9 Haziran 2025
ÖFG TV’den herkese merhaba. ÖFG TV her hafta salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konuklarıyla sunduğu programına başlıyor. 309. bölümümüzü sunuyoruz.
Yıllardır haftanın önemli insan hakları konuları ve konuklarını burada misafir ediyoruz ve çok önemli bir arşiv oluşturuyoruz. Daha sonra dönüp baktığımızda “İyi ki bunları yapmışız.” diyoruz.
İlk önce tüm Filistinli dostları konuştu. Daha sonra diğer insanlar bu konuya katıldı. Daha sonra da tüm dünya katıldı. Başarılı bir eylem yapıldı ama sonunda İsrail’in müdahalesiyle karşılaştı. En azından Gazze’de soykırıma uğrayan Filistinlilerin sesi dünyaya tekrar duyuruldu.
İsrail’in acımasızlığı, vicdansızlığı tekrar duyuruldu ve önemli bir gündem oluşturuldu. Neden bahsettiğimi az çok tahmin ediyorsunuz. Pazar gecesi hepimiz nefeslerimizi tutmuş, içinde 2 Türk’ün de olduğu 12 sivil toplum aktivistinin, hak aktivistinin olduğu geminin seyrini ve akıbetini merak ediyordu.
Vicdanlı insanlar İtalya’nın Sicilya adasından bu gemiye binmiş ve Gazze’ye doğru yardım malzemeleriyle yola çıkmıştı ve ardından pazar gecesi bir İsrail operasyonuyla durduruldular ve kaçırıldılar şu anda İsrail’de gözetim altındalar. Yeni gelişmeler oluyor. Oldukça da size aktaracağız.
Konuyu Özgürlük Nöbeti aktivisti Sayın Asrın Tok ile görüşeceğiz. İkinci etapta ise Türkiye’nin acı bir gerçeği; mahpus anneler, onların yanında duran bebekler ve yaşanan büyük acılar, sıkıntılar. Bütün bunları da eşi Özlem Düzenli Edirne Cezaevi’nde olan Sayın İbrahim Düzenli anlatacak.
İlk konuğumuz Sayın Asrın Tok. Filistine Özgürlük Nöbeti Platformu Adalet Nöbeti aktivisti olarak önemli çalışmalar yapıyorsunuz uzun süredir ve en sonunda gemiler kaldırdınız. Vicdan gemisi yola çıktı. Ardından Madleen gemisi yola çıktı. Vicdan gemisi vuruldu ve yardımı aksadı ama durmadı hak aktivistleri ve bu sefer Madleen gemisi İtalya’dan yola çıktı. Dünyaca ünlü hak aktivistleri vardı içinde ve İsrail’e adeta meydan okuyarak soykırım yapan İsrail’e karşı dik bir duruş sergileyerek Gazze’ye yardım götürmeye çalıştı fakat İsrail operasyonuyla durduruldu. Ancak önemli bir olaydı ve tüm dünya bunu konuştu. Yardım malzemeleri varamadı ama şu anda tüm dünyanın gündeminde sadece Müslümanlar, sadece Türkler, Araplar değil, bu kez aralarında Fransızların, İspanyolların, Brezilyalıların olduğu, Alman vatandaşlarının olduğu bir topluluk Gazze’nin yardımına koşuyordu. Gazze’liler de onları bekliyordu fakat yardım malzemeleri ulaştırılmadı. Önemli bir süreçti. En azından dünya bu süreci takip etti ve önemli bir gündem oluştu. Hak aktivistleri günlerce X platformunda gece gündüz nöbetler tuttular, hashtagler açtılar ve önemli bir gündem yapmaya çalıştılar. Dakika dakika takip ettik ve pazar gecesi de geç saatlerde sabaha karşı saatlerde de maalesef bir operasyon yapıldı ve o saatlerde de hepimiz ayaktaydık. Durumu heyecanla takip ediyorduk. Hayati tehlike de vardı. Oldukça sıkıntılı saatlerdi. Gerilimli saatlerdi. Asrın Tok, Filistin dostu, adalet nöbetleri, hak aktivisti ve meseleleri baştan beri takip eden değerli kardeşim ilk önce kendinizi bir tanıtın ve daha sonra meseleye geçelim.
Asrın Tok: İslam iktisadı bölümünde öğrenciyim. Birçok senedir de siyasi aktivizmle iştigal ediyorum. Nihayetinde Özgürlük Nöbeti platformunda Filistin odaklı aktivizme devam ediyoruz. Burada yardımcı olmaya çalışıyorum.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki neler yaşandı? Biliyorsunuz Ekim 2023’den beri büyük bir soykırım var. Evet, sadece yeni başlamış bir olay değil. Yıllardır Filistinlilere karşı bir katliam süreci var ve sonunda 7 Ekim Hamas saldırısından sonra da İsrail korkunç bir soykırıma girişti. Bir yerde durur dedik, durmadı. Bin, iki bin, üç bin, beş bin, on bin, yirmi bin, otuz bin, kırk bin, elli bin, altmış bin gözü doymayan bir vahşetle insanları katletmeye devam etti. Bunun üstüne aç susuz bırakarak öldürmeye devam etti. İnsanlık tarihinin en acımasız örneklerini sergiledi. Bebekler parçalanarak öldü ve dünya devletleri genel olarak duyarsızdı. İslam dünyası duyarsızdı. Daha çok devletleri kastediyorum. Batı devletleri duyarsızdı ama vicdanlı topluluklar vardı. Bunlar dikkat çekiyordu. Ayağa kalkıp haykırıyorlardı ve çok insani, vicdani fiiller işleniyordu ve en sonunda artık çok kritik noktalara iş dayandı. 90 günleri bulan Gazze’ye yiyecek sokmama eylemleri sonrası açlıktan ölen bebekleri duyduk. Söylenecek çok şey var. Asrın Bey neler oldu 1.5 yıldır devam eden bir soykırımda Özgürlük nöbeti neler yaptı? Hak aktivistleri neler yaptı? Gemi kaldırma fikirleri nerelerden doğdu? Bu nöbetler neden tutuldu?
Asrın Tok: Türkiye’nin yakın tarihinde bildiğiniz üzere Mavi Marmara olayı var ve 7 Ekim’de tekrardan bu soykırım başladığında amaç sadece Türkiye değil dünyadaki pek çok sivil toplum örgütünün birleştiği Özgürlük Filosu Koalisyonu adı altında Gazze’deki ablukayı kırmak için denizden Gazze’ye ulaşmak üzerine bir misyon tekrardan meydana geldi. Zira zulmün yaşandığı yakın tarihte coğrafyalara ekseriyetle öyle ya da böyle ulaşabilmek mümkün ve yardım edebilmek mümkün oldu ama Gazze söz konusu olduğunda bu gerçekten çok zor. Abluka çok şiddetli ve ulaşabilmek mümkün değil. Dolayısıyla bu ablukanın en başta kırılması gerektiği kanaatinde olan aktivist arkadaşlar dünyanın dört bir yanından bir filo ile Gazze’ye gitme kararı aldı ancak ilk süreçte Vicdan Gemisi Haydarpaşa Limanı’ndayken yola çıkma hazırlığındayken ve hazırken aslen hukuksuz ve kanunsuz bir şekilde Haydarpaşa Limanı’nda 150 gün boyunca bekletildi. Bizler Haydarpaşa Limanı’nın C kapısı önünde 150 gün boyunca yedi yirmi dört nöbet tutup bunu protesto ettik.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bekletilme gerekçesi neydi? Gazze perişan durumda ve Türkiye iktidarı da bu konuda çok duyarlı olduğunu söylüyor. Neydi mesele?
