26 Mayıs 2025
Ömer Faruk Gergerlioğlu: ÖFG TV’den herkese merhaba. Her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konuklarıyla size sunduğumuz programımıza bugün de başlıyoruz.
Değerli izleyiciler çok önemli konularımız var. Türkiye’de şu anda bu hafta herkes nefesini tuttu yargı paketini bekliyor. Gözler meclise dikilmiş durumda. Yüz binlerce insan hapishanelerde, yüz binlerce yakınları var ve insanlar çok zor durumda.
Cezaevlerini en çok ziyaret eden milletvekillerinden birisiyim. Ayrım gözetmeksizin her kesimden insanı ziyaret ediyorum. Kadın, erkek her kesimden insanı ziyaret ediyorum ve çok büyük sıkıntılar olduğunu görüyorum. Mahpuslar, mahpus yakınları, çocuklar, anneler, babalar çok büyük aile dramları yaşanıyor. Bir de bunun üstüne anne baba tutukluklar, çocuklar, hastalar, yaşlılar inanılmaz insani dramlar yaşanıyor. Bunları yıllardır gündem ediyoruz ve büyük bir baskı aracı oluyoruz.
Basın toplantılarımın en ağırlıklı konusu cezaevlerinden gelen şikayetler veya mahpus yakınlarının bize ilettiği şikayetler ve sonunda iktidar adım atmaya niyetlendi ve acaba hangi adımları atacak? DEM Parti ile görüştü iktidar. Talepleri sunduk. Önemli geniş düzeyde bir talep sunuldu ve bakalım iktidar bunlardan hangilerini kabul edecek? Bazı ihtimaller var fakat kesinleşmiş bir durum yok.
“Vekilim bayrama doğru sevinecek miyiz? Bayramda eşimle, arkadaşımla, annemle, babamla, çocuğumla birlikte olabilecek miyiz?” tabi müthiş bir haber bu. Takdir edersiniz insanlar yıllardır yakınlarından ayrı maddi manevi büyük sıkıntılar çekiyorlar ve büyük bir beklenti var. Umarız ki bayramdan önce herkese yüzlerin güleceği geniş bir yargı paketi sunulur. Bu noktada önemli adımlar atılır. Umarız diyoruz, inşallah diyoruz ve bu noktada atılacak adımları da önemsiyoruz.
Neler olabilir? Şu anda ihtimallerle ilgili kısa bir bilgi vereyim çünkü insanlar soruyor fakat bu kesin değil arkadaşlar. 31 Temmuz 2023 öncesi suçlarla ilgili kesinleşmemiş olsa bile bir denetimli serbestliğin arttırılması ve bunun neticesinde cezaevlerinin önemli miktarda boşalması mevzu bahis. Şimdiye kadar bu konuda birtakım icraatlar yapılıyordu fakat “terör” mahpuslarından faydalanamıyordu. adli mahpuslar faydalanıyordu. Biz onlara da büyük destek vermiştik fakat siyasi mahpuslar bundan faydalanamıyordu. Bu sefer bunun da katılma durumu var ve bu durumda haksız hukuksuz, adil olmayan bir şekilde, ağır bir şekilde “terörist” diye damgalanıp kurtulabileceklerdi. Bu konuda bir gelişme olabilir.
Yaşlı ve hasta mahpuslarla ilgili denetim sürelerinin arttırılması veya ev hapsi ile ilgili gelişmeler olabilir. Bu da daha kesinleşmemiş ama önemli yüksek oranda bir ihtimali olan bir konu. Buradan da çok zor durumdaki yaşlı ve hasta mahpuslar çünkü cezaevlerine gidiyorum 75-80-85 yaşında hasta mahpuslar görüyorum. Olacak bir şey değil.
Artık aklı başından gitmiş, kalbi zor bela çalışan insanları orada tutup cezalandırıp ne yapacaksın? Devlet adına bir utançtır bu. Buralara bir iyileşme gelebilir.
4/4’ler çok feryat ediyordu. Bu konuda bir gelişme olması bekleniyor. Uzlaşma yasası meselesi daha kesin değil. Bu konuda biz hep gündem ettik fakat ne çıkacak bakalım!
TCK 158 adımları. Buralarda gelişmeler olabilir fakat gelişme olmayacak yerleri de söyleyelim. 314 ve TMK ile ilgili bazı maddeler konusunda herhangi bir adım atılmıyor gördüğümüz kadarıyla. Ceza aldıysanız, ceza onanırsa cezaevine gireceksiniz. Bununla ilgili maalesef iyi bir haber veremiyoruz. Böyle bir şey yok pakette fakat cezaevinde olan insanlarla ilgili bazı gelişmeler var. Bir de çocuklu annelerle ilgili denetim serbestlik süreleri arttırılması ve burada adli siyasi ayrımı yapılmaması ile ilgili bazı gelişmeler olabilir. İnşallah olur. İnşallah son anda olumsuz gelişmeler olmaz. %100 diye bir şey yok arkadaşlar.
Şu anda mesele inceleniyor, bakılıyor. En son sanırım şu anda Erdoğan’ın önüne sunmuşlar ve o da inceliyor. Bir karar verecek. Artık nasıl bir karar verecek? Cezaevlerinde en az 100.000 kişi fazlalık var. Yerlerde yatıyor insanlar ve bu çok büyük sıkıntılara neden oluyor. O sıkıntılara daha girmiyorum arkadaşlar. Her gün anlatıyoruz zaten.
Çok büyük aile dramları yaşanıyor ve bundan bir de mahpuslar dışında, mahpusların eşleri, çocukları, yakınları, anne babaları en ağır bir şekilde de çocukları etkileniyor. Psikolojik sıkıntılar, intihara yeltenen çocuklar, gençler yüreğimizi dağılıyor. Gerçekten çok üzücü hadiseler oluyor. Bunların bir an evvel bitmesi gerekiyor. Yoğun baskılar yaptık ve inşallah bu hafta için de güzel haberler veririz kamuoyuna diye düşünüyoruz.
