2 Haziran 2026
ÖFG TV’den herkese merhaba. Her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile size sunduğumuz programımıza bugün de başlıyoruz.
Bugün bazı konularımız olacak. En başta Türkiye ve İsrail arasındaki kirli anlaşma! Bakın bugün haberlere yansıdı; Türkiye-İsrail hattında gizli rota diyor. Mahkeme kararı, hileli mekanizmayı ifşa etti! Hayfa’da görülen bir alacak davası varmış ve deniz ticaretinde ambargoyu delmek için kullanılan gizli rota gün yüzüne çıkmış. Gemilerin Türkiye’den yola çıktığı Mısır veya Kıbrıs’taki ara limanlarda evrak aklama işleminden geçirildiği ve ardından yüklerini İsrail’de boşalttığı mahkeme kayıtlarına yansıdı ve biz bunu aylardır söylemiyor muyuz arkadaşlar? Böyle çeşitli hileleler ile Türkiye ve İsrail arasındaki ticaretin devam ettiğini söylemiyor muyuz? Söylüyoruz! Bu gizli deniz ticaret ağı ilk kez resmi belgelerle ortaya konuldu. Biz öncesinde gemilerin rotaları üzerinden bunu ispatlıyorduk. Karar; bir yargıç geçtiğimiz günlerde Hayfa limanında demirli bulunan Haluk Lider adlı geminin ihtiyati haczinin kaldırılmasına hükmederek İsrail’e yönelik ticari kısıtlamaları aşma yöntemlerinin perde arkasını aralamış. Bu çok üzücü bir haber. Kabul edilecek bir haber değil. Ben öncelikle Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’a sesleniyorum; bu milletin meclisindeki bir vekil olarak çünkü iktidar mensubu değilim. Bu milletin meclisindeyim ve Meclis Başkanı’na defalarca; Sayın Numan Kurtulmuş bir çözüm bulun, böyle olmuyor. Meclis’te bir komisyon kuralım bu konuları takip edelim. Bakın hileli işlemler yapılıyor dedim ve geçiştirmişti “İnşallah bakarız Ömer bey” gibi laflar ile ve işin perde arkası ortaya çıktı! Sayın Numan Kurtulmuş bu konuda sizden bir cevap bekliyorum. Bakın kaç kez sorular soruyorum bana cevap vermiyorsunuz, veremiyorsunuz biliyorum. Siz de el mecbur diyerek sonra harun diyerek çıktığınız yolculuğa karun olarak devam ediyorsunuz maşallah!
Meclis Başkanlığı’ndan bir başka soru daha sormuştum! 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Raporu! Fetullahçı Terör Örgütü’nün darbe girişimi ile bu terör örgütünün faaliyetlerinin tüm yönleri ile araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan meclis araştırma komisyonu raporu! Böyle bir raporun tutanakları var ve bu rapor Meclis Başkanlığı’na soruluyor, Meclis Başkanı cevap veriyor Mustafa Şentop cevap vermiş; “Kayıtlarımızda böyle bir rapor yoktur.” Tamam da ben buldum! Meclis’in mahzenlerinde kayboldu denilen raporu bulduk arkadaşlar. İşte bakın burada! Bu rapor genel kurula indirilmemiş. Bakın Reşat Petek bey de bunu söyledi. “Biz bütün görüşmeleri tamamladık, video kaydı da var. Bu video kaydında eski AK Parti Burdur Milletvekili Sayın Reşat Petek dönemin Meclis Başkanı İsmail Kahraman’a bu raporu teslim ediyor. “Buyurun efendim görüşün.” Diyor. Sonra da rapor ortalıktan kayboluyor. Bakın raporu tekemmül ettirerek vermiş Meclis Başkanlığı’na Meclis Başkanlığı da tekemmül etmedi diyerek raporu buharlaştırmış, rapor ortalıkta yok ama rapor bize verilen cevaplarda da var. Süreyya Sadi Bilgiç’in bir cevabı var; bir cümle var orada. Diyor ki: “Kayıtlarımızda böyle bir rapor yok.” Nasıl kayıtlarında rapor yok? Reşat Petek İsmail Kahraman’a teslim etmiş raporu sonra da rapor buharlaştırılıvermiş! Havaya uçuvermiş! Bu olacak bir iş değil. Bakın sayfalarca rapor var. Bakın Sayın Reşat Petek İsmail Kahraman’a raporu sunuyor. Görüyorsunuz Temmuz 2017’de darbe girişiminden 1 yıl sonra Sayın Reşat Petek o dönemin Meclis Başkanı İsmail Kahraman’a kameralar önünde elimde tuttuğum