Asrın Tok: Herhangi bir eksik belge yahut hukuki anlamda bir sıkıntı olmadığı için bunun cevabı kuvvetle muhtemel siyasi bir cevap ama bunun gerekçelerine dair, siyasi gerekçelerine dair konuşursam daha çok kendi şahsi fikirlerimi burada beyan etmiş olacağım. Ancak görünenden aldığımız izlenim, alınan izlenim bunun siyasi bir karar olduğunu belli ediyor bize en azından. Ancak neticede hamdolsun bu mücadeleyi bir şekilde kazandık ve Vicdan Gemisi yola çıktı. Afrika’da iki kişi alındıktan sonar Vicdan Gemisi Malta’ya doğru yola çıktı. Burada önemli olan şu, Malta’da alacağı yolcular aynı zamanda şu an Madleen gemisiyle bu girişimi tekrardan yapan kardeşler. Malta Limanı’na doğru yönelmişken Uluslararası Sular’da İsrail’den çok uzakta Malta açıklarında İsrail drone’ları tarafından iki kere bombalanarak saldırıya uğradı ve bunun neticesinde gemi kullanılmaz hale geldi. Türkiye’de özellikle neredeyse hiç gündem olmazken daha çok batıda gündem oldu ancak Madleen’in gemisi kadar konuşulmadı. Bizim için büyük bir şeydi çünkü Gazze’ye doğru yönelmemişken ve İsrail’e bu kadar uzak bir yerde sivil bir insani yardım taşıyan aktivistlerin bulunduğu bir geminin böylesine bir saldırıya uğraması Dünyada herhalde sadece İsrail’in yapmayı göze alabileceği, İsrail Devleti’nin yapmayı göze alabileceği ve karşılığında bir yaptırım görmeyeceği bir hareketti. Ancak aktivist kardeşlerimiz bunda yılmadılar ve bundan korkmadılar ve daha küçük de olsa başka bir gemiyle İtalya’dan harekete geçtiler, Madleen gemisiyle ki ismini de Gazze’deki uzun süredir balıkçılığı sürdüren ve bununla ilgili de çok ilham verici bir hikayesi olan Madleen ismini oradan alıyor ve bu gemi yola çıktı oradaki kardeşlerimizle. Bunun takibini gerçekleştirdik. Ancak Mısır açıklarında, uluslararası sularda bu sefer üzerine kimyasal birtakım maddeler atılmasıyla beraber uluslararası sularda İsrail tarafından işgal edildi ki bu korsanlık, çünkü uluslararası sularda yetki alanında değil ve o insanlar insan hakları aktivisti, siviller ve hiçbir şekilde tehdit unsuru değiller. İsrail bir korsanlık yaparak bu insanları kaçırdı ve an itibariyle de Ashdod Limanı’na yanaştığı bu kişileri ve kendi söylemlerine göre her biri için hazırlanmış tek kişilik bir kitle iletişim aracının olmadığı hücrelerde tutmak üzere bu kardeşlerimizi bekletiyorlar.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Vicdan Gemisi İsrail’den oldukça uzak bir bölgede Malta Adası civarlarında vuruldu. İsrail bu kez böyle bir eyleme girişemedi. Bunun nedeni neydi sizce? Kamaoyu mu iyi oluşturuldu? Vicdan gemisinin vurulması dediğimiz gibi Türkiye’de çok yankı bulmadı, çok üzücü bir şekilde. Bu nedendi? Acaba organizasyonu yapanlar mı bu medyatik duyuru bölümünü eksik bırakmıştı? Yoksa bir duyarsızlık mı vardı? Yoksa başka bir neden mi? Bu konularda ne dersiniz?
Asrın Tok: Madleen Gemisi’nin böyle bir saldırıya uğramamasının kanaatimce en büyük sebebi taşıdığı kişiler. Mesela Greta Thunberg dünyada çok tanınan en azından sima olarak, isim olarak bilinen biri ancak Vicdan Gemisi’nde ki Malta’ya doğru yönelirken, Malta karasularına girmeden çünkü oradan da bu şahısları alacaktı. O noktada saldırıya uğraması da şahsen en azından ben de bu çağrışımı yapıyor ki o zaman İsrail’in işi daha zora gireceği için böyle bir saldırı gerçekleştirdi. Üzücü bir şey ama tabi Türklerin ve Azerbaycanlıların olduğu bir gemiye saldırmak, Batı vatandaşı ve işte milyonlarca takipçisi olan insanların kamuoyunun, dünya kamuoyunun bildiği kişilere saldırmaya kıyasla çok daha kolay bir hareket. Dolayısıyla Madleen gemisi için böylesine bir saldırı söz konusu olmadı. Neden Vicdan Gemisin’e yapılan saldırının Türkiye’de gündem olmadığını sorarsanız, aslında baktığınızda Mavi Marmara’dan aşağı kalan bir yanı yok. Gerçekten o saldırıda kardeşlerimiz şehit düşebilirlerdi ve saldırı yapılışı itibariyle gemiyi batırmaya yönelik çünkü geminin ön tarafında aynı yere iki tane bomba, biri üstü delmek, biri de altı delmek olmak üzere atılan ve jeneratörleri arızalandı 4 saat süren bir yangın oldu kardeşlerimiz onu söndürmekle uğraştı. Batma tehlikesi de çok açık bir şekilde vardı geminin. Bu kadar büyük bir olay olmasına rağmen gündem olmaması, gündem edilmemesi bir organizasyonel bir eksiklik diyemeyeceğimiz kadar büyük bir olay. Herhangi bir organizasyon olmasa bile başka gerekçeler olmadan bunun gündem olmasının önüne geçilebileceğini zannetmiyorum. Nasıl 150 gün bekletilmesinin siyasi sebepleri varsa bunda da kuvvet ve muhtemel siyasi sebeplerin olduğunu söylemekle yetinebileceğim en azından.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bu kez daha belki tertibatlı bir hazırlık yapıldı. Sanırım İtalya’dan tüm 12 yolcu bindi ve oradan harekete geçilince biraz İsrail’in eli bağlandı ve izlemeye başladı. Direkt gemiye daha uzaklardayken bile saldıramadı ve beklemeye başladı bu arada da önemli bir kamuoyu olmaya başladı. Biz size gemi yola çıkmaya başladıktan itibaren neler yaşadı onu sormak istiyoruz çünkü ikinci Mavi Marmara olayı olabilirdi ve Türkiye’de gittikçe artan bir tansiyon oldu gerçekten ilk başta çok fazla bir ilgisi yoktu 85 milyonun fakat saatler ilerledikçe televizyonlar da ilgi göstermeye başladı. Farklı her kesimden medya kuruluşu konuya ilgi göstermeye başlayınca toplumun da haberi oldu sadece sosyal medya değil. Bu arada sosyal medyada da önemli bir çaba vardı. Hashtagler, sabahlara kadar süren konuşmalar, sohbet odaları, mor odalar. Neler yaşandı? Sicilya’dan, yola çıktıktan itibaren siz takip etmişsinizdir. Greta Thunberg, Şuayb Bey ve diğer Yasemin Hanım ve diğer tüm aktivistler neler yaşadı?
