21 Temmuz 2026
ÖFG TV’den herkese merhaba.
Her hafta salı günü saat 21.00’de, haftanın önemli insan hakları gündemleri ve konuklarıyla karşınıza çıktığımız programımıza başlıyoruz.
Son bir aydır bütün dünya futbolu konuştu, Dünya Kupası maçları oynandı. Futbolu çok yakından izlemiyorum ancak ister istemez son maçlara biraz baktım ve sporun da giderek siyasete bulandığını gördüm.
Arjantin Millî Takımı’nın İsrail tarafından desteklendiği yönünde çok güçlü iddialar ve görüntüler vardı. Özellikle final maçında takımın inanılmaz derecede korunduğu yönünde bir izlenim oluştu. Bu durum gerçekten çok rahatsız ediciydi. Futbolda iyi oynayan kazansın; ancak bazı takımlara iltimas geçildiği ve arkalarında kimi devletlerin bulunduğu yönündeki iddialar son derece rahatsız edici.
Bu arada, Filistin’in dostu Pedro Sánchez’in ülkesi İspanya’nın şampiyon olması da oldukça önemli ve değerliydi. İspanya, Filistin’de yaşanan soykırıma cesurca karşı çıkan ve bu nedenle dünyada yalnız bırakılan bir ülke. İspanya’nın lideri de son derece önemli bir duruş sergiledi.
Bir tarafta arkasında İsrail’in olduğu iddia edilen bir ülke, diğer tarafta Filistin’in çok güçlü bir destekçisi olan İspanya vardı. İster istemez hepimiz İspanya’yı tuttuk. Sonunda İspanya, bileğinin hakkıyla şampiyonluğu kazandı. Tebrik ediyorum.
Bugün siyaset dünyası oldukça yoğun bir gün yaşıyor. Türkiye’nin en büyük ve en önemli meselesi olan Kürt meselesinin çözümü yönünde bazı adımlar atılıyor. Elbette bu adımlar kolay atılmıyor.
Bugün TBMM Başkanı’nın siyasi partilere yönelik ziyaretleri var. Bir çerçeve yasa hazırlığından söz ediliyor ve Meclis de kapanmak üzere. Bir hafta içerisinde bu yasanın yetişmesi mümkün görünmüyor. Meclis kapandıktan sonra 15 Ağustos’ta olağanüstü toplantı yapılabileceği yönünde iddialar ileri sürülüyor. Böyle de olabilir, olmayabilir de… Çeşitli söylentiler dolaşıyor.
Şu anda ne kadar ve yüzde kaç oranında bir anlaşma sağlandığı tam olarak bilinmiyor. Doğru dürüst bir açıklama da yapılmıyor; yalnızca sınırlı açıklamalarla yetiniliyor.
Anlaşıldığı kadarıyla bu çerçeve yasayla en azından silahların bırakıldığı ilan edilmiş olacak. Bu önemli. Çünkü silahlar varken bir meseleyi anlatmak mümkün olmuyor.
Kürt meselesinde Kürtlerin uğradığı mağduriyet açıkça ortada. İnsan hakları savunucuları açısından bu mesele çok önemli ve ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Fakat yıllarca bizi zorlayan konu, silah meselesiydi: “Terör var, silah var, ölümler var, şehitlerimiz var; sen kim oluyorsun da Kürt meselesi var diyorsun?”
Bunun mağdurlarından biri de benim. Binlerce mağduru var. “Kürtlere haksızlık yapıldı” dediğiniz anda terörist ilan ediliyorsunuz. Böyle inanılmaz bir durum yıllardır devam ediyor. Bu nedenle en azından silahların bırakılması önemlidir.
Kürt halkı da bu noktada son derece tedirgin. “Tamam, silahlar bırakılacak ama sonra ne olacak? Bizim buradan bir kazanımımız olmayacaksa, haklarımız konusunda herhangi bir gelişme sağlanmayacaksa böyle bir barışı ne yapalım?” diyen çok sayıda insan var. Haksız da değiller.
Bir mesele tamamlanıp kapanacak ancak Kürtlere yönelik ayrımcılık devam edecekse “Bu mesele kapandı” demenin ne kadar anlamı olabilir? Bütün bunların değerlendirilmesi gerekiyor.
Her ne kadar sürecin üzerinde önemli gölgeler ve soru işaretleri bulunsa da biz bu konuda barışın sağlanması gerektiğini düşünüyor ve süreci destekliyoruz. Umarım bu bir başlangıç olur. Silah bırakanların rehabilite edilmesi ve sivil hayata entegre edilmesi yönünde bir başlangıç yapılır, ardından gerekli diğer adımlar da gelir.
Kürt meselesinin çözümü konusunda anayasal adımlar atılmalıdır. Şu anda gördüğümüz ve benim anladığım kadarıyla yalnızca silahların bırakılması yönünde bir adım atılacak; bunun dışında şimdilik başka bir gelişme olmayacak gibi görünüyor.
Elbette farklı iddialar da var. Düzenlemenin “irtibat ve iltisak” kavramlarına, örgüt üyeliği ve propaganda suçlamalarına kadar uzanacağını söyleyenler de bulunuyor. Çok farklı söylentiler var. Bundan sonraki sürecin nasıl ilerleyeceğini henüz bilmiyoruz.
