ÖFG TV’den herkese merhaba, her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile size sunduğumuz programımıza bu akşam da başlıyoruz.
Değerli izleyenler bu hafta Kocaeli’den iki önemli konuğumuz olacak. Biliyorsunuz, geçen haftadan beri Meclis’te çok yoğun bir şekilde Maden Yasası, zeytinlikleri katledecek bir yasa teklifi üzerinde konuşuyoruz. Komisyon görüşmelerinde çok yoğun tartışmalar oldu, zeytinciler, köylüler Meclis’e geldiler, “Yapmayın, bu cinayeti işlemeyin. Defalarca getirilen bu yasa teklifini tekrar reddedin.” Dediler, iktidar dayattı ve sonuçta sivil toplumun önemli bir başarısı oldu şu an için maden yasası geri çekildi fakat iktidar tekrar getirebilir. Bu yasa neler sunuyor? Neler getiriyor? Bunu önemli araştırmaları olan çevre aktivisti hukukçu avukat Çiğdem Baloğlu ile konuşacağız ve bu arada da iklim yasası geliyor. Bu da çok büyük tartışmalara neden olmuştu, bu konu ile ilgili yoğun bir gündem olacak. Çiğdem Hanımın görüşlerine başvuracağız.
Programımızın ikinci bölümünde ise biliyorsunuz öncesinde de ziyaret ettik, Kocaeli’de DYO işçilerinin direnişi devam ediyor. Biz bu işçi direnişlerini takip ettik ve en azından bir başarı sağlanmıştı Portakal Plastik’te. Portakal Plastik’te kurban bayramı öncesi işçilerimizi ziyaret ettiğimizde gündem etmiştik ve bu grevin uzlaşı ile bitmesi gerektiğini söylemiştik. İşveren de yaklaştı ve bir uzlaşı sağlandı, grev bitti herkes işinde gücünde şu anda. İşveren parasını kazanıyor, işçiler çalışıyorlar, sıkıntı giderildi ama DYO’da maalesef bu olmadı. Uzun bir süredir grev devam ediyor ve siyasetçiler, insan hakları savunucuları DYO’yu ziyaret ediyor. Biz bu direnişe destek veriyoruz. Bugün de programımızda DYO işçilerini konuk edeceğiz. Sendika temsilcisi Ramazan Yüksel beyefendiyi burada konuk edeceğiz ve kendisi neler yaşandığını, ne olup ne bittiğini bize ayrıntısı ile anlatacak. Ankara’dan Kocaeli’ne tekrar destek vereceğiz, takibimizde, bakanlık düzeyinde gündem ediyoruz ve Portakal Plastik’te olduğu gibi burada da bir anlaşma sağlanması için elimizden geleni yapacağız. Bu noktada önemli bir gayret sarf etmiştik ve inşallah DYO’da da bu mesele bir uzlaşı ile işçilerin haklarının verilmesi ile sonuçlanır diyoruz.
Kocaeli çevre sorunları yaşayan bir ilimiz. Yoğun bir şekilde gündem ediyoruz. Çevre, işçi sorunları, işçi sağlığı ve iş güvenliği sorunları iç içe geçmiş durumda. Hukuki sorunlar çıkıyor, siz de bir hukukçusunuz, çevre aktivistisiniz, bu konuları yakından takip ediyorsunuz. Bu yasa teklifi geçen hafta çok tartışmalara neden oldu. Köylüler geldi Meclis’e komisyonda kavga gürültü çıktı ve sonunda kavga gürültü ile komisyondan geçirdiler fakat şu anda Meclis’te sivil toplumun, sizlerin gayreti ile bu yasada bir geri adım var, yasayı geri çektiler iklim kanunu görüşülecek. İklim kanunu getirip geri çekmeler, maden kanunu getirip geri çekmeler, bir geri iki ileri taktikleri nedir bunlar?