raporu hani Meclis’in mahzenlerinde kayboldu diyorduk ya mahzenlerden buldum arkadaşlar. Böyle komedi olur mu arkadaşlar! Rapor çıkmış ortaya meclis başkanvekili Süreyya Sadi Bilgiç dönemin 2019’da sanırım Sayın Özgür Özel’in soru önergesine verdiği cevapta demiş ki: “Bizim kayıtlarda böyle bir rapor yok.” Diye cevap vermiş! Bakın soru önerge ve cevabı burada. Daha sonra Süreyya Sadi Bilgiç Mustafa Şentop döneminin Meclis Başkanvekili. Videoda görüyorsunuz; Sayın Reşat Petek, İsmail Kahraman’a teslim etmiş. Ya bu ne rezalet kardeşim? Bu ülkede Meclis Başkanlığı nasıl böyle bir yalan atar? İki aydır sorduk soru önergesiyle halen cevap veremiyorsun Sayın Numan Kurtuluş. Nerede bu rapor ya? Allah aşkına sana soruyorum nerede bu rapor? Ya Reşat Petek’in İsmail Kahraman’a kameralar önünde teslim ettiği bir rapordan bahsediyoruz. Hani şu mahzenlerde bulduk. Olacak iş değil arkadaşlar ve bu raporu ortaya çıkarın kardeşim. Kaç tane soru sorduk. Soru Önergemiz ile sorular sorduk hala cevap alamıyoruz. Biz bu konuda bir cevap bekliyoruz arkadaşlar. Bu milletin, meclisinin milletvekili olarak bu ciddiyetsizliği kabul etmiyorum. Sayın Numan Kurtulmuş, bakın size daha öncesinde de meclis başkanlığına teslim edilmiş bir rapor var. Bunun genel kurula getirilmesi lazımdı. Getirmemişler. “Yok işte tekemmül etmemiştir.” Ya ne tekemmül etmemiştir? Allah aşkına kardeşim tekemmül ettirin. 2017’den beri neyi tekemmül ettiremiyorsunuz? Koca millet meclisi başkanlığı yani bu ülkenin on yıldır en önemli problemi olan bir konu hakkında rapor hazırlanıyor ve öyle böyle denilerek raporu yok ediveriyor, buharlaştırıveriyor. Nerede bu rapor ya? Vallahi rapor bende yani. Bakın buyurun ben size göstereyim. Reşat Petek’in teslim ettiği rapor burada işte. Peki siz bunu niye açıklamıyorsunuz? Yok tekemmül etmemiş. Tekemmül ettireyim. Allah aşkına elinizi tutan mı var? Yok öyleymiş böyleymiş! “Birisi damdan düştü, öbürsü oraya kaçtı, buraya geldi.” hani böyle bir durum mu? Ya Allah aşkına yani bu raporla ilgili ciddi bir şey söyleyin ya. Bakın 15 Temmuz’a gidiyoruz. Ben size her gün bunu soracağım Sayın Numan Kurtulmuş, böyle bir şey olamaz. Bize cevap vereceksiniz. Bu rapor çıkacak ortaya. Bakın ben soru önergemle de sormuşum. İki aya yakındır ben sormuşum ve bu konuda hala bir cevap yok. 24 soru sormuşuz ve esaslı soru. Tek birine bile cevap yok. Ben bu cevabı alana kadar Sayın Numan Kurtulmuş’a soracağım. Böyle iş olmaz arkadaşlar, böyle ciddiyetsizlik olmaz. Bu milletin meclis başkanı oluyorsun. Ondan sonra ciddiyetsiz işlere imza atıyorsunuz. Meclis’e ben 2018’de girdim. O zamanlar dediler ki: “15 Temmuz raporu yok.” E tamam, tamamlayın kardeşim, olsun, çıksın. “Yok efendim, geçmiş dönemde o artık eskidi gitti. Yeni döneme bakalım.” Allah Allah! Yani halimiz bu arkadaşlar. Türkiye toplumuna 86 milyona sesleniyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin hali bu arkadaşlar. Millet Meclisi Başkanlığı’nın bulamadığı raporu ben buldum. “Yok tekemmül etti.” denilerek törenle dönemin Meclis Başkanı İsmail Kahraman’a sunulan raporu işte biz burada size sunuyoruz arkadaşlar. İşte burada bakın fakat bunun resmiyet kazanması lazım. Genel kurulda görüşülmesi lazım. Tastamam tamamlanmış ve kendilerine teslim edilmiş. Bu noktada daha artık bu tarihi hatadan vazgeçilmesi ve ciddi işler yapılması gerektiğini söylüyorum. Sayın Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a diyorum ki; “Harun olun. Harun olun yani Numan Bey. Harun olun lütfen. Bakın böyle olmuyor. Harun olun. Ben daha başka bir cümle söylemeyeyim. Siz anladınız onu.”