Bu hafta belki herkesin vicdanında bir rahatsızlık oluşturmasa da bizlerin, Filistin dostlarının vicdanında büyük rahatsızlık oluşturan önemli gelişmeler yaşanıyor. 1.5 yılı aşkın bir şekilde devam eden korkunç bir soykırım var Filistin’de, Gazze’de ve hatta diğer yerlere de yayılıyor. Batı Şeria da vuruluyor. Acımasızca Gazze’yi boşaltmaya çalışan, tehcir etmeye çalışan korkunç, vahşi bir güç var ve gerçekten insanın kanını donduran görüntüler geliyor. Yerle bir edilmiş şehirler. Onunla bile tatmin olmayıp o yerle bir edilmiş şehirleri bombalayan bir ülke var karşımızda. Vahşilikte sınırları yok.
Çoluk çocuğu, anneleri, çocukları, bebekleri öldürmeye çalışıyorlar. Açıkça da itiraf ediyorlar. “Nesillerini kurutmaya çalışıyoruz.” diyorlar. Tarihin çok az göreceği bir vahşilik şu anda 21. yüzyılda yaşanıyor hepimizin gözleri önünde ve biz buna gücümüz yetip de engel olamasak da o İsrail kurşunlarının, bombalarının Filistinlilerin üstüne düşmesini engelleyemesekte burada yüreğimiz yanıyor ve karınca kararınca ne yapabiliriz diye sorguluyoruz. Gördüğünüz gibi korkunç görüntüler geliyor.
Dün gece 36 kişinin yangında katledildiği haberleri var. İnanılmaz vahşet görüntüler ve suskun bir dünya var. Allah’ın izniyle biz susmuyoruz, feryat ediyoruz. Mecliste önemli konuşmalar yaptım. Yapmasam vicdanım çok sızlardı. Allah’a şükürler olsun ki yaptım.
Mecliste bir komisyon kurulmasını istiyoruz. Halkın daha çok duyarlı olmasını istiyoruz. İktidarın İsrail’e karşı net ve sert bir tavır göstermesini istiyoruz ama sadece bizim sözümüz yetmiyor. Tüm Filistin dostlarıyla konuşmak istiyoruz. Zaman zaman da konuşuyoruz.
Bu akşam da önemli bir Filistin dostu ile konuşacağız ve Filistin’deki en başta son insani durum cayır cayır yanan insanları, açlığı, perişanlığı anlatacak, siyasi durumu anlatacak. Son dakika çok önemli gelişmeler var, haberler var. Ateşkesle ilgili soru işaretleri, bazı haberler var. Bunlar gündeme gelecek ama hepsinden önemlisi Filistinliler ölmeye devam ediyor.
Sayın bu akşam konuğumuz. Eskişehir, Filistinle Dayanışma Platformu Kurucusu ve Sözcüsü, değerli mücadele insanı aktivist Levent Baştürk ile konuşacağız. Gazze son derece perişan bir halde. Korkunç bir insani dram yaşanıyor. Bir soykırım yaşandığı konusunda artık hiç kimse itiraz etmiyor. Biz 1.5 yıldan fazladır soykırım dedik. Batılı ülkeler susuyordu. En son AB ülkeleri bile feryat etti ve BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Tom Fletcher “48 saat içinde yardım girmezse 14 bin bebek ölebilir.” dedi ve artık son noktaya gelmiş halden dolayı AB’nin de sert tepkisinden sonra 9 tır girişi gördük Gazze’ye ama yetersiz ve vahşi bir şekilde Gazze bombalanmaya devam ediliyor.
Son insani durum nedir? Her şeyin ötesinde, her şeyin üstünde, önünde insanların insani durumu son derece önemlidir. Sayın Levent Baştürk, son durum nedir
Levent Baştürk: 80 gün süren bir abluka söz konusu. Abluka zaten 2009’dan beri var da fakat bu son saldırı, soykırım girişimi çerçevesinde Gazze’ye insani, tıbbi ve gıda yardımının girmesine yönelik bir abluka 19 Mayıs’ta bu kalktı. 19Mayıs’ta 5 tıra izin verilmiş. 20 Mayıs’ta 93 tıra, 12 Mayıs’ta ise 100 tıra izin verilmiş fakat şöyle bir sıkıntı var; bu tırların gerek lojistik sevkiyat sırasında lojistik ikbali esnasında yaşanan sıkıntılar var. İsrail bunları denetimden geçireceği bahanesiyle durduruyor ve hatta bazen depolara koyuyor. Bu tırların içerisinde doğrudan mağdur insanlara ulaşanların sayısı çok sınırlı kalmaya devam ediyor.
Toplamda 198 tırdan yardım olarak insanlara ulaşanların sayısı oldukça az ve bu 198 tır da toplam ihtiyacı karşılamaya karşılamaya zaten kâfi değil çünkü Gazze’nin günlük ihtiyacı 500 tır ve 500 tır gıda ilaç yardımı olmak zorunda. 50 tırda yakıt yardımı olmak zorunda. Bu 198 tırın tamamı yardım olarak ulaşmış olsaydı bile dişe kovuk olacak bir nitelik bile taşınmıyordu ve malum saldırılarda devam ediyor ve bu saldırılar sonucunda şu anki ölü sayısı toplam can kaybı sayısı 54.000’i geçmiş durumda.
54.000 rakamı saldırı bombalama sonucu, travmatik etkiler sonucu ölenler. Belli bir mekana, belli bir nüfus bölgesine yapılan saldırı bunun sonucu göçük altında kalanlar daha sonra hayatını kaybedecek olanlar gıdasızlık nedeniyle hayatını kaybedenler gibi bütün faktörlere hesaba kattığımızda meşhur İngiliz tıp dergisi The Lancet’in bize söylediği aslında 200 binden fazla can kaybı olduğu yönünde. Yaklaşık yaralı sayısı gene bu travmatik etkiler sonucu 123 bin civarında. Toplam hayatını kaybeden gazeteci sayısı yaklaşık 220’yi bulmuş durumda.
