12 Mayıs 2025
ÖFG TV’den herkese merhaba. Her hafta salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konuklarıyla size sunduğumuz programımıza başlıyoruz.
Bu hafta biliyorsunuz Türkiye tarihinin belki en önemli olaylarından birisi oldu.
Dün PKK silahı bıraktığını açıkladı ve İmralı’dan gelen fesih kararına uyduğunu, çalışmalarını durdurduğunu açıkladı. Bu önemli çünkü Kürt meselesinin çözümü yolunda bir adım atılmış oluyor.
Biz yıllardır barış sağlanması için uğraş veren, bu konuda bedeller ödeyen insanlar olarak bu süreci önemsiyoruz. Tabi aksamaması gerekiyor, hakiki olması gerekiyor.
Gerçekten sorunun kaynağına yönelik olması lazım. Sorunun kaynağında silah yoktu, sorunun kaynağında hukuksuzluklar vardı, şimdi olduğu gibi. Antidemokratik bir devlet anlayışı vardı ve bundan dolayı birileri silaha sarıldı.
Ülkede bu hukuksuzluklar bitmedi. Maalesef ki devleti eline geçirenler hukuksuzluklara devam etti. Bugün de farklı hukuksuzluklar devam ediyor. Devlet, iktidar yaptıklarından ders almıyor ve sorgulanamaz bir güç olduklarını düşünüyorlar, esip gürlüyorlar, kasıp kavuruyorlar. Bu böyle olmaz.
Kürt meselesinde büyük bedeller ödedik ve sonunda zor bela bir yere gelindi. Umarım en sonuna da gelinir. Bugün Türkler ve Kürtler açısından ve devlet-örgüt açısından da önemli bir gündü.
Sadece Türkiye sınırları içinde değil, komşu ülkelerde ve tüm dünyada bu karar yankılandı. O kadar etkili bir karardı. Bakın milyonlarca kişinin yaşadığı bir bölge ve bu bölgedeki insanlar Avrupa’da, Amerika’da ve dünyanın dört bir tarafında yaşıyorlar ve son derece büyük önem arz eden bir karardı bu ve insanlar bunu bekliyordu.
Biz bu kararın sonrasında meselenin bize düştüğünü düşünüyoruz. İnsan hakları savunucuları için asıl mesele şimdi başlıyor. Çatışma çözümleri bunu gösteriyor çünkü birileri silahı bıraktığı zaman meseleler bitmiyor. Belki ueni meselenin başlangıcı oluyor. O yüzden barışı korumak, çatışmaları tekrar başlatmamak hepimizin görevi olmalı çünkü bir kişinin bile canı, bir evladın bile canı her şeye değer.
Bugün üç konuğumuz olacak. İki anne, bir de avukat arkadaşımız. İki anne için oğlu ve kızı son derece değerli ve onlar için içleri yanıyor. Şimdi her anne için evladı dünyanın en değerli evladıdır. Her çocuk için annesi en değerli annesidir ve bu süreç hep böyledir.
Çocuklar öldü, analar ağladı ve inanılmaz bir süreç devam etti. Biz çocuklar ölmesin, analar ağlamasın dediğimiz için cezalandırıldık, bedeller ödedik. Benim gibi başka birçok kişi de bedeller ödedi ve ödemeye devam ediyor. Maalesef ülkedeki hukuksuzluklar bitmeyince analar da ağlamaya devam ediyor.
Bugün iki önemli konumuz var. İlki, açlık grevindeki bir anne. Oğlu Ahmet Arslan açlık grevinde ve uzun süredir açlık grevinde artık hayatı tehdit edici boyutlara ulaşmış durumda. Mersiye Arslan hanımefendi ile konuşacağız. Mersiye anne, Ahmet Arslan’ın annesi. Bir anne. 200 günü geçkin bir şekilde ciğeri yanıyor. Bir şey yemiyor bu annenin çocuğu. Tuzlu su, şekerli suyla idare ediyor. Her annenin içi sızlar bu annenin durumunu gördüğünde çünkü cezaevleri koşullarıyla ilgili oğlunun çok önemli şikayetleri var ve protesto ediyor.
Mersiye Arslan: Ben Mersiye Arslan. Üç tane çocuğum var benim. En büyüğü Sercan Ahmet Arslan, şu anda hapiste. Antalya’da yaşıyoruz biz. Oğlum açlık grevinde.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: 205. günde Sercan Ahmet Arslan, biz aylardır bu mahpusu dile getiriyoruz. Mersiye annemiz çaresizlik içinde çırpınıyor ve biz kendisine programımıza bir çıkın derdinizi bir anlatın dedik. Şimdi Ahmet Arslan’ı bir anlatın Mersiye Hanım. Ne oldu, ne bitti? Ahmet Arslan neden cezaevine girdi? Neden başına bunlar geldi? Nasıl bir yere atıldı? Buyurun, baştan itibaren bir anlatın. Ahmet Arslan kimdir? İlk önce onu anlatın. Ahmet Arslan kimdir? Neden cezaevine girmiştir? Neden böyle bir greve girmiştir?
Mersiye Arslan: Sercan’ın hiçbir suçu yok zaten. Sercan suçu olmadan cezaevine girdi. 10 senedir yatıyor. Kuyu tipi cezaevine soktular onu. Orada şu anda açlık grevini başlattı. Ufuk Sezgin diye arkadaşları var. Onun gibi sadece Sercan değil. Babamızı da yeni kaybettiğim için acımız büyük bizim şu anda. Yüksek güvenlikli kuyu tipi hapishaneleri kapatılsın diyor oğlum. Orada güneş görmüyor. Hiçbir şekilde sosyal hayatları yok kitap okuma gibi. İzmir Kırıklar Cezaevi’nde. 7 aydır açlık grevinde 205. günü bugün. Kuyu tipi cezaevine de 8 ay oldu gireli. Durumu iyi değil. 1 hafta oluyor geleli oğlumun yanına.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Açlık grevine başladığı zamanki hali nasıldı? 205. günde şu anda. Oğlunuzun durumu nedir? Sağlık açısından.