Bu arada Meclis de kapanıyor. Birkaç yasa daha görüşülecek ve ardından Meclis çalışmalarına ara verecek.
Biz yine sahada olacağız arkadaşlar. Kocaeli’de, Ankara’da, cezaevlerinde olacağım. Geçtiğimiz hafta cezaevlerinde ve mahkeme salonlarındaydım. Buraları takip etmeye ve sorunları dinlemeye devam edeceğiz.
Sadece cezaevlerinde değil, vatandaşın mağdur edildiği her yerde olacağız. İnsanların sorunlarını dinleyecek ve çözüm üretmeye çalışacağız.
Bu hafta, bir aksilik olmazsa Kocaeli’nin yerel sorunlarıyla ilgili bir gündemimiz olacak. Mecliste gündem dışı bir konuşma yaparak Kocaeli’nin sorunlarını gündeme getireceğim. Kocaeli’nin kronikleşmiş birçok meselesi var. Bunlarla ilgili çalışmalarımız sürecek.
Bugün Dilovası Parfüm Deposu Katliamı’nın duruşması da görüldü. Ankara’daki yoğun çalışmalarımız nedeniyle duruşmaya katılamadık. Kamu görevlileri davaya kısmen dâhil edildi ancak yalnızca belediye görevlileri yargılanıyor. Diğer sorumlular hâlâ davaya dâhil edilmiş değil. Sanki bütün suç yalnızca Dilovası Belediyesindeymiş gibi davranılıyor.
Kardeşim, belediye görevlilerinin de sorumluluğu var ancak başka sorumlular da bulunuyor. Gariban kadınlar sigortasız bir şekilde; ruhsatsız ve yıkılması gereken bir binada çalıştırılıyor fakat kimse bunu umursamıyor.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Kocaeli Valiliği, Dilovası Kaymakamlığı ve Kocaeli Büyükşehir Belediyesi… Hiç kimsenin umurunda değil. Bu garip değil mi arkadaşlar? Allah aşkına, bu izinler nasıl verildi? Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bu durumu nasıl tespit edemedi? Bu iş alavere dalavereyle nasıl kapatıldı? “Paketleme yapıyoruz, ruhsatımızı şöyle böyle hallettiler” denilerek bu işlerin üzeri nasıl örtüldü?
Şimdi insanlar hayatını kaybetti ve bir daha geri gelmeyecek. Yakınları ise adalet arıyor. Bu adalet arayışı son derece önemlidir. Biz de Meclisten kendilerine destek olduk.
Bugün duruşmaya gidemedik. Avukatların aktardığı kadarıyla duruşmanın bugün tamamlanacağı ve yarına kalmayacağı söylendi. Belki gece geç saatlere kadar sürdürüp bu şekilde tamamlayabilirler.
Fakat biz sürekli söylüyoruz: Bu iş burada bitmez! Göz boyama kabilinden üç-beş kişi hakkında dava açar, olayın asıl nirengi noktalarına değinmezseniz yeni faciaların yaşanması kaçınılmaz olur.
Bakın, Derince’de de bir kaza oldu; bir fabrika yandı ve fabrikanın ruhsatsız olduğu ortaya çıktı. Kardeşim, bu ne hâldir? Önüne gelen ruhsatsız işler yapıyor. Biz de bunları takip ediyor ve böyle olmaması gerektiğini binlerce defa söylüyoruz.
Üç kuruş para kazanmak uğruna insanların hayatını tehlikeye atan bu düzen kabul edilemez. Böyle bir çalışma düzeni olamaz!
Bugünkü programımızı çok uzatmayalım ve burada bitirelim. Bakalım siyasi gelişmeler nereye varacak, Kürt meselesinde süreç nasıl ilerleyecek? Mutlaka bir gelişme ve iyileşme sağlanmalıdır.
Sadece siyasi bir anlaşmaya veya mekanik bir silah bırakma sürecine değil, toplumsal bir iyileşmeye de ihtiyaç var. Toplumun kirletilen zihni de temizlenmeli ve iyileştirilmelidir.
Yıllarca süren silahlı çatışmalar toplumda inanılmaz bir faşizm dalgası oluşturdu. Bunun da sona ermesi gerekiyor. İnsanları yargısız bir şekilde “terörist” ilan etme geleneği hâlâ sürüyor. Sivil ölümleri ve KHK mağduriyetleri devam ediyor.
Kürt meselesinin çözümü konusunda adımlar atılırken diğer meselelerde benzer adımların atılmaması da üzücü. Bu demokratikleşme iradesinin diğer sorun alanlarına da yansıması gerekiyor. Ben sürekli söylüyorum: İktidarın şu anda böyle bir düşüncesi yok.
Ancak bütün KHK’lılara şunu söylemek istiyorum: Kürt meselesinin çözümü, diğer meselelerin çözümünün de önünü açabilir. Bu nedenle Kürt meselesinin çözümünü desteklemekte fayda olduğunu düşünüyorum. En azından çok sınırlı da olsa Türkiye’nin demokratikleşmesine bir katkısı ve desteği olabilir.
Diyeceklerim bu kadar. Haftaya inşallah yeniden buluşur, konuklarımızı ağırlarız.
Önümüzdeki salı günü saat 21.00’de görüşmek üzere…
Herkese hayırlı akşamlar, hoşça kalın.


























Yorumlar