12.08.2025

12 Ağustos 2025 tarihli ÖFG TV’nin 317. bölümünde Ömer Faruk Gergerlioğlu, 15 Temmuz Genelkurmay Çatı Davası’nda yargılanan eski Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk’ün avukatları Dilara Yılmaz ve Özlem Barıner’i konuk etti. Avukatlar, Öztürk’ün darbenin “bir numarası” olmadığına, ilk günden beri aynı savunmayı yaptığına ve ağır işkencelere rağmen ifadesini değiştirmediğine vurgu yaptı. Dosyada somut delil bulunmadığını, Birleşmiş Milletler’in masumiyet kararı verip derhal tahliye istediğini anlattılar. Hulusi Akar ve Yaşar Güler’e mahkemede tanıklık çağrısı yaptılar, adil yargılama ve hukukun üstünlüğü talebini yinelediler.

ÖFG TV’den herkese merhaba, her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile size sunduğumuz programımıza bu akşam da başlıyoruz.
Değerli izleyenler bu akşam çok önemli bir konu hakkında 2 kişi ile konuşacağız.
Geçen hafta duruşmalarına katılmıştım. Genelkurmay Çatı Davası Yargıtay’da bozulmuştu. 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tekrar görülüyor. Belki medya çok fazla ilgi göstermedi ama ben oradaydım ve konuşmaları dinledim. Oldukça çarpıcı Türkiye’nin son 9 yıllık tarihine ışık tutacak son derece önemli çarpıcı konuşmalar yapıldı.
Akın Öztürk 15 Temmuz Darbe girişiminin 1 numaralısı olarak gösteriliyordu ve onun ifadelerine başvurdu mahkeme, 2 gün boyunca konuştu daha sonra avukatları konuştu. Çok önemli şeyler söylendi. Çok önemli iddialar ortaya atıldı. Çok önemli çağrılar yapıldı bu mahkeme salonunda. Ben oradaydım ve 2 gün boyunca elimden geldiği kadar izledim, notlar aldım, basına yansıttım, bir yerde gazetecilik görevini de biz yaptık milletvekili olarak ve basın bunu çok önemli bir haber olarak manşetten verdi. Gerçekten hak ediyordu, 9 yıl sonra bazı önemli gerçekler ortaya çıkıyordu çünkü.
Darbe girişimi sonrası çok ağır bir baskı vardı ve birçok şey konuşulamıyordu ama 9 yıl aradan geçti, artık birçok şey konuşulmaya başlanıyor ve ağır mağduriyetler bir şekilde bitme eğiliminde, bitmeli daha doğrusu.
Yüzbinlerce kişinin mağdur olduğu bir darbe girişimi yaşandı ve ardından çok ağır ithamlar ile insanlar ağırlaştırılmış müebbet cezalara çarptırıldılar. Akın Öztürk’te onlardan birisiydi ve darbenin 1 numarası olarak gösterilen Akın Öztürk çıktı mahkeme salonunda konuştu ve “Bırakın 1 numara olmayı darbeci bile değilim ben.” Dedi. Hulusi Akar ve Yaşar Güler’e adeta meydan okuyarak onlara önemli bir çağrı yaptı. Dedi ki: “Buyurun gelin gerçekleri konuşalım. Gelin mahkemeye anlatın. Ben her şeyi anlatıyorum. Hiçbir şeyi eksik bırakmıyorum ama sizin anlatmadığınız şeyler var.” dedi ve ardından ekledi “Sabaha kadar Orgeneral Hulusi Akar ile birlikteydik. Sabahleyin ben vatan haini ilan edildim. Hulusi Akar kahraman ilan edildi. Bu nasıl oluyor?” dedi. “Sabaha kadar biz birlikteydik bunu kabul edemiyorum, ben ağır işkencelere uğradıktan sonra mahkemede konuşurken O mahkemeye Hulusi Akar, Yaşar Güler, Abidin Ünal’ın gelip “Ya durun ne yapıyorsunuz? Akın Öztürk’e böyle bir ithamda bulunulur mu? Ona böyle ağır işkenceler yapılır mı?” diyeceklerini bekledim ama gelmediler. Nasıl olur da gelmediler. Yıllarca silah arkadaşlığı yaptığım bu kişiler nasıl olur da beni yalnız bıraktılar?” diye hayıflanıyordu mahkeme salonunda. Daha pek çok şey konuştu. İşte onları bugün bu önemli davanın en önemli sanığı olan Akın Öztürk’ün avukatları ile görüşeceğiz. Onlar bu gece bizim misafirimiz, çok önemli şeyler söyleyecekler.
Av. Dilara Yılmaz ve Av. Özlem Barıner ile görüşeceğiz. Her ikisi de Akın Öztürk’ün avukatları. Ben de o mahkemeye salonundaydım, siz de orada önemli savunmalar yaptınız ve bu mahkeme devam edecek. Genelkurmay Çatı Davası 9 yıl aradan sonra Yargıtay’da bozuldu ve tekrar yerele geldi. “Bu iş bitti. Artık darbeciler ilan edildi ve son nokta konuldu.” Denilirken Akın Öztürk, 9 yıl aradan sonra “Ben evet suçluyum, beni cezalandırmanız haklıdır.” Diyeceğine kendinden çok emin bir şekilde “Nerede o Hulusi Akar? Nerede o Yaşar Güler?” dedi ve onları mahkemeye davet etti. “Sabah uyandığımda ertesi gün bizi vatan haini, Hulusi Akar’ı kahraman ilan ettiler ama biz sabaha kadar birlikteydik. Nasıl oluyor bu iş Sayın Mahkeme?” dedi. 9 yıllık serencamı soracağım; son duruşma salonunda neler oldu?
Özlem Barıner; “ Müvekkilimiz için verdiğimiz bir hukuk mücadelesi veriyoruz. Neden 9 yılın sonunda hala masum olduğunu bağıra bağıra mahkemeye söyledi? Aslında müvekkil Akın Öztürk en başında ne dediyse devamında hep aynı şeyleri söyledi. Bu darbenin ne planında ne içerisinde olmadığını, bu darbe ile alakası olmadığını, kendisinin darbeyi önlemek için Akıncı üssüne gönderildiğini ve Akıncı üssünde bütün gece Sayın Hulusi Akar ile birlikte olduğunu, onun emirleri doğrultusunda darbecileri darbeden vazgeçirmek üzere hareket ettiğini söyledi fakat kendisi öyle bir konuma oturtulmuştu ki; ilk başta gözaltına alındığı andan itibaren peşin olarak suçlu kabul edildi ve önce birçok işkenceye maruz bırakıldı. O kadar işkenceye rağmen Akın Öztürk’ün bugün söylediği ifadelerin hiçbir şekilde aykırı bir ifadesini ilk ifadesinde de söylemedi. Başından sonuna kadar aynı şeyi söyledi. “Bana oraya Abidin Ünal git.” Dedi. Sayın Abidin Ünal kendisini arıyor 23.47’de ve diyor ki: “Abi git bir bak, bir hareketlilik oluyor ve bu hareketlilik nedir bilgi ver.” Kendisi bunun üzerine Akıncı Üssü’ne gidiyor. Akıncı Üssü’nde Hulusi Akar ile karşılaşıyor. Hatta Hulusi Akar şaşırıyor onu gördüğüne ve Hulusi Akar’ın ilk ifadesinde de yer verdiği şekli ile; “Bunlar bir şeye kalkışmışlar bunları vazgeçir.” Dedi ve kendisi Hulusi Akar Akın Öztürk için “Bütün gece darbecileri ikna için uğraştı.” Böyle bir durumda olan bir kişi nasıl 9 yılın sonunda da farklı bir şey söylesin ki? En başından söylediği bu.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Kamuoyunda bir algı var. Deniliyor ki; 9 yıldır Akın Öztürk niye gerçekleri söylemedi de şu anda böyle güya pazarlık yapıyor. Hulusi Akar’ı, Yaşar Güler’i çağırıyor? Siz diyorsunuz ki Akın Öztürk ilk günden itibaren, 9 yıl öncesinden itibaren hep aynı şeyleri anlattı, geçen hafta da duruşma salonunda aynı şeyleri anlattı öyle mi?