Mersiye Arslan: Oğlum iyiyim dese bile ben iyi görmedim oğlumu. Kemikleri görünüyor artık. Çok kötü. Malum 205. günü bugün. İyi değil oğlum. Biraz daha giderse kaybedebilirim oğlumu ben. Onun arkadaşları da öyle ama benim oğlum daha önde gittiği için durumu daha kritikleşti oğlumun. Kapatılsın kuyu tipi cezaevleri istiyoruz biz anneleri olarak. Tüm çocuklarımızın adına konuşuyorum artık. Kapatılsın istiyorum. Oğlumu kurtarın diyorum çünkü çok üzülüyorum oğlumun haline. Kurtarılmasını istiyorum oğlumun. Hükmü onanmadı. Daha belli değil. 10 senedir yatıyor ama cezası daha belli değil.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: 8 aydır bu cezaevine gönderildi. Daha kötü bir cezaevine gönderildi ve kuyu tipi bir cezaevinde. Peki oğlunuz ne istiyor? Talebi nedir? Bu açlık grevini hangi şartlarda bırakacak?
Mersiye Arslan: “F tipi yüksek güvenlikli cezaevleri, kuyu tipi cezaevleri kapatılsın.” diyor. Arkadaşı Ufuk Keskin’in raporu olmasına rağmen hastalığı olduğu halde yalnız ve tek başına yaşıyor ama yalnız olmaması gerekiyormuş. Ufuk’un durumu iyi değil. Bir de raporu varmış. Şeker hastası. Böbreklerinden hasta ve unlu yiyecek yiyemiyor. Her yere kamera koymuşlar, izleniliyormuş her yerden. Hem tek hücrede güneş görülmüyor. Tuvalet, banyo, oda hepsi bir yerde. Hem kamerayla izleniliyor. Benim oğlum daha önce de işkence görmüştü zaten 2-3 sene önce. “İşkence yok” diyorlar ama işkence var. Kuyu tipi cezaevlerinin kapatılmasını istiyor. Arkadaşları da kuyu tipi cezaevinde. Onların da aynı şekilde yaşamasına “hakkımız var.” diyor.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Açlık grevini bırakmasını istediniz mi siz? Mutlaka bir anne olarak siz bir şeyler söylemişsinizdir. Bu konudaki onun tavrı nedir?
Mersiye Arslan: Şartlar yerine getirilirse bırakacağım diyor ama bırakmıyor beni dinlemiyor. “Şartlar yerine getirilirse bırakacağım.” diyor. Başka hapishaneye sevk edilmesi, Ufuk arkadaşının sağlığı yerine gelip onun da aynı şartlarda yaşamasını istiyor. Öteki arkadaşların da aynı şekilde çünkü “Bizim suçumuz yok. Suçumuz olmadığı halde biz bunları katilmiş gibi, tecavüzcü gibi itibar görüyoruz olmadığımız halde.” diyor.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki bu sizi nasıl etkiliyor Mersiye Hanım? Çocuğunuz fizyolojik olarak önemli bir sıkıntı yaşıyor. 205 gündür açlık grevinde. Mutlaka zayıflaması vardır. Kaç kilo zayıfladı? Sizi nasıl etkiledi bu durum?
Mersiye Arslan: Şu anda benim oğlum 40-45 kilo. 90 kilodan düştü ve çok zayıf durumda. Çok zayıfladı, bayağı bir zayıfladı. Böyle giderse ölecek diye korkuyorum ben çünkü 205. günü. Uykusuzluk var, kas ağrıları var. Zor yürüyor. Kemikleri görünüyor. Oturup kemiklerini sayabilirsiniz. Ben bir de üzüntü yaşadım. Eşimi daha yeni kaybettim. Oğlumu da kaybetmek üzereyim. Benim halimi düşünebilirsiniz. Gözünün önünde bulundurabilirsiniz. Nasıl bir hayat psikolojik olarak düşünün. Zor bir durumdayım.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Başınız sağ olsun. Allah rahmet eylesin. Hem eşiniz hem şu an çocuğun bu ağır durumu sizi de sarsıyor tabi. Sizin de uykularınız kaçıyordur.
Mersiye Arslan: Aynen öyle. Ben de rahatsızım zaten. Kanser tedavisi de gördüm ben. Şu anda kontrollere gidiyorum. Ben önemli değilim ama çocuğum yaşama tutulması için yardımlarınız gerekiyor. O yüzden yardımlarınızı bekliyorum, yardım edin çocuğuma diyorum.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bize mektup gönderdi. Biz onun mektubunu gündem ettik. Belki görmüşsünüzdür, duymuşsunuzdur. Ahmet Arslan’ın mektubunu gündem ettik. Durumunu anlattı bize. Konuyla ilgilendiğimizi, Mecliste bu konuda basın toplantıları yapıyoruz. Bu hapishanelerin gayri insani şartları yüzünden başka da açlık grevi yapan insanlar var. Oldukça zor bir konu. Bu akşam herkes belki akşam yemeğini yemiştir ama 205 gündür o akşam yemeğini ve diğer yemekleri yemeyen insanlar var bu ülkede.
