23.09.2023
ÖFG TV’nin 323. bölümü, insan hakları mücadelesi ve mağdurların sesi olma misyonuyla açılmıştır. Programda iki ana konu ele alınmıştır: Filistin’deki soykırım ve haksız yere tutuklu bulunan sanatçı Rezzan Şengül’ün durumu.
**1. Filistin’deki Soykırım ve Türkiye’nin Tavrı:**
– **Genel Durum:** 7 Ekim 2023 saldırılarından bu yana Filistin’de devam eden bir soykırıma dikkat çekilmiştir. Yaklaşık 65 bin insanın katledildiği, bunların 20 bininin bebek ve çocuk olduğu, 500’e yakın kişinin ise açlıktan öldüğü belirtilmiştir.
– **Uluslararası Tepkiler:** Dünya devletlerinin çoğunun bu duruma karşı suskun kaldığı, Birleşmiş Milletler’de ABD vetosuyla kararların engellendiği ifade edilmiştir. Ancak İtalya ve İspanya gibi ülkelerde yüz binlerin sokağa dökülerek net tavır sergilediği, İtalya’da genel grev ilan edildiği vurgulanmıştır.
– **Türkiye Hükümetinin Konumu ve Eleştiriler:**
– Türkiye iktidarının son iki yıldır iyi bir sınav veremediği, ticareti devam ettirdiği inkar etse de gemilerin İsrail’e gittiği, diplomatik ilişkilerin sürdüğü, Bakü-Ceyhan petrolünün aktığı ve Kürecik/İncirlik üslerinden İsrail’in korunmaya devam ettiği iddia edilmiştir.
– Türkiye’nin İspanya kadar net bir duruş sergileyemediği, ABD ve İsrail’i kızdırmamak adına “mış gibi” yaparak sözde hamaset ürettiği, fiili bir tavır sergilemediği ve soykırıma göz yumduğu belirtilmiştir.
– Filistin protestolarında iktidarın zayıf, samimiyetsiz ve işbirlikçi olduğu iddiaları içeren gösterilerde yüzlerce kişinin gözaltına alındığı, tutuklandığı ve çıplak aramaya maruz kaldığı dile getirilmiştir. Bu durum “utanmazlık tablosu” olarak nitelendirilmiştir.
– İsrail’e silah satan firmaların İstanbul’da fuar düzenlemesine izin verilmesi de eleştirilmiştir.
– Dışişleri Bakanı’nın BM’deki sert açıklamalarına rağmen, Türkiye’nin somut adımlar atmadığı ve İsrail’e hava sahasını açık tuttuğu iddiaları gündeme getirilmiştir.
**2. Rezzan Şengül Davası: Haksız Tutukluluk ve Cezaevi Koşulları:**
– **Rezzan Şengül’ün Geçmişi:** Grup Yorum emekçisi ve gitaristi Rezzan Şengül, Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne zorla sevk edilmiş, işkenceye maruz kalmış (parmaklarının kırılmaya çalışılması) ve ağır tecrit (5 metrekarelik hücrelerde havasız, güneşsiz ortam) koşullarında tutulmuştur. Bu duruma karşı 183 gün açlık grevi yapmış ve 38 kilograma düşen bedeniyle 26 Eylül 2024 tarihinde tahliye olmuştur.
– **Yeniden Tutuklama Süreci:** Tahliye olduktan 40 gün sonra, sağlığını düzeltme ve cezaevlerindeki kötü koşulları (KUİT tipi hapishaneler) kamuoyuna duyurma çabaları sırasında yeniden tutuklanarak Silivri (Marmara Kapalı Cezaevi)’ne gönderilmiştir.
– **Haksız Tutukluluk ve Hukuki Süreç:**
– Rezzan Şengül’ün bir yıldır mahkeme görmeden tutuklu olduğu, mahkemeler arasında (Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesi ile İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi) dosya mükerrerliği konusunda uyuşmazlık yaşandığı, ancak Yargıtay’ın İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi’ni görevlendirmesine rağmen dosyanın hala birleştirilmediği belirtilmiştir.
– Bu durumun kasten tutukluluğu uzatma amacı taşıdığı iddia edilmiştir. Rezzan’ın tahliye edilirse serbest kalacağı, bu nedenle dosyaların birleştirilmediği düşünülmektedir.
– Yeni tutukluluğuna gerekçe gösterilen nedenler: Grup Yorum emekçisi olmak (teröristlikle ilişkilendirilme), sanatçılar için açılmış olan “Onur Evi”nde kalmak ve Tele1 programına çıkarak uğradığı haksızlıkları anlatması (ifade özgürlüğünü kullanması) olarak sıralanmıştır.
– **Ailenin Mağduriyeti ve Çağrısı:**
– Rezzan’ın ablası Zozan Şengül, KUİT tipi cezaevlerinin insanları delirtmek, asosyalleştirmek ve aptallaştırmak için yapılmış “mezarlar” olduğunu, insanlık onuruna aykırı olduğunu belirterek kapatılmalarını talep etmiştir.