Sağlık merkezlerine yapılan saldırı sayısı Gazze ve Batı Şeria dahil 3000 üzerinde ve tabi ki bunların çok büyük bir kısmı Gazze’de. İnsani yardım çalışanlarından ölenlerin sayısı 1300’ü bulmuş durumda. Doktorlar dahil sağlık sektöründe çalışanların hayatını kaybedenlerin oranı da1300’ü geçmiş durumda. Tabi bu rakamları daha fazla görmek de mümkün. Çünkü kesin bir tahmin kesin bir veri yok. Yaklaşık çeşitli tahminlere göre durum değişebiliyor ama üç aşağı beş yukarı bu çerçevede bir durum söz konusu.
Yıkılan konut sayısı artık %90’lara yaklaşmış durumda. Neredeyse bütün Gazze yerle bir edilmiş durumda. Bir de bütün bu ablukanın sonucu olarak karşımıza çıkan açlık sorunu ki bu İsrail’e yönelik soykırım eleştirilerinden birisi de bu. Çünkü gıdanın, ilacın ve diğer temel ihtiyaçların silah olarak kullanılması soykırım iddiasını, tezini destekleyen unsurlardan birisi ki İsrail’in bütün bunları yaptığı konusunda en ufak bir şüphe yok.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: İnsani dram artıyor. 36 insan yanarak öldü ve bombalamalar devam ediyor. Son dakika haberi geldi. Trump’ın araya girmesiyle Hamas’ın bir ateşkes önerisini kabul ettiğine dair bazı haberler var.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Gördüğüm kadarıyla 60 günlük bir süre var. 10 civarında yaşayan rehineyi Hamas şimdilik verecek. Tabi karşılığında belli bir sayıda o sayıyı görmedim yalnız Filistinli rehine tutsak serbest bırakılacak. İsrail’in yine bunu sabote edip etmeyeceği konusunda ciddi endişeler var. Malum Netanyahu zaten anlaşılmış bir ateşkes vardı ve o ateşkesi yeni talepler ortaya koyarak aslında talepler ortaya koyarak değil mazeretler üreterek bizzat bozduğu gibi daha önce olduğundan daha büyük bir yıkımla Filistinlilere, Gazze’de saldırılarını başlattı.
Sabote etmesinin önüne geçebilecek olan tek güçte elbette bu ateşkeste önemli rol oynayan Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump. Trump burada ağırlığını koyar mı? Netanyahu’ya baskı yapar mı? Geçmişe baktığımız zaman, önceki ateşkes malum henüz daha Trump iş başına gelmemiş olmasına rağmen onun aracılığıyla söz konusu olmuştu fakat ihlal edildiğinde ve İsrail çok daha yoğun bir saldırı başlattığında Trump buna “Sen ateşkesi bozdun.” demedi. Demediği gibi desteğini açıkladı ve en son körfez ülkelerini ziyareti esnasında yine bir spekülasyon yayıldı. O çerçevede husilerle İsrail’e danışmadan ateşkes imzalamış olması ve İran’la olan anlaşmada İsrail’i devre dışı bırakmış olmasından da yola çıkarak Gazze’de bir ateşkes tekrar İsrail’e dayatacağı yönde bir söylenti oldu fakat gezi bittikten sonra bunun üzerinde çok fazla ısrarlı olmadı ve vahşet hızını kesmeden devam etti.
Trump’ın burada nasıl bir tavır alacağını bilmiyoruz. Sabote edilmesi durumunda Netanyahu’ya karşı tavır alıp almayacağı konusunda bir kanaatimiz yok ve geçmişe baktığımız zaman, durum değerlendirmesi yaptığımızda hem Trump’ın o bir önceki dönem başkanlığı sırasındaki izlediği politikalar hem şu an yapmış olduklarına baktığımız zaman Netanyahu’yu köşeye sıkıştıracağına dair kesin bir iddia ileri sürmemiz benim açımdan imkansız gibi geliyor. Fakat ortada ben bir ateşkes anlaşması yaptım. Buna en azından belli bir süre itaat etmem gerekir diye kısmi bir baskı uygulaması söz konusu olabilir. Bunu zaman içerisinde göreceğiz ama bu kısmi baskı olsa bile Netanyahu bunu bozmak için yeniden sabote etmek için çeşitli argümanlar öne sürecek ki o argümanların ne olduğunu da biliyoruz. Birisi Gazze’nin silahtan arındırılması tezi. Diğeri Hamas’ın tamamen tasfiye edilmesi ve İsrail’in Gazze’de kalıcı varlığının kabul edilmesi, onaylanması ve bu kalıcı varlığın kabul edilmesini de şöyle bir şarta dayatıyor.
Gazze’de kalan Filistin nüfus belli bir alana tıkılacak. O da yaklaşık Gazze’nin üçte biri gibi bir bölge ve onlara yönelik her türlü gıda, ilaç ve başka türlü insani yardım tamamen İsrail’in kontrolünde olacak. Bir çeşit toplama kampına tutulacak Filistinliler ve üçte ikisini de İsrail askeri varlığını sürdürmeye devam edecek. Bunda ısrarlı olması durumunda ve buna karşı Amerika Birleşik Devletleri’nin herhangi bir itirazda bulunmaması durumunda bu ateşkesin şahsen yürürlüğe girse bile kalıcı olacağı konusunda benim ciddi şüphelerim var. Burada bunun kalıcı olması için olması gereken bence şu; Körfez gezisi esnasında da şu argüman hep söylenirdi. “Netanyahu’ya karşı bu tavrı aldı çünkü Körfez’den aldığı para sayesinde Körfez ülkelerinin, liderlerinin söylediklerini kale almak zorunda kaldı.” ama Gezi bittikten sonra anladık ki ciddi bir baskı ya görmedi ya da o baskıyı takmadı ama aldığı parayı aldı. Özellikle Körfez ülkeleri, genelde Türkiye ve diğer nüfusu yoğun bölge ülkeleri, nüfusu büyük ölçüde Müslüman olan halklardan oluşan ülkeler aslında kararlı bir şekilde Amerika Birleşik Devleti yönetimine ve tabi aynı zamanda Avrupa Birliği’ne ki Avrupa Birliği şu an içinden biraz kaynamaya başladı, kararlı net bir tavır koysa aslında bu Trump’ın da İsrail üzerindeki Netanyahu üzerindeki baskısına arttırıcı etkisi olacaktır diye düşünüyorum ben.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Avrupa Birliği’nin sert açıklamaları geldi. İspanya’dan, ayrıca İngiltere’den, Belçika’dan, AB yetkililerinden anlaşmaları iptal ederiz gibi ardından Gazze’de tırların geçişine izin verildi. Sanırım bunun da etkisi oldu biraz. Ne dersiniz?