Özlem Barıner: Evet. Elimde Hulusi Akar’ın ilk savcılık ifadesi var. Hulusi Akar savcılık ifadesinde diyor ki: “ Akın Öztürk yanıma geldi, üzerinde tişört ve pantolon vardı. Tek başına benim yanıma gelmişti. Hem bu nedeni ile hem onu gördüğüm için çok şaşırdım ve burada ne yaptığını sordum. Bugün yanında eşli olduğu şekilde Kara Kuvvetleri Komutanı ile birlikte İzmir’den komutanlığa ait bir uçak ile geldiğini. Üsteki lojmandan oturan kızının evindeyken Abidin Ünal’ın telefon ile araması üzerine üsten birilerinin uçaklar kaldırdığını ve bu hususa göz kulak olması gerektiğini belirttiği için buraya geldiğini anlattı.” Zaten Hulusi Akar’ın 18 Temmuz’da verdiği savcılık ifadesinde bu durum böyle. Akın Öztürk’te dedi ki: “Gelin bunu mahkemede de anlatın. Sayın Hulusi Akar, Sayın Yaşar Güler benim suçsuz olduğumu biliyorsunuz. Bunu anlatın, söyleyin.” Abidin Ünal da geldi dinlendi. Abidin Ünal’ın da kendisinin 45 yıllık arkadaşlığı var. Abidin Ünal bunun böyle olduğunu bilmesine rağmen bu ifadesini devam ettirdi ama açık açık Akın Öztürk’ün suçsuz olduğunu söylemekten imtina eden beyanlarda bulundu. Suçlu da diyemedi kendisine fakat alenen oraya onu kendisinin gönderdiğini söylemesine rağmen Akın Öztürk’ün arkasında duramadı. Akın Öztürk’te bu durumdan dolayı suçlu ilan edildi ve 141 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmedildi kendisi ile ilgili. Dolayısıyla bu haykırışın bir sebebi Birleşmiş Milletler bile kendisi ile ilgili artık hukuksuz bir yargılama olduğunu ifade etti, bu da onun elini ister istemez güçlendirdi. Zaten baştan beri hakikati söylüyordu. Tek istediği Hulusi Akar’ın ve Yaşar Güler’in duruşmaya gelip verdikleri ifadelerinin arkasında durmasıydı. Yoksa Akın Öztürk en başında o ağır işkencelere uğradığında ne dediyse ilk savunmasında da aynı şeyi söyledi. Sizin katıldığınız 1 hafta önceki duruşmada da aynı şeyleri söyledi. Ne eksik ne fazla.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Biz görüntülerde Akın Öztürk’ün işkence gördüğünü görüyoruz. Zaten o dönemde çekinmeden bunlar böyle gösterilmişti fotoğraflarda. Ağır bir şekilde darp edildiğini zaten kendisi de mahkemede söylüyor. Bir ere dövdürüldüğünü, palaska ile dövdürüldüğünü, kulağının patlatıldığını, kanlar içinde kaldığını, ağır bir şekilde darp edildiğini söylüyor. Bu nasıl bir iş? Ağır bir şekilde darp edilip ifade verdiği söyleniyor. Nasıl buna dayanarak karar verilir?
Özlem Barıner: Dilara hanım ile birlikte Akın Öztürk’ün ilk yaptığımız başvurusu işkence başvurusu çünkü kendisinin savcılıkta durumu ortada olmasına rağmen CMK ile atanan meslektaşımız savcılık ifadesinin altına bunu şerh ettirmiş olmasına rağmen, savcılar ve hakimler onu bu şekliyle görmüş olmasına rağmen ve akabinde yargılama sürecinde gördüğü işkenceleri beyan etmesine rağmen ve hakimlerin, savcıların resen harekete geçme yükümlülüğü olmasına rağmen kendisinin işkenceye uğradığı hususu hiçbir şekilde araştırılmadı! Biz insan hakları ihlalleri hususuna çok eğiliyoruz. İşkenceye uğramış olduğu hususu da bizim özellikle hassas olduğumuz bir nokta ve kendisinin bu başvurusunu yaptık. Çok detaylı bir çalışma ile bu işe başladık. Çok detaylı bir içerik hazırladık. İşkence başvurusuna şahit olanlar, adli tıp raporları, kendisinin devam eden cezaevi sürecinde de devam eden kötü muamele olduğunu iddia ettiğimiz tehlikeli tutukluluk halini içeren içerikte başvurumuzu Dilara hanım gitti Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na teslim etti. Teslim etmesinin akabinde Nisan 2023’ten sonra Cumhuriyet Savcılığı tarafından yaklaşık 8-9 ay kadar sonra reddedildi başvurumuz. Takipsizlik kararı verildi başvurumuz ile ilgili suç duyurumuz ile ilgili. Takipsizlik üzerine itiraz yolu açıktı, sulh ceza hakimliğine gittik ve sulh ceza hakimliği kararında ret verildi. Bu ret kararında bir paragraflık kararda Akın Öztürk’ün adı hiç yazmadı. Karar ret gelince şok olduk çünkü hala bir umudunuz var ve bekliyorsunuz ama yazıda; gereği düşünüldü ismi bile verilmeden reddedildi! Anadolu Ajansı’nın verileri, kendisinin raporları, görüntüler ortadayken, birçok insan bu hususta tanıklık yapmışken, bunlar SEGBİS çözümleri ile savcılığa ve hakimliğe iletilmişken bu ret kararını aldık. Akın Öztürk’ün işkencesi ile ilgili yaptıklarımız bize sürekli soruluyor. Bu ret kararı üzerine Anayasa Mahkemesi’ne kötü muamele ve işkence yasağı ile başvurumuzu yaptık. Oradan ihlal kararının çıkmasını bekliyoruz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Daha sonra Birleşmiş Milletler başvurunuz oldu. Konuyu bilmeyen sokaktaki vatandaşın anlayacağı tarzda; Akın Öztürk ne dedi baştan beri? 9 yıldır bu darbe ile alakası olmadığına dair çok önemli söylemleri var. bunları nasıl ifade etti özetle? Olayı kısaca anlatır mısınız? Nasıl anlatıyor kendisi avukatı olarak?