Asrın Tok:Yolculuk neticeye kadar sorunsuz gerçekleşti. Libya’da bir özel oldu çünkü Libya açıklarında ilerlerken onlara en yakın gemi Madleen gemisiydi ve bir geminin SOS verdiğini görüp oraya doğru yöneldiler ancak başka bir gemi orada yardıma yetişti. Yolculuk özellikle sonlara doğru yaklaştığında bizler ve Batı’da da çeşitli ülkelerde nöbet tutmaya başladık. Türkiye’de de Saraçhane Parkı’nda bu nöbetimizi başlattık. Burada gemiyi anbean takip ederek, aynı zamanda dünyanın çeşitli şehirlerindeki meydanlardan da desteğimizi bildirerek. Zira İsrail’in bir gemiye saldırıp saldırmamasında, dünya kamuoyu tarafından bu geminin takip edilip edilmemesinin çok büyük ehemmiyeti var ve bu takibi sağlamaya çalıştık. Aynı zamanda Batı’da tabi Avrupa parlamenterlerinin, Birleşmiş Milletler mensuplarının da yetkisi daha da yüksek olan isimlerin de bu gemiyi takip etmesi ve gündem etmesiyle beraber batıda çok büyük bir şekilde gündem olan bu geminin o gündemliği Türkiye’ye de aynı zamanda yansımış oldu. Dolayısıyla süreç bizim de daha önceden istediğimiz gibi, planladığımız gibi işledi ancak neticesi maalesef istediğimiz gibi olmadı.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Evet, ama en azından bir kamuoyu oluştu. İsrail’in vicdansızlığı, yardım malzemelerini Gazze’ye sokmak istememesi, Mavi Marmara benzeri gece yarısı yapılan bir operasyon bizi o yıllar önceki korkunç baskına çevirdi, gönderdi ve heyecanla bekledik. Önemli bir kamuoyu oluştu ve en azından o unlar, şekerler, ilaçlar, çocuk protez malzemeleri Gazze’ye ulaşamadı ama önemli bir baskı unsuru oldu. İsrail’in ne kadar vicdansız olduğu ortaya çıktı. Peki şu anda neler yaşanıyor? Gayet barışçıl bir eylemdi. Göstericiler son dakikalardaki mesajlarında “Biz hiç kimseye karşı mukavemet etmeyeceğiz ve barışçıl bir şekilde bekleyeceğiz.” dediler. Böyle oldu. Son anlarda irtibat kesildi, internet kesilmeleri yaşandı. Bir kötü muamele var mı? Onun dışında bilginiz var mı? Bir noktadan sonra bağlantı koptu ve Türkiye Dişişleri Bakanlığı’nın açıklamaları geldi. AK Parti’den açıklamalar geldi. Sizin bilginiz var mı? Bir kötü muamele olayı var mı? Diğer yaşananlar konusunda o kimyasal maddeler sonrası neler yaşandı?
Asrın Tok:Şu anda bu konu hakkında net bilgilerimiz yok. Arkadaşlarımıza ve kardeşlerimize ulaşabilme imkanımız yok. İsrail’in resmi devletin kanallarından yaptığı söylemlere bakarsak, bu kardeşlerin memleketlerine geri gönderileceklerini ivedi bir şekilde söylüyorlar. Bizim de öngörümüz ve ümidimiz bu yönde. Ancak an itibariyle kendilerine tek hücreli hapishaneler hazırlanmış durumda. Dolayısıyla her ihtimal mümkün. Ancak özellikle dünya kamuoyunun bu kadar dikkatini çekmiş bir olayda İsrail’in bu mevzuyu daha da uzatmasının faydasına olmayacağını düşünerek, bunu ümit ederek kardeşlerimize en yakın zamanda kavuşacağımızı ve o noktadan sonra tam olarak nelerin gerçekleştiğini iyi bir şekilde dinleyeceğimizi, anlayacağımızı açıkçası ümit ediyoruz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki bu kez yardım malzemelere ulaşmadı fakat ne olacak? Gazze bu açlıkla, susuzlukla baş başa mı kalacak? Bir yardım konvoyu tırının yola çıktığı haberleri var. Bu konuda bilginiz varsa ne oluyor?
Asrın Tok: Biz, Özgürlük Filosu Koalisyonu ve bunun Türkiye’deki destekçisi, sivil toplum kuruluşları ve dünyadaki sivil toplum kuruluşları olarak vazgeçmedik ve vazgeçmiyoruz. Bu ilk değil ve son değil. Vicdan Gemisi Malta açıklarında bombalandığında biz bundan vazgeçmedik ve Madleen gemisiyle kardeşlerimiz tekrardan gittiler. Denizden denedik ve denizden denemeye devam edeceğiz. Aynı zamanda şu anda karadan bahsettiğiniz gibi bir hareket var. Tunus’tan, Libya’dan, Cezayir’den bütün o Akdeniz’in Afrika’nın kuzeyindeki yolu takip ederek orada insanların katılmasıyla oluşacak bir konvoy. Nihayetinde Mısır-Kahire’de bir toplanma olacak ve Mısır-Kahire’den bu oluşan konvoy ve bu insan kalabalığı Refah Sınır Kapısına doğru yürümeye çalışacak. Denizden denedik ve aynı zamanda karadan da deneyeceğiz. İnşallah yapabilirsek gerekirse havadan da deneyeceğiz ve buradaki bizim isteğimiz ve amacımız söylediğimiz gibi sivil inisiyatif olarak yapabileceğiniz şeylerin sınırı belli. Ordumuz yok yahut yetkimiz yok ve asıl şu an önemli olan bahsettiğim üzere Gazze’ye ulaşabilmek. bir kanal oluşturabilmek ve yaşanan abluka çok sert ve bunun bir şekilde kırılması gerekiyor. Madleen gemisi bize en azından şunu gösterdi ki Gazze’ye doğru yönelen bir gemi herhangi bir can kaybı ya da işte bir bombalama olmadan en azından bu seferini gerçekleştirebiliyor. Bizim ümidimiz şudur ki Allah’ın izniyle bu sayede pek çok sivil toplum kurmuşuna ve pek çok insan hakları aktivistine, pek çok Filistin sevdalısına bu cesaret ve güç verecek. Bu Madleen gemisi tek olarak kalmayacak ve nihayetinde bütün bu baskıların altında İsrail’in en azından kamuoyu önünde daha da sıkıntıya gireceği ve inşallah bu ablukanın bir şekilde kırılmasını sağlayacak adımların atılacağı şeyleri yapmaya çalışıyoruz. Şu anda da karadan deneyeceğiz inşallah.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki Filistin’e Özgürlük Koalisyonu kaç milletten oluşuyor? Biraz tanıtır mısınız? İyi bir koalisyon oluşmuş gibi.