Bu ülkede başka hadiseler de oldu.
Bakın ben her gün sosyal medyamda İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’ye ve İçişleri Bakan Yardımcısı Ali Çelik’e soruyorum; Türkmenistan vatandaşı iki kişi Türkiye’de kayboldu. Bu çok kişinin ilgilenmediği bir konu ama biz çok ilgileniyoruz çünkü dört çocuk babası bir insan böyle alevere ile geri gönderme merkezinden Türkmenistan’a yollandı belli ki fakat bu resmiyette açıklanmadı. Soru önergesi ile soruyoruz. Ciddiyesiz cevaplar geliyor bize İçişleri Bakanlığı’nda. Tekrar soruyoruz. Nerede bu kişiler kardeşim? Her gün soruyorum bakın. Alisher Sahatov ve Abdulla Orusov nerede? Sinop’tan alınıp Ankara’ya, oradan Edirne geri gönderme merkezine götürüldü ve ardından bütün bu hukuksuzluklardan sonra Alisher Sahatov ve Abdulla Orusov’dan haber alınamıyor. 313 Gündür kayıplar. Memlekette can güvenliğiniz, hukuk güvenliğiniz bu halde arkadaşlar. 4 Tane çocuk babalarını arıyor. Babaları geri gönderme merkezinden çıktıktan sonra belli ki kaçırılmış ve Türkmenistan’a gönderilmiş büyük ihtimalle fakat İçişleri Bakanlığı cevap vermemek için 40 değil 80 takla atıyor şu anda arkadaşlar. Böyle bir şey olamaz ya. Geçenlerde bir skandal iade kararı yüzünden Göç İdaresi Başkanlığı görevden alındı, bunu biliyorum. Asıl büyük skandal 313 gün önce yaşandı arkadaşlar bu memlekette. İçişleri Bakanlığı haberiniz mi yok? Umurunuzda mı değil? Bana bunu bir anlatın. Bu iki Türkmen aktivistin akıbeti açıklansın diyorum ve İçişleri Bakanlığı’na bir başka soruyu da Çankırı Emniyeti açısından soruyorum.
Ben 9 aydır Çankırı Emniyeti’nin bir icraatını konuşuyorum. Çankırı Emniyeti’nde Tem şube’de görevli Rahman Cebe isimli bir polis ve ekibi 3 genç kadına Çankırı Emniyeti’nden tutuklandıktan sonra alıp, adliyede tutuklanıyorlar, alıp bu kişileri hem gözaltında hem tutuklandıktan sonra kötü muamele ve işkence ile bolu cezaevine götürüyorlar ve o kadar kötü muameleler yapılıyor ki kadınların yüzüne tükürülüyor, efendim üzerlerine kahve dökülüyor, hakaret, küfür ve neler neler yaşanıyor. Tehdit, hakaret ve ahlaksız muamele iddiaları hakkında da herhangi bir işlem yapılmıyor. Soruyoruz, cevap verilmiyor. Sonra araştırıyoruz, bakıyoruz ki orada bu genç öğrencilerin avukatları suç duyurusu yapmış, savcı da sormuş; “Ya ne oldu, kim o gün görevliydi, hangi polislerden kim nasıl yapmış?” TEM’den cevap geliyor, bu fiili yapan Rahman Cebe cevabı yazıyor ve o günkü ekibi, içinde kendisinin de olduğu ekibin isimlerini yazmıyor. Savcı tekrar cevap veriyor. Ya diyor ki : “Kardeşim anlamsız cevap verme bana doğru dürüst isim gönder.” Rahman Cebe diyor. Rahman Cebe ikinci cevabında diyor ki: “Kardeşim cevap gönderdik ya fiziksel olarak bir daha gönderemeyiz.” Daha sonra kişilerin ismi belli olmadı diye meçhul şahıs diye takipsizlik veriliyor. Konu kapatılıyor. Biz tekrar bunun üstüne gittik. Bakın aylardır bu konu üzerindeyim. Bu genç öğrencilerin mektuplarını yayınladık ve çok çarpıcı ifadeler vardı ve ben İçişleri Bakanlığı’na sordum; Sizin kızınız yok mu dedim. Hiç utanmıyor musunuz? Ağır ve sert sorular sordum. Ardından bakanlık yetkilileriyle konuştum ve bana Sayın Ali Çelik; “Ya bir müfettiş görevlendirdik Ömer Bey.” Dedi ve hala müfettiş çalışmalarını sonuçlandırmadı ki belki de müfettiş bile daha gitmedi. Bilmiyorum. Müfettiş gittiyse birkaç aylık meseleyi daha sonuçlandıramadı. Türkiye Devleti’nin İçişleri Bakanlığı bu kadar mı