ÖFG TV’den herkese merhaba. Her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konuklarıyla size sunduğumuz programımıza bu akşam da başlıyoruz.
Değerli izleyenler bu akşam değerli bir vekilimiz konuğumuz olacak ve Küresel Sumud Filosu’na katılmak için gittiği Tunus’ta neler yaşadı bize anlatacak. Malum Filistin’de bir soykırım devam ediyor. Korkunç bir şekilde bir vahşet katliam devam ediyor. Gazze’den bir tehcir olayı var. Çok dehşet verici olaylar yaşanıyor ve bu arada insanlık da Filistin’e yardıma koşuyor. İşte o yardıma koşanlardan birisi de Saadet Partisi milletvekili Sayın Necmettin Çalışkan‘dı. Kendisiyle bu akşam Tunus’tan başlayacak Küresel Sumud Filosu ve orada yaşadıklarını konuşacağız. Filo harekete geçti, biz de destekliyoruz ve aynı zamanda Necmettin Çalışkan bu filoya katılacaktı ancak son anda bazı aksilikler oldu. Onları da konuşacağız. Bu arada bir kampanyamız var. Sosyal medyada şu anda yoğun bir hashtag çalışması var. #GazzeİçinSesVer isimli bir etiket çalışması, bir hashtag. Lütfen destekleyin. Bu çok önemli. ABD Başkanı Trump ve Türkiye’deki dünyadaki ünlülere yönelik yoğun bir baskı yaparak katliamı, soykırımı hatırlatmak ve İsrail’i durdurmak için en azından bir sosyal medya gayreti gösterelim dedik. Bir taraftan gemiler gidiyor Akdeniz’de. Bizler de oturduğumuz yerde boş durmayalım ve sosyal medya kampanyalarıyla İsrail’e karşı olduğumuzu en azından bir insanlık görevi olarak ifade edelim çünkü korkunç şeyler yaşanıyor Filistin’de. Anlatmaya gerek yok. Artık tüm insanlık biliyor. Canlı bir soykırım yaşanıyor ve bunu durdurmaya çalışan insanlar var.
Önemli bir organizasyona katılmak için Tunus’a gittiniz ve Küresel Sumud Filosu’na katılmak istediniz. Şu anda belki bazı teknik aksamalar oldu. Sumud Filosu da yola çıktı ve siz de katılamadınız ama Tunus’ta gördüğünüz çok şeyler oldu ve bu organizasyon hakkında söyleyeceğiniz çok şeyler vardır. Türkiye kamuoyunu bilgilendirin lütfen. Küresel Sumud Filosu ne demektir? Ne için yola çıkmıştır? Kimlerden oluşmaktadır? Neler oluyor? Neler bitiyor ve sizler orada neler yaptınız?
Necmettin Çalışkan: Dünyamızda son dönemde olağanüstü gelişmeler yaşıyor. Özellikle son iki yıldır İsrail’in Gazze’de uyguladığı katliam, soykırım ve bir insanlık suçu olarak açlıktan ölümlerin had safhaya çıktığı bir dönem yaşıyoruz. Bugün biliyoruz ki insanlık tarihi boyunca pek çok toplu ölümler gerçekleşti, savaşlar oldu. Salgın hastalıklardan insanlar öldü. Açlıktan ölümler oldu ama bunun açlıktan ölümlerin sebebi insanların gıdaya erişim sorunu nedeniyleydi ama tarihinde ilk defa deniz ile nehir arasında zeytin ağaçlarının altında mümbit topraklarda yaşayan insanların sindire sindire açlıktan öldüğü bir döneme geldik. Gazze’de tam 2006 yılında başlamış olan ambargo 20. yılına girdi. Son iki yıldır da son savaşla birlikte hayli ivme yükseltti. Son iki ay içerisinde de sayıları birkaç yüzü bulan insan açlıktan öldü. Bu çerçevede dünya çapında bu açlıktan ölümlere, soykırıma karşı ses vermek üzere küresel bir vicdan hareketi olarak Sumud Kafilesi oluşturuldu. Burası bir platform. Bu platform dört ana unsurdan oluşuyor. Birisi Avrupa’daki sosyalist diyeceğimiz kimseler. İkincisi Arap ve İslam dünyası kökenli olup Avrupa’ya yerleşmiş insanlar. Üçüncüsü Fas, Tunus, Cezayir bölgesindeki Araplar. Dördüncüsü ise Malezya vb. kimselerin oluşturduğu platform. Sivil bir yapı, hiyerarşik bir düzeni olmayan dolayısıyla da gönüllülerin oluşturduğu bir platform. Bu platformun görevi devletlere görevini hatırlatmak. Aslında bugün yaşanan bu savaşı, soykırım suçunu engelleyecek olanlar devletler ama devletler bu görevlerini yerine getirmediğinden onlara karşı bir baskı unsuru oluşturmak üzere bir fiili sivil girişim olarak ortaya çıktı. Bundan önce Mavi Marmara ardına Madleen ve benzeri Hanzala gemisinde yaşanan süreçlerle birlikte bugün bu Sumud Filosu değişik boyutta dünyada pek çok ülkeden yaklaşık 44 ile başladı. Şu an itibariyle zannediyorum 80 ülkeye kadar ulaştı. Bu platform başladıktan sonra dünya genelindeki teveccüh görüldükçe hemen her ülkeden yeni talepler oluştu. Pek çok ülkeden katılımcıyla beraber bu platform oluşturuldu. Amaç şu; mademki tek bir Madleen gemisi bile İsrail’in kimyasını bozmaya yetti, öyleyse biz çok sayıda gemiyle Gazze kıyılarına yanaşalım. Bütün dünya halklarının katılımıyla yapılacak bu girişimde İsrail dünyanın tümünü karşısına almaz ve mensubu bulunan ülkelerin devletleri de vatandaşlarına sahip çıkar. Sonrasında da bu amaçla birlikte Gazze’de uygulanan ambargo ortadan kalkar. Şunu belirtelim ki şu anda 80 gemi diye hedeflendi. 50’nin üzerinde gemi şu an itibariyle yolda. Bu esasen başlangıçta Haziran ayında karar alındı. Komisyon çalışmalarına başladı. Mali çalışmalar yürütüldü. Bir bütçe oluştuktan sonra da Temmuz ayı içerisinde dünya genelinde değil sadece Akdeniz kıyısındaki ve Avrupa’ya yakın bölgelerden tekne, yat ve deniz araçları toplandı. Biz aslında buna Gemi filosu diyoruz ama gemi normalde 1000 veya 3000 arası yolcu taşır. Bunların hepsi birer gemicik. 10 ile 25 arası yolcu taşıyan deniz araçları. Temmuz ayı, turizm ayı, tekneler çoğunlukla temmuz ayı için önceden rezervasyon yaptırdığından çoğunlukla yatlara ulaşmak kolay olmadı. Bu arada platform Çin’den Amerika’dan Avustralya’dan başka uzak mekanlardan yat arayışına girmedi çünkü oralardan bulup buraya ulaştırmak 1 ayı en azından geçer. 