Mersiye Arslan: Oğlum elimden kayıyor, gidiyor. Ne yapacağımı, nasıl yapacağımı bilemiyorum. Ben meclisteki tüm milletvekillerine sesleniyorum. Oğluma ve tüm arkadaşlarına yardım edin. Başka bir şey istemiyorum ben.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki, tüm milletvekillerine, tüm bakanlık yetkililerine de çağrı yapıyorsunuz. Cezaevlerindeki olumsuz koşullar kaldırılsın. İnsan haklarına aykırı bu cezaevleri yok olsun ve çocuğunuz da hayatta olsun istiyorsunuz. Biz sizi gündem etmeye devam edeceğiz. Sesiniz olduk bu akşam ve olmaya devam edeceğiz çünkü Sercan Ahmet Arslan’ın sağlık durumu kötüleşmeye başlıyor. 205 gün az değil. Çok ileri bir gün sayısı. İnsanların 205 gün yemek yemeden durması, sadece suyla, şeker, tuzla idare etmesi olacak şey değil. O yüzden biz bakanlık yetkililerini duyarlığa davet ediyoruz. Bu konudan haberleri yok mu Sayın Yılmaz Tunç? Sayın Recep Tayyip Erdoğan? Ülkede insanlar cezaevinde ölsün mü ? Açlığından ölsün mü? Proteste yaptığı için açlığından ölsün mü diyorum. Eşini kaybetmiş, kendisi kanser olan bir anne var karşımızda. Bu sefer de çocuğu kötü cezaevi koşullarından dolayı 200 günden fazla aç. Bu çok ağır bir durum. Annemize Allah’tan moral diliyoruz. En azından psikolojisinin düzelmesi için ona yardım etmesini diliyoruz çünkü ister istemez mutlaka onun da psikolojisi bozuktur. Oldukça sıkıntılı görüyoruz kendisini. Mersiye Hanım, çok geçmiş olsun umarım bir an evvel istekleri yerine getirilir ve Sercan Ahmet Arslan açlık grevini bitirir.
Değerli izleyenler, programımızın ikinci bölümünde iki konuğumuz var. Geçtiğimiz günlerde Gaziantep merkezli bir operasyon yapıldı. Bu operasyonda yüzlerce kişi, bir rivayete göre 208 kişi, bir rivayete göre 320 kişi. Bunu sayın avukatımız netleştirir. Yüzlerce kişi Türkiye’nin dört bir tarafından alındı araçlara uçaklara bindirildi sanki bir teröristmiş gibi gidip Antep’te bir gün boyunca avukatlarından uzak tutuldu gözaltında kötü şartlarda dosyalarında gizlilik kararı var denildi avukatlar koşturdu avukatlara da engellemeler yaptırıldı gözaltı merkezinde, adliyede zorluklar yaşadılar. Nedenmiş? Yurt dışına gezi yapmış bu kişiler. Bosna’ya gitmiş. Gülsek mi, ağlasak mı? Bosna’ya gitti diye insanlar şu anda gözaltına alınıyor bu memlekette ve kimse de buna tepki göstermiyor. İlginç bir ülke. Biz genel kurulda Allah’a şükür tepki gösterdik. Basın toplantılarımızda, çeşitli etkinliklerimizde tepki gösterdik. Böyle saçma sapan şeyler olmasın dedik fakat bu ülkede bunlar yaşanıyor maalesef. Şimdi biz bununla ilgili iki konuğumuzla görüşeceğiz. Birisi Avukat Bayram Karaca, Bayram Bey’in müvekili var Antep’te gözaltına alınanlar arasında. Daha ayrıntılı bilgi verecek bize. İkincisi de hamileyken önceden de düşük yapmış bir kadın, şu anda da 4 aylık hamile. Bu kadını da tutukladılar. Kadının karnında bir de bebek var. İki kişi tutuklanmış durumda. Bebek sıkıntıda. tutuklanan Hatice Doğru’nun annesi de büyük bir sıkıntıda. İlk olarak Sayın Avukatımız Bayram Karaca ile görüşeceğiz. Nedir bu Antep’te bir garip olaylar yaşanıyor. Çok yoğun bir gözaltı, operasyon İçişleri Bakanı “Bir ton terörist yakaladım.” Diyor. Kim bu teröristler ? Allah aşkına ne yapmış bu teröristler? Kıyamet mi koparmışlar? Ne yapmışlar? Ne kadar büyük silahlar, bombalar taşımışlar. Buyurun bir anlatın işin ironik tarafı ortaya çıkacak sanırım.
Bayram Karaca: Biz bu meseleyi maalesef hukukçular olarak, avukatlar olarak bu meseleyi anlamış değiliz. Çok gariptir, biz bunu anlamış değiliz. Bu soruşturma Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu’nun 2024/109611 sayılı soruşturma ile başlıyor. Soruşturma nasıl başlıyor? Soruşturma bir gizli tanığın ihbarıyla başlıyor. Bu ihbar da şu şekilde oluyor. Gizli tanık bir tane ses kaydını götürüyor, emniyete teslim ediyor. Bu ses kaydının da yaklaşık işte 9 dakika 43 saniye, 9 dakika 55 saniye şeklinde böyle 2-3 tane ses kaydını emniyete teslim ediyor. “Efendim, burada insanlar işte yurt dışına gidiyor, gezilere katılıyor.” ki bu ses kaydının çözümlenmesi de yapılmış. Müvekkilimin ifadesinde de bizatihi müvekkile de soruldu. Ses kaydında özellikle genel geçer 1-2 kişinin aralarında konuşulduğu telefon kaydı ses kaydı dediğimizde bu telefon kaydı. Burada bir yurt dışı gezisinden bahsediliyor gidilecek edilecek geçen sene gidildi bu sene farklı olacak şeklinde devam eden uzunca bir ses kaydı. Öncelikle bu ses kaydının çözümlenmesinin CMK’nin kanunlarına uygun bir şekilde yapılıp yapılmadığını, nihayetinde bu delil elektronik bir delildir. Elektronik delillerin de sıhhati saklanması, korunması ve bu delillerin değiştirilip değiştirilmediğini de bilmiyoruz. Bütün bunlar kocaman bir soru işareti olarak maalesef durmaktadır. Tarafımızdan bu ses kaydının orijinali bize verilmiş değil. İçi bomboş olan bir ses kaydı neymiş efendim insanlar yurt dışına geziye gidiyor, Bosna Hersek’e geziye gidiyor, yok Arnavutluk’a geziye gidiyor, annesi babası yurt dışına gitmiş, annesi