Levent Baştürk: Etkisi kesinlikle var ve Avrupa ülkelerinin böyle bir tavır almasında da elbette kendi kamuoyunlarında olan tepkiyi kale almamazlık, ciddiye almamazlık edemiyorlar. Dolayısıyla bu çerçeve içerisinde, bu bağlamda Müslüman ülkeler, nüfusu çoğunlukla Müslüman olan ülke liderleri buna Türkiye’de dahil hala alması gereken tavır konusunda net değil pasif kalıyorlar ve onların pasifliği aslında Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’nde işi ağırdan almasını biraz kolaylaştırıcı etkisi oluyor.
Oysa eğer hakikaten Filistin davasını gözetiyoruz, hamisiyiz diyenler kesin ve net bir tavır alsa bence diğer ülkelerin de çok daha kararlı adım atmaya yönlendireceği kanaatindeyim ben. Buna dünya konjonktürü de bana göre müsait çünkü artık iki kutuplu bir dünyada değiliz, çok kutuplu bir dünyadayız. Dolayısıyla ülkelerin stratejik açıdan farklı aktörlerle beraber bir aktörü diğerine karşı manevralarını genişletmesi için daha müsait olduğu bir dünyadayız. Hala bir adım atılamıyorsa, yapılamıyorsa demek ki Müslüman ülkeler dediğimiz safta da bence biraz gönülsüzlük veya isteksizlik, pasiflik söz konusu olduğunu düşünüyorum.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Genel olarak dünya devletleri ve dünya toplumlarını kıyaslarsak ne oldu 1.5 yılda? Tam bir soykırım yaşanırken devletler ve toplumların durumunu kısaca bir özetleyebilir misiniz?
Levent Baştürk: Devletler açısından baktığımız zaman maalesef birkaç ülke dışında olumlu bir imtihan veren olmadı. O birkaç ülkenin elbette başında Güney Afrika geliyor. Uluslararası Adalet Divanı’nda davayı açan ülke olarak ve tabi kendi tarihinde bir Apartheid rejimini yaşamış ve dolayısıyla Filistin’deki durumu bu son Gazze soykırımından önceki durumu da Apartheid rejimi olarak tanımlamış bir ülke olarak böyle bir başvurunun Güney Afrika’dan gelmesi anlaşılabilir bir durumdu. Ama Güney Afrika ölçüsünde olumlu örnek olarak sayabileceğimiz ülkelerin maalesef sayısı çok az. Bunlar arasında Kolombiya, Bolivya zaten İsrail’e karşı oldu bitti mesafeli olan Küba Yemen’deki Husi rejimi gibi toplasak belki 20’yi bulmayacak bir hükümetlerin olumlu tavrından bahsedebiliriz. Bir de Türkiye gibi olanlar var. Bir şey yapıyormuş gibi görünen aslında fazla da bir şey yapmayanlar, bir de tabi İsrail’e açık net destek verenler. Açık net destek verenlerin kimler olduğunu biliyoruz. Burada Büyük ölçüde Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ile beraber çok kötü bir imtihan verdi. Amerika Birleşik Devletleri’nin İsrail ile olan özel ilişkisi bağlamında yapılanları anlamak, anlamlandırmak belki daha kolay ama Avrupa Birliği açısından baktığımız zaman aslında Avrupa Birliği birkaç ülke dışında İspanya ve İrlanda gibi çok kötü bir sınav verdiler ama şu son birkaç hafta içerisinde artık bu durumun sürdürülebilir olmadığını algılayarak bir tavır tutum içerisine girdiler ama bu tavır tutum kalıcı olacak mı? Yoksa sadece “Bak biz de bir şeyler yaptık.” diye durumu kurtarma hamlesi mi? Onu bence daha zaman gösterecek çünkü bu yapılanlar yeterli değil. Çok daha fazlasının olması lazım.
İslam dünyasının genel olarak tavrı zaten Filistin’e her zaman sadaka verilen ve o sadakayla tatmin olunan bir durum söz konusuydu. Oysa ki Filistin’in meselesi ihtiyaç olan, muhtaç olan insanlara sadaka vererek onların ihtiyacını giderme hadisesi değil. Aksine bu sadaka veya yardım işgalde kolaylaştıran bir şey. İşgali sürdürülebilir kılan bir şey. Filistin’in meselesi özgürlük. Bu konuda soykırım dediğimiz ki 19 aylık saldırılar öncesinde de İslam dünyası fazla bir şey yapmamıştı ve maalesef şu içinde olduğumuz süreçte de ateşkes sağlamaya yönelik hamlelerin dışında fazla bir şey yapmadılar, ortaya koymadılar ve burada tabi bir kısmının mazereti muhtemelen Hamas olacaktır çünkü Müslüman kardeşler Örgütü’nün Filistin uzantısı olarak görüldüğü için ve Müslüman kardeşlerde terörize edildiği, düşmanlaştırıldığı için Hamas’ın ortadan kalkmasını belki kendileri için de ideal görüyor olabilirler fakat Filistin sadece Hamas’tan ibaret olmadığı da kesin. Orada bütün Filistinlilerin de Hamas yanlısı taraftarı olmadığı da kesin. Orada yapılması gereken çok daha fazla şeyler vardı. Bu çerçevede mesela Türkiye ticareti güya kısıtladı önce, sonra tam ambargo dediler ama baktığımız zaman ticaretin iki farklı şekilde devam ettiğini görüyoruz. Filistin’e ticaret arttı şeklinde bir söylem var. Haber 7’nin Mart ayı başında bir yayını var ve rekora gidiyoruz diyor.Teker teker madde madde de saymış ama orada Filistin’le artan ticaret %300 artış söz konusu fakat bakıyorsunuz bizzat kendilerinin verdiği verilere bunun olması mümkün değil. Niye mümkün