31 Mart 2026

ÖFG TV’den herkese merhaba. Her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile sizlere sunduğumuz programımıza bu akşam da başlıyoruz.

Değerli izleyenler bu hafta iki önemli katliam davası konuklarımız olacak, konumuz bunlar, konuklarımız bu çerçevede olacak. Maalesef iş cinayetleri devam ediyor. İnanılmaz bir şekilde iş cinayetleri can almaya devam ediyor. Sadece cinayetler değil katliamlar oluyor ve cezasızlıkla karşı karşıya kalınıyor.

İnsan hakları savunucuları, hukukçular bu konularda büyük mücadeleler veriyorlar. Gereken ceza, gereken kişilere verilsin ancak burası Türkiye bu mücadeleyi veren kişiler cezaevine atılıyor. Cinayetlere imza atan patronlar kamu görevlileri ise kurtuluyor. Bu ülke böyle bir ülke maalesef. Bunun çarpıcı iki örneğini bu akşam inceleyeceğiz.

İlk önce 24 Mart 2026’da başlayan bir dava. 8 Kasım 2025’te biliyorsunuz güne başladığımızda korkunç görüntüler ile başlamıştık. Dilovası’nda bir parfüm deposunda yangın vardı, alev alev yükselen o yangında içeride kalanlar vardı ve insanlar çaresizce o yangını izliyordu. Sanki bir kaza gibiydi ancak sonradan araştırdık ki bu yangının olmaması mümkün değil. O kadar ihmal vardı ki bu yangın maalesef olacaktı, bu kadar ihmalden sonra bu yangının olmaması mümkün değildi. İşte bütün bunları araştırdığımız zaman ortaya dehşet verici bir tablo çıktı, günün sonunda 3 çocuk 3 kadın ve 1 erkek 7 kişinin ölümü ile sonuçlanan korkunç bir katliam yangın çıktı ortaya. Bunu konuşacağız, davanın gönüllü avukatlarından avukatımız ile.

Programımızın ikinci bölümde ise Gayrettepe Gece Kulübü yangını katliamındaki mağdurların yakınları ile konuşacağız. Burada da korkunç bir cinayet ve katliam olmuştu. İhmaller ve hukuksuzluklar, ihlaller bir araya gelmiş ve insanların canları gitmişti. Önümüzdeki günlerde 2 Nisan 2026’da maalesef ki yıldönümü geliyor ve bunu da gündem edeceğiz.

Dilovası Parfüm Deposu katliamı davası avukatlarından Av. Lütfi Sabri Batı ile görüşeceğiz. Dava başladı. 4.5 ayı aşkın bir süre sonrasında başladı! Gerçekten bir uzama oldu, ilk iddianame kabul edilmedi, reddedildi ve bilirkişi raporları, kamu görevlilerinin katılmaması, çok tartışmalar ile dava başladı. İlk gün oradaydım, daha sonraki günler de sizler oradaydınız. Tüm duruşmayı takip ettiniz. Çok değerli bir iş yaptınız. Biz gazetelerden takip ettik konuyu fakat davayı baştan sonra ilk 4 gün duruşmaları takip eden biri olarak bilgileriniz önemli ve değerli. İddianamenin reddedildi ve tekrar iddianame hazırlandı. 4.5 ay geçti.

Lütfi Sabri Batı: İlk iddia edilen iddianame ciddi eksikliklere sahipti. Deliller toplanmamıştı, değerlendirilmemişti. Bu deliller sonrasında mahkeme tarafından bu delillerin eksikliği halinde yargılama yapmak zor olacaktır şeklinde bir karar ile ret kararı verildi. Sonrasında savcılığın ek çalışması oldu. İkame edilmiş iddianeme ile beraber davayı açtılar. Biz mevcut iddianamenin de eksik olduğu kanaatindeyiz. Çok sık rastladığımız bir şey genellikle değil. Benzer toplumsal katliam davalarında genelde acele, hız, sürat hissi ile beraber yarım yamalak bile olsa bir iddianame yazıldıktan sonra iade edilmez, yargılama devam eder, yargılama aşamasında da toplumsal takip yoksa ortada, kamunun gözleri bu alan üzerinde değilse genelde yargılama süresini de bu salaşlık ve eksiklikler devam eder karara bile bu şekilde çıktığını ve sonrasında bozulduğunu görürüz. Hendek’te benzerini yaşadık. Orada tamamen aynı olmasa da bozma sonrasında da biz katillerin sanıkların tahliyelerini görürüz bu mevzularda. Burada bizim işimiz bir tık daha rahatladı. Mahkeme heyetinin dosyaya hakim olduğunu iddianameyi çalıştığını, delillere çalıştığını ilk aşamadan dahil görmüş olduk çünkü dosyayı çalışarak dosya tam değil diyerek iddia ettikleri iddianame sonrasında daha iyi hazırlanmış bir dosya ile başladık yargılamaya. Dosya içerisinde hala eksiklikler var. kamu görevlilerinin dosyaya dahil edilmemiş olması onların soruşturmasının ayrı yürütülüyor olması ve bitmiyor olması problem çünkü hala daha bilirkişi tespiti üzerine bilirkişinin sorumluluk tespiti yapma aşamasındayız, bu dava biter belki ondan sonra kamu görevlilerinin yargılamasına geçebilir gibi bir endişemiz var.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Patron ve çevresi için bir dava başladı gecikmeli ancak kamu görevlileri ile ilgili iddiaların araştırılması gerekiyor. Kimisi 2-3 ay içinde bu dava da başlar diye iddialarda bulunuyor ancak bir hukukçu olarak sanırım siz bu işin daha da uzayabileceğini düşünüyorsunuz. Tamam patron ve çevresinin suçları çok açık bariz görünüyor ancak tüm bunlara geçit veren kamu görevlileri ile ilgili bir gelişme yok. Kamu görevlileri ile ilgili prosedür ne oluyor?

Lütfi Sabri Batı: Kamu görevlileri ile ilgili temel problem hala hangi kamu görevlilerinin neyden sorumlu olduklarının tespit edilmemiş olması. 5 ay içerisinde bir sorumluluk tespit raporu hazırlanamadı. Bu kamu görevlilerinin soruşturması aslında ittirerek gelinen bir soruşturma. Aslında aileler Dilovası’nda çok örgütlü bir şekilde hareket ediyor. Sürekli olarak Gebze Adliyesi önünde basın açıklamaları ve dilekçe teslimleri yapıyorlar. Kamu görevlileri soruşturması biraz ittirmeler sayesinde belli bir aşamaya geldi. Ailelerin ve aile avukatlarının kamunun sivil toplumun emekleri değerli olacak ve ilerletecektir ama bu esas davanın başlaması ile dikkat dağılması odak dağılması yaşanması halinde Soma’da gördüğümüz gibi sonradan başlayan, sonradan yargılanan kamu görevlileri ihtimalimiz de var. burada önemli olan şey; biraz bizim odağımızın, toplumun odağının, halkın odağının her iki dosyanın aslında birlikte olduğuna çekinmesi ve bu sürecin bu şekilde yürütülmesi. Kamu görevlisi dosyası sürüncemede bırakıladabilir bir dosya bunun peşinden gideceğiz ama halkımızın da bu noktada hesap soracak şekilde dosyanın takipçisi olması hepimizin lehine olacaktır.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: İstifa eden bir görevli yok. Açığa alınmıştı bazıları 3 ay sonra iade edildiler ve şu anda ateş düştüğü yeri yakıyor. Nisanın annesi Altun Taşdemir’i görüyorsunuz. Evine de gittim ve gerçekten çok büyük acılar yaşayan bir anne, eşi kanser hastası çok büyük acılar ve hüzünler var ve adaletin gerçekleşmesi konusunda ailelerin kafasında çok büyük soru işaretleri var. Mağdurlar büyük bir adalet beklentisi içinde. Mahkemenin sayın hakimi de görüyoruz en azından iç rahatlatıyor. Sayın hakimin dosyaya hakim olduğunu çalıştığını da görüyoruz. Hukukçu arkadaşlarımız da bunu söyledi. Bu iyi bir gelişme ancak siyasi baskılar umarım mahkemeyi mağdur etmez, yönlendirmez, manipüle etmez. Şu an için gördüğümüz sayın hakim dosyaya çalışmış gelmiş ve biraz gecikme oldu ancak en azından ilk 4 gün neler yaşandı ne oldu?

