir zaman diliminden geçti. 8 yıldır hapiste Ramazan bey. Bir anda ihraç edildi. Kendisi bile şaşırdı KHK ile ihraç edilmiş olmasına. Bunu hazmetmekte çok zorlandı çünkü gerçekten kendi değerleri hak, hukuk değerleri olan, adalet olgusu çok güçlü olan bir insandı Ramazan bey ve böyle bir şey yaşamış olmak onu ciddi bir şekilde zorladı ama hep ayakta kalmaya çalıştı şu şekilde; “Rabbime vereceğim imtihanda vicdanım rahat. Vereceğim hesapta vicdanım rahat.” Demişti. Hep bu şekilde gitti. Silivri’nin şartları çok zordu. Biz dışarıdan gidip gelirken o kadar zor şartları görüyorduk ama Ramazan beylerin şartı daha ağırdı. Özgürlükleri yoktu. Onun hazmedebileceği şeyler değildi. Bize hep “Sağlığınıza dikkat edin.” Derdi ama kendisi hastalandı.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Meslekten ihraç edildikten sonra kısa bir yargılama sonrası ağır bir ceza aldı ve siz İstanbul’daydınız. Uzun bir süre Silivri cezaevinde kaldı neler yaşadı?
Sümeyye Aktaş : Cezaevinde en başta 40-43-45 kişilik koğuşlarda kaldı. 50 kişilik koğuşlar diyoruz ama kocaman odalar değil. 3-5 kişinin kalabileceği koğuşlara 40-50 kişi dolduruluyor. Şartlar çok ağırdı. Yeri geldi doğalgaz sıkıntısı yaşandı, yeri geldi sıcak su sıkıntısı yaşandı, su kesintileri yaşandı. 8 yılda o kadar çok hukuksuzluklar ile karşılaşıldı ki defalarca dilekçe verdi yeniden yargılanmak için, kendisinin mahkemede dinlenilmediğini, kendi ispatladığı şeylere kıymet verilmediğine dair defalarca dilekçe verdi yeniden yargılanmak için ama her seferinde ret cevabı geldi. Yemekler sıkıntılı. Güneş görememek ayrı sıkıntı. Güneş göremiyorlar, havalandırmaları yetersiz. Bazen nefes kokusundan içeride durulmayacak halde oluyor derdi hep. İstanbul’un sıcağı ve nemi 40-45 kişinin nefesi ile o ortamda “Nefesimizden çıkan buhar İstanbul sıcağı ile yağmur gibi tepemize geri iniyor, bastırıyor.” Derdi, bu şartlarda insanlar hasta olmaz da ne olur? 7 yıl 8 aydan sonra Burdur’a sevk edildi. Ramazan beyin hastalığı öncesinde Silivri’de başlamış. Silivri’de sırt ağrıları vardı. Sayısız dilekçe verdi ama 9 dilekçesine cevap verildi. Sırt ağrılarından artık yatamaz, yemek yiyemez, su içemez olmaya başladı. Doktor olmadığım halde zayıflamanın normal olmadığını gördüm. Revire gidiyor, doktor bir defa şehir hastanesine sevk ediyor, orada kas gevşetici veriyorlar ve kas tutulması, sırtındakinin kulunç ağrısı, olduğunu söyleyip kas gevşetici vuruyorlar ama son zamanlarda artık onlar da fayda vermemeye başlamış. Mayıs 2024’te şikayetler başladı. Ağrılar ile sancılar ile ring arabası ile Burdur’a sevk edildi. Sevk için bize gerekçe göstermediler. “Bakanlıktan kağıt geldi gidiyorsun.” Demişler.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Burdur Yüksek Güvenlikli Cezaevi de zor bir cezaevi. Kötü koşulları olan bir cezaevi. Orada tek kişilik odada mıydı?
Sümeyye Aktaş : Tek kişilik odada kalıyordu. Biz rahatsızlığını Burdur’a aktarıldığı gün odasını temizlerken dinlenmek için yattığında ağır bir mide bulantısı ile kalkıp kusuyor, kusmuğun içinde kan geliyor. Bunu acilen oradaki yetkililere infaz memurlarına bildirince revire çıkartılıyor revire devlet hastanesi acilinden gelen doktor “Kas gevşetici yapamam.” Diyerek hastaneye sevk ediliyor ve orada ilk teşhis konuluyor. Orada yoğun bakıma kaldırılıyor ilerleyen saatlerde ve pankreas iltihaplanması şeklinde teşhis konuluyor 30 Aralık’ta kaldırılıyor, 1 Ocak’ta E Nabız’a düştüğünde gördük, bize haber verilmedi.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: İlk şikayetlerin başlamasından 6-7 ay sonra artık olayın ciddiyetinin ortaya çıkması ve hastaneye kaldırılması ancak vuku buluyor.
