10 Mart 2026

ÖFG TV’den herkese merhaba, her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile size sunduğumuz programımıza başlıyoruz.

Değerli izleyenler 345. Bölüm ve Allah’ın izniyle daha çok bölüm ile devam edeceğiz. Bu çalışma mağdur insanlara yardımcı olmak için yıllardır yapılan bir çalışma ve birçok faydası da oldu o yüzden iki ayağımız bir pabuçta olsa da bu çalışmayı mutlaka yapıyoruz, mağdur insanlara yardımcı olmaya çalışıyoruz ve oluyoruz Allah’ın izni ile ve bu akşam da yine bir önemli konuyu gündeme getiriyoruz.

Dünya yanıyor, ABD ve İsrail vahşi bir şekilde Ortadoğu’ya, İran’a, insanlara saldırıyor. Sadece İran’a değil bu saldırı aslında tüm Ortadoğu’ya, insanlığa çünkü bütün bölge yanıyor. Bütün bölge büyük hayati, siyasi, ticari, ekonomik açıdan büyük bir zarar görüyor. Bu konuyu sürekli işliyoruz ve yoğun bir şekilde de ABD-İsrail şer ikilisini eleştiriyoruz çok net bir şekilde. Soykırımcı İsrail yanına ABD’yi de alarak bu sefer bir başka katliam yapmak üzere İran’a saldırdı ve ilk etapta en az 170 kız öğrencinin olduğu bir ilkokulu vurarak onları katletti. Korkunç gelişmeler bunlar. Bunları tüm dünya konuşuyor.

Çoğu kimsenin duymadığı bilmediği ve konuşmadığı bazı yoğun hak ihlalleri var. Biz bu akşam böyle bir şey konuşacağız. Aylardır bu konu üzerinde duruyoruz. Şubat ayında konu ile ilgili soru önergelerim var ve bu konuyu uzun bir süredir takip ediyoruz çünkü Türkmenistanlı iki kişi, Alisher Sahatov ve Abdulla Orusov bu iki kişi Edirne Geri Gönderme Merkezi’nde bulunuyorken Anayasa Mahkemesi haklarında yaşam hakkı ve işkence yasağı nedeniyle ihlal kararı veriyor ve serbest bırakılmaları isteniyor ve bu karar 24 Temmuz’da alınıyor ve ailelerine kavuşacakken Temmuz ayından beri bu iki kişi yok! Yanlış duymuyorsunuz. Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen ne oldu? Ne bitti? İçişleri Bakanlığı, Göç İdaresi Başkanlığı, Edirne Geri Gönderme Merkezi bu ne iştir? Bu nasıl bir skandaldır? Biz bunu soru önergemiz ile de soruyoruz. Kişileri serbest bıraktık deyip birtakım yetkililere teslim edip hayati tehlikelerinin olduğu Türkmenistan’a mı gönderdiniz? Ne yaptınız? İşte bütün bunları biz bu akşam soracağız.

24 Temmuz’da Geri Gönderme Merkezi’nden tahliye edilmişler! Sonrası muamma, karanlık, haber yok, ailesi hiçbir haber alamıyor, avukata başvurmuş ve avukat takibinde şu anda fakat herhangi bir açıklama yapılmıyor, herhangi bir gelişme yok. Savcılara gidiyorlar doğru düzgün bir araştırma yok. Bana geliyorlar, soru önergesi veriyoruz bu olay için aradan 8 ay geçmiş hala bize bir cevap vermiyor İçişleri Bakanlığı. Aynı zamanda Adalet Bakanlığı’na da sordum; Nerede kardeşim? Sayın Bakan Akın Gürlek! Sayın İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi nerede bu iki kişi? Türkiye iyice hukuksuzlaştı ama ne oluyor? Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmıyor, AİHM kararları uygulanmıyor, insanlar zindanlarda tutuluyor ama şu an öyle bir evreye geçilmiş ki zindandaki adam da kaybediliyor. Ne oluyor kardeşim? Ne iştir bu? Çok ciddi iddialar var. ben tüm yetkililerin dikkatini çekiyorum.

Sayın Anayasa Mahkemesi Başkanlığı sizin aldığınız karardan sonra Göç İdaresi Başkanlığı Edirne Geri Gönderme Merkezi’nde neler dönmüş haberiniz var mı? İçişleri Bakanlığı sizin idareniz altındaki bu binada neler olup neler bitti kardeşim? Neler oluyor? Türkmenistan’ın baskıcı yönetimine bu kişileri iade etmeye mi çalıştınız? Ne oldu? Ne bitti? Bir kaçırılma olayı mı var? Sizin bilginiz dahilinde mi? Başka bir şeyler mi oluyor? Ne oluyor? Bunu bize açıklayın!

