23 Şubat 2026

Herkese merhaba, her hafta salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konuklarıyla sunduğumuz programımıza bu akşam da başlıyoruz.

Arkadaşlar, ÖFG TV 343. Bölümü’nde yolumuza devam ediyoruz emin adımlarla.

343 bölüm benim milletvekilliğimin başlamasıyla devam eden bir sürecin son halkası. Milletvekilliğimize başladığımızda kamuoyuna bir de sosyal medyadan mesaj vermek gerektiğini ve siyaset alanında ana akım medyadan kısıtlandığımızı  gördüğümüz için böyle bir  çalışmaya başlamıştık. İyi ki de başlamışız. Sesimizi daha geniş kitlelere duyurduk.

En önemlisi mağdur mazlum kitlelerin seslerini geniş alanlara duyurduk. Evet, ÖFG TV olarak milletvekili faaliyetlerimizi, bize ulaşan başvuruları, Türkiye ve Dünya gündemini değerlendirme üzerine bir çalışma yapıyoruz.

Bildiğiniz gibi yoğun bir şekilde çalışıyoruz gerek mecliste, gerekse sahada Ankara, Kocaeli başta olmak üzere Türkiye’nin farklı illerinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu çerçevede en çok ziyaret ettiğimiz yerler cezaevleri oluyor çünkü en zor durumdaki insanlar orada ve her cezaevi ziyaretimiz sonrasında da ne kadar çok oraları ziyaret etmek gerektiğini anlıyorum. Çok önemli olaylar dinliyorum. Çok önemli anektodlar çıkıyor ve bunları da elimizden geldiği kadar sizlere aktarmaya çalışıyoruz.

En son Sincan Cezaevi ziyareti yaptık ve Sincan Cezaevi’ndeki denetimli, serbestlik ve şartlı tahliyelerin acımasızca verilmediğini gördük. Bu konu üzerine daha da fazla gideceğim. Ulusal ve uluslararası arenada bu konunun üstüne gideceğim. Hürriyeti tahtit yani özgürlüğü kısıtlama bir suçtur.

İnsanoğlunun sadece özgürlüğünü kısıtlama değil, evliyse eşi ve çocuklarının hakkını, hukukunu da gasp etme anlamına gelir ve son derece zalimce bir iştir. Türkiye cezaevlerinde bu yapılıyor. Sincan Cezaevi’nde bu daha yoğun bir şekilde yapılıyor. Biz de yoğun bir şekilde üstüne gideceğiz arkadaşlar. İstedikleri kadar bunu yapmaya devam etsinler.

Biz Sincan Cezaevi’ni uluslararası alanda da mahcup etmeye devam edeceğiz. Bunu bilsinler. Ben yılmam yoluma devam ederim. Çok zor konuları gündemime almışımdır. Bedel ödemek pahasına da o konularla uğraşmışımdır. Türkiye’ye mal etmişimdir. Çıplak arama gibi bakın. Bana bundan dolayı zarar gelse bile ben bu konularla uğraşmışımdır ve sonunda hak galip gelmiştir. Bunu kimse unutmasın.

Denetimli Serbestlik ve şartlı tahliyelerin verilmemesiyle de uğraşacağım. Ne pahasına olursa olsun ve bu zalimliği ifşa edeceğim arkadaşlar. Bunu da herkes çok iyi bilsin. Vicdansızca işler. İnsanoğluna böyle o dört duvar arasında çile çektirme zulmü bu, işkencesi. Başka bir şey değil.

Zaten insanlar adil olmayan bir şekilde yargılanıyor. İnanılmaz haksız, hukuksuz cezalar veriliyor. Bir de bunun üstüne 6-7-8 yılları geçiyor, “Seni bırakmam da bırakmam” deniliyor. 30 yıl geçiyor, “Seni bırakmam” deniliyor. 34 yılı bulan mahpuslar gördüm Sincan Cezaevi’nde 34 ya! Gencecik yaşında girmiş ve bunun bir sınırı olur . Bu nedir ya? Bu nasıl bir devlettir ?