Özlem Barıner: Akın Öztürk 15 Temmuz günü İzmir’den uçak ile Ankara’ya geliyor. Bir düğüne gitmedi, darbenin olacağı bilindiği için Mehmet Şanver’in düğününe gitmedi gibi gerekçede yapılan bazı iddialar var ve gerekçeli kararı da oysa ki Mehmet Şanver’in İstanbul Moda’daki düğününe gitmeyeceğini Haziran ayında kendisine bildirdi ve Mehmet Şanver de bunu beyan etti duruşmada. Geldi dedi ki: “Akın Öztürk bana zaten gelmeyeceğini söylemişti. Gelmeyedebilir zaten toplamda 60 general var 24’ü geldi, bu gayet normal bir şeydi.” Dedi. Buradan başlanılıyor Akın Öztürk suçlanılmaya oysa ki eşinin rahatsızlığı sebebi ile dönüyor Ankara’ya da kızının evine gidiyor. Akıncılar’da lojmanlarda kızı. Lojmanlardayken kendisini Abidin Ünal arıyor, “Akın abi git bir bak. Akıncı’da bir hareketlilik var.” diye. 23.00’dan sonra ve Akın Öztürk gayet tatil hali, tatil gömleği ile pantolonu ile, resmi üniforması olmadan 46 yıllık dostunun git demesine ki onun aslında emir komutasında değil Akın Öztürk sırf o ricasına binaen Akıncı Üssü’ne gidiyor Abidin Ünal’ın ricası üzerine gidiyor, orada Hulusi Akar ile karşılaşıyor orada Hulusi Akar’ın ağzından duyuyor ilk kez “Bunlar darbe yapıyor şunları ikna et yapmasınlar.” Diyor ve o saatten sonra zaten Hulusi Akar da bunu ifade ediyor. Gidiyor, geliyor, darbecileri ikna etme faaliyeti veriliyor kendisine, darbecileri vazgeçirmesine ilişkin Hulusi Akar tarafından. Bu minvalde görüşmeler yapıyor kendisi. Zaten kendisinin kaçması gibi bir husus değil. 15’i 16’ya bağlayan gece, 16’sında Akıncı Üssü’ndeler, 16’sında darbenin başarısız olduğu artık oradan komutanların kurtarılma, derdest edilenlerin kurtarılma faaliyetlerinde Akın Öztürk orada en ön saflarda yer alıyor. Zekai Aksakallı’nın da rapor ettiği husus var. Akın Öztürk derdest edilip kurtarılan biri olarak anılıyor bu raporda da ve Akın Öztürk’ün beyanına göre de orada mesela Yaşar Güler’den bahsediyor. Abidin Ünal tarafından dile getiriliyor.
Dilara Yılmaz: Zekai Aksakallı’nın raporu’ndan bahsedildi, 15 Temmuz sabahı Akın Öztürk Akıncı üssünde derdest edilen generalleri kurtarır ve akabinde Zekai Aksakallı tarafından imzalanan rapora göre de Akın Öztürk Akıncı Üssü’nden kurtarılan generaller arasında yer almaktadır. Daha sonraki bir tarihte Zekai Aksallı tarafından hazırlanmış bir rapordur. Yaşar Güler’i, Abidin Ünal’ı bu generalleri Akıncı Üssü’nden derdest halden kurtardığına ilişkin beyanlar var ve sonrasında Akın Öztürk Hava Kuvvetleri karargahına gider ve orada bütün gün boyunca bulunur. Orada darbeye karşıt toplantılara katılır ve akşam saatlerinde makam arabası ile beraber evine gider. 16 Temmuz 2016 tarihinde akşam saatlerinde ailesi ile beraber konutunda çekilen bir fotoğraf vardı.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: 16 Temmuz akşamı olmuş evine gitmiş, ona kimse daha darbeci demiyor, evinde oturmuş ailesi ile konuşuyor, sohbet ediyor ve ardından kendisine yönelik böyle ithamlar başlıyor.
Özlem Barıner: Oradaki komutanlar Akın Öztürk’ün darbe ile alakası olmadığını zaten Hava Kuvvetleri Karargahı’ndan da evine gidip ailesi ile oturduğu fotoğraf mevcut. Bu arada evine gitmeden Yaşar Güler, Abidin Ünal ile beraber iken Anadolu Ajansı’ndan haberler yapılıyor.  Bakın 16 Temmuz sabahı daha oradaki komutanları kurtarırlarken deniliyor ki; “Eski Hava Kuvvetleri komutanı vatana ihanetten yargılanacak.” ya adam daha orada derdest edilenleri kurtarmanın peşinde. Yaşar Güler’i kurtarıyor. Abidin Ünal ile karşılaşıyor. Hatta Abidin Ünal; “Akın abi olmasa biz burada olamazdık.” diyor daha sonra ertesi gün Şeref Salonu’nda yaptığı toplantıda ama Akın Öztürk’ü suçlamak isteyen, onu bu işin bir numarasına koymak isteyen, bir algı yaratmak isteyen bir durum var ama komutanlar şunu biliyor ki; 16’sında bir basın bildirisi de yayınlanıyor. Akın Öztürk darbeye karşı gelmiştir diye. Bunun da delilleri var. Dosyaya bunu da sunduk. Aynı zamanda 21’inde de yine Genelkurmay Başkanlığı’ndan yayınlanan bir bildiri var. Orada yine Akın Öztürk’ün Abidin Ünal’ın talimatıyla Akıncı üssüne gittiğini, darbeye karşı olduğuna ilişkin tüm bunlara rağmen Akın Öztürk’e birileri bu rolü biçiyor. Hakikatler ile biçilen rol uyuşmasa da daha sonra onun yanında olması gereken, onu koruması gereken kişiler, hakikatleri dile getirmesi gereken kişiler de o işi takip etmiyorlar ve Akın Öztürk kendi kaderine terk ediliyor. Oysa ki 16 Temmuz’da evine gitmiş, ailesinin yanında oturuyor akşam. Kendisi telefonla aranıyor. Öyle bir suçüstü hali yok. Onun üzerine ifadeye gidiyor. Böyle bir durumla karşı karşıya.
 Ömer Faruk Gergerlioğlu: “Hatta onun tutuklanması 17 Temmuz gece yarısı saat 1-2 civarında değil mi?
Özlem Barıner: Doğru.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: O saate kadar aslında darbe karşıtı aktif bir fiil içinde ancak acayip bir şekilde Anadolu Ajansı’ndan bir darbeci ilan edilme durumu var. Yargı daha harekete geçmeden birileri onun hakkında kararı vermiş. Öyle mi?


Dilara Yılmaz: Evet. Maalesef öyle.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Dilara Hanım, siz bu mahkeme süreçlerini, verilen cezayı açıklar mısınız? Ne oldu, ne bitti? Mahkeme safahatı nasıl devam etti? Daha sonra BM başvurularınız var ama bu Genelkurmay Çatı Davası nasıl devam etti? Neden bozuldu? Ve çeşitli başvurularınız, AYM, BM başvurularınız var.
Dilara Yılmaz: Genelkurmay çatı yargılaması 2018-2019 yılında devam etti ve 2019 yılında bu dosyada Akın Öztürk ile beraber 220 tane sanık yargılandı. 2019 yılında Akın Öztürk dahil pek çok sanıkla ilgili cezalar verildi. Akın Öztürk’ün de 141 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına ilişkin bir mahkumiyet kararı verildi.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: El ile tutulur deliller var mıydı Akın Öztürk’le ilgili? “Darbecidir, şu emri vermiştir, şu yapmıştır gibi açık deliller var mıydı Dilara Hanım?”