Bu soruları bir milletvekili olarak sordum halen cevap yok! Halen cevap gelmedi. Niye gelmedi? Niye açıklama yapmıyorsunuz? İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı soru önergesi ile yazılı olarak sordum, görüntülerde Meclis’te basın toplantımda fotoğraflarını göstererek soruyorum neden bu konuda bana bir cevap vermiyorsunuz? Ben yüzbinlerce kişinin oyu ile seçilmiş 86 milyonun temsilcisi bir milletvekiliyim neden bana bu konuda bir cevap vermiyorsunuz? Bir şeyler mi saklıyorsunuz? Neler oluyor? Bütün bunları bugün mağdurların yakını ve avukatı ile konuşacağız.Mağdur Alisher Sahatov’un eşi Gullala Hasanova ekranlarımızda. Ayrıca avukatları Avukat Kader Sevimli konuyu takip ediyor. O da hukuki açıdan ne olduğunu anlatacak. Önce biz mağdur evine ateş düşen Gullala hanım konuyu iletecek. Konuyu takip ediyorum ve çok ciddi bir olay olduğunu gördüğüm için hem konu hakkında soru önergesi verdim hem basın toplantısında gündem ettim. Neler yaşıyorsunuz? Neler oldu?

Gullala Hasanova: “Türkmenistan vatandaşıyım, 4 çocuk annesiyim. 8 aydır eşimden haber alamıyorum. 10.5 aydır görüşemiyoruz. Geri Gönderme Merkezi’nde sürekli arıyordu. Eşim hiçbir suç işlemedi. Biz hiçbir şekilde burada kaçak durumda da 1 saat bile kalmadık. Eşimden aylardır haber alamıyorum. Çalmadığım kapı kalmadı. Türkiye yetkililerine video çektik, her yerden yazdım, avukatımız da durmadan yazıyor hiçbir şekilde cevap yok ama diyorlar ki: “Eşin seni görmek istemiyordur belki.” Benim eşim çocuğuna ailesine düşkündü. Ben sadece eşimin bulunmasını ailemize dönmesini istiyorum. Bir çaresiz eş anne olarak zor durumdayım ben.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Kaç yıldır Türkiye’deydiniz? Neden gelmiştiniz? Oturum ile ilgili sorun mu vardı? Neden geri gönderme merkezine gönderildi Alisher Sahatov? Siyasi bir durum mu vardı? Nedir durum? Bu işin perde arkası nedir?

Gullala Hasanova: 7.5 sene önce Türkiye’ye geldik. Hiçbir şekilde oturumumuzun aksaması yoktu, kaçak durumda değildik evrakımız vardı. 5 sene önce eşim insan haklarını koruma adına insanların sesi oldu. Gözü kulağı oldu, onların sesini duyurmaya çalıştı. Biz uluslararası koruma başvurusu yaptık. Her şeyimiz tamamdır. Eşim imzaya gidip geliyordu, 28 Nisan günü sabah 07.00 gibi sivil polis geldi emniyetten eşimi götürdüler hiçbir şekilde avukatımız ile konuşturmadılar. Sanki birisini öldürmüş o kadar ceza işlemiş gibi götürdüler. 2-3 saate kalmadan Ankara’ya gönderdiler. Ankara’dan Edirne Geri Gönderme Merkezi’ne gönderdiler. Eşim günde 4-5 kez beni arıyordu. 24 Temmuz saat 19.58’de beni en son o saatte aradı ondan sonra aramadı. Dedi ki: “Edirne Geri Gönderme Merkezi’nin telefon altyapısı yapılacak. Telefonlar çalışmayacak.” Dedi. O gün 10.00 gibi eşimi serbest bırakmışlar. Ertesi gün beraber kalan çocuklar aradı. “Eşinizi sevk ettiler. Bilginiz olsun. Avukatınızı aramanızı istedi. Eşiniz bize söyledi.” Dediler. Ben avukatımızı aradım. Avukat hemen geri gönderme merkezine birini gönderiyor. Oradakiler “Serbest bıraktık.” Diyorlar. Hiçbir şekilde bize bilgi vermiyorlar.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Geri Gönderme Merkezi’ndekilere başka bir yere sevk ediyoruz mu denilmiş?

Gullala Hasanova: Evet eşime öyle söylemişler.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Nereye sevk etmişler?

Gullala Hasanova: Aydın’a demiş müdür. Müdür gece 21.00 gibi kendisi eşimi çağırmış, “Yanındakini çağır beraber çıkın.” Demiş. Çocuklar 3 kişi çıktı dediler.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Alisher Sahatov Türkmenistan yönetimine muhalif bir kişi. Türkmenistan yönetimini eleştiriyor, yaptıkları ile ilgili ve 8 yılı aşkın Türkiye’de. Bu belli ki bir rahatsızlık oluşturmuş ve Türkiye’de de kendisi durup dururken gözaltına alınıp geri gönderme merkezine gönderilmiş. Oturumu olduğu halde çalıştığı halde herhangi bir yasal manisi olmadığı halde ve geri gönderme merkezinden sonra da ortalıktan kaybolmuş, kendi iradesi ile kaybolmadığını düşünüyorsunuz, öbür türlü ilk arayacağı kişi siz olurdunuz diye özetleyelim. Hukuki olarak neler yaşandığını Av. Kader Sevimli’ye soracağız. Nedir bu mesele?