Lütfi Sabri Batı: 4 günlük bir süreç içerisinde biz yaklaşık 2.5 güne yakın bir süreyi sanıkları dinleyerek geçirdik. Sanık savunmaları kısmında aslında kendi anlattıkları ile kendi anlattıklarını çürüttükleri bir mevzu ortaya çıktı. Bunun altında yatan sebep salonun içerisindeki, dışındaki toplumsal baskıydı. İçerisinde ciddi bir hesap sorma, ciddi bir adalet arayışı hissiyatı baskın çıktıkça ve sanıkların bu konudaki gerginlikleri arttıkça çelişmeye başladılar kendi ifadeleri ile ve bizim görebildiğimiz kadarıyla olay örgüsünü vefat eden babaları Kurtuluş Oransal işletmenin genelde başında duran orada bulunan en çok Dilovası’nda bulunan kişi babaları üzerine cezaevinde hayatını kaybeden babaları üzerine yıkma ve “Bizim bir alakamız yok. Biz burayı bilmeyiz, gitmeyiz.” Gibi bir tarz ile esas patronların kurtulma pratiği içerisinde olduğunu gördük ama gerek avukat soruları gerekse sonrasında gelen tanık beyanları ve tanıklara yaptırılan yüzleştirme, tanıkların tanıma tanımama simaen bilme durumları ile beraber aslında bu anlatılanın çöktüğü bir gerçeklik içerisindeyiz. Bu dosyaya ortada bir olay örgüsü varmış, olay örgüsünü hazırlayıp savunmalarını kendi hazırladıkları farazi olay örgüsü üzerine yapmaya gelmişler de bazı noktalardaki çatlaklar sebebi ile bu olay örgüsü dağılınca savunmaları içerisinde dahi suçu ikrar eden tavırları olmuş gibi geldi. Duruşma salonu etrafında, içerisinde çok ciddi bir adalet arayışı ve isteği var. bunun karşısında bazı sanıkların ezberlerin bozulduğunu görebiliyoruz. Duruşma boyunca sanık müdafisi meslektaşlarımızın birtakım tavırları müştekileri rahatsız etti. Ölen rahmetli işçileri suçlar nitelikte, bu işyerinden çıkamazlar mıydı? İşyeri krokisi alınsın. Ne şekilde ölmüşler gibi ekstra tartışmalara sebebiyet veren birtakım savunmaları, bazı acıların da saygı duyularak deşilmemesi gerekir. Duruşma salonu içerisinde böyle bir rahatsızlık ve öfke yarattı müştekiler tarafından. Bunlar dışında duruşma ağırlıklı olarak silsile içerisinde iyi gitti diyebiliriz. Beklediğimizden ve planlanandan uzundu. Heyet ile ilk görüşüldüğünde 2 gün içerisinde, ilk gün sanık sorgularını ikinci gün tanık ve müşteki sorgularını tamamlayacağı söylenmişti. 3. Günde sanık savunmaları dinlendi. Sorularımızı sorabildiğimiz sorgu yapabildiğimiz bir duruşmaydı. Bir menfaat çatışması tartışması vardı. 3 Oransal; Kurtuluş Oransal’ın oğulları esas patronlar. İsmail Oransal’ın eşi ve şirket ile ilişkili bir başka şirketin aynı şirkette olduklarını aralarında tüzel kişiliğin olmadığını düşünüyoruz ama başka bir şirketin ortağı ve İsmail eşi Aleyna ve dayıları Ali Osman Akat’ın avukatı aynı kişiydi duruşmanın tamamı boyunca. Biz bunun menfaat çatışması yarattığını sanıklar aleyhine bir savunma hakkı ihlali oluşturduğunu defaalte söyledi. Heyet duruşmanın sonunda değerlendireceğini söyledi ve burada menfaat çatışması var dedi. Birtakım savunmalar bu bakımdan eksik yapılmış olduğu için ilerleyen süreçte bunların tamamlanması söz konusu olacak. Bazı sanıklar tekrar savunma yapmak zorunda kalacak. Bunun dışında duruşma planı ve çalışması olarak kalabalık bir gruptuk. 40-50 kişiye yakın avukat grubu olarak iyi çalıştık ve bizce verimli geçtiğini düşünüyoruz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: İlk günün izlenimi sanırım sonraki günlerde de hakim oldu. Patron Kurtuluş Oransal cezaevinde kalp krizi ile vefat etti. Kamu görevlileri de yargılanmıyor şu aşamada ve çocukları da İsmail Oransal ve Ali Altay Oransal da suçu babalarına atarak buradan kurtulmaya çalışıyorlar. Genel en net görüntü buydu. Kritik nokta burası. “Bizimle alakamız yok babamız işleri yürütüyordu.” Deyip duruyorlar.

Lütfi Sabri Batı: Savunma yapan İsmail’in ertesi gün Altay Ali’nin beyanlarında; “Bizim Dilovası’ndaki yer ile alakamız yoktu babamız işletirdi burayı. Bizim kendi firmalarımız var. Biz bu markalar üzerinden geçimimizi sağlarız bu markalar ile yaşarız. Bu markaların üretimini yaparız.” Gibi beyanları oldu. Sonrasında biz kendi aramızda avukatlar olarak yaptığımız çalışmada; bu markaların Türkiye içerisinde üretim ve satışında bütün yetkiler Ravive Kozmetik’e ait olduğundan aslında aynı işyeri aynı işveren aynı şirket keza sonrasında hem birtakım sanıkların sorgularında söyledikleri beyan ettikleri ikrar ettikleri hem de tanıkların doğruladıkları şekilde bahsedilen ürünler de bu fabrikada üretildiğinde ayrı durum söz konusu değil çünkü bütün bu ürünler Ravive’nin tek çatısı altında ve “Biz buradan para kazanırız.” Dedikleri ürünleri de burada ürettiriyor bu kardeşler. Bunun yanında saçma iddiaları var; “Biz kendi ürünümüzü kendi şirketimize ait kendi imalathanemizde fason üretiyoruz.” Gibi hakimin “Böyle fason üretim mi olur?” diye tepkisi olmuştu. Tanımsal olarak mümkün değil. Bunun yanında hem tanık beyanları ile hem de başka deliller ile; bahsettikleri gibi “Arada gideriz, işyerini bilmeyiz, Dilovası’na gitmeyiz.” Beyanları asılsız. Dosyaya giren HTS kayıtları eksik. Kayıtlarda birer telefon değerlendirilmiş. İsmail’in beyanında 4 farklı telefon kayıtlı ve HTS kaydı değerlendirilmiş değil.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Diğer telefon HTS kayıtları değerlendirilecek mi? Kabul etti mi?