“Ben muhalif gördüğüm kişiye nefes aldırmayacağım, göz açtırmayacağım, cezaevinden dışarı çıkartmayacağım.” Böyle devlet mi yürütülür? Size soruyorum. Bir devlet böyle yürür mü? Bu ne rezalettir ya? Allah aşkına soruyorum! Bu ne rezalettir?

Hasım gördüğünü, uyduruk meselelerden suçlu ilan et, evine sabahın köründe baskın yap, kötü muamele yap, zindana at, yıllarca yatır ardından da denetimli serbestliği şartlı tahliyesi gelince de 50 tane bahane bularak o insanları bir ton kahır oluşturacak gerekçelerle o zindanlarda tut. Olacak bir iş değil.

Sevgili arkadaşlar biz bununla uğraşmaya devam edeceğiz. Sayın Bakan Akın Gürlek duysun bunu. Sayın Ceza Tevkifevleri Genel Müdürü Enis Bey bunu duysun. Ben bu konuyu daha ciddi, ısrarlı bir şekilde işleyeceğim. Bunu hiç unutmasınlar. Bu konuyu yoğun bir şekilde işleyeceğiz. Uluslararası alana taşıyacağız. Bu yaptıklarından dolayı idari olarak çok pişman olacaklar çünkü yanlış iş yapıyorlar, beddua alıyorlar, yarın öbür gün mahcup olacaklar, bu işlerden vazgeçsinler.

Bu işlere alet olan savcılara da sesleniyorum. Üç kuruş maaş için insanların evini barkını yıkmaya değmez. Aile ocaklarını söndürmeye değmez. Çoluk çocuğa gözyaşı döktürmeye değmez. Bırakın bu zalimliği diye size haykırıyorum.

Bakın cezaevi önlerinden açıklamalar yapıyorum çünkü çok öfkeleniyorum. O cezaevinde, o saatler boyunca kaldığım cezaevlerinde nasıl böyle içimin dolduğunu bilemezsiniz. Dışarı çıkıp öfkeyle açıklamalar yapıyorum. Daha fazlasını belki yapabilirim ama yine kendimi tutuyorum çünkü biz yıkma yanlısı değiliz, yapma yanlısıyız.

Bir sorun varsa onu giderme yanlısıyız. Bu insanlara reva gördüğünüz kabul edilir bir şey değil. Bir devlet acımasızca, zalimce işler yaparak ayakta duramaz. “Bana ne Ömer Bey, ben istediğimi yaparım. İstediğin kadar konuş. Ben bu devranı devam ettireceğim.” Diyebilirsiniz ama biz bunu kabul etmeyeceğiz ve sonuna kadar sizi ifşa edeceğiz. Buna da razı olun.

Yarın öbür gün; “Ya Ömer Bey bizi niye ifşa ediyor.” demeyin. Vallahi billahi ben sizinle mücadeleye ahdettim, bu yolda devam edeceğim.

Sevgili arkadaşlar, Pazar günü bir başka çalışmamızda er, kursiyer teğmen, askeri öğrenci gibi mahpusların anne ve babasına yardımcı olmamla ilgili bir aktiviteydi. Ulus’ta, Ankara’da bu aileler beni açıklamaya çağırdı. Ben bu açıklamaya gitmek için hazırlandım ve bu açıklamaya gittiğimde bir de baktım. Açıklama bitmiş.

Açıklama öncesinde beni aradı anneler ve dediler ki: “Vekilim biz seni bekliyoruz, açıklama yapacağız ama polis bize açıklama yaptırmıyor.” “Niye yaptırmıyor?” “Yaptırmıyor işte.” “Peki, ben geliyorum bekleyin lütfen.” Dedim ve hızlıca Ulus’a gittim.  12.40’ta oradaydım 13.00’da açıklama olacaktı.

Polis sanırım benim de geleceğimi duyunca alelacele bir açıklama yapmış, her türlü zorbalığı yapmış, her türlü aşağılamayı yapmış ve alelacele bir açıklama yaptırıp onları oradan “süpürüp” götürmek istiyor. Bu tabiri ben kullanmıyorum. Polisler çoğunlukla kullanıyor, bazı amirler kullanıyor. “Süpür gitsin.” diyor. Vatandaşa böyle bakan memurlar var.