babasıyla görüşmüş şeklinde içi bomboş olan çok açık net söylüyorum. Dosyada kısıtlama kararı var, gizlilik karar alınmış. Biz tabi detayını bilemiyoruz fakat soruşturma nihayete kavuştuktan sonra biz bu iddianame hazırlanıp muhtemel bir kovuşturma aşamasına geçildiği zaman biz bu soruşturmanın bu dosyanın tamamını görebileceğiz fakat benim öngörüm şu şekilde bu dosyanın bu soruşturmanın içinin aman aman çok dolu olduğunu tırnak içerisinde belirtiyorum. Çok kuvvetli delillerin olduğunu ben zannetmiyorum. Çünkü soruşturma bir ses kaydıyla başlıyor ve bu ses kaydına istinaden yaklaşık 207 kişi gözaltına alındı. Ben gözaltının 2. gününde Antep’e gittim. Biz bu sayıyı da tam olarak tespit edemedik. Soruyoruz, polise soruyoruz, sulh ceza hakimliğinin katibine soruyoruz. Burada kaç kişi tutuklandı? Kaç kişiye adli kontrol verildi? Bu sorunun cevabını net alamamakla birlikte yaklaşık 77 kişi tutuklandı. 125 kişi de adli kontrol, yurt dışı çıkış yasağı ve imza karşılığında salıverildi. Burada hukuka aykırılık nereden başlıyor? Soruşturmanın başında başlıyor. Bir kere gözaltına alınan kişiler müdafilerle, avukatlarla 24 saat boyunca görüşmeme kararı alınmış. Bu kararı biz göremedik. Sorduk kararı bize gösterin diye fakat kararı göremedik. Görememekle beraber muhtemelen bu sulh ceza hakimliğinden bu müdafi ile görüşmenin kısıtlanması kararını alındığını düşünüyoruz. Düşünüyoruz sadece. Şimdi bu müdafi ile görüşmenin kısıtlanması kararı ne zaman alındı? 23 Temmuz 2016’da yayınlanan kanun hükümde kararname ile ceza muhakemesi kanununun 154. maddesinin ikinci fıkrasına eklendi. Deniliyor ki “Türk Ceza Kanunu’nun 2. kitap, 4. kısım 5. 6. 7. bölüm ve Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ile örgütlü faaliyetler çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı maddenin imal ve ticari suçları açısından müdafinin kısıtlama karar alınır. Bu kanun hükmünde kararnamenin ilk halinde bu müdafi ile görüşmenin kısıtlanması 5 gündür. Akabinde daha sonra yapılan düzenlemeyle bu kısıtlama kararı 24 saat ile sınırlandırıldı. Bu kısıtlama kararı neden hukuka aykırı? Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde bir suç ile itham edilen herkesin kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak eğer avukat tutmak için gerekli maddi dayanaklarından yoksun ise adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde resen atanacak bir avukatın yardımından yararlanabilme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Savunma hakkı çok kutsal bir haktır. İddia makamı bir ithamda bulunur, lehe ve aleyhe olan delilleri toplar. Karar verici konumda olan hakim-yargıç karar verir. Avukat da ne yapar? Şüpheli veya sanık hakkında kutsal olan savunma hakkını yerine getirir. Gözaltına alınan bir kişinin en temel hakkı savunma hakkıdır. Ne ile itham edildiğini bilmesi lazım çünkü üzerinde bir şüphe var. Bu şüphenin giderilmesi lazım. Mutlak anlamda giderilmesi lazım ve kendisine hukuki anlamda da yol ve yöntem gösterecek, yordam gösterecek kişi de şüphesiz ki avukatıdır, müdafisidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bu müdafi ile görüşmenin kısıtlanması çerçevesinde bir sürü başvuru oldu. İbrahim ve diğerleri başvurusu en son bu karar çok bu mesele ile ilgili çok ciddi tespitlerde bulunuyor. 2005 yılında Londra’da meydana gelen bir terör saldırısından sonra 3 kişi gözaltına alınıyor karakolda İngiltere’de ve müdafisi olmadan ifadesi alınıyor. Akabinde bir kişi daha bu olayın tanığı olarak çağrılıyor. Daha sonra karakolda tanık pozisyondan çıkıp şüpheli olarak bu kişinin de ifadesine devam ediliyor ve 4’ü tutuklanıyor. Bunlar daha sonra iç hukuk yollarını tüketerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne müracaatta bulunuyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde savunma hakkı çok kutsal bir hak olduğu için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi diyor ki: “Eğer bir hükümet bir davada cana, özgürlüğe veya fiziki bütünlüğe karşı ciddi olumsuz sonuçların ortaya çıkmasını önlemek amacıyla alınması gereken acil bir ihtiyacın varlığı, varlığını ikna edici bir şekilde ispatlarsa evet o takdirde müdafi ile görüşmesi kısıtlanabilir.” burada tahdidi olarak sayıyor. Hangi durumlarda bu müdafi ile görüşmesi kısıtlanabilir ve sebeplerinde açık net bir şekilde gösterilmesi lazım. Cana karşı bir tehlike olacak. Özgürlüğe karşı bir tehlike olacak. Fiziki bütünlüğe karşı bir tehlike olacak ve bu bu tehlike acil bir tehlike olacak. Bunların kanunda maddi olarak da yazılmış olması lazım. Müdafi ile görüşmenin kısıtlanmasının neye istinadenin yapıldığının kanunda açıkça yazılması lazım. Ceza Muhakemesi Kanunu’muzun 154. maddesinin 2. fıkrasında biz şunu göremiyoruz. Diyor ki: “Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh ceza hakimliğinin vereceği karar üzerine müdafi ile görüşmesi kısıtlanabilir.” sadece bu kadar. Hangi durumda, hangi sebep ortaya çıkarsa bu müdafi ile görüşmesi kısıtlanabilir şeklinde