değil? Çünkü Gazze’ye herhangi bir mal girişi çıkışı yok. Batı Şeria’da da sıkıntı var. 50 bin insan orada da evsiz bırakılmış durumda. Gıda satışı ihracatının muazzam bir artış var. Fakat bakıyorsunuz Batı Şeria’da geçen yıla göre gıdaya muhtaç insan sayısı yüzde yüz artış göstererek 700 bin kişiye çıkmış. Batı Şeria’da da sizin ne gıda ihracatınızı artırabilecek bir durum var ne başka. Mermer 2023 yılında 0 dolar ama 2024 yıla baktığınız zaman yaklaşık 5 milyar dolar galiba. Maddelere baktığınız zaman korkunç bir artış var ve bunu anlıyoruz ki bu aslında Filistin’e artan ihracat değil. Limanlarda liman çalışanları, işçiler veya halk gidip protesto ettiği için İsrail gemileri, nakliyat gemileri yanaşamadılar, ikmal yapamadılar, indiremediler, mal alamadılar, ayrılmak zorunda kaldılar. Oysa bizim limanlarımızın Maersk gemilerine, Zim gemilerine ve daha pek çok İsrail’e çeşitli ürünleri taşıyan gemilere açık olduğunu görüyoruz. Hatta karayollarımızda ZİM tırlarını hala görmeye devam ediyoruz. Bugün yine bir paylaşım vardı. Bir İsrail yük gemisi tekrar bizim limanlardan birisine yanaştığına dair. Artı petrol, boru hattı, Azerbaycan petrolünü fazla onun üzerinde durmaya da gerek yok. Hepimizin bildiği bir şey. Oradan varil başına elde edilen 1.27 dolar ile övünen bir iktidar hala Filistin’in hamisi olma iddiasında ve “Vicdanımız rahat, ahiretimizden eminiz.” gibi açıklamalar yapabiliyorlar. Varil başına 1.27 dolar komisyon alınıyor hatta Özlem Zengin Grup Başkanvekili mecliste yaptığı konuşmada bunun günlük toplam ne kadarlık bir gelire de denk düştüğünü söylemişti. Bir de diplomatik ilişkiler. Türkiye’de henüz daha pek bilinmeyen bir olgu var. Her ne kadar Türkiye yapılanması var bunun ama maalesef Türkiye kamuoyuna henüz çok fazla kendini tanıtabilmiş değil. BDS boykot, tecrit ve yaptırımlar hareketi. Bu hareket bunun içeriği kapsamı ne olduğu konusunda Türkiye’de kamuoyu yeterince bilinçlenmiş durumda değil. Bu bağlamdan bakacak olursak eğer boykot, tecrit ve yaptırımlar bağlamına bakacak olursak Türkiye’nin şu ana kadar yaptığını söylediği şeyler oldukça sınırlı olan şeyler çünkü eğer bunlar hakikaten yapılmış olsa, bu çerçevede hareket edilmiş olsa bizim şu an hala diplomatik ilişkimizin devam etmemesi gerekirdi ve İsrail Büyükelçiliği önünde gösteri yaptı diye kadınların yerlerde sürüklenerek sindirilmesi veya oradan uzaklaştırmaya çalışılması söz konusu olmamalıydı. Hala İsrail diplomatik imtiyazlarını burada sürdürüyor olmamalıydı. O ilişki sürmemeliydi. Hala limanlar yol geçen hanı olmamalıydı. Hala tırlar bizim otobanlarımızda gidiyor olmamalıydı. Daha bu çerçevede sayabileceğimiz dünya kadar şey var ve bunların hepsi maalesef devam ediyor. Maalesef ne Türkiye ne genelde İslam dünyası dediğimiz topluluk Malezya bunun bir ufak istisnası olabilir. Yemen’deki resmi tanınmış hükümet olarak görülmüyor ama oradaki en azından Husi’lerin kontrolünde olan Yemen herhalde bu çerçevede birkaç istisnadan birisini teşkil ediyor. Bu bağlamda toplamda dünya genelinde hükümetler bazında baktığımız zaman Filistin’e bu soykırıma karşı tepkiler çok sınırlı kaldı ama dünya kamuoyunun etkisini ve katkısını küçümsememiz gerekiyor. Özellikle batıda hükümetlerinin yapamadığını halklar yaptılar. Bu gösterileri yaparken bizim burada da bazı yüz binleri geçen kitlesel gösteri oldu ama bizdeki yapılan o gösteriler maalesef çok büyük kitlesel gösteriler “Kahrolsun İsrail, kahrolsun Amerika” sloganlarının atılmasıyla yetinildi ama o sloganı atanların desteklediği iktidarın başı “Dostum Trump” demeye devam etti ve ediyor. Oysa Avrupa’da, Batı’da gördüğümüz, Japonya’da gördüğümüz, Latin Amerika’da gördüğümüz büyük kalabalıklar kendi iktidarlarını İsrail’e karşı tavır almaya çağırdılar, tavır almaya sevk ettiler ama bizim ülkemizde bu şekilde eylem yapan kişiler ki tamam 30’dan fazla şehirde bu gösteriler bazılarında haftalık bazılarında iki haftalık periyotlarda oldu ama maalesef bu tip gösterilerde bizler maksimum 200 kişiyi aşamadık. O açıdan da pek iyi bir sınav verdiğimizi toplum olarak ben şahsen Türkiye açısından söyleyemem ve bu açıdan baktığım zaman batıdaki insanların da tavrını kesinlikle takdir etmemiz gerektiğini düşünüyorum ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri bazında. Çünkü Amerika’da biliyorsunuz yüksek eğitim hak değil ve özellikle Colombia Üniversitesi, New York Üniversitesi gibi bir okulda okuyan bir öğrenci eğer kendi okul ücretini kendisi ödüyorsa dünya kadar bir borç yüküne girmiş demek. Okulların okul ücreti yıllık 40-50 bin doları bulan hatta aşan okuldur ve o şartlarda hem o borç yükünü riske alma çünkü diplomayı vermemekle tehdit