Çiğdem Baloğlu: Çok yoğun gündemleri olan dönemlerden geçiyoruz ancak bu konuşacağımız konu da bir o kadar önemli. Torba yasası, süper izin yasası olarak anılan bir yasa. Güzel bir haber verdiniz, teklif geri çekildi dediniz ancak iklim yasası geldi dediniz. İklim yasası ilk çıktığında bir yine aynı tepkileri Türkiye olarak göstermiştik fakat gördüğümüz gibi tekrar önümüze geldi. İki ileri bir geri, iki geri bir ileri şeklinde. Dolayısıyla maden kanunu veya bu torba yasayı da konuşmamız gerekiyor böylece kazandığımız zamanı iyi değerlendirmemiz ve ona göre hareket etmemiz gerekiyor. Bu torba yasa ile ilgili olarak benzer konuları iklim yasası için de geçerli sayabilirsiniz. Kanun yapma tekniğinden tutun, kanunun anlatım tarzına kadar bir zihniyetin ürünü olduğunu söylemek mümkün. Türkiye Barolar Birliği Çevre Komisyonu üyesiyim. 19 Haziran’da enerji komisyonunda görüşülmesi sırasında yasal izinlerimizi alarak oraya gittik ama bizi içeri almadılar. Meslektaşlarımızı yerlerde sürüklediler, basına da yansıdı bu ve en sonunda bu verilen mücadelenin sonucunda içeriye girebildik ve hukuki görüşlerimizi aktarabildik. Tüm Türkiye’de herkes bu yasanın geri çekilmesi gerektiğini düşünüyor. Biz de hukukçular olarak birkaç ana başlıkta söylersek; öncelikle bu yasa anayasaya aykırı birçok yönü ile çünkü bu yasada özellikle çevre ile alakalı, maden kanunu, zeytin kanunu, orman kanunu, çevre kanunu, mera kanunu, toprak koruma kanunu, imar kanunu gibi çevre ile birebir alakalı temel kanunlarda değişiklik öngörülüyor ve bu değişikliklerin maalesef çoğunluğunda anayasaya aykırılık söz konusu. İkinci ana konumuz mevcuttaki mevzuatımız. Bu saydığım kanunlarda bize tanınan haklar ya da nasıl bir kural konulduysa onun da gerisine götüren, bizi dünyada çevre koruma anlamında koruyan bu mevzuatta geriye düşüren bir teklif olduğunu düşünüyoruz. Son olarak çevreci devlet anlayışından imajından uzaklaştığını görmekteyiz ve kanunların genelliği ilkesinden uzaklaşılarak özel kişilere imtiyazlar sağlandığını görmekteyiz. Çevre kanunu tüm mevzuatlar içerisinde halkın katılımını en yüksek oranda kurala bağlayan kanunlardan biridir. Bunu kısıtlayacak bir yaklaşım sergileniyor. ÇED gerekli değildir kararı var. çevre kanunun 10. Maddesinde diyor ki: “ Çevre Kanunu eğer zararlı olacak, çevreye zarar verecek bir proje yapılırsa buna çevresel etki değerlendirmesi dediğimizde halk arasında ÇED diyoruz. Bunun yapılması gerekir diyor. Bunlar için de bu ÇED kararı alınmadan bu proje izin, onay, ruhsat hiçbir şey verilemez diyor. Bu teklifteki hüküm ile ÇED kararı alınmadan önce izin onay verilmesi söz konusu olacak. Kocaeli’de Samandağları bölgesine rüzgar enerji santralleri yapılıyor. Biz burada 5 yıldır mücadele ediyoruz yargı süreci yürütüyoruz ancak projeyi yaptılar, bitirdiler ve çalışıyor. Bu yasa teklifi ile mevcutta “Biz yaparız biter.” Dedikleri ve çalıştırırız dedikleri konuda yasal bir kılıf getirmiş oluyorlar. İzin onay süreçlerini baştan bitirmiş oluyorlar. İkinci konu ÇED gerekli değildir kararı. Bu ÇED sürecine göre daha ikincil zararlar verecek daha küçük kapsamlı ek 2 liste dediğimiz projelerde ÇED gerekli değildir kararı verilir. Bunları kaldırıyor. ÇED gerekli değildir kararını vermeyeceğiz artık diyor. Bize yansıyan sonucu; bu kararları bakanlığın sitesinde ilan ediyorlardı. Bir ile maden yapılacak siz bakanlığın sitesinde ilan sureti ile görüyordunuz ve dava açacaksanız, sürece katılacaksınız, idari başvuru yapacaksanız önceden haberiniz oluyordu. Şimdi ÇED gerekli değildir kararının kaldırılması ile siz bu hakkınızdan mahrum olmuş olacaksınız. Bu ciddi bir anayasal hakkın ihlali anlamına geliyor. Bunlar genel sonuç olarak baktığımız zaman anayasaya aykırılığın dışında devletin çevreyi korumacı tavrından uzaklaştığını, bu ÇED süreçlerinin önleyicilik ilkesi kapsamında, bir zarar verilmeden önce tespit edelim, bunu nasıl önllerizi önceden bulalım ve bunu uygulayalım kısmını ortadan kaldırmış oluyor maalesef.
<: Çok sıkıtnılı bir madde gerçekten. Biz de Kocaeli’de yaşayan insanlar olarak neler neler gördük! Kocaeli bir sanayi kenti, iptal edilen birçok ÇED oldu. Çevre Etki Değerlendirme raporu idare mahkemelerine gitti, oradan Kartepe’de Yıldızlar Holding Haddehanesi’ni o kadar söyledik ve en sonunda düşünün mahkemeden dönüyor. Mahkemeden dönecek oldu bittiye getirilmiş işler bile daha sonra idare mahkemesinden dönecek hususlar şu anda çok rahat bir şekilde geçebilecek görüntü böyle anlaşılan.