bir maddi olarak bir sebep unsurunu biz göremiyoruz. Bu bakımdan da CMK 154. maddemiz zaten Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin veya AİHM kararlarının AİHM içtihatlarına da aykırıdır. Açıkça aykırıdır. Bizim somut olaya baktığımızda hukuksuzluk silsilesi en başından başlıyor dedik ya bunu temellendireceğiz. Somut olaya baktığımızda bizim olayımız nedir veya soruşturmanın başlangıcı nedir? Yurtdışına giden birtakım öğrencilerin işte yurtdışına gitmesi veya orada birtakım iddia oyunda birtakım kampa girerek programlar yapması. Burada İbrahim ve diğerleri başvurusunda AİHM’in tespit etmiş olduğu çerçeveye koyarsak cana karşı bir tehlike var mı? göremiyoruz. Özgürlüğe karşı bir tehlike var mı? Göremiyoruz. Acil bir olay var mı? Bu da yok. Aksine bunların seyahat hürriyeti kısıtlanmış oluyor ve sorgulanmış oluyor. Bu da hem AİHM içtihatlarına hem de anayasamıza maalesef aykırıdır. Dolayısıyla biz bu soruşturmanın ta en başında hukuksuzluk silsilesinin başladığını görmekteyiz. Bunu öncelikle ifade ederek ben başlamak istiyorum. 24 saatlik süreçte müdafi ile görüşmesi kısıtlanan kişilere. Kimler gitti mülakat yaptı, yapmadılar mı bilemiyoruz. Zaten bu soruşturmalar öncesinde bu çok aslında bilinen bir şey. Öncesinde kişilerle birtakım görüşmeler yapıyor, yapılıyor ki bu görüşmelerde baştan ayağa hukuka aykırıdır, kanuna uygun değildir, gözaltında bulunan şüphelinin ifadesi, müdafisi veya avukatı olmaksızın yapılamaz. 24 saatlik süreçte o kişiler orada neler yaşadı? Kendilerine neler yapıldı? Biz bunu sadece kişilerin bize söylemiş olduğu, aktarmış olduğu beyanlarından biz anlıyoruz ki onları da programımızın ilerleyen aşamasına ben müsaadeniz olursa aktaracağım. Bunlarla neler yapıldı biz bunu bilemiyoruz. Dolayısıyla bu müdafi ile kısıtlama kararının alınmış olması soruşturma dosyası kapsamında bu açıkça AİHM içtihatlarına aykırıdır. Bizim bu noktadaki mevzuatımız da, CMK’mız da eksiktir. AİHM içtihatlarından maalesef çok uzaktır.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Şu anda bu denli keyfi bir şekilde avukatından uzak tutulan ve seyahat hakkı sorgulanan, usulsüz bir şekilde böyle bir dosyada gizlilik ve abartılı operasyon görüntüleri, “Büyük teröristleri yakaladık” görüntüleri, “Gizli bir örgüt çökertiliyor, büyük operasyon” görüntüleri ile ama içi boş bir dosya abartılarak insanlar, çoğu da öğrenci, kimisi hamile, kimisi öğrenci, kimisi ev hanımı, çoğu kadın sanırım, erkekler de var. Çoğu öğrenci. Bir de eğitim hakları, anayasal hakları da şu anda tehdit altında. Tıp fakültesi öğrencisi, şu anda kurul sınavlarına girecekler. O sınava giremezse 20 gün sonra kimisi sınavına girecek, 15 gün sonra girecek. Yılı gidecek, büyük kayıplar yaşanacak. Kimisi okulu bitirmek üzere yine bitiremeyecek, yıl gidecek. Çok kayıp tehditleriyle karşı karşıyalar. Çocukların o gençlerin kadınların psikolojilerini nasıl gördünüz Bayram Bey? Neydi ilk anda gördüğünüzde oradaki manzaralar neydi?
Bayram Karaca: Müvekkilim özelinde ben öncelikle şu ayrıntıyı ifade ederek devam etmek istiyorum. Canlı yayına katılmaya psikolojik olarak hazır olmadığını ifade etti. Ben de bu nokta itibariyle kararının kendisine ait olduğunu ve bir şey diyemeyeceğimi söyledim. müvekkilim pazartesi günü gözaltına alındı. İstanbul’da bir gece karakolda bekletildi. Akabinden Gaziantep’ten gelen kolluk güçlerinden, polislerden birkaç kişi bunları toplayarak İstanbul’da zannedersem toplamda 60 kişi gözaltına alındı. Türkiye’nin değişik vilayetlerinden Ankara’dan, İzmir’den Yozgat’tan insanlar toplanarak Maraş’ta bu insanlar, Maraş Havaalanı’nda hepsi birleştirilip, Maraş’tan Gaziantep’e kara yoluyla götürüldü. Ben Gaziantep’e çarşamba günü gittim gider gitmez öncelikle müvekkilimle görüşme yaptım. Zaten ben gitmeden benden 1 saat önce karakola getirilmişti. Ben o insanların, o çocukların diyeyim, çünkü 18 yaşına henüz yeni girmiş, 19 yaşında, 20 yaşında, 21-22 yaşlarında genelde üniversite okuyan öğrenciler bunlar geleceğimiz olan kişiler, kimisi tıp fakültesi öğrencisi ifade ettiğiniz üzere, kimisi Boğaziçi’nde okuyor, kimisi Çapa’da okuyor, kimisi çok başarılı öğrenciler ki bu insanların çoğunun da anne babası kanun hükmünde kararname ile ya ihraç edilmiş ya da soruşturmalar kapsamında işlem görmüş, gözaltına alınmış, hüküm yemiş, ceza yemiş kişiler. Bu psikolojiyi yaşamış olmalarına rağmen Türkiye’de bir şeyler üretmek, katma değer üretmek amacıyla, bilim üretmek amacıyla, ilim üretmek amacıyla çünkü bunlar bizim geleceğimiz, ülkemizin gelecekleri olacaklar. Yarın öbür gün onlardan kimisi ekonomist olacak, kimisi hekim olacak, kimisi doktor olacak. Bu çocuklar bu psikolojik durum içerisinde bu başarıları elde etmişler. Esasında bizim bunları takdir etmemiz gerekiyorken maalesef biz bunları alıp böyle içi boş bir dosya olduğunu düşündüğümüz, içi boş bir dosya soruşturma kapsamında gözaltına alıyoruz. Benim müvekkilim ve genel benim izlenimim bu şekilde o çocukların gözlerindeki