Asrın Tok: Özgürlük Filosu tüm süreçte bildiğim kadarıyla 60 kadar ülkeden kurum ve kuruluşların desteğini almıştı zaten ve şöyle bir mutabakat var vahsettiğim gibi Gazze’ye ulaşma ve ablukayı kıema üzerine zaten bir mutabakat olduğu için pek çok sivil toplum kuruluşu, pek çok insan hakları, aktivisti aslına bakarsanız bu amaç doğrultusunda kolay bir şekilde birleşmeyi başardılar ve dünyada vu herhangi bir olayı aynı gün içerisinde gündem yapabilecek kadar da güçlü bir ağa, pek çok dünya şehirlerinde eylemler başlatılabilecek bir ağa da sahip. Bizi tabi burada birleştiren şey yaşanan soykırım ve bunun sorumluluğunu üzerimizden atabilmeye çalışan insanlar olmamız en azından.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sizce konu nereye gider? Bir taraftan barış görüşmeleri var. Bir taraftan tehcir tehdidi var ve durmayan bir Netanyahu var. Nereye gider? Çünkü yardım koalisyonlarının durumu da buna göre belirlenecek. Bu tahminler neyi gösteriyor?
Asrın Tok: Barış görüşmeleri bu yaşanan soykırımda da ve yakın tarihimizde, geçmişte de gerçekleşti ancak bunlar netice olarak İsrail’e zaman kazandırma, İsrail’in kendisini toplamasına ve daha sonra tekrardan bu anlaşmaya uymayarak, tekrardan saldırı yapması için sadece bir basamak ve aşama oldu her zaman. 1 seneyi aşkındır bu soykırıma ve zulme dayanan direnen Gazze halkının tehciri asla kabul edeceği kanaatinde değilim. Böyle bir şeyin gerçekleşeceğini düşünmüyorum. Bizim ümidimiz İsrail’in artık dünya kamuoyunda savunulamayacak ki şu anda da savunmakta zorluk çekiyorlar hatırlarsınız ki soykırım başladığı ilk dönemlerle bugün arasında çok büyük fark var. Dünyada da çok büyük fark var. İsrail’e karşı olan nefret son 1-2 senede çok farklı bir boyuta geldi ve İsrail vatandaşları da aslında bunun uzun vadeli olarak ülkelerine vereceği zararı değerlendirmeye başladı. Bu baskı altında ezilmeleri neticesinde bu savaşa son verecekleri, dolayısıyla kaybedecekleri ve nihayetinde Hamas’ın, Gazze’de direnen kardeşlerimizin üstün geleceği ve başarılı olacağına dair bir ümidimiz ve saklı tuttuğumuz her zaman bir öngörümüz var ve bunun böyle gerçekleşeceğine gerçekten inanıyoruz çünkü savaş ilk olduğu zaman, soykırım ilk başladığı zaman bu maksimum 1 ayda biter, İsrail dümdüz eder ve geçer söylemleri söyleniyordu ve aksini söyleyenlere aptal damgası vuruluyordu. Halbuki oradaki insanlar eğer direniyorsa ve orayı terk etmek istemiyorlarsa, bu konuda kararlıysa hiçbir gücün, hiçbir teknolojinin yapabileceği hiçbir şey yok. Oradaki insanların hepsini yok edemezsiniz. Yok edemediğiniz müddetçe de maalesef kaybedeceksiniz çünkü sizin amacınız orayı tamamen temizlemek ve topraklarınıza katmak ama bunu yapmak için herkesi öldürmek zorundasınız. Bunu da yapamayacağınız için Gazze Allah’ın izniyle galip gelecek.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: En azından Gazze’lilerin yüreğine bir serin nefes estirmiştir, indirmiştir bu yardım faaliyeti İsrail engellese de dünyada insanların bu zulme razı olmadığı bilgisi, haberi onlara ulaşmıştır. En azından bir umut doğmuştur onlar için çünkü soykırım korkunç bir şekilde devam ediyor ve soykırım sürerken susmak olamaz, boyun eğmek olmaz, kabul etmek olmaz ve bunu da Filistin dostu hak aktivistleri yapmaya çalışıyorlar. Umarım Filistin halkının özgürleştiği günler çok uzak değildir. Umarım bu mücadeleler güzel sonuçlar doğurur ve başarıya ulaşır. Oldukça zorlu günlerdeyiz. Oldukça zorlu yolculuklar yapılıyor ve zorbaca engellemeler yapılıyor. Yolunuz açık olsun. Biliyoruz ki durmayacaksınız. Filistin dostları olarak en az 60 ülkedeki hak aktivistleri olarak gayreti devam edeceksiniz. Biz de gönlümüzle yanınızdayız. Allah yardımcınız olsun diyoruz.
Adalet Nöbeti aktivisti Sayın Asrın Tok’u dinledik. çok önemli bilgiler verdi. Türkiye tekrar bir Mavi Marmara olayını yine yaşadı işin doğrusu. Sabahlara kadar süren gergin bekleyiş, gerilimli anlarla bunu yaşadı.