– Rezzan’ın babası Sadık Şengül (%81 engelli), oğlunu ziyaret etmek için yaşadığı zorlukları dile getirerek, cezaevlerinin “ıslah evi” değil “çıldırtma evleri”ne dönüştüğünü ifade etmiştir. Adalete saygı, eşitlik ve insan haklarına uyulması çağrısında bulunmuş, bir gencin gitar çalmasının suç olamayacağını vurgulamıştır.
– Rezzan Şengül’ün, açlık grevinden sonra hala sağlık sorunları (bayılmalar, huzursuz bacak sendromu) yaşadığı belirtilmiştir.
– Ailesi, 7 Ekim tarihinde Çağlayan Adliyesi’nde, İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 09:20’de görülecek duruşmaya kamuoyunun, milletvekillerinin ve basın mensuplarının katılarak Rezzan Şengül’e destek olmasını talep etmiştir.
– **Programın Kapanışı:** Program, Türkiye’deki haksız tutuklulukların, “illegal fiil” ve “irtibat/iltisak” gibi gerekçelerle insanların zindanlara atılmasının eleştirisiyle sona ermiş, tutukluluğun bir tedbir değil ceza olarak uygulandığı vurgulanmıştır. 7 Ekim’de adaletin yerini bulması ve Rezzan Şengül’ün özgürlüğüne kavuşması dileğiyle yayın kapatılmıştır.
ÖFG TV’den herkese merhaba, her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile size sunduğumuz programımıza başlıyoruz.
Bugün ÖFG TV 323. Bölüm. Yıllardır sürdürüyoruz ve özellikle mağdurların mazlumların sesi olmaya çalışıyoruz. Israrla bu çalışmayı sürdürüyoruz ve faydalarını da görüyoruz. Önemli sonuçlarını görüyoruz. İzleyerek paylaşarak destek olun çünkü biz de insan hakları mücadelesi veriyoruz.
Bugün sadece Türkiye’nin değil tüm dünyanın gündeminde olan bir konu ile başlayacağım. Filistin’de bir soykırım devam ediyor. 2. Yılını bulmak üzere. 7 Ekim 2023 saldırılarından sonra korkunç bir soykırım yaşandı. 65 bine yakın insan katledildi 20 bini bebek ve çocuk. 500’e yakın insan sadece ve sadece açlıktan öldü. Şu anda biz Türkiye’de sorunlarımızı konuşuyoruz ama Filistin’in yanında buna utanıyoruz işin doğrusu çünkü korkunç bir soykırım maalesef canlı yayında izleniyor ve insanlar tehcir ediliyor, sürülüyor, yurtları işgal ediliyor, soykırıma uğratılıyor, acımasızca hedef alınarak çocuklar, bebekler öldürülüyor. Dünya devletleri çoğunlukla suskundu ve Türkiye iktidarı da son 2 yıldır iyi bir sınav veremedi oldukça kötü bir sınav verdi. Uzun bir süre ticaretin devam ettiğini inkar etti “Yok efendim özel kuruluşlar yapıyor.” Denildi. “Yok resmiyette yasakladık.” Denildi fakat bunların hep yalan olduğu ortaya çıktı. Ticaretin devam ettiği ortaya çıktı! Gemilerin harıl harıl İsrail’e gittiği ortaya çıktı. Diplomatik ilişkiler devam etti. Bakü-Ceyhan Petrol Boru Hattından petrol aktı, Kürecik ve İncirlik Üslerinden İsrail korunmaya devam etti ve Türkiye burada ciddi bir tavır gösteremedi. Bir İspanya kadar olamadı dedim 2-3 hafta önce biliyorsunuz İspanya 9 maddelik önemli bir yaptırım listesi açıkladı ve İspanya Başkanı sık sık oldukça net bir şekilde İsrail’i lanetleyen açıklamalar yapıyor emeğine sağlık. Dünya devletleri çoğunlukla sınıfta kalmıştı ama bazı devletler şu anda öne geçti ve bunların çoğu Türkiye’yi geçti. Şu anda Türkiye yapması gerekenleri yapmadı ve biz bunu çok iyi biliyoruz ki iktidar ABD’yi İsrail’i çok kızdırmamak için bir şeyler yapıyormuş gibi yaparak fiille değil sözle bol bol hamaset üreterek vakit geçirdiler. 