Sümeyye Aktaş : Başka bir garabet yaşamaya başladık. Ramazan bey 7 gün yoğun bakımda kaldı. 10. Gün sevk edildi normal servise alındı orada kaldı ve basit bir pankreas iltihaplanması tedavisi görerek geri gitti. Orada ağrı kesicileri verildi. Biz yanına ziyarete gittik, kapalı görüşe gittiğimizde basit bir pankreas iltihaplanmasının bu kadar ağrı yapması ya da bu kadar zayıflatması, bu kadar kendinden geçirmesi e nabızdaki verileri alarak kendi imkanlarımız ile teşhis koydurmaya çalıştık. MR, ultrason görüntülerini aldık. Yolda “Ben doktorum” diyen insana görüntüleri gösterir hale geldim. Bir tanesi bana dedi ki: “Ben bu işin profesörüyüm” kendi imkanlarımız ile ulaştık buna. “Burada belli belirsiz nokta halinde bir pankreasta sıkıntı var. Acil ilaçlı MR çektirin.” O dakikadan sonra biz avukat bulduk, gerekli başvuruları yaptık, infaz için başvuru yaptık daha rahat hastane ortamına götürebilelim diye.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: O sırada hangi hastanede kalıyordu?
Sümeyye Aktaş : Burdur Devlet Hastanesi’nde 10 günlük tedavi gördü ve cezaevine geri döndü Ramazan bey bu ağrıları cezaevinde çekti.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Burdur Devlet Hastanesi’nde sıradan bir tedavi gördü, doğru düzgün bir araştırma yapılmadı, teşhiste tam konulmadı. Basit bir pankreas iltihabı gibi algılandı “Tamam bir şeyin yok.” denilerek cezaevine geri gönderildi öyle mi?
Sümeyye Aktaş : Evet bu şekilde oldu. Ramazan bey cezaevinde yatıyor biz ulaşabildiğimiz doktora Ramazan beyin görüntülerini gösteriyoruz, bir tane doktor bize bunun bir pankreas kanseri olabileceğini söyledi. Biz o dakikadan itibaren bir avukat bulup işin peşinde düştük infazını istedik. Hastaneye çıkartmak istedik tam teşekküllü, profesörler bu işi görsün istedik ama hukuk mücadelesi maalesef o anda başladı. Burdur Cezaevi bizi duymadı, defalarca Ramazan bey dilekçe verdiği halde. Biz dışarıdan bütün verileri toparladık. Burdur Ceza İnfaz Savcılığı’na avukatımız teslim etti. Buna rağmen Burdur Cezaevi bizi duymadı. Bir memur avukatımıza: “Basit bir pankreas iltihaplanmasını kullanarak siz bunu çıkartmaya çalışıyorsunuz.” Dedi. Bir memur, hiçbir veriyi görmeden, bunları söyledi ve bütün engellemelerin başında o memur vardı. Biz Burdur Savcılığı, cezaevi ile uğraşırken yaklaşık 45 gün civarında Ramazan beyi tekrar şehir hastanesine çıkarttık ilaçlı mr çekildi. İlaçlı mr’da 45 gün önce nokta halinde denilen pankreas kanseri 40 mm’ye ulaşmıştı ve karaciğere metastaz yapmıştı. Buna rağmen kabul ettiremedik. Doktora gittik ve dedik ki: “Mrlarda bunlar var, doktor sonuçları görmemişti ve tıp ile alakası olmayan insan bile kitlenin 4 cm’e ulaştığını anlayabiliyordu. Doktorumuzdan sevk istedik. Tekrar evrakları toparladık. Doktorumuz burada işlem yapılamaz dedi. Isparta’ya sevk edelim dedi. 10-15 gün daha mücadele verdik Isparta’ya sevk ettirebilmek için. Isparta’ya getirdiğimizde Ramazan beyin karaciğeri ele geçirilmişti hastalık tarafından safra kesesinde taş oluşturulmuş stent takacaklar ama takamadılar safra kesesini hastalık tıkadığı için. Hastane bizi 3 hafta orada tuttu. Orada kaldık. Isparta cezaevine götürdüler bu halde olduklarını bildiği halde. Günlerce ağrıların içinde kaldı. Safra kesesine stent takılamıyor çünkü