ediliyor, okuldan atmakla tehdit ediyor. O insanların göze aldığı riskle bizim burada yaptıklarımızı mukayese ettiğimiz zaman o insanların kesinlikle takdir edilmeleri gerektiğini belirtmek isterim ve giderek dAmerika Birleşik Devletleri ki Batı kamuoyunda İsrail’e olan desteğin en yüksek olduğu yer. Orada bile son anketler şunu gösteriyor. Yahudi toplumu içerisinde bile özellikle 18-30 yaş grubu içerisinde İsrail karşıtı olanların İsrail’e karşı tavır geliştirilen oranı artık %50’lere yaklaşmış durumda. Amerika toplumu genelinde % 50’yi çoktan aşmış durumda. Bu biraz spektrumun sağ, sol olmasına göre farklı oranlar söz konusu ama dünya kamuoyunda İsrail algısı buna Amerika Birleşik Devletleri dahil olmak üzere ciddi bir şekilde değişti ve kamuoyları bu açıdan halklar Batı’da bence olumlu bir imtihan verdiler hükümetler her ne kadar bu olumlu imtihanı veremedilerse de ama son Avrupa Birliği’nde alınan kararlar bence bu kamuoyu baskısının da etkisi olduğu kanaatindeyim.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Demek ki baskılar sonuç veriyor ve Türkiye’nin de baskısı sonuç verebilirdi fakat çok açık net Türkiye gereken baskıyı yapmıyor. Erdoğan İsrail ile baş edemeyeceğini düşünüyor. Büyük riskler alacağını düşünüyor ve bedeller ödeyeceğini düşünüyor. Göz boyuyor fakat gerekeni yapmıyor. Bu çok net, apaçık ortada. İsrail Büyükelçiliği Ankara’da açık. İsrail’le ilişkiler, ticaret yürüyor. Azerbaycan petrolünün geçişine bir engel tanınmıyor ve isteksizce Güney Afrika davasına en sonunda zor bela müdahil oldu. Aslında yakışanı Güney Afrika’dan önce Türkiye’nin Uluslararası Adalet Divanı’nda bir başvuru yapmasıydı fakat böyle birilerinin gölgesine sığınan bir ülke durumundayız ve ülkede de bu aslında net bir şekilde görünüyor. Fakat görmeyen bir kesim var. Görmek istemeyen bir kesim var. Şimdi böyle Milliyetçi Muhafazakar, AK Parti tabanı bunu görmek istemiyor. C”iğerimiz yanıyor, yandık bittik, kahrolsun İsrail.” Mecliste de milletvekilleri böyle diyor. Filistin’le ilgili açıklamalar yapıyorlar. “Alçak İsrail, kahrolsun İsrail.” Diyorlar fakat bir taraftan da İsrail’e karşı gerçek tavrı gösterme konusunda kimse laf etmiyor. Özellikle muhafazakar camia, tarikatlar, vakıflar, dernekler gerçek anlamda “İktidar harekete geç.” diyemiyor. “İktidarımıza zarar gelmesin, ne yapalım bu kadarcık yapılabiliyormuş.” canım diyerek vicdanlarını rahatlatmaya çalışıyor. Bu muhafazakar kalabalıkların gerçek anlamda iktidara baskı yapması için sizce ne yapılabilir? Direnen gruplar var. Mesela Filistinle Dayanışma Platformu, Eskişehir grubu, farklı iller, Direniş Çadırı, Filistin için Bin Genç ve diğer pek çok grup Allah razı olsun ellerine sağlık protestolar sonrası çıplak aramalara uğrasalar bile hakaretlere uğrasalar bile ve şu an davaları devam eden en az 100 Filistin dostu olsa bile direnmeye devam ediyorlar. Siz Eskişehir’de Filistinle Dayanışma Platformunu kurdunuz, birçok açıklamalar yaptınız ve Eskişehir halkında da bu konuda bir duyarlılık oluşturma gerektiğini söylüyorsunuz. Ne dersiniz bu cemaatler, vakıflar, bu topluluklar nasıl böyle kendini aldatıyor? Vicdanları sızlamıyor mu? Nasıl harekete geçirebiliriz? Durum ortada ama bunu nasıl yapabiliriz sorusunu soruyorum.
Levent Baştürk:Bu arada 100 kişiden fazla yargılanan var dediniz. Maalesef onlardan birisi de bizim Eskişehir’deki bir arkadaşımız Kuban kural adlı arkadaşımız. Onun da 29 Mayıs’ta duruşması var. İnşallah olumlu bir netice alırız diyorum. Kendi tecrübelerimizden de yola çıkarak birkaç faktörün etkisi var ama ilk başta belirtmek istediğim şu; Rahmetli Akif Emre yazılarında dile getirmiş olduğu bir kavram vardı. Muhafazakar makyavelizm diye. Bu muhafazakar makyavelizm tabiri bu AK Parti iktidarı döneminde, AK Parti siyaseti ve o siyasete destek veren kitleleri izah etmek için ortaya attığı bir kavram ve bu kavram muhafazakar makyavelizm maalesef bir meşrulaştırma Türkiye’de Filistin konusunda en hassas olması gerekenler arasında gördüğümüz çok geniş bir kitle bu muhafazakar makyavelizmin etkisiyle geri duruyor. Neden? Çünkü efendim konjonktür müsait değil. Bağlam müsait değil. Amerika’sı var, Avrupa’sı var. Bunlarla baş etmemiz mümkün değil. Şimdi bir de Suriye işin içerisine çıktı. Suriye’de taşların yerine oturması için biz şu an İsrail’i karşımıza alamayız. Suriye’de ne oldu? Kimin eline ne geçti? O çok daha farklı bir tartışma. Bir şekilde mazeret üretme kültürü bulmuşuz biz kendimize ve dolayısıyla da bu kitle “kahrolsun Amerika, kahrolsun İsrail” diyerek kendini tatmin ediyor. Buna karşılık iktidardan herhangi bir talepte bulunmuyor ve kahrolsun Amerika diye bağırırken Amerika Birleşik