2 yıllık bir vakit geçirdiler ve soykırıma göz yumdular açıkçası. Net bir fiil sergilenmedi ve İsrail de bundan cesaret aldı. İsrail’in hamisi ABD’yi arkasına alarak korkunç soykırımı devam ettirdi. Birleşmiş Milletler’de de tüm ülkeler aslında bu soykırımı kınamak için bir araya geldi ama ABD vetosu ile karşılaştı. Şimdi Birleşmiş Milletler toplantıları var. Devletlerin sınıfta kalmasından sonra dünya toplumlarının önemli bir iyi sınav verdiklerini görüyoruz. İtalya’da İspanya’da yüzbinler sokaklara dökülüyor ve bu soykırıma karşı net tavırlar gösteriyor. İtalya’da genel grev ilan edildi. Türkiye bunun kıyısına yaklaşamıyor. Düşünün utanç verici bir hal. Filistin Gazze halkı bizden çok şeyler umarken bizden çok daha büyük fiilleri diğer toplumlar yapıyor. Halkında Müslüman olan ülkeler de sınıfta kaldı. Ortaya çıkan tabloda dini, milliyeti, mezhebi, cinsiyeti ne olursa olsun insanlığın vicdanının bu zulme susmadığı ve bu vicdanlı insanların dünyanın neresinde olursa olsun ortaya çıktığıdır. Biz 2 yıldır Türkiye iktidarının bu konuda samimi olmadığını hep haykırdık. Onlarca, yüzlerce insan gözaltına alındı tutuklandı bunlar ile ilgili bir soru önergesi verdim geçtiğimiz günlerde. Filistin Davaları Grubu konuyu takip ediyor bize de ilettiler. Biz de yakinen takip ediyoruz. Türkiye’nin İsrail ile hava sahasının iptal edildiği söylendi. Biz de Dışişleri Bakanı’na sorduk. Peki 2 yıldır İsrail askeri uçakların talimi için hangi havaalanlarımızı kullandı? Hangi hava sahamızı kullandı? Bunları öğrenelim. Şu anda kapattık deniliyor. Kardeşim soykırım devam ederken yoksa hava sahasını mı açtın İsrail’e? İnsanların unuttuğu soru bu biz bunu soru önergesi ile sorduk. Filistin protestolarında Türkiye’nin iktidarın zayıf kaldığı samimiyetsiz olduğu işbirlikçi olduğu yönündeki iddiaları içeren gösterilerde gözaltına alınıp tutuklanan insanların sayısını sorduk. Bu insanların mağduriyetini sorduk. Okulu olan insanlar kayıt yaptıramıyor ve mağduriyet yaşıyorlar. Bu gösterilerde çıplak aramaya uğrayan insanlar oldu, kadınlar oldu. Çok hayasızca işler yapıldı. Düşünün Filistin’in hamisi güya Gazze’nin hamisi ama Filistin davası için meydana çıkan göstericilere gözaltında çıplak arama yapan, cezaevine girişte çıplak arama yapan bir utanmazlık tablosu ile karşı karşıya kaldık. Çıplak aramanın nedeni nedir? Burun sürtmek! “Ben seni en utandırıcı duruma sokayım da bir daha böyle gösteri yapma slogan atma aklın başına gelsin.” Demektir. Maalesef durum bu. Biz Filistin halkının hakkını savunmaya devam edeceğiz, gündem etmeye devam edeceğiz. İstanbul’da İsrail’e silah satan firmalar için fuar düzenleyen bu iktidarı kınamaya teşhir etmeye ifşa etmeye devam edeceğiz arkadaşlar. Çok yanlışlarını yakaladık, samimiyetsizlikleri açık ortada. İstedikleri kadar atıp tutsunlar biz bu ikiyüzlülüğü görüyoruz. Tüm bunlardan sonra şu anda Birleşmiş Milletler’de iktidar yetkilileri var. Dışişleri Bakanı ve Sayın Erdoğan oralardalar esip gürlüyorlar ama dediğim gibi bir İspanya kadar olamadılar. Türkiye toplumunu bir İtalyan toplumu kadar harekete geçiremediler maalesef olay bu. Bu konu hakkında ne kadar söz sarf etsek azdır fakat bugün bir başka konumuz var.
Bugün yine zulme uğrayan, haksızlığa uğrayan mahpusun yanındayız. Uzun süredir gündem ettiğimiz bir mahpus. Öncesinde açlık grevi yapan bir mahpus ve Kırşehir Cezaevi’nde ziyaret ettiğim o kuyu tipi hapishaneleri protesto ettiği için çok uzun süre açlık grevine giren ve daha sonra serbest bırakılan fakat gaddarca tekrar tutuklanan mahpus Rezzan Şengül. Bugün onun durumunu gündem edeceğiz. Babası ve ablası konuğumuz olacak. Rezzan Şengül uzun süredir büyük mağduriyetler yaşadı hayati tehlikeler yaşadı bir deri bir kemik kaldı, uzun süreli açlık grevleri yaptı ve serbest bırakıldıktan sonra tekrar tutuklandı. Biz sondan başlayalım. Şu anda 7 Ekim’de bir mahkemesi var ve siz de bir kamuoyu oluşturmaya çalışıyorsunuz. Gaddarca ve intikam hisleri ile tekrar alınan bir mahpus için bir gündem oluşturmaya çalışıyorsunuz.