Kader Sevimli: “ 28.04.2025 tarihinde müvekkil Alisher Sahatov ve Abdulla Orusov haklarında G 82 kamu düzenini ve kamu düzenliğini tehdit isnadıyla geri gönder merkezlerine alındı, idari işlemler yapıldı ve müvekkiller hakkıdna sınır dışı kararı ve iki müvekkil de aktivist insanlar Türkmenistan aleyhine muhalif olan ve eleştiriler yapan insanlar. Bu sebeple kendi sosyal medya hesapları Türkmenistan RTÜK tarafından kapatıldı buna ilişkin deliller var. Bunu belirtmemize rağmen uluslararası koruma statüleri iptal edildi. Mülakatları yapıldı. İdari süreçler işletildi Samsun İdare Mahkemesi’nde sınır dışı kararına ilişkin iptal kararı davası açtık. Uluslararası koruma statüsünün iptaline ilişkin Ankara İdare Mahkemesi’nde idari davalarımızı açtık. Bu süreçte müvekkiller önce Akyurt Geri Gönderme Merkezi’nde akabinde Alisher Sahatov Edirne Geri Gönderme Merkezi’nde diğer müvekkil ise Kırklareli Geri Gönderme Merkezi’nde. Kaybolmalarından önce de Samsun İdari Mahkemesince ret kararı verildi sınır dışı kararına karşı. AYM’ye başvurduk. AYM de tedbir kararı verildi. Tedbir kararı ile de dava süresince sınır dışı ve diğer işlemlere tabi tutulmamaları gerektiği açık bir şekilde AYM tarafından belirtildi. Biz de bu durumu Göç İdaresi’ne bildirdik. Kaybolmalarından 2-3 gün önce Abdulla Orusov geri gönderme merkezinde bulunmasına rağmen diğer müvekkilimiz Alisher Sahatov’un yanına getirilmiş. Bu süreçte en son 24.07.2025 tarihinde kendilerinden haber aldık akabinde hiçbir şekilde haber almadık. Edirne Geri Gönderme Merkezi’nden tarafımıza hiçbir şekilde serbest bırakıldığı bilgisi verilmedi. Sevk olduğu bilgisi iletildi. 2 gün boyunca hukuki bir aksiyon alamadık sevkler ile ilgili. 28.07.2025 tarihinde sevk olmadığını serbest bırakma olduğunu öğrendik.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Gullala hanım neler yaşıyorsunuz? Bireysel gayretleriniz nelerdir? Ailevi olarak neler yaşıyorsunuz?

Gullala Hasanova: Ailevi olarak zor durumdayım. 4 çocuğum babasını soruyor. Ben çocuklarımın birini okutabiliyorum, 2’sini okutamıyorum. Hem çalışmak zorundayım hem eşimi bulmak zorundayım, çocuklarıma bakmak zorundayım. Ankara’ya kadar gittim, İçişleri Bakanlığı’na gittim, Türkmen Konsolosluğumuza gittim, her yere dilekçe yazdım kendi imkanlarımla, bana gelen cevap yetersiz delil olarak kapatılmış dosyalar. Ben Sinop Savcılığı’na çok yazdım. Yetersiz delil diye kapatıyorlar. Çok zor durumdayım. Eşimin hayatından, can güvenliğinden endişe ediyorum. Hayatta mı değil mi bilmiyorum. Türkmenistan’da babası dilekçe yazıyor Başbakan’a. Tüm bakanlıklara dilekçeler yazdı. Orada da bilgi vermiyorlar. Hiçbir şekilde dilekçelerimize bakılmıyor iki tarafta. Türkmenistan’da Türkiye’de yapmıyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Türkmenistan’a da başvuruyorsunuz oradan da ses seda yok, cevap yok.

Gullala Hasanova: Oradan da cevap yok.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sizin tahmininiz bir şekilde eşinizin Türkmenistan’a kaçırıldığı yönünde bir tahminiz mi var?