Lütfi Sabri Batı: Talep ettik İsmail’in kendi beyanında söylediği gibi operatör ile anlaşma yaparak şirket hattı olarak kaydettirdiği birini kaydettiği diğerlerini söylemediği, aslında şirketler üzerine kayıtlı tüm HTS’lerin değerlendirilmesini kabul ettik kabul kararı kurdu. Operatörlerden istenilecek ve değerlendirilecek. Bunlar dışında zaten tanık beyanları ile sabit; bu kardeşler bu işletmeye gelirlermiş. Bu işletmede görev dağılımı yaparlarmış. Bu işletme içerisinde kendi mallarını üretirlermiş. Kendi dünyaca ünlü parfümün fason üretimini burada yaptırırmış. Bunlar açık ve net durumlar. Buranın fiili yönetimine sahip mi değiller mi gibi tartışmaya gerek yok. İsmail Oransal adına bölme var bu işyerinde. Fason dolum yapılan dünyaca ünlü marka olan parfüm kardeşlerden birine ait parfüm, şişesi yanlış görmediysem 250 €’ya satılan bir parfüm oldukça pahalı bir parfüm. Parfümün üretiminin Çorlu’da yapıldığı ve irsaliyenin Çorlu’dan kesildiği yönünde iddialar var. Bizim temel iddiamız; bu dosyadaki yargılanması gereken, dosyada öldürme suçundan yargılanması gereken herkes yargılanmıyor. Bu dosya içerisinde yargılanmakta olan patronların dayısı olan Ali Osman Akat’ın da ki Akat ailesi 4 nesildir Türkiye çapında büyük bir kozmetik hanedanı diyebileceğimiz bir aile uzun zamandır kozmetik işi yapıyorlar. 3. Veya 4. Nesil Oransal kardeşler. Şu tip bulgulara da sahibiz. Bu kardeşler dayıları ile beraber iş yapıyorlar. Birtakım ürünlerin üretimi dış ticareti dayıları üzerinden yürütülüyor ve bu fabrikadan dayılarının haberdar olmasının da manası ve imkanı yok. Dolayısıyla biz burada daha geniş bir soruşturma yürütülmesi düşüncesindeyiz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Dayılarının da ürünleri Dilovası’nda Ravive’de üretiliyor değil mi?

Lütfi Sabri Batı: Eldeki kayıtlar tam ispat değil. Soruşturma içerisinde niyeyse 2022-2025 arasındaki defterler sokulmamış. Defterler getirilecek. İrsaliye kayıtları da getirilecek. Sonrasında bu konuda net bir şey söylemek mümkün olacaktır. Bu kardeşlerin işyerindeki üretimin yurtdışına pazarlanması konusunda Ali Osman Akat’a ait All İn One isimli firma aslında gayet aktif bir şekilde rol almış. Beyanlarında “Ben büyük balığım “balinayım” küçük balıkları etrafıma alırım büyüsünler diye. Ben onlara yurtdışı kapısını açtım. Büyük pazarlara çıkardım.” Gibi beyanı olmuştu. Bunun ilişkiden ibaret olduğunu düşünmüyoruz. Aile holdingi, şirketleşmesi var. bu sektörde çok kuvvetli bir aile. Dolayısıyla muhtemelen bir yardımlaşma ve emir komuta zinciri içerisinde vardır diye tahmin ediyoruz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: “Dayımızla konuşmuyoruz küsüz.” Dediler bakıyorsunuz ortak işler yapılmış, yurtdışına çıkış için bir organizasyon içindeler son anda bunu başaramıyorlar, bu tür çoğu yalan olduğu belli olan ifadeler vardı ortada açıkçası ve bir de dikkatimi çekti ilk gün “Trendyol’dan ben bu satışı yapıyorum.” Derken Ravive üzerinden sanırım Trendyol’dan sattıklarını söylediler. Bu da aslında her şeyi ortaya koyuyor gibi.

Lütfi Sabri Batı: Altan Ali sorgusunda bunun üzerine gittik. Kardeşler Ravive üzerinden kendi markalarını satıyorlar. Elde ettikleri gelirleri de bahane göstererek ihracatçı yeşil pasaporta almaya hak kazanmışlar. Kaçmak için kullanacak yeşil pasaportlar Ravive üzerinden kesilen faturalardan yapılan ticaretin sonucunda elde edilen faturalardı. Markaları için ve krem ürünleri için beyanları tanıklar ile doğrulandı. Kendi markalarına ait ürünlerin üretimini de içeride Dilovası’ndaki fabrikada yapıyorlar zaten.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bir şekilde babalarının üstüne atarak kurtulmaya çalışacaklar. Bazen deliller yetmiyor veya birtakım ifadeler kabul görebiliyor. “Evraklar Gökberk’in evinde niye çıktı?” “4 yıl önce unutmuşum.” Gibi ifadeler vardı. Tüm bunlara baktığınız zaman burada yargısal olarak bu ifadelerin kabul görmesi mümkün mü? Kararı sayın heyet verecek fakat biz de olayı mercek altında takip edeceğiz. 20 Mayıs’ta duruşmalar başlayacak orada olacağız. Buralardan kaçış yolu var mı?