Ben onlara da söyledim, ben bu zihniyeti şikayet edeceğim İçişleri Bakanlığı’na. Bu ne demektir ? Oraya bir milletvekili gelmesin, bu mağdur insanların yanında durmasın, onlara güç, destek vermesin. “Hadi hemen beş dakikada yapın, defolun gidin.” muamelesi yapılsın. Ondan sonra da biz oraya geldiğimizde bize o polis memurları diklenmeye kalksın.

Biz halkın vekiliyiz. Halkın vergileriyle maaş alan memurlar halkın kendisine ve halkın vekiline diklenemez. Bu memurlar halka hizmet etmek için vardır. Bunu orada da söyledim, şimdi de söylüyorum.  İçişleri Bakanı Yeni Bakan bunu duysun. Siz neyden yanasınız? Anayasadan, insan haklarından mı yanasınız yoksa baskıcı bir devlet anlayışından mı yanasınız?

Her biri sizin ananız, babanız yaştaki yaşlı başlı insanlar Türkiye’nin dört bir tarafından maddi manevi zorluklarla gelmiş. Bu insanlar haklarını arıyor. Orada beş dakika açıklama yapacak ve oradan ayrılacaklar. Bu ne zulümdür ? Bir de kalkmış utanmadan bu ülkede demokrasi var diyorsunuz. Ne demokrasisi ?

Siz bu insanlara bu muameleyi yapıyorsunuz. Zaten bakın bu muameleyi yaptığınız her ortamda kaybettiniz. 1995’ten beri Cumartesi Anneleri kayıplarına karşı eylemler yaptı ve hiç susmadılar. Yerine göre darp edildiler, yerlerde sürüklendiler ve Cumartesi Anneleri hiç susmadı. Siz onları susturmaya çalıştıkça bu alev büyüdü.

Şimdi de askeri öğrenci anneleri, babaları seslerini duyurmaya çalışıyor. Ya bu insanlar haklarını arıyor. Adil olmayan yargılamalarla zindana atılmış, çocukları için bir hak arayışındalar. Nedir bu muamele? Allah’a şükür biz geldik orada polislere de hadlerini hatırlattık ve hadlerini aşmamaları gerektiğini söyledik.

Halka hizmet için var olan memurlar halka zulmedemezler. Sayın İçişleri Bakanı, size söylüyorum. Halka hizmet için maaş alan memurlar halka zulmedemez. Bunu onlara söyleyin. Size yazılı olarak da başvuracağım. Böyle bir şey olabilir mi ya?

Anneniz babanız yaşındaki insanlara kötü muamele olur mu? Bu kabul edilecek bir şey mi? Herkes yerini bilsin lütfen. Biz mağdurun mazlumun hakkını savunmaya devam edeceğiz arkadaşlar. Gerek içeride gerek dışarıda cezaevine çevrilen bu ülkenin her yerinde mağdur, masum insanların hakkını aramaya devam edeceğiz. Bunu da herkes çok iyi bilsin. Milletvekilliğimizin tüm yetkileriyle bunu yapmaya devam edeceğiz.

Önemli, organize bir milletvekilliği görevi ifade ediyoruz ve yaptığımız işin ne kadar önemli olduğunun da bilincindeyiz. İşin hakkını vermeye çalışıyoruz. Gece gündüz çalışıyoruz. Örneğin şimdi ben Kocaeli’deyim.

Dünden beri Kocaeli’de birçok çalışmaya imza attım. Kocaeli yerelinde, Darıca’da, Gebze’de, İzmit’te, Derince’de birçok sıkıntıyı gidermeye çalıştım. Açıklamalar yaptım. Kimi zaman 29 Ekim 2025’te yıkılan Gebze’deki binanın yerine gittim ve orada tetkikler yaptım, halkla konuştum ve açıklamalar yaptım.

Kimi zaman Darıca Farabi Eğitim Araştırma Hastanesi’nin önüne gittim, orada açıklamalar yaptım çünkü Kocaeli’de sağlık hizmetleri kötü bir durumda.