ağır işler yapıyor? Bu kadar mı hantal? Çankara Valisini, Vali Yardımcısı’nı aradım. Ne oldu bu iş? Diyorum ve bana tatminkar cevaplar vermemek. Herkes birbirine topu atıyor. Bu ülkede genç kadınların can, hukuk, namus emniyeti yok demek ki arkadaşlar. Zamanında ben çıplak arama rezaletini ortaya çıkarmıştım. Şimdi de bu işin peşini bırakmıyorum. Bakın İçişleri Bakanlığı, ben size net bir şey söylüyorum; Kimse benim takibimden kurtulamaz. İçişleri Bakanlığı yetkilileri bu işi sümenaltı örtbas ederek kurtulamazlar. Rahman Cebe ve ekibi görevden alınmalıdır. Bu ülkede genç kadınlar rahat, huzurlu bir şekilde dolaşmalı. Kamu dairelerinde canından, hukukundan, namusundan emin bir şekilde oralarda görünmeli. “Ben polisin elinden kurtulayım da cezaevine gireyim lanet olsun.” dememeli bir genç kadın ama Türkiye’de böyle. O kadar kötü muamele görmüş ki cezaevine giderken, “Ya bu polislerin elinden kurtulayım da cezaevine gireyim.” demiş. Bakın bu olacak bir iş mi! Biz konuyu takip ediyoruz. ve bu konuda cevap bekliyoruz arkadaşlar. Millete yapılan muamele konusunda bir milletvekilinin elinden kurtulamazsınız. “Ya Gergerlioplu bu konuyu unutur ya. Tamam ya, boşver.” demeyin kardeşim. Ben unutmam. Bunu da size söyleyeyim.
Ayrıca bakın, İçişleri Bakanlığı’nın bir vukuatı daha var. Adana Valiliği ve Adana Emniyeti’nin. Filistin aktivisti. Bakın, Türkiye’nin ikiyüzlülüğünü gören, İsrail ile ticaretini gören bir hanımefendi Adana’da eylem yapıyor ve ne oluyor? Bu eyleminde kendisi konuşurken cihazına Bluetooth ile girilerek oyun havaları müstehcen şarkılar çalıyorlar. Orada tek başına bir kadın olarak, bakın tek başına oradaki onlarca erkeğe diyor ki: “Ya hiç utanmıyor musunuz? Bir kadına böyle bir engelleme yapıyorsunuz ki hem benim gündeme getirdiğim konu İsrail’in yaptığı soykırım konusu. Ttüm insanlığın üzerinde birleştiği bir konu. Nasıl böyle gayri ahlaki bir tavır sergilebiliyorsunuz?” Sayın Fevziye Şenoğlu’nun bu itirazını görmezden geliyorlar. Biz devreye girtik. Adana Valiliği’ni aradık. Telefonlardan kaçtılar. İçişleri Bakan Yardımcısını aradık, Sayın Ali Çelik Bey; “Müfettiş görevlendireceğim.” dedi. Buradaki polislerin akıbeti ne oldu? Bunu da bilmiyoruz. Bu konuda da bir gelişme bekliyoruz. Tek başına Filistin uğruna her şeyini veren bir hanımefendiyle alay edecek kadar küçülen insanları ben kabul edemiyorum. Böyle insnalar polislik yapmamalı. Böyle insanlar polislik görevinden alınmalı arkadaşlar. Parçalanmış bebeklerin, yıkılmış şehirlerin hakkını savunan bir soykırıma tek başına karşı duran Sayın Şenoğlu’na bu muamele kabul edilemez arkadaşlar. Olacak bir iş değil. Ben bunu kabul etmiyorum ve bir an evvel bu kamu görevlileri hakkında da işlem yapıldığını duymak istiyorum.
Ben her gün bu konularda, bu üç konuda tweet atıyorum. Yani takipimi sürdürüyorum, sürdüreceğim.
Aynı zamanda bir başka yerel konuda da 200 günü aşkın tweet atıyorum. Dilovası yangın katliam faciasının hesabını sormak için atıyorum. Hala kamu görevlileri yargılanmış değil üzerinden 200 günden fazla zaman geçmiş bakın oradaki kadınların, çocukların emekçilerin durumunu gündeme diyorum ve onların hakkını arıyorum. Bakın görüyorsunuz Dilovası’ndaki parfüm deposu yandığının 208. günü demişiz. “Hala adalet yok. Hala öyle de böyle de.” diyorlar. Kamu görevleri yargılanmıyor. Bakanlık görevleri yargılanmıyor. Umurlarında değil. Arkadaşlar bu bizim kabul edeceğimiz bir şey değil.