enzimleri atmıyor, çamurlaşmaya dönüşüyor, bunu cezaevine götürebilir diyor doktor ve götürüldü getirildi. Her seferinde Ramazan bey acılar içinde kıvrandı. Kanser olduğu ve evresi netleşti. Karaciğere metastaz yapmış. Bilirubini düşürmediğimiz müddetçe stent takmak için gün verdiler ama araya 9 günlük bayram tatili girince 9 gün hastaneye kilit vuruldu herkes bayram tatiline gitti. Ramazan bey acılar içinde yarısını hastanede yarısını cezaevinde geçirdi o tatilin ve geri döndüklerinde Ramazan beyi işleme yatırdıklarında cezaevinde tekrar pankreas iltihaplanması olduğu ortaya çıktı. Bu sefer tekrar stenti takamadılar çünkü öyle bir insana narkoz veremeyiz dediler. Göz göre göre öldürüyorlar. Stenti takamadılar sonrasında Akdeniz Üniversitesi’ne sevk ettiler. İnsanlıktan aşağılık bir şey yaşıyorsun. 4. Evre pankreas kanseri stenti takamadı ve cezaevine gönderecekler. Narkozdan yeni çıkıyor. Doktor 2 kere deneme yaptı aynı narkoz ile ama takamadı. Stenti takamadı ve bu adamı yarı ayıldı ayılmadı infaz memurları jandarma cezaevine nasıl götürürüz derdine düştü. Ramazan beyin hastalığından çok hukuksuzluklar ile uğraştık. Pankreas kanseri 4. Evre, ben bu adamı nereye kaçırabilirim. Elimde mi ölsün? Yanına sokmadılar beni ama “götüreceğiz” diye konuşuyorlardı. Doktor yoğun bakıma aldı. 1 gün yoğun bakımdaydı. Hastanede hastalar üşüyor yoğun bakım ünitesinde çarşaf dışında bir şey vermiyorlar hastalara. Dışarıdan yorgan battaniye getirenler var ama bizimki alınmıyor. İnsanlar hastası üşümesin diye yorgan battaniye getirince talepte bulunduk ama bir çarşaf daha örttüler üstüne. Ertesi gün Ramazan Bey Akdeniz Üniversitesi’ne kabul edildi, Akdeniz Üniversitesi’ne götürülecek. Ring aracı ile götürmeye kalktılar. Ambulans tutun parasını ben ödeyeyim dedim. Giden memurun harcırahını ben ödeyeyim ama ambulans ile götürün dedim. Bana ortalığı karıştırdığım söylendi bir memur tarafından. Ben hukukun dışına çıkmamaya çalışıyorum dedim. En sonunda Sağlık Bakanlığı’ndan ambulans istemeyi düşündüler yazı yazılacak ve ne zaman cevap gelecek?
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Şu anda Tıp Fakültesi’nde yatıyor fakat bir hekim olarak olayı tahlil ettiğimde; önemli bir gecikme var. yaklaşık 1 yıl önce başlayan şikayetleri var, kanser var, zamanında teşhis ve tedavi yok, gerekenler yapılmamış ve iş işten geçtikten çığırından çıktıktan sonra hastaneye gidiyor o zaman da bir şey yapılamıyor. Hastanede yatıyor ne stent takılıyor ne kemoterapi veriliyor. Çok üzücü bir tablo bu. Zamanında teşhis yapılsaydı gereken ameliyat kemoterapi verilebilirdi bugünlere gelinmezdi bu çileler çekilmezdi. Şu an Ramazan Aktaş çile çekiyor. Cezaevi yetkililerinin Adalet Bakanlığı’nın büyük ihmali var. Silivri Cezaevi başta olmak üzere Burdur Isparta Antalya Cezaevlerinin önemli ihmalleri var. sırasıyla birçok hastanenin ihmali var ve göz göre göre Ramazan Aktaş ölüyor. Oldukça ağır durumda sandalyesinde iki büklüm oturan yatamayan bir hasta ve Ramazan Aktaş için artık her şey çok gecikmiş durumda. Biz buna bir şey yapamayız diyor doktorlar. Onu çıkartmak istiyorlar, cezaevine gitse ne olacak! Son derece kritik bir yerdeyiz. Sayın Adalet Bakanlığı yetkilileri, Sayın Bakan Yılmaz Tunç çok sıkıntılı bir durumda aile, sesini duyun lütfen.