Kimi zaman da halkımızı evlerinde ziyaret ettik, hastalarımızı ziyaret ettik. İnsanlarımızla birlikte olduk, kucaklaştık her yerde, camide, evde, sokakta, iş yerlerinde, derneklerde, her yerde halkımızla birlikte olmaya çalıştık.

Sevgili arkadaşlar yolumuza da böyle devam edeceğiz. Görüntülerde görüyorsunuz, Darıca Farabi Eğitim Araştırma Hastanesi’nin önündeyiz. Tabelada Eğitim Araştırma Hastanesi yazıyor. İçeride asistan bile yok. Olacak işler mi arkadaşlar bunlar? Bu kabul edilecek bir durum değil.

Kocaeli’nin sağlıkta 61. olması üzerinde duracağız ve Sağlık Bakanlığı’nı bu konuda bir açıklama yapmaya davet ediyoruz. Bu astronomik uçurum da nedir Sayın Bakan? Türkiye’nin önde gelen illerinden bir sanayi kenti olan Kocaeli’de bu denli kötü ve zayıf sağlık yatırımı nedir? Bunu bir açıklar mısınız bana?

Kocaeli halkı böyle kötü bir sağlık hizmeti almaya devam mı edecek? Özel hastanelere açılan bu alan da nedir kardeşim? Bir hesap verin ya. Nedir bu? Herkes özel hastaneye gitmek zorunda mı? Hastaneleri büyütmek yerine küçültmekle mi meşgul bir Sağlık Bakanlığı var?

Derince Hastanesi’nin üç bloğu yıkılıyor. Derince hep dediğimiz gibi büyük bir köye döndürülmüş durumda zaten. Vatandaş nereye gideceğini bilmiyor.

Biz Kocaeli’de her yerde çalışmalarımızı sürdüreceğiz sevgili arkadaşlar. Her yerde olacağız. Ramazan mübarek günlerdeyiz ve insanların sabırla yüklendiğini, aç ve susuz kalarak direndiğini görüyoruz. Bu direniş boşuna değil. Bu direnişi devam ettireceğiz.

Ramazan’da hepimizin talim ettiği bu açlık ve susuzluk halini yılın her gününde yaşayan insanların halini idrak etmek zorundayız. Bakın görüntülerde sabahın 07.00’ında bir anda evi başına yıkılan binası çöken Gebze’deki ailenin eski ikamet ettiği yer. Şu anda apartmandan eser yok. Şu anda bölgede bir çukur var.

117 gün olmuş hala bu apartman çökmesi, bu büyük skandal neden olmuş? Bununla ilgili teknik rapor açıklanmıyor. Açıklayın kardeşim. Bugün burada bununla ilgili açıklama yaptık ve yetkilileri açıklamaya davet ediyoruz. Neyi gizlemeye çalışıyorsunuz?

Büyükşehir’e soruyorum, Sayın Tahir Büyükakı’na ve ilgili tüm bakanlıklara, Ulaştırma Bakanlığı’na, Çevre Bakanlığı’na bu konuları soruyoruz. En başta Ulaştırma Bakanlığı’na.  Nedir bu kardeşim? Metrodan dolayı mı oldu, yoksa başka mı neden mi? Açıklayın ya!Buldunuzda tepkiler dinsin diye mi bekliyorsunuz? Nedir ? Bir açıklayın bunu bakalım. Biz bu meseleyi takip etmeye devam edeceğiz arkadaşlar. Konu bizim takibimizde. Bunu da herkes çok iyi bir şekilde bilsin lütfen.

Bugün bir başka üzücü bir belge ortaya çıktı. Karar Gazetesi’nde de var, manşette. Zaten biz bunu biliyorduk. İsrail’in vahşeti ve soykırımı bir kez daha ortaya çıktı. İnsanlık bir kez daha utandı. İnsanlık adına utandı.