Zozan Şengül: “6 Şubat 2024 tarihinde kardeşim Rezzan gözaltına alınıp Kırşehir Yüksek Güvenlikli Hapishanesi kuyu tipi dediğimiz hapishanelere sürgün sevk edilmişti kendi rızası dışında. Kardeşim sevk olduktan sonra işkence gördü, parmakları kırılmaya çalışıldı, işkence sonucunda parmakları çatlatıldı. Bu tür olayları artık olağan bulmuyoruz çünkü kardeşim Grup Yorum emekçisi ve gitaristi. Gitar çalınan parmakları kırılmaya çalışılmıştı ve ağır bir tecrit uygulanmak istenmişti çünkü aynı davadan aynı dosyadan bulunan 3 arkadaşı ile beraber Kırşehir Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’ne götürülmüştü. Ağır tecrit dediğimiz; aynı davadan aynı dosyadan olduğunuz arkadaşlarından bile mahrum bırakılıyorsunuz. Tek başınıza 5 m2’lik bir hücrede havasız, yağmurun sesini duyamadığınız güneşi göremediğiniz, çamaşırınızı yıkıyorsunuz onun nemi ile beraber onun nemi ile yaşamaya çalıştığınız bir yer. Rezzan bu yüksek güvenlikli hapishanesinin 3. Katında kalıyordu. Açlık grevi ile beraber tüm şikayetleri aslında çok büyük bir şekilde artmıştı çünkü kavurucu bir sıcaklığı vardı Kırşehir’in. Buradaki gördüğü koşullar ve şartlardan sonra işkence ve ağır tecritten sonra Rezzan 183 günlük bir açlık grevi yaptı. En büyük direnme hakkını uyguladı. Açlık grevine başladı, 183 günün sonunda 38 kilogram kalmış bedeni ile 26 Eylül 2024 tarihinde tahliye oldu. Tahliye olduktan hemen sonra 38 kilo kalmış bedeni ile hızlıca hastane serüveni başladı Rezzan’ın çünkü kan değerli kötü bir durumdaydı. Yürüyemiyordu, dengesini sağlayamıyordu, huzursuz kol bacak sendromu tansiyon problemi binbir türlü sorunu oluşmuştu. Tahliye olduktan hemen sonra hastane serüvenine geçecektik ama maalesef olmadı çünkü bulunduğumuz konum dolayısıyla tedavi görmesi gereken yerlerin hepsi İstanbul’da. Biz Kocaeli’de ikamet ettiğimiz için maalesef açlık grevindeki bir insanı buradan her gün götürüp götürmek çok zor çünkü dengesini koruyamayacak vaziyetteydi. O yüzden Rezzan İstanbul’da kalmalıydı. İstanbul’da ikamet edebileceği tek bir yer vardı. Açık net bulunduğu bir yer. Sarıyer’de halkın sanatçıları için yapılmış onur eviydi. Grup Yorum emekçilerini Rezzan’ın tedavisi amacıyla koydukları bir yerdi oraya. Burada da günlük olarak yaptığı şey hastaneye gitmek yürüyüş yapmak ve bu 183 günlük açlık grevini kamuoyunu ve basın ile beraber halka ulaştırmak. Kuyu tiplerini anlatmaktı çünkü kuyu tipi dediğimiz şey aslında kendi söyledikleri şeye bile uymuyorlar. Normalde müebbet hapis koşulları ki ben bunu şahsen bir insan olarak uygun görmüyorum. Müebbet hapis koşulları olsa bile bu bir insanın onuruna yakışmayacak bir şey. Müebbet hapis koşullarında olan bir kişinin girebileceği bir yerken benim kardeşim tutukluyken girdi buraya ve hiçbir cezai hükmü olmadan koyuldu buraya. Tedavi olurken bunları anlatmak istedi basın mensuplarına sesini duyurmak istedi fakat bunları duyurmak isterken daha tahliyesinin üzerinden 40 gün geçmeden bir şafak operasyonu ile Rezzan tekrardan onur evi dediğimiz yerden tekrardan alındı maalesef. Marmara Kapalı Hapishanesi’ne götürüldü ve 1 senedir de burada, hiçbir şekilde mahkeme görmüyor. Mahkemeler arası saçma sapan uydurmaca şeylerden dolayı kendi aralarında uyuşmamazlıktan dolayı Rezzan 1 senedir mahkeme görmeden burada tutukluluğuna devam ediyor. Ben buradan sonra da özellikle iddianamede yer alan ve tutukluluğuna sebep gösterilen şeyleri konuşmak istiyorum çünkü bunlar bizim için çok önemli. Kardeşim fiili olarak bunu zaten kendi resmi olarak söylüyor. “Ben Grup Yorum emekçisiyim. Grup Yorum’un gitaristiyim, halkın sanatçısıyım. Halkın sanatçılığını yapmak suç değildir.” Diyor ve kardeşim bunun dışında bir şey yapmıyor. Grup Yorum emekçisi olmanın suç olduğu bir madde eklenmiş iddianameye. Grup Yorum emekçisi olmak şu an bir “terörist” ile aynı yerdeymişsiniz gibi maalesef gösterilmeye çalışılıyor. Grup Yorum’da yer almak