Çiğdem Baloğlu: Bahsedilen dosyada iki dosyanın vekiliydim. Kocaeli’de benzer sorunları yaşadığımız için anlatıyorum. Normal durumda da mevcut durumda da zaten hem yargı anlamında hem idari işlemler anlamında sıkıntılarımız var hukukun uygulanması konusunda. 2009/7 sayılı genelge ile bizim kazandığımız davalara rağmen idari yeni bir karar alarak ki bu da hukuka uygun bir uygulama değil ama o da ayrı bir programın konusu olsun. 2009/7 sayılı genelge ile yeniden bir ÇED kararı vererek tekrar önümüze bu dava süreçlerini getirebiliyorlardı. Bu teklif ile bunları da aşmış olacaklar. ÇED ile hak ile hukuk ile vakit kaybetmeyelim yasası olarak değerlendiriyorum ben bunu. Bu teklifin diğer konusu; basına yansıyan kısmı bu. Süper izin denilmesinin sebebi maden kanununda yapılan değişiklikler. Aslında korunan alanlarda madencilik için yapılan değişiklikler çünkü sadece maden kanununu değil diğer kanunlarda da değişiklik getiriyor. Buradaki genel gerekçe de; biz madencilikte izin süreçlerini hızlandırmak durumundayız diyor ve bunu enerji politikalarına ya da diğer siyasi konulara bağlıyorlar ve bunun kamu yararı gereği bu şekilde yapılması gerektiğini söylüyorlar. Özellikle maden kanunu ile ilgili konuda Madencilik konusunda Türkiye’deki önemli idari kuruluşlardan biri MAPEG’i getiriyorlar ve bu MAPEG’e üstün yetkiler getirip üstün kamu yararı gerekçesini kullanarak her türlü korunan alanlardaki kararı bu kuruma veriyorlar. Bu da merkezileştirme oluşturuyor. Milli Parklar’da sulak alanlarda, Kocaeli’de çok sayıda milli park var, sulak alan var, sit alanları var! Bu gibi yerlerde kanun diyor ki hepsinin kendi özel kanunları doğrultusunda madencilik faaliyetleri gerçekleştirilemez ya da çok sıkı şartlar ile gerçekleştirilir. Madencilik için getirilen yasalar ile birlikte bu maalesef üstün kamu yararı gerekçesi ile çok hızlı bir şekilde seri bir şekilde 3-4 ay gibi verilecek kısıtlanmış izin süreleri ile bu alanlar madenciliğe açılmak isteniyor. Öncelikle bedelsiz kullanım hakkı veriyor. Orman Genel Müdürlüğü’nün tasarrufu altında olan devlet ormanlarının 24 ay süre ile bedelsiz kullanım iznini madencilere tanıyor ve Orman Genel Müdürlüğü’nün bu konudaki yetkisini Maden Kurumu’na yani MAPEG’e veriyor. Burada bir yetki devri söz konusu. Bu da yine anayasaya aykırı bir durum. Orman izniyle alakalı ben kendi alanım için söyleyeyim; normalde ormanlarda madencilik yapılması yasak veya anayasanın 169. maddesine göre devlet ormanları korumakla görevlidir ilkesinden yola çıkarsak ÇED olumlu kararı aranmadan bu teklifle devlet ormanlarında maden aranabilecek. Bu da ciddi bir orman kıyımı anlamına gelecek. Otomatik olarak izin ya da orman müdürlüğünden görüş soruyorlardı önceden bu da konunun bütüncül olarak anlaşılmasını sağlıyordu. Bir denetim mekanizması gibi ya da oradaki orman müdürlüğündeki görevlileri sorumlu kılan bir süreçti. Diyor ki; “Eğer bu orman müdürlüğündeki kişiler eğer cevap vermezlerse bu görüş zınni onay anlamına gelir.” normalde Türkiye’de devlet cevap vermezse size ret anlamına gelir. Buna bir istisna getirmiş oluyorlar.
<: İlginç bir şey bu. Önüne alabildiğini açıyor öyle mi?