İsrail’in vahşice Filistin’de bir soykırım yürüttüğünü biliyoruz ama vahşetini o denli arttırdı ki, dünya o kadar suskun kaldı ki, sessiz kaldı ki, İsrail, Karar Gazetesi’nde çıkan bir haberde; Mart 2025’te 15 yardım görevlisini bilerek, isteyerek, bir metreden infaza tabi tutarak öldürmüş ve sonra onları bir çukura gömmüş, onların arabalarını da bir çukura gömmüş ve suçunu gizlemeye çalışılmış. Bu utanmazlık, bu barbarlık İsrail tarafından yapılmış.

Peki bu İsrail ile ticareti sürdüren Türkiye’nin hali nedir? Bakın görüntüde görüyorsunuz! Korkunç bir cinayete, korkunç bir barbarlığa imza atmış bir İsrail var karşımızda. Düşünün, zavallı muhtaç durumdaki insanlara yardım etmek için koşturup dünyanın dört bir tarafından oraya giden insanları suçlu ilan edip orada öldüren vahşi bir zihniyet. Bunların insanlıkla bir alakası yok.

Peki bu İsrail’le ticareti kim devam ettiriyor şu anda? Türkiye Cumhuriyeti iktidar. Defalarca ama defalarca biz iktidarın Ceyhan Limanı’ndan Hayfa Limanı’na Aşdod’a petrol sevkiyatına izin verdiğimi şahit olduk. Bu sevkiyat devam ediyor arkadaşlar. Ceyhan’dan Hayfa’ya devam ediyor.

Bir ara sinyallerini kapatarak gidiyorlardı kendilerini gizlemek için. Şu anda sinyal bile kapatmıyorlar ve sinyal kapatmadan Ceyhan’dan Hayfa’ya giden Nissos Christiana isimli gemiyi de teknik bir araştırma ile Direniş Çadırı buldu ve işte bu vahşi devletle güya yasak olmasına rağmen ticaretin devam ettiğini de ispatladılar.

Biz de bu utancı mecliste belgeledik. Tek bir Allah’ın kulu çıkıp da “Hayır efendim biz bunu yapmadık, doğru söylemiyorsun Ömer Bey.” demedi, diyemez. Her şey belgeleriyle sabit arkadaşlar.

Ben Ticaret Bakanlığı’nı bu konuda bir açıklama yapmaya davet ediyorum. Neredesin kardeşim? Dışişleri Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı niye açıklama yapmıyorsunuz? Bu vahşi devletle niye bu ticareti devam ettiriyorsunuz? Bu korkunç, Lahey’de yargılanması gereken ki yargılanıyor ama hala bir sonuç yok. Bu devletle niye ticaret yapıyorsunuz?

Güya soykırım davasına katılmışsınız değil mi? Nerede katıldın kardeşim? İsrail ile ticaret yapan bir ülkesin. Biz bunu ispatladık. Güya Güney Afrika’nın açtığı soykırım davasına katılan olmuş. Biye milleti kandırıyorsunuz Allah aşkına? Niye milleti kandırıyorsunuz? Bunu ben iktidara soruyorum, bakanlıklara soruyorum ve sormaya devam edeceğim sevgili arkadaşlar.

Sevgili arkadaşlar bugün de programımızın sonuna geldik. ÖFG TV yayınlarına devam edecek. Milletvekili olarak yaptığım çalışmaları bir şekilde daha farklı bir tarzda size sunma yolu oluyor ÖFG TV’de.

Biz bu çalışmalara devam edeceğiz. İki elimiz kanda da olsa, iki ayağımız bir pabuçta da olsa, biz bu çalışmalara inşallah devam edeceğiz. Faydasına inanıyoruz. Mesajlarımızı duyurmak istiyoruz çünkü ana akım medya bizi görmezden geliyor, göstermek istemiyor.

Siz değerli halkımız bizi görün lütfen diyoruz. Biz mağdurun, mazlumun yanındayız. Yanında olmaya devam edeceğiz. Tüm gücümüzle gözyaşlarını akıtan insanların yanında olmaya, onların gözyaşlarını kurutmaya devam edeceğiz ve masum annelerin, masum bebeklerin yanında olmaya ve onlarla dayanışmaya devam edeceğiz.

Haftaya salı günü saat 21.00’da buluşana kadar hepinize hayırlı akşamlar, hoşça kalın.

Yorumlar