o korku, o heyecanı, ben onu hayatım boyunca unutamayacağım. Adliye koridorlarında, karakol, nezarethanelerinde çünkü çocuklar henüz 18 yaşına girmişler, yetişkinler. Mevzuat gereği yetişkin, erginler. Fakat ruhsal olarak birçoğu henüz çocuk yaşında. Kimse polis görmemiş, karakol görmemiş. Emniyet nedir, savcı nedir, ifade nedir? Hepsinin gözlerinde korkular, telaş, heyecan, endişe. neye uğradıklarını bilemiyorlar. Birçoğu “Ya işte biz yurt dışına geziye gittik. Masumane bir gezi.” Final sınavlarından sonra, vize sınavlarından sonra gitmişler, yurt dışı gezisine arkadaşları ile gitmişler, geri dönmüşler. Şimdi bu kişilerin iddia edildiği gibi örgüt üyesi olduğunu kabul etsek bu kişiler gittiler, neden geri döndüler peki? Böyle bir şey doğru olsa o zaman gelmezler Türkiye’ye neden geri dönsünler? Öte yandan şu iddiaları da biz duyduk. Herhangi bir işkence yoktu çok şükür fakat 24 saatlik müdafi ile görüşmenin kısıtlanması süresi içerisinde birtakım kolluk güçlerinin birkaç kişiye “Buradan tutuklanacaksınız, geleceğiniz yok, Türkiye’de herhangi bir kamuda çalışamazsınız.” şeklinde ithamlarda bulunulmuş. Kimin tutuklanıp tutuklanmayacağını herhangi bir polis karar veremez, herhangi bir kolluk görevlisi karar veremez. Bunun kararını verecek olan savcının talebi üzerine hakim karar verir. Dolayısıyla bu ifadeyi söyleyen polis hangi cesaretle bunu söylüyor? Çünkü bunlar yarın öbür gün kayda alındığı zaman açıkça görevi kötüye kullanmadan başkaca şeyler devamında gelir. Ben o birkaç günlük gece 2,3,4’lere e kadar hatta ilk gece adliyeye sevk durumunda sabahlara kadar sorgular devam etmiş. 2 tane sulh ceza mahkemesi görevliydi bu konuda. 3 tane savcı görevlendirilmişti Antep’te ve bu kişilerin sorguları yapıldı. Başta ifade ettiğim üzere 77 kişi tutuklandı. Bu sayı daha fazla da olabilir. Bunu tam teyit edemedik. Yaklaşık 125 kişi de adli kontrolle salıverildi. Orada mesela benim şu durum çok dikkatimi çekti. Bir aileden 3 kişi vardı. Baba, 2 tane çocuk. Sen bir ailenin neredeyse tamamını gözaltına almışsın, işte çocukları almışsın, babasını almışsın, bir annesi kalmış, onu da alsaydın yani! Tabi bunu bir ironi olarak söylüyoruz fakat hukuka aykırılıklar maalesef vardı ama herhangi bir şiddet olayı yoktu çok şükür, buna şükür diyoruz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Bayram Bey, işin vehameti artıyor. Şu an için bana gelen bir habere göre tutuklanan kadınlardan birisi dört gün içinde dört kez intihar girişiminde bulunmuş ve hastaneye kaldırılmış. Böyle bir haber geldi.
Gülizar Sultan: Doğru. Bugün Adana’ya kaldırdılar akıl hastanesine götürdüler. Biz oradaydık.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Evet, çok vahim bir durum var. Gülizar Sultan ile biraz konuşalım. Çok insani dramlar var. Bir intihar girişimi olayı var bir kadında. En az 4 kez intihar girişimi var. Korkunç bir olay. Böyle uyduruk gerekçelerle ağır bir şekilde avukatlarından uzak tutularak tutuklanmış insanlar intihar girişiminde bulunabiliyor. Gülizar Hanım’ı da niye program aldık? Hatice Doğru’nun annesi kendisi. Hatice Doğru daha önceden düşük yapmış. Şu anda da 4 aylık hamile ve Gülizar Sultan görüyorsunuz çok tedirgin, çok üzüntülü çünkü o kadar söylenmesine rağmen tamam her şey böyle kötü hukuk çok kötü bir şekilde uygulanıyor. Evet her şeyi anladık ama bu kadın iki canlı karnında bebeği var. Önceden bir düşük hikayesi var. Tıbben de çok sorunlu bir durumdur bu.
Gülizar Sultan: Benim kızıma da korkutma amaçlı karakolda, emniyette Öocuğunu göremezsin, çocuğunu alırız. Sana şunu yaparız, sana bunu yaparız. “ gibi şeyler söylemişler Korkudan o düşük yapabilir. Zaten altı, yedi ay önce düşük yaptı. Kalp ritm bozukluğu var. Ben kızımın hayatından endişe ediyorum. Türkiye’de adalet yok mu? Kadınlara bu yapılır mı? O gencecik pırıl pırıl gençler kadınlar orada, kadın hukuk öğrencisi intihara kalkışıyor bıçakla, sonrasında çamaşır suyu içiyor. Bugün de Adana’ya sevk ettiler çünkü psikolojisi kalmamış kimsenin. Adalet istiyorum adalet. Bu çocukları çıkaralım. Pırıl pırıl gençler bunlar bizim geleceğimiz. Biz çocuklarımızı kime emanet edeceğiz? Benim kızım hayatından ben endişeliyim. Uykum yok. Ben şeker hastasıyım, tansiyon hastasıyım. Kaç gündür uykumuz yok bizim. Diken üstündeyiz. Yazık günah değil mi bize de? Bunların evlatları yok mu? Bunların vicdanı yok mu? Ben bugün görüşüne gittim. O pırıl pırıl gençlerin gözlerinde o ışıklar sönmüş. Yazık günahtır ya. Adalet istiyorum. Bize destek çıkın. 24 saat kimse ile görüştürülmeden gençler gözaltında tutulur mu? Avukat istemiyorlar. Kimse ile görüştürülmüyor. Ne yapıyorlar, ne yapmıyorlar bilmiyoruz. Bunların evlatları yok mu? Bunların vicdanı yok mu? En kısa zamanda çocuklarımızın dışarı çıkmasını istiyorum. Bilakis benim kızımın hayati tehlikesi var. Kalp ritim bozukluğu var. Çocuğu düşürme tehlikesi var.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Kızınızın önceden de düşük hikayesi varmış, Gülizar Hanım.