Çiğdem Baloğlu: Sorumluluğu kaldıran bir konu. Önemli olan bu. Burada bir cesur memur bekleyip, “Hayır bunu yapmamanız gerekir.” demesini istisna hale getiriyor. Günümüzde böyle bir şeyin mümkün olamayacağını hepimiz takdir ediyoruz zannediyorum. Burada bir kurul kuruluyor. Merkez iyileştirme eleştirimizin sebebi bu. Kurul, tabi Cumhurbaşkanı Türkiye’de olduğu gibi tarafından atanacak kişilerden oluşacak bir kurul olacak ve bu kurul üstün kamu yararı gerekçesiyle, örneğin bir Orman Genel Müdürlüğü buraya maden arama izni vermeyin dese bile bu söylediğim gerekçeyle bu kurulun kararı verebilir bu izni ve en son karar olmuş olacak bunun üzerine bir karar yani idarenin bütüncül işlemleriymiş gibi gerekçe gösteriliyor. Komisyon görüşmelerinden ben onu anladım ama doğru değil. Yapılan işlem burada Orman Genel Müdürlüğü’nün uzman olan ve teknik personeliyle karar verdiği bu konuyu başka bir alanda uzmanlaşmış olabilir kurul üyeleri onların yetersiz bilgisini terk etmiş oluyor. Bu da anayasanın 169. maddesine aykırı ve 4. grup madenler denen bir konu var. Bu çok önemli bir konu. Yine bu maden kanunuyla birlikte gelen korunan alanlarda 4. grup maden stratejik ve kritik alan diye bir tanımlama getirdiler. Bununla da yine madenciliğin önünün açılması planlanıyor ve izin ve işletme izni, arama izni çok ayrıntılı konular var. Bu konularda da ciddi bir yetki devri söz konusu ve ÇED süreçlerinin dışlandığı bir tekliften bahsedebiliriz. Yine madenle alakalı olarak acele kanulaştırma getiriliyor. Bu acele kamulaştırma zaten mevcut haliyle birçok insanın mülkiyet hakkını ihlal eden bir durum. Anayasada 35 mülkiyet hakkını şey yapmış. Ancak acele kamulaştırma, normal kamulaştırmadan farklı bir süreç, yasal süreç, itiraz süreci, içerdiği için daha hızlı bir şekilde o ilgili toprakların, ilgili yerlerin devletin eline geçişi ya da devletin tasarrufuna geçişi söz konusu oluyor. Dolayısıyla vatandaş hak arama özgürlüğü, Anayasa 36’yı kullanırken sıkıntı çekebiliyor. Bu acele kamulaştırmada da Cumhurbaşkanlığı’na yetki veriyorlar. Maalesef orada da birtakım sıkıntılar yaşanabilir diye düşünüyorum.
<: Devletin kurumları da bypass ediliyor.
Çiğdem Baloğlu: Az önce anlattığım Orman Genel Müdürlüğü’nün Mapeg’e yetkilerinin devredilmesi gibi değerlendirebiliriz. Sadece Türkiye’deki ormanların veya meraların veya tarım alanlarının yok olmasından değil de köylünün, vatandaşın da burada ciddi bir maliyetle karşılaşması, hayatını idame ettirdiği geçim kaynaklarının kurtulmasından bahsedebiliriz. Acele kamulaştırma gibi konularda ya da hak arama özgürlüğünün kısıtlanmasıyla elindeki mal varlığı da gitmiş olacak. Bunlar ciddi bence kanun teklifinin anayasaya aykırılığı konusunda ciddi iddialar değerlendirilmesi gerekiyor. Zeytin alanlarıyla ilgili yine bir durum söz konusu. Burada Akbelen çok ön plana çıktı. Aslında ben eleştiri olarak değil, tabi ki Akbelen’deki orada iki tane zaten mevcut da kömürden çalışan termik santral konusu var ve yasada bildiğiniz koordinatlar var. Burası için geçerlidir bu teklif şeklinde bir kanun teklifinden bahsediyoruz. Milas ve oradaki santraller için çıkarılmış. Bizim hukuktan önceki eleştirimiz birkaç yılda ömrünün miadını bitirecek termik santraller için bin yıl veya yüzlerce yıl ömrünü devam ettiren zeytin ağaçlarının yok edilmesine karşıyız şeklindeki düşüncemi iletmiş olayım ve oradaki direniş gösteren ve mecliste ciddi anlamda direniş gösterdiler geçen hafta perşembe günü. Onları da bence Türkiye’de gündem olmasını da hem Türkiye Barolar Birliği’nde avukatların yerlerde sürüklenmesinin yanında maalesef zeytin köylüsü de orada gerçekten sesini duyurmaya çalıştı. ve onlara da ciddi bir yük olacak bu teklif yurtlarından edilecek diye düşünüyorum. Mera ve tarım arazileriyle ilgili yine bu madenciliğin dışında enerji tesisleriyle alakalı şeyler var. Mevzuat değişiklikleri öngörüyor. MERA koruma kanunu ve toprak koruma kanunu der ki; buralarda madencilik faaliyetleri veya diğer faaliyetleri rüzgar enerji santrali, güneş enerji santrali ya da diğer enerji tesisleri için çok sıkı şartlar imkansızlık gibi veya yasaktır şeklinde kurallar konuluyor. Bunlar da yine anayasada yer alan şeyler. Anayasanın 45. maddesinde var tarım alanlarının ve meraların korunması hükmü. Diyor ki kanun teklifi: “Buralarda örneğin bir orman alanında ya da bir merada güneş enerjisi sistemi yapılırken çok kısa sürelerde bu süreci tamamlayacağız. ÇED yapılmasına gerek olmadan, ÇED raporu şartı aranmadan yenilenebilir enerji kaynaklarının hayata geçirilmesi bakımından ÇED raporu şartı aramayacağız.” diyor Ya da RES’lerde çok dikkat çekiyor bu. Dört mevsim gözlem şartı var. Oranın kuş göç yolları olup olmadığına dair. Bu aranmaz diyor. Bu ciddi bir çevre zararına, çevre yüküne sebep olacak bir konu diye düşünüyoruz. Yine biyolojik alanların yok edilmesi.