Sümeyye Aktaş : Adalet Bakanı’na Sağlık Bakanı’na ve Adli Tıp Kurumu görevlilerine sesleniyorum; lütfen artık bu hukuksuzluğa dur deyin! Sağlık Bakanı bu ihmaller zincirini görsün ve bir dur desin. İnfaz ertelememiz imzalansın artık. İmzalansın ki en azından onun bu son hali ile ilgilenebilecek bir tıp kuruluşuna aktarabilelim. Doktor nereye giderse gitsin dedi. İster cezaevine gitsin ister evine gitsin dedi. Bu benim sorunum değil dedi. Benim burada yapabileceğim bir şey kalmadı dedi.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok gecikme olduğu için 4. Evre olduğu için pankreas sağa sola metastaz yaptığı için karaciğer safra kesesi her tarafı tıkadığı için bilirübinler yükselmiş durumda. Kemoterapi verilecek bir hal yok. Hasta ağır ağrılar içinde kıvranıyor ve bu sırada hala mahpus, hala infaz erteleme almamış durumda. Böyle bir adamın neresini cezalandırıyorsunuz? Sayın Adalet Bakanı’na soruyorum! İnsanları adil veya adil olmayan yargılamalar ile yargılayıp cezaevine atabilirsiniz bu ayrı bir konu fakat bu denli ağır bir hastanın daha cezaevinde işi ne Sayın Yılmaz Tunç? Sayın Sağlık Bakanı? Sayın Adli Tıp Kurumu Yetkilileri? İki büklüm yatan, ağrılar içinde kıvranan bir insana işkence yetmedi mi? Adli Tıp Kurumu aylardır neyi bekliyor? Adli Tıp Kurumu’na evraklar gitmiş, Adli Tıp Kurumu hala 2 dakikada vereceği bir kararı ki apaçık ortada ağır bir kanser var, ben de bir hekimim bunu bekletmenin bir anlamı yok. Hasta büyük sıkıntı yaşıyor, hasta yakınları büyük sıkıntı yaşıyor, hastanın evi İstanbul’da kalkmış Antalya’ya gelmiş, otellerde perişan, hasta hastanelerde perişan, bu hali ile cezaevine gönderilmek isteniyor. Oldukça ağır bir tablo var, bu yüzden ÖFG TV’ye aldık. ÖFG TV, bunun için var Allah’a şükür var. böyle çok zor durumdaki insanların sesi olmak için var. Biz bundan dolayı da bir mutluluk hissediyoruz, son derece sıkıntılı durumdaki insanların sesi olabildiğimiz için çünkü seslerini duyuramıyorlar. Sümeyye Hanım aylardır sesini duyuramıyor, çırpınıyor, Ramazan bey sesini bile çıkartacak halde değil, kıvranıyor, yerinde uyuyor, Sümeyye Hanım çırpınıyor, bayram günü bana ulaştı, biz müdahil olduk. Hastaneleri aradık, cezaevini aradık, hala arıyoruz, hastayı bu hali ile hastaneden çıkartmak istiyorlar. Akdeniz Tıp Fakültesi’nden bir müddet daha idare edin diyoruz. Birkaç gün daha idare edecekler ancak sonrasında ne olacak? Bu meçhul! Sümeyye Hanım ne olacak? Siz bu anı ve sonrasını nasıl görüyorsunuz?
Sümeyye Aktaş : Dün Ramazan beyin taburcu edileceğini söylediklerinde infaz memurları ring aracıyla Burdur’a götürmeye kalkıştılar. Allah kime ne kadar ömür verdi bilemeyiz, belki bir şekilde birkaç ay, bunu söylemek bir anne için, eş için çok zor ama doktorlar zorla kabul ettirdiler bunu bana. Cezaevinde bir ölüm daha, sonu böyle!
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Allah şifa versin, Allah acı çektirmesin.