Türkiye’de hiç bitmeyen ve aksine giderek artan, devleşen bir konu çok üzücü bir şekilde. Türkiye’de cezaevlerinin durumu. Her gün ama her gün cezaevindeki kalabalığı, hasta mahpusları, eksiklikleri, ihlalleri gündem ediyoruz. Cezaevlerini en çok ziyaret eden milletvekiliyim. Her kesimden mahpusla görüşüyorum ve dertlerini kamuoyuna iletmeye, bakanlıkları sıkıştırmaya çalışıyoruz ve çözüm anlamında da iktidarı bir şekilde çözüme zorluyoruz. Bütün bu zorlukların arasında bizim yüreğimizi en çok sızlatan olaylardan birisi maalesef ki anne bebek mahpuslukları. Kimi zaman anne-baba tutukluluklar, kimi zaman anne-bebek tutukluluklar, anne-babanın aynı anda tutuklanması sonucunda cezaevinde yaşayan bebekler, ikisinin aynı anda tutuklanması sonrasında yakınlarının yanında kalmak zorunda kalan bebekler, çocuklar. Türkiye büyük bir aile ve sosyal felaketi yaşıyor aslında ve çok kişinin umurunda değil, haberi de yok ama biz istedikleri kadar “haberim yoktu”, bilgim yoktu.” desinler, onları bilgilendirmek için gayret sarf edeceğiz. Benim haberim yoktu, mazeretine kimse sığınmasın. Masum anneler, bebekler cezaevindeyken, “Ya benim haberim yoktu ya, Allah Allah nereden çıkmış bu, vay vay nasıl olmuştu, zamanında böyle şeyler nasıl yaşanmış?” diye gelecekte insanlar söylemesin diye şimdiden biz bunları kamuoyuna duyuruyoruz. Kimsenin bir mazereti kalmasın. Bu ülkede binlerce anne cezaevinde, bu ülkede yüzlerce en az 700-800 civarında 0-6 yaş arası bebek çocuk cezaevlerinde anneleriyle beraber çok vahim günler yaşanıyor. Onlardan birisi konuğumuz olacak. Edirne L Tipi Cezaevi’nde mahpus Özlem Düzenli ve bebeği var küçücük bir bebeği. Biz onları cezaevinde olduğu için programımıza alamıyoruz. Özlem Düzenli’nin eşi İbrahim Düzenli dışarıda ve eşinin yaşadıkları karşısında feryat ediyor. Sosyal medyadan çırpınıyor, gayret ediyor ve yaşadıklarına inanamıyor ve insanlar nasıl böyle duygusuz, duyarsız, üç maymunu oynuyor, şaşırıyor. Biz onun mağduriyeti başladığı gibi elimizden gelen her türlü gayreti gösterdik. Bu akşam da kendisini konuk ederek eşi Özlem Düzenli ve bebeklerinin yaşadığı mağduriyetleri anlatmasını isteyeceğiz. Oldukça sıkıntıdasınız. Habire Edirne Cezaevi’ne gidip geliyorsunuz ve büyük bir çırpınış içindesiniz. Sosyal medyadan da sizi izliyoruz, kamuoyu izliyor. Feryat ediyorsunuz, sesinizi duyurmaya çalışıyorsunuz. Ne oldu İbrahim Bey? Neler yaşanıyor?
İbrahim Düzenli: Yaklaşık 10 yıldır cezaevi hayatımda. 7 yıllık bir cezaevi süreci yaşadım. Bu süre zarfında ben maalesef sesimi kimselere duyuramadım. Eşim dışarıda çok sıkıntılar yaşadı. Çok problemler yaşadı. 2016 Temmuz ayından sonra 15 Temmuz’dan sonra hemen açığa alınarak ben gözaltı ve tutuklama sürecini yaşadım. 1 Eylül 2016 itibariyle de ben 672 KHK ile ihraç oldum. Eski polis memuruyum ben. En son görev yaptığım yer Afyon olduğu için Afyon’da benim gözaltı süreci, yargılama gibi işlemler Afyon’da yürütüldü. O süre zarfında yargılamamı Afyon yürüttüğü için şahit olduğum, duyduğum, göz önünde olan çok meselelere şahit oldum. Çok sıkıntılarla karşılaştık. O süre zarfında ben Afyon E Tipi Kapalı Cezaevi’ndeydim. Yaşadığım veya gördüğüm, şahit olduğum meseleleri, polislik refleksini de bir kenara bırakıyorum, insan olma bilinciyle ben gerek savcılık makamlarına, gerek sivil toplum kuruluşlarına Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sesimi duyurabildiğim yerlere duyurmaya çalıştım fakat OHAL döneminde olduğumuzdan dolayı yapılan bütün işlemler işlevsiz kaldı. Hiçbir başvurum neticelendirilmedi. Üstü kapatıldı. Gözaltı sürecindeyken benim fiziksel ve psikolojik olarak yaşadığım kısa şeyler oldu. Bana çok ağır şeyler yaşatıldı dersem yalan olur fakat benim aynı cezaevinde koğuş arkadaşları olarak beraber kaldığım kimselere çok şiddetli işkenceler yapıldı. Gerek gözaltındayken gerekse cezaevinde tekrar ifade bahanesiyle tem şubeye götürülüp çeşitli muamelelere maruz kalıp tekrar cezaevine gelen aynı koğuşta olduğum şahıslar oldu. Toplumda şu an medya belki uzak olabilir ama bunun meraklısı olan insanlar çok iyi bilirler. Afyon’da mesela bir Ahmet Aşık vakası vardır. Öğretmen Ahmet Aşık vakası. İşkencenin, zulmün geldiği son noktayı göstermek için ben söylüyorum. Bahsettiğimiz bu öğretmen arkadaşa tem, şube görevlerince tecavüz edildi ve bu birkaç ay öncesinde, geçen sene Anayasa Mahkemesi tarafından da hak ihlali verildi. Bu yurt dışında çeşitli medya organlarınca da bu tespiti yapıldığı için haberleştirildi. Sosyal medyada da bu gündem yapıldı. Ben en uç noktayı söylüyorum. Onun altında yapılan işkenceleri bahsetmiyorum bile. Ben bunu çeşitli medya organlarına ulaştırmaya çalıştım. Savcılık makamlarına, sivil toplum örgütlerine. Sesimi, yapılan sıkıntıları, yapılan zulmü insan olma bilincinde olduğum için bunu aktarmaya çalıştım. Bu girişimlerimden dolayı eşim Özlem Düzenli hakkında herhangi bir iddia soruşturma hiçbir şey yokken bu girişimlerde bulunduğum için eşimle ilgili bir soruşturma süreci geçirildi. Daha doğrusu soruşturma geçirmeden ben cezaevindeyken eşim açık görüşe beni ziyarete gelmişti hakkında herhangi bir soruşturma yokken herhangi bir inceleme bile başlatılmamışken hakkında yakalama kararı verilip açık görüşte gözaltına alınan bir kişidir. Ben içerideyken kendisine çok sıkıntılar yaşatıldı. Psikolojik problemler yaşadı kendisi. Kendisi de bu sıkıntılara maruz kaldığı için sesini kimselere duyuramadı. Duyuracak gücü de yoktu, takati de yoktu, imkanı da yoktu çünkü ben cezaevindeyken lojmanda kalıyordu. İhraç olduktan sonra bizi lojmandan attılar. Eşim eski laboranttır, özel sektörde çalışıyordu. Ben cezaevine girdiğim için maddi manevi çok sıkıntılara maruz kaldı. Tekrar iş hayatına atılmak istediğinde eski çalıştığı yerlere, başka yerlere müracaat etti fakat benim dosyamdan dolayı ve kendisinin geçirmiş olduğu soruşturmalardan dolayı hiçbir iş imkanı verilmedi. İmkanı da olmadığı için gerek babasının yanında gerekse kayınpederinin yanında belli dönemlerde konaklamak durumunda kaldı. Gidecek yeri yoktu, yurdu yoktu, imkanı yoktu. Benim ve kendisinin yaşadığı sıkıntıları duyuracak bir mercisi yoktu. Çok sıkıntılara maruz kaldı. Ben 7 yıllık cezaevi sürecinde Afyon E Tipi Kapalı Cezaevi’nde kaldım. Oradan Manisa Akhisar’a gönderdiler. 