Lütfi Sabri Batı: Delillerin ne şekilde değerlendirileceği heyete kalmış ama bu dosya siyasi bir dosya. İş cinayetinin siyasi olmasından kaynaklı doğalında siyasi bir dosya dolayısıyla bu dosyanın değerlendirilmesinde de verilecek kararda da öyle ya da böyle toplumsal tepkinin ve toplumsal olarak davayı takip etmenin etkisi büyük olacaktır. Beyanlar hukuken çok geçerli olabilecek beyanlar değiller ama Türkiye yargılamasında defalarca kez geçerli olamayacak şeylerin geçerli geçersiz olacak şeylerin geçerli olduğuna rast geldik. Aslında bu yargılamanın sonucuna etki edecek olan en önemli faktör içeride yapılan hukuki tartışmalar kadar bu davanın peşinden halkın koşması, bu davanın takipçisi olması olacaktır. Kandıra’ya kaçırılan bir davadan bahsediyoruz. Halktan kaçırılan bir davaya yüksek bir katılım olmasaydı biz belki bunu konuşamıyor olabilirdik. Bu duruşmanın görece iyi bir duruşma olarak geçtiğini konuşamıyor olabilirdik. 20 Mayıs’ta Kandıra’da devam edecek duruşmalar. Bu dava ile ilgili son sözü bu davayı takip eden mevzuyu öldürülen işçilerin hesabının sorulmasını iş cinayetlerinin politikliğini ve artık son bulması gerektiğini haykıran ve bu konunun takipçisi olan halk söyleyecektir ama bir hukukçu yorumu olarak; sanıkların suçtan kurtulmaya yönelik beyanlar verdikleri çok açık. Bir panik halindeler. “Hatırlamıyorum, emin değilim” gibi kesinlikten uzak, delil veya evrakla desteklenmeyen beyanlar silsilesinden bahsediyoruz. “Sanık olarak deliller ile desteklenmemiş beyanınızı değerlendirirken buna göre değerlendiririz.” Diyecektir diye tahmin ediyorum mahkeme. Bu dosya kapsamında en azından şirket yöneticisi olan kardeşlerin ve bu yanda aynı şirketin aynı merkezinde kurulu bulunan ve yönetilen kolonya bazlı ürünlerin pazarlanması ile uğraşan kardeşlerden birinin eşi ve lise arkadaşının sahibi olduğu ikinci şirketin sahiplerinin bu dört kişinin bu yargılama sonucunda ciddi cezalar alacağını düşünüyorum. Başka sorumluluklar da var.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Dayı Ali Osman Akat’ın siyasi kişilikler ile fotoğrafları her yerde var. Cumhurbaşkanı ile ve diğer yetkililer ile fotoğrafları, Türk Amerikan Derneği Başkanlıkları önemli bir siyasi kimlik, bu tür kamuoyu baskısından da rahatsız, ikinci gün benim de adımı anmış rahatsızlık dile getirmiş. Sizler önemli bir geleneğin temsilcisisiniz. Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi bir avukatsınız, Başkan Selçuk Kozağaçlı da iş cinayetleri konusunda çok büyük emekleri olan hukukçuydu ve onun bıraktığı yerden devam ediyorsunuz. Sizce bu siyasi davadaki ağır siyasi gölgeler adalete ne kadar etki edecek? Bu tür fotoğraflar Dilovası Parfüm Deposu’nun binasının 4 yıl boyunca yıkılmaması, önünde çekilen AK Partili vekiller ile Cemil Yaman ve diğer insanların varlıkları, İlyas Şeker’in o bölgedeki varlığı, Dilovası Belediye Başkanı’nın ruhsat konusundaki ihmalleri veyahutta göz yummaları, Çalışma Bakanı, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Kocaeli Valiliği tüm bunlar ile beraber ortada dev bir siyasi görünüm de var. Bir taraftan da dayının siyasi bağlantıları var. Diğer taraftan bina önünde iktidar partisi yetkililerinin fotoğrafları var. Bütün bunlar ile beraber sizce dava nasıl gider? Kamuoyu ne yapmalı?

Lütfi Sabri Batı: Bu dosya için bu yargılama aslında bir bölgenin anotomisine de ışık tutan bir yargılama. Dilovası gerçekliği var. Neredeyse %90’ına yakını kaçak binalardan oluşan, güvencesiz çalışmanın had safhada olduğu, kaçak imalathanelerin sayıca çok fazla olduğu, toplumsal cinsiyetin durumu etkisi altında kadınların harçlık çıkarma, günlük hayattaki geçimlerini sağlama kaygısı ile kaçak bir şekilde güvencesiz yevmiye usulü bir gerçeklikten bahsediyoruz. Dilovası’nın bu bir gerçekliği. Bu gerçeklikte mücadeleye ihtiyacımız var çünkü bugün yaşanan katliam münferit değil. Bu katliam yaşanmasaydı Dilovası’nda başka katliam yaşanabilirdi ki hala aymazlık söz konusu sonuç olarak biz 5 seneye yakın bir süre boyunca hakkında yıkım kararı olan bir binayı yıkmayan bir belediye, yangından 5 gün sonra yangından mal kaçırır gibi yıktı binayı.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bilirkişi raporu çıktı fakat sizlerin itirazlarının olduğunu biliyorum. Yeni bir bilirkişi raporu nasıl olacak?