+: Bundan 6-7 ay önce düşük yaptı. Kendiliğinden düştü çocuk. Stres, stres, stress! Arkadaşına baş sağlığına gitmiş, niye gittin? Arkadaşı hasta geçmiş olsuna gitti, nereye gittin? Çocuk doğum yapmış. Hayırlı olsuna gittin. Biz aile dostuyuz gelip geliyoruz. Niye gittin? Bir tane tanık var. Gizli tanık tarif ediyor. Benim kızıma hiç benzemiyor tarif ettiği. Benim kızımla alakası yok. Ne diyorlar ya? Kim bu tanık? İçi boş bir dosya, bir ses kaydı, bir şey yok. Biz hangi çağda yaşıyoruz? Böyle adalet olur mu vekilim? Ben tez zamanda hem o pırıl pırıl gençlerin hem kendi kızımın bırakılmasını istiyorum.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Şu anda 77 tutukluluk var ama hastası var, hamilesi var. Sizin kızınız hamile ve önceden bir düşük hikayesi var.
Gülizar Sultan:Evet ben raporları götürdüğüm halde ne savcısı baktı ne hakimi baktı. İncelemediler bile direkt tutuklama.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Raporları gördüler. Hamilelik durumunu gördüler. Allah bilir avukatınız çırpınmıştır. Siz çırpındınız.
Gülizar Sultan: Çırpındı. Avukatıma “Seni de tutuklarım” dedi Hakim Abdullah.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Orada böyle sağa sola esip gürlüyor.
Gülizar Sultan: Aynen öyle.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki şu anda cezaevi koşulları nedir?
Gülizar Sultan: “Koğuşta hiçbir şey yok.” dedi. Perişan durumdalar. Su yok. “Musluk suyu için” diyorlar. Benim kızımın zaten sağlığı düzgün değil. El birliğiyle bunların dışarı çıkmasını istiyorum. Pırıl pırıl gençlerin hayatı sönmesin. Benim kızımın hayatı sönmesin. Yazık günah.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bayram Bey, durum vahim. Hastalar var, intihar girişimleri var, hamileler var. Bir avukat olarak oldukça sıkıntılı bir durumla karşı karşıyasınız görüyorum. Sadece siz değil, tüm avukatlara hitabım. Müvekkiliniz böyle bir durumda. Ne diyorsunuz, ne olacak, süreç nedir? Bayram Karaca: Bu soruşturmada bu kadar kişinin gözaltına alınmasını maalesef biz bunu anlamış değiliz. Burada maksat nedir? Ne yapılmaya çalışılıyor? Gizli tanığın ses kaydının çözümlenmesinde bir geziye gidileceği yurt dışı gezisinden bahsediliyor. Hukuk açısından bir kere şu tespitlerin veya şu delillerin ortaya konulması lazım. Bu yurt dışı kampı nerede yapılıyor? Kim veya kimler tarafından organize ediliyor? Bu ifade edilen kampta atılı olan suçlama, silahlı terör örgütüne üyelik suçlaması. Şüphe bu yönde, gözaltı sebebi bu. Burada bir silah eğitimi veriliyor mu veya kimler tarafından veriliyor? Bomba, patlama, intihar girişimi gibi böyle. Bu delillerin mutlak, açık, net bir şekilde ortaya konulması lazım. Aksi halde burada bir şüphe vardır çünkü somut bir şekilde bu delillerin ortaya konulmadığı zaman şüpheden sanık yer alınır. Muhtemel bir kovuşturma aşamasında da zaten Bu dosyada ceza çıkmasının çok mümkün olmadığını düşünüyoruz. Aksi halde bu AİHM’den dönecektir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yalçınkaya kararı var. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Genel Kurulu tarafından da onaylanan bir karardır. Burada bylock delilini bile mahkeme tabiri caizse bylock delilini çürütmüştür. Böyle saçma bir şey olamaz. Bir kişi bylock kullandı diye veya bylock indirdi diye veya kalıntısı var diye terör örgütü üyesi olarak cezalandırılamaz. Sabit bir eylemin ortaya konulması lazım. Bir kişinin cezalandırılabilmesi için ceza yargılaması bakımından öncelikle hukuka uyan kanuna hukuka uygun, kanuna aykırı olan sabit eylemin ortaya konulması lazım. Bu sabit eylemde ki Yalçınkaya kararında da aynen mahkeme isabetli bir şekilde değerlendirme ve tespitte bulunmuş sabit eylemde bir kişinin somut olay kapsamında yurt dışı gezine gitmiş olması demek değildir. Veya sabit eylem dediğimiz bir dernek üyeliği değildir. Bir bankada hesap açmak değildir. Şöyle olursa evet biraz daha tutarlı olabilir bir kişi yurt dışı gezisine gitti diye onun etkisi ve tesiri ile orada kendisine verilen eğitim tırnak içerisinde kampta verilen eğitim çerçevesinde bir silahlı eylem matuf eylem gerçekleştirirse işte bu durumda bir sabit eylemden bahsedebiliriz ve bu sabit eylemde evet silahlı terör örgütü üyeliği kapsamında değerlendirilebilir Peki bu gencecik kadınlar, erkekler, üniversiteli çocuklar yurt dışı kampında hangi silahlı eğitimi almışlar? Veya hangi bomba patlatma eğitimini almışlar? Böyle bir şey yok. Peki bu insanları biz nasıl yaklaşık 200-210 kişiyi gözaltına alıyorsun apar topar sabahın 4’ünde, 5’inde, 6’sında bu deliller ortaya konulmadığı zaman bu delillerle cezalandırılma mümkün değil yani. Bizim mahkemelerimizden cezalandırma çıksa bile bu iş AİHM’den döner. Dönmesi lazım. Ortada bir silah yok, bir eylem yok, bir bomba yok, başka bir şey yok. Bunlar üniversiteli gençler. Gezi’ye gitmişler. Gezi’de ne yapmışlar? İçeriğini biliyor muyuz? Bilmiyoruz. Başka bir delil var mı? Dosyada kısıtlama kararı var tabi bilemiyoruz. Muhtemelen fiziki teknik takipler vardır ama çok olsa telefon kayıtları çıkacaktır. İstanbul’da benzeri oldu genç kadınlar davası diye sizler de takip ettiniz. Öyle bir şey ortaya çıkacaktır bilemiyoruz. Biz de çok merakla bekliyoruz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Çok ciddi mağduriyetler burada söz konusu, cezaevinde koğuşlar çok kalabalık. Gözaltında ve adliyede gözaltı süreçleri, gözaltı merkezi, adliyede yemek zaman zaman alamadıkları, su alamadıkları, temel birtakım ihtiyaç maddelerini alamadıkları yönünde bilgiler geliyor. Tek battaniye verildiği, yarısını altına, yarısını üstüne örtükleri ve benzeri gözaltı şartlarının oldukça kötü olduğu yönünde bazı bilgiler. Ne dersiniz bu konuda?