4.5 sene orada kaldım. Oradan da Van T Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderdiler. Toplam 7 yıla yakın bir cezaevi hayatı süreci yaşadım. Cezaevinden çıktıktan sonra bu arada ben yeni evliydim. Cezaevine girmeden önce yeni evlilik yaptım. Hemen akabinde cezaevi süreci oldu. Aradan 7 sene geçti. tam kendimize bir yuva kuralım yeni bir sayfa açalım derken tabi bu arada Murat Efe bebeğimiz de dünyaya geldi tam kendimize yeni bir sayfa açalım derken bu defa dosyası Yargıtay’da olan eşim Özlem Düzenli tutuklanarak Edirne L Tipi Kapalı Cezaevi’ne konuldu. Eşim cezaevine girdikten sonra yeni bir hayat kurmak için kendimize yeni bir ev tutmuştuk, yeni eşyalar almıştık fakat eşimin bu sıkıntısından dolayı kendisine yakın olabilmek amacıyla ben yaklaşık 1 aydır mesela İstanbul’dayım. Geçici konaklamalarla İstanbul’da kalıp kendisine avukat ayarladım. Sesimi sizin gibi büyüklerimize duyurabilmek için mücadele içerisine girdim. Sosyal medyadan sesimi duyurmaya çalıştım. Çok mücadeleye girdim. Sizler ve bazı aktivistler sayesinde bir nebze olsun en azından sosyal medyada sesimi duyurabilme şerefine nail oldum. En son gitmiş olduğum açık görüşte, bunu Twitter’da sizlerin aracılığıyla ve kendim de ifade etmeye çalıştım. Bebeğim tutuklanmadan önce gribal enfeksiyon rahatsızlığı geçirdi. Gözaltındayken biz beraberdik, kendisiyle beraberdik. Bebek rahatsız olduğu için gözaltındayken ilçe devlet hastanesine götürüldü, tedavisi yapıldı. rahatsızlık yaşıyordu. 3 günlük gözaltı sürecinden sonra biz mahkemeye çıktığımızda savcı bey bu durumu göz önünde bulundurarak çocuğun durumundan dolayı evde ev hapsine hükmedilmesi yönünde mütalaa verdi. Eşim de bu duruma bebeğinin rahatsız olduğunu hastaneye gidip gelmesi gerektiğini ifade etti. Hatta hastane olayları olduğu için imza verebileceğini de söyledi fakat Afyon Ceza Mahkemesi ekstra bir söz hakkı bile tanımadan eşime tutuklama verdi. Bebeğim 6 aylık, şu an 7. ayına girdi, cezaevinde 1 aylık bir süreç geçirdi. 6 aylıkken o ağır gribal enfeksiyon tanısı konulmasına rağmen tutuklanarak Edirne L Tipi Kapalı Cezaevi’ne girdi. Ben 2-3 gün sonra açık görüş olduğu için hemen can havliyle kendilerini görebilmek amacıyla görüşe gittim. Görüşe gittiğimde eşim çökmüş, kilo kaybı yaşadığını fark ettim. Hatta eşime bu duruma niye çocuk tepki göstermiyor? Oynamaya çalışıyorum. Kendisiyle ilgilenmeye çalışıyorum fakat bebeğim bana hiçbir tepki göstermedi. Bunu eşime söylediğimde sonradan anlattı. Haftasonu ateşinin 39-40 seviyelerine yükseldiğini müdahale ettiklerini, butona basarak görevlileri çağırdıklarını belirtti fakat koğuşa gelen infaz koruma memurları hafta sonu olduğu için, mesai olmadığı için hiçbir müdahalede bulunamayacaklarını ifade etmişler. Bebek havale geçirme derecesine geldiği için artık koğuştaki diğer bayanlar kapıları tekmelemek zorunda kalmışlar, yumruklamak zorunda kalmışlar. Bebeğe herhangi bir zarar gelmese halinde sorumluluğunun kendilerinde olacağını ifade etmişler. Bunları söylemelerine rağmen hiçbir işlem yapamamışlar. Cumartesi pazar, iki gün boyunca çocuk ateşi 39-40 seviyelerinde iken çok uğraş vermişler. Düşürmeye çalışmışlar. 2 gün sonra ancak düşürmüşler. Ben bu durumu da gördükten sonra görüşten sonra hemen can havliyle sosyal medyada bunu duyurmaya çalıştım. Yardımcı olunması için sizlere bilhassa ulaşmaya çalıştım. Siz de Cezaevi ikinci müdürünü arayarak durumu kendilerine arz ettiniz. İlgilenmeleri yönünde kendisine telkinde bulundunuz. Siz söyledikten sonra koğuşa gidip ilgilenme durumu oldu. Yardımcı olma durumu oldu. Hatta ben bir sonraki hafta görüşe gittiğimde niye bu kadar sosyal medyada gündem yapıldığını dile getirildiğini müdür bey eşime de telkinde bulunmuş, niye yapıyorsunuz biz elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. O da anne olma refleksiyle kendilerini parçaladıklarını fakat hiçbir işlem yapmadıklarını dile getirmiş, durumu kendilerine arz etmiş. Durumu detaylı kendisine aktarıldıktan sonra kendisi de hak vermiş. Normalde ambulans çağırması gerektiğine müdahale edilmesi gerektiğini ifade etmişler. Maalesef çok büyük sıkıntı, mağduriyet, problemler yaşadık bu 10 yıllık süre zarfında. 10 yıllık evliyim, 7 yıllık cezaevi süreci yaşadım. Eşim benden sonra alındı tutuklama. Tam bir yuva, yeni bir sayfa açalım derken bu defa eşimi de ve kendisine doyamadığım 10 sene boyunca hasretini çektiğim, olması için mücadele ettiğim hayalini kurdum bebeğimi de elimden aldılar. Ben hep tweetlerimde ve etrafımdaki insanlara şunu anlatmaya çalışıyorum; şu an bir Filistin konusu var, şu an bir Doğu Türkistan konusu var veya dünyanın çeşitli yerlerinde soykırıma uğrayan, zulüm gören insanlar Müslüman olsun veya olmasın. Etnik gruplar var ama ben şunu ifade etmeye çalışıyorum; mesela Cuma hutbelerinde çok kızarım. Kendi evindeki adaletsizliği, hukuksuzluğu, zalimliği görmeyip başka yerde yaşanılan hukuksuzluğa, zalimliğe parmak gösterip şunlar şunu yapıyor demeleri çok zoruma gidiyor. Benim mesela ev olarak ben Türkiye’yi kastediyorum. Türkiye sınırları içerisinde yaklaşık 10 yıldır sadece benim açımdan değil, benden daha ağır şartlarda çok büyük sıkıntılara maruz kalmış aileler var ama herkesin dayanabilecek bir gücü var. Ben de dışarıdaki sıradan