Devletleri Başkanı üstelik aralarında bir Türk öğrencinin de bulunduğu insanları hukuksuz bir şekilde tutsak alıp sınır dışı etmeye kalktığında bile hala Trump’a dostum diyen bir lideri sorgulayamıyor. Sorgulamak istemiyor. Bu artık bu muhafazakar makyavelizm dediğimiz olgunun bu geniş kitle tarafından iyice hazmedildiğini her şeye bir mazeret üretmenin yolu haline geldiğini söylemek mümkün ama kafalarında bu kesimin kitlenin içinde de bazı insanların kafalarında bazı soruların ortaya çıktığını ama başka endişelerle iş, göç, maddi çıkar gibi endişelerle bazı şeyler artık biliyor olsa bile gündeme maalesef getirmeyi doğru bulmadığını söylememiz mümkün. Maalesef biz gerek dindar denilen camia, gerek seküler camia büyük ölçüde hala cemaatçi olma vasfımızı aşamadık. Bir eylem bizim cemaatimizden birisi tarafından yapılmıyorsa veya grubumuzdan birisi tarafından yapılmıyorsa oraya katılmak doğru değil veya oraya katılırsak eğer bize şu etiketi vururlar, bize bu etiketi vururlar, bize işte İslamcı diyen olur, bize sosyalist diyen olur olaya şu açıdan bakılmıyor. Bu bir halk mücadelesidir, bu bir insanlık davasıdır. Bu her şeyden önce insanlığa sahip çıkmaktır gibi bir endişeyle hareket edebilsek aslında o cemaatçi refleksi kıracağız ve farklı insanlarla bir araya gelerek bu tip kamuoyu baskısını daha da güçlendirmiş olacağız. Türkiye’de bizim yapmakta maalesef zorlandığımız yanlardan birisi bu. Biz bu platformu, bu Eskişehir’deki platformu oluştururken bu düşünceyle ortaya çıktık. Farklı düşüncelerin insanlarını bir araya getirmek için nispeten başarılı olduk. Tek bir gruba veya derneğe vakfa siyasi eğilime mensup olmayan insanlar katılıyor bizim eylemlerimize ama baktığımız zaman maalesef en fazla 100 kişiyle yetiniyor. Bazen eyleme kaç kişi katıldığından çok daha fazla etkili olabiliyor. Her ne kadar bu Direniş Çadırı Filistin için Bin Genç, Filistin için Ayağa Kalk, bizim Eskişehir’deki platform ve benzerleri büyük kitleleri meydana süremedilerse bile ki bu büyük kitleleri meydana sürememesinin sebebi iktidarın otoriterliği ve onun hışmına uğramanın endişesini de belirtmem lazım. Bazı insanlar da “Hakikaten evet size hak veriyoruz ama gelirsek şu olur bu olur.” diyerek gelmeyenler de var. Söylem bazında bir etkisi oldu. Şu an Türkiye’de bence bir anket yapılsa İsrail’le ticaret devam ediyor mu etmiyor mu diye eminim yüzde ellinin üzerinde hatta çok üzerinde bir grup evet devam ediyor. Bu ilişkiler kesilmelidir diyecektir diye düşünüyorum ben ama biz bu kanaati eylemselliğe dönüştürmede gerek cemaatçilik gerek iktidarın sindirmesi, yıldırması ve iktidarın hışmına uğrama korkusu nedeniyle iktidar üzerinde kamuoyu baskısını yoğun bir şekilde hissettirecek bir eylemle geçemedik diyorum ama gene de iktidar bazı hamleleri atmak zorunda kaldığını da göz ardı etmemek lazım. Mesela ticareti aylarca inkar ettiler. Ne zamanki seçimlerde ciddi bir darbe aldılar. Daha önce bunu söyleyenler MOSSAD ajanı diyen Ticaret Bakanı kısıtlamayı açıkladı. 1 ay sonra ambargo uygulandığını açıkladı. Yine de bu eylemlerde dile getirilen söylemin ben kamuoyunda kabul gördüğünü iktidarın da bundan etkilendiğini ve hatta iktidara yakın görünen bazı kurumların da yereldeki bazı eylemlerde sınırlı da olsa bunları dile getirdiğini söyleyebilirim ama ciddi anlamda kitlesellik taşıyacak şekilde bu talepleri güçlü bir şekilde ifade edebilirim.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Azerbaycan petrolü İsrail’e akıyor ve en büyük petrol destekçisi. İlham Aliyev’in de İsrail ile ilişkileri çok iyi. “Dostum, müttefikimiz.” diyor. Azerbaycan Savunma Bakanı’nı göndermiş İsrail Savunma Bakanı ile el sıkışıyorlar. Gazze’de doğalgaz yatırımları yapıyor İsrail bu soykırım devam ederken. Paralar kazanıyorlar. İş birliği devam ediyor. Ben önceki hafta Azerbaycan’daydım ve bunu kınadım Azerbaycan yetkililerinin önünde ve oldukça önemli bir tepki ortaya koyduk açıkçası. Bir şekilde bir kriz de oluştu fakat vicdanımızın sesini dinlemek zorundaydık, bunu söylemek zorundaydık. Bu ilişkiye ne diyorsunuz? Tamam Azerbaycan kendi başına bir devlet bunu yapıyor ama Türkiye’de Azerbaycan’a “iki devlet bir millet” diyerek bir dost eli uzatmış. “Biz iki devletiz ama tek milletiz.” Diyor fakat bir taraftan da bakıyorsun bizim Türkiye’de hangi kesimden olursa olsun milletin hiçbiri İsrail’e dostum demez gerçekten. Fakat iki devlet bir millet denilip ondan sonra İsrail’e dostum diyen İlham Aliyev’in yönetimi ile tek millet olduğumuz iddia ediliyor. Bu nasıl bir millettir? Türkiye’de insanlar bir şekilde düşünüyor. Azerbaycan devleti dostum, canım, ciğerim diyor İsrail’e. Bu nasıl bir iştir Sayın Levent Baştürk?