<: Yani önlerindeki bütün engelleri kaldırıyorlar. Madencilerin önündeki tüm engeller kaldırılıyor öyle mi_
Çiğdem Baloğlu:Enerji şirketleri için de aynı şey geçerli. Yenilenebilir enerji adı altında. Biz yeşil enerjiye karşı değiliz. Bir termik santraldense yeşil enerjiyi tercih ediyoruz. Ancak ormanda RES’in olmayacağını, tarlada, merada, GES’in olmayacağını biliyoruz. Bunun bilimsel çalışmaları yapıldıktan sonra en son noktada burada yapılabilir bir rapor gelirse çok bilimsel bir çalışma ona kimse karşı çıkmaz. Hukuk iyidir çünkü ama burada teklif ile getirilen bu sürecin yok edilmesidir. Sizin de söylediğiniz gibi doğru bulmuyoruz biz bunu. Bunun dışında İmar Yasası’nda da bir değişiklik getiriyorlar. İmar Yasası’nda getirdikleri değişiklikte de normalde bu enerji tesislerinden bahsettim. RES veya GES. Bu korunan alanlarda yapılacak olan enerji santralleriyle ilgili imar planlarını, normal imar planlarını biz yapıyoruz burada. Belediyeler, yerel yapıyor. Büyükşehir varsa Büyükşehir yapıyor. Burada bakanlığa bir yetki veriliyor. Bir yetki devri söz konusu. Eğer burada yerel de bir yönetim, burada siz enerji tesisi yapamazsınız dediği bir ormanlık alanda, bir merada o planı çıkartmıyorsa bakanlık bunu yapıyor. Bu da ciddi bir yerel yönetimin yetkisine el koyma hali olarak bir yönüyle değerlendirilebilir. Diğer yönüyle de vatandaşın imar planlarının askıya çıkması süreci, buna itiraz etmesi, ithal davası açma sürecinin kısıtlanması, engellenmesi olarak da değerlendirebiliriz. Benim imar konusundaki, imar kanunundaki değişikliğin yerinden yönetim ilkesine aykırı olduğuna dair görüşüm söz konusu. Anayasa 56’da herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir ve bu çevre hakkı bize bu süreçlere katılım hakkı getirir. Bunun da elimizden alınmaya çalışılan bir süreç olduğunu bu değişiklik ile görmekteyiz. İmar affı getiriyorlar kaçak elektrik şirketlerine. Bu da kanun önünde eşitlik ilkesini bozuyor. Her şeyi yasaya uygun şekilde yapan elektrik şirketlerine bir cezalandırma olarak da değerlendirilebilir. Benim hukuki görüşüm kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı olduğu yönünde. Bu da bir af olarak adlandırılıyor kanun teklifinde.
<:Yasalara uymayanlar mükafatlandırılıyor.
Çiğdem Baloğlu: İmar affı getirmiş oluyorlar. 8 ana maddede topladım. Türkiye Barolar Birliği’nin Çevre Komisyonu’nun da bir genel görüşüdür bu size anlattığım, oradan anlattığım değişiklikle ilgili görüşlerimiz. Özetle şunu söylemek lazım; bu kanun teklifi devletin çevreyi korumacı imajından uzaklaşarak özel sermayeye, hatta koordinat belirterek imtiyazlar vermesi, vatandaşın çevre hakkını burada saymaya zamanımızın yetmeyeceği şekilde anayasal haklarını ihlal eden bir değişiklikle karşımıza geliyor. Benim görüşüm bu bizi sahipsiz bırakacak bir teklif. Sermayelerin ya da şirketlerin ya da idarelerde çalışan memurların eline terk edecek, hukuku dışlayan bir teklif olarak değerlendiriyorum. Kesinlikle iklim kanunu gibi yeniden karşımıza çıkmaması gerekiyor. Bu akıl tutulmasından acilen dönülmesi gerekiyor diye düşünüyorum sayın vekilim.
<: Geniş bir yasa teklifini bölümler halinde özetlediniz. Bu konuda yoğun bir şekilde yıllardır sahada çalışan bir hukukcusunuz. Kocaeli’de çevre sıkıntıları çok fazla. Bu noktada da müdahil olmak gerekiyor. Tabi bu müdahilliklerden rahatsız olan bir iktidar var. Madencilerin, enerji sektörünün önünü çalışıyor. Doğa halkları ayaklar altına alınacak bu şekilde ve sivil toplumunun önemli bir direnişi var. Zaten betondan bıktık, usandık artık. Yeşillik her gün katlediliyor. Dağ taş talan ediliyor ve maalesef bu konuda yeniden, defalarca bu yasa teklifleri geldi. Büyük itirazlarla karşılandı. Tekrar tekrar geçiyorlar. Son olarak bu konuda bu ısrar nedir? Defalarca bunu böyle zorladılar. Tekrar şu anda askıya alındı. Ne dersiniz bu konuda son birkaç cümlede?