Dilara Yılmaz: Hayır dosyada elle tutulur hiçbir delil yoktu Akın Öztürk ile ilgili olarak zaten Birleşmiş Milletler başvurumuzun da temel dayanağı bu argümandı ve Birleşmiş Milletler’in Akın Öztürk’ün masumiyetine karar vermiş olmasının en önemli gerekçesi buydu. Akın Öztürk’ün ilk gözaltına alındığı tarihten ilk tutuklandığı tarihte tutukluluğunun devamına karar verildiği tarihte ve 141 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına karar verildiği tarihte de Akın Öztürk ile ilgili elle tutulur hiçbir delil olmamakla beraber kendisini aklayan pek çok delil bulunmaktaydı ama maalesef bu delillerin tamamı gerekçeli kararda ve bütün aşamalarda yok sayılmıştır. Akın Öztürk ile ilgili mahkumiyet kararı verildi. Bu karar 138 ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası itibariyle Yargıtay’da kesinleşti. Yargıtay 3 tane ceza açısından, 3 tane maktulün öldürülmesiyle ilgili bir bozma kararı verdi. Bu şahısların ölümünün kasten değil fakat olası kastla gerçekleştiği gerekçesiyle bir bozma kararı verdi. Bu nedenle 2024 yılının sonunda Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden bir yargılama süreci başladı. Akın Öztürk açısından şu hususu ifade edeyim, kendisinin yargılandığı maktullerle hiçbir nedensenlik bağı bulunmamaktadır ve Akın Öztürk’ün o dosyada yargılanmasının tek sebebi darbe yöneticisi darbenin bir numarası olmakla suçlanmasıydı. Bu nedenle Akın Öztürk en başta yapmış olduğu savunmaların aynısını kendisini aklayabilmek için bu yargılama safahatında tekrar dile getirmek zorunda kaldı.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sizin bu arada Birleşmiş Milletler’e yaptığınız bir başvuru var. Keyfi Tutuklama Çalışma Grubu’na bir başvuru yapmışsınız ve bu başvurular ile ilgili çarpıcı bir sonuç almışsınız. Bu başvuru nasıl yapılır? Neden BM’nin bu organına yaptınız? Neler iddia ettiniz? Keyfi Tutuklama Çalışma Grubu ne karar verdi? Çünkü önemli bir karar var. Bütün bu sefahat içinde
Dilara Yılmaz: Karar oldukça önemli bir karar. Keyfi tutuklama çalışma grubu da çok önemli bir uluslararası insan hakları organı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi tarafından kurulmuştur. Bütün dünyadan keyfi tutuklamalarla ilgili gelen şikayetleri incelemek ve karara bağlamak üzere yetkilendirilmiştir. Bunun ismine aldanmamak lazım. İsmi Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu ancak bu organ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi önemli ve resmi bir insan hakları organıdır. İnceleme yapan bir organdır. Türkiye’de bu organın yargı yetkisini kabul eder. Türkiye’den gelen başvuruları inceler, ihlal tespiti yapar ve karar sonucunu açıklar. Bu organ medeni ve siyasi haklar sözleşmesini uygulamaktadır. Bu neden önemli? Çünkü Türkiye medeni ve siyasi haklar sözleşmesini imzalamıştır, onaylamıştır ve iç hukukta yürürlüğe koymuştur çünkü anayasanın 90. maddesine göre usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş insan haklarına ilişkin Uluslararası Sözleşmeler ve bu sözleşmelerin nasıl uygulanması gerektiğini ortaya koyan insan hakları, organları, kararları bağlayıcıdır ve kanunun üzerindedir. Şimdi bu merci önemli bir merci. Bu merci başvuruları nasıl alır, nasıl başvuru yapılır ve başvuruları nasıl inceler bu hususta önemlidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir başvuruyu nasıl inceliyorsa Birleşmiş Milletler’in bu organı da başvuruları aynen o şekilde incelemektedir. Şikayetler, bir dilekçe içerisinde delilleriyle beraber bu organa sunulur. Delillerini sunmak zorundasınız. Akabinde Birleşmiş Milletler ilgili organı bu şikayeti inceler ve uygun görürse hükümete gönderilmesine karar verir. İlgili hükümete cevabını vermesi için bir süre verilir. Akabinde çalışma grubu iddiaları, cevabı ve sunulan bütün delilleri inceler ve bir karar verir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nasıl çekişmelilik esasına göre yapılan başvuruları inceliyor ve karara bağlıyorsa Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklama Çalışma Grubu da aynı esasa göre başvuruları incelemektedir ve karara bağlamaktadır. Bu nedenledir ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında bu organın kararlarına referansta bulunuyor, atıfta bulunuyor. Hatta aynı konu ile ilgili çalışma grubuna bir başvuru yapıldıysa aynı konu ile ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi artık ben bu başvuruyu inceleyemem diyor çünkü başka muteber bir uluslararası çözüm merkezi bu konuyu zaten incelemiştir ve çözüme bağlamıştır. Biz bu başvuruyu neden yaptık? Neden bu organa yaptık? Biz Akın Öztürk’ün dosyasını işkencesini çalışmak üzere aldık ve işkencesini çalışırken Akın Öztürk’ün dosyasının bomboş olduğunu fark ettik. Darbenin bir numarası olduğu iddia edilen kişinin dosyasının bomboş olduğunu fark etmek bizler için gerçekten dehşet verici bir durumdu. Aynı şekilde darbenin bir numarası olduğu iddia edilen kişinin uluslararası bir mercide dosyasının bomboş olmasına rağmen herhangi bir başvurusunun olmaması son derece rahatsız ediciydi ve bu durum Akın Bey’i de çok rahatsız etmekteydi.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bir numaranın dosyası bomboş diyorsunuz ve uluslararası bir başvuru uzun bir müddet yapılmamıştı.