terörize edilmeye çalışılıyor. Grup Yorum üyesi olmanın örgüt üyeliği de teröristlik ile asla mümkün olmayacağı bununla bağdaşmayacağını herkes biliyor. Gitar çalmanın sanatını icra etmenin dışında yaptığı hiçbir şey yokken bunu örgüt üyeliğine bağlayıp terörize etmek tamamen bir acizliktir ve ikinci neden olarak; “Neden onur evindesin?” Onur evi; Sarıyer Küçükarmutlu mahallesi’nde bulunan gecekondu bir yer. Ben kendim de kardeşim tedavi aşamasındayken mecburen yanına gidip onun aşamalarında hep destekçisi olmak istedim. Bu düzen tarafından kenara atılan yataklarında ölümü bekleyen değerli birçok sanatçı için açılmış bir çatı burası. Halkın sanatçılarının gidip kendilerinin kalabileceği var olabilecekleri bir yer. Grup Yorum emekçileri Rezzan sırf tedavisi görebilsin diye ikamet uzak olduğu için burada kaldı ve hastane koşullarında daha fazla zorlanmaması için. Bu suç sayıldı. Onur evindeyken onu yakinen takip eden halkın sağlıkçılarını da Dr. Barış Kaya ve hemşire Seda Kaya da yakinen takiplerini yapmışlardı hatta şu anda onlar da Rezzan gibi tutuklular. Onlar da şu an halkın parasız sağlığa kavuşmasını istedikleri için tutuklular. Rezzan’ın neden tutuklu olduğunun herhangi bir açıklaması doğru düzgün bir gerekçesi olmadığı gibi onların da aynı şekilde. Tele 1 programına katılmak üçüncü gerekçesi tutuklanmasında. Bugün gördüğüm bir haberde Tele 1’in moderatörü ve Genel Yayın Yönetmeni ile beraber 3 kişi polis eşliğinde ifadeye götürülmüşler. Aslında bizim talebimiz Rezzan’ın hukuksuzlukta yatan sebep Tele 1 programına neden çıktın ve kuyu tiplerini anlatıyorsun denildi çünkü yaptıkları şeyin arkasında duramıyorlar çünkü insanlık onuruna yakışmayacak büyük bir ahlaksızlık var burada. Burada çünkü insanları delirtmeye çalışıyorlar. İnsanları ileri götürebilecek tek bir hamleleri yok kuyu tiplerinde. Rezzan da tedavi gördüğü süreçte kendini iyi hissettiği anlarda basın mensupları ile bu şekilde irtibata geçerek kendi uğradığı haksızlıkları hukuksuzlukları anlatmak istedi. İfade özgürlüğünü kullandı. Bugün ifade özgürlüğümüzü kullanmakta suç oluyor. Bunu anlattığı için neden Tele 1’e çıkıyorsun? Neden bunları konuşuyorsun? Gibi bir iddianamede madde var maalesef ama sadece benim kardeşim kendi ifade özgürlüğünü kullanmak için çıktı oraya ve kimse için yalan beyanda bulunmadı. En ufak bir ahlaksızlıkta yapmadı olağan şeyleri söyledi. Süreçlerimiz zorlayıcı geçiyor. Biz de ailesi olarak üzülüyoruz. Evladımızın yanında durmaya çalışıyoruz. 7 Ekim’de kardeşimin mahkemesi var. Basın mensuplarından, milletvekillerinden ricasıdır ki oraya iştirak etmeleri Rezzan’ı Grup Yorum emekçilerini yalnız bırakmamaları, 7 Ekim’de Çağlayan Adliyesi’nde 28. A.C.M.’de görülecek mahkeme. Normalde Rezzan’ın tahliye olduğu Tekirdağ 2. A.C.M.’ydi açlık grevinden sonra. Tutuklandığı dosya İstanbul 28. A.C.M. ve iddianame hazırlandığı zaman tutukluluk şartlarına baktıklarında mahkemeler yazışıyorlar ve Tekirdağ 2. A.C.M. İstanbul 28. A.C.M.’ye yazı gönderiyor. Bu dosyalar mükerrerdir, bu çocuğu tekrardan ayrı bir dosya açılmasına gerek yoktur diye beyanda bulunuyor 28. A.C.M. Tekirdağ 2. A.C.M. bunu kabul etmiyor ve dosya Yargıtay’da taşınıyor. Aslında Rezzan’ın 1 yıldır kasti olarak tutulmasının sebeplerini anlatıyorum. Yargıtay’a taşındıktan sonra İstanbul 28.A.C.M. bakacaktır dosyaya diyor. Bu dosya mükerrerdir ama bu dosya ile siz yargılayacaksınız benim kardeşimi deniliyor. Böyle bir tezatlık saçmalık olabilir mi? Biliyorlar ki dosyalar arası birleştirme olursa Rezzan tahliye olacak çünkü daha öncesinde tahliye olmuştu. Aynı şeyler ile ısıtıp ısıtıp tekrar kardeşimin önüne çıkartmaya çalışıyorlar. 