bir insanın dayanamayacağı çok büyük sıkıntılara maruz kaldım, problemler yaşadım. Ülke dışındaki başka insanlar için gösterilen ufacık bir merhamet duygusu, ses duyurma, ilgilenme konusunun bizler için de geçerli olması kanaatindeyim. Sizin gibi büyüklerimiz olmasa, sesimizi duyurmaya çalışan milletvekillerimiz, aktivistlerimiz, gazetecilerimiz olmasa yakınımızdaki akrabalarımıza bile sesimizi duyuramıyoruz maalesef. Kimse halimizden anlamıyor. Ben bugün mesela açık görüşe gittim. Eve daha yeni geldim sizinle görüş yapabilmek için. Apar topar geldim. bebeğimi kucağıma alıyorum. Eşimin o çaresizliğini görmek çok zoruma gidiyor. Bebek şu an iki, üç haftadır giderken özellikle açık görüşlerde kucağıma alıyorum. İster istemez bir hafta görüşemiyorsunuz tanımıyor sizi. Bu duyguyu yaşamayan insanlar herkesin evinde bir kardeşi, torunu, çocuğu vardır. Nasıl bir duygudur? Birazcık anlamalarını istiyorum sadece. Ben o bebeği kucağıma alıyorum, tanımıyor, bir yabancıymış gibi muamele ediyor. Ben görüşün yarısını babası olduğumun hissiyatını vermeye çalışıyorum ve eşimin yaşadığı ızdırabı bahsetmiyorum bile, onu anlatmıyorum bile. Ben bunu tweetlerimde çok dile getirmeye çalışıyorum. Koğuşta şu an mesela 23 kadın var, 3 tane çocuk var. Murat Efe onların en küçüğü şu an 6 aylık. 7. ayına girdi kendisi. Eşim onu sürekli kucağında taşımak zorunda. Cezaevi hayatı içerisinde o imkansızlık içerisinde ekstra mağduriyetlere, ekstra sıkıntılara maruz kalıyor. Onu koyabileceği bir beşiği yok. Yere bırakıp da emeklemesi için bırakacağı bir alanı yok. 23 tane kadının içerisinde ağlamasıyla diğerlerini rahatsız etmemesi için can havliyle koşuyor, sakinleştirmeye çalışıyor. inanır mısınız, bilemem. Eşimin mesela şu fotoğraflardaki görüntüleri çok iyi. Kendisi mesela şu an çok yıpranmış, çok çökmüş çünkü ekstra gayret, o cezaevinin vermiş olduğu psikolojik sıkıntılar var. Bir de bebeğinin gözünün önünde sıkıntı çekmesinden dolayı çektiği ızdıraplar var. Bir anne olarak 6 aylık bir bebekle beraber orada olmasını gerektirecek sebep Bank Asya hesabında 80 TL’lik bir hesabın olmasın ve benim yaşanılan mağduriyetleri dile getirdiğim için eşim ekstra cezalandırıldığı için ben buna sebep olduğum için vicdan azabı çekiyorum. Bende mi yapılan zulme şu an sessiz kalayım? Mesela şu an Filistin olayından bahsediyoruz. En büyük sıkıntı dilsiz şeytanlık. Yapılan bir zulmü dillendirememe, duyuramama meselesi. Ben öncelikle insanım, sonra o süreçte polis memuruydum, ihraç oldum. Yapılan zulmü, yapılan işkenceleri, yapılan hakaretleri, fiziksel veya psikolojik baskıları görmezden mi gelmem gerekiyordu? Susmam mı gerekiyordu? Bu şekilde cezalandırılmak hangi adalete, hangi vicdana sığar öğrenmek istiyorum!
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Zulme karşı sesinizi çıkardığınız için bu kez eşiniz cezalandırıldı. Hakkında uyduruk gerekçelerle bir dava açıldı ağır bir ceza verildi ve bu arada da tutuklandı. Aslında yasalar 18 aylığa kadar olan bebeklerin cezaevinde olmaması gerektiğini söylüyor ama eşinizin cezası onanmadığı için başka mahkum annelerin bebekleri dışarıdayken, kendileri dışarıdayken eşiniz ve bebeğiniz cezaevinde. Yasalarda 6 aylık bir bebeğin cezaevinde olmasının doğru olmadığını söylüyor ama öyle bir garip ülkedeyiz ki, garabetler dolu bir ülkedeyiz ki, hakkınızdaki hüküm kesinleştiği için bebeğiniz ile cezaevinden çıkabilirken, hakkınızda hüküm kesinleşmediği için cezaevinde tutuluyorsunuz. Böyle bir paradoks var. Ne diyorsunuz bu olaya?
İbrahim Düzenli: Ben hukuken diyecek bir laf bulamıyorum. Eşim bu tutuklama olayı olmadan önce geçmişe yönelik soruşturma yürütüldüğü zaman mahkemede birkaç sene zaten haftada iki defa karakola gidip imza atan sorumluluklarını yerine getiren bir kişiydi. Ben başta da söylediğim gibi eşimle ilgili bir durum değil. Onunla ilgili bir sıkıntı değil. Hüküm verilen kişiler bile 18 aylığa kadar infazı ertelenirken şu an eşimin dosyasının bozulma durumu var. AİHM’in Yalçınkaya kararlarından sonra beraat etme durumu var çünkü isteyen hangi hukukçu olursa olsun ben eşimin dosyasını canı gönülden gönderebilirim. Eşimin Bankasya hesabı 80 TL’lik bir banka hesabından bahsediliyor ki bu Bankasya TMSF’deyken geçmeden önce hemen 80 TL’lik bir hesap açıyor. Kendisi bireysel hesabı açarak aylık birikim amaçlı bu yükümlülüğünü yerine getirmeye çalışıyor ve eşim ile ilgili sırf ceza dosyası oluşturmak amacıyla hakkında suç duyurusunda bulunduğum tem görevlileri Ankara Cumhuriyet Başsavcısı’na sorarak şahısla ilgili Bylock kaydı var mıdır yok mudur diye resmi yazı gönderiyorlar. Bu eşimin dosyasında mevcuttur. Türkiye’deki bütün soruşturmaları yöneten bu bilgileri gönderen Ankara Cumhuriyet Başsavcısı “şahsın bylock kaydı yoktur” demesine rağmen bahsettiğim iki görevli oturarak bir tutanak tutuyorlar. “Biz falanca İD’nin Özlem Düzenli’ye ait olduğunu düşünüyoruz öyle tahmin ediyoruz .”şeklinde bir ifade kullanarak bir tutanak tutuyorlar ve eşim 6 yıl, 10-15 gün hapis cezası alıyor. Eşimin dosyası yargıtay aşamasında, inceleme aşamasında dosyasının bozulma durumu %100 beraat etme durumu Yalçınkaya kararlarından sonra mevcut. bu ekstra bir cezalandırma yöntemi.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Biz az evvel soykırımdan bahsediyorduk fakat siyasi soykırımlar da oluyor. Sizin yaşadığınız da bu. Binlerce insanın annenin, babanın, bebeğin yaşadığı da bu siyasi bir soykırım. Maalesef Türkiye’de devam ediyor OHAL dönemi boyunca sizin anlattıklarınızdan ortaya çıkıyor ki sadece şahıs olarak sıkıntı yaşamamışsınız. Şu an için anne ve bebeği yaşıyor ama siz 7 yıl boyunca yaşamışsınız. Bir aileye yönelik saldırı var. İlk önce siz, daha sonra o sırada eşiniz, daha sonra eşiniz ve bebeğiniz ve hep birlikte hepiniz.