Dilara Yılmaz: Bu nedenle biz öncelikle bir uluslararası mercide bir başvuru yapmaya karar verdik. Peki bu başvurumuzu neden Keyfi Tutuklama Çalışma Grubu’nda yaptık? Biz Akın Bey’in dosyasını aldığımızda bu dosyaya müdahil olduğumuzda kendisi ile ilgili ilk derece mahkemesi tarafından hüküm verilmişti ancak tutukluluğu devam ediyordu. Dosyası halen Yargıtay aşamasında henüz kesinleşmemişti. Dolayısıyla AİHM yolu kapalıydı ama AİHM ile aynı değerde inceleme yapan ve bazı başvuruları önemli başvuruları çok daha süratli bir şekilde karara bağlayan ve Türkiye’nin de yetkisini kabul etti. BM Keyfi Tutuklama Çalışma Grubu’nun başvuru yolu hala açıktı. Dolayısıyla Akın Öztürk’ün keyfi tutuklamasıyla ilgili olarak o organa bir başvuru yapmaya karar verdik. Başvurumuzda iki hususu ileri sürdük. Akın Öztürk’ün tutukluluğunun keyfi olduğunu, her türlü suç şüphesinden yoksun olduğunu iddia ettik. İki, tutukluluğuna ve özgürlüğünden yoksun bırakılmasına yol açan yargılama sürecinin de adil olmadığını ileri sürdük. Akın Öztürk’ün özgürlüğünden darbe başı veya darbenin içerisinde olması iddiasıyla özgürlüğünden yoksun bırakılmasına dayanak hiçbir geçerli suç şüphesinin olmadığını ve bu suç şüphesini geçerli haklı kılabilecek hiçbir delilin olmadığını biz dört aşama açısından ileri sürdük. Dedik ki; gözaltına alınırken hakkında geçerli bir delil yoktu. Daha sonra ilk tutuklama kararı verildiğinde hakkında geçerli bir delil yoktu. Bütün bu süreçler boyunca, yargılama süreci boyunca tutukluluğunun devamına karar verildiğinde dosyaya bunca delil girmiş olmasına rağmen, bunca tanığın dinlenmiş olmasına rağmen, bütün sanıkların dinlenmiş olmasına rağmen halen tutukluluğunun devamı için geçerli bir delil yoktu ve en son 141 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına karar verilmekle beraber tutukluluğunun da devamına karar verildiğinde geçerli hiçbir delil yoktu. Bu birinci iddiamızdı. İkinci iddiamızda tutukluluğuna yol açan yargılama sürecinin adil olmadığına ilişkindi. Dosya bomboştu ama o adil yargılanma hak ilanları ile doluydu. Dolayısıyla biz dosya içerisinde düzinelerce adil yargılanma hakkı ihlali tespit ettik ve başvurumuza bunlardan sadece 24 tanesini yazdık. Bunlardan birkaç örnek verebilirim. Mesela birkaç gün önce özellikle gündemde olduğu ve Akın Öztürk’ün hala üstüne basa basa söylediği gibi Hulusi Akar ve Yaşar Güler yargılamanın hiçbir aşamasında Akın Öztürk huzurunda ve diğer sanıklar huzurunda tanık olarak dinlenmedi. Bunların ikisi de kapalı bir oturumda sanıklara ve avukatlarına haber verilmeden gerçekleştirilen kapalı bir oturumda dinlendi. Daha da önemlisi pek çok önemli kritik tanık hiç dinlenmedi. Bunlar gizli oturumda dinlendi. Darbe gecesinde 15 Temmuz’a ilişkin kamera görüntülerinin kayıtlarının tamamı bize hiçbir zaman verilmedi. Biz o görüntülerin tamamını hiçbir zaman inceleyemedik. Akın Öztürk ile ilgili lehe delillerin tamamı bütün aşamalarda son derece kategorik bir şekilde yok sayıldı ve daha da önemlisi birkaç tane örnek veriyorum. Kişilerin özgürlüklerinin yoksun bırakılma halleri işkence ve kötü muamele olan delillere göre yapıldı. Yargıtay’da kesinleşen yargılama dosyasında yargılama safahatinde 151 sanığın işkence ve kötü muamele iddiasında bulunduğunu tespit ettik Ömer Faruk Bey ve en son duruşmada bozma sonrası yargılamada daha az sanık bulunuyor. Yargılama mahkeme salonunda da daha az sanık var. Ben sanıklara bir soru sordum. Dedim ki; lütfen ben bir sayı tespiti yapmaya çalışıyorum bu salonda bulunan ve gözaltı sırasında işkenceye maruz kalmış olan sanıklar lütfen ellerini kaldırabilir mi? CMK 201 kapsamında sanıklara bu şekilde bir soru yönelttim ve sanıkların 2/3’ünden fazlası da ellerini kaldırdı ama maalesef mahkeme bu konuyla ilgili bu iddiayla ilgili hiçbir şey yapmadı, hiçbir adım atmadı, hiçbir soru sormadı. Bizim iddialarımız bunlardı. Bu şikayetlerimiz hükümete gönderildi. Hükümete cevap vermesi için bir süre verildi. Hükümette cevabını hazırladı. Birleşmiş Milletler’in Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu Organı’na gönderdi. Onun cevabı bize gönderildi ve cevabında hiçbir şeyin yazılı olmadığını, geçerli hiçbir iddianın halen bulunmadığını müvekkilimizin tutukluluğuna haklı kılabilecek halen hiçbir delilin sunulamadığını fark ettik ve biz başvuru yaparken sadece Akın Öztürk’ün lehindeki delilleri ve iddialara yer vermedik. Biz en baştan iddia makamının Akın Öztürk ile ilgili bütün iddialarına da başvurumuzda detaylı bir şekilde yer verdik. Bu iki tarafın beyanlarını inceledikten sonra çalışma grubu Ağustos’un sonunda bir karar verdi ve bu karar bize Şubat 2025’te bildirildi. Karar daha erken bir tarihte yazıldı ama bizim haberimiz Şubat 2025’te oldu ve kararında iki şikayetimizin de kabulüne karar verdi. Yani Akın Öztürk’ün geçerli hiçbir delili olmaksızın bütün aşamalarda özgürlüğünden yoksun bırakıldığına karar verdi. Darbe iddiası ve darbenin içinde veya darbenin içinde olması ile ilgili geçerli hiçbir delilin bütün aşamalarda sunulamadığını ve hükümet tarafından da sunulamadığını tespit etti. Burada Birleşmiş Milletler Akın Öztürk’ün masumiyetine karar verdi ve az önce Özlem Hanım da anlatmaya çalışıyordu. Ayrıca Akın Öztürk ile ilgili bir suçüstü hali de yapılmadığını ifade etti. 16 Temmuz 2016’da akşam saatlerinde konutunda çekilmiş bir fotoğraf var. Şimdi bu fotoğraftan önce yaşanmış ve darbenin bir numarası olmadığını, şimdi darbenin bir numarasının darbeden bir sonraki gün darbe karşıtı toplantılara katılması, makam arabası ile evine gitmesi, evinde bu fotoğrafı çekilmesi gibi bir udrum var.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Darbe öncesi toplantılar yapıldığı bilgisi var. Bu toplantılarda Akın Öztürk var mı? Böyle bir bilgi belge var mı?