1 sene tutuyorsunuz 40 gün bırakıyorsunuz 1 sene tutuyorsunuz yine 40 gün mü bırakacaksınız dedi Rezzan. Başkan konuşmasına müsaade etmemişti ama sormak istiyorum dedi. 6 ay sonra bir daha mı alacaksınız dedi. 40 gün sonra kardeşimi tekrar aldılar. Çağlayan Adliyesi’nde İstanbul 28. A.C.M.’de 7 Ekim’de 09.20’da kardeşimin mahkemesi olacak. Buradan kamuoyuna, halka, milletvekillerine, basın mensuplarına seslenmek istiyorum. Rezzan Şengül’ü yalnız bırakmayın. Sahip çıkılmasını istiyorum çünkü gerçekten bugün bu dosyalar birleştirilmiş olsaydı benim kardeşim 1 senedir içeride boşu boşuna tutulmayacaktı. Bugün sadece ifade özgürlüğü kullanmasını gözardı etmek için önlemek için engellemek için benim kardeşim 1 senedir Silivri Hapishanesi’nde tutuyorlar. Benim kardeşim 183 günlük açlık grevinden sonra en ufak bir tedavisini bile gerçekleştirmemişti. Hala büyük sıkıntılar yaşıyor. Hala bayılmaları oluyor. Hala huzursuz kol bacak sendromları yaşıyor. Bir sürü şeyler kaldı. Adaletin yerini bulmasını istiyoruz. Kimsenin bu şekilde suçlanmasını suç gerektirmeyecek şeyler ile suçlanmasını kabul etmiyoruz. Her zaman yanında olduk kardeşimizin bugün yine yanındayız.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: “Rezzan Şengül’ü Kırşehir cezaevinde gördüğümde gerçekten çok zayıflamıştı. Fakat inatla greve devam ediyordu. onun o halini hatırlıyorum ve şu anda da yine bir başka şekilde mağduriyet yaşatılıyor. Evet, babası Sadık Şengül. Sanırım sizin de söyleyecekleriniz var. Buyurun, sözü size veririm.
Sadık Şengül: Zaten kızım çok güzel bir şekilde özetledi benim anladığım kadarıyla. Baba olarak sadece ve sadece Türkiye’de dünya genel kamuoyu yani herkesin adalete, eşitliğe, insan haklarına, saygıya, bu tür şeylere hepimizin o kadar çok ihtiyacımız var ki hele başta anne vatandaş olarak adalet diye görüyorum bu okumamı cahil halimle ama özür dileyerek ama ne olursa olsun biz bu tür insanlar adaletsizlik yaptığımızı inanmıyorum. Buna kim ne derse desin asla biz adalete saygılıyız, insan haklarına, insanlara Onlara saygılıyız. Çünkü biz haddimizi biliriz. Ama bu nedenle ne tesadüfse yani çok affedersiniz yani bir basamak yukarı çıkan insanlar bir bakıyorsun e adaleti çiğniyorlar. Ne bileyim seni tanımıyorlar. Seni tepeden bakıyorlar. Yani insanlara tepeden bakmanın bir anlamı kimseye bir faydası olacağını zannetmiyorum. O nedenle oğlumun gençliği onun gibi gençlerin Bu zindanlarda, hele bugünki hapishane şartları berbat bir şekilde. Çok berbat bir şekilde. Yani bu insanlar içeride ölseler bile bir buton var diyorlar. O butona ölüp yere düşmediği sürece butona basamazsınız. Üç ay ceza alırsınız. Adam öldükten sonra ben niye butona basayım sayın vekilim? Gardiyanlar bunu diyor. Çünkü gardiyana bu emir verilmiş. Yani, ıslah evleri derler. Bu ıslahevleri değildir, insanı çıldırtma evleri. İnsanı diri diri betona koyma evlerine dönmüştür. Toplum olarak ben tabii ki kışkırtma amaçlı söylemiyorum asla. Yani ahlakı bozulacak şekilde söylemiyorum. Ne olursa olsun bugün benim çocuğum, yani öbürünün çocuğu. Bu nedenle biz adalete bu halimizde uyabiliyorsak sizi başımıza seçiyorsak yani bu baştakilerin başımıza seçiyorsa lütfen siz de bir zahmet adalete uymanızı rica ediyoruz. Yani olmuyor. Bir gencin bir gün nezarette kalması ne demektir? Bu insanlar hiç mi düşünmüyor? Bir hasra ben şunu suçlu teşkil eder mi bilmem ama savcı hakimlerin verdikleri kararı bana sorarsan bu haline iyice araştırmadan neticeye varmadan bir imzayla cezayı verip geçiyorlar. O kolaydır. Bir imzayla bir satır yazıp cezayı vermek geçmek de kolaydır. Ama orada çekilen bu gençlerin hak etmediği işlemedikleri suçlu yaşamaları çok zordur sahip vekilim. Ve ailece gerçekten kızımı da dile getirdiği gibi ki ailece biz dar gelirli insanlarız. Başkalarına başkaldıracak, başkalarına huzurlu kaçıracak, başkalarını ne bileyim rencide edecek bir durumumuz yok bizim. Zar zor yatırdık şartlardan dolayı zar zor geçiniyoruz vekilim. Her şey için teşekkür ederim. Bir yanlış kelime kullandıysam özür dilerim. Ama bizim çocuğumuzun orada çürümesini istemiyoruz. Bu bir gençtir. Hata işlememiştir. Kimseye saygısızlık etmemiştir vekilim. Teşekkür ederim.