Gullala Hasanova: Evet burada olsaydı eşim bir şekilde bana ulaşırdı ama oraya kaçırılmış olabilir ama Türkiye bana cevap vermek zorunda. Eşim hiç kimsesiz değil. Onun çoluk çocuğu burada. Benim hakkım var bilmeye.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Tabii çok ciddi bir iddiada bulunuyorsunuz. Sekiz aydır eşinizin kayıp olduğunu ve Türk yetkililerinin izni dahilinde Türkmenistan’a kaçırılmış olabileceği yönünde bir endişeniz var. Bu çok ciddi bir iddia. Eğer ki böyleyse yetkililerin çok acil bir açıklama yapması gerekiyor. Türkiye ve Türkmenistan yetkililerinin idarecilerinin çok acil bir açıklama yapması gerekiyor. Ortada tabiri caizse kapı gibi bir Anayasa Mahkemesi kararı var ve bundan sonra aniden yok olan insanlar var. Gullala hanım bir fotoğraf var. Bu fotoğraftaki kim?

Gullala Hasanova: Bunlar insan haklarını, hukuklarını koruyan bir platform. Birleşmiş Milletler’e gitti. Orada protesto yaptılar. Bir noktada eşimin fotoğraflarını kayboldu diye her tarafta ilan yaptım. Resimlerini yapıştırdım. Ankara’da yaptılar arkadaşlar sağ olsun. Hiçbir şekilde bulamıyoruz. Ben diyorum ki; Biz hangi devirde yaşıyoruz? Teknolojinin üstü devir şimdi değil mi? Niye kamera kayıtlarını göstermiyorlar bana? Sadece çocuklarıma kavuştursunlar eşimi başka bir şey istemiyorum. Maddi değil sadece manevi yardım istiyorum. Benim küçük oğlan babasına çok düşkündü. Babanın sevgisini şimdi görmeye başlamış. O çok üzülüyor. Her gün babasına soruyor. Büyükler anlıyor tamam ama okuldan öğretmenler arıyor beni. “Çocuğunuz çok mutsuz. Ne oluyor?” diyor. Ben anlatamıyorum ki eşim yok ortalıkta diye. O mutlu aile tablosundan evde, evimizde hiç mutluluk yok. Güzel yemek kokusu yok. Hayatın tadı yok, tuzu yok. Suçsuzdu eşim.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Anlaşılan mesele ulusal boyutu da aşmış. Türkiye ve Türkmenistan boyutunu da aşmış. Birleşmiş Milletler’e gitmiş. İnsan hakları aktivistleri Birleşmiş Milletler’in önünde Alisher Sahatov ve Abdulla Orusov’un hayatı hakkında kaçırılıp kaçırılmadığı ve akıbeti hakkında bilgi isteyen gösteriler yapıyorlar. Peki Türkiye iktidarı ne yapıyor? Türkiye iktidarı bir milletvekilinin sorularına bile cevap veremiyor. Niye veremiyorsunuz kardeşim? Alisher Bey kaçırıldı mı Sayın İçişleri Bakanı sana soruyorum! Çok net bir soru soruyorum. Olay uluslararası düzleme çıkmış durumda. Birleşmiş Milletler önünde gösteriler yapılıyor. Türkmenistan yönetimini anladık. Ağır derecede anti demokratik bir  yönetim ancak Türkiye iktidarı demokrasiyle ilişkisi olduğunu söylüyor. AB’ye girmeye çalıştığını söylüyor. Bu nasıl bir iştir? Karşınızda ağlayan bir  eş var, bir anne var ve halen sekiz aydır alamadığımız cevaplar var. Bu nedir ? Bunu anlamak mümkün değil. Biz bir an evvel cevap bekliyoruz. Aile çok zor durumda. Alisher ve Abdulla Bey’in hayatlarından  endişe ediyorlar. İnsan Hakları Savunucuları Birleşmiş Milletler’de. Bir cevap bekleniyor. Neden bir cevap verilmiyor? Bu ülkenin Anayasa Mahkemesi kararları  çiğneniyor da çiğnendikten sonra da böylesine inanılmaz kaçırılma hadiseleri mi oluyor? Size soruyorum. Bu insanlar kaçırıldı mı kardeşim? Daha net sorayım size İçişleri Bakanlığı! Ne oldu? Bu insanlar nerelere götürüldü? Türkmenistan yönetimi mi aldı bunları? Bu soruların net cevabını bekliyoruz.