Lütfi Sabri Batı: Bilirkişi raporu ile temel itirazlarımız değerlendirmeye ilişkin kusur değerlendirmesi problemi yaşıyoruz. Burada bir sorumlulukların iç içe geçmesi durumu söz konusu. Kamu görevlilerinin sorumluluğu tartışması yapmadan kamu görevlisi olmayanların sorumluluk tartışması yapmakta saçma. Burada iki farklı sorumluluk yok. Burada 7 insanın ölümüne sebebiyet veren ve göz göre göre gelen bir katliam var. bu katliamı hazırlayan onlarca farklı faktör var. burada bina sahibi de yargılanıyor. Bina sahibi; binanın kaçak olmasından kaynaklı güvenli olmamasından kaynaklı güvensiz binanın işyeri olarak kullanılmasından yargılanıyor. Binanın güvenlik önlemlerinin alınmamasına teşvikte bulunan çeşitli bürokratlar yargılanmıyor. Binayı yıkmayan belediyenin yetkilileri yargılanmıyor. İşyerinin denetimini sağlamayan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yetkilileri yargılanmıyor. Onun yerine iş sağlığı ve iş güvenliği uzmanlığı şirketindeki işyeri hekimleri yargılanıyor. Bunlar yargılansınlar sorumlulukları var ama bunların sorumlulukları kamu görevlilerinin sorumluluklarından dışlanmadığı gibi bağlı sorumluluklar. Rapordaki en temel itirazımız kamu görevlilerinin sorumlulukları üzerine tartışma yürütmeden, kamu görevlilerinin sorumlulukları üzerine rapor hazırlamadan kimin ne sorumluluğu olduğunu tartışamazsınız ve bu sonrasında bozma sebebi olur. Başta konuştuğumuz şekli de yarın öbür gün bunu tahliye meselesi haline getirirler. Uzun tutukluluk diye tartışılır. Ortada gerçeklik var; 4 sanık bakımından 7 müebbet isteniyor davada. Olası kastta ama nitelikli halden öldürmeye sebepten ağırlaştırılmış müebbetten 7 müebbet talep edilen davadan bahsediyoruz ama bu işin sonunda Hendek’teki gibi bir durumla karşılaşma durumumuz var. Hendek’te onlarca yılla yargılanan ve olumlu yönde Yargıtay kararına rağmen tahliye edilen patron gördük. Benzer bir şey oluşmaması adına itiraza sahibiz keza burada ölen işçi üzerinde, bu çok sık karşılaştığımız bir şey. Bizi öldürüyorlar! Bizi, işçileri, emekçileri, işçilerden yana olanları, gerekirse almadıkları önlemler ile kar hırsları ile bizi öldürüyorlar dönüp “Biz sizi öldürdük ama kurşunu sizden biri sıktı.” Diyorlar. Sen o patlama yaratacak koşullar oluştururken asli sorumluluğu işçiye yüklüyemezsin. Asli sorumluluğun işçiye yüklenme meselesi var. ölülerin üzerine atmaya çalışıyorlar. Kendi ölülerine yamamaya çalışıyorlar yargılamadaki suçu. Bunu yaparken ölmüş işçilere de kusur atfetmeye çalışıyorlar. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Bu işçiler burada öldüler. Tartışmanın dışında bir şey. Bu koşulları siz ürettiniz. Bu koşulları sizin yarattığınız koşullar yüzünden öldü. Başlatan fiilin ne olduğundan ziyade sizin yarattığınız koşulların ne kadar ölümcül sonuçlar doğurduğunu tartışmamız gerekirken bizim tartıştığımız şey; kıvılcım neden çıktı? Yangın nasıl engellenmedi? İşçiler niye kaçamadı?” İşçiler niye kaçmadı? Şeklinde tartışma yaratmaya çalışıyorlar duruşma içinde. Bunlar tartışılması gereken şeyler değil. Tartışılması gereken şey; burayı adeta patlamaya hazır bomba haline getiren koşullar yaratılırken siz neredeydiniz? Bu koşulları gördünüz biliyordunuz. İlk çıkacak kıvılcım ile oranın patlama, onlarca insanın ölme çünkü bazı günler çok iş var diye mahalledeki 8-9-10 yaşından itibaren çocukları toplayıp yevmiye karşılığında parfüm dolumu yaptırıyorlarmış. Bu başka gün de olabilirdi. İçeride onlarca çocukta olabilirdi bu koşullar oluşurken önlemeyip, önlemeyen kamu görevlilerini ayırıyorum. Bu koşulları oluşturanlar sorumluluk bakımından farklı bir sorumluluk statüsü içerisinde ama içeride çalışan işçi içeride çalışan yanarak ölen işçinin yapmış olduğu bir hareket asli kusur olarak tartışılıyor ve itirazımız buna. Bu tartışılmaz. Bu kıvılcımın bir patlamaya, bir yangına yedi kişinin öldüğü bir katliama dönüşmesine sebebiyet veren koşulları oluşturanların sorumluluğudur. O kıvılcımın çıkmamasını sağlamak da işverenin sorumluluğu. Bizim raporla ilgili temel tartışmalarımızdan biri bu. Bu dosyanın aydınlanması bakımından, bu şekilde, mevcut şekliyle, üzerine herhangi bir siyasi gölge düşmeden devam etmesi bakımından, Daha önce de söylediğim gibi aslında halkın, toplumun bu dosyayı takibi çok önemli. Çünkü halk bu dosyayı takip ettikçe içerisindeki çelişkileri görüyor ve kendi günlük hayatının çelişkilerini görüyor. Bakıyor, biri var, kozmetik patronu., bilmem ne derneği üyesi. Geliyor duruşmaya, yeğenlerini kaçırmaya çalışmış. Yargılandığı suç. En azından şimdilik bu. Geliyor, “orada benim üzerimden prim kasacaksınız” gibi bir histeriyle oradaki müşteki yakınları, müştekileri, oradaki müşteki avukatlarını adeta azarlamaya, onların üzerine saldırmaya, onlara bir nevi hakaret etmeye varıyor. Bu bahsettiğimiz Ali Osman Kat’ın müşteki avukatlarına sataşması, “siz benden prim kasacaksınız, o yüzden buradasınız.” demesi. Kendisi zaten kendisi hakkında yapılan bir habere çok içerleyip gazete küpürüyle geldi duruşmaya. Bu dosyaya girsin diye. Böyle bir, aslında narsistik bir rahatsızlıkla mücadele ediyoruz ve bu çelişkiyi, bu dosyayı takip edenler görüyorlar. Dolayısıyla aslında dosya takip edildikçe, dosyanın üzerindeki dikkat, odak arttıkça, bu dosyaya daha fazla bu çelişkiyi derinleştirmemek adına bu dosyaya yapılacak siyasi müdahalelerin de azalacağını düşünüyoruz. Toplumsal takip o kadar çok aydınlık, o kadar çok şeffaf bir yargılamak olur.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Önemli bilgiler verdiniz, 4 günü bir şekilde özetlediniz ve önemli noktalara temas ettiniz. Biz bu davayı takip edeceğiz. Belki uzun sürecek, boyutlanacak, genişleyecek ve bir şekilde adaletin tecelli etmesi için hepimiz uğraş vereceğiz. Çok teşekkür ederiz. Çok sağ olun.

Değerli izleyenler programımızın ikinci bölümünde de yine bir başka katliam davası. O belki bugünlerde çok popüler değil ancak unutmamak gerekiyor. Katliamlar unutulmaz ve hatırlanması lazım. Gayrettepe gece kulübü katliamı davası. Mağdur yakınları çırpınıyor, gayret ediyorlar. Onları bu akşam programımıza konuk ettik ve 2 Nisan’da bir açıklamaları olacak. Sözü hiç uzatmadan kendilerine verelim. Emine Kaya Baş hoş geldiniz.

Emine Kaya Baş:Olay biliyorsunuz 2 Nisan 2024 yılında öğle vakti 12.44’te meydana geldi. 29 kişi tesadüfen ama 29 kişi vefat etti. Sayı aslında bunun çok çok daha üstünde olabilirdi. Olmaması için de hiçbir sebep yok. Bizim de davalarımız 4-4,5 ay sonra başladı. 2024 Yılında, Temmuz ayında başladı. O gün bugündür, devam ediyoruz. 13. Celseyi bitirdik. 14. Celseyi de 18 Mayıs’ta görülecek ama biz bir arpa boyu yol alamadık, ilerlemiyor. Bilirkişi raporları çıkmıyor ya da çıksa da istenildiği gibi çıkmıyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Üstünden iki yıl geçti daha hiçbir ilerleme yok diyorsunuz net.