Çiğdem Baloğlu: Biz hukukta iyi niyet kavramını çok kullanıyoruz. Medeni Kanun 2’ye göre. Burada iyi niyet ben göremiyorum. Meclisten bahsediyoruz. Herkesin, elinin altında devletin bütün uzmanları var. Bizim söylediğimiz şeyler o kadar da hamasi konular değil. Ciddi şekilde ben bilimsel olarak oturdum, okudum ve değerlendirdim bir hukukçu gözüyle. Türkiye Barolar Birliği de aynı şeyi yaptı, onlar da karşılar. Birçok disiplinden, birçok uzman, birçok hocalarımız da bu konuda görüşlerini ifade ettiler. Bu kadar görünen bir durumun bu şekilde “Biz yaparız.” mantığıyla önümüze getirilmesini ben iyi niyet olarak değerlendiremiyorum. Altındaki sebepleri de niyet okumak olarak görüyorum. Onu da vatandaşımızın takdirine bırakmak lazım.
<: Yoğun ilginiz bizi mutlu etti. Kocaeli’yi korumak lazım, ülkemizi korumak lazım, doğayı korumak lazım. Mücadele etmek lazım gerçekten. Çok teşekkür ederiz Sayın Çiğdem Baloğlu.
Değerli izleyenler, programımızın ikinci bölümüne geçiyoruz. Bu bölümde de önemli bir işçi direnişi var. Biz Kocaeli’de ziyaret ettik, DYO işçileriyle oturduk, konuştuk. Portakal Plastik işçileri de oraya desteğe gelmişti. Önemli bir çevre desteği alıyorlardı, gelen geçen kamyonlar, tırlar çok önemli destek alıyorlardı fakat halen bu grevde bir sonuca ulaşılamadı işçilerin hakları teslim edilmiyor. Biz bu konuyu ayrıntılı bir şekilde konuşacağız ve ekranlarımıza işyerin temsilcisi Sayın Ramazan Yüksel’i alalım.
Ramazan Yüksel: Bu zamana kadarki desteklerinizden dolayı da sizlere çok teşekkür ediyoruz. Bizi yalnız bırakmadınız, desteğe geldiniz ve şu anda hala desteklerinizi sürdürmektesiniz. Ayrıca teşekkür etmek istiyorum.
<: Evet önemli bir direniştesiniz. Kaçıncı gün oldu? Biz geldiğimizde 23. Gündü ama hala devam ediyor. Bir uzlaşı yok. Yoğun bir destek aldığınızı görmüştük. Biz de burada Ankara’da size destek verdik. Bakanlık düzeyinde. Bakan’dan sorduk. Bu nedir? Neden işçilerin hakları çiğneniyor? Son durum nedir?
Ramazan Yüksel: Bizim şu anda grevimizin 34. günü ve halen ilk günkü gibi dimdik ayaktayız. İşçilerin duruşu, birlik, beraberliği, mücadelemiz ön safhada. Bizler tabii ki bu süreci keyfimizden yapmıyoruz. Hakkımız olanı almak için yapıyoruz çünkü geçim derdi günden güne zorlaşıyor. Her gün alım gücü, insanların alım gücü düşüyor. Bu sebepten dolayı da bizler lüks yaşam için değil, insanca yaşamak için bizim taleplerimiz var. Bunların kabul edilmesini istiyoruz ama halen bir noktaya gelmiş değiliz, hala onaylatamadık. Anlaşamadık işverenle. Bayram öncesi görüşmelerimiz oldu. Tüm fabrika çalışanları da biter umuduyla devam ediyordu fakat yine anlaşma sağlanamadı. Bayramı biz çadırlarda geçirdik. Her iki fabrika çalışanları da. Bir buruk bayram yaşadık. Teşekkür ediyoruz ailelerimize. Buraya ziyaretimize geldiler. Bayramlaşmamızı burada yaptık. Biz de sadece telefonla bayramlaştık. Akrabalarımız ile telefonla görüştük. Bizler geçen hafta cuma günü son toplantımızı yaptık. İşveren talep etti tabii ki bu görüşmeyi. Gittik, 27 saat toplantı sürdü. Bu 27 saatte Genel Müdür ile bir noktaya kadar konuşuldu, anlaşıldı fakat bizler bu süreçten olumlu yanıt alamadık. Holdingden geri döndü ve hala biz grev çadırlarında mücadelemizi sürdürmekteyiz. Bizi bu zamana kadar siyasetçiler, sendikalar, basın mensupları, eşimiz, dostumuz, arkadaşlarımız bizleri hiç yalnız bırakmadı burada. Sizler de geldiğiniz zaman gördünüz zaten. Dayanışma ziyaretlerinde denk geldiniz. O sebepten dolayı Biz onların sayesinde belki dimdik ayaktayız hala ve haklarımızı alana kadar da bu mücadelemizi sonuna kadar sürecektir. Bizim işverenden istediğimiz, sonuçta biz Yaşar Holding’in çalışanlarıyız. DYO Boya işçisiyiz. Biz işverenin bizde daha çok duyarlı olmasını istiyoruz. Sonuçta artık paranın değeri yok. Bir markete gidiyoruz. Her şey ateş pahası. Bizim gücümüz yetmiyor buna. Gücümüz yetmediği için de bizler bazı taleplerde bulunduk ama bu taleplerimize dediğim gibi işveren hala olumlu dönmedi. Biz de görevimizi sürdürüyoruz. Biz ister elli gün olsun ister yüz gün olsun hakkımızı alana kadar içeri girmeyeceğiz.