Kader Sevimli: “Ben kısaca en son yaptığımız işlemler ve bizim fark ettiğimiz şeylerden bahsetmek istiyorum. Bizim en son fark ettiğimiz şey şu oldu; G82 tahdit kodunun iptal için açmış olduğumuz davada şöyle bir şey fark ettik biz. Alisher Sahatov’un dosyasına İçişleri Bakanlığı’ndan şöyle bir yazı cevabı gelmiş ve o yazı cevabında şöyle diyor. “MİT’in oluruyla kaybolmalarından yaklaşık iki gün öncesinde haklarındaki tahdit kodu kaldırılıyor. Biz bunu fark ettiğimizde zaten bayağı bir aradan zaman geçti. Aynı şekilde savcılık dosyasına da biz bu durumları bildirdik. Maalesef ki şu an savcılık dosyasında da hiçbir işlem yapılmıyor. Göç İdaresi görevlilerinin sorumlu olmasından kaynaklı biz savcılık şikayetinde bulunmuştuk. Buna ilişkin işlem yapılmadı. Direkt yetkisizlik kararı verildi. Türkiye şartlarında doğrudan bir soruşturma dosyasının aynı gün kapatılması maalesef ki mümkün olan bir şey değil ama bu dosya kapatıldı. Hem Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı’nda hem de Sinop Cumhuriyet Başsavcılığı’nda yapmış olduğumuz şikayetler hemen kapatıldı. Aradan bir zaman geçmeden dosya hemen kapatıldığı gibi biz zaten böyle bir şey beklemiyorduk.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Hangi gerekçeyle kapatılıyor demiyor musunuz? Ortada kayıp olan iki insan var. Hangi gerekçeyi sunuyorlar?

Kader Sevimli: Gerekçesinde işlem yapılmasına yer olmadığı kararı verildi. Açıkça dayanaktan yoksunluk diye belirtildi. Oysa ki zaten müvekkillerimin GGM sınırı içerisindeyken kayboldukları açık. Evet bize GGM’den yol izin belgesi ve serbest bırakıldıklarına dair çok sonradan evraklar verildi ancak bu evraklarda Gullala Hanım eşinin imzası olmadığını beyan ediyor. Keza yine evrakların içerisinde serbest bırakma tutanaklarında sınır dışı davasının iptal edildiği yazıyor. Oysaki böyle bir durum söz konusu değil. Biz sınır dışı davası iptal edilmediği için Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk. Arada çok fazla çelişki var. Buna rağmen savcılık bu çelişkiyi değerlendirmeden işlem yapmadı hiçbir şekilde. Sonrasında yine Eylül ayında tekrardan soruşturma dosyalarından olumsuz netice alınca Eylül ayında tekrardan kayıp ihbarında bulunduk ve Eylül ayından bu yana hiçbir şekilde bu CBS dosyasının işlem yapılmıyor. En son 12. ayda Edirne Jandarma Karakol Komutanlığı’ndan müzekkere cevabı gönderildi. Müzekkere cevabında müvekkillerin kaybolmadan kısa bir süre öncesinde yapmış oldukları seyahate ilişkin bilgi geldi ve Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı’nca bu bilgi dikkate alınmadan müvekkillerin kayıp tarihi 24.07.2025. O tarihten çok sonraki bilgiler esas alınarak yetkisizlik kararı verildi.  Savcılığın konudaki dikkatini size göstermeye çalışıyorum. Sonrasında zaten verilen yetkisizlik kararıyla Sinop’un yetkili olduğu iddia edildi. Sinop Cumhuriyet Başsavcılığı da yetkili olmadığı gerekçesiyle ağır ceza mahkemesine gönderdi. Şu an tekrar dosya Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı’nda açıldı. Hatta sizin soru önergenizi gördüğümde sizin gerçekten o açıdan çok sevindim. En azından yalnız olmadığımızı fark ettik çünkü savcılık kalemiyle görüştüğümde “Artık bizi aramayın çünkü işlem yapılmayacak.” gibisinden cevap aldık maalesef ki ve hiçbir şekilde şu an dosyada işlem yapılmıyor. Biz kamera kayıtlarının toplanmasını istedik. Maalesef ki müvekkiller kayboldukları tarihten bu yana hiçbir şekilde kamera kaydı toplanmadı. Bu hayatın olağan akışına aykırı bir durum. Normalde bir kişi kaybolduğu takdirde bulunduğu en son görüldüğü yerdeki kamera kayıtları, mobese kayıtları bunların hepsi toplanır.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: O güne dair, 24 Temmuz’a dair geri gönderme merkezinin önündeki kamera kayıtları size verilmiyor mu?

Kader Sevimli: “Hayır, hiçbir şekilde verilmiyor ve bu hususa ilişkin Edirne Göç İdaresi’nde müvekkiller sizde mi sizde değil mi? Bu şekilde bir soru soruluyor savcılık tarafından. Oysa bizim talep ettiğimiz ve asıl olması gereken şey şu; bu müvekkiller şu tarihte bu kişiler kayboldu, bu mağdurlar. Bu mağdurların son görülme tarihi olan 24.07’ye ilişkin kamera kayıtlarının gönderilmesi talep edilmesi gerekirken çok alakasız sorular sorularak dosyanın ilerletilmediğini görüyoruz biz. Maalesef üzülerek bunu belirtiyorum. “