Emine Kaya Baş: Yok bir de biz 5-6 mahkeme zaten 10 mahkeme Silivri’de görüldü bizim davamız ve gerçekten çok yalnız kaldık. Biz 5-6 mahkeme Masquerade gece kulübü personelinin niçin orada olduğunu konuştuk. Niçin oradaydı? Mesela apartmandakiler ölümden kurtuldu. Gece yarısı insanlar eğlenmeye geldiğinde bin kişi olsaydı ölseydi ya da o yangın zaten ses yalıtım malzemesi var duvarlara döşenen her yerden söküyorlar bir parça bir loca var orada bırakıyorlar bir parçası kaynaktan çıkan kıvılcım oraya sıçrıyor ve oradan çıkan dumanlı gazla alevleniyor. Kendi aralarında bir şekilde söndürüyorlar. Oradan çıkan duman herkesi zehirliyor birkaç saniye içerisinde. Zaten olay 4-5 dakika sürüyor ve kimse kurtulamıyor. Gece yarısı çıksaydı, bin kişi ölseydi ya da apartmandaki insanlar ölseydi şunu mu konuşacaktık? “Niçin evlerindeydi? Ya da niçin sokaktan geçiyordu? Niçin insanlar eğlenmeye geldi?” Bunu mu konuşacaktık? Biz bakın fütursuz bir şekilde 5-6 mahkeme Masquerade personelinin niçin orada olduğunu konuştuk. Gelen tanıklara sürekli bunlar soruldu ve ben Dilovası’nın birinci gün mahkemesine de katıldım. Onlar adına gerçekten çok seviniyorum. Umarım daim olur ama kendi orada gördüklerim bizde hiç yoktu. Kendi adımıza da gerçekten çok üzüldüm. Orada olmayan bizde çok şey oldu. Mesela tanık konuşuyor. Belli çözülecek, saçmalayacak belli. Tanık konuşurken nasıl ara verilebilir? Ben normal bir vatandaşım ve sadece mantık zekasıyla hareket ediyorum. Doğru soruları sormadı, sıkıştırmadı. Her şey ortada. 29 insan orada ve bu davalar birbirinin benzeri. Biz birinci duruşmaya sanık avukatı Engin Çelebi şöyle başladı; “Çok mu oyalandılar? İsteseler de çıkamazlar mıydı?” böyle başladık ve sonraki devam eden davalarda da. Sonraki davalarda da devam etti. “Yangından mı öldüler? Öyle mi öldüler?”  böyle o kadar çok saçma şeyler yaşıyoruz ki orada ve mahkeme heyetinin de bizi sarıp sarmalamadığını düşünüyorum. Kendi adıma o şekilde düşünüyorum çünkü o böyle konuştuğunda müdahale edilmedi. Bizler bağırdığımızda bizi mahkeme salonunun dışına çıkarttılar, bizi attılar. O kadar çok saçma şeyler oluyor ki. Bir de bizim davamızda şöyle bir şey var; kağıt üstünde sorumlu olanlar var. Bir de kağıt üstünde sorumlu olmayan ama sorumlu olan kişiler var. Şu an 29 insan katliama uğradı. Şu an 4 tutuklu var. Belediyeden ve itfaiyeden ve diğer sanıklardan tutuksuz yargılananlar var. İnanın yurt dışı yasağı bile yok. Yurt dışına çıkma yasağı bile koymadılar. Son üç mahkememizde Çağlayan Adliyesi’nde görülüyor. Bu sefer de buraya geldik. Üç mahkemedir, Çağlayan Adliyesi gibi bir yerde, metropol bir yerde, bir adliyede ses sistemi nasıl olmaz? Küçücük bir salon, bizi içeriye tıkıyorlar, ses asla arkaya gelmiyor. Kaç defa bunu belirttik, asla düzeltmiyorlar. 11. Mahkememizde sadece sanık yakınlarını ve sanık çalışanlarını içeri aldılar biliyor musunuz? Bizden gelen hiç kimseyi almadılar. Merdivenle bir kat üstüne çıkıyorsun, nasıl bunu ayarlayabildiniz? Bunu nasıl ayarlayabiliyorsunuz? Biz itiraz ettiğimizde kesinlikle bunu dikkate almadılar ve o şekilde dava görülmeye devam etti. Zaten ilk mahkemede ilk başkanımız bizim mahkeme heyeti de değişti. Bize Silivri’de “Çok sesinizi çıkartırsanız bu mahkemeler uzar.” dedi. Zaten biz çok ağır bir şok içerisindeydik. Zaten sesimizi çıkartacak halimiz de yoktu gerçekten. Biz sessiz kaldık. Bir de zaten yaş grubu olarak mahkemeye biliyoruz kamuda biz okullarda bile hocamız geçerken böyle hazır ola geçerdik o geçerken. Öyle bir nesil zaten orada bulunuyor. Ne kadar ne yapabilir çok şoktaydık ama biz sesimizi çıkarmadık yine mahkemeler uzadı. Bakın 14. Davayı göreceğiz Mayıs ayında. Biz bir arpa boyu yol alamadık. En son bilirkişi raporu tekrar çıktı. Burada belediyenin suçsuz olduğuna karar verilmiş. İçeridekiler panik yapıp dışarı çıkamadıklarını beyan etmişler ve biz gerçekten kime güveneceğimizi de hiç bilmiyoruz. Burası bir pasaj içi. 3. kapı diye geçiyor Bilirkişi raporunda. Bakın burası, burada iki tane kapı var devamında aslında. Merdivene doğru hemen sola döndüğünüzde yine merdivene iniyorsunuz. Bir kapı orası geçiyor. Bir apartmanın arkasında bir kapı daha var. Bilirkişi heyeti buraya kapı demiş. Burası aslında yandaki elektrikçi gibi bir mağaza. Burasının içinde bir tane daha kapı var. Kulübün içinde asma kata çıkıyor. Buradan üç kişi çıkıyor. Yöneticiler yönetici kısmında. Kapıya biri vuruyor. Onun eşim olduğunu söylemişlerdi o zaman sonra inkar ettiler. Hemen çıkıyorlar içeride elektrik gidiyor. Sonra kendi telefonunun ışığıyla gidiyor çekmecesinden anahtarı alıyor. Buradan birazcık kepenk açılıyor. Bunun altından gidiyorlar. Buraya kapı diyor. Velev ki kapı. Bu saatte bu arada olay gününe ait. 12.44’Te çıktı. Saat şurada yazıyor 12.45. Buna kapı diyorlar ya ve bu iki kapı da bu apartmanın ya da bu pasajın dışına değil, içine çıkıyor. Ben bilirkişi heyetine de güvenmeyeceksem kime güvenmem gerekiyor?

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Dışarı açılan kafası yok mu?

Emine Kaya Baş: Bir tane dışarıda personel ve mal kabul var dışarıda. O da apartmanın arka tarafına düşüyor. Önden gören orada bir çıkış kapısı olduğunu zaten bilmez. İçerisi labirent gibi. Burası da gördüğünüz gibi pasajın içi. Şurası kulübe ait bir mağaza burası normalde. Gece buralar çok ışıklandırılıyor. Bambaşka bir şeye dönüşüyor. Burasının kepengi kapanıyor. Burası açılıyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bina gece kulübünün yapılmasına izin vermiş mi? Bu tür binalarda bina izni gerekiyor.

Emine Kaya Baş: Bu yer ilk önce sinema salonu, ATV’ye ait bir şey olarak açılıyor sanırım. 87 civarlarında açılıyor burası. Burada bir yangın çıkış kapısına vesaire de uymuyor. Hiçbir şekilde ruhsatı da uymuyor. Ruhsat da verilmemesi gerekiyor ama Beşiktaş Belediyesi’nden defalarca ruhsat almış. En sonuncu ruhsat 2022 yılında içkili restoran ruhsatı almış. Ben ruhsatı veren kişi Nilüfer diye biri vardı. Ona sordum. İçkili restoran ruhsatıyla bir gece kulübünün ruhsatı aynı şey mi dedim. “Bana mı soruyorsun?” diyor. Evet dedim size soruyorum çünkü içkili restoran dediğiniz kare kare masalar, dörder kişilik masa sandalyeler en fazla 150-200 kişi alır ama gece kulübü dendiğinde stantlar oluyor ve ben zaten eşimden dolayı biliyorum 1000 kişi, 1500 kişi alıyor burası. Bu şaka gibi ve aynı zamanda 2010 Yılında bir vatandaş orada şikayet etmiş burayı ve söylediklerini okuyorum size; “ Önce Discorium diye bir gece kulübü olarak açılıyor. 20.10.2010 tarihli dilekçede ilgili gece kulübünün her yıl denetlemeden geçici ruhsat verilerek çalıştırıldığını. Her yıl farklı dekorlar yapılarak proje dışına çıkıldığını, binada yangın güvenlik önlemleri, yangın çıkışı vs. denetimlerinin yapılmadığını, güvenlik önlemlerinin hiçe sayıldığını belirterek şikayet edenlerin işletme sahiplerince tehdit edildiği konunun ivedilikle incelenmesi ve denetlenmesini talep edildiğini söylemişler.” Bu dilekçe İstanbul Valiliği’ne gidiyor, Beşiktaş Kaymakamlığı’na gidiyor, Beşiktaş Belediyesi’ne gidiyor, İBB İtfaiye Daire Başkanlığı’na gidiyor. Sürünüyor, sürünüyor. En son sonuç adı geçen yere tetkik için gidildiğinde yetkilisi olmadığı gerekçesi ile kontrol edilememiştir.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: En sonunda da bu dilekçe doğru düzgün bir cevap alamıyor .

