19 Ağustos 2025

ÖFG TV’den herkese merhaba her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile sizlere sunduğumuz programımıza bugün de başlıyoruz.

 Bugün bir gündem değerlendirmesi yapacağız. Malum ülkenin gündemi cezaevleri! Cezaevlerine girenler, çıkanlar, cezaevi ziyaretleri artık eskiden biz cezaevlerinde hep biz dolaşırdık şimdi tüm partiler dolaşıyor. Ana muhalefet oralarda, diğer vekiller oralarda çünkü ülkede bir gündem var! İktidar beğenmediği insanları dışlıyor. Dışlayınca ya hakkında yargı kararları verdirerek veyahut da aniden sabah evine baskın yaparak tutukluyor cezaevine atıyor. Bu yüzden şu anda cezaevleri meselesi bundan dolayı gündemde yoksa eskiden insanların çok gündeminde değildi cezaevleri. “Suç işlemişsen yerin orasıdır kardeşim.” Denilirdi ama şimdi bakıyorsunuz memleketin en değerli insanları da oraya gönderiliyor, hakkında adil bir yargılama olmadan sabah baskın yapılıp tutuklanan insanlar da oraya gönderiliyor.

CHP yetkililerinden birçoğu cezaevlerinde. Sayın İmamoğlu, dün Beyoğlu Belediye Başkanı tutuklandı, her gün yeni tutuklamalar var. Aziz İhsan Aktaş’ın bu yüzden öldürüleceğine dair birtakım iddialar ortalıkta dolaşıyor. Selahattin Yılmaz isimli bir kişiye böyle işler verildiği yönünde iddialar var. Çok çarpıcı, çok ilginç iddialar gerçekten. Neler oluyor anlamak mümkün değil. Mafya da işin içine girdi. Bir ülkede adil bir yargı olmadığı zaman işin içine mafyalar giriveriyor arkadaşlar. Mafyaya yakın kişiler, iddia var ortada. İBB soruşturması kapsamında cezaevinde tutuklu bulunan İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’in avukatı ile cezaevinde yaptığı görüşmede Selahattin Yılmaz’a Aziz İhsan Aktaş’ı sustursun talimatı verdiği öne sürülüyor. Bizim iddiamız değil. Böyle bir gündem var ve bundan dolayı Selahattin Yılmaz da tutuklanıyor. Türkiye’de adil bir yargı olmadığı zaman işin ucu geliyor mafya babalarına dayanıyor. Mafya babaları “Çözeriz bu işi merak etme. Sen canını sıkma biz bu işi çözeriz.” Diyor. Sonrasında ya birileri susturuluyor, bir sürü yeni olaylar oluyor.

Cezaevinde başka olaylar da oluyor. Geçtiğimiz haftalarda farklı cezaevlerine gittik. Bolu F Tipi Cezaevi’ndeydim Cuma günü. Daha öncesinde İstanbul, Tekirdağ, Edirne cezaevlerindeydim ve cezaevlerinde çok önemli çarpıcı şeyler görüyorum. Bolu F Tipi Cezaevi’nde verilmek istenmeyen şartlı tahliyeler çok gündemdeydi. Neden böyle olduğunu sorduk soruşturduk, takip ettik, gündem ettik.

Sümeyra Gelir, annesi hapiste diye tedavisi doğru düzgün yapılamayan üzerine çok yük binen bir kız çocuğu. Epilepsi nöbetinde ölmüştü. Epilepsiye de bu nedenlerden dolayı yakalanmıştı. Dram üstüne dram ve annesi Melek Gelir’i ziyaret ettim. Bolu Cezaevi’nde şu anda ailesine yakın bir yere alındı. Tabi kızı öldükten sonra alındı. Türkiye’de bu işler böyle. Kızınız öldükten sonra cezaevlerinde isteğiniz yerine getiriliyor ama burada büyük kayıplar olmuş oluyor.

Bolu Cezaevi’ne girişte çıkışta açıklamalar yaptım. 17 mahpus ile görüştüm ve bir milletvekili olarak bu işin önemini her gittiğim ziyarette daha iyi yakından anlıyorum. Her farklı kesimden insanı ziyaret ettik ve onları dinledik.

Herkesin ulaştığı insanları dinlemek kolay ama herkesin ulaşamadığı insanları dinlemek biraz daha önemli gibi çünkü cezaevine milletvekili dışında hukukçular dışında başka kimse pek giremiyor ve oradaki sorunları dinleyemiyor. Cezaevindeki sorunlar da bizim gündemimizde.

Önceki haftalarda ziyaret ettiğim Edirne Cezaevi’nde kadınları görmüştüm, çocuklu kadınlar. Hamile bir kadın vardı. Ya bu kadın burada ne arıyor Allah aşkına? Cezaevinde olmaması gerekiyor, yasalar böyle dedik ama Eskişehir 2. Ceza Mahkemesi hakimi dört kez yapılan itiraza ret verdi ve ardından kadın cezaevinde hastaneye doğuma gitti. Doğum yaptı, bir erkek bebek annesi oldu ve sanırım bebeğiyle de cezaevine döndü. Döndü mü, dönmedi mi tam bilmiyorum ama büyük ihtimalle dönecek. Çünkü hakkındaki karar kaldırılmadı. Düşünün, Edirne cezaevinde 18 saat su yok ve o cezaevinde lohusa bir kadın bebek büyütmeye çalışacak. Çok üzücü durumlar bunlar.

Cezaevinde bebeğiyle kalan anneler var ve aslında orada olmamaları gerekiyor. Çünkü yasalarımızda hamile kadınların ve 18 aylık bebeği olana kadar annelerin cezaevinden infaz erteleme alması gerektiği söyleniyor ama birilerine uygulanmıyor bunlar. İşte Türkiye böyle bir yer. Bu sıkıntılar hep yaşanıyor.

Kadınların, annelerin çektiklerinin yanı sıra bir de hasta mahpuslar var. Onlardan birisi geçtiğimiz günlerde gündem ettim, takip ediyorum. Manisa, Alaşehir Cezaevi’ne sapasağlam girdi, cenazesi çıktı. 70 yaşında bir Kulalı Terzi, Hüseyin Parlak. Hakkındaki 6 yıl 10 ay terör örgütü üyeliği cezası nedeniyle cezaevine giriyor. 24 Temmuz’da ve çok sıcak cezaevi. Onu ziyarete gidiyor yakınları 1 Ağustos Cuma günü oldukça kötü bitkin bir halde görüyorlar ve 4 Ağustos’ta hastaneye kaldırılıyor. Neler olup bittiğini tam anlamak mümkün değil. Hastanın durumu iyi değil. Su-tuz oranı kötü ve hasta bilincini neredeyse kaybetmiş derecede. 43 derecede çok sıcak bir koğuşta, daha doğrusu hücrede tek başına. Belki yeterli sıvı alımı yapılamıyor, sıvı alması gerektiğini de bilmiyor. Oldukça kötüleşiyor ve pazartesi günü hastaneye kaldırılıyor 4 Ağustos’ta. Sonrası hastaneden çıkamıyor. Cenazesi çıkıyor, tabutla çıkıyor hastaneden. Sayın Adalet Bakanı’na sormak lazım. Bu ne iştir? Bu konu ile ilgili yapacağınız bir açıklama yok mudur? Sayın Ceza Tevkifevleri Genel Müdürü Enis Bey’e sormak lazım. Bu ne iştir? Bu skandalla ilgili yapacağınız bir açıklama yok mudur? Bekliyorum ben bunu. Kaç gündür yapmıyorsunuz. Ne oluyor? Ne bitiyor? Anlamak mümkün değil. Cinayet gibi bir ölüm var ortada. Bir hekim olarak inceledim, bir milletvekili olarak inceledim. Sayın Başsavcıyı aradım, telefonumuza dönmedi. Bir açıklama bekliyoruz. Bakanlıktan, CTE Genel Müdürlüğü’nden, Başsavcılık’tan niye bir açıklama yapmıyorsunuz? Çünkü çok sıkıntılı bir durum var. Cezaevinde durmaması gereken, hastaneye yatması gereken bir insan günlerce yatırılmıyor. Ziyaretinde çocukları onu çok kötü bitkin görüyor ve iyice kötüleştikten sonra cezaevinden hastaneye götürülüyor. Bu normal bir durum mu Sayın Yılmaz Tunç? Size soruyorum. Bu normal bir durum mu sizce?

Cezaevleri öylesine dolduruluyor ki, öylesine yetersizlikler var ki bu tür vakalar sık sık oluyor. Biz bu konuyu araştıracağız. “Biz bu işi sümenaltı ederiz, dosyayı kapatırız, zamana bırakırız.” demeyin lütfen. Ben bu konunun arkasındayım ve bu konuyu araştırıyorum sayın yetkililer. Oldukça sıkıntılı bir durum var. Cezaevine alınan insanın can güvenliğinden, yaşamından siz sorumlusunuz. Yaşanan hadise son derece üzücü. Hastaneye yatması gereken bir insan zamanında yatmadığı için ölüyor. İşin özeti bu. Bir hekim olarak zamanında müdahale edilmediğini görüyorum yakınlarının anlattığından, tahlillerden. Çok önemli bir gecikme var ortada. Sağlık Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı bu konuda bir açıklama yapmalı. Vatandaşın hayatını önemsiyor musunuz, önemsemiyor musunuz göreceğiz bakalım. Sayın Sağlık Bakanı, Sayın Adalet Bakanı. 70 yaşında bir kişi cezaevinde yaşadığı çok kötü koşullardan dolayı ölüyorsa, “Ya ne yapalım işte ölmüş gitmiş kardeşim. Ölen ölmüş kalan kalmış.” gibi cümleler ile işi geçiştirerek olayın üstünü mü örtmeyi düşünüyorsunuz? Yoksa gerçeği açıklayacak mısınız? Size buradan soruyorum.

Bir başka ilginç olay da bugün meclis önünde yaşandı. Bir beyaz Toros hikayesi! Diyeceksiniz ne olacak beyaz Toros? Adam tepesi atmış, beyaz torosunu yakmış. Tamam da araba yakmaktan öte, adam gelmiş meclisin önünde bir şeyi protesto etmek için araba yakmış. Beyaz toros meselesini protesto etme de aklında yok ama bu ülkenin bilinçaltında, hafızasında çok önemli bir Beyaz Toros meselesi var. Bunu yapan adam ya ben ötv meselesini protesto yaptım, araba ticareti yapıyormuş. Belki de hakikaten böyledir. Araba ticareti ile ilgili tepkilerinden dolayı yaptı ama yakılan araba Beyaz Toros. Bu ülkede Beyaz Toros’u protesto amacıyla yaktığınız zaman ilk akla gelen şey nedir? Yargısız infazlar, faili meçhuller, işkenceler, gözaltında kaybedilen insanlar. Bu yüzden siz bu ülkenin hafızasından Beyaz Toros’u silip atamazsınız ki bazen ırkçılar stadyumlarda Kürt takımlarına yönelik, Amedspor’a yönelik beyaz toros resimleri açarlar. Herkes de ayıplar, ne yapıyorsunuz bu hali meçhullerin simgesi olan, aracın fotoğrafını neden açıyorsunuz? Yeşil denilen bir adam vardır. Onun fotoğraflarını açarlar. Bu ülkenin hafızasına nakşedilmiş bir olay. O yüzden meclisin önünde beyaz toros yakıldığı zaman, ÖTV akla gelmiyor kardeşim. Bir tane vatandaş çıldırmış araba satıyor meselesi akla gelmiyor. Faili meçhuller gibi. O yüzden “Cumartesi annelerini” darp ederek, kovalayarak bu işi ülkenin bilinçaltından, hafızasından silip atamıyorsun. Zaten biz yıllardır bunu söylüyoruz. Kardeşim adamı gözaltına almışsın sonra adam yok olmuş bu buharlaşmış mı nedir? Belli ki gözaltında öldürülmüş ardından bu adam çıkmıyor ortalığa. Şimdi böylesi bir ortamda çok manidar mecliste de bir “Barış Demokrasi Komisyonu” var ve onlar tam da Şehit ailelerini dinleyecek, yarın Cumartesi Annelerini dinleyecek. Tam da bir gündem var. Taraftarlar bunu böyle övgüyle göstermişlerdi. Amedspor ve taraftarlarına Beyaz Toros ve Yeşil fotoğrafları gösterilmiştir. Bunlar çok utanç verici hadiseler. Bu polemikler bitmeli aslında. Bu ülkede bu polemiklerin bitmesi için Beyaz Toros’ların bir örgü vesilesi değil, bir yergi meselesi olduğunun gösterilmesi gerekiyor. Beyaz Toros’u açan insan suç işlediğini bilmeli. Çünkü onun arkasında bir şey var ve onu kast ediyor. Övgü ile Beyaz Toros’u göstermenin suç olduğuna dair bir belirginlik çıkmalı ortaya. Bu ülke böyle bir ülke arkadaşlar. O yüzden Beyaz Toros stadyumda gösterilince önemli bir gündem olur. Yeşil gösterilince gündem olur. Beyaz Toros meclisinin önünde yakılınca da gündem olur. Bu ülke işte böyle bir ülke. Neden? Çünkü gerçekler sümenaltı edinmeye çalışılıyor.

Uluslararası alana, uluslararası alandaki dış politikadaki en önemli olay nedir? Bizce İsrail’in vahşice Gazze’de yaptığı katliam ve soykırımdır. Bu konuda İsrail halkı da büyük bir tepki gösteriyor. İsrail’de aklı başında insanlar da ey Netanyahu şeytanca işler yapmayı bırak artık bu saldırıları durdur diyor. Meydanlarda bunu söylüyorlar. İsrail halkı da İsrail devletinin karşısında fakat Netanyahu korkunç bir ruh hali ile Gazze’yi ortadan kaldırmaya ve tehcir yapmaya çalışıyor. Bu korkunç ölümler demektir. İnsanların teker teker öldürülmesi demektir. Tarihte eşi benzeri görülmemiş, bir soykırımın son aşaması demektir. O yüzden bütün bunlarla ilgili gündemi unutmayalım arkadaşlar. Bakın korkunç bir şekilde acımasız cinayetler işleniyor. Her gün en az 10 kişi açlıktan ölüyor. 70-80 kişi en az vurularak öldürülüyor. Buna sessiz kalmak büyük bir suçtur arkadaşlar, büyük bir vebaldir, günahtır. Ben insan olarak buna sessiz kalamıyorum. Buna sessiz kalan bir ülke göster derseniz ben size kimi gösteririm? Türkiye iktidarını gösteririm çünkü Türkiye iktidarı İsrail’e karşı gereken işleri yapmıyor. Lafta işler yapıyor. Biz laf değil, fiiliyat bekliyoruz. İnsan olanın bunlara karşı çıkmaması zaten mümkün değil. İnsan olan bu korkunç soykırımı eleştirir. İnsan olan aslında fiili olarak soykırıma karşı çıkar. Ama Türkiye şu anda diplomatik ilişkileri devam ettiriyor. Şu anda ticareti devam ettiriyor. Gemilerden İsrail’e mal gidiyor. Bakü Tiflis-Ceyhan boru hattından petrol geliyor. Kürecik ve İncirlik üsleri İsrail’i koruyor ve hiç utanmadan çıkmışlar “Kahrolsun İsrail” gösterileri yaptırıyor iktidar yetkilileri. İsrail’de bir soykırım yürürken yapılan iş bu.

Önümüzdeki günlerde 6 Eylül 2025’te Ayşenur Ezgi Eygi’nin 1. ölüm yıl dönümü gelecek maalesef. Başkanı olduğum Vicdan Vakfı 2024 yılının en önemli vicdan davranışı sergileyen kişisi olarak bu Türk kızını seçti. Ayşenur Ezgi Eygi Filistin’e gidip orada yardım çalışmaları sırasında hayatını kaybeden bir aktivist. Allah ondan razı olsun çok değerli bir insan. Ölüm yıl dönümünde-memleketinde sanırım adına bir park açılacak. Onu biz insanlık ailesi olarak unutmayacağız. Sadece Türkiye’deki insanlar olarak değil. Ayşenur Ezgi Eygi ile ilgili yaptığım basın toplantısından görüntüler var. Yaklaşık bir yıl önce ben bunları söyledim ve bir yıldır da bu takibi yapıyoruz. 6 Eylül 2025’te Vicdan Vakfı bir anma töreni düzenleyecek. Şimdiden söylemiş olalım, Vakıf Başkanı olarak da bunu söyleyeyim. Bu değerli insanı, bu vicdanlı insanı anacağız ve tarihe kaydedeceğiz. Bunu hiç unutmayacağız çünkü o Filistinli, Arap olmadığı halde oradaki insanların yardımına koşan değerli, vicdanlı bir insan. Vicdan Vakfı da unutmaz. Vakıf Başkanı olarak bunu söylemiş olayım.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı beyin programına çıktık bir gazeteci olarak haksız tutuklanması sonrasında Fathi Altaylı Yorumlayamıyor programları yapılıyor. Bir gazeteci olarak ağır bir haksızlığa uğrayarak baskı altında tutuluyor ve gazeteciler, siyasetçiler de ona destek veriyor. Ben de destek verdim. Programa katıldım ve orada herkes için adalet, herkes için özgürlük istemek gerektiğini söyledim. Bu çok önemli, çok değerli buluyorum. Hepimiz zaman zaman mağduriyetlere uğruyoruz. Bu mağduriyetler hep yaşanıyor ama “Ben uğradım, benim mağduriyetim bitti, hadi eyvallah ben sonraki mağduriyetlere kulağımı tıkayacağım veya benden öncekilere kulağımı tıkayacağım.” dememeliyiz. Bir ahlak, bir erdem sahibi olmak zorundayız ve bu yüzden bu programda da herkes için adalet, özgürlük ve vicdan kavramının değerine dair deyimlerde bulunduk. Bunları önemli buluyorum. Topluma hatırlatıyorum ama toplumda da önemli bir ön yargı var. Bakıyoruz ki insanların bir kısmı öylesine kutuplaşmış, öylesine ön yargıyla at gözlüğü takmış ki bizi dinlemiyor. Ya bir dinle kardeşim, dinle, izle. Beğenmiyorsan eleştir ama hiç dinlemeden eleştirmek, hakaret, küfretmek, Bunlar kime yakışır? Ben şahsen bana en uzak olan insanları da dinlemeye çalışıyorum. Dinlememiz lazım. İstifade edeceğimiz çok hususlar var. O yüzden böyle dış dünyaya kapalı, kendi dünyasında yaşayan, kendisi gibi olmayan, herkesi düşman gibi gören anlayışlardan herkes kurtulmalı. Bana benzeyen insanlar da kurtulmalı. Bana benzemeyen her şey yok olmalıdır anlayışı çok ilkel bir anlayış arkadaşlar. Bakın ilkel canlılarda bulunan bir anlayış bu. O yüzden biz bize benzemeyeni düşman olarak ilan etmeyelim. Bize benzemeyenden de çok şeyler alabiliriz. İnsanoğlu dünyaya böyle bakarsa çok şey kazanır diye düşünüyorum. Bizim için önemli bir program oldu. Programı izlemenizi de isterim. Kendi Youtube sayfamda ve Fatih Altaylı Bey’in Youtube sayfasında yayınlandı. Oradan ayrıntılı inceleyin. İzlenimlerimizi aktardık. Herkes için adalet ve özgürlük istediğimizi anlattık ve anlatmaya da devam edeceğiz. Değerli toplu bir program oldu. O yüzden burada da bunu aktarmış olalım.

Biz siyaset üretmeye çalışıyoruz. Gerek Kocaeli yereli, gerekse de ülke gündeminde önemli hususlara temas ediyoruz. Siyasetten uzak, halktan uzak, üretimden uzak bir yerde durursak arkadaşlar biz hiçbir şey yapamayız ama ben siyasetçiysem, milletvekili olarak bir maaş alıyorsam, ben işin hakkını vermeliyim arkadaşlar. Biz işin hakkını vermeye çalışıyoruz, gayret ediyoruz, koşturuyoruz, çırpınıyoruz ve buna devam etmek gerektiğini düşünüyoruz. Sadece işimizi yapmakla kalmıyoruz, vicdanen de rahat ediyoruz, mutlu oluyoruz. Diyoruz ki: “Bir işi çözdük.” çözemediğimiz meselenin de peşinden gidiyoruz. Diyoruz ne yapıyorsunuz kardeşim?

Manisa Alaşehir cezaevinde hayatını kaybeden Hüseyin Parlak’ın ölümüyle ilgili araştırma içindeyim. Adalet Bakanlığı yetkilileri bilsin, biz bu konuyu onların yaptığı gibi dosyayı kapatarak çözmüyoruz. Dosyayı açarak araştırmaya devam ediyoruz. Fikri takip yapıyoruz.

Merve Zayım cezaevinde bebeğini doğurduğunu unutmuyoruz. Bu ne yaşayacak takip ediyoruz.

Bu fikri takipleri yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz değerli arkadaşlar.

Biz dualarımızla, desteklerimizle işimizi yapmaya çalışacağız. Bize yol gösterin, bize fikirler verin ve gayret edelim. İyi şeyler yapmaya çalışalım.

Bugün de programımızı burada bitiriyoruz. Haftaya Salı günü saat 21.00’da birlikte olana kadar herkese hayırlı akşamlar, güzel bir gece diliyorum efendim. Hoşça kalın.

Yorumlar