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Edirne Valiliği ve Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı’na soruyorum; Bu nasıl iştir ya? Siz görevinizi nasıl yapıyorsunuz Sayın Vali, Sayın Cumhuriyet Başsavcısı? İlinin sınırlarında çok vahim bir olay yaşanıyor. Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararından sonra serbest bırakılan insanlar bir anda kayboluyor veyahut da kaybediliyor. Belli ki ailelerine de haber vermediklerine göre iradeleri dışında bir şekilde zorla kaybedilip kaçırılıyorlar ve bir yere götürülüyor. Bu çok açık ve savcılıkların duyarsızlığı da çok açık. Bu konuda bir açıklama yapar mısınız Sayın Edirne Cumhuriyet Başsavcım, Sayın Edirne Valim? Ben sizden açıklama bekliyorum. Aylardır soru önergesine cevap bekleyen bir milletvekili olarak bir açıklama bekliyorum. Sayın Avukatımın söyledikleri son derece vahim bu duyarsızlık, bu örtbas çabasını görüyorum ve son derece vahim buluyorum.

Kader Sevimli: Belirttiğim üzere savcı tarafından işlemler maalesef ki çok farklı bir noktaya götürülmekte. Yapılması gereken şey çok yokuşa sürüklenmekte iş. Bilinçli bir şekilde bu iş yapılmamakta. Maalesef biz bunu üzülerek belirtiyoruz çünkü Türk adaletine olan güvenimiz de oldukça zaten bu süreçten sonra zedelendi. Adalete olan bir güven kalmadı. Keza Gullala Hanım ile de uzun zamandır biz adalet arayışındayız. Hiçbir şekilde sesi duyulmuyor. Savcılığın bu şekilde işlem yapmaması zaten hayatın olağan akışına aykırı ve açık bir şekilde biz görüyoruz ki olayın üstü kapatılmaya çalışılıyor, bu insanlardan bir iz bulmamız engellenmeye çalışılıyor çünkü normal şartlarda Türkiye gibi bir ülkede, yargılamanın uzun sürdüğü bir ülkede, soruşturma dosyasının 29’unda sisteme düşmesiyle birlikte aynı gün dosya hakkında karar verilmesi mümkün değil ve biz bu dosyalardan bunu gördük. Bizim anladığımız kadarıyla zaten dosyalar bilinçli bir şekilde kapatılıyor, bilinçli bir şekilde ilerletilmiyor. Bilinçli bir şekilde kamera kayıtları toplanmıyor. Bu insanların bulunmasına maalesef ki bilinçli bir şekilde engel olunuyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Adalet Bakanlığı yetkililerinin cevapsızlığına ne diyorsunuz? Biz kendilerine bu konuda soru önergesi verdik. Kimse  bize sorulmadı demesin. Bir milletvekili bunu soruyor. Avukatı ailesini bırakın ve halen aylardır cevap vermiyorlar. Buna ne diyorsunuz?

Kader Sevimli: Çok vahim bir durum çünkü bu adaletin geldiği noktayı temsil ediyor.  Adalet Bakanlığı var olan durumlardan bihaber bir şekilde hareket ediyor. Maalesef ki dediğim gibi bu  ülkenin geldiği vahim noktayı işaret etmekte. Bununla birlikte zaten bizim temel amacımız şu; Bu insanlar burada mı? Buradaysa o zaman bize yerini söyleyin. Burada değilse de teslim edildiklerini, ülkelerine gönderildiklerini biz öğrenelim. Ona göre zaten hukuki aksiyon ne ise biz onları alırız. Bizim temel amacımız bu. Biz açıklama istiyoruz. Maalesef ki Adalet Bakanlığı da üç maymunu oynayarak keza İçişleri Bakanlığı, Göç İdaresi Başkanlığı, tüm bakanlıklarımız bu üç maymunu oynadıkları için biz gerekli aksiyonu alamıyoruz ve şu an bu insanlar mağdur durumda. Gullala Hanımın çocukları eğitimlerine şu an devam edemiyor, mağdur durumdalar. Bunun olmaması gerekiyor maalesef.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bu kişilerin ailelerine sormadan hem de ikisinin de alıp başlarını bir yerlere gitmesi mevzu ve bahis değil sanırım. Mutlaka ailelerini ararlardı. Diğer beyefendi evli değilmiş ama bir aile babası olarak Alisher Bey’in ilk arayacağı kişi herhalde ailesi olacaktı ve aylardır yok ve şu anda savcılık soruşturmayı kapatmış. Peki en son sizin yürürlükte olan hukuki yargısal durumunuz nedir? En son yargısal açıdan son durum nedir?