Sümeyye Aktaş : 2 çocuğum var. Onlar Ankara’da, ben eşimin başındayım.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sizin yaşadığınız sıkıntıları anlıyorum, bir hekim olarakta çok ağır şeyler yaşadığınızı görüyorum anlıyorum. Siz de bir hasta yakını olarak çok büyük sıkıntılar, çileler çekiyorsunuz hele ki hasta hem çile çekiyor, cezaevi, hastane, yollar Silivri’den Burdur’a çileli bir yolculuk hasta hali ile ardından Burdur’da yaşadıkları, ocak ayından beri yoğun bakımlar, cezaevi, hastanelerde sürünen bir hasta çile çeken bir hasta, siz onun peşinde çok ağır sıkıntılar yaşadığınızı görüyoruz. Buradan bakanlık yetkililerine sesleniyoruz, Adli Tıp Kurumu’na sesleniyoruz. Bu nasıl bir iştir? Lütfen artık bu raporu çıkartın. Belli ki infaz erteleme alabilecek bu belli ama hala bu raporu bekletiyorsunuz. Neyi bekletiyorsunuz? Ölsün diye mi bekletiyorsunuz? Cezaevi köşelerinde, hastane köşelerinde ölsün mü Ramazan Aktaş? Bir öğretmendi o, bir şekilde işinden ihraç edilip ağır cezalara çarptırıldı, belki onların kahrından, neler yaşadı bilmiyoruz. Pankreas kanseri ve genç yaşta yakalanmış. Çok kötü koşullarda cezaevi hayatı buna neden mi oldu bilemiyoruz ama genç yaşta ağır bir kanser hastalığına yakalanmış. Bir de bunun üstüne teşhis ve tedavi gecikmeleri yani her türlü çile yaşatılmış. İşinden atılmış, evinden atılmış, özgürlüğünü kaybetmiş, zindanlara atılmış, sağlığını kaybetmiş, tedavi görememiş, hastane hastane sürünmüş, çile çekmiş. Şu anda da infaz erteleme alamıyor. Olacak bir iş değil. Türkiye’de hal bu. Sayın Nacho Sanchez Amor’a da iletiyoruz; işte Türkiye cezaevlerinin hali bu efendim. Biz burada bir milletvekili olarak çırpınıyoruz, bir hasta yakını karşımda, bir hekim olarak durumu çok iyi anlıyorum. İnsan hakları savuncusu bir hekimim bu durumları çok iyi anlayan bir insanım. Oldukça ağır bir durum ile karşı karşıyayız. Adalet Bakanlığı yetkililerini de aşıyoruz artık çünkü bir çare bulmuyorlar. Uluslararası alana geçiyoruz. Avrupa Birliği Parlamentosu Raportörü Sayın Nacho Sanchez Amor Türkiye’de bunlar yaşanıyor işte. İnsanlar çile çekiyor, kıvranıyorlar ve halen cezaevlerinden çıkamıyorlar. Olacak bir iş değil. Tüm yetkililere buradan sesleniyoruz, bir skandal, rezalet yaşanıyor burada ve halen bu durum devam ediyor. Bir an evvel bir çare, bu insan en azından evinde huzur içinde son günlerini yaşasın. Eşi son derece üzgün, Sümeyye Hanım bugün programımıza çıkmayı kabul etti, bir otel odasından bize bağlanıyor. Çocuklarından ayrı Antalya’da perişan durumda, gecesi gündüzü birbirine karışmış bir durumda. Hasta yakınlarının durumu böyledir biliyorum. Hastalık bir tarafta, olmayan işler, yürümeyen bürokrasi, kırtasiye tüm bunlar büyük sıkıntı. Biz çözüm için en yüksek ses ile haykırmaya devam edeceğiz. Çok geçmiş olsun. Allah şifa versin. Allah acılarını ağrılarını azaltsın.
Sümeyye Aktaş : Adli Tıp Kurumu’na seslenmek istiyorum, infaz ertelemesini imzalayın artık, imzalayın ki adam evine gitsin! Evine gitsin, çocuklarının içinde ölsün. Bunu acı bir şekilde kabul ettim ama kabul ediş ile birlikte eşimin hastanede kalmasını sağlamaya çalışıyorum. Ben oturup eşim için ağlamak istiyorum artık. Hukuk ile boğuşmak istemiyorum. Zulüm içinde bir zulüm gibi bir şey bu.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok ağır bir durum yaşıyorsunuz, umarım bir an evvel çözüme ulaşırız. Bu programı da bunun için yapıyoruz, çözümü hızlandırmak için, inşallah. Allah acil şifalar versin. En kısa sürede hayırlı bir yol açsın.
Değerli izleyenler, çok önemli bir program yaptık. Üzülmemek mümkün değil, bu durumu hissediyorum, aylardır takip ediyorum. Meclis’ten haykırıyoruz, bakanlığa soru önergeleri veriyoruz. Çırpınıyoruz burada ama göz göre göre bir insan ağrılar içinde, acılar içinde kıvranarak ölüme doğru gidiyor. Hiçbir şey yapılamıyor. Türkiye cezaevlerinin hali bu. Yürek parçalayan bir durum. Çok üzücü bir durum olduğunu görüyoruz.
Haftaya tekrar buluşacağız inşallah güzel şeyler ile buluşuruz ve bu sıkıntının bittiğini haber vererek buluşuruz. Hepinize haftaya Salı günü saat 21.00’a kadar güzel bir hafta diliyorum. Hoşça kalın.


























Yorumlar