Bayram Karaca: Bunu maalesef ben kendim gözlemledim. Müvekkilin tutulduğu, gözaltında bulunduğu karakola gittim ben, o gece ifadesi alındı. Sonrasında bu kişilere sünger ve battaniye, çünkü hava soğuk, betonda yatma durumları olamaz. Sünger ve battaniye temin edilmesi gerektiğini ben ifade ettim. Sabah ben geldim, adliyeye sevk oldu. Baktım kendilerine sadece battaniye verilmiş. İki tane battaniyeyi yere sermişler. Bir nezarethanede 3-4 kişi kalıyor. Bir tanesinde 3 kişi yan yana böyle uzanmış, üstlerini örtmüşler. Sünger verilmemiş kendilerine. 200 kişiyi sen sabahın köründe çok büyük bir operasyon diye “Teröristleri yakaladım.” diye alıyorsan sen bunların asgari insan onuruna yakışır bir şekilde onları gözaltında bulundurman gerekir. Kendilerine sünger vermen lazım, battaniyeyi vermen lazım, yastığını vermen lazım. Bir an dahi kalsalar, onlar orada yarım saat dahi kalsalar bu asgari ihtiyaçlarının giderilmesi lazım. Yemek konusunda zannedersem çok ciddi bir problem yoktu. Tabi gözaltında çok öyle istenilen şey olmuyor fakat çok ciddi problem yoktu. Adliyeden biz mesela dışarıdan bisküvi getirdik, verdik. Sorgu aşamasında bekletiliyordu. Dışarıdan adliyede bulundukları esnada yemek getiremedik, alınmadı. Genel olarak hukuksuzluklar var mıydı? Evet vardı. Bu dosyanın yargılama aşamasında da nasıl olacağını çok merak ediyoruz. Ne tür deliller çıkacak? Sözüm ona merak ediyoruz bunu. Tüm bunları bizler de bekliyoruz. Peki.
Gülizar Sultan: Ben çocuklarımın salıverilmesini istiyorum. Sizden rica ediyorum. Bu işin peşini bırakmayın. Avukatımızın söyledikleri doğru zaten. Biz onları birebir yaşadık. 24 saat hamile, bir kadın gözaltından tutulur mu? Riskli bir hamileliği var zaten.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Önceden bir düşük hikayesi olması son derece sıkıntılı zaten.
Gülizar Sultan: Biz onların raporlarını hep birebir aldık. Vekilim götürdük, sunduk. Savcıya da, hakime de ama maalesef yine de tutukladılar. Çocuklarımızın bırakılmasını istiyoruz. Suçsuz, günahsız. Hiçbir şeyleri yok. Pırıl pırıl gençler. Onların elleri şimdi kalem tutmuyor. Yazık günah değil mi? Silah tutamaz onların eli. Bu gençlerin tamamını benim kızımı da tez zamanda bırakmalarını istiyorum çünkü kızımın düşük tehlikesi var. Kalp ritimi bozuk?
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Oldukça fazla sayıda tutuklu var. Erkekler, kadınlar. Herkesin bir işi gücü var. Kimisi okulundan kaldı, kimisi çocuğundan, kimisi sağlığından. İntihar girişimi var. Hamile kadınlar zor durumda bebeğiyle imtihan ediliyor, Allah korusun bebeğin başına bir iş gelirse bunun hesabını kimse veremez ama bu zalimlik devam ediyor. Hepsinden farklı, bu kadının bir bebeği var ve önceden de bir düşük hikayesi var demesine, raporları göstermesine rağmen maalesef bir tutuklama kararı var. Avukata “Seni de tutuklarım.” diyor. Kendini ne sanıyor bu hakimler ya? Allah aşkına ne sanıyorlar? “Onu tutuklarım, bunu tutuklarım, sen sus.” Allah aşkına siz kimsiniz ya? Nedir bu? Hiç insaf, merhamet, vicdan yok mudur diye sesleniyorum.
Bugün programımızı burada kapatalım ama konuyu takip edeceğiz ve kamuoyuna bu vasıtayla da duyuruyoruz.
Herkese hayırlı akşamlar diliyorum. Haftaya yeni bir ÖFG TV programımızda saat 21.00’da görüşmek dileğiyle hoşça kalın.


























Yorumlar