Emine Kaya Baş:Hayır, alınamamış. Bir de  verdikleri cevap da çok saçma. Trajikomik bir şey . Gitmişler, işverenleri bulamamışlar. Burada böyle sürüncemede kalmış ve aynı zamanda bize yöneticiyi apartmanın yöneticisiyle mal sahibini defalarca talep ediyor olmamıza rağmen tanık olarak çağırmadılar çünkü ben yöneticinin hemen o panikle, doğalgazla elektriği kestiğini öğrenmiştim ve zaten yangın başlar başlamaz, elektrikler gidiyor, zifiri karanlığa dönüşüyor ve insanlar da yönünü bulamıyor. Bir de çok fazla duman altında kalıyor içerisi. İtfaiyeciler önündeki ledlerle ayaklarını göremiyorlarmış. Öyle bir içeride duman var ve ben yöneticinin bir yerde konuşmasını dinledim. Orada yönetici olan kulübün içerisindeki yönetici olan Berna Çaltepe’nin ve sanık avukatı Engin Çelebi’nin ifadeleri gibi röportaj veriyor. Onların iftara geldiğini vesaire ve bizim bilirkişi raporunda bu tadilat basit tadilat diye geçiyor. Basit tadilat değil, inanın inşaat. Evet her sene tadilat yapıyorlardı ama onlar gerçekten tadilattı. Burası bildiğiniz inşaattı. Hatta bir mimar bağlandı. Benim tanıdığım mimarlarda söyledi. 3 Aydan önce bitmez. 3 Ayda bitmeyen şey en son 20.gün 1 hafta vardı bayrama. Arife gününe yetiştirmek için bu şekilde davrandılar ve 29 insanı bizden çaldılar.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bu tadilatın takip sorumluluğu kimde demiştiniz?

Emine Kaya Baş: Beşiktaş Belediyesi.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki şu anda tutuklu yargılanan 4 kişi kim? Hangi görevli?

Emine Kaya Baş: 2 Tane işletme sahibi var. 2 Tane de taşeron firma var. Geri kalanı kamudan. Bir kısmı yine taşeron firma ve %50 hissedar olanlar.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Beşiktaş Belediyesi’nden yargılanan var mı?

Emine Kaya Baş: Yargılanıyorlar ama tutuksuz yargılanıyorlar. En son çıkan raporda da onların bir suçunun olmadığına karar verilmiş. Ben Beşiktaş Belediyesi’nden  sadece    burada  Dilovası’nda da gördük. Kamu  kuruluşlarının hepsi yetkili olan hepsi. Ben Bakan’ı tanımıyorum. Ben o ruhsata imza atan memuru tanımıyorum. O mimarı tanımıyorum. O göz yuman zabıtayı tanımıyorum. Düşünebiliyor musunuz bu insanlar benim tanımadığım insanlar 29 kişinin hayatını en temel olan yaşam hakkını bir imza ile ellerinden alabiliyorlar ve kalan ailelerin de hayatını söndürüyorlar. Bakın herkese geçmiş olabilir. 2 yıldır bize hiç zaman geçmedi. Üstüne üstelik hem en temel yaşam hakkımız elimizden alınıyor imzalarla, en temel hakkımız olan adaleti bize sağlamıyorlar. Ben 2 yıldır buralarda sürünmek zorunda mıyım ya?

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki o tadilat izinsiz miydi? Kafalarından mı tadilat yapıyorlar?

Emine Kaya Baş: Sanık Şehzade Şazi Şekergümüş ilk duruşmada ifadesinde şunu kullandı. Dedi ki: “Ben bir izin alınacağını bilmiyorum. Benim Beyoğlu’nda, Şişli’de, Osmanbey’de mekanlarım var. Ben Beşiktaş Belediyesi’ne gittim. Onların bana gösterdiği yerlere ben bağış yaptım.” dedi. Bakın bizler kaç yaşında insanız . “Ben bağış yaptım.” dedi. Bağışın karşılığında bu tadilatın yapılma meselesi var.. Mesela Ekrem İmamoğlu’nun o gün bir açıklaması vardı kapının önünde. “Kaçak tadilat yapılmış burada.” diyor. Vekilim siz bu konuda yetkilisiniz. Ben normal bir vatandaşım. Bir bakanlık, bir belediye, bir zabıta, bir itfaiye müdürlüğü bunu söyleyemez. Bunun ucundaki çünkü Beşiktaş Belediyesi’ne de çok yakın burası. 2 Adım ötesi zabıta zaten. Koskocaman tadilat yapılmış içeriden molozlar çıkartılmış. Kaçak yapmışlar diyemezsin burası dağın başında değil.  Kaçak yaptıysa bile görüyorsun zaten. Orası çünkü İstanbul’un en metropol, en işlek, en elit semti. Neye güveneceğiz biz? Vekilim biz yorulduk.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: “Ben hediye aldığım böylece işi hallettim.” dedikten sonra da mı kamu görevlileri  yargılanmıyor?