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: 7 Ekim’de sabah 09.20’de İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Rezzan Şengül’ün duruşması yapılacak sevgili arkadaşlar. Ailesi tedirgin çünkü boş yere bir yıldır cezaevinde tutuluyor. Cezaevinde kalanlar bilir boş yere içeride tutulmanın ne olduğunu. Zulmen, haksız bir şekilde yakınlarından onu ayırarak, anasından, babasından, kardeşlerinden onu ayırarak özgürlüğünü gasp ediyorlar, başka bir şey değil. Bu noktada uykuyu tipleriyle ilgili de önemli bir direniş sergilemiştir. Şu anda da açlık grevleri var. Ve cezaevlerinde şartlar ağırlaşıyor. Gittikçe daha ağır cezaevleri yapıyorlar. İşte efendim T tipi, D tipi derken F tipi olmadı, S ve Y tipi derken işte böyle kuyuların dibine insanları atıyorlar. Bir insan suçlu veya suçsuz o cezaevlerine girebilir ama inanın ki o kuyu tipi hapishaneler insan haklarına aykarıdır ve orası durulacak yerler değildir. Bunu da biz herkese söylemiş olalım. Peki siz kuyu tipi hapishanelerle Zozan Hanım ilgili neler demek istersiniz? Son olarak da bu konudaki görüşlerinizi alalım. Buyurun.
Zozan Şengül: “Ömer Bey yani aslında tek söyleyeceğim şey büyük hapishaneler kapatılsın. İnsanlık onuruna şerefine hiçbir şekilde yakışmayan aşağılayan rencide eden saçma sapan hücreler yani burada insanlara en ufak olumlu bir şey katılabilecek herhangi bir şey hiçbir şekilde bulunmuyor. Kesinlikle insanları delirtmek için, asosyalleştirmek için, olağan şeyleri kabul eden birer koyun haline getirmek için yapılmış mezarlardır. Yani biz bunları kendi gözlerimizle görmüş insanlar olarak söylüyoruz. Yani aslında gören bir insanın ailesi olarak söylüyoruz. Benim kardeşim evet direngendi, direnmeyi seçti ve akli melekelerini kaybetmedi. Ama burada benim kardeşim bizzat beyan etti. Yan hücresinde Ömer Bey yani kafasını her gün duvara vuran insanlar var. Yani siz bu insanı buraya koyduktan sonra kafasını vurmasının size ne gibi bir getirisi olacak? Yani insanları aptallaştırmaksa eğer niye? Aptallaştırıyorsunuz. Evet başarılısınız. Ama insanlar aptal değiller. İnsanlar zeki varlıklardır. Yani insanların bence artık zekalarından çok korktukları için birer koyun haline getirmek istiyorlar. Tamamen aptallaştırmak istiyorlar. Tamamen düşüncelerini kaybetsin istiyorlar. Çünkü hiçbir şekilde bir insan olarak ben oranın kimseye en ufak faydası alacağını düşünmüyorum. Tam tersi hem bulunan kişi içinde bulunan kişi hem de ailesine yönelik büyük bir tehdit, büyük bir saldırı olarak görüyorum. Yani benim kardeşimle evet Belki hiçbir şekilde bağlantım kesilmedi. Çünkü benim kardeşim zaten bu düzenin ne yapmaya çalıştığını bilincinde biri olabilir. Ama bunun bilincinde olmayan yani uyuşturucu satan bir insanı mesela oraya koyarsanız ne olabilir Ömer Bey? Kafasını vurmayacak da ne yapacak mesela? Onu iyileştirmek adına bir şey yapıyor musunuz? Onu herhangi bir psikologla görüştürüyor musunuz? Veya bir aile danışmanıyla ya da onu itebilecek, onu düzeltebilecek ne yapıyorsunuz? Hiçbir şey. Yalnızlaştırıyorsunuz. aptallaştırmayı tercih ediyoruz. biz de biliyoruz ki kuyu tipleri yani kuyu tipi adı üstünde yani diri diri gömülen insanların bulunduğu bir mezar. Başka hiçbir şey değil. Ben tamamen kapatılmasını istiyorum. Bir vatandaş olarak bu benim yani en önemli söyleyebileceğim sözlerden biri olabilir. kesinlikle insanlara karşı büyük bir tehdit oluşturduğunu düşünüyorum. Kesinlikle kuyu tip hapishaneler kapatılsın.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: “ Son olarak Sadık Bey sizin de son cümlelerinizi alalım. Heyecanla 7 Ekim’i bekliyorsunuz. Oğlunuzun özgürlüğünü bekliyorsunuz. Uzun bir süredir büyük bir mücadele verdiniz. Mağduriyetlerinizin farkındayım. Kırşehir cezaevi derken Silivri cezaevi. Hayatınız son iki yıldır hep cezaevleri önlerinde, cezaevine gitmek gelmekle geçiyor. Son olarak cümlelerinizi alalım, buyurun.