Özlem Barıner: Abidin Ünal’ın 17 Temmuz 2016 tarihli ifadesinde; “Akın Öztürk Akıncı üssünden firar eden diğer darbeciler ile birlikte araziye doğru kaçmadı. Bizim hemen arkamızdan Havva Kuvvetleri Karargah Merkezi’ne göre tahminime göre Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’in arabasıyla geldi.” dolayısıyla Akın Öztürk ile ilgili husus bu. Delil neydi? İddia neydi? Atama listesi diye bir evrak var ki bu atama listesinde yer alan Metin Gürak da eski Genelkurmay Başkanı’nın bu listede ismi geçiyordu. Daha sonra mahkemeler bu listede isminin geçmesinin hiçbir anlamı olmadığını söyledi ama bakın hala katıldığımız duruşmadaki mütalaada atama listesinde isminin yer almasının onun darbeci olduğu iddiası olarak yer alıyor. Akın Öztürk’e gelene kadar atama listesinde kimlerin ismi var? Zeki Çolak, Galip Mendi, Abidin Ünal. Bülent Bostanoğlu, Ümit Dündar, Adem Huduti, Abdullah Recep, Yaşar Güler, Veysel Kösele, Metin İyidil, Zekai Aksakallı ve sonrasında Akın Öztürk. Akın Öztürk Genelkurmay 2. Başkanı. Yani tenzili rütbe alıyor ama nasıl oluyorsa bu listeye dayanarak hala mahkemenin kararı bu konuda kesinleşti ve gerekçesi de buydu. Mütalada şu husus dile getiriliyor. Bu darbe planının yapıldığı yerle ilgili deniliyor ki; 7 Temmuz ile 10 Temmuz arasında Ankara’da Çukuranbar’da yapılan görüşmelerde isimleri geçenler var bazı ifadelere göre. Daha sonra bu ifadeler de çekildi ama burada Ankara’da darbe görevinin tebliğ edildiğine dair iddialar var. Bu kısımlarda Akın Öztürk’ün asla adını ağzını alamıyor iddianame mütaala. Neden? Çünkü o tarihlerde 3 Temmuz ile 15 Temmuz arasında Sayın Öztürk İzmir’de, Özdere’de kampta. Hatta kendisi duruşmada söyledi. “İki gece de Abidin Ünal’ın davetlisi olarak yemek yedik.” dedi. Şimdi bunu uyduramadılar. Düşünün bir darbenin bir numarası var ama darbe planı yapıldığı iddia edilen evde yok. Böyle bir şey mümkün olabilir mi? Tanıkları var. Mesela o tanıkları da çağırın dedik. Ama zaten Akın Öztürk’ün İzmir’de olduğuna yönelik hiçbir şüpheleri yok. Bu evde de var diyemiyorlar zaten. Hiçbir tanığa da dedirtemiyorlar. En son işkence yaparlarken “Adil Öksüz’ü tanımıyorum.” diyor adam. “Ben öyle birini bilmiyorum, bu evden haberim yok.” diyor. Sonra bir polis geliyor diyor ki: “Bu Adil Öksüz değilmiş, bu Akın Öztürk’müş.” dolayısıyla ben hatta mahkemeye bunu dedim, klonlandığına dair bir iddia olmadığı gibi bu evlerde olduğuna ilişkin de bir iddia yok. Bunlar da zaten iddialardan oluşan şeyler. Dolayısıyla o tarihte Akın Öztürk öyle bir 1 numara düşünün ki darbenin planlandığını söylenildiği tarihlerde Ankara’da değil, o evde değil, tatilde, gömleği ile geliyor 15 Temmuz’da kızının evinde torunlarıyla oynarken bir anda kendini ateş hattında buluyor. Bu işin sanığı değil mağdurudur. Biz avukatız biz elbette bir fayda sağlıyoruz müvekkilimizden. Siz fayda sağlamamanıza rağmen bu olayın peşine düştünüz. Akın Öztürk’ün darbe ile ilişkisi olması imkansız. Bu onun delili ve Birleşmiş Milletler kararı bir de neye vurgu yaptı biliyor musunuz? 21 Temmuz’da Hulusi Akar Genelkurmay Başkanı iken Genelkurmay’dan yayınlanan o metne vurgu yaptı. Maalesef ki bu metin silindi. Der ki o metinde; “Ayrıca Hava Kuvvetleri Komutanı Ankara’da Akıncı Üssü Lojmanları bölgesinde bulunan Orgeneral Akın Öztürk’ü arayarak kendisine 4. Anajet Üssü Akıncı’dan kalkan uçakların yasadışı olduğunu ivedilikle Akıncı’ya giderek oradaki kalkışmada bulunanları ikna etmesini istemiştir.” hatta ben mahkemeye ironi gibi düşünülebilir ama bu tarihte Genelkurmay Başkanı Sayın Hulusi Akar’ı neden dinlemiyorsunuz Sayın Başkan onu. Bakın bunun dinlenmesi bu mesajın yayınlanmasına onay veren kişi kendisi Genelkurmay’da neden dinlenilmiyor diye defaat ile söylememize rağmen herhangi bir sonuç maalesef alamadık ama kendisinin gelme hakkı var. Biz buradan da hatırlatalım. hem Sayın Akar’ın hem Sayın Yaşar Güler’in gelip mahkemeye hakikatleri söyledikleri hususları söylemesi için geç değil gelip tanıklık yapabilirler ve müvekkilimiz ile ilgili durumu yani zaten delilleri var bir kez de şifai olarak mahkemenin önünde dile getirebilirler.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Duruşma salonundaki beyanlar medyaya yansıdıktan sonra iki önemli soru gündeme geldi. Birincisi; Akın Öztürk niye şu ana kadar konuşmamış? Bir pazarlık mı yapıyor? Hulusi Akar ve Yaşar Güler’i mahkemeye çağırdı, açıklamada bir şey mi var!” gibi itirazlar geldi. İkincisi; Roboski katliamı ile ilgili Akın Öztürk’ün mahkemede beyanları oldu. “Ben bu konuda kimin emir verdiğini biliyorum. Roboski katliamı sırasında benim herhangi böyle emir vericiler arasında olmam mümkün değildi. Ben Eskişehir’de bir başka görevdeydim ama emri vereni ve Hava Kuvvetleri’nde bu emre itiraz edildiğini de biliyorum. Zamanı gelince açıklarım.” dedi. Bu da Roboski konusunda bir pazarlık mı var şeklinde bazı itirazlara neden oldu. Bu iki hususta ne dersiniz?
Özlem Barıner: Medyanın bu konuya neden şu anda eğildiği ve Akın Öztürk sanki bunları ilk kez söylemiş gibi haberler yaptığını inanın ben de anlayamıyorum. Sizin bu konuyu gündem etmeniz, mecliste ilk kez bu hususa ilişkin daha Birleşmiş Milletler kararı yokken dosyadaki delillerle haykırmanızın etkisi olduğunu düşünüyorum çünkü Akın Öztürk’ün dosyası çıplak gözle bakıldığında bile boş olduğu görünüyor. İkincisi ne kadar bunu medya göz ardı etmeye çalışsa da Birleşmiş Milletler’in verdiği ve ben bunu duruşmada da söyledim, gem tutukluluğu ilw ilgili hem adil yargılanması ile ilgili iki kategoride daha önce Birleşmiş Milletler böyle bir karar Türkiye ile ilgili önemli dosyada vermedi. Ergenekon-Balyoz dosyalarında böyle bir kararı var. Adil yargılanma hak ihlaline karar veriyor fakat Akın Öztürk ile ilgili tutukluluğu ile ilgili karar veriyor. Dolayısıyla bu iki husustan sonra onlar gözünü bu yöne çevirdiler. Müesser Yıldız dosyaları takip eden yegane gazeteci ve biz de şununla karşılaştık; Birleşmiş Milletler bize de bir sorumluluk yükledi. Bunu paylaşın. Hiç kimse konuşmak istemiyor. Kimse darbe hususunda “ben konuşma”m diyor. “Tamam mağduriyetler darbe konusuna biz giremeyiz.” Diyorlar. Giremeyecek bir şey yok. Birleşmiş Milletler’in kararı var bunu dile getirin. Bu iki husus bence herkesin zihninde yer etti ve Akın Öztürk’ün söyledikleri bu iki filtre ile bakıldıktan sonra aslında görülmeye başlandı. Yoksa Sayın Öztürk’ün bakın biz savunmasına avukatları olarak hiçbir müdahalede bulunmadık. İlk savunmada ne dediyse sadece BM kısmını ekledi. Özet istedi bizden. Onun haricinde biz olaylara ilişkin hiçbir ekleme yapmadık ama bir şey dinlemek istediğinizde duyarsınız. Anlamak istediğinizde görürsünüz. Bununla ilgili bir mesele. Bakın 9 sene sonra konuşuluyor diye dün Sayın Davutoğlu da bir çıktığı programda bununla ilgili konuşmuş. Onunla da ilgili notumu size ileteceğim.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Akın Öztürk’ün beyanları medyada çok yankılandı bu kez 9 yıl sonra çok yankılandı. Birçok medya manşetten verdi ve hatta eski Başbakan Ahmet Davutoğlu Halk TV’de çıktığı bir programda bu konu hakkında çarpıcı tespitler yaptı.