İbrahim Düzenli: Ben 2 sene önce cezaevinden tahliye oldum. Cezamın tamamını fazlasıyla yatarak çıktım ben. Cezaevinden çıktıktan sonra durumumuzu anlasınlar diye, empati göstersinler diye bunu ifade ediyorum. Önce benim ailem Aydın’da. ikamet ediyor. Eşimin ailesi Van’da ikamet ediyor. Ben 1 sene Aydın’da ayaklarımın üzerinde durmaya çalıştım. Mücadele ettim. bir iş imkanı, ev imkanı olanaklarından faydalanmaya çalıştım fakat nereye gidiyorsanız gidin yargılandığınız dosyalardan dolayı size bütün kapılar kapanıyor. İş vermek istenilmiyor ve işe olumlu bakan kesimlere bakıyorsunuz Birkaç gün sonra size olumsuz olarak dönüş yapıyorlar. “Kusura bakmayın, iş vermemiz halinde biz de sıkıntı yaşarız, biz de problem yaşarız.” eşim hakeza öyle, mesela kendisi dediğim gibi eski laboranttı. Eski iş yerine gitti biz başvuruda bulunduk tekrar çalışması için. Bize söyledikleri tek laf. “Dosyası var, iş verirsek bizim de başımız belaydı. Bunu göze alamayız.” ben cezaevinden çıktıktan sonra hiçbir maddi imkanım, birikimim olmamasına rağmen 7 yıl boyunca cezaevinde kalıp da iaşe bedeli adı altında bana bir sürü borç dosyası gönderildi.” Sen cezaevinde yemek yemişsin, bunların parasını öde.” kanunen normalde ödeme gücü olmayan insanlardan bu para tahsil edilmiyor. Ben çok mücadele ettim, hiçbir birikimim yok, iş imkanım yok. Gayrimenkul, taşınır taşınmaz, kanunda belirtilenler olunca bunu benden talep edebilirsiniz. İnat edip bunu benden talep ettiler. Eşim ben cezaevindeyken hiçbir geliri olmamasına rağmen eski yeşil kart dediğimiz şu anda da ücretsiz genel sağlık sigortası dediğimiz haktan faydalanması gerekiyor fakat bizim dosyalardan dolayı sosyal yardımlaşma vakıflarına gittiklerinde en doğal hakkı olan hiçbir yardım verilmez. Bizim dosyalardan dolayı kendisine ücretsiz genel sağlık sigortası verilmedi. Kendileri bunu sözlü olarak şifaen söylüyorlar. Yazıya dökmüyorlar sadece. Gittiklerinde “kusura bakmayın bizim yapabileceğimiz bir şey yok.” diyorlar. Mesela ben eşimi hastaneye götürüp tedavi ettirmek istediğimde herhangi bir sağlık rahatsızlığı olduğunda götürüp tedavi etmek istediğimde hastanede tedavi ettiremiyordum. SGK’ya borcu olduğu için sağlık hizmetinden faydalandırılmıyordum. Ben 2 sene boyunca Aydın’dan sonra Van’a gittim, Van’a yerleştim. Orada kendime yeni bir hayat, yeni bir sayfa açayım diye iş arıyorsunuz yine bütün kapılar yüzünüze kapanıyor. İş imkanı tanınmıyor, borçlandırılıyor, sağlık hizmetlerinden faydalanamıyorsunuz. Üstüne üstlük kanuni bir hak olmasına rağmen dosyası Yargıtay’da elektronik kelepçe takılarak ev hapsine veya bir imzaya gitme durumu varken en ağır şart olan tutuklulukla 6 aylık bebeğiyle beraber tutuklulukla cezalandırılıyor maalesef. Bu çok vahim bir şey. Az önce anlattığım gibi bir binada yaşıyorsanız karşı daire, alt daire, üst daire herkesin sıkıntılarından bahsedip, haksızlıklarından, hukuksuzluklarından bahsedip kendi evinizin içerisindeki haksızlıkları, zalimlikleri, zulmü, mağduriyetleri görmüyorsanız bu ne siyasiler açısından ne diyanet açısından kabul edilemez bir şey ve toplum da, çevreniz de, akrabalarınız da, eşiniz, dostunuz da bunu görmüyor veya görmemezlikten geliyor veya işine öyle geliyor. 1 aydır eşim ve bebeğim cezaevinde.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Siz çırpınıyorsunuz ve ne umuyorsunuz? Bir çırpınış içindesiniz. Buradan nasıl bir sonuca ulaşmayı ümit ediyorsunuz?
İbrahim Düzenli:Ben hukuken dediğim gibi yine hukuk çerçevesi içerisinde bazı şeylerin çözülmesi gerektiğine inanıyorum. Ekstra bir imtiyaz istemiyorum. Sadece kanunda belirtilen hakların bize de uygulanmasını ümit ediyorum. Bir kadın cezaevine girmemek için 11-12 tane doğum gerçekleştirmişti adli suçlulardan. Her defasında cezaevine girip bir suç işleyip cezaevine girmemek için yeni bir doğum. Normal insanlara, toplumdaki diğer kişilere hak tanınırken bizim dosyamız kesinleşmemiş, Yargıtay’da yer alıyor. Bunun hukuken çözülmesini ümit ediyorum, talep ediyorum. Siz değerli büyüklerimize de, aktivistlere de, gazetecilere de, vicdanlı olan diğer kişilere de sesleniyorum. Mümkün mertebe bir tane mesajdan ne olur denilmesin lütfen. Sesimiz duyurulsun. Hukuken gerçekleşmiyorsa biraz toplum nezdinde vicdanları zorlayarak bu işin çözülmesine yönelik adım atılmasını talep ediyorum. Sizin nezdinizde dediğim gibi herkesten istirham ediyorum. Bir mesajdan ne olur demesinler.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Kamuoyuna bu önemli çağrıyı yaptınız. Umarım en kısa sürede bir çözüm bulunur, eşiniz kurtulur ve bebeğiniz de olması gereken yerde evinizde olur ve sizi tanır, babası olarak bilir ve en azından şu anda yaşadığınız kahredici günler biter. Sayın İbrahim Düzenli, umarım hepimizin gayretiyle bu büyük mağduriyet bir gün biter.
Değerli izleyenler, bugün de programımızın sonuna geldik. Bize bu önemli konular anlattığı için Sayın İbrahim Düzenli’ye teşekkür ederiz.
Bugün de programımızı burada bitiriyoruz. Haftaya, Salı günü saat 21.00’da inşallah bir aksilik olmazsa yine sizlerle birlikte olacağız. Hepinize hayırlı akşamlar, hoşça kalın.


























Yorumlar