Levent Baştürk: Burada Azerbaycan toplumunu belki çünkü kapalı bir toplum malum ben de Azerbaycan’da 2015 yılında seçim gözlemcisi olarak bulunmuştum. Oradan edindiğim tecrübelerle şunu söyleyebilirim. Halkın devlet tarafından ciddi anlamda sindirildiği, korkutulduğu bir toplum ve dolayısıyla da iktidarın tavrını bütün Azerbaycan halkına mal etmenin doğru olmadığını düşünüyorum. En azından böyle bir kanaate sahibim. Türkiye Azerbaycan üzerinde eğer Türkiye’nin Azerbaycan’la kurmuş olduğu ilişkiler bence ilkesel bir zemine oturmuş olsaydı Azerbaycan İsrail ile olan bu ilişkisinde bana göre bu kadar rahat davranamazdı fakat biz bu ilişkiye baktığımız zaman vatanseverlik milliyetçilik duygularıyla körükleniyor olmasına rağmen burada aslında ciddi anlamda ticari boyutta görüyoruz. Azerbaycan Karabağ’da kontrolü sağladıktan sonra Tayyip Erdoğan oraya düzenlenmiş olduğu bir gezide haberlerde gördük otobüsle beraber giderken orada bir muhabbet söz konusu oluyor. “Cengiz de burada falanca da burada.” diyor o 5’liği teker teker sayıyor. Buradan anlıyoruz ki bu ilişki tek millet veya efendim işte vatan, millet, Sakarya üzerinden yürüyen değil aslında ticari boyutlarda olan bir şey. Böyle olunca Türkiye her ne kadar Filistin hamisi gibi görünse de bunun Azerbaycan üzerinde herhangi bir psikolojik moral etkisi yok. Türkiye de bu yönde Azerbaycan’a karşı herhangi bir eleştiri getirmeyince, getiremeyince dolayısıyla getirme cesaretini de gösteremeyince çünkü ilişki özünde dediğim gibi ilkesel bir ilişki değil. Öyle milliyetçilikle açıklanacak bir ilişki de değil. Dolayısıyla herhangi bir eleştiri getirilemeyince Türkiye’nin orada herhangi bir psikolojik, siyasi ve ahlaki etkisi olmayınca burada kamuoyu da dolayısıyla özellik iktidara gönül veren kamuoyu açısından bunu kabullenmek kolay oluyor. Bir de İran’ın Türkiye’de öcüleştirilmesi düşmanlaştırılması da bu işi biraz kolaylaştırıyor çünkü Azerbaycan İsrail ilişkilerinin bir başka boyutu İran faktörü. Azerbaycan’a İsrail bu kadar yakın olma gereği hissetmesinin sebeplerinden birisi İran’ı bir yerde çevreleme siyasetinin bir parçası. Dolayısıyla da Türkiye’de de İran’ın bir yerde ötekileştirilmiş olması Azerbaycan’ın bu Pro İsrail tavrını Türkiye’de özellikle Pro İktidar çevrelerde meşhurlaştırıcı bir fonksiyon oynadığını söylemek mümkün diye düşünüyorum.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Güya İsrail’i eleştiriyoruz deniliyor ama İsrail ile dost olan Azerbaycan devletiyle sıkı fıkı ilişkiler, ilginç durumlar. Bunları gündem eden olmadığı için topluma bu konuda çok bir açıklama yapma ihtiyacı hissetmiyor iktidar.
Levent Baştürk: :Çeşitli sebeplerle toplumda da bu konuda talep yok. Talebin olmamasının bir sebebi muhafazakâr mahkavelizm hadisesi Karabağ’dan Ermenilerin uzaklaştırılmış olmasının oluşturulmuş olduğu bir milliyetçi hissiyat ve bir de tabi İran’ın bir yerde ortak öteki olarak görülüyor olması ve bu çerçevede İsrail, Azerbaycan ilişkilerine bakılıyor olması Türkiye’de Azerbaycan’a yönelik eleştiriyi oldukça düşürüyor.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sayın Levent Baştürk’e çok teşekkür ederiz. Eskişehir Filistinle Dayanışma Platformu Kurucusu, Sözcüsü ve gönlünü Filistin’e vermiş vicdanlı bir insan olarak bu konudaki değerlendirmelerinizi dinledik. Kurduğum Vicdan Vakfı da geçtiğimiz sene içinde Gazze’deki soykırıma karşı çok dikkatli bir takip yaparak batı toplumlarında devletleri tepki vermezken tepki veren bireyler ve toplumlar gruplara haftanın örnek davranışı ödülleri verdi. İnsanlıktan umudumuzu kesmiyoruz. Belki devletlerden umudumuzu kesiyoruz ama o temiz yürekli vicdanlı insanlardan umudumuzu kesmiyoruz. Onlar dünyanın dört bir tarafında var ve orayı güçlendirmeye çalışıyoruz. Ne dini, ne milli, ne siyasi bir mesele, çok büyük bir vicdani mesele aslında Filistin. Hiç kimse görmezden gelemez. Tüm insanlık Filistin’in yanında olmalıdır çünkü insanlığın yüzünü kızartacak son derece vahşi muameleler geliyor, görüntüler geliyor İsrail askerlerinden.
Değerli izleyenler, bugün programımızda 10. Yargı Paketi’ni konuştuk. Evet, çok büyük bir merakla bekleniyor. Zindanlar boşalacak mı? Adil yargılamalar olabilecek mi? Acılar denecek mi? Bunları biraz irdeledik ve ardından daha yoğun bir şekilde Filistin, Gazze, o korkunç işlerin döndüğü, katliamların, cinayetlerin, bebeklerin yakıldığı o ülke için sevgili Levent Baştürk, Eskişehir Filistinle Dayanışma Platformu Kurucusu, Sözcüsü fikirlerini beyan etti, çok değerliydi ve umarım ki bu program bile İsrail üzerinde bir baskı oluştursun, İsrail dostları üzerinde bir baskı oluştursun, vicdanlı insanlara bir destek olsun.
Çalışmalarımıza devam ediyoruz. Haftaya yine ÖFG TV’nin bir başka programında, 308. Programında Allah nasip ederse birlikte olacağız hepinize hayırlı akşamlar hoşça kalın.


























Yorumlar