Özlem Barıner: Gözde Şeker’in konuğuydu kendisi cümle arasında diyor ki: “Neyse zaman da geçti söyleyeyim.” diyor bir yerde. Bakın Sayın Davutoğlu’na bu husus soruluyor. Gözde Şeker tarafından, Akın Öztürk’ün ifadeleri. Kendisi şöyle bir hususa değiniyor. “Ben soruşturma komisyonuna cevap verdim. Lakin ne dönemin Başbakanı Binali Yıldırım ne de Genelkurmay Başkanı bu soruşturma komisyonuna 15 Temmuz ile ilgili gelip beyanda bulunmadı.” dedi. kendisi dün söyledi. Zaten bunu siz de sordunuz Sayın Hulusi Akar’a değil mi? “Neden gelmiyorsunuz cevap vermiyorsunuz?” diye.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sayın Hulusi Akar’a defalarca soruyorum, 1.5 yıldır soruyorum. Tek bir cevap yok.
Özlem Barıner: “ “Madem zaman da geçti. O zaman açıkça söyleyeyim. Darbeci mi gelir bir yere? Orada ya o ölür ya darbeci ölür.” Diyor Davutoğlu kendisi. “Genelkurmay Başkanlığı budur. Başbakanlık budur. Başbakansın bunu biliyorsun ama gidip Ilgaz Tüneli’nde geceliyorsun.” diyor. Binali Yıldırım için.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Diyorsunuz ki: “İki kişi bir aradaysa uzun bir süre ya ikisi de kahramandır, ikisi de vatan hainidir. Birisi  kahraman, Birisi vatan haini olamaz. Bunu Akın Öztürk de söylüyor, Ahmet Davutoğlu da söylüyor öyle mi?
Özlem Barıner: Kesinlikle öyle. Bizim buradan Hulusi Akar’a böyle bir isnadımız olamaz fakat biz şunu söylüyoruz; Hulusi Akar ne kadar darbenin karşısındaydıysa, Akın Öztürk de o kadar darbenin karşısındaydı. Eğer Akın Öztürk darbenin bir numarası olsaydı, bütün gece Akıncı Üssü’nde Hulusi Akar’la beraber kalabilir miydi? Sayın Davutoğlu’nun da bu söylediğine göre birinden birinin ölmesi gerekmez miydi? Zaten Akın Bey de bunu diyor; “Hulusi Akar darbe karşıtı, ben de onun darbe karşıtı emirlerini yerine getirdim.” diyor. Bizim bu husustaki bütün çabamız bu yönde. İkisi aynı yönde hareket ediyor ama Sayın Öztürk alınıyor, ağza alınamayacak işkencelere maruz bırakılıyor fkat Sayın Hulusi Akar, oradan Bakanlığa doğru giden bir kariyer planlamasıyla devam ediyor. Bu olacak şey değil. Bakın Sayın Davutoğlu bile bunları yıllar sonra deme cesaretini buldu bu ifadelerden sonra.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: 9 yıldır söylenmiyor muydu?
Özlem Barıner: Benim çok üzüldüğüm bir husus vardır. Biz vatanperver insanlarız. Biz işkencesiyle ilgili Akın Bey’in ilk tweetleri attığımızda “Bize vatan haininin avukatları, utanmıyor musunuz para için vatan hainini savunmaya!” diye sözler söylendi ve benim kendi ailem çok üzüldü bu durumdan dolayı. Akın Bey’in öyle olduğunu düşündüğü için değil, böyle bir isnatla karşılaştıkları için. Akın Öztürk adını ağzına alan kişiye bunu yapıştırılıyordu ama Birleşmiş Milletler kararından sonra bu hava tamamen değişti. Birleşmiş Milletler kararından sonra Akın Öztürk ile ilgili paylaşım yaptığımızda X’te herhangi bir “İşte vatan haininin avukatı” şeklinde bir şeye maruz kalmadık. Dolayısıyla o karar çok önemli. Zaten biz görüştüğümüz muhalefet milletvekillerine de gazetecilere de diyoruz ki; “Ya siz tamam Birleşmiş Milletler kararı olmadan belki bunu dile getiremiyordunuz. Herkes sizin kadar zaman ayırıp dosya okuyamıyor ama bakın bu karar var. Bu karar çok sarih.” Dedik. Akın Bey’in savunması önümde. Savunmasında der ki söylenenler ve bunların nasıl yalan olduğu hususunu anlatırken diyor ki “Darbe girişimi sonrasında tutuklanan Eski Havva Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Akın Öztürk ile Eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in Uludere’de 34 köylünün hava bombardımanıyla öldürülmesi ve darbeye teşebbüs suçlarından yargılanması talebiyle suç duyurusunda bulunuldu.” böyle haberler çıkıyor kendisiyle ilgili. Kendisi de diyor ki: “Gerçek şudur ki; ben 2011 ve 2013 yılları arasında Korgeneral Rütbesi ile İzmir Hava Eğitim Komutanlığı görevini yürütmekteydim. Emrimde herhangi silahlı birlik bulunmadığı gibi 28 Aralık 2011 tarihinde meydana gelen bu olay benim görev ve sorumluluk sahamda değildi.” bu sadece bir tanesi müvekkil ile ilgili olur olmadık iddialarının ortaya atıldığının ve müvekkil bunlarla ilgili kendisini savunuyor, ifade ediyor. Duruşmada şunu ekledi; “Bunun da sorumlularını biliyorum.” dedi. Artık aradan 9 yıl geçti, bakın siz oradaydınız Sayın Akın Öztürk bunu dile getirdiğinde; “Bana o ağır işkenceler yapılırken gözüm kapıdaydı. Gelirler, Yaşar Güler gelir, Hulusi Akar gelir, Abidin Ünal gelir. Bu yanlışı yapanları yanlıştan döndürürler.” Dedi. Kendisine o kadar çok yanlış yapıldı ki bunun artık 9 senedir ve bu karara rağmen bunun bir şekilde gelip arkadaşım dostum dediği insanlar tarafından ifade edilmemesinin de üzüntüsüyle bunu bu şekilde dile getirmiş olabilir ama pazarlık yapacaktıysa Akın Öztürk, insan onuruna yakışmayan o işkenceleri gördüğü anda yapardı. Akın Öztürk’ün böyle bir derdi yok. Bir de Akın Öztürk neyin pazarlığını yapacak? Hakikat bir tane. Onun tek amacı bu hakikatin ortaya çıkarılması. Onun pazarlık ile bir işi yok ve bana dedi ki: “çıkmak gibi bir derdim yok dedi ama o kadar çok haksızlıklar var ki en çok da bu genç teğmenlere üzülüyorum onlar çıksın ben kalsam da olur.” dedi. Bakın kendisi bir hava kuvvetleri komutanı ve Türkiye siyasi askeri tarihinde böyle işkence görmüş, başka bir asker yok. Dolayısıyla böyle bir pazarlık onun ne lügatında vardır, ne düşüncesinde vardır. Zaten 9 sene geçmiş Birleşmiş Milletler kararını Türkiye Cumhuriyeti ne kadar yok sayabilecek? Mahkemeler ne kadar yok sayabilecek? Birleşmiş Milletler mesaj attı. “Bizi sıkıştırıyor.” hükümete de bunu soruyordur diye düşünüyoruz. Bu iş ne kadar daha sürecek? 9 sene bu adam bu çileyi çekmiş zaten.