<: Fabrikalarda işçiler, geçen kamyonlar, tırlar yoğun bir destek vardı ve fabrika hala direniyor. Fabrikada şu anda üretim yok değil mi?
Ramazan Yüksel: Üretim yok.
<: Peki kendileri de zarar ediyor bir yerde. Bu inatçılık nedendir? Portakal Plastik’te Patron adım attı. Sonuçta bir uzlaşı sağlandı ama burada böyle bir şey var. Nereye gelindi? Zam oranlarında belli bir işverenin kabul ettiği işçilerin istediği noktasında bir açı vardı. Bu açı daraldı mı? Nereye geldik? Son durum nedir? Talepler nelerdir?
Ramazan Yüksel:Bizim taleplerimiz taslağı hazırladığımızda %146’ya tekabül ediyordu. Tabii ki bunda pazarlık payı da vardı. En son geldiğimiz noktada en son işverenin resmi olarak verdiği teklif %60’tı. Biz de %117,5’ta kalmıştık. Bu son toplantıda oturduğumuzda işverenin resmi olarak %70 artı 4.000 TL seyyanen teklifi var. Bu da bizim ihtiyacımızı karşılamadığı için, bizim sıkıntılarımızı çözmeyeceği için biz de bunu kabul etmedik. O sebepten dolayı bu süreç hala devam etmektedir. Bazı noktalarda konuşuldu ama bu sefer holdingten geri döndü. O sebepten dolayı da resmi olarak en son işletmenin teklifi %70 artı 4.000 TL ziyanende kaldı.
<:Sizin en son durumunuz?
Ramazan Yüksel: Bizim en son durduğumuz noktada başlangıç ücretimiz yani 320 TL dedik. Bu da %107’ye tekabül ediyor.
<: Evet, umarım adımlar atılır. Sonuçta genel olarak işçilerin morali nedir? Nasıldır? Sendikanın duruşu, işçilerin duruşu, motivasyon, ilgi, katkı ne durumda?
-: DYO Boya fabrikası Petrol İş Sendikası’nın Gebze Şubesi’ne bağlı. Başkanlarımız, Şivan Başkan, Dursun Başkan, Dönmez Başkan, devamlı bizim yanımızdalar, desteklerini esirgemiyorlar. Her zaman da burada olmasalar da telefon açıyorlar bir sıkıntı var mı yok mu, durumla alakalı bilgi de alıyorlar ama bizim yanımızda zaten devamlı başkanlarımız burada. O sebepten dolayı ondan yana hiç sıkıntı çekmiyoruz ve çalışan arkadaşlarımıza gelince. Onlar da aynı şekilde. İlk günkü gibi hala dimdik mücadele ediyorlar çünkü onlar da biliyor ki eğer ki biz buradan başarısız döndüğümüz takdirde bizim iki senemiz mahvolacak çünkü şu anda biz çoluk çocuğumuzun ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma geldik bu ücretlerle çünkü piyasa yerinde durmuyor. Yaşamak tamamen masraf. Dışarı çıkıyorsun, cebinden muhakkak para çıkıyor. Parasız hiçbir şey olmuyor. Biz de rahat bir yaşam için, rahat bir nefes almak için bu dünya zor, yaşam çok zorlaştı. Günden güne de zorlaşıyor. O yüzden biz de bunun önüne geçmek için bir adım atmamız lazım ki bu grevden başarılı sonuç almamız gerekiyor. Arkadaşlarımız her zaman soruyorlar, yanımızdalar zaten. Devamlı yanımızdan da ayrılmıyorlar. Devamlı soruyorlar. Biz de onlara gereken şeffaflıkla, gereken açıklamayı da yapıyoruz. Bu sebepten dolayı da işçiler de bizimle dimdik duruşlarını sergileyerek onlar da bu grev sürecinde dimdik işverene karşı ayakta duruyorlar. Bizim bir de Çiğili’de fabrikamız var. Orada çalışan sayımız biraz daha yüksek 270 kadrolu, artı bir de sözleşmeli çalışan arkadaşlarımız var. Onlar da keza aynı şekilde. Grevdeyiz 34 gündür. Birlik beraberliğimizi onlarla da hiçbir zaman koparmadık. Bu saatten sonar da koparmayacağız. Bizim dik duruşumuzun tek bir sebebi var. O da onurlu bir geleceğimizdir.