Sadık Şengül: “ Sayın Vekilim ben %80 bir engelli bir vatandaşım. %80 engelli kimliğim de var. Gebze’den Silivri’ye gidebilmem için Marmara’yla gidebilmem için ne bileyim yetişebilir ilk trene yetişebilmem için beşte uyanıyorum. Ve gideyim oğlumun on birde görüşü var. Dönünceye kadar saat beş altıyı buluyor akşam. Yüzde seksen bir engelli yürümeyi bile durdurdu ve her çarşafa gitmek zorundayım. Çünkü benim bir parçam. Gitmek zorundayım Sami vekilim. Yani onlara da evlatları var. Bu nedenle vekilim umarım umarım sesimiz duyulur. Umarım suçlu olan tabii ki adalet şekilde, adalet çerçevesi içerisinde suçunu tabii ki çeksin. Biz buna bir şey demiyoruz. Ama suçsuz insanlara bunu bırakma, bunu bıraksınlar. Ne olursun bunu bıraksınlar. Çok yersiz. Çok mantıksız. Ne olursa olsun, özgürlük kadar, acıkırsın bir yemek yersin, bu özgürlük bundan kat kat üstündür efendim. Hani iki gün yatmazsa bir insan ne olur? Dengeyi kaybeder ya. Emin olun ondan beteriz ailece. Emin olun ondan beteriz. Yani dengemiz bozulur desek geridir. Yani suç işlesek içimiz yanmaz. Ya bir gitar çalıyor diye bir insan hapse atılır mı? Ya aklından mantık var ya. Bir insan müzik çalıyor diye hapse atılır mı? Tamam, hata yapmış. Göster hatasını. Yaz da biz de görelim. Ya da getir bunu ailesiyle beraber otur, konuş. Sen koskoca bir devletsin, yani bir yönetimsin. Konuş, bunu yapmayın. Bu yanlıştır, yapmayın. Yapsa bir daha tamam yakala. Yok, böyle bir şey de yok. Al şimdi ensenden tut, koy içeriye. Zulüm de zulüm, işkence de işkence. Nasıl dayanacağız sevgilim? Umarım sesiniz duyulur efendim. Umarım savcılık hakimleri de bunu duyar, suçsuz insanların yakasını bırakırlar. Her şey için herkese teşekkür ederim efendim.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: “Umarım 7 Ekim’de oğlunuz özgürlüğe kavuşur. Önemli bir mücadele sergiliyorsunuz. Türkiye’de insanlar illegal fiilleri illegal olarak addedilip zindanlara atılıyor. Normal sözleri, anormal sözler olarak addedilip zindanlara atılıyor. İrtibat, iltisak deniliyor. En olmadık şeylerle insanlar zindanlara atılıyor ve Silivri Cezaevi dünyanın en büyük cezaevlerinden birisi durumunda. Gerçekten artık dolup taşmış durumda. 114 bin fazlalık var, 114 bin insan yerlerde yatıyor. Buna karşı insanları böyle inanılmaz bir şekilde bir yılı bulan uzun tutukluklarla içeride tutmaya devam ediyorlar. Aslında tutukluk bir tedbirdir. Ama bunu bir ceza olarak uyguluyorlar. Peki, çok geçmiş olsun. Programımıza katıldığınız için teşekkür ederim. 7 Ekim’i bekleyeceğiz. Umarım kamuoyuyla yoğun bir ilgi gösterir ve 7 Ekim’de bu haksız tutukluk biter. Oğlunuzla, kardeşinizle kucaklaşırsınız. Bu zor günler geçer, diyoruz. Hepinize iyi akşamlar diliyoruz. İyi akşamlar, hoşça kalın. Teşekkür ederiz. Bugün de programımızı burada bitiriyoruz. ÖFGTV haftaya salı günü saat 21’de tekrar sizlerle birlikte olacak. Tabii her zaman biz inşallah deriz. Ölüm var, kalım var. Ölmez, sağ kalırsak. Sizlerle birlikte olacağız tabii ki. Çünkü iki ayağımız bir pabuçta olsa da çok yoğun olsak da programlarımızı yapmaya çalıştık, çalışıyoruz, çalışacağız. Yeter ki mağdur mazlum insanların sorunları bitsin. Herkese iyi akşamlar, hoşça kalın.


























Yorumlar