Dilara Yılmaz: Birleşmiş Milletler kararında Akın Öztürk’ün derhal tahliyesine karar verildi. Bu karar acil eylem notuyla hükümete iletildi. Acil eylem notu ancak ihlallerin ağırlığı kişinin sağlık durumu, mağduriyetlerin ağırlığı gibi hususlarla nadiren başvurulan bir yoldur Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklama Çalışma Grubu kararlarında ve Akın Öztürk’ün derhal tahliyesini talep etti. Derhal tahliyesinin gerçekleştirilmesi için gerekli mekanizmaların işletilmesini talep etti. Sadece bunu değil, tazminatı da talep etti. Bu mağduriyetin sebep olanların soruşturulmasını da talep etti.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok net, önemli ve kesin bir karar diyorsunuz.
Dilara Yılmaz: Çok net bir karar ve bu kararın bütün mecralarla duyurulmasını da talep etti. Çünkü kararın toplumda bir yansımasının olabilmesi için, yargı mercilerinde bir yansımasının olabilmesi için bu kararın duyurulması ve mekanizmalarının işletilmesi gerekiyor. Dolayısıyla bizim talebimiz bu kapsamda yaptığımız talepler oldu. Yeniden yargılama talepleri bunların karşılık bulması gerekiyor artık. Bu kararda kararın bütün mecralarla duyurulması hususu sadece hükümete yüklenmiş bir yükümlülük değildir fakat aynı anda muhalefete ve 4. organ olan basına da yüklenmiş olan bir yükümlülük bir sorumluluktur diye düşünüyoruz. Ancak bugüne kadar Akın Öztürk’ün darbenin başı olduğu iddia edilen kişinin yeterli bir delil olmaksızın tutulduğu için masumiyetine karar veren Birleşmiş Milletler kararı basında hak ettiği yeri bulmadı. Akın Öztürk ile ilgili bütün gelişmelere, olumsuz gelişmelere yer verildi haberlerde. İşkencesine, gözaltına alındığına, mal varlığı ile ilgili iddialara yer verildi. 141 kez ağırlaştırılmış muhabbet hapis cezası aldığına yer verildi ama Birleşmiş Milletlerin masumiyeti nedeniyle derhal tahliyesini emrettiği bu karar haber yapılmadı ve biz bunu basın etiği açısından bu durumun sorgulanması gereken bir durum olduğunu düşünüyoruz ve beklentimiz bu kararın bundan sonra haber yapılmasıdır. BM, hükümete 6 aylık bir süre vermişti. Bu 6 aylık süre bugün itibariyle dolduğunu söyleyebilirim. Bu kapsamda bunun duyurulması ve uygulanması son derece önemlidir.
Özlem Barıner: Bizim bildiğimiz herhangi bir adım atılmadı. Biz bunu yargıda yansımasını görebilirdik maalesef göremedik. Sayın Hulusi Akar’a ve Yaşar Güler’e duruşmaya gelmeleri çağrısında bulunmak istiyorum sizin vasıtanızla. Verdikleri ifadeler zaten ortada. Bakın Birleşmiş Milletler kararına Türkiye’nin uyması Akın Öztürk meselesi değildir. Türkiye’nin çağdaş hukuk seviyesine çıkması için hepimize gerekli olan hukukun inşası ve güçlendirilmesi adına çok önemli bir karardır ve burada bu kadar önemli yargılanan bir kişinin yanında bütün gece olan unsur olan Sayın Akar’ın, Sayın Güler’in duruşmaya gelip çapraz sorguya tutulmamış olmasının çok büyük bir adil yargılama hak ihlali olduğu ve bunun giderilmesi hususunda onlara da bir sorumluluk yüklenmektedir. Dolayısıyla ben bu çağrıda bulunuyorum. Beni çok yaralayan bir durum daha var Birleşmiş Milletler kararında. O da diyor ki; “Gükümet cevap veriyor ve cevabında diyor ki; “Fethullahçı terör örgütü ve üyelerinin bu mekanizmaları kötüye kullanmalarına ve iddialarını reddetmelerine izin vermemelerini talep ediyor.” bakın, Akın Öztürk ile ilgili böyle bir iddia yok. Velev ki olsun, Birleşmiş Milletler neyi hatırlatıyor biliyor musunuz Türkiye hükümetine? Diyor ki; “İnsan Hakları Konseyi’nin kendisini dünyanın her yerinde keyfi gözaltı iddialarını almak ve değerlendirmekle görevlendirildiğini hatırlatarak çalışma grubu bir iddiayı kimin dikkatine sunabileceği ya da sunmayacağı konusunda herhangi bir ayrım yapmamaktadır. Çalışma grubunun aynı zamanda tarafsız ve bağımsız hareket etmesi gerekmektedir. Bu nedenle kendisine yapılan tüm başvuruları eşit olarak ele alır ve bunları iddia olarak kabul ederek ilgili hükümeti yanıt vermeye davet eder.” yani bizim hükümetimizin “FETÖ’dür bunlar dikkate almayın savını.” maalesef Birleşmiş Milletler kibar bir şekilde eşitliği, tarafsızlığı ve hukukun üstünlüğünü hatırlatarak kararında yer vermiştir. Dolayısıyla bu ülke hepimizin, hepimiz için hukukun uygulanmasına, özgürlüğe, adalete hepimizin ihtiyacı vardır. Mahkemelerin arkasında yazan adalet mülkün temelidir, yazısı boşa değildir. Dolayısıyla hukuksuzlukları ortaya çıkarmak hepimiz için önemlidir. Buna da vesile olmaya çalıştığınız için size çok teşekkür ediyorum. Herkesi de bu sorumluluğu almaya davet ediyorum sayenizde.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sayın Özlem Barıner, Sayın Dilara Yılmaz, Akın Öztürk’ün avukatları konuştu. Daha belki söyleyecekleri çok şey var ama programımızın süresi sınırlı. Aslında dava duruşmaları devam edecek sanırım 17 Eylül 2025 itibariyle Sincan duruşma salonlarında Genelkurmay Çatı Davası Yargıtay sonrası bozulan davası yerel mahkemede Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edecek. İlgilenenler lütfen takip etsinler. Çok önemli konuşmalar geçiyor, ifadeler veriliyor. Bunu da buradan hatırlatmış olalım. Sayın Yılmaz, Sayın Barıner çok teşekkür ederiz. Biliyoruz daha söyleyeceğiniz şeyler var ama süremiz kısıtlı. Aslında son derece önemli şeyler söylediniz. Önemli kararlar hakkında açıklamalarda bulundunuz.
Akın Öztürk’ün ifadeleri ile ilgili avukatları Sayın Barıner ve Yılmaz’ın son derece önemli açıklamaları oldu. Umarım medya bunlara kulak kabartır. ezbercilik yapmaz ve güce boyun eğmez. Delilsiz insanları bir numara ilan etmek kolay bir iş değil. Öyle basit bir iş değil. BM’nin çok açık, net kararları var ve ben de konuyu ayrıntılı bir şekilde araştırdım, dosyaları okudum ve bu konuda bir kanaat sahibiyim. Tabii ki yargı kararları verecek ama çok güçlü itirazlar var burada. Sayın avukatlar da bu konuda çok güçlü itirazları dile getirdiler. Umarım Özlem by beyanlar kamuoyunda gereken karşılığı bulur.
Bu akşam da programımızı burada bitiriyoruz. Haftaya Salı günü saat 21.00’da buluşana kadar herkese hayırlı geceler diliyorum, hoşça kalın.
 

Yorumlar