Yüksel Kocaman için Yargıtay’ın önünde bir eylem yaptım. İki kez yaptım. Birinci kez gittim, orada konuştum. Ses vermediler, bir açıklama yapmadılar. Bu sefer ikinci kez gittim; bu sefer el feneriyle gündüz vakti adalet aradım Yargıtay’ın önünde. İronik değil mi? Yargıtay’ın önünde fenerle adalet arayan bir milletvekili. Zamanında da, Atina’da, ünlü felsefeci Romen Diyojen, hiç kimseye boyun eğmeyen Romen Diyojen, gündüz vakti fenerle bir arama yapmış. Demişler ki; “Ne arıyorsun gündüz vakti? Bir de ne feneri? Gündüz fenerin ne anlamı var Güneş var, ne feneri?” “Güneş de olsa ben elimdeki fenerle insan arıyorum, insan.” Demiş.;nsan olmadığına dair bir vurgu yapmış, çok çarpıcı bir cümle. Bakın ben de Yargıtay Binası’nın önünde, elimde bir fenerle adalet arıyorum arkadaşlar. Bu adalet nedir? Zamanında Ankara Cumhuriyet Başsavcısı, Yüksel Kocaman, Ayhan Bora Kaplan’dan para aldığı, araba parası aldığı söylendi. Arabasının parasının Ayhan Bora Kaplan’ın ödediği söylendi biz bunları gündem ettik falan. Bizim konuşmalarımıza erişim engeli gitti. Meclisteki basın toplantıma düşünün. Daha sonra bu işin belgesi çıktı. Dekont ıktı ya. Belge çıktı, belge. Belgesi çıktı, yine Yargıtay’dan bir açıklama yapmıyorlar. Ya Yargıtay’da Zikrullah Bey, siz bir şey söyleyin. Oğuz Dik, siz bir şey söyleyin. Yüksel Kocaman mesai arkadaşınız. Nasıl böyle bir konuya siz de susuyorsunuz? Sayın Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez siz bir şey söyleyin. Allah aşkına memleketin Yargıtay’ı yani en üst adalet makamı, bakın böyle ihtişamlı da bir şekilde yapılmış. Tarihi eski Yunan binaları gibi büyük adalet sarayı imajıyla yapılmış üstüne de kubbe yapmışlar. Orada adalet imajı mı veriyorlar? Her şey taslamam. Binalar var ama orada adalet yok. Ben de elimde fenerle adalet arıyorum arkadaşlar. İşte memleketin hali bu ve biz bu hali ifşa etmeye devam edeceğiz arkadaşlar. ÖFG TV bunu ifşa etmeye devam edecek. Bir milletvekili olarak ben pasif duramam. Sonuna kadar bu skandalları ifşa edeceğim. Etmeye devam edeceğim. Kimseye de boyun eğilmeyeceğim ve milletvekilliğimin hakkını vermeye çalışacağım. Böyle bir şey olamaz, boyun eğme olamaz. Konunun takibindeyim ve herkes işini yapsın diyorum. Koca koca meclisler var, yargıtaylar var, kimse işini yapmıyor. Meclis başkanlığı, bakıyorsunuz 15 Temmuz raporunu gizlemekle meşgul. Ya kamera görüntülerini de bari gizleyin. Alın size işte skandal kamera görüntüleri. İsmail Kahraman bir açıklama yap lütfen ya. Allah aşkına bu ne ya? Şu hale bakın yani. Sayın İsmail Kahraman sen bari bir şey de bak Numan Bey bir şey diyemiyor. Ya kaç tane başkan geçmiş on senede herkes sümeninaltına koyuvermiş bu raporu. Ne oldu ne bitti? Niye Hulusi Akar gelmedi konuşmadı? Neden Hakan Fidan gelmedi konuşmadı? Ne oldu ne bitti kardeşim? Niye şu anda Sayın Hulusi Akar hala sessiz? Bütün bunları açıklamanızı bekliyoruz ve bugün de programımızı burada bitiriyoruz. Hepinize hayırlı akşamlar, hoşça kalın. Haftaya Salı günü inşallah Allah ömür verirse, sağlık verirse Salı günü saat 21.00’da tekrar birlikte olacağız.


























Yorumlar