<: Umarım en kısa sürede anlaşma sağlanır çünkü bu süreç fabrika içinde zor bir süreç. Sonuçta zarar ediyorlar ve enflasyonun çok yüksek olduğu bir ortamda işçilerin istediği çok astronomik bir şey değil. Çok korkunç bir enflasyon var, kiralar had safhada ve işçinin insanca yaşayabilmesi için asgari bir ücret alması gerekiyor. Nefes alabileceği bir ücret artışının sağlanması gerekiyor. Biz Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde gördüğünüz gibi basın toplantımızda da gündem ettik. Bakanlığa da önergemizi verdik ve takip ediyoruz. DYO Fabrikası’nı da buradan uyarmış oluyoruz. Portakal Plastik’e de gittik. Orada da patrona hatırlatmalarda bulunduk ve Mahmut Bey o konuda iyi adımlar attı, doğru adımlar attı ve şu anda bu stres, bu sıkıntı, bu grev kalktı ve herkes işinde gücünde. DYO’da niye kalkmıyor? DYO fabrikasının işverenlerine soruyoruz. İki fabrikadaki direniş talep neden giderilmiyor? Kendileri iyi para kazanıyorlar, işçilere bunun bir kısmını vermek onlara ağır gelmemeli. Daha çok, daha çok, daha çok kar etme yerine hakkaniyet esasları üzerine hareket etmeliler. İşçiler de yoğun bir şekilde bu tehlikeli sektörde yoğun gayret sarf ederek çalışıyorlar. Onlara da işin hakkını vermek gerekiyor. Tüm işçiler adına neler söylersiniz? İşverene, kamuoyuna, iktidara neler söylemek istersiniz son olarak?
Ramazan Yüksel: Bizleri burada grev çadırında desteklerini esirgemeyen herkese teşekkür ediyoruz ve desteklerinin devamını bekliyoruz. Bizler burada kendimizi yalnız hissetmiyoruz zaten hiçbir zaman çünkü 24 saat buradayız. Devamlı gelen, gece gündüz fark etmiyor gelen ziyaretçilerimiz var. Bizler bu grev çadırından hakkımızı alınca o şekilde ayrılacağız. Bizler sonuna kadar mücadelemizi edeceğiz. Çocuğumuz için geleceğimiz için onurlu mücadelemiz için sonuna kadar da gerekeni yapacağız, mücadelemizi sürdüreceğiz. Sonuçta burada işveren işçiden para kazanıyor. İşçi varsa sen üretim yaparsın, işçi yoksa hiçbir şey yapamazsın. İşverenlerin de özellikle daha duyarlı olmalarını istiyoruz. Bu sebepten dolayı da bizler hakkımızı almak istiyoruz. Bu gelen, süreçte de Allah yardımcımız olsun. Dediğiniz gibi işveren için de zor, grev süreci işçi için de zor ama bizim yapacak başka bir yolumuz kalmadı. O sebepten dolayı da biz grevde, grev sürecini de bu şekilde ilerleteceğiz. Hakkımızı alana kadar buradayız inşallah.
<: Allah yardımcınız olsun yanınızdayız. Eğer ki grev bitmezse yanınızda oluruz. Geliriz, ziyaret ederiz. Desteklerimizi devam ettiririz ama buradan biz Ankara’dan da desteği verdik size. Her sosyal medya kanalımızdan yayınlanacak. Devam eden bir grev DYO işverenin sanırım aleyhine olacak çünkü işçisinin hakkını çiğneyen bir iş yeri, bir fabrika görüntüsü hoş da bir görüntü değil. Biz siyasetçiler eli ile de bunu gündem ediyoruz. Bütün bunlar işveren için çok lehe bir durum değil, aleyhe bir durum. Önemli bir temsilcilik yapıyorlar sanayi alanında ama işçinin de hakkını unutmamalı gerekiyor. Peki, çok teşekkür ederiz Sayın Ramazan Yüksel. DYO İşyeri Sendika Baş Temsilcisi. Tüm arkadaşlarımıza candan, yürekten selamlar, sevgiler, dirilişlerinin yanındayız. Umarım en kısa sürede bir anlaşma, uzlaşma sağlanır.
Değerli izleyenler, bugün de programımızı burada bitiriyoruz. Kocaeli’de biliyorsunuz çevre aktivisti, hukukçu Çiğdem Baloğlu arkadaşımız ilk konuğumuzdu. Ardından DYO İşyeri Sendika Baş Temsilcisi Sayın Ramazan Yüksel konuğumuz oldu. Devam eden grev ile ilgili önemli ilgiler verdi. Biz bu iki konudaki takibimizi sürdüreceğiz.
Bugün de programımızın sonuna geldik. Haftaya Salı günü saat 21.’00da buluşmak üzere. Herkese hayırlı akşamlar diliyorum. Hoşça kalın.


























Yorumlar