Kader Sevimli: “Biz süreç içerisinde Birleşmiş Milletler Zorla Kaybettirme Komitesi’ne de başvuru yaptık. Şu an oraya beyan sunduk. Türkiye tarafından da yine kez aynı şekilde beyan sunuldu ve soruşturma dosyalarının devam ettiği yönünde beyan sunuldu. Maalesef ki soruşturma dosyalarının devam etmesi ya da varlığı bize adaletin ya da hukuk sisteminin işlerliğini ifade etmiyor. Şu an evet var olan soruşturma dosyalarımız var ama ben Şubat ayından beri talep gönderdim ve bu taleplerimle hatta biz 9. aydan beri talep gönderdik. Bu taleplerimize istinaden hiçbir şekilde işlem yapılmıyor. Kamera kayıtları toplanmıyor. Tespite ilişkin bir işlem yapılmıyor. Dolayısıyla hukuki süreçlerde ilerleme yok. İlerleme olmadığı için de biz buna adaletin işlemesi veya ilerlemesi mahiyetinde bakamıyoruz maalesef ki. Bir adalet sistemi şu an bu yönüyle çökmüş ve ilerlememekte maalesef ki. Onun haricinde Anayasa Mahkemesi’ne yine başvurularımız devam etmekte. Bu başvuruların takipçisiyiz ama bizim için önemli olan şu an savcılık dosyaları ve savcılık dosyaları neticesinde onlara dair bir iz, bir emare bulabilmek.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Anayasa Mahkemesi’ne de acaba tekrar başvuru yaptınız mı? Sizin kararınıza rağmen bu insanlar yok oldu. Bir başvuru yapma şansınız veya hakkınız var mı?

Kader Sevimli: “ Biz Anayasa Mahkemesi’nin tedbir kararı verdiğini belirtmiştik. Sınır dışı dosyamıza ilişkin biz ek beyanda bulunduk. Durumu belirttik hani bu kişilerden şu tarihten beri haber alamıyoruz gibisinden. Keza yine savcılık dosyamız kapsamında verilen yetkisizlik kararına istinaden de aynı şekilde Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulunduk. Şu an dosyalarımız Anayasa Mahkemesi önünde ve Anayasa Mahkemesi’nin de zaten durumu biz beyan ettiğimiz için bilindiğini düşünüyoruz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Anayasa Mahkemesi ilk kararı hangi gerekçeyle ve hangi kararla aldı?

Kader Sevimli: “Anayasa Mahkemesi 14-10-2025 tarihinde tedbir kararını aldı.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Tedbir kararının nedeni nedir?

Kader Sevimli : Tedbir kararının verilme sebebi şu müvekkiller, aktivist ve açık bir şekilde eylemleri Türkiye’de gerçekleştirdikleri Türkmenistan’ın aleyhindeki eylemleri Türkmenistan tarafından ket vuruluyor ve buna ilişkin tehdit alıyorlar. Biz bunları Anayasa Mahkemesi dosyamıza sunduk. Oradan da tedbir kararı verildi. Haricinde Anayasa Mahkemesi’nden şu an aldığımız bir beyan yok.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bu yapılan işlemlerin hukuka uymadığı konusunda bir ihlal kararı vermiş oldu Anayasa Mahkemesi. Her halükarda eski hayatlarına dönmeleri lazım. Bu kararların, uluslararası koruma kararlarının kaldırılmasının iptali sağlanması gerekiyor idare tarafından ve kişinin normal hayatına döndürülmesi gerekiyordu fakat aniden yok edildiler. Biz Türkmenistan’da oldukça baskıcı bir rejim olduğunu biliyoruz ve bu insan hakları adına gayret eden bu kişilerin eleştirileri de anladığım kadarıyla Türkmenistan yönetimini oldukça rahatsız ediyordu. Bu rahatsızlık öncesinde nasıl tezahür ediyordu Gullala Hanım? Eşinizin eleştirileri karşısında Türkmenistan iktidarı neler yapıyordu? Konuda bir arka plan bilgisi var mı?

Gullala Hasanova: “Eşime teksipler geliyordu sürekli. “Ağzını kapat olmadı, biz kapatırız.” beni çocuklarımla, çocuklarımı dışarıda oynatırken parkta takip ettiler. Bana dediler ki: “Eşin susmazsa kötü olacak” dediler. Sonra biz Sinop’a yerleştik, sakin bir yer. Yabancı yok, az yabancı diye buraya yerleşmiştim. Tehditler bana da geliyor, hala yazıyorlar. “Sen de eşin gibi olacaksın, eşinin kırığı verildi, altı ay geçti. Sanki eşim ölmüş, öldürülmüş, Türkmenistan hükümeti tarafından bana öyle yazılar yazıyorlar insanlar ama bilmiyorum ben. Hiç kimsenin günahını da almak istemiyorum. Türkmenistan Başbakanı biliyor mu bunu bilmiyorum. Onu da bilmiyorum. Ben Türkmenistan Başbakanına da seslendim ben. Yalvarıyorum eşimi bulmaya yardım edin diye. Konsolosluğa da yazdım. Dilekçe ile kendi konsolosluğumuz telefonlarıma da cevap vermiyor. 1.5 ay önce ben dilekçe yazdım. O dilekçeme de cevap vermedi onlar. Ben bir çukurun içindeyim. Karanlığın içindeyim. Hiç çıkamıyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Siz elinizden geleni yapmışsınız. Sayın avukatım elinden geleni yapmış bariz  ve sanki kasıtlı bir  sessizlik, duyarsızlık var yargı makamlarında. Bir yerlerden talimat geliyor acaba? Bu dosyaları kapatın mı deniliyor?  Bu konuda bir açıklama yapılması gerekiyor. Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı yetkililerine soruyoruz. Yaşam hakkı en önemli hak. Bir kamu kurumunda bulunan kişinin  aniden yok olması karşısında cevap veremeyen  dosyaları kapatan bir anlayışla karşı karşıyayız ve bu benim kabul edebileceğim bir şey değil. Bir anne bir eş gözyaşlarıyla burada sıkıntısını dile getiriyor. Bir avukat da uğradıkları kötü yargısal muameleleri anlatıyor. Bunu biz ulusal ve uluslararası platformlara taşıyacağız. Avrupa Parlamentosu Avrupa Komisyonu’na da bildireceğim. Türkiye yetkililerinin bu duyarsızlığı sadece Türkiye sınırlarında kalmayacak uluslararası alana da taşınacak. Birleşmiş Milletler Avrupa Parlamentosu Avrupa Komisyonu yetkililerine de buradan çağrıda bulunuyorum; Sayın Nacho Sanchez Amor bir rapor hazırlıyor. Onun da  duymasını isterim. Sayın Amor Türkiye’de  esrarengiz bir şekilde bir Türkmenistan  vatandaşı kaçırılıyor. Bir olay oluyor ve bir kamu kurumunda kaybolan bu kişiyle ilgili yetkililerin örtbas edici tavırlarını görüyoruz. Aile avukatıyla BM Zorla Kaybedilme ve Kaçırılma Çalışma Grubu’na de başvurmuş ve aldıkları cevap da komik çünkü Türkiye’deki yargısal mekanizmalar anlamsız durumdayken “İşte yargısal mekanizmalar devam ediyor.” diye oyalayıcı, geçiştirici, zaman kazanıcı cevaplar verilmiş gördüğüm kadarıyla. Zorla kaybedilme ve kaçırma vakalarını biz kime karşı yapılırsa ve hangi nedenle yapılırsa yapılsın son derece ciddi buluyoruz ve gündemimizi alıyoruz. Yeni bir zorla kaybedilme ve kaçırma vakası var gibi görünüyor ve bu da son derece vahim bir boyutta. Kimse “Ben avukata cevap vermem, dosyaları kapatırım. Milletvekiline cevap vermem. Alisher Sahatov’un eşine de cevap vermem, dilekçeleri cevapsız bırakırım, bu konuyu kapatırım.” demesin. Biz konuyu takip ediyoruz. Konuyu yoğun bir şekilde gündeme getirdim ve getireceğim. Yarınki basın toplantımda da konuyu gündeme getireceğim. Çeşitli ulusal ve uluslararası ajanslar da bu konuyu duyacak. Ta ki bize cevap verene kadar. Cevap vermemeniz aleyhinize olacaktır çünkü son derece vahim bir skandalla karşı karşıyayız. Anayasa Mahkemesi gibi bu ülkenin en büyük mahkemesinin kararı sonrası idarenin tavrı son derece gariptir diyorum.

Gullala Hasanova: “ Eşim kaçırıldıysa geri getirilsin, bulunsun.”

Kader Sevimli: “Umarım ki bir an önce bu konuda bir açıklama yapılır. En azından biz de nerede olduklarını biliriz. Ona göre biz de hareket ederiz.”

Çok önemli bir konuda açıklamalar yaptınız. Konuyu takip edeceğiz. Ben insan hakları savunucusuyum. Kimsenin dinine, ırkına, cinsine, mezhebine bakmam ve yapılan ihlale odaklanırım. Hukuk isterim, insan hakları isterim. Bu aile için de ve bu mağdurlar için de bunu istiyorum ve Türkiye ve Türkmenistan yönetiminin bu konuda acilen bir açıklama yapmasını beklediğimi söylüyorum ve sizlere teşekkür ediyorum.

Değerli izleyenler, bugün de programımızı burada bitiriyoruz. Haftaya Salı günü saat 21.00’da tekrar inşallah beraber olacağız. Yine mağdurların, mazlumların yanında olacağız. Sizlere söz olsun, Rabbimize söz olsun bunu yapmaya çalışacağız. Tüm mazlumlar adına, tüm vicdanlar adına buna söz veriyorum ve hepinize iyi akşamlar diliyorum.

Yorumlar