Emine Kaya Baş: Hayır hiçbir şekilde. Size bizim mahkemeyi anlatmam mümkün değil. Bize tam 13 mahkeme boyunca sessiz bir şiddet uygulanıyor, psikolojik şiddet uygulanıyor. Biz, ben ve benim gibi aileler var, 13 Davayı da hiçbir şey çıkmamasına rağmen her zaman oraya gittik ve şu duyguyla gittik. “Bir şey çıkmayacak. Müşteki avukatları ve bizler sürekli taleplerde bulunuyoruz. Bir tanesi mi karşılanmaz? Biz demiyoruz ki olası kasttan yargılanmıyorlar, taksirliden yargılanıyorlar. Biz olası kasttan yargılanıyorlar da siz bunları idam edin mi dedik, demedik. Biz gayet makul ve olması gerektiği şekilde taleplerde bulunuyoruz. İçeride üç boyutlu bir çalışma yapılsın. O yönetici elektriği ve doğalgazı kapattığında bir etkisi oldu mu? Buna bir yetkisi var mı? Mal sahibi niçin orada olmuyor. Onun bir sorumluluğu var mı? Bunların hiçbiri ve bunu nasıl da denk getirdiler bilmiyorum eşimin çalışma arkadaşları, hayatta kalan çalışma arkadaşları 3 saniye ile 6 dakika ile kurtulanlar sanki özellikle seçilmiş gibi başkan soruyor diyor ki: “Niçin oradaydınız? Niçin gidiyordunuz? Arkadaşlarınız niçin gitti?” diyor. Biri dedi ki: “Kendilerini göstermek için.” biri dedi ki: “Çay içmeye gidiyoruz.” biri dedi ki: “İş yerimizi çok seviyorduk.” zaten sanık da bu şekilde ifade etti; “Ben kesinlikle gelmelerini istemiyordum. Onlar sevdiği için geliyorlarmış, benim haberim yok.” diyor. Oysa ki kamera görüntüleri var 20 gün boyunca. Ayrıca başkan dönüp de buradaki Dilovası’ndaki gibi dönüp de “Biz bunları izledik, görüntülerde bunlar bunlar var, sen bu ifadeyi nasıl verebiliyorsun?” demiyor. Size psikolojik durumumuzu anlatamam. Gerçekten hem dava olarak çok yalnız kaldık, muhalefetle iktidar arasında sıkıştı kaldı ve ben sürekli çağrı yapmaktan, sürekli konuşmaktan en basit canımı aldın ya. Adaleti sağla ya adaleti sağla bari. En son Başkan’a ben şunu sordum; Bu davaya kim karar veriyor? Söyleyin biz ona gidelim. Bakın yorulduk içimizde 77 Yaşında insanda var küçücük çocuğunu, 17 yaşında çocuğunu kaybeden var. 18 Yaşında çocuğunu kaybeden var. 4 Aylık evli çocuğunu kaybeden var. Kardeşini kaybeden var. Abisini kaybeden var. Arkada 29 insanın geleceğini, geçmişini 5 dakikada söndürdüler. Biz iyi olmaya çalışıyoruz, iyi insanlar olalım, düzgün kalalım diye uğraşırken geliyor biri, bir imzayla senin bütün hayatına karar verebiliyor. Hem gidenin hem kalanın. Öncesinde de başka davaları da takip ediyordum, gündemi de takip ediyordum. Genelde hep yerlerde sürünüyorum. Davaya doğru birazcık kaldırıyorum ya da bir şey yapılması gerekiyorsa kaldırıyorum. Ben o zaman o kadar çok şoka girdim ki bir sene boyunca ve şlk defa acı o kadar zor ki. Ben zannettim ki üzülmekle acı çekmek arasında çok fark varmış. Birine üzülmek bir başkasının kaybına üzülmek gibi değilmiş. Bu bizim hiç tanımadığımız bir duygu ve gerçekten çok zorlanıyorum. Ben dedim ki: “Benim içime düşen ateş başkasının içine düşmesin. Bu kadar insan hayatı kolay olmamalı, bu kadar basit olmamalı.” Bakın İSİG Meclisi’nin verilerine göre yılda 2000’in üzerinde işçi ölüyor. Dilovası’nda sanık avukatı şöyle bir beyan verebiliyor, düşünebiliyor musunuz? Diyor ki: “Benim patronum niçin burada? İnşaattan işçi ölüyor. Orada şantiye şefi yargılanıyor. Biz iflas verdik. Bir an önce bu mahkemelerin bitip patronumun dışarı çıkması gerekiyor.” diyor. Bakın bu cezasızlık algısının gelmiş olduğu son nokta. Aileler kendilerini suçlu hissediyor biliyor musunuz? Dava ilerlemezse eğer, bir şeyler yapılmazsa aileler kendini suçlu hissediyor ve ben sanıklarda, kamu personelinde asla ve asla o yüzlerinde 29 insan ölmüş ibaresini görmedim.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Gerçekten çok korkunç. Bir duyuruyla programımızı bitirelim. Siz 2 Nisan’da bir açıklama yapacaksınız ve ardından 14. Duruşma gerçekleşecek. Bunlarla ilgili de bir duyuru ve çağrı yapın. Emine Kaya Baş, merhum Özkan Baş’ın eşi davayı ısrarla takip ediyor.

Emine Kaya Baş: 2 Nisan perşembe  günü akşam 18.30’da Gayrettepe’de Yıldız Posta Caddesi’nde Masquerade gece kulübünün önünde bir anma düzenleyeceğiz ve herkesi davet ediyoruz çünkü bu mahkemelerin vaktinde ve haklı bir şekilde olası kasttan bitmesi için bizim kamu desteğine ihtiyacımız var. Halkın desteğine ihtiyacımız var. 1 Mayıs da geliyor. Lütfen oradaki enerjilerinizin bir bölümünü bu mahkemelerde bulunarak harcayın. Asıl buralarda bizim sizlere ihtiyacımız var ve ayın 18’inde de Çağlayan Adliyesi’nde 14. Davamız görülecek. Yanımızda olun hiçbir acı yalnız başına yaşanmak zorunda değil. Bu kadar tek başına olmak zorunda değil. Biz kendimizi ve sevdiklerimizi çok değersiz hissettik yer yer. İnanamadık bazı şeylere de. Lütfen herkes yanımızda olsun. Israrla biz nasıl ısrar ediyorsak biz sizler için ısrar ediyoruz. Biz nasıl ısrar ediyorsak sizler de ısrarcı olun.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bu bina şu anda ayakta mı?

Emine Kaya Baş: Her şey yolunda ve hiçbir şey olmamış gibi. Gayrettepe’de geçen sene de amma yaptık. Ne apartmandakiler indi ne bizim eşlerimiz kardeşlerimiz orada çok uzun senelerdir çalışıyor herkes birbirini tanıyor. Bütün apartmandakiler tanıyor. Yanımıza bile inmediler. Bu gerçekten çok kırıcı oluyor. Asıl Mecidiyeköy, Gayrettepe, Şişli, Osmanbey onların ayağa kalkması gerekiyor. Bakın o malzeme, ses yalıtım malzemesi döşeli olsaydı, bir gece yarısı çıksaydı herkes evinde gece uyurken ölecekti. Bunun için bilirkişi olmaya bile gerek yok. Faili meçhul bir cinayet davası görmüyoruz biz burada. Her şey ortada. Ben Bolu Kartalkaya’yı ve Dilovası’nı  görünce bunu söylerken utanıyorum biraz ama kıskandım . Kendimi de sevdiğimi de çok değersiz hissettim. Kimse gelmedi. Herkes her yere gidiyor. Ben bu halde Dilovası’na katıldım.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Gerçekten çok üzgünsünüz. Yüreğiniz yanıyor bunu hissediyorum. Çok haklısınız. Gerçekten çok haklısınız. Çok acımasız, vicdansız bir şekilde, çok acil bir şekilde adaletin tecelli etmesi gereken bir davada iki yıldır tek bir adım atılmış değil, boş işlerle uğraşılıyor ve sizler maalesef yüreği yanarak bu durumu takip ediyorsunuz. Duyurularınızı yaptınız. Biz de kamuoyunu duyarlığa davet edelim. Bu davayı takip edin. “İlla gündemde olması gerekmiyor. 2 yıl üstünden geçti. Biz unuttuk gitti. Ne yapalım.” demeyin lütfen. Davayı takip edin. Çok büyük bir mağduriyet var. Büyük bir hukuksuzluk var. Ne kadar konuşsak az. Umarım adalete kavuşursunuz. Biz de bunun için uğraş vereceğiz.

Emine Kaya Baş: Tek temennimiz adaletin sağlanması geride kalanlar için bu adalet gerekli.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Değerli izleyenler bu akşam da programımızı burada bitiriyoruz. Haftaya salı günü saat 21.00’da yine bir başka ÖFG TV’de birlikte olacağız inşallah. Hayırlı akşamlar, hoşça kalın.

Yorumlar