5 Temmuz’da alacağız. Ağustos’un sonunda bakımları planları yapıp yola çıkacağız düşüncesinden hızlı hareket edildi. Doğal olarak da dar bir alanda çok sayıda gemi toplandığı için de bir arz talep dengesinde sorun yaşandı. Gemi bulunmadı. Teknik olarak donanımı zayıf gemiler satın alındı. Bu gemilerde biraz da İsrail önceki tecrübelerden de yola çıkarak zatenki itirafı gelen gemilere el koyacağım şeklindeydi. Bundan dolayı madem ki İsrail bu deniz araçlarına el koyacak öyleyse eski araçlar alalım denildi. Çoğunlukla da eski araçlar alındı ve bundan dolayı bazı sorunlar yaşandı. Mesela tekneler arızalı yola çıktı. Bir süre sonra geri dönmek zorunda kaldı. Yine bazıları mesela Tunus’tan çıkanlar için belge dökümantasyon açısından noksanlık oldu. Sigortası bitmiş. Uluslararası sulara açılma belgesi yok. Standartlara uygun değil veya teknik olarak belgesi olsa bile jeneratörü arızalı motorun enjeksiyonunda bir sorun var. Benzeri problemler var. Bu açıdan da gemi sayısında kısmen eksilme oldu. Halen de gemilerin büyük çoğunluğu yola çıktı. Marinalarda, limanlarda bekleyen gemilerden bahsettiğim noksanlıkları tamamlayanlar peşi sıra yola çıkmaya devam ediyor. Bunu şunun için ifade ettim. Geçtiğimiz günlerde Tunus hükümetinin gemilerin çıkışına izin verilmediği yönünde bir yayın yapıldı. Doğrusu olayın arka planı buydu. Yeterliliği olmayan gemiler yine balıkçı teknelerinin zaten can güvenliği olmayacağı, sadece kıyıya birkaç mil mesafede seyir edebileceği, uluslararası sulara açılamayacağı gibi sebeplerle yasaklanmıştı. Zaten Tunus deyince bu ayıp bize yeter. Şu anda İsrail’in uyguladığı bu insanlık suçuna karşı Yunanistan, İtalya ve İspanya’dan başka bir İslam ülkesi olarak 57 ülke arasında sadece Tunus bu gemilerin limanlarından kalkmasına izin verme cesareti gösterdi. Bu süreç içerisinde de sözünün arkasında durdu. 15 gün boyunca dünyanın birçok noktasından gelen yüzlerce aktivisti, eylemci, gazeteci, sanatçıyı misafirperverlik göstererek ağırladı. Gemilerin limanlarından çıkmasına izin verdi. Halk büyük bir coşkuyla destek sundu. Bu olayın başka bir boyutu. Şimdi katılımcılarla ilgili şunu söylemek isterim. Yunanistan ve İspanya’dan çoğunlukla batılı ülkelerden başka ülkelerin katılımcıları bulundu. Ülkemizin bulunduğu kategoride ise iktidara yakın arkadaşlar İtalya’daki gemilere muhtemelen yönlendirildi. Bizlere de Tunus’a gitmemiz söylendi. Ülkemizden 150 civarında gerek milli görüş tandaslı diyebileceğimiz insanlar, gerek eski radikal diyebileceğimiz yine ılımlı, yine bazı seküler sayabileceğimiz her kesimden yine sosyal medya fenomenleri benzeri yaklaşık 150 kişilik bir grup Tunus’a gittik. İtalya’dan binenlere izin verildi ki iktidarın yayın organı sayılan bir gazetenin yazarları da dahil olmak üzere oradan yayın yapıyorlar. Burada bu üzüntümü de belirteyim. Gazze bir insanlık dramı siyaset üstü bir sorun. Bu asla siyaset malzemesi yapılmamalı. Burada her şeyin üstünde bu soykırımı nasıl durdurabilirize katkı vermek gerekirken çok az da olsa bazı katılımcıların bu süreçten iktidarı yara almadan nasıl kurtarırız çabası içerisinde olduklarını gördük. Bu filo İsrail’e ulaştıktan sonra İsrail’in mukavemeti benzeri bir şekilde Türkiye’ye döndükten sonra iktidara yakın belediyeler ve iktidara yakın sivil toplum kuruluşları üzerinden yurt turnesine çıkarak nasıl bir organizasyon yapacağız gibi planların içerisinde olduklarını üzülerek şahit olduğumuzu belirtmek isterim. Çok münferit örnek olsa da bunların olması mide bulandırıcı. Bununla beraber yüzlerce kardeşimiz de gayet iyi düşüncelerde hangi görüşten ideolojiden mensup olursa olsun hepsi de canla başla büyük bir gayretle bu sürecin bir parçası oldu. İtalya’dan kalkanlar yola çıktı. Tunus’tan ise 15i vatandaşımızdan bize önceleri bildirilen kesinlikle tereddütsüz binecek ilk 5 kişi milletvekilleri. Bunun dışında da yaklaşık 100 kişi daha binecek. Biraz da elenecek denilmişti. Sürekli içerisinde elemeler oldu ve nihayetinde hemen hiçbir vatandaşımızın kabul edilmediğini gördük. Bu şundan dolayıydı. Burada amaç batılı ülke vatandaşlarını götürerek İslam dünyasının sayısını azaltalım. Böylece İsrail’in olası bir saldırısında içerisinde “teröristler” sızmıştı gibi bir algı oluşturarak saldırısına zemin hazırlamamak fırsat vermemekti. Bunun için de Malezya’dan, Endonezya’dan, Arap ülkelerinden ve ülkemizden katılımcı sayısı ciddi oranda düşürüldü. Bizlerle ilgili ise 5 milletvekili olarak Tunus’ta bulunduk. 15 gün boyunca hazırlık süreçlerine katıldık, simülasyonlara. Yine bu tatbikatlar yapıldı. Hukuki süreçler, bürokrasi, İsrail’in mukavemeti, denizde ilk yardım, sağlık benzeri hususların hepsi tamamlandı ama önceleri bizlere tepki göstermişlerdi. Mesela demişler ki; “Siz direniş grupları ile bağlantılısınız. İşte belli konularda olumsuz açıklamalarınız var. Sonradan hayır hepinizi alacağız.” dediler. Gemilerimiz belirtildi. İki defa limana gemiye binmek üzere geldik ama son anda bize bildirilmeyen bir gerekçeyle milletvekillerinin hiçbirisinin de katılmayacağı söylendi. Bunu aziz milletimizin takdirine bırakıyoruz. Bu durumu tarih yargılayacaktır. Ülkemizden mi, başka bir ülkeden mi, iyi niyetlerle mi, kötü niyetlerle mi, hangi bir saikle böyle bir girişimde bulundu, bunu bilmiyoruz. Bizim gayemiz bir siyasi çalışma değildi. Bu noktada gerçekten önemli bir özveri de bulunarak, büyük bir riski göğüsleyerek yola çıkılmıştı. Ben şahsen İsrail’in bu gemilere bir saldırıda bulunmayacağını düşünüyorum. Bununla beraber tekneler eski, çok hurda pekala zaten yola çıkıp da arızalananlar geri dönüyor. Böyle bir süreçte belki okyanusun ortasında Akdeniz’in ortasında böyle bir sorun da yaşanabilirdi. Buna rağmen herkes ortaya çıkmışken bunu bir tarafa bırakıyoruz. Şimdi Tunus’tan bahsederken yine şunu söylemek isterim ki, Tunus gerçekten şaşırılacak biçimde bu sürece sahip çıktı. Gemiler adım adım yola çıktı, gemiler gidiyor. Dünya kamuoyunda şöyle bir beklenti var. Sumud filosu, umut filosu, evet doğru. Sumud filosu insanlığın vicdanını taşıyor, bu da doğru. Sumud filosu gıda taşıyor. Burayı düşünmek gerekiyor. Burada Sumud Filosu’nun taşıdığı yükün tamamı gıda olduğu takdirde bile Gazze’nin bir öğünlük gıda ihtiyacını karşılamıyor. Buradaki amaç Filo Gazze limanlarına ulaşacak küresel baskıyla Refah sınır kapısında o takım elbiseleriyle kravatlarıyla basın açıklaması yapıldığına şahit olduğumuz o kapı açılacak. Orada bekleyen binlerce araçlık konvoy Gazze’ye girecek ve oradaki açlığı çözecek. Bu ambargo delinecek. Maksat bu. Bizim filonun amacı devlet adamlarını harekete geçirmek. Az önce başlattığınız #GazzeİçinSesVer hashtagi bu açıdan çok anlamlı çünkü insanımız bütün beklentiyi Filo’da bulunan yolculara yüklüyor. Oysa Filo’da bizler adına bulunan insanlar sembolik olarak bulunuyor. Onların başarısı bizim dünyanın bütün coğrafyalarında özgür halkların buraya vereceği destekle ancak sağlanacak. Bizler evlerde, iş yerlerinde alanlarda, meydanlarda, sosyal medyada bu konuyu gündemde tutup destek vererek sağlayacağız. Ben bu süreç içerisinde pek çok uluslararası yayın organına bağlandım. Başta El Cezire olmak üzere Dubai, Katar, Kuveyt, İngiltere ve yine Filistin’e yönelik İstanbul’dan yayın yapan pek çok uluslararası kanal ama bir ülkenin kanalları hariç ülkemizin kanalı hariç Anadolu Ajansı süreç içerisinde o tatbikatın yapıldığı konferans salonu Fuaye salon alanına geldi. O anda dört milletvekili de on metrekare alan içerisinde hep birlikteydik program çıkışı. Anadolu Ajansı kamerası Endonezya’dan gelen Güney Afrika’dan gelen insanlara kamerayı uzatmış, mikrofonu uzatmış, onlarla çekim yapıyordu. Hatta bizden de tanımadıklarından biz Endonezyalılarla buluşturmalarımızı benden istediler. Ben de bağlantılarını sağladım ama dedim ki biz dört milletvekiliyiz farklı partilerle birlikte bizden de görüş almanız gerekmez miydi? Muhabir’in ifadesi “Bizim görevimiz buradaki yabancılarla mülakat yapmak bize bu yönde talimat verildi. Bunu gerçekleştiriyoruz.” dediler. Sonra biz bunu sosyal medyadan duyurunca ertesi gün Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü Tunus temsilciliğini aramış gidin bunlardan bir görüşelim. Birer dakikalık bir mülakat yaptı. Üstünkörü geçti. Oysa dünyanın vicdanı, dünyanın bütün gözünün olduğu, bütün televizyonların yayın organlarının takip ettiği bir olayda ülkemizdeki ana akım medya bir siyasi partinin bir il başkanlığının adres değişikliğini saatlerce canlı yayında tartışarak, gündemde tutarak Filoyu örtbas etti. Yine ülkemizden ana akın medyayı temsilen gelen bir hanım gazetecide olayın magazin boyutundaydı. Ağaçlara, zeytin ağaçlarına Filistin bayrağı boyandığından çocukların bile Filistin atkısıyla dolaştığından caddelerin buram buram tarih koktuğundan ve benzeri yayınlarla süreci geçiştirdi. Oysa bu Filo’da yaşanan hadiseler gerçek anlamda ülkemizde de gündem yapılması gerekiyordu ama bu Filo’daki süreç ülkemizde yalnızca Filo’ya katılmak üzere Tunus’ta bulunan 150 vatandaşımızın şahsi gayretleri ile bireysel sosyal medya hesaplarından yaptıkları yayınlarla ortaya çıktı. Mesela ben pek çok televizyon kanalına bağlandığım gibi sosyal medya üzerinden de siyasi mahiyetti amaca yönelik açıklamadan ziyade günlük durum tespiti günlük gelişmeleri bir muhabir gibi aktarmakla yetindik çünkü insanımız günlük gelişmeleri bile anlamaktan çok uzaktaydı. Çünkü aktarma imkanı yoktu. Bir molotof kokteyli atıldı. İki defa tekrarladı. Bir yangın hadisesiydi. Büyük ürkütücü bir tablo oldu. Benzer basit bir olay ve maalesef Filo’yla ilgili ana akım medyada bazı haberler yayınlanıyor ama bunların tümüne yakını batılı ajanslardan tercüme edilerek ülkemizde yayınlanan haberler. Oysa vatandaşlarınız bulunuyor. Sizin temsilcilikleriniz var. Orada yayın yapmayıp başka ülkelerine gidiyorsunuz. Bu da bizim ülkedeki basının bir ayıbı olarak bence tarihe not düşürmesi gereken bir şey.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Türkiye’den giden milletvekilleriydiniz ama iktidar ve yayın organları size karşı oldukça soğuk davrandı ve sonunda bu filoya dahil olamadınız. Sayın Vekilim, peki Tunus’ta neler oldu? Siz sanırım 10 güne yakın Tunus’taydınız. Tunus halkının Tepkileri nasıldı? Sumud filosu ile ilgili gösteriler, hazırlıklar, Tunus halkının destekleri ne düzeydeydi? Tunus’taki hava nasıldı? Biraz da bunu anlatabilir misiniz?
Necmettin Çalışkan: Gerçekten çok ilginç bir hava vardı. Ben daha önceden de Zeynel Abidin Bin Ali döneminde de Tunus seyahatim olmuştu. Malum olduğu üzere Tunus önemli bir Arap ülkesi. Arap’la Batı’yı birbirine bağlayan konum itibariyle stratejik yerde bir yer Fransa’nın eski sömürüsü. Bir taraftan Tunus turizm ülkesi, bir taraftan da Arap Baharı’nın ilk fişeğinin başladığı yer. Biliyorsunuz ilk orada başlamıştı. Şimdi gerçekten garipsediğim durum şu oldu. İspanya’dan Tunus’a gelen gemilerin karşılaması için tören ve konser, miting düzenlendi. Basın açıklaması, hepsi birlikteydi konsept olarak. Bu süreçte biz mitinglerden 50 kişinin toplandığı yerde bile tomaları, güvenlik güçlerine ait değişik araçları, kameraları, kontrol noktaları, maskeli polisleri, çevik kuvveti, sivil polisleri, hatta panzerleri görmeye alışkınız. İnanın on binlerce kişinin olduğu alanda bunların hiçbirisi yoktu. Özellikle Liman çevresinde düzenlenen ilk karşılama merasimi esnasında alanın bir buçuk kilometre uzağından yol kapatılmıştı. Bir buçuk kilometre boyunca bütün katılımcılar yürüyerek alana geldiler. Konum itibariyle dağın eteği liman olduğu için uzaktan kapatılmak zorundaydılar. Ama yollarda control vardı çok güvenli bir ülke. Miting alanına girerken arama yapalım. Hatta arz ettiğim gibi bahsettiğim emniyet araçlarının hiçbirisi yoktu. Çok ilginç bir şekilde Gayet barışçıl bir şekilde sloganlar atıldı. Pek çok kültür olduğu için şarkılar söylediler, konser şeklinde bir hava oldu. Özellikle Batılı diğer katılımcıların da biraz oluşturduğu coşku da etkiliydi. Gerçekten barış içindeydi ve bizdeki mitingler iki saat içerisinde tamamen biter. Burada belki altı, yedi saat süreyle aynı coşku ciddi anlamda devam etti. Sonrasında ise Molotof kokteyli atıldığı gece bütün insanlar tekrar akın akın limana geldi. Aynı desteğini sürdürdüler, meşaleler yaktılar. Filistin yanlısı Arapça ve İngilizce sloganlar attılar ve yine destekler sürdü. Burada yine dikkatimi çeken bir husus şuydu. Halk normalde turist karşılayan ülkelerde kötü bir esnaf yapısı olur. Bizim turizm bölgelerinde de şahit olduğumuz üzere ama Tunus’ta şunu yaşadık ki hiçbir şekilde gelen turisti kandırayım mantığı yok. Yerli turistin maruz kaldığı durum neyse yabancı için de aynısı. Hatta daha ötesi mesela pek çok arkadaşımız bir taksiye bir herhangi bir el kaldırıp taksiye taksi durağına nasıl giderim? Benzeri sorusu olduğunda “Ha siz Sumud kafilesi için mi geldiniz?” deyip aracını alıp oteline kadar pek çoğu bıraktı. Yine ben de şahit oldum. Lokantaya gidiyorsunuz, “ha siz misafirimizsiniz.” deyip para almama gibi fiilen bunlar ciddi anlamda yaşandı. Bunlar belki münferit örnekler gibi görünebilir ama benim kanaatimce bütün hemen birçok arkadaşımızdan da benzer bir tavır duyduğumdan genel durum olduğunu belirtmek isterim. Bizim insanımıza da bu açıdan belki de örnek olmalı. Tunus halkının tavrı böyleydi. Hatta öyle zannediyorum ki İsrail’in Katar’a vahşi saldırısı sonrasında Tunus hükümeti doğal olarak süreçten etkilendi. Acaba Katar gibi Amerika’ya sırtını dayamış bir ülkeye bile bunu yapan bana neler yapmaz ki diye bir endişeye kapıldı. Onun için de filo tamamen hazırlanıp topluca hareketi planlanmaktaydı. Bize iletildiğine göre Tunus makamlarının talebi üzerine hazır olan gemiler derhal yola çıksın şeklinde bir talepte bulunulmuş ilgili makamlarca bu açıdan da hazır gemide bir taraftan yola döküldü. İşte o zaman söylenen şuydu. Belki de Tunus hükümeti bu gemilerin çıkışına izin vermeme ihtimali olabilirdi ama halk o kadar çok büyük oranda sahiplenmişti ki yönetimin artık bu gemilere dur deme şansı hiçbir şekilde yoktu. Onun için de hazır olan çıksın dedi yükünü alan çıktı. Burada izninizle bir parantez açmak isterim. Maalesef ki ülkemizde tam aksi bir durum yaşıyoruz. Dünyanın her tarafında Paris’te Londra’da Tel Aviv’de bile İsrail’i protesto etmek serbest. On binler yüz binler meydanlara dökülüyor. Onlarca kez yüzü aşkın defadır yüzlerce kez belki de aynı meydanlarda aynı eylemler yapılıyor devam ediyor. İspanya limanlarında eylem yapılıyor. İsrail gemisi limana yaklaşmaktan çekiniyor. Ama ülkemizde limanlarda Zim gemisi gelmesin diye eylem yapanlar gözaltına alınıyor. İsrail ve Amerikan konsolosluğu önünde AK Parti, BOTAŞ, Sayın Cumhurbaşkanı’nın Beşevler yerleşkesi benzer yerlerde eylem yapanlar malum olduğu üzere gözaltına alınıyor. Oysa burada iktidarın belki başka saiklerle hareket ediyor ama elbette biz bugün savaş gemisini göndermesini, savaş uçaklarıyla İsrail’e bombalamasını, bunları zaten hiçbir şekilde beklemiyoruz, talep etmiyoruz ama ülkemizin pekala demokratik hakkı olan protesto, eylem özgürlüğüne izin verseler kendi elleri de rahatlar biliyorsunuz şu anda bize de ulaşan pek çok dava açılıyor vatandaşlarımız hakkında mesela bunlardan birisi yasak alana giriş. “Siz yasak alana girdiniz.” ikincisi kamu görevlisine mukavemet suçu görevini yaptırmama suçu. Üçüncüsü yanlış bilgi yayma suçu. Sonrasında Sayın Cumhurbaşkanı’nın hakaret suçu, sonra KVKK kişisel verileri koruma kanununa muhalefet suçu, ticari sırların keşfi suçu, benzeri akla hayale gelmeyecek bu insanların halkı kin ve nefret teşvik suçu toplantı gösteri kanuna muhalefet suçu Cumhurbaşkanı’na hakaret suçu gibi bu insanların yalnızca vicdani bir hareketle o soykırıma karşı bir tepki için oraya gelen insanların aklının ucundan geçmeyen suçlamalara maruz bırakılıyorlar. Bunlara siz İsrail’e protesto ettiğiniz için, siyonizm karşılıklı eylemde bulunduğunuz için, savaş karşıtı olduğunuz için değil, şu suçlardan dava açtık denildiği için de kimse bu davalar acaba neymiş, bunlar ne suçu işlemiş diyerek arkasına da düşülmüyor. Halen şu anda ülkemizde iki aydır cezaevinde bulunan bir kardeşimiz var. Bilal isimli bir genç bildiğiniz gibi sebebi şu savunma sanayi fuarına İsrail’li firma katılmasın diye slogan attığı için artık ülkemizde slogan atmak bile bir terör suçu haline geldi. Ne yazık ki bu da çok trajik bir durum. Belki de bu ülkemizin 15 Temmuz sonrası oluşturulan KHK rejiminin devamıyla belki de istenmeyen bir yere bir şekilde geldik. Tabii ülkemiz 28 Şubat’ı 12 Eylül’ü yaşadı. 12 Eylül Anavatan iktidarını getirmişti. 28 Şubat 1. AK Parti dönemini ki bu dönem kısmen ılımlı bir dönemdi ama 15 Temmuz dönemi tamamen Saddam’ın Kaddafi’nin Beşşar Esad’ın, Putin’in yönetimine benzer bir tek adam rejimi ve demokrasinin kaldırıldığı, hukukun soğutulduğu ve benzer bir yönetime işte bunun sonucu olarak da bu durum var. Tabii burada başka bir sorun şu, hukuksuz yargılamalar, imza attığı için görevinden ihraç edilen insanlar devletin referansıyla Cumhurbaşkanı’nın Başbakanın açılış kurdelesini kestiği bankaya para yatırdığı için görevden memurlar ihraç edildiği için bugün insanlar Filistin’le ilgili eyleme destek vermeye de korkuyor. Maalesef ki bugün ülkemizde yeteri kadar eylem de yapılamıyor. Yapılanlar da baltalanıyor. Siz gidip bir kafe markasının camını kırarsanız alkışlanıyorsunuz ama Botaş’ın önünde Vanayı kapat, İsrail’e mazotu kes dediğiniz an adeta terör suçu işlemiş muamelesi görüyorsunuz. Bugün Cumhurbaşkanlığı’nı külliyeyi göreve davet edecek bir açıklama yürüyüş yaparsanız terörize ediliyorsunuz ama kendi kontrollerinde ellerinde fenerlerle kocaman kocaman Bakanların ki devleti temsil eden ülkenin en üst düzey makamları olması gereken insanların adeta tiyatro oyuncusu gibi aralarında figüranları alarak yürüyüş yapmalarıyla da milletin sanki gazı alınıyor. Bu gerçekten ülkemizin geleceği açısından tehdit. Bu açıdan bunu şuraya bağlamak istiyorum. Tunus’ta demokratik hak olarak büyük bir darbe diktatörlük dönemini geride bırakmış ülkede rahatlıkla insanlar özgür iradelerini ortaya koyuyor ama ülkemizde bu yönde bir irade ortaya konulamıyor.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok vahim bir an yaşıyoruz. Şu anda İsrail tehcir yapıyor, bombalıyor, çadırları bile bombalıyor ve Güney’e doğru itmeye çalışıyor Gazzelileri. Bu iş sizce nereye gidecek? Katar’a saldırıyor, Yemen’e saldırıyor. Çıldırmış gerçekten ve inanılmaz işler yapıyor. Suriye’ye saldırıyor, Suriye topraklarında ilerliyor. Gazze’de tehcir yapıyor, Tunus’a saldırıyor. Her tarafa saldırıyor ve bu arada da Küresel Sumud Filosu yola çıkmış durumda. Öte taraftan İsrail vahşi bir şekilde işgalini, tehciri, soykırımı devam ettiriyor. Sizce bu hal, Gazze’de, tehcir, soykırım, İsrail’in bu girişimleri nereye varır?
Necmettin Çalışkan: Maalesef kötü bir noktadayız. Acı verici tarafta şu; bu yaşanan gelişmeleri düşünen bir üst akıl, bir devlet aklı ortada yok. Sadece günlük siyasi çekişmelerle, rakiplerin içine müdahale etme ile iç işlerini karıştırmak, benzeri hususlar sanki ülkenin tek gündemiymiş gibi duruyor. Bugün özellikle son yaşanan süreçten görüyoruz ki İsrail Gazzelileri tamamen sürmeye karar verdi. Mısır devleti kendi iç güvenliği açısından Gazze halkının ülkesine gelmesini sakıncalı buluyor. Bunun için de Refah sınırını açıp gelmelerine müsaade etmiyor. Refah sınırı açılmalı. Mısır tarafı açmalı ki Gazze’ye gıda yardımı girsin diye. Orayı İsrail açmak istiyor ki Gazzeliler Sina’ya geçsinler diye böyle bir durumdayız. Muhtemelen önümüzdeki günlerde bu noktada İsrail belki Refah sınırı kapısını zorla açar veya bombalar oradaki insanların Sina’ya sürmesini sağlar. Öbür taraftan ise Katar çok daha vahim bir hadise. Malum olduğu üzere Katar Devleti ordusu olmayan, Katar’daki en büyük ordu Amerikan ordusu olan bir ülke. Orta Doğu’daki Amerika’nın en büyük üssü olan bir ülke, Trilyon doların üzerinde Amerika’ya sırf güvenliğini sağlasın diye para yatırmış bir ülke. Buna rağmen bombalandı. Bu sadece İsrail’in terörle mücadele ediyoruz, Hamas’ı vuracağız ifadesiyle açıklanabilecek bir şey değil. Bu görülüyor ki İsrail yeni bir evreye geçti. Bugüne kadar Suriye’ye, Filistin’e, Lübnan’a saldırdı. İran ve Yemen’de Şii blok diyerek onların da saldırılmasını bir şekilde Sünni dünyaya mazur gösterdi ama bugün Katar hedefte. Burada şunu da belirtmek gerekir. Kamuoyunda çok yansımadı. İsrail uçakları havalandı. Katar’daki Amerikan üstünden kalkan İngiliz uçakları tarafından havada yakıt ikmali tamamlayarak Katar’da belirlediği hedefleri vurdu. Bu şuna benziyor. Siz bir insanı misafir diyerek evinize alıyorsunuz. Evinizdeki misafire çocuğunuz ikram ederken onu zehirliyor. Amerikan üssü Katar’ı korusun diye bulunurken, o üs sayesinde Katar bombalanıyor. Acayip bir dünyadayız. Dün İslam İşbirliği Teşkilatı da toplanıp, acaba bugüne kadarki tepkilerimizden farklı bir şey mi söylesek diye geviş getirirken, Amerika Dışişleri Bakanı İsrail’e gelip ağlama duvarında mesaj verdi. “Biz İsrail’in arkasındayız, beraberiz” mahiyetinde bir süreç ortaya çıktı. Burada bütün ülkelerin artık tedbir alması gerekiyor. Özellikle ülkemize bu noktada büyük görev düşüyor. Bu diğer ülkeler mali imkanları olsa bile demokratik yöntemleri olmadığından koltukları çok rahat devirebilecek pozisyonda Türkiye olarak biz çok büyük potansiyeller olan bir ülkeyiz. Bu noktada topa girerek kör sağır dilsizi oynamadan Mısır’la Suudi Arabistan’la Katar’la İran’la iş birliği yaparak bir adım atılabilir. Böylece sonraki süreçlere yönelik bir tedbir alınmış olur. Oysa “Sarı Öküz” gitmişti. Adım adım sıra herkese gelecekti. Zaten İsrail artık tereddüt etmeden hedefinin Türkiye olduğunu değişik vesilelerle çeşitli isimlerle farklı üsluplarla ama hemen her fırsatta tekrarlıyor. Allah korusun önümüzdeki günlerde ülkemizde pekala bir Filistin Direniş Grupları liderlerine yönelik veya bilinen isimlere yönelik suikastler veya noktasal hedeflerin bombalanması gibi suikastler gibi durumlar görürsek şaşmamak gerekir. Geçmişte Çeçen liderlere yönelik suikastlar 90’lı yıllarda malum olduğu üzere 90’larda 2000’lerde vardı kimse bunu kim yaptı diye sormuyordu bile Çeçen cinayetse arkası belliydi. Bugün de ona doğru gidecek bir durumdayız. Ama temenni ediyorum ki yönetimin tümü iktidar hırsıyla gözü bürünmüş kimselerden oluşmuyor. Aynı zamanda ülkenin dünyanın geleceğini düşünerek yerli milli sözüm ona isimlerle de bu anlayış sürdürülerek bir çözüm bulunup tedbir alınıyordur, alınmalıdır. Aksi takdirde geleceğimiz çok karanlık. Bugün itibariyle izninizle şunu da tamamlayayım. Suriye’de Aralık 2024’te yönetim değişimi oldu. Bir taraftan Şiiler gitti, Sünniler geldi gibi bir anlayış var ama bir taraftan da başka bir şey var. Şu anda Suriye’nin en güçlü askeri ordusu İsrail. İsrail, Suriye’nin tamamının hakimi. İsrail tankları Suriye’nin tamamında istediği yere konuşlandı. Konuşlanmadığı yerler şimdilik gerek görmediği için çekileceğim yerlere girmeyeyim dedi. Rus üslerinin tamamı İsrail’in elinde, Şam’ın 20 kilometresine kadar ve mütemadiyen Hava üstlerine Askeri üstleri, limanları hemen her fırsatta bombalamaya devam ediyor. Artık Türkiye olarak bizim kapı komşumuz İsrail. İsrail ile biz komşuyuz. Bu gidişle ben birkaç ay öncesine kadar 5 yıl diyordum ama artık 5 yıl bile çok uzun bir zaman oldu. Muhtemelen bu gidişle Allah korusun ülkemizin de İsrail ile karşı karşıya geleceği bir durum net olarak görülüyor. Temenni ediyoruz. Bu noktada tedbir alınıyordur. Tabi burada şunu da belirtelim ki İsrail’in uyguladığı soykırım ülkemiz açısından da bütün İslam dünyası açısından da büyük bir yüz karası bir durum. İslam tarihi boyunca bugünkü kadar zillet yaşadığımız, acziyet gösterdiğimiz başka bir dönem olmadı. Evet tarihte Moğol istilalarını yaşadık. Haçlı seferleri müteaddit defalar tekrarladı. Atların dizinin dibine kadar yollar kan gölüydü. Irmaklardan günlerce kan aktı. Bunların hepsini biliyoruz. Taş üzerine taş kalmadı birçok İslam memleketinde ama bugünkü tavır şu; Müslüman ülkeler 57 İslâm ülkesi belki de tarihlerinin en güçlü dönemini yaşıyor. İHA, SİHA, tank, top, tüfek, saray, kat, yat, petrol, madenler, nüfus potansiyeli, coğrafi konum, sanayi, teknoloji, aklınıza ne gelirse bütün imkanlar var. Bu kadar bütün imkanların olduğu bir dönemde bu imkanlar sadece İsrail’e tedarikçilik yapmaya yarıyor. Bu da ne acı. Bakın son günlerde yapay zeka yükseldi. Son birkaç aydır 1-2 yıldır revaçta. Yapay zeka İsrail’de savunma sanayi alanında kullanılıyor. Yapay zeka ile robot tanklar oluşturuyor. Insanları bombalıyor, öldürüyor. Dronlarla SİHA’lar ile insanları katlediyor. Bizde ise yapay zeka sadece Maliye Bakanlığı’nın işine yarıyor. Maliye Bakanlığı yapay zekayla gidip kimler vergi kaçırıyor? Hangi tablacıdan da vergi alırım? Hangi köşedeki esnafı da bir şekilde boyundurum altına alırım. Bunun hesabını yapıyorum. Eğer siz bu aradaki fark zaten iki ülkenin de olaylara yaklaşımını da göstermeye maalesef yetiyor.
Ömer Faruk Gergerlioğlu :Ben Dem Parti vekiliyim. Siz Saadet Parti vekilisiniz. Meclisteyiz. Mecliste bir olağanüstü Gazze oturumu oldu. Biz de şu ana kadar harekete geçmeyen, İspanya kadar yaptırım yapmayan, İspanya kadar olamayan Türkiye iktidarı acaba bir şeyler mi yapacak diye meraklandık, heveslendik ve işimizi gücümüzü bırakıp hemen Ankara’ya koşturduk. Bütün programlarımızı iptal ettik. Gazze oturumu var denildi. Büyük beklentilere girdik. Bütün dünya gözünü meclise dikt ve sonuçta fos çıktı. Buradan ciddi bir karar çıkmadı. Şimdiye kadar yapılanların tekrarı ve kısır bir madde teklif edildi ve el mecbur biz de evet dedik, hayır diyecek halimiz yoktu. Ancak bu bir derde deva olmadı. Sonuçta İsrail’e yaptırım yapan birçok ülke kadar olamadık. Bu milletin muhalefeti feryat etti mecliste. Çok güçlü işler yapılmalı. Samimi değilsin ey iktidar denildi Fkat sonuçta mecliste iktidar hakim AK Parti MHP oyları üstünlüğü sağlıyor ve sonuçta meclis kapandı. Ne diyorsunuz Sayın Vekilim? Bu bir günlük Gazze görüşmesi sizce Gazze’nin derdine derman olabildi mi? Türkiye burada nasıl bir fonksiyon üstlendi, gösterdi?
Necmettin Çalışkan: Mevlana’ya atfedilen bir söz var ya, bir lafa bakarım bir de söyleyene bakarım diye. Şimdi iktidara baktığımızda önce tipine bakmamız gerekiyor. Bir kere ülkemizde çok ciddi bir ekonomik çöküş tablosu var. Şu anda Türkiye’nin en büyük sorunu faiz. Biliyorsunuz 2025 yılı bütçesinde birlikte müzakerelerine katıldık. 2025 yılı bütçesinin toplam geliri 11,5 trilyon. Devlet bütün alanlardan 11,5 trilyon gelir sahibi. Gider kaleminde ise %17 ile bir numaralı gider kalemi faiz 2 trilyon. En büyük gider kalemi faiz olan bir ülkede zaten hiçbir beklenti olmaz. Biz bütçenin beşte birini faize ödüyoruz. Borcumuzdan tek bir kuruş eksilmeyecek. Günü gelmiş borçları ödemek için yeni bir kredi alıp borçları 6 ay, 9 ay, 1 yıl daha ötelemiş oluyoruz. Bütçenin %20’sini ödüyorsunuz. Borcunuzdan 1 kuruş eksilmiyor. Sadece zaman kazanıyorsunuz. Bunu başka bir örnekle harcayayım. Herhangi bir büyük şehirde 10 milyon lira değerindeki bir dairenin ortalama kirası aylık 30 bin liradır. Ki kiracı elektrik su faturasını doğalgazı ödemeyebilir, kiranızı ödemeyebilir, camı kırar, eve zarar verebilir. Bütün risklerine rağmen 10 milyonluk dairenin aylık kirası 30 bin liradır ama 10 milyon lirayı Bankaya faize yatırdığınızda ayda aldığınız para 500.000 liranın üzerinde. 560.000 lira ayda para ödüyor. Şimdi 2-3 puan düştü. Bu ülke tam olarak iflas etmiş bir ülke. Reel sektörün bitirildiği bir ülke. Bu süreçte ülkemizde gerçekten bankalar, sigorta şirketleri, Pet Kim Tüpraş gibi dev tesisler, şeker fabrikaları, çimento fabrikaları benzeri demir çelik tesisleri otoyollar, köprüler, hastaneler, bankalar, hepsi limanlar hepsi satıldı. Artık satacak bir şey yok. Yeni gelir kapısı olmadığı için faize dönüldü. Bu bir kere iktidarın teslim olmasının sebeplerinden birisi bu ekonomik çöküş çünkü hiçbir riski üstlenebilecek ihtimal yok. Bir taraftan da maalesef ki gayrimeşru harcamalar, saraylar, rüşvet iddiaları hepsi ortada. Bunlardan tasarrufa da gidilmediği için bu hal böyle devam ediyor. İşte milletvekillerinin tavrı Türkiye’de hep hedefe konuyor. Milletvekillerinin hedefe gerçekten konulması sebebi halkın tek temsilcisi milletvekilleri bugünkü rejime, yönetime bir tek itiraz edebilecek milletvekili olduğu için onlar hedefte. Oysa bugün herhangi bir ilçe tarımındaki bir şefin bile makam aracı ve makam şoförü var. Kamuda yüz binlerce araç yani bu sadece cumhurbaşkanlığı merkezli değil. Bütün kamuda israflar var. Her tarafta haddi hesabı yok harcamaların. Bunlara bir çözüm bulunmuyor. Bir de bunlardan öte Başka bir şey geleceğim. Pek çok katılımcının itiraf ettiği AK Parti’nin bir kuruluş hikayesi var. Bunların hemen tamamı hayatta. Bunu değişik vesilelerle bazıları iş adamı, bazıları gazeteci televizyon ekranlarında ve köşe yazılarıyla bütün kamuoyunun bildiği isimlerin anlattığı AK Parti’nin kuruluş hikayesi var. Orada söylenen şu AK Parti kuruluşunda deniyor ki siz Refah Partisi’nden ayrılın. Gelin biz size iktidara getireceğiz. İstediğiniz her şeyi yapabileceksiniz. Mali imkanları sunacağız. Muhalefet zayıflayacak. Bürokrasi emrinizde olacak. Askeriyenin gücü zayıflayacak. İstediğiniz her şeyi yapabileceksiniz. İktidar sizin. Bağırın çağırın. Ama sizden tek istediğimiz bir şey var. Şu üç hususta bizim taleplerimizi yerine getirin. Birincisi ılımlı İslam. İslam’ın yeniden yorumlanmasına katkı. Çünkü şuurlu, bilinçli, dik durabilen, adil, dürüst, sağlam Müslümanlardan hoşlanmıyor Batı. Kendilerine teslim olacak insanlar istiyor. İkincisi, İsrail’in güvenliğini sağlayacaksınız. Bunun için de Suriye karıştırılacak direniş grupları tasfiye edilecek. Lübnan’daki Hizbullah, Hamas, İslami Direniş vs. Üçüncüsü, Büyük Orta Doğu Projesi’ne destek vereceksiniz. Onun için, iş başına ilk geldiklerinde, biz Bop Eş Başkanıyız diye övünüyorlardı. Sanki öğrenecek bir şey zannediliyordu. Oysa işin gerçek yüzünü öğrenince bu tanımı kullanmaya başladılar. Şu hususu ben hatırlatmak isterim. Türkiye’de 3 Kasım 2002 tarihinde iktidar değişti. 1 Mart 2003, 4 ay sonra meclis tezkereyi reddetti. Buna rağmen 20 Mart 2003, Adana’dan kalkan uçaklar Bağdat’ı bombaladı. İncirlik’ten kalkan uçaklar, sonrasında İzmir’den kalkan uçaklar Libya’yı bombaladı. Bu süreç içerisinde ilk görev Irak’la başladı. Suriye’de, Lübnan’da, Libya’da, Tunus’ta hemen her yerdeki karışıklıklarda yaşanan süreçte maalesef bizimkilerin direkt veya endirekt bir şekilde dahilleri oldu. Bunu bir örneklemekte gerekirse izninizle Suriye örneğiyle arz edeyim. Şimdi ülkemizde mesela Kızılay’a bir sandalye çekip sorsanız 100 kişiden 95’inin vereceği cevap biz ülke olarak Suriyelilere yaptığımız en büyük katkı nedir deseniz, herkesin vereceği ilk cevap şudur. Bağrımıza bastık, ülkemize aldık. Oysa bu hükümetin Suriyelilere verdiği en büyük zarar, onları vatanlarından koparıp ülkemize getirilmesini sağlamaktır. Bakın bir üst akıl iki ülke liderine aynı anda talimat verdi. Bizimkilere dedi ki mayınları temizle. Telleri kaldır sınırı aç milyonlarca Suriyeli ülkene al. Aynısını karşıya da verdi dedi ki Ülkendeki vatandaşlarından öldürebildiklerini öldür. Öldüremediklerini kov gönder gitsinler. Biz komşulara bilgi verdik Lübnan’a Türkiye’ye, Irak’a, Ürdün’e, Arap ülkelerine dünyanın her tarafına Suriyeliler dağıldılar. Suriye’de iç savaş başladığı zaman Esad rejimi olağanüstü hal yasası çıkardı. Bu yasaya göre dedi ki madde 1 şu anda silah altında bulunan bütün askerlerin terhis yaşı 53’e ertelenmiştir. Herkes asker. Madde 2; yaşı 18-43 arası bulunan asker ve elverişli bütün erkekler 48 saat içerisinde en yakın askeri birliğe teslim olur. Bu yaş aralığındaki biri düşündü. Askerlik yaptım. Yeniden yapmak zor ama yapsam bile ne zaman bitecek? Yapsam bile kimle savaşacağım? İyisi mi ben terk edeyim dedi. Hatta rejim bu yaş aralığındaki adamlar için de düşündü ki ben bunu askere alsam beslemek zorundayım. Askere alsam barındırmak zorundayım. Askere alsam silahlandırmak zorundayım. Bunu askere alıp başıma bela edinceye kadar göndereyim gitsinler yani Suriye rejimi için en iyi düşman ölü düşman ikincisi de ülkeyi terk edip giden düşmandı. Bunun amacı sonuç olarak şu ortaya çıktı ki zaten rejim bu yasadan sonra herhangi bir aile reisine dedi ki yeni yasaya göre 48 saat süren var. Arzu edersen teslim ol. Arzu edersen komşuya git. Biz sana yardımcı olacağız. Çünkü o insan düşündü. İki arada bir derede ev, dükkan, bahçesi, tarlası, arsası ne varsa kaldı. En fazla bir valizini alıp gitti başka ülkelere. Çünkü kalmak mı, gitmek mi diye. Sonuç olarak da geldiğimiz nokta bu. Niçin oldu diye insanlar çok merak ediyor. Şunun için oldu. Şimdi odamız küçük. İşte 25 metrekare odadayız şu anda malum. Bu odayı arkadaki komşu milletvekili odasıyla birleştirmek istiyoruz. Ne yapmamız gerekir? Önce yandaki komşunun orayı boşaltması lazım. Sonra duvarı patlatıp genişleteceğiz. İsrail genişlemek istiyor. Toprakları yetmiyor. Suriye’nin Suriyelilerden arındırılması gerekiyordu. En az 7 milyon Suriyeli ülke dışına çıktı. Suriye boşaldı. Suriyelilerden arındırıldı. İsrail rahatça genişleyecek. Golan Tepelerini de aldı. Suriye’nin her tarafında şimdi İsrail var. Barış oldu. Yönetim değişti. Gelin dediler. Şu anda 5 milyon kişi ki biz ülkemizde 1 milyon civarında Suriyeli doğum gerçekleşti. Giren sayısı resmi olarak 411 bin. Dönenler, halen gidenler bile kaçak yollarla bir şekilde dönüyor. Çünkü orada ülke yok, sosyal hayat yok, ticari imkanlar yok, hiçbir imkan yok. Bulabilen geri geliyor. Bu arkadaşların elini attığı her şey kurudu. Bugün başörtüsü diye hep konuşuluyor ama başörtüsün itibarının en fazla zedelendiği bir dönemdeyiz. Başörtüsü görünce insanlar gıpta etmek yerine lanet okuyorsa, Müslüman bir adam gördüğü an bu adildir diyemiyor hırsızdır, haksızlık yapar diye tereddüt ediyorsa bu durum İsrail’in soykırımı kadar tehlikeli bir şeydir. Benzetme belki ağır oldu ama evet İsrail soykırım uyguluyor. Karşısındaki ülkeler de bir şekilde göbekten bağlı olduklarından bu işe seyirci kalıyor çünkü ülkemizdeki AK Parti iktidarının iktidarda tutulmasının yegane sebebi İsrail’in soykırımına sessiz kalması, halkın da galeyana gelmesini önleyebilecek en iyi yapı olduğu için. Yoksa İsrail asla dindarlardan hoşlanmaz. Tayyip Erdoğan’ı da Abdullah Gül geçmişte şimdi ikinci adamı da kalmadı AK Parti’nin de ikinci adam Devlet Bahçeli şu anda Bu kadroların hiçbirisinden hoşlanmaz ama küresel emperyalist sistem en iyi dispiratör ararlar. Küresel emperyalist sistemin en iyi dispiratörlüğünü mevcut yapı üstlendiği için bütün olumsuzluklarına rağmen emperyalistler bir adamın sakalının uzunluğuyla, bıyığının kısalığına bakmaz. Banaa hizmet ediyor mu, etmiyor mu buna bakar. Bu yapı onlara hizmet ediyor. Bu yapının varoluş gayesi, iktidarda tutuluş gayesi İsrail’e endeksli olduğu için de bu cinayetlerin hiçbirisine maalesef seyit çıkarılamıyor. Filo Türkiye’de gündem oldu. İnsanlar destek verdi, onu örtbas etmek için de apar topar Cumhur İttifakı milletvekillerini topluyoruz diyerek takım elbiselerle, kravatlarla Refah sınır kapısına gidip açıklama yapıp 18-20 saat içerisinde gidip döndüler. Biz tam 15 gün Tunus’ta limanlarda bekledik. Acaba bir katkımız olur mu diye. Arkadaşların tek gayesi algı yapmak, tek kutsalları Partilerini ve yönetimi muhafaza etmeye çalışmak başka bir değer yargıları.KHK’lıların yaşadığı zulümler ortada. Adam Ankara’da oturuyorsa hanımını İzmir’e kocasını Erzurum’a atıyor ki ısrarla aile de çeksin çocuklar da çeksin her biri çeksin yani şeytanın aklına gelmeyecek ne kadar zulüm varsa hepsini fazlasıyla işliyor tabi bu arkadaşlar zaten teslim olmuş durumdalar. Bunlar biz makamda oturalım her şey sizin olsun gibi bir tavır içerisinde oldukları için de maalesef acı gerçeklerle tablo olarak karşı karşıya evet ama bugün gündemimiz Gazze #GazzeİçinSesVer Sumud Filosu’na sahip çık. Gazze’deki insanlık onurunu korumak hepimizin görevi filo insanlığın vicdanını taşıyor. Gazze için hepimiz ses vermeliyiz. #GazzeİçinSesVer Türkiye.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Kampanyamız hashtag çalışmamız devam ediyor. #GazzeİçinSesVer diyoruz. Çok teşekkür ederiz Hatay Milletvekili Sayın Necmettin Çalışkan‘la konuştuk. Kendisi Tunus’a gitti. Önemli bir fedakarlık gösterdi kendisi ve arkadaşları ve Küresel Sumud Filosu’na katılamasa bile önemli bir gayret gösterdi. Allah razı olsun. Teşekkür ediyoruz insanlık adına Sayın Çalışkan’a ve programımıza katıldığınız için çok teşekkür ederiz. Necmettin Bey, Sayın Çalışkan çok sağ olun.
Bugün de programımıza burada son veriyoruz. Haftaya Salı günü saat 21.00’da buluşmak üzere. Hepinize